Maymun Kral ve Buda'nın hikayesi - Ji Hao: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
681 kelime 129 kel/dk

Video özeti: Bu anlatı, asi Maymun Kral’ın yenilip bir dağın altında beş yüz yıl hapsedilmesinden keşiş Tripitaka’yla huzursuz bir ortaklık kurmasına uzanan süreci izliyor. Gururuyla yüzleşmek ve şiddet dürtülerini denetlemek zorunda kalan Sun Wukong, kendisini kurtuluşa götürebilecek batı yolculuğuna başlıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. wreaking havoc — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Büyük çaplı hasar ya da kargaşa yaratmayı anlatan bu güçlü ve doğal sözcük birlikteliğini anlayacaksınız. İfade; mitlerde, haberlerde ve yorumlarda tanınabilir ve “sorun çıkarmak” yıkımın boyutunu aktarmakta yetersiz kaldığında kullanılabilir. 2. vowing to mend his ways. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu sözün, bir şeyi gerçekten onarmaktan ziyade kötü davranışları düzeltmeye yönelik içten bir yemin bildirdiğini öğreneceksiniz. Bir karakterin ahlaki dönüm noktasını veya zararlı alışkanlıkları bırakma yönündeki açık niyetini anlatabilirsiniz. 3. Only now did Tripitaka recognize — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: “only now” başa getirildiğinde devrik yapı oluştuğuna ve gecikmiş fark edişin vurgulandığına dikkat edeceksiniz. Bu resmî anlatı kalıbını tanıyabilir ve birinin durumu nihayet kavradığı kesin anı daha çarpıcı biçimde göstermek için kullanabilirsiniz.

Bu derste

After wreaking havoc across the heavens, Kalıp ifadeler

0:09

Gökleri birbirine kattıktan,

pilfering the potion of immortality and defeating the strongest warriors in the Jade Emperor's court, Kültür

0:12

ölümsüzlük iksirini çaldıktan ve Yeşim İmparator'un sarayındaki en güçlü savaşçıları yendikten sonra,

Kültür

Jade Emperor's court: court sözcüğünün hükümdar sarayı anlamı

Jade Emperor, Çin mitolojisinde göklerin hükümdarıdır. Bu hükümdarlık bağlamında court, yöneticinin saray halkını ve yönetim çevresini, yani ona bağlı görevlileri, hizmetkârları ve savaşçıları ifade eder. Bu nedenle, the strongest warriors in the Jade Emperor's court, onun göksel sarayında hizmet eden ya da bu saraya bağlı olan en güçlü savaşçılar demektir. Buradaki court, mahkeme veya spor sahası anlamında değildir.

Alıştırma

Bu cümlede Jade Emperor's court ne anlama geliyor?

  1. Hükümdarın saray halkı ve yönetim çevresi
  2. Spor için kullanılan çizgilerle belirlenmiş alan
  3. Hukuki davaların görüldüğü yer
Cevabı göster

Hükümdarın saray halkı ve yönetim çevresi

the Monkey King had finally been captured in a white-hot prison cell. Dilbilgisi

0:19

Maymun Kral nihayet akkor halindeki bir hapishane hücresinde esir alınmıştı.

Kalıp ifadeler

wreaking havoc: ciddi hasara veya kargaşaya yol açmak

To wreak havoc, ciddi hasara, düzensizliğe veya aksamaya yol açmak demektir. Burada wreaking havoc, Maymun Kral'ın göklerde yarattığı yıkıcı kargaşayı anlatır. Wreak havoc ifadesini yaygın bir sözcük birlikteliği olarak öğrenin. Bu ifadede wreak “yol açmak veya vermek”, havoc ise ortaya çıkan yıkıcı sonuç anlamındadır; ifadenin bütünü yalnızca make trouble demekten daha doğal ve daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi wreak fiilinin geçmiş zamanını içeren sabit ifadeyle tamamlayın: The hurricane ____ on the island's power grid.

Cevabı göster

wreaked havoc

Dilbilgisi

had finally been captured: Edilgen Past Perfect

Had been captured, had been + geçmiş zaman ortacı yapısındadır ve past perfect'in edilgen biçimidir. Edilgen yapı, Maymun Kral'ın eylemi yapan değil, yakalanan kişi olduğunu gösterir ve onu kimin yakaladığından çok yakalanmış olmasına odaklanır. Past perfect, yakalanma olayını hikâyedeki başka bir geçmiş noktadan önceye yerleştirir. Finally, bunun uzun veya zorlu bir olay dizisinden sonra sonunda gerçekleştiğini ekler; daha önce gerçekleşme anlamını tek başına finally oluşturmaz.

Alıştırma

Hırsızın polis karakola varmadan önce zaten yakalanmış olduğunu edilgen past perfect ile gösteren cümle hangisidir?

  1. The thief had captured a guard before the police reached the station.
  2. The thief was captured when the police reached the station.
  3. The thief had been captured before the police reached the station.
Cevabı göster

The thief had been captured before the police reached the station.

But rather than cooking him to a crisp, Deyimler

0:26

Ancak bu boğucu kafes onu kavurup çıtır çıtır yapmak yerine,

Deyimler

to a crisp: Isının Aşırı Sonucu

Cook someone or something to a crisp yapısında to a crisp, ısının sonucunu gösterir: kişi veya nesne çok kurur, çıtırlaşır ya da kötü biçimde yanar. Burada ifade abartılıdır; hücrenin onu tamamen yakması bekleniyordu. Bu ifadede crisp, yanmış veya çıtır hâle gelmiş sonucu belirtir. Burada açık ve öz ya da serin ve taze anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamen yanmış ve çıtır anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I forgot the toast and burned it ____.

Cevabı göster

to a crisp

the Sweltering cage had inflamed its captive's strength. Kelime

0:28

esirinin gücünü daha da ateşlemişti.

Kelime

inflamed its captive's strength: gücü artıran bir mecaz

Burada inflamed mecaz anlamda kullanılır. Kavurucu kafesin tutsağın gücünü, sanki daha harlı yanan bir ateşmiş gibi harekete geçirdiğini veya artırdığını anlatır. Nesne olan its captive's strength soyut bir şeydir, bir vücut bölümü değildir. Bu nedenle inflamed bu cümlede “şişmeye veya enfeksiyona yol açtı” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The unfair ruling inflamed the crowd's anger.” cümlesinde inflamed ne anlama gelir?

  1. Bir cilt enfeksiyonuna yol açtı.
  2. Öfkeyi şiddetlendirdi.
  3. Öfkeyi ortadan kaldırdı.
Cevabı göster

Öfkeyi şiddetlendirdi.

Now,

0:33

Şimdi,

he was free once more and itching for a fight. Deyimler

0:34

bir kez daha özgürdü ve kavga etmek için sabırsızlanıyordu.

Deyimler

itching for a fight: çatışmayı çok istemek

Be itching for something, bir şeyi çok istemek ve ona kavuşmak için sabırsızlanmak anlamına gelir. Gerçek bir fiziksel kaşıntıyı değil, güçlü bir isteği anlatır. itching for a fight ifadesinde istenen şey bir kavgadır. Bu yüzden ifade, kişinin bir çatışmayı başlatmaya veya çatışmaya katılmaya hevesli olduğunu gösterir. Tekrar kullanılabilen kalıp be itching for + isim şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ve “çok istemek” anlamına gelen samimi ifadeyle tamamlayın: After months without a game, the team was ____ a rematch.

Cevabı göster

itching for

Desperate,

0:38

Çaresiz kalan

the Jade Emperor called on the only being stronger than he, Öbek fiiller

0:39

Yeşim İmparator, kendisinden daha güçlü olan tek varlığı,

the supreme power in all the heavens,

0:43

tüm göklerdeki en yüce gücü,

the Buddha himself.

0:47

Buda'nın ta kendisini çağırdı.

Öbek fiiller

called on: güçlü birinden müdahale etmesini istemek

Bu cümlede called on, birinden yardım istemek veya müdahale etmesini istemek anlamına gelir. Yeşim İmparatoru, Sun Wukong ile başa çıkmak için Buda'nın gücüne ihtiyaç duyduğu için Buda'dan yardım ister; burada telefon etmek anlamı yoktur. call on + kişi yapısı, o kişiden harekete geçmesinin istendiğini gösterir. Bu yapı özellikle resmî taleplerde, kamuya yönelik açıklamalarda ve anlatımlarda yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede call on, örnektekiyle aynı şekilde kullanılmıştır?

  1. She called out from the doorway.
  2. I called my friend after school.
  3. The mayor called on experts to help solve the crisis.
Cevabı göster

The mayor called on experts to help solve the crisis.

Even in the face of this almighty opponent, Kalıp ifadeler

0:49

Bu kadiri mutlak rakip karşısında bile,

Sun Wukong was not one to grovel. Kalıp ifadeler

0:52

Sun Wukong boyun eğecek biri değildi.

Kalıp ifadeler

in the face of: baskı veya tehlikeyle yüzleşmek

In the face of, bir zorlukla, tehditle veya güçlü bir rakiple karşı karşıya kalındığında anlamına gelir. Burada even in the face of this almighty opponent, Buda'nın ezici gücüne rağmen Sun Wukong'un meydan okumaya devam ettiğini anlatır; fiziksel bir konumu belirtmez. in the face of + isim öbeği, birinin başa çıkması gereken baskıyı veya durumu gösterir. Even ile kullanıldığında bir taviz anlamı oluşturur: baskı vardır, ancak sonraki tutum veya eylem yine de devam eder.

Alıştırma

Bir problem veya tehditle karşı karşıya kalmak anlamındaki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: She stayed calm ____ danger.

Cevabı göster

in the face of

Kalıp ifadeler

was not one to grovel: bir kişinin tipik davranışını değerlendirmek

be not one to + fiilin yalın hâli, “normalde bunu yapacak türden biri olmamak” anlamına gelir. Tek bir eylemi değil, kişinin karakteristik eğilimini anlatır. Buradaki one, bir sayısını değil, “o türden bir kişiyi” ifade eder. Grovel, çoğu zaman merhamet ya da bir iyilik elde etmek için aşağılayıcı biçimde boyun eğmek demektir. Cümle, Sun Wukong'u karakteri gereği bu şekilde yalvarması veya teslim olması pek olası olmayan biri olarak gösterir.

Alıştırma

Onun kolayca pes edecek türden biri olmadığını anlatan yapıyla cümleyi tamamlayın: She is not ____ give up easily.

Cevabı göster

one to

He began boasting of his many talents and demanded the emperor's crown. Ton ve niyet

0:55

Birçok yeteneğiyle övünmeye başladı ve imparatorun tacını talep etti.

Ton ve niyet

boasting of ... and demanded ...: kibri gösteren fiiller

Boasting of his many talents, yeteneklerinden dikkat çekecek biçimde gururla söz etmek anlamına gelir. Demanded, asked for ifadesinden çok daha güçlüdür: tacı kibarca istediği bir iyilik olarak değil, almayı beklediği bir şey olarak sunar. Bu iki fiil birlikte onu kibirli ve otoriteye karşı çatışmacı biri olarak gösterir. Bunları tarafsız fiillerle değiştirmek bu tavrı zayıflatır.

Alıştırma

Bu cümlede boasting ve demanded nasıl bir tavır oluşturuyor?

  1. Gösteriş yapıyor ve otoriteye meydan okuyor.
  2. Kararsız davranıyor ve sorumluluktan kaçıyor.
  3. Sakin biçimde bilgi paylaşıyor ve kibarca ricada bulunuyor.
Cevabı göster

Gösteriş yapıyor ve otoriteye meydan okuyor.

Smiling,

1:00

Gülümseyen

the Buddha declared he would grant that wish Dilbilgisi

1:01

Buda, bu dileği yerine getireceğini ilan etti,

if Sun Wukong could somersault out of his palm.

1:04

eğer Sun Wukong avucunun içinden takla atarak çıkabilirse.

Dilbilgisi

would grant that wish if ... could somersault out of his palm: koşullu söz

would grant that wish if ... koşula bağlı bir sözü ifade eder: Buda, dileği yerine getirmenin ancak koşul gerçekleşirse olacağını söyler. Buradaki grant a wish, bir dileği gerçekleştirmek ya da kabul etmek demektir; bir nesneyi basitçe vermek anlamına gelmez. if Sun Wukong could somersault out of his palm bölümü meydan okumanın koşulunu, he would grant that wish bölümü ise verilen sözü ve sonucu gösterir. Geçmiş zamanlı bu anlatıda would, sonucu o geçmiş andan bakarak anlatır; dileğin zaten gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle bir koşula bağlı olan sözü ifade eder?

  1. The wizard grants her wish every time she solves the riddle.
  2. The wizard granted her wish because she solved the riddle.
  3. The wizard would grant her wish if she solved the riddle.
Cevabı göster

The wizard would grant her wish if she solved the riddle.

The Monkey King gladly pranced onto the Buddha's hand Kelime

1:08

Maymun Kral sevinçle Buda'nın eline sıçradı

and shot into the air, Kalıp ifadeler

1:12

ve havaya fırlayarak,

Kelime

pranced onto the Buddha's hand: Buda'nın elinin üzerine gösterişli biçimde sıçramak

pranced onto, hareket bildiren prance fiilini onto ile birleştirir. Hafif, esnek ve ayakları yüksek kaldırarak bir yüzeyin üzerine çıkmak anlamına gelir; çoğu zaman gururlu veya gösterişli bir tavır da taşır. Walked onto ifadesinden daha canlıdır. Bu cümlede gladly ve pranced, Sun Wukong'un Buda'nın elinin üzerine kendinden emin ve biraz gösteriş yapar gibi çıktığını gösterir. Onto, varılan yüzeyi, yani elin üst kısmını belirtir.

Alıştırma

Pranced onto cümleye nasıl bir tavır katıyor?

  1. Elin üzerine canlı, gururlu veya gösterişli bir biçimde hareket ettiğini ima eder.
  2. Elin üzerine tarafsızca yürüdüğünü gösterir.
  3. Korkarak elin üzerine düştüğünü gösterir.
Cevabı göster

Elin üzerine canlı, gururlu veya gösterişli bir biçimde hareket ettiğini ima eder.

Kalıp ifadeler

shot into the air: ani ve hızlı biçimde havaya yükselme

Bu cümlede shot, shoot fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir; ancak hareket fiili olarak kullanılmıştır. Özne çok hızlı ve aniden yukarı doğru hareket etmiştir. Burada silah kullanmak anlamına gelmez. Into the air, hareketin yönünü gösterir: daha alçak bir konumdan havaya çıkmak. Moved veya flew gibi daha tarafsız fiillerle karşılaştırıldığında shot, hareketi daha patlayıcı ve ani gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede shot, “silah kullandı” değil, “aniden ve hızla hareket etti” anlamındadır?

  1. The cork shot into the air when the bottle opened.
  2. The guard shot into the air to warn the crowd.
  3. The crew shot the scene before sunset.
Cevabı göster

The cork shot into the air when the bottle opened.

landing in a far-off region

1:13

uzak bir bölgeye indi.

where five pink pillars seemed to mark the edge of the heavens. Notlar

1:15

Orada beş pembe sütun göklerin sınırını işaretliyor gibiydi.

Dilbilgisi

seemed to mark: görünürde olan ancak doğrulanmamış bir sınır

Seemed to mark, seem + to + fiil yapısını kullanır. Sınırın belirtilmesini doğrulanmış bir gerçek olarak değil, bir görünüş veya yorum olarak sunar. Geçmiş zaman biçimi seemed, hikâyenin geçmiş zamanda anlatılmasına uyar. Burada mark, “bir sınırın nerede olduğunu göstermek” anlamına gelir. Bu ifade, okuru gözlemcinin sınırlı bakış açısında tutar: sütunlar sınır işaretleri gibi görünür, ancak anlatıcı bu izlenimin yanlış olabileceğine yer bırakır.

Alıştırma

Hangi cümle sınırı kesin olmayan görsel bir izlenim olarak sunar?

  1. The buoys seemed to mark the safe channel.
  2. The buoys were moved away from the safe channel.
  3. The buoys marked the safe channel.
Cevabı göster

The buoys seemed to mark the safe channel.

Kültür

edge of the heavens: hayalî bir mitolojik sınır

Bu mitolojik anlatımda the heavens, dış uzayı değil, göksel âlemi anlatır. Bu nedenle the edge of the heavens, bu âlemin hayal edilen en uzak sınırıdır. Sun Wukong'un bakış açısından beş sütun bu sınırı işaret ediyor gibidir; bu da onun gerçekten sona ulaştığına inandığını gösterir. İfade, doğaüstü bir âlemi fiziksel bir kenarı olan yer gibi sunar.

Alıştırma

Bu cümlede edge of the heavens ne anlama geliyor?

  1. göksel âlemin hayalî sınırı
  2. evrenin bilimsel olarak ölçülmüş sınırı
  3. sıradan bir binanın çatı kenarı
Cevabı göster

göksel âlemin hayalî sınırı

Cackling with glee, Kalıp ifadeler

1:20

Neşeyle kıkırdayan

Sun Wukong proudly marked his territory. Deyimler

1:22

Sun Wukong gururla kendi bölgesini işaretledi.

Kalıp ifadeler

Cackling with glee: cümle başındaki -ing yapısında eylem ve duygu

Cackling with glee, yoğun bir sevinç nedeniyle tiz, gürültülü ve neredeyse çılgınca gülmek demektir. Burada Sun Wukong'u yalnızca neşeli değil, zafer kazanmış ve kendinden çok memnun biri olarak gösterir. Dil bilgisi açısından Cackling with glee, cümle başında kullanılan bir -ing ortaç öbeğidir. Ana cümlenin öznesi Sun Wukong'u betimler ve marked his territory ile aynı anda gerçekleşen bir eylem ve duygu ekler.

Alıştırma

Maya'nın sevinçle tiz bir şekilde güldüğünü göstermek için cümle başındaki öbeği doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Trembling with fear, Maya opened the treasure chest.
  2. Cackling with glee, the treasure chest opened in front of Maya.
  3. Cackling with glee, Maya opened the treasure chest.
Cevabı göster

Cackling with glee, Maya opened the treasure chest.

Deyimler

marked his territory. ... bir yer üzerindeki kontrolü sahiplenmek

mark one's territory, bir yerin sana ait olduğunu veya senin kontrolünde bulunduğunu belirtmek anlamına gelir. Bu ifade, hayvanların koku ya da iz bırakarak alanlarını sahiplenmesinden gelir; bu nedenle insanlar için kullanıldığında genellikle rekabetçi ve bölgeci bir ton taşır. Burada Sun Wukong yalnızca fiziksel bir işaret bırakmıyor. Proudly, sınırı fethettiğini düşündüğünü ve oranın kontrolünü gösterişli bir biçimde sahiplendiğini anlatır.

Alıştırma

Sun Wukong proudly marked his territory cümlesinde marked his territory ifadesi onun tavrı hakkında ne düşündürüyor?

  1. Bölgeyi kontrol ettiğini gururla ilan ediyor.
  2. Daha sonra hatırlamak için tarafsız bir not alıyor.
  3. Bölgeyi koruması için başka birinden yardım istiyor.
Cevabı göster

Bölgeyi kontrol ettiğini gururla ilan ediyor.

Returning to the Buddha,

1:25

Buda'nın yanına döndüğünde,

he demanded his new title.

1:27

yeni unvanını talep etti.

But he was distracted by a familiar odor.

1:29

Ancak tanıdık bir koku dikkatini dağıttı.

Looking back,

1:33

Arkasına baktığında,

he was shocked to find he'd never left the Buddha's hand. Kalıp ifadeler

1:34

Buda'nın elini hiç terk etmediğini fark edip şok oldu.

Kalıp ifadeler

shocked to find ... beklenmedik bir şeyi fark etmek

be shocked to find + bir cümlecik, bir gerçeği fark etmek ve bu keşif karşısında çok şaşırmak ya da sarsılmak anlamına gelir. to ile kurulan mastar, keşfedilen gerçeği tanıtır; yaşanan şokun amacını anlatmaz. Bu cümlede shocked to find şaşırtıcı bir tersine dönüş anını belirtir: Elinden hiç ayrılmadığını fark eder.

Alıştırma

Maya was shocked to find the box empty cümlesinde shocked to find ne anlama gelir?

  1. Boş bir kutu bulmak istedi.
  2. Bir kutuyu dikkatlice aradı.
  3. Kutunun boş olduğunu fark etti ve çok şaşırdı.
Cevabı göster

Kutunun boş olduğunu fark etti ve çok şaşırdı.

Suddenly,

1:38

Aniden,

those five fingers transformed into a mountain range, Kalıp ifadeler

1:39

o beş parmak bir dağ silsilesine dönüştü,

Kalıp ifadeler

transformed into a mountain range: bir sıradağlara dönüşmek

Transformed into, bir biçimden veya durumdan başka bir biçime ya da duruma tamamlanmış bir değişimi anlatır. Those five fingers değişen şeyi, a mountain range ise into sözcüğünden sonra gelen sonucu belirtir. Geçmiş zaman biçimi transformed, değişimin tamamlandığını gösterir. Bu yapı fantastik dönüşümlerde olduğu gibi maddeler, yerler, işlevler veya sistemlerdeki gerçek değişimler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Değişimin sonucunu tanıtan edatı tamamlayın: The empty lot was transformed ____ a small community garden.

Cevabı göster

into

which flipped and pinned Sun Wukong to the ground. Kalıp ifadeler

1:44

ters dönerek Sun Wukong'u yere çiviledi.

Kalıp ifadeler

pinned Sun Wukong to the ground: Sun Wukong'u yere bastırıp hareketsiz bırakmak

Pin someone to the ground, bir kişiyi yere doğru bastırıp serbestçe hareket edemeyecek şekilde orada tutmak demektir. Bu cümlede pinned, pin fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve Sun Wukong fiziksel olarak engellenen kişidir. Yapı pin + kişi + to + yüzey veya konum şeklindedir. To the ground, eylemin sonucunda oluşan konumu gösterir. Bu nedenle ifade yalnızca itme veya düşürmeyi değil, bastırıp hareketsiz tutmayı vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede pinned Sun Wukong to the ground ne anlama geliyor?

  1. Sun Wukong'u yere itti ama hemen bıraktı
  2. Sun Wukong'u yere bastırıp hareket edemez hâlde tuttu
  3. Sun Wukong'un kıyafetine küçük bir iğne taktı
Cevabı göster

Sun Wukong'u yere bastırıp hareket edemez hâlde tuttu

Using a sacred seal,

1:48

Kutsal bir mühür kullanan

the Buddha secured the prison, Kelime

1:50

Buda, hapishaneyi sağlama aldı,

Kelime

secured the prison: fiil olarak secure

Burada secured, secure fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Secured the prison, hapishanenin zorla açılamaması veya içinden kaçılmaması için sağlamlaştırıldığı, korunduğu ve kontrol altına alındığı anlamına gelir. Yapı secure + nesne şeklindedir. Bir yer, kapı veya fiziksel nesneyle kullanıldığında secure çoğunlukla kilitlemek, sabitlemek ya da başka bir şekilde güvenli hâle getirmek demektir; bu cümlede “elde etmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The guards secured the building before the storm,” cümlesinde secured ne anlama gelir?

  1. Binayı güvenli hâle getirip sağlamca kapattılar.
  2. Binayı satın aldılar.
  3. Binayı keşfettiler.
Cevabı göster

Binayı güvenli hâle getirip sağlamca kapattılar.

trapping the Monkey King for good Deyimler

1:52

değişmeyi öğrenemediği sürece

unless he could learn to change. Dilbilgisi

1:54

Maymun Kral'ı sonsuza dek hapsetti.

Deyimler

for good: kalıcı olarak

For good, “kalıcı olarak” veya “o andan itibaren hep” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Cümlede, Maymun Kral değişmeyi öğrenmediği sürece hapsedilme durumu devam edecek ve sona ermeyecektir. Bu iki sözcüğü tek bir birim olarak düşünün. Burada good “fayda” anlamına gelmez; dolayısıyla for good, “iyi bir nedenle” veya “birinin iyiliği için” ile aynı değildir.

Alıştırma

Cümleyi “kalıcı olarak” anlamına gelen iki sözcüklü deyimle tamamlayın: The café closed ____; it will never reopen.

Cevabı göster

for good

Dilbilgisi

unless he could learn to change: istisna koşulu

Unless, “... olmadıkça” veya “ancak ... olursa” anlamıyla bir istisna koşulu kurar. Önceki sonucun sürmesini engelleyebilecek tek koşulu belirtir. Burada varsayılan sonuç tutsak kalmaya devam etmektir; değişmeyi öğrenmek bunu sona erdirebilecek istisnadır. Unless içeren yapı çoğu zaman if ... not ile yeniden söylenebilir: Değişmeyi öğrenemezse sonuç sürer. Unless bu olumsuz koşulu zaten taşıdığı için if ile doğrudan birbirinin yerine kullanılamaz.

Alıştırma

Kuralı “... olmadıkça” anlamındaki bağlaçla tamamlayın: You cannot borrow the bike ____ you wear a helmet.

Cevabı göster

unless

Seeing the mystical tag

1:57

Mistik etiketi gören

Sun Wukong knew he couldn't escape unaided. Kelime

1:59

Sun Wukong, yardım almadan kaçamayacağını biliyordu.

Kelime

escape unaided: yardım almadan kaçmak

Unaided, başka bir kişiden yardım almadan demektir. Escape unaided ifadesinde kaçışın hangi koşullarda gerçekleşeceğini anlatır: Sun Wukong yalnızca kendi çabasıyla özgür kalamayacağını bilir. Sözcük un- ve aided parçalarından oluşur. Without help ifadesinden daha resmî ve kısadır; bu nedenle özellikle yazılı anlatıma uygundur.

Alıştırma

Hangi cümle Lena'nın görevi hiç kimseden yardım almadan tamamladığını ifade eder?

  1. Lena completed the task quietly.
  2. Lena completed the task yesterday.
  3. Lena completed the task unaided.
Cevabı göster

Lena completed the task unaided.

But it took centuries Dilbilgisi

2:03

Ancak yenilgiyi gerçekten kabullenmesi

before he truly admitted defeat. Kalıp ifadeler

2:05

yüzyıllar sürdü.

Dilbilgisi

It took centuries before ...: uzun bir gecikmeyi ölçmek

It took + süre + before + yan cümle yapısı, before yan cümlesindeki olayın ancak belirtilen süre geçtikten sonra gerçekleştiğini anlatır. Burada centuries uzun gecikmeyi, he truly admitted defeat ise geç gelen sonucu belirtir. Bu yapıda before yalnızca olayları zaman sırasına koymaz. It took ile birlikte sonucun ne kadar geciktiğini vurgular ve çoğu zaman “bu süre geçtikten sonra ancak” anlamını taşır.

Alıştırma

It took + süre + before ... yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: It ____ three months ____ the town reopened the bridge.

Cevabı göster

took · before

Kalıp ifadeler

admitted defeat: yenilgiyi kabul etmek

Admit defeat, kaybettiğini veya başarılı olamayacağını kabul etmek anlamına gelen kalıplaşmış bir fiil ve isim birleşimidir. Bu cümlede admitted geçmiş zamanı belirtir, truly ise yenilgiyi gerçekten kabullendiğini vurgular. Bu ifade yalnızca birinin kaybettiği gerçeğine değil, yenilgiyi kabul etme veya pes ettiğini belirtme eylemine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi admit defeat ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After five failed attempts, Maya finally ____ and asked for help.

Cevabı göster

admitted defeat

After 500 years of imprisonment,

2:08

500 yıllık hapis hayatından sonra,

he'd grown increasingly desperate, Kalıp ifadeler

2:11

giderek daha umutsuz bir hale gelmişti,

finally vowing to mend his ways. Deyimler

2:14

ve nihayet yollarını düzeltmeye yemin etti.

Kalıp ifadeler

grown increasingly desperate: grow + increasingly + sıfat

Burada grown, he'd (= he had) sonrasında kullanılan grow fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Grow + adjective “zamanla bir duruma gelmek” anlamına gelir; yani fiziksel büyümeyi değil, durum değişikliğini anlatır. Increasingly “giderek daha fazla” demektir. Umutsuzluğun bir anda ortaya çıkmak yerine zamanla sürekli arttığını gösterir.

Alıştırma

Grow fiilinin geçmiş zamanını increasingly ile birlikte kullanın: As the fog thickened, the road ____ dangerous.

Cevabı göster

grew increasingly

Deyimler

vowing to mend his ways: kötü davranışlarını değiştirmeye ciddi biçimde söz vermek

Vowing to do something, bir şeyi yapacağına güçlü ve ciddi biçimde söz vermek demektir. -ing biçimi bu eylemi önceki cümleciğe ekler: Umutsuz bir duruma geldikten sonra sonunda bu sözü vermiştir. Mend one's ways, “kötü davranmayı bırakıp daha iyi bir insan olmak için değişmek” anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki ways yolları değil, kişinin alışılmış davranışlarını anlatır; iyelik sözcüğü kişiye göre mend my, your, her veya their ways şeklinde değişir.

Alıştırma

Mend one's ways ifadesini Noah ile uyumlu iyelik sözcüğünü kullanarak tamamlayın: After being caught cheating, Noah vowed to ____.

Cevabı göster

mend his ways

So when the Bodhisattva Guanyin happened by his prison on a sacred journey, Notlar

2:16

Bu yüzden Bodhisattva Guanyin kutsal bir yolculukta tesadüfen hapishanesine uğradığında,

Kültür

Bodhisattva Guanyin: Budist bir unvan ve ad

Bodhisattva Guanyin, “bodhisattva olan Guanyin” demektir. Bodhisattva Budist bir dinî unvandır, Guanyin ise kişiyi belirten addır; bu, ad ve soyad yapısı değildir. Hikâyede bu unvan, onun başkalarına yol gösterebilen, onları sınayabilen ve onlara yardım edebilen merhametli bir dinî figür olduğunu gösterir. Bu nedenle rolü, yalnızca hapishanenin yanından geçen bir yolcunun rolünden daha büyüktür.

Alıştırma

Bodhisattva Guanyin unvanında Bodhisattva bize neyi anlatır?

  1. Budist bir dinî unvandır.
  2. Guanyin’in soyadıdır.
  3. Sıradan bir hapishane gardiyanını adlandırır.
Cevabı göster

Budist bir dinî unvandır.

Öbek fiiller

happened by: bir yerin yanından tesadüfen geçmek

Burada happened by, “tesadüfen uğradı veya yanından geçti” demektir. Guanyin başka bir amaçla yolculuk ediyordu ve beklenmedik biçimde hapishanenin yanından geçti. Bu cümlede happen by tek bir ifade olarak anlaşılmalıdır. Bir olayın hapishanenin “yanında gerçekleştiği” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi happen by ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: I was watering the garden when my neighbor ____.

Cevabı göster

happened by

he promised to pursue enlightenment Kalıp ifadeler

2:22

aydınlanmanın peşinden gideceğine söz verdi,

if she would end his torment. Kalıp ifadeler

2:24

eğer o, azabına son verirse.

Kalıp ifadeler

to pursue enlightenment: soyut bir hedef için çabalamak

to pursue enlightenment ifadesinde pursue, soyut bir hedefe ulaşmak için ciddi ve sürekli çaba göstermek anlamına gelir. Birini fiziksel olarak kovalamak anlamına gelmez. Enlightenment, özellikle Budist veya felsefi bağlamlarda ruhsal uyanış ya da derin anlayış demektir. Burada bu ifade, içsel değişimi verdiği sözün hedefi olarak gösterir.

Alıştırma

“After college, Maya chose to pursue a career in medicine,” cümlesinde pursue ne anlama gelir?

  1. Kaçan bir kişinin arkasından koşmak
  2. Bir hedef için ciddi ve sürekli çaba göstermek
  3. Hiç çaba göstermeden bir şeyi elde etmek
Cevabı göster

Bir hedef için ciddi ve sürekli çaba göstermek

Kalıp ifadeler

would end his torment: ciddi ve uzun süren azaba son vermek

would end his torment ifadesinde end, bir şeyin durmasını sağlamak anlamına gelen bir fiildir; his torment ise sona erdirilen şeydir. Torment, çoğu zaman uzun süren ciddi fiziksel veya duygusal acı demektir. Bu nedenle ifade, yalnızca stop his pain demekten daha güçlü ve dramatiktir. Burada if sonrasında kullanılan would, isteklilik bildirebilir: if she would end his torment, kadın bu acıya son vermeyi kabul ederse anlamına gelir.

Alıştırma

Bu resmî anlatıyı en iyi hangi ifade tamamlar? “After years of severe pain, the successful treatment finally ____.”

  1. finished her torment
  2. ended her minor inconvenience
  3. ended her torment
Cevabı göster

ended her torment

The goddess of compassion was skeptical Notlar

2:26

Şefkat tanrıçası şüpheciydi

Kültür

Guanyin'in unvanı olarak goddess of compassion

Bu hikâyede goddess of compassion, Guanyin için kullanılan açıklayıcı bir unvandır. Compassion, başka birinin acısını fark edip ona yardım etmek istemek demektir; dolayısıyla bu unvan yalnızca onu övmekle kalmaz, merhametli rolünü tanımlar. Bu unvan, onun kuşkusunu nasıl yorumladığımızı da biçimlendirir: Birinin gerçekten değişip değişmediğini sorgularken yine de o kişiyi sınayabilir veya ona bir şans verebilir. Merhametli olmak, her söylenene hemen inanmak anlamına gelmez.

Alıştırma

goddess of compassion unvanı bize karakter hakkında öncelikle ne anlatır?

  1. Fiziksel gücü yönetir.
  2. Her söylenene sorgulamadan inanır.
  3. Acı çekenlerle ilgilenmekle ilişkilidir.
Cevabı göster

Acı çekenlerle ilgilenmekle ilişkilidir.

of Sun Wukong's change of heart, Deyimler

2:29

Sun Wukong'un kalp değişikliği konusunda,

Kalıp ifadeler

be skeptical of: bir iddia veya değişiklikten kuşku duymak

Be skeptical of + bir isim öbeği, bir şeyin doğru, güvenilir veya işe yarar olduğundan kuşku duymak anlamına gelir. Of, değerlendirilen kişiyi, iddiayı, planı veya değişikliği tanıtır. Burada tanrıça, Sun Wukong'un gerçekten değiştiğine ikna olmuş değildir. Skeptical, yalnızca hoşlanmamayı değil, dikkatli bir inanmama hâlini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi skeptical of ifadesiyle tamamlayın: The coach was ____ the plan because no one had tested it.

Cevabı göster

skeptical of

Deyimler

change of heart ... anlamlı bir tutum değişikliği

Change of heart, kişinin daha önce benimsediği tutumdan farklı bir tutuma, duyguya, karara veya isteğe yönelmesini anlatan deyimsel bir ifadedir. Burada Sun Wukong'un düzelmeye istekli olduğu iddiasını anlatır; heart fiziksel organa değil, iç tutumuna gönderme yapar. Bu ifade değişimi anlamlı bir kişisel dönüşüm olarak sunar. Bu yüzden konuşan kişi onun sözünün gerçekten samimi olup olmadığını değerlendirir.

Alıştırma

“They had a change of heart” cümlesinde “change of heart” ne anlama gelir?

  1. Birinin bulunduğu yerde değişiklik
  2. Tutum veya istekte değişiklik
  3. Fiziksel sağlıkta değişiklik
Cevabı göster

Tutum veya istekte değişiklik

but decided to give him an opportunity to prove himself. Kalıp ifadeler

2:31

ama ona kendini kanıtlaması için bir fırsat vermeye karar verdi.

Kalıp ifadeler

give him an opportunity to prove himself ... yeteneğini gösterme fırsatı

Give someone an opportunity to prove himself yapısı give + kişi + an opportunity + to do something biçimindedir. Bir kişiye, eylemleriyle yetenekli, güvenilir, samimi veya sorumluluk almaya hazır olduğunu gösterme fırsatı vermek anlamına gelir. Bu cümlede him fırsatı alan kişidir; to prove himself ise fırsatın amacını belirtir. Prove himself genellikle kimliğini kanıtlamak anlamına gelmez. Kişinin yeteneğini, karakterini veya davranışının değiştiğini göstermesi demektir. Burada Guanyin ona henüz tamamen güvenmiyor; yalnızca bir sınavdan geçmesine izin veriyor.

Alıştırma

“Eylemleriyle yetenekli olduğunu göstermek” anlamındaki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The coach gave Mia an opportunity to ____.

Cevabı göster

prove herself

At that time,

2:35

O sırada,

the goddess was overseeing another sacred quest Kelime

2:36

tanrıça başka bir kutsal görevi yönetiyordu,

pursued by a righteous monk named Tripitaka. Kültür

2:39

Tripitaka adında dürüst bir keşişin sürdürdüğü bir görevi.

Kelime

was overseeing another sacred quest: başka bir kutsal görevi denetliyordu

Bu cümlede was overseeing, “denetliyor ve koordine ediyordu” anlamına gelir. Tanrıça görevden ve görevin ilerleyişinden sorumluydu; onu yalnızca seyretmiyordu. Was + overseeing geçmişte devam eden yapıdır ve denetimin o sırada zaten sürmekte olduğunu gösterir. Another sacred quest, onun sorumluluğundaki faaliyettir.

Alıştırma

“The principal is overseeing the school play” ne anlama gelir?

  1. Okul müdürü oyunu yüksek bir yerden görebilmektedir.
  2. Okul müdürü seyircilerin arasında oturup oyunu izlemektedir.
  3. Okul müdürü oyunu denetlemekten sorumludur.
Cevabı göster

Okul müdürü oyunu denetlemekten sorumludur.

Kültür

righteous monk named Tripitaka: Tripitaka adlı erdemli bir keşiş

A righteous monk named Tripitaka, ahlaken doğru bir keşişi tanımlar ve ardından onun adını verir. Righteous, bir cevabın olgusal olarak doğru olup olmadığını değil, ahlaki karakteri anlatır; named Tripitaka, “adı Tripitaka olan” demektir. Monk, kişinin dinî rolünü gösterir. Bu yolculuk hikâyesinde Tripitaka kutsal görevi üstlenen merkezî keşiştir; dolayısıyla ifade hem rolünü hem de kimliğini tanıtır.

Alıştırma

“a righteous monk named Tripitaka” burada ne anlama gelir?

  1. Tripitaka hakkında doğru cevaplar veren bir keşiştir.
  2. Tripitaka adlı bir manastırdır.
  3. Adı Tripitaka olan, ahlaken doğru bir keşiştir.
Cevabı göster

Adı Tripitaka olan, ahlaken doğru bir keşiştir.

He'd set out to retrieve scriptures from the west, Notlar

2:43

O, batıdan kutsal yazıları almak için yola çıkmıştı,

Öbek fiiller

set out to: belirli bir amaç için işe koyulmak

Set out to + fiilin yalın hâli, açık bir hedefe ulaşmak için bilinçli bir çabaya başlamak demektir. Bu cümlede hedef kutsal metinleri geri getirmektir; ifade aynı zamanda bir yolculuğun başlangıcına da uygundur. Kalıp set out to do something biçimindedir: set out to retrieve, set out to build veya set out to discover. To'dan sonraki fiil amaçlanan görevi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “bilinçli bir çabaya başladı” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The class ____ design a garden that would attract butterflies.

Cevabı göster

set out to

Kültür

retrieve scriptures from the west: batıdan kutsal metinleri geri getirme görevi

Scriptures, bir dinin kutsal yazılarıdır; burada Budist metinleri ifade eder. Retrieve, bir şeyi elde edip geri getirebilmek için gidip almak demektir. Bu nedenle ifade, sıradan bir kitabı gelişigüzel almaktan daha kapsamlı bir eylemi anlatır. Journey to the West hikâyesinde the west, Çin'den Hindistan'a ve Budist metinlerinin kaynağıyla ilişkilendirilen bölgelere doğru olan yönü belirtir. Kutsal metinleri geri getirmek, bu hac yolculuğunun temel kutsal görevidir.

Alıştırma

Bu hikâyede retrieve scriptures from the west ne anlama gelir?

  1. Batıdaki topraklardan kutsal Budist metinlerini elde edip geri getirmek için bir yolculuğa çıktı.
  2. Sıradan kitapları bir odanın batı tarafında sergiledi.
  3. Modern Batı ülkeleri hakkında gezi hikâyeleri yazdı.
Cevabı göster

Batıdaki topraklardan kutsal Budist metinlerini elde edip geri getirmek için bir yolculuğa çıktı.

but the path was too long Dilbilgisi

2:47

ancak yol çok uzundu

and dangerous to travel alone.

2:49

ve yalnız seyahat etmek için fazla tehlikeliydi.

Dilbilgisi

too long and dangerous to travel: too ... to kalıbı

too + sıfat + to + fiil kalıbı, bir özelliğin eylemi engelleyecek kadar yüksek bir dereceye ulaştığını anlatır. Burada yol o kadar uzun ve tehlikelidir ki tek başına yolculuk etmek mümkün veya güvenli görülmez. Bu kalıpta too, ‘de/da’ değil, ‘gereğinden fazla’ anlamına gelir. long ve dangerous sıfatlarının ikisi de aynı sonuç bölümü olan to travel alone ile bağlantılıdır.

Alıştırma

Sıcaklığın eylemi engellediğini gösteren iki kelimeyle cümleyi tamamlayın: The tea is ____ hot ____ drink right now.

Cevabı göster

too · to

So Guanyin promised to arrange Sun Wukong's freedom

2:51

Böylece Guanyin, Sun Wukong'un özgürlüğünü ayarlamaya söz verdi,

if he would serve as the monk's faithful disciple. Kalıp ifadeler

2:55

eğer o keşişin sadık müridi olarak hizmet ederse.

Kalıp ifadeler

serve as the monk's faithful disciple: bir rol üstlenmek

serve as + rol kalıbı, o rolün görevlerini yerine getirmek anlamına gelir. Bu cümlede serve as the monk's faithful disciple, keşişi sadık bir öğrenci rolünde izlemek ve bu rolün getirdiği sorumlulukları üstlenmek demektir. Buradaki serve, yemek servisi yapmak veya yalnızca bir müşteriye yardımcı olmak anlamına gelmez. as, kişinin üstlendiği kimliği veya işlevi tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi ‘rolünü üstlenmek’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: During the meeting, Omar was chosen to ____ the note-taker.

Cevabı göster

serve as

The Monkey King agreed without hesitation, Kalıp ifadeler

2:59

Maymun Kral hiç tereddüt etmeden kabul etti,

Kalıp ifadeler

without hesitation: hiç tereddüt etmeden

Without hesitation, yeniden düşünmek için durmadan ve kararsızlık hissetmeden bir şey yapmak anlamına gelir. Bu cümlede agreed fiilini niteler ve Maymun Kral’ın teklifi hemen ve kararlı bir şekilde kabul ettiğini gösterir. Bu ifade yalnızca fiziksel bir duraklama olmadığını değil, eylemin arkasında tereddüt bulunmadığını anlatır. Hızlı ve kendinden emin bir karar verildiğinde de kullanılabilir.

Alıştırma

Maya accepted the difficult challenge without hesitation cümlesinde without hesitation ne anlama gelir?

  1. yeniden düşünmek için durmadan
  2. başka birinin izniyle
  3. hiç ses çıkarmadan
Cevabı göster

yeniden düşünmek için durmadan

and Guanyin directed Tripitaka to his mountain prison. Kalıp ifadeler

3:02

ve Guanyin Tripitaka'yı onun dağ hapishanesine yönlendirdi.

Kalıp ifadeler

directed Tripitaka to his mountain prison: Tripitaka’yı dağdaki hapishanesine yönlendirdi

Directed Tripitaka to his mountain prison, direct + kişi + to + yer kalıbını kullanır. Burada directed, Tripitaka’yı belirli bir hedefe, yani Maymun Kral’ın tutulduğu dağdaki hapishaneye yönlendirdi veya götürdü anlamındadır. Buradaki direct, yol göstermek ya da birine rehberlik etmek anlamında kullanılan bir fiildir. Bir film yönetmek anlamına gelmez; direct fiilinden sonra gelen kelimeler hangi anlamın kastedildiğini gösterir.

Alıştırma

Birinin başka bir kişiyi bir yere yönlendirdiğini anlatmak için direct + kişi + to + yer kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The librarian directed us the computer room.
  2. The librarian directed a movie about the computer room.
  3. The librarian directed us to the computer room.
Cevabı göster

The librarian directed us to the computer room.

After centuries of waiting,

3:07

Yüzyıllarca bekledikten sonra,

Sun Wukong was finally free,

3:10

Sun Wukong sonunda özgürdü,

but he knew he had to behave himself. Kalıp ifadeler

3:12

ama uslu durması gerektiğini biliyordu.

Kalıp ifadeler

had to behave himself: kendi davranışını kontrol etme zorunluluğu

Behave himself, düzgün davranmak ve kendi davranışını kontrol etmek anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri himself erkek özneye gönderme yapar; tek başına hareket ettiği anlamına gelmez. Had to bu ifadeyi sıradan bir öneri olmaktan çıkarıp zorunluluk hâline getirir. Bu cümlede kendini sınırlaması ve beklenen kurallara uyması gerektiğini biliyor.

Alıştırma

he had to behave himself cümlesinde behave himself ne anlama gelir?

  1. Tek başına hareket etmek zorundaydı
  2. Başka birinin düzgün davranmasını sağlamak zorundaydı
  3. Düzgün davranmak ve kendi davranışını kontrol etmek zorundaydı
Cevabı göster

Düzgün davranmak ve kendi davranışını kontrol etmek zorundaydı

While the pair walked peacefully at first, Anlatım akışı

3:16

İkili başlarda huzur içinde yürürken,

they were soon accosted by fearsome bandits, Kelime

3:19

çok geçmeden korkunç haydutlar yollarını kesti,

Anlatım akışı

While ... at first: sonraki karşıtlığı hazırlamak

Cümlenin başındaki While the pair walked peacefully at first bölümü, ana cümle sorunu ortaya koymadan önce hikâyeye sakin bir başlangıç verir. Buradaki while yalnızca iki eylemin aynı anda olduğunu göstermez; although sözcüğüne yakın bir karşıtlık da kurar. At first sakin sahneyi başlangıçla sınırlar. Ardından gelen soon sözcüğüne hazırlık yapar; böylece ilk huzurlu bölüm geçici, sonraki tehlike ise daha ani görünür.

Alıştırma

Hangi cümle değişiklikten önce geçici bir başlangıç durumu sunmak için while kullanır?

  1. Yağmur yağarken çocuklar sessizce okudu.
  2. Patika başlangıçta kolay görünse de kısa süre sonra dikleşti.
  3. Patika başlangıçta kolay göründüğünde kısa süre sonra dikleşti.
Cevabı göster

Patika başlangıçta kolay görünse de kısa süre sonra dikleşti.

Kelime

were soon accosted by: ani ve istenmeyen bir yaklaşma

were soon accosted by ifadesinde were accosted edilgen yapıdadır: eyleme maruz kalan onlardır ve by, eylemi yapan kişileri tanıtır. Soon, bunun kısa bir süre sonra gerçekleştiğini belirtir. Accost, birine aniden yaklaşıp istenmeyen veya saldırgan bir biçimde konuşmak ya da onu durdurmak anlamına gelir. Fearsome bandits ile kullanıldığında ifade, haydutlarla yalnızca karşılaşmadıklarını; önlerinin kesildiğini veya tehditkâr biçimde karşı karşıya kaldıklarını anlatır.

Alıştırma

Mia was accosted cümlesi hangi durumu en iyi anlatır?

  1. Mia öğle yemeği için arkadaşıyla buluşur.
  2. İki yabancı aniden Mia'nın yolunu kesip telefonunu ister.
  3. Bir rehber müzede Mia'yı karşılamak için yanına gelir.
Cevabı göster

İki yabancı aniden Mia'nın yolunu kesip telefonunu ister.

and Sun Wukong's old habits bubbled up. Deyimler

3:23

ve Sun Wukong'un eski alışkanlıkları su yüzüne çıktı.

Deyimler

old habits bubbled up: gizli kalmış eski alışkanlıkların geri dönmesi

Burada bubbled up bir benzetmedir. Kabarcıkların bir yüzeyin altından yukarı çıkması gibi, Sun Wukong'un eski alışkanlıkları ve dürtüleri yeniden görünür hâle gelir. İfade, bu alışkanlıkların bir süre sessiz veya bastırılmış olduğunu ve çatışma ortaya çıkınca geri döndüğünü düşündürür. Gerçekte köpüren bir sıvı yoktur.

Alıştırma

Hangi cümlede bubbled up, bir şeyin yeniden bilince çıkması anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. The soup bubbled up and spilled over the sides of the pot.
  2. Her old fear bubbled up when the lights went out.
  3. She wrote the old habit down in her notebook.
Cevabı göster

Her old fear bubbled up when the lights went out.

Tripitaka scolded the Monkey King,

3:26

Tripitaka Maymun Kral'ı azarladı,

but this only enraged him further.

3:29

ama bu onu daha da öfkelendirmekten başka işe yaramadı.

Being good was far more boring than he'd imagined. Dilbilgisi

3:31

İyi biri olmak hayal ettiğinden çok daha sıkıcıydı.

Dilbilgisi

Being good ... far more ... than he'd imagined: -ing öznesi ve güçlendirilmiş karşılaştırma

Being good, özne olarak kullanılan bir -ing yan cümlesidir. Burada “iyi davranma veya kurallara uyma deneyimi” anlamına gelir; “giderek iyi biri olma” anlamına gelmez. Far more boring than he'd imagined, gerçek deneyimi önceki beklentisiyle karşılaştırır. Far, more boring ifadesini güçlendirerek aradaki farkın büyük olduğunu gösterir; he'd imagined, he had imagined demektir.

Alıştırma

Cümleyi “sabırlı olma durumu” anlamına gelen bir -ing öznesi ve “çok daha fazla” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ was ____ difficult than Ella had expected.

Cevabı göster

Being patient · far more

So he swiftly abandoned his companion.

3:35

Böylece yoldaşını hızla terk etti.

Unable to continue alone, Dilbilgisi

3:38

Yola tek başına devam edemeyen

Tripitaka sat dejected until a strange woman approached him. Kalıp ifadeler

3:40

Tripitaka, garip bir kadın ona yaklaşana kadar üzgün bir şekilde oturdu.

Dilbilgisi

Unable to continue alone: cümle başındaki sıfat öbeği

Unable to continue alone, cümlenin başına getirilen bir sıfat öbeğidir. Tripitaka'nın durumunu anlatır ve ana eylemin nedenini verir; Because he was unable to continue alone biçiminde açılabilir. Bu öbek, tekrar eden özneyi ve be fiilini düşürür. Anlaşılan, yani mantıksal öznesi ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır: Tripitaka.

Alıştırma

Baştaki öbeğin anlaşılan öznesiyle ana cümlenin öznesini doğru şekilde eşleştiren cümle hangisidir?

  1. Unable to find the exit, Mia asked a guard for help.
  2. Unable to find the exit, the hallway signs were checked by Mia.
  3. Unable to find the exit, the map looked confusing to Mia.
Cevabı göster

Unable to find the exit, Mia asked a guard for help.

Kalıp ifadeler

sat dejected: eylem sırasındaki durumu anlatmak

sat dejected ifadesinde sat eylemi veya duruşu bildirirken dejected, Tripitaka’nın o andaki duygusal durumunu anlatır. Dejected “çok üzgün ve morali bozuk” demektir; bir yeri belirtmez ve kadını tanımlamaz. İngilizcede, öznenin eylem sırasındaki durumunu göstermek için bir hareket veya duruş fiilinden sonra sıfat kullanılabilir. Bu kısa yapı, kişinin ne yaptığını ve o sırada nasıl olduğunu birlikte anlatır.

Alıştırma

“Tripitaka sat dejected” cümlesinde dejected neyi anlatır?

  1. Tripitaka’nın otururken içinde bulunduğu duygusal durum
  2. Yabancı kadının ruh hâli
  3. Tripitaka’nın oturduğu yer
Cevabı göster

Tripitaka’nın otururken içinde bulunduğu duygusal durum

She gave him a sumptuous silk shirt

3:45

Kadın ona görkemli bir ipek gömlek

and a cap hiding a band of gold Dilbilgisi

3:48

ve içinde altın bir halka saklayan bir şapka verdi,

alongside a mysterious spell.

3:51

yanında gizemli bir büyüyle birlikte.

Dilbilgisi

hiding a band of gold: a cap ifadesini tanımlayan -ing grubu

Hiding a band of gold, a cap ifadesinden sonra gelen ve onu tanımlayan -ing’li bir ortaç grubudur. “Altın bir halkayı saklayan bir başlık” anlamına gelir; hiding fiilinin örtük öznesi cap sözcüğüdür. Bu, kısaltılmış bir ilgi yan cümleciğidir: İngilizcede a cap that hides a band of gold, a cap hiding a band of gold biçimine kısaltılabilir. Kısa biçim, yeni bir cümle başlatmadan isim grubuna ek bilgi verir.

Alıştırma

İlgi yan cümleciğini -ing grubuyla kısaltın: They found a panel that hides a small safe. → They found a panel ____ a small safe.

Cevabı göster

hiding

It was only when she vanished Dilbilgisi

3:54

Ancak o kaybolduğunda

that Tripitaka recognized her as his holy patron. Kültür

3:56

Tripitaka onun kendi kutsal hamisi olduğunu anladı.

Dilbilgisi

It was only when ... that ...: ancak o zaman vurgusu

It was only when + cümle + that + cümle kalıbı bir zaman koşulunu odak noktası yapar. Burada kadının ortadan kaybolması, Tripitaka’nın onun kim olduğunu anladığı an olarak sunulur. Only önemli bir sınırlama ekler: Tripitaka onu daha önce tanımamıştır. Aynı kalıp başka bağlamlarda da bir şeyin sonunda gerçekleştiği veya açıklığa kavuştuğu olay ya da anı vurgulayabilir.

Alıştırma

Cümleyi It was only when ... that ... kalıbındaki bağlayıcı sözcüklerle tamamlayın: It was only ____ the power failed ____ we noticed the emergency lights.

Cevabı göster

when · that

Kültür

holy patron: kutsal bir koruyucu

Bu dinî hikâye bağlamında holy patron, kutsal bir koruyucu veya yol gösterici anlamına gelir. İfade bir koruma ilişkisini anlatır: Tripitaka, kadının kendisini gözeten ve ona yardım eden ilahi varlık olduğunu anlar. Patron sözcüğünün İngilizcede birkaç anlamı vardır. Burada holy sözcüğü ve hikâyenin bağlamı, müşteri veya maddi destekçi anlamlarını değil, dinî koruyucu anlamını seçer.

Alıştırma

Cümlede holy patron ne anlama geliyor?

  1. Kutsal bir koruyucu veya yol gösterici varlık
  2. Bir sanat projesini maddi olarak destekleyen kişi
  3. Ticari bir işletmenin müşterisi
Cevabı göster

Kutsal bir koruyucu veya yol gösterici varlık

Meanwhile,

4:00

Bu arada,

Sun Wukong was having second thoughts. Deyimler

4:01

Sun Wukong kararını sorguluyordu.

Deyimler

Having second thoughts: önceki bir kararı yeniden düşünmek

be having second thoughts ifadesi, verilmiş ya da verilmek üzere olan bir karardan şüphe etmeye ve onu yeniden düşünmeye başlamak demektir. Bu bir deyimdir; kelimesi kelimesine “ikinci bir düşünceye sahip olmak” anlamına gelmez. Geçmişte devam eden was having second thoughts yapısı, bu kararsızlığın hikâyenin o anında sürmekte olduğunu gösterir. İfade tereddüt veya olası bir pişmanlık anlatır, ancak kişinin kararını kesin olarak değiştirdiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi have second thoughts ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: I agreed to go camping, but now I'm ____.

Cevabı göster

having second thoughts

He'd sought refuge in the Dragon King's lair, Notlar

4:05

Çay içerek dertlerini anlattığı

Kalıp ifadeler

Sought refuge in: güvenlik için bir yere sığınmak

Sought refuge in, “güvenlik veya korunma bulmak için bir yere gitmek” anlamına gelir. Refuge yalnızca dinlenilecek bir yeri değil; tehlike, sıkıntı veya ağır koşullardan korunmayı ifade eder. Sought, seek fiilinin hem geçmiş zaman hem de geçmiş ortaç biçimidir. He'd sought refuge in... ifadesinde He'd, He had anlamına gelir; dolayısıyla güvenlik arama eylemi geçmişteki başka bir noktadan daha önce gerçekleşmiştir.

Alıştırma

Cümleyi seek refuge in ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: When the wildfire approached, the family ____ a nearby shelter.

Cevabı göster

sought refuge in

where he discussed his troubles over tea. Kalıp ifadeler

4:08

Ejderha Kral'ın inine sığınmıştı.

Kültür

Dragon King's lair: Ejderha Kral'ın efsanevi meskeni

Dragon King burada sıradan bir ejderhayı değil, Doğu Asya mitolojisinde suları yöneten güçlü bir varlığı ifade eder. Lair, vahşi, tehlikeli ya da güçlü bir yaratığın yuvası, saklandığı yer veya yaşadığı yerdir. Bu yüzden Dragon King's lair, sıradan bir evden çok, Ejderha Kral'ın efsanevi ve güç duygusu veren meskenini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede Dragon King's lair ne anlama geliyor?

  1. Ejderha Kral'ın efsanevi meskeni
  2. Sıradan ve halka açık bir kafe
  3. Bir insan kralına ait ofis
Cevabı göster

Ejderha Kral'ın efsanevi meskeni

Kalıp ifadeler

discussed his troubles over tea: çay içerken dertlerini konuşmak

discussed his troubles over tea ifadesinde over, çay içerken veya çay içme sırasında anlamına gelir. Konuşmanın gerçekleştiği sosyal ortamı belirtir; fiziksel bir konumu anlatmaz. discuss ya da talk about something over tea, coffee, lunch veya dinner kalıbı, insanların o içeceği içerken ya da o öğünü yerken bir konu hakkında konuştuğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi kahve içerken anlamını veren edatla tamamlayın: We discussed the plan ____ coffee.

Cevabı göster

over

But the Dragon King only scoffed Kalıp ifadeler

4:11

Ancak Ejderha Kral sadece alay etti

at his guest's wounded pride. Deyimler

4:13

misafirinin yaralı gururuyla.

Kalıp ifadeler

scoffed at: küçümseyerek alay etmek

scoffed at, bir kişiyle ya da bir şeyle açıkça küçümseyerek alay etmek anlamına gelir. Konuşanın hedefi yalnızca komik bulmadığını, onu ciddiye almadığını gösterir. Burada Ejderha Kral, konuğunun incinmiş duygularını merhameti hak etmeyen bir şey gibi görür. Bu ifade, konuğa karşı küçümseyici bir tavrı ortaya çıkarır.

Alıştırma

Cümlede only scoffed at hangi tavrı gösteriyor?

  1. Küçümseme ve alay
  2. Korku ve özür
  3. İçten sempati
Cevabı göster

Küçümseme ve alay

Deyimler

wounded pride: incinmiş özsaygı

wounded pride, incinmiş özsaygıyı anlatan mecazi bir ifadedir. Buradaki wounded fiziksel bir yarayı anlatmaz; eleştiri, küçük düşürülme, reddedilme veya başarısızlık yüzünden kişinin hakarete uğramış ya da daha az saygı görmüş hissetmesi anlamına gelir. Wounded pride isim öbeği cümlede at edatının nesnesidir. Konuğun zedelenmiş onurunun, alay edilen duygu olduğunu gösterir.

Alıştırma

İki kelimelik mecazi ifadeyle cümleyi tamamlayın: İlk kelime fiziksel olarak yaralanmış, ikinci kelime ise gurur anlamına gelir. After losing the debate, he tried to hide his ____.

Cevabı göster

wounded pride

He told Sun Wukong that if he truly wanted to attain enlightenment, Dilbilgisi

4:16

Sun Wukong'a, eğer gerçekten aydınlanmaya ulaşmak istiyorsa,

he would have to abandon his ego, Kalıp ifadeler

4:21

ne kadar acı verici olursa olsun,

Kalıp ifadeler

abandon his ego: gururundan ve kendini aşırı önemli görme duygusundan vazgeçmek

Burada abandon soyut bir nesne alır. Abandon his ego, davranışlarını şekillendiren gururu, kendini aşırı önemli görme duygusunu ve benliğine bağlılığını bırakmak anlamına gelir; fiziksel bir nesneyi geride bırakmakla ilgili değildir. Abandon derin ya da tamamen vazgeçmeyi ifade eder. Bu cümledeki değişim, gururu kısa süreliğine saklamak değil, egonun kontrolünden çıkmak olarak sunulur.

Alıştırma

Bu bağlamda abandon his ego ne anlama gelir?

  1. kendisini daha önemli hissetmesini sağlamak
  2. kişisel bir eşyayı bir yerde bırakmak
  3. gururunu ve kendini aşırı önemli görme duygusunu bırakmak
Cevabı göster

gururunu ve kendini aşırı önemli görme duygusunu bırakmak

however painful that might be. Dilbilgisi

4:23

egosundan vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

Dilbilgisi

if ... wanted to ..., ... would have to ...: bir koşul altındaki gerekli eylem

if yan cümlesi varsayımsal bir hedef ortaya koyar: gerçekten aydınlanmaya ulaşmayı istemek. Ana cümle daha sonra bu hedef için gerekli eylemi belirtir: egosundan vazgeçmesi gerekecektir. Buradaki would have to, ne olacağına dair bir tahmin değil, varsayılan koşul içindeki zorunluluğu ifade eder. Bu kalıp, belirli bir hedef ya da durum varsayıldığında birinin ne yapması gerektiğini açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, varsayımsal bir koşul altındaki gerekli eylemi göstermek için if ... would have to ... yapısını kullanır?

  1. Maya joined the school band because she attended rehearsals.
  2. If Maya wanted to join the school band, she might attend rehearsals.
  3. If Maya wanted to join the school band, she would have to attend rehearsals.
Cevabı göster

If Maya wanted to join the school band, she would have to attend rehearsals.

Dilbilgisi

however painful that might be: ödünleme bildiren however

Bu parçada however painful that might be, “bu ne kadar acı verici olursa olsun” anlamına gelir. Eylemin çok acı verebileceğini kabul eder, ancak bu zorluk yapılması gereken şeyi değiştirmez. Burada however doğrudan painful sıfatını niteler. however + sıfat + özne + fiil kalıbı, ödünleme bildiren bir yan cümle oluşturur ve çoğunlukla ana cümleden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi “ne kadar… olursa olsun” anlamındaki sözcükle tamamlayın: We should keep our promise, ____ hard that might be.

Cevabı göster

however

His determination renewed, Dilbilgisi

4:26

Kararlılığı yenilenen

Dilbilgisi

His determination renewed: mutlak yapı

His determination renewed bir mutlak yapıdır: His determination isim öbeği ile renewed geçmiş zaman ortacından oluşur. Yaklaşık olarak “after or with his determination renewed” anlamına gelir ve ana eylemden önce bir arka plan durumu ya da tamamlanmış değişiklik sunar. Renewed burada çekimsizdir: çekimli yüklem olarak görev yapmak yerine determination sözcüğünün durumunu açıklar. Virgül, ardından bir ana cümlenin geleceğini gösterir. Bu sıkıştırılmış kalıp, resmî anlatımda merkezî olaydan önce arka planın verilmesini sağlar.

Alıştırma

Bu parçada His determination renewed nasıl bir görev üstleniyor?

  1. Ana eylemden önce arka plan durumunu kısa biçimde verir.
  2. Merkezî eylemi bildiren tam bir ana cümledir.
  3. Birine kararlılığını yenilemesini söyleyen bir emirdir.
Cevabı göster

Ana eylemden önce arka plan durumunu kısa biçimde verir.

Sun Wukong returned to Tripitaka to apologize,

4:29

Sun Wukong özür dilemek için Tripitaka'nın yanına döndü,

but quickly spotted the luxurious shirt and cap. Kelime

4:34

ancak lüks gömleği ve şapkayı hemen fark etti.

Kelime

quickly spotted: hızla fark etti

Burada spotted, spot fiilinin geçmiş zaman hâlidir. Quickly spotted, bir şeyi çevresindeki şeyler arasından hızla fark etmek veya görmek anlamına gelir. Bu cümlede kişi lüks gömleği ve şapkayı fark eder. Spotted burada “benekli” anlamındaki sıfat değildir; the luxurious shirt and cap, spotted fiilinin nesnesidir.

Alıştırma

but quickly spotted the luxurious shirt and cap cümlesinde quickly spotted ne anlama gelir?

  1. beneklerle kaplıydı
  2. gömleği ve şapkayı hızla fark etti veya gördü
  3. tek bir yerde durdu
Cevabı göster

gömleği ve şapkayı hızla fark etti veya gördü

They fit the Monkey King perfectly, Kalıp ifadeler

4:39

Maymun Kral'a tam uymuşlardı,

Kalıp ifadeler

fit the Monkey King perfectly: Maymun Kral'a tam uymak

Burada fit bir fiildir. They özne olarak gömlek ve şapkayı ifade eder; the Monkey King ise nesnedir. Cümle, kıyafetlerin beden ve genel şekil bakımından Maymun Kral'a tam uyduğunu anlatır. Perfectly tam uyumu vurgular. Buradaki fit, doğru bedende olmak veya bir ihtiyaca uygun düşmek anlamındadır; fiziksel olarak sağlıklı olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Doğru bedende olmak anlamındaki fiili ekleyerek cümleyi tamamlayın: These gloves ____ me perfectly.

Cevabı göster

fit

prompting Tripitaka to recite the spell out of curiosity. Notlar

4:42

bu da Tripitaka'yı meraktan büyüyü okumaya sevk etti.

Dilbilgisi

prompting Tripitaka to recite: sonuç olarak ortaya çıkan eylemi gösterme

prompt someone to do something kalıbı, bir olayın bir kişiyi harekete geçirmesi veya bir şey yapmaya yöneltmesi anlamına gelir. Burada prompting Tripitaka to recite, önceki olayın Tripitaka’nın büyüyü okumasına yol açtığını söyler; prompt, bilgisayar ekranındaki bir mesaj anlamında değildir. Prompting, -ing’li bir ortaç yan tümcesini başlatır. Virgülden sonra bu tür bir yan tümce, önceki olayın yol açtığı sonucu veya tepkiyi gösterebilir. Yapı prompting + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir.

Alıştırma

prompt, everyone ve look up sözcükleriyle bir sonuç yan tümcesi kurarak cümleyi tamamlayın: A balloon suddenly popped, ____.

Cevabı göster

prompting everyone to look up

Kalıp ifadeler

out of curiosity: bir eylemin nedenini belirtme

Out of curiosity, birinin merak ettiği için hareket etmesi anlamına gelir. Bir eylemin nedenini açıklar. Bu cümlede Tripitaka’nın büyüyü okumasının nedeni meraktır. Burada out of, bir yerin içinden dışarı doğru hareket etmeyi anlatmaz. out of + duygu veya neden bildiren isim yapısı, bir eylemi neyin tetiklediğini açıklayabilir. out of fear ve out of kindness buna örnektir.

Alıştırma

Merakın eylemin nedeni olduğunu göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Nina pressed the blue button ____.

Cevabı göster

out of curiosity

Suddenly,

4:47

Aniden,

the golden band tightened around Sun Wukong's head, Kalıp ifadeler

4:48

altın halka Sun Wukong'un kafasının etrafında sıkılaştı,

Kalıp ifadeler

tightened around Sun Wukong's head: her yönden sıkılaşmak

tightened around Sun Wukong's head ifadesinde tightened bir değişimi anlatır: altın çember daha sıkı hâle gelmiştir. Yalnızca zaten sıkı olan bir durumu anlatmaz. around Sun Wukong's head, çemberin neyi çevrelediğini belirtir. Kalıp, çevreleyen nesne + tighten around + nesne veya vücut bölümü şeklindedir. O yerin etrafındaki basıncın her yönden arttığını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle bir ipin paketi çevrelerken daha sıkı hâle geldiğini anlatır?

  1. The cord was tight around the package.
  2. The cord tightened the package.
  3. The cord tightened around the package.
Cevabı göster

The cord tightened around the package.

causing explosive pain.

4:52

ve patlayıcı bir acıya neden oldu.

He became too weak to use his cudgel Dilbilgisi

4:55

Sopasını kullanamayacak

or somersault away.

4:58

veya takla atarak uzaklaşamayacak kadar zayıf düştü.

Dilbilgisi

too weak to use ... or somersault away: aşırı derece yüzünden engellenen eylemler

too + sıfat + to + fiilin yalın hâli kalıbı, derecenin eylemi engelleyecek kadar yüksek olduğunu anlatır. Burada too weak to use his cudgel or somersault away, güçsüzlüğün eylemleri engellediği anlamına gelir; to bir amaç değil, engellenen sonucu belirtir. Tek bir to öbeğinde iki eş görevli fiil öbeği bulunur: use his cudgel ve somersault away. or iki seçeneği bağlar; too weak sınırlaması altında iki eylem de mümkün değildir.

Alıştırma

Sıcaklığın eylemi engellediğini göstermek için cümleyi too ... to kalıbıyla tamamlayın: The soup is ____ hot ____ drink.

Cevabı göster

too · to

Only now did Tripitaka recognize the spell's power. Dilbilgisi

5:00

Tripitaka büyünün gücünü ancak o an anladı.

Dilbilgisi

Only now did ...: cümle başındaki only zaman ifadesinden sonra devrik yapı

Only now, “bu andan önce değil” demektir. Sınırlayıcı anlam taşıyan bu zaman ifadesi cümlenin başına geldiğinde, standart resmî İngilizcede yardımcı fiil ile öznenin yeri değişir: did, Tripitaka’dan önce gelir; recognize ise fiilin yalın biçiminde kalır. Simple past bir fiille kullanılabilecek kalıp Only + zaman ifadesi + did + özne + fiilin yalın biçimi şeklindedir. Fark edişin tam bu ana kadar gerçekleşmediğini vurgular ve cümleye resmî, öyküleyici bir ton verir.

Alıştırma

“Maya realized” ifadesini Only then’den sonra devrik biçime çevirerek cümleyi tamamlayın: Only then ____ Maya ____ that the map was upside down.

Cevabı göster

did · realize

Until Sun Wukong could control himself, Dilbilgisi

5:05

Sun Wukong kendini kontrol edebilene kadar,

Dilbilgisi

Until Sun Wukong could control himself: bir bitiş noktası belirlemek

Until, daha önceki bir eylemin, durumun veya kısıtlamanın sona erdiği zaman sınırını belirtir. Burada “Sun Wukong could control himself”, ana durumun devam ettiği son koşul olarak sunulur. Cümle başındaki bir zaman yan cümlesi olan bu parça, dinleyiciyi o noktaya kadar neyin sürdüğünü açıklayacak ana cümleye hazırlar. Could control himself, “kendi davranışlarını kontrol edebiliyordu” demektir; daha önceki dönemin tamamında zaten kendini kontrol ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle çocukların kapı açılana kadar beklemeyi sürdürdüğünü ve kapı açılınca beklemeyi bıraktığını anlatır?

  1. The children waited before the gate opened.
  2. The children waited while the gate opened.
  3. The children waited until the gate opened.
Cevabı göster

The children waited until the gate opened.

Guanyin had given him control of the Monkey King. Kalıp ifadeler

5:09

Guanyin ona Maymun Kral'ın kontrolünü vermişti.

Kalıp ifadeler

give someone control of ...: birine bir kişi veya şey üzerinde denetim vermek

give someone control of someone or something kalıbı, bir kişiyi belirtilen kişi ya da şey üzerinde yetkili kılmak demektir. Bu cümlede him yetkiyi alan kişiyi, the Monkey King ise onun yönlendirebildiği veya dizginleyebildiği kişiyi gösterir. Sözcük sırası rolleri belirler: give A control of B, A’nın B üzerinde denetim kazanması demektir. control of ifadesinden sonraki isim, A’nın denetlediği kişiyi veya şeyi belirtir.

Alıştırma

give someone control of something kalıbını tamamlayın: The director gave Mia ____ the budget.

Cevabı göster

control of

Both parties were uneasy about this new arrangement, Kelime

5:15

Her iki taraf da bu yeni düzenlemeden rahatsızdı,

Kelime

Both parties: bir düzenlemedeki iki taraf

Resmî veya anlaşmalarla ilgili İngilizcede party, bir düzenleme, sözleşme ya da anlaşmazlıktaki taraflardan veya katılımcılardan biridir. Bu nedenle both parties, iki eğlenceyi değil, burada yer alan iki tarafı ifade eder. Uneasy about, bir şey hakkında endişeli veya rahatsız hissetmek demektir. New arrangement, nesnelerin fiziksel dizilişini değil, oluşturulmuş yeni planı veya çalışma ilişkisini anlatır.

Alıştırma

'Both parties were uneasy about this new arrangement,' cümlesinde parties ne anlama gelir?

  1. bir etkinlikteki bütün konuklar
  2. iki sosyal eğlence
  3. düzenlemeye katılan iki taraf
Cevabı göster

düzenlemeye katılan iki taraf

but they agreed it was for the good of their mission. Kalıp ifadeler

5:21

ancak bunun görevlerinin iyiliği için olduğu konusunda hemfikirdiler.

Kalıp ifadeler

for the good of their mission: görevlerinin başarısı için

for the good of + isim kalıbı, birinin ya da bir şeyin yararına, iyiliğine veya başarısına hizmet etmek demektir. Bu cümlede, düzenlemeyi görevin başarılı olmasına yardım edeceğini düşündükleri için kabul ettiklerini anlatır. Buradaki good, yarar veya iyilik anlamında bir isimdir; mission sözcüğünü niteleyen bir sıfat değildir. Bu ifade, rahatsız edici bir kararı daha büyük bir amaca hizmet eden bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede for the good of their mission ne anlama geliyor?

  1. Bu, görevin ahlaki açıdan iyi olduğunu gösteriyordu.
  2. Amaç, görevin başarılı olmasına yardım etmekti.
  3. Bu, görevi keyifli ve kolay hâle getiriyordu.
Cevabı göster

Amaç, görevin başarılı olmasına yardım etmekti.

Finally,

5:25

Sonunda,

the Monkey King was ready for his greatest challenge yet, Kalıp ifadeler

5:26

Maymun Kral şimdiye kadarki en büyük mücadelesine hazırdı,

Kalıp ifadeler

his greatest challenge yet: şimdiye kadarki en büyük mücadelesi

En üstünlük derecesi + isim + yet kalıbı, şu ana kadarki en uç örneği ifade eder. His greatest challenge yet, önceki mücadelelerinin hiçbirinin bundan daha büyük olmadığı anlamına gelir. Burada yet bir zaman sınırı belirler; ama anlamına gelmez. Ayrıca gelecekte daha da büyük bir mücadelenin ortaya çıkması ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

En üstünlük derecesinden sonra “şu ana kadar” anlamına gelen bir sözcükle cümleyi tamamlayın: This is our hardest test ____.

Cevabı göster

yet

an epic journey to the west, Kültür

5:30

batıya doğru epik bir yolculuğa,

and perhaps to redemption.

5:33

ve belki de kurtuluşa.

Kültür

journey to the west: Journey to the West eserine bir gönderme

Bu cümlede journey to the west, karakterlerin batıya doğru yolculuğunu anlatırken aynı zamanda klasik Çin hikâyesinin İngilizce adı olan Journey to the West eserini çağrıştırır. Bu hikâyede kutsal yazmaları almak için batıya gitmek ana görevdir. Bu çağrışım nedeniyle west yalnızca bir yön belirtmez. İfade, bu bölümü daha büyük hikâyeye ve onun merkezindeki yolculuğa bağlar.

Alıştırma

Bu cümlede journey to the west neyi çağrıştırıyor?

  1. Karakterlerin batıdan ayrılıp doğuya gittiği anlamına gelir.
  2. Batıya doğru bir görev yolculuğudur ve Journey to the West adını da çağrıştırır.
  3. Yalnızca bir yön belirtir ve daha büyük hikâyeyle bağlantısı yoktur.
Cevabı göster

Batıya doğru bir görev yolculuğudur ve Journey to the West adını da çağrıştırır.

The stories that we pass down Öbek fiiller

5:39

Nesilden nesile aktardığımız hikayeler

help us better understand the past Anlatım akışı

5:41

geçmişi daha iyi anlamamıza yardımcı olur

and sometimes even the present.

5:44

ve bazen bugünü bile.

Öbek fiiller

pass down: bir şeyi sonraki nesle aktarmak

Pass down; bir hikâyeyi, geleneği, beceriyi, bilgiyi veya değerli bir eşyayı gelecekte de devam etmesi için daha genç insanlara ya da sonraki nesillere aktarmak demektir. Bu cümlede insanlar hikâyeleri nesiller boyunca paylaşarak yaşatır; down fiziksel bir aşağı yönü anlatmaz. Pass down ayrılabilen bir öbek fiildir: pass down a story veya pass a story down denebilir. Nesne bir zamirse ortaya gelir: pass down it değil, pass it down.

Alıştırma

pass down kullanın ve zamiri doğru yere yerleştirin: This recipe is special, so I want to pass ____ ____ to my children.

Cevabı göster

it · down

Anlatım akışı

help us better understand ... sometimes even the present: hikâyeden tematik sonuca geçiş

help us better understand the past ifadesi, hikâyeleri kuşaktan kuşağa aktarmanın neden değerli olduğunu açıklar. Cümle, olayları yeniden anlatmayı bırakıp genel bir sonuca geçer: Bu hikâyeler geçmiş dönemleri daha anlaşılır kılar. Eklenen and sometimes even the present bölümü bu sonucu genişletir. Geçmiş, beklenen anlama alanıdır; even ise bugünü daha şaşırtıcı, ek bir alan olarak sunar. Böylece konuşmacı, eski hikâyelerin bugün neden hâlâ önemli olabileceğine dair daha geniş bir temayla bitirir.

Alıştırma

Vurgulanan bölümün bilgiyi düzenlemedeki temel işlevi nedir?

  1. Hikâyenin kendisinden, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyelerin neden önemli olduğuna dair daha geniş bir açıklamaya geçer.
  2. Aynı geçmiş olayı anlamanın iki farklı yolunu karşılaştırır.
  3. Hikâyede yeni bir olaylar dizisi başlatır.
Cevabı göster

Hikâyenin kendisinden, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyelerin neden önemli olduğuna dair daha geniş bir açıklamaya geçer.

Subscribe to this channel and never miss a myth.

5:47

Bu kanala abone olun ve hiçbir efsaneyi kaçırmayın.