Gerçek ve Sahte Benlik: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
975 kelime 155 kel/dk

Video özeti: Winnicott'a göre çocuk, topluma uyum sağlamadan önce kendiliğinden gelen ihtiyaçlarını özgürce ifade etmelidir. Çok erken dayatılan sahte benlik, yetişkinin gerçeklik duygusunu yok edebilir; terapi ikinci bir fırsat sunar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “the true and the false self” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: kendiliğinden iç ihtiyaçlarla uyarlanmış sosyal kişilik arasındaki ayrımı anlayın; ikisini basitçe iyi ve kötü saymayın. 2. “on its own terms,” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: başkalarını memnun etmek yerine kendi koşullarına göre davranmayı anlayıp ilişki, iş veya sanat için kullanın. 3. “should have been there from the start.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: geçmişte beklenen ya da gerekli olan ancak gerçekte bulunmayan bir durum için modal perfect kullanın.

Bu derste

One of the most surprising but powerful explanations Dilbilgisi

0:00

En şaşırtıcı ama en güçlü açıklamalardan biri,

for why we may, as adults, be in trouble mentally,

0:03

yetişkinler olarak zihinsel açıdan neden sorunlar yaşayabileceğimize dair,

is that we were, in our earliest years,

0:07

en erken yaşlarımızda bize

denied the opportunity to be fully ourselves. Kalıp ifadeler

0:10

tamamen kendimiz olma fırsatının verilmemiş olmasıdır.

Dilbilgisi

One of the explanations for why ... is that ... kalıbı

One of the ... explanations for why X is that Y kalıbı, olası birkaç açıklamadan birini öne çıkarır. X açıklanması gereken durumu belirtir, Y ise önerilen nedeni veya açıklamayı verir. One of ... ile başlayan uzun isim öbeği cümlenin öznesidir. as adults ve in our earliest years gibi ara ifadeler zaman bilgisi ekler, ancak ana yapı One of the explanations for why X is that Y olarak kalır.

Alıştırma

Cümleyi One of the ... explanations for why X is that Y kalıbına uygun bağlayıcı sözcüklerle tamamlayın: One of the clearest explanations for why the lake is shrinking ____ less rain is falling.

Cevabı göster

is that

Kalıp ifadeler

denied the opportunity to: bir fırsattan mahrum bırakmak

deny someone the opportunity to do something yapısında deny, bir fırsatı, izni veya erişim imkânını vermemek ya da ortadan kaldırmak anlamına gelir. Burada bir olgunun doğru olmadığını söylemek anlamına gelmez. Tam cümlede edilgen yapı kullanılır: someone was denied the opportunity to do something. Etkilenen kişi özne olur, engellemeye yol açan kişi veya koşul belirtilmeden bırakılabilir ve to ile kurulan mastar ulaşılamayan eylemi belirtir.

Alıştırma

Hedef yapıyı tamamlamak için deny fiilinin geçmiş zaman biçimini kullanın: The new rule ____ younger players the opportunity to compete.

Cevabı göster

denied

That is, we were not allowed to be willful and difficult.

0:14

Yani, inatçı ve zor olmamıza izin verilmedi.

We could not be as demanding, aggressive, intolerant, Dilbilgisi

0:18

Olması gerektiği kadar talepkar, agresif, tahammülsüz

and unrestrictedly selfish as we needed to be.

0:22

ve sınırsızca bencil olamadık.

Dilbilgisi

as ... as we needed to be: gerekli dereceye ulaşamamak

not as + sıfat + as + gerekli ölçüt kalıbı, gerçek düzeyin gerekli düzeyin altında olduğunu anlatır. Burada as demanding, aggressive, intolerant, and unrestrictedly selfish as we needed to be, konuşanların bu özellikleri gerçekte yapabildiklerinden daha güçlü biçimde göstermeleri gerektiği anlamına gelir. Dört sıfat aynı as ... as kalıbını paylaşır. needed to be bölümünde sıfat öbeği zaten anlaşıldığı için söylenmez: needed to be [that demanding, aggressive, intolerant, and unrestrictedly selfish]. Bu kalıp yalnızca dereceyi ölçer; ölçülen özellikleri kendi başına övmez.

Alıştırma

Hangi cümle, gerçek düzeyin gerekli düzeyden düşük olduğunu aynı kalıpla anlatır?

  1. The emergency plan was as detailed as the old one.
  2. The emergency plan was not as detailed as it needed to be.
  3. The emergency plan was more detailed than it needed to be.
Cevabı göster

The emergency plan was not as detailed as it needed to be.

Because our caregivers were preoccupied or fragile,

0:26

Bakım verenlerimiz meşgul veya kırılgan oldukları için,

we had to be preternaturally attuned to their demands, Kelime

0:30

onların taleplerine doğaüstü bir şekilde uyum sağlamak zorunda kaldık,

Kelime

preternaturally attuned to: olağanüstü derecede duyarlı ve tepkili olmak

Attuned to, bir şeyin son derece farkında ve ona karşı duyarlı olup tepki vermek demektir. Burada being attuned to their demands, bakım verenlerin ihtiyaçlarını, ruh hâllerini veya beklentilerini hızla fark edip kişinin kendi davranışını bunlara göre ayarlaması anlamına gelir; bir enstrümanı akort etmekten söz edilmez. Preternaturally, attuned sözcüğünü güçlendirir: duyarlılık normal ya da beklenen düzeyin çok ötesinde görünür. Bu bağlamda ifade, doğaüstü bir gücün gerçekten var olduğu iddiası değil, retorik bir vurgudur.

Alıştırma

Hangi durum preternaturally attuned to another person's demands ifadesiyle en iyi anlatılır?

  1. Bir müzisyen konserden önce gitarını akort eder.
  2. Bir çocuk, ebeveyninin ruh hâlindeki çok küçük değişiklikleri fark eder ve davranışını hemen ayarlar.
  3. Bir ziyaretçi, açıkça asılmış bir kuralı bir kez okur.
Cevabı göster

Bir çocuk, ebeveyninin ruh hâlindeki çok küçük değişiklikleri fark eder ve davranışını hemen ayarlar.

sensing that we had to comply

0:35

uyum sağlamamız gerektiğini hissederek

in order to be loved and tolerated.

0:37

sevilmek ve tahammül edilmek için.

We had to be false Anlatım akışı

0:40

Sahte olmak zorundaydık

before we had the chance

0:42

fırsatını bulmadan önce

to feel properly alive.

0:43

gerçekten yaşadığımızı hissetmenin.

Anlatım akışı

We had to be false before ... feel properly alive: önce sahte olmak, sonra gerçekten canlı hissetmek

Before, sahte olma durumunu canlı hissetme fırsatından daha önceye yerleştirir. Bu sıralama cümlenin temel paradoksunu oluşturur: sahte bir benlik aracılığıyla uyum sağlamak önce gerçekleşmek zorundaydı; gerçek bir canlılık hissi ise ancak daha sonra mümkün oldu. Burada had to, bu erken uyumu bir tavsiye olarak değil, koşulların getirdiği bir zorunluluk olarak sunar. False yalnızca yalan söylemek değil, bakım veren kişinin ihtiyaçlarına uymak için gerçek duyguları gizlemek veya değiştirmek demektir. Properly alive ise doğru ya da kibar bir biçimde yaşamak değil, insanın içten içe tam ve gerçek anlamda canlı hissetmesidir.

Alıştırma

Before özgün cümlede nasıl bir ilişki kuruyor?

  1. Sahte bir benlik aracılığıyla uyum sağlamak önce geldi; gerçek canlılık hissi ise ancak daha sonra mümkün oldu.
  2. Önce gerçekten canlı hissettiler, sonra başkalarına yalan söylemeyi seçtiler.
  3. Sahte olmakla canlı hissetmek tam olarak aynı anda gerçekleşti.
Cevabı göster

Sahte bir benlik aracılığıyla uyum sağlamak önce geldi; gerçek canlılık hissi ise ancak daha sonra mümkün oldu.

And as a result, many years later,

0:46

Ve sonuç olarak, yıllar sonra,

without quite understanding the process,

0:49

süreci pek anlamadan,

we risk feeling unanchored, inwardly dead, Notlar

0:51

demirsiz kalmış, içten ölü

Deyimler

Dayanaksız ve içten içe ölü hissetmek

Burada unanchored, istikrarlı bir içsel dayanak ya da yön duygusundan yoksun olmayı anlatan bir mecazdır. Çapasını gerçekten kaybetmiş bir tekneyi değil, psikolojik istikrarsızlığı ifade eder. Inwardly dead, duygusal olarak hissizleşmek veya yaşama duygusundan kopmak anlamına gelir. İki ifade birlikte, kişinin hem sürükleniyormuş hem de içi boşalmış gibi hissetmesini anlatır; dead fiziksel ölüm demek değildir.

Alıştırma

Bu cümlede "feeling unanchored, inwardly dead" ne anlama geliyor?

  1. Gerçekten denizde kaybolmuş ve ölmek üzere olmak
  2. Zorlu bir işten sonra kısa süreli yorgun hissetmek
  3. İstikrarsız ve içsel canlılıktan yoksun hissetmek
Cevabı göster

İstikrarsız ve içsel canlılıktan yoksun hissetmek

and somehow not entirely present.

0:55

ve bir şekilde tamamen orada olmayan biri gibi hissetme riskiyle karşı karşıyayız.

Dilbilgisi

risk feeling: risk + ulaç

Risk feeling ifadesinde risk sözcüğünden sonra feeling ulaç biçimi gelir. Risk + -ing kalıbı, istenmeyen bir sonucun gerçekleşebileceğini belirtir. Burada kişi kendini dayanaksız, içten içe ölü ve bütünüyle anda değilmiş gibi hissedebilir. Özne bu olasılıkla karşı karşıyadır; ifade, kişinin bu duyguyu bilinçli olarak aradığı anlamına gelmez. Bu yapıda risk sözcüğünden sonra -ing biçimi kullanılır; to feel gibi bir mastar kullanılmaz.

Alıştırma

Veri kaybının gerçekleşebileceğini belirten tam risk + ulaç biçimiyle cümleyi tamamlayın: Without regular backups, we ____ all our files.

Cevabı göster

risk losing

This psychological theory of the true and the false self Kültür

0:58

Gerçek ve sahte benlik hakkındaki bu psikolojik teori

is the work of one of the 20th century's greatest thinkers,

1:02

20. yüzyılın en büyük düşünürlerinden birinin eseridir,

the English psychoanalyst and child psychiatrist Donald Winnicott.

1:07

İngiliz psikanalist ve çocuk psikiyatristi Donald Winnicott'ın.

Kültür

Winnicott'ın teorisinde gerçek benlik ve sahte benlik

Winnicott'ın teorisinde gerçek benlik, kişinin kendiliğinden ortaya çıkan duyguları, ihtiyaçları ve canlılık hissiyle bağlantılı kısmıdır. Sahte benlik ise dış beklentileri karşılamak ve savunmasız hissedilen yönleri korumak için gelişen uyum sağlayıcı bir davranış biçimidir. Bu terimler, günlük anlamda gerçek ve sahte hakkında verilen yargılar değildir. Sahte benlik mutlaka bilinçli bir yalan değildir; gerçek benlik de otomatik olarak ahlaken iyi demek değildir. Kişinin daha kendiliğinden gelen iç deneyimini susturmadığı veya onun yerini almadığı sürece, sağlıklı gelişim esnek bir sosyal benliği de içerebilir.

Alıştırma

Hangi ifade Winnicott'ın gerçek benlik ile sahte benlik arasındaki ayrımına en uygundur?

  1. Gerçek benlik her zaman ahlaken iyidir, sahte benlik ise her zaman dürüst değildir.
  2. Sağlıklı bir kişi bütün sosyal rollerini tamamen ortadan kaldırmalıdır.
  3. Sahte benlik kişinin uyum sağlamasına yardımcı olabilir, ancak gerçek benliği bastırdığında zararlı hâle gelir.
Cevabı göster

Sahte benlik kişinin uyum sağlamasına yardımcı olabilir, ancak gerçek benliği bastırdığında zararlı hâle gelir.

In a series of papers written in the 1960s,

1:12

1960'larda yazılan bir dizi makalede

and based on close observations of his adult and infant patients, Kalıp ifadeler

1:14

ve yetişkin ile bebek hastalarının yakın gözlemlerine dayanarak,

Winnicott advanced the view that healthy development Kalıp ifadeler

1:19

Winnicott, sağlıklı gelişimin

Kalıp ifadeler

based on close observations of: yakından gözlemlemeye dayanmak

Burada based on close observations of, makalelerin dayandığı kanıtı, yani Winnicott'ın yetişkinlerle bebek hastaları üzerinde yaptığı dikkatli incelemeyi belirtir. Based geçmiş zaman ortacıdır; bu nedenle ifade edilgen bir anlam taşır: makaleler bu gözlemlere dayanmıştır. Bu ifade written in the 1960s ile eş görevli olup patients sözcüğünü değil, papers sözcüğünü niteler. Genel olarak based on + kanıt veya kaynak, bir iddianın, kararın, raporun ya da analizin neye dayandığını gösterir.

Alıştırma

Önerilerin dayandığı kanıtı açıkça belirten doğal ve resmî cümleyi seçin.

  1. The safety recommendations were based to close observations of workplace routines.
  2. The safety recommendations were based on close observations of workplace routines.
  3. The safety recommendations were based in close observations of workplace routines.
Cevabı göster

The safety recommendations were based on close observations of workplace routines.

invariably requires us

1:22

istisnasız bir şekilde bizi

to experience the immense life-sustaining luxury Deyimler

1:24

muazzam ve hayatı sürdüren lüksü deneyimlemeye zorladığı görüşünü ileri sürdü.

Kalıp ifadeler

advanced the view that: bir görüşü resmî olarak ileri sürmek

advanced the view that kalıbında advanced, “değerlendirilmek üzere ileri sürdü”; view ise görüş veya tutum anlamına gelir. That ile başlayan yan cümle, Winnicott'ın ileri sürdüğü görüşün içeriğini belirtir. Bu, resmî bir aktarma kalıbıdır: kişi veya kuruluş + advanced the view that + tam cümle. Bir düşünceyi sıradan bir yorum değil, geliştirilmiş bir iddia olarak sunar.

Alıştırma

Bir araştırmacının resmî olarak bir görüş ileri sürdüğünü en iyi bildiren cümle hangisidir?

  1. Dr. Lee held the view that sleep quality matters more than sleep length.
  2. Dr. Lee advanced the view that sleep quality matters more than sleep length.
  3. Dr. Lee viewed that sleep quality matters more than sleep length.
Cevabı göster

Dr. Lee advanced the view that sleep quality matters more than sleep length.

Deyimler

Bir mecaz olarak “immense life-sustaining luxury”

Burada “immense life-sustaining luxury”, hayatta kalmayı ve yaşamın ilk dönemlerindeki esenliği destekleyen olağanüstü değerli bir koşul anlamına gelir. “Luxury” mecazdır: pahalı bir ürün değil, bakım veren kişinin geçici olarak bebeğin ihtiyaçlarına tamamen uyum sağlaması şeklindeki nadir ayrıcalıktır. “Immense” bu ayrıcalığın büyüklüğünü vurgularken “life-sustaining” onun hayatta kalmak için gerekli olduğunu belirtir. Bu düşünceyi genellikle isteğe bağlı bir şeyi çağrıştıran “luxury” sözcüğüyle birleştirmek, korumayı hem yaşamsal hem de son derece kıymetli gösterir.

Alıştırma

“An immense life-sustaining luxury” ifadesinde luxury ne anlama gelir?

  1. Hayatta kalmayı destekleyen nadir ve çok değerli bir koşul
  2. Rahatlık için satın alınan pahalı bir nesne
  3. Yaşamı riske atan savurgan bir alışkanlık
Cevabı göster

Hayatta kalmayı destekleyen nadir ve çok değerli bir koşul

of a period when we don't have to bother Kalıp ifadeler

1:28

dert etmek zorunda olmadığımız bir dönemin

with the feelings and opinions of those who are tasked Kalıp ifadeler

1:31

görevli olanların duygularını ve düşüncelerini

Kalıp ifadeler

Gereklilik olmadığını belirten “don't have to bother with”

“Don't have to bother with”, “bir şeye dikkat, emek veya kaygı ayırmaya gerek olmaması” anlamına gelir. Bu cümlede bebek, başka insanların duygu ve görüşlerini dikkate alma gereğinden geçici olarak muaftır. Olumsuzluk gerekliliğe uygulanır: don't have to bir zorunluluk olmadığını belirtir. must not anlamına gelmez; dolayısıyla eyleme hâlâ izin vardır.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız, “The software updates automatically, so you don't have to bother with it.” diyor. Bu cümle ne anlama gelir?

  1. Herhangi bir işlem gerekmediği için güncellemeyi kendi hâline bırakabilirsiniz.
  2. Yazılımı kendiniz güncellemek zorundasınız.
  3. Güncellemeyi kontrol etmeniz yasaktır.
Cevabı göster

Herhangi bir işlem gerekmediği için güncellemeyi kendi hâline bırakabilirsiniz.

with looking after us. Öbek fiiller

1:34

bize bakmakla.

Kalıp ifadeler

are tasked with: resmî olarak bir görev verilmek

Are tasked with, “bir şeyin sorumluluğu resmî olarak verilmek” anlamına gelir. Burada task, edilgen yapıda kullanılan bir fiildir: kişiler görevi veren değil, alan taraftır. Yapı be + tasked + with + isim veya -ing biçimidir. Are tasked with looking after us ifadesinde looking, verilen görevin ne olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi be tasked with ifadesinin geniş zamandaki edilgen biçimiyle tamamlayın: The safety officer ____ checking every exit before the event.

Cevabı göster

is tasked with

Öbek fiiller

looking after: birine bakmak

Looking after, birine bakmak ve onun güvende olmasını ya da ihtiyaç duyduğu şeylere sahip olmasını sağlamak demektir. Burada bize bakma sorumluluğunu anlatır. Look after, nesne alan bir öbek fiildir: look after a child, look after them. Look ve after sözcüklerini birlikte tutun; nesneyi aralarına yerleştirmeyin.

Alıştırma

Look after ifadesinin “bakmak, ilgilenmek” anlamına geldiği cümleyi seçin.

  1. I look for my neighbor's cat when it hides.
  2. I look after my neighbor's cat when she travels.
  3. I look at my neighbor's cat through the window.
Cevabı göster

I look after my neighbor's cat when she travels.

We can be wholly and without guilt our true selves,

1:36

Tamamen ve suçluluk duymadan gerçek benliğimiz olabiliriz,

because those around us have, for a time,

1:41

çünkü etrafımızdakiler, bir süreliğine,

adapted themselves entirely to our needs and desires, Kalıp ifadeler

1:44

kendilerini tamamen bizim ihtiyaçlarımıza ve arzularımıza uyarladılar,

Kalıp ifadeler

adapted themselves entirely to our needs and desires: kendini başkasının ihtiyaç ve isteklerine uyarlamak

Burada adapted themselves entirely to our needs and desires, “bizim” çevremizdeki insanların “bizim” ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi karşılamak için kendi davranışlarını ve düzenlerini değiştirdiği anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri themselves, uyum sağlayan kişilerin kendilerine gönderme yapar; entirely ise bu uyarlamanın tam olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp adapt oneself to + isim şeklindedir: kişi, bir duruma veya başka birinin gereksinimlerine uymak için davranış biçimini değiştirir. Bu bağlamda, bakım veren kişilerin geçici olarak bütün düzenlerini bebeğin ihtiyaçları etrafında kurmasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi adapt fiilinin geçmiş zamanlı dönüşlü kalıbıyla tamamlayın: During her first week, Lena ____ the team's working style.

Cevabı göster

adapted herself to

however inconvenient and arduous these might be. Dilbilgisi

1:48

bunlar ne kadar zahmetli ve zorlu olursa olsun.

Dilbilgisi

however inconvenient and arduous these might be: ne kadar zahmetli ve güç olurlarsa olsunlar

Burada however, “ancak” değil, “ne kadar ... olursa olsun” anlamına gelir. Hemen ardından gelen inconvenient ve arduous sıfatlarını doğrudan niteler. These, daha önce sözü edilen needs and desires ifadesine gönderme yapar; might be ise ödünleme yan cümlesini tamamlar. Yeniden kullanılabilecek kalıp however + sıfat/zarf + özne + fiil şeklindedir. Bir niteliğin herhangi bir dereceye ulaşabileceğini kabul ederken ana yargıyı geçerli tutar. Örneğin however difficult the task might be, görev çok zor olsa bile sonucun değişmediğini belirtir.

Alıştırma

Resmî ödünleme yan cümlesini “ne kadar ... olursa olsun” anlamına gelen tek bir sözcükle tamamlayın: ____ difficult the journey might be, we will continue.

Cevabı göster

However

The true self of the infant in Winnicott's formulation

1:52

Winnicott'ın formülasyonuna göre bebeğin gerçek benliği

is by nature asocial and amoral. Kelime

1:56

doğası gereği asosyal ve ahlak dışıdır.

Kelime

Asocial ve amoral: karşıtlık değil, yokluk

Bu cümlede asocial, “henüz sosyal etkileşime veya toplumsal kurallara göre yönlenmeyen”; amoral ise “henüz ahlaki yargılarla hareket etmeyen” anlamındadır. Bu iki sözcük, bebeğin erken durumunda henüz bulunmayan özellikleri anlatır; bebeği kötü davranmakla suçlamaz. Buradaki a- ön eki “olmama” veya “yoksunluk” bildirir. İki sıfatı da kasıtlı düşmanlık ya da yanlış davranış etiketi olarak değil, gelişim aşaması betimlemesi olarak okuyun.

Alıştırma

Cümledeki asocial and amoral ifadesinin anlamını en iyi hangi yorum korur?

  1. Bebek topluma bilerek saldırır ve ahlaken yanlış eylemleri seçer.
  2. Bebek henüz toplumsal kurallar veya ahlaki yargılar tarafından yönlendirilmiyordur.
  3. Bebek son derece kibardır ancak hijyen hakkında henüz bilgi edinmemiştir.
Cevabı göster

Bebek henüz toplumsal kurallar veya ahlaki yargılar tarafından yönlendirilmiyordur.

It isn't interested in the feelings of others.

1:59

Başkalarının duygularıyla ilgilenmez.

It isn't socialized.

2:01

Sosyalleşmemiştir.

It screams when it needs to,

2:03

İhtiyaç duyduğunda çığlık atar,

even if it's the middle of the night

2:05

gecenin bir yarısı olsa bile

or on a crowded train.

2:06

veya kalabalık bir trende.

It may be aggressive, biting,

2:08

Agresif olabilir, ısırabilir,

and in the eyes of a stickler for manners Deyimler

2:10

ve bir görgü kuralı düşkünü

or a lover of hygiene,

2:12

veya bir hijyen aşığı gözünde,

shocking and a bit disgusting.

2:13

şok edici ve biraz iğrenç olabilir.

Deyimler

A stickler for manners: görgü kuralları konusunda çok katı biri

A stickler for something, bir kuralın, standardın veya ayrıntının çok dikkatli biçimde uygulanmasında ısrar eden kişidir. Burada a stickler for manners, davranışları katı nezaket ölçütlerine göre değerlendiren kişiyi anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp a stickler for + isim veya -ing biçimidir. for’dan sonra gelen sözcük ya da ifade, kişinin uygulanmasında ısrar ettiği standardı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “bir standardın uygulanmasında ısrar eden kişi” anlamındaki üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: “Mina corrects every misplaced comma; she is ____ punctuation.”

Cevabı göster

a stickler for

It wants to express itself

2:15

Kendini ifade etmek ister

where and how it wants.

2:17

nerede ve nasıl istiyorsa.

It can be sweet, of course,

2:19

Tatlı olabilir elbette,

but on its own terms, Deyimler

2:20

ama kendi şartlarına göre,

not in order to charm or bargain for love. Deyimler

2:22

çekici olmak veya sevgi için pazarlık yapmak için değil.

Deyimler

“on its own terms”: kendi koşullarına göre

On its own terms, “kendi seçtiği koşullara, ölçütlere veya yönteme göre” demektir. Burada sevecenliğin, başkasının onayını kazanmak için şekillendirilmediğini; bebeğin gerçek doğasından özgürce geldiğini anlatır. Bu ifadede terms, “koşullar” anlamındadır; “sözcükler, terimler” veya “okul dönemleri” anlamına gelmez. Zamir, anlatılan varlığa uymalıdır: on my own terms, on her own terms veya on their own terms.

Alıştırma

“Onun seçtiği koşullara göre” anlamına gelen bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Leo returned to the company ____.

Cevabı göster

on his own terms

Deyimler

“bargain for love”: sevgi için pazarlık etmek

Bargain for love, sevgiyi bir değiş tokuş yoluyla elde edilen bir şey gibi gösteren bir benzetmedir. Burada, karşıdaki kişinin sevgiyle karşılık vermesi için çekici veya hoş davranmaya çalışmak anlamına gelir. Bu ifade, sevginin fiyatını gerçekten müzakere etmekle ilgili değildir. bargain for + isim yapısı, bir şeyi pazarlık yoluyla elde etmeye çalışmak anlamına gelebilir; bu cümle de bu değiş tokuş fikrini duygusal bir ilişkiye uygular.

Alıştırma

Cümledeki bargain for love ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Biri her türlü duygusal bağı reddediyor.
  2. Biri hoş davranışlarını sevgiyle takas etmeye çalışıyor.
  3. Biri bir hediyenin fiyatı için pazarlık yapıyor.
Cevabı göster

Biri hoş davranışlarını sevgiyle takas etmeye çalışıyor.

If a person is to have any sense Dilbilgisi

2:25

Eğer bir insan, yetişkin olarak

of feeling real as an adult,

2:27

gerçek hissetme duygusuna sahip olacaksa,

then it has to have enjoyed

2:29

o zaman yaşamış olmalıdır

the immense emotional privilege

2:31

muazzam duygusal ayrıcalığı

of being able to be true in this way,

2:33

bu şekilde gerçek olabilmenin,

Dilbilgisi

If a person is to ..., then it has to have enjoyed ... yapısı

if yan cümlesindeki be to + fiilin yalın hâli, sonraki durumu ulaşılması gereken bir hedef veya sonuç olarak sunar. Buradaki If a person is to have... ifadesi “bir kişi bunu başaracaksa” anlamına gelir; gelecekte planlanmış bir olayı anlatmaz. then sonrasındaki has to have enjoyed, has/have to have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Hedefe ulaşılmadan önce bir deneyimin çoktan tamamlanmış olması gerektiğini belirtir. Böylece yapı, istenen sonucu gerekli bir önceki deneyime bağlar.

Alıştırma

Hedef ve önceden tamamlanması gereken koşulu anlatan resmî yapıyı tamamlayın: If the archive ____ protect its oldest films, then it ____ fixed the storage problem first.

Cevabı göster

is to · has to have

to disturb people when it wants, Anlatım akışı

2:35

istediğinde insanları rahatsız edebilmenin,

to kick when it's angry,

2:38

kızdığında tekme atabilmenin,

to scream when it's tired,

2:39

yorulduğunda çığlık atabilmenin,

to bite when it's feeling aggressive.

2:41

agresif hissettiğinde ısırabilmenin.

Anlatım akışı

Paralel to + fiil + when cümlecikleri: to disturb ... to bite

Dört mastar grubu paralel yapıdadır: Her biri to + fiil ile başlar ve bir when yan cümlesiyle tamamlanır. Hepsi daha önceki gerçek benliğiyle olabilme düşüncesini sürdürdüğü için yinelenen dil bilgisi, eylemlerin dört ayrı iddia değil tek bir liste oluşturduğunu gösterir. Tekrar, düzenli bir ritim yaratır ve çeşitli dürtülerin art arda biriktiği hissini verir. Bu gelişim tartışmasında eylemler, bir çocuğun süzgeçten geçirilmemiş benliğini ifade etmesine izin verilmesini anlatan varsayımsal örneklerdir; yetişkinlere başkalarına zarar vermeleri veya onları rahatsız etmeleri yönünde tavsiye değildir.

Alıştırma

Üç görevi düzenlemek için tekrarlanan to + fiil + when yan cümlesi kalıbını hangi cümle kullanıyor?

  1. When guests arrive, the guide welcomes them, answers their questions, and closes the hall after the tour.
  2. The guide's job is to welcome guests when they arrive, to answer questions when they ask, and to close the hall when the tour ends.
  3. The guide welcomes guests when they arrive, answers questions when they ask, and closes the hall when the tour ends.
Cevabı göster

The guide's job is to welcome guests when they arrive, to answer questions when they ask, and to close the hall when the tour ends.

The true self of the child

2:43

Çocuğun gerçek benliğine

must be granted the imaginative opportunity Kalıp ifadeler

2:45

hayal gücüne dayalı fırsat verilmelidir

to destroy the parent when it's in a rage,

2:48

öfke nöbetindeyken ebeveyni yok etme,

Kalıp ifadeler

must be granted the imaginative opportunity to: bir şeyi hayalde yapma fırsatının verilmesi

must + be + granted + an opportunity to kalıbı edilgen bir yapıdır: bu fırsatın verilmesinin gerekli olduğunu söylerken fırsatı kimin verdiğini arka planda bırakır. Burada fırsat, öfke anında çocuğun gerçek benliğinin ebeveyni hayalinde yok etmesine yöneliktir. Imaginative, eylemi hayal veya simgesel deneyim alanıyla sınırlar. Yaratıcı biçimde tasarlanmış bir fırsat anlamına gelmez ve gerçek zarar verme izni vermez.

Alıştırma

Cümlede must be granted the imaginative opportunity to destroy the parent ne anlama gelir?

  1. Çocuğun eylemi bir kez gerçekleştirmesine izin verilir.
  2. Çocuğun eylemi gerçekleştirme iznine değil, onu güvenli biçimde hayal etme fırsatına ihtiyacı vardır.
  3. Çocuğa ebeveyne zarar vermenin yaratıcı yolları öğretilmelidir.
Cevabı göster

Çocuğun eylemi gerçekleştirme iznine değil, onu güvenli biçimde hayal etme fırsatına ihtiyacı vardır.

and then witness the parent surviving and enduring,

2:51

ve sonra ebeveynin hayatta kaldığına ve dayandığına tanık olma,

which lends the child a vital and immensely reassuring sense Kalıp ifadeler

2:55

bu da çocuğa hayati ve son derece güven verici bir his kazandırır

that it's not, in fact,

2:59

aslında olmadığını,

Kalıp ifadeler

lends the child a ... sense that: çocuğa ... olduğuna dair bir his verir

lend + someone + a sense that... yapısında lend mecaz anlamda kullanılır. Bir deneyim, kişinin bir duygu, izlenim veya anlayış kazanmasını sağlar; ortada gerçekten ödünç verilen ya da geri alınması beklenen bir şey yoktur. Burada ebeveynin ayakta kaldığını görmek çocuğu rahatlatır. Bu duyguyu edinen kişi lends sözcüğünden hemen sonra gelir. that yan cümlesi ise duygunun içeriğini, yani çocuğun hissetmeye veya inanmaya başladığı şeyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi lend + the hikers + a reassuring sense that kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The rescue helicopter's arrival ____ help was finally close.

Cevabı göster

lent the hikers a reassuring sense that

omnipotent

3:00

her şeye gücü yeten

and that the world won't collapse Deyimler

3:01

ve dünyanın çökmeyeceğini

simply because it sometimes wishes or fears it could.

3:03

sırf o bazen bunu dilediği veya korktuğu için.

Deyimler

Mecazi bir teselli olarak “the world won't collapse”

Bu cümlede “the world won't collapse” bir mecazdır: çocuğun öfkesi, istekleri veya korkuları gerçekliği ya da çevresindeki ilişkileri yok etmeyecektir. Dünyanın fiziksel olarak çökeceğini öngörmez. “The world won't ...” kalıbı felaketle sonuçlanacak bir durumu reddeder. Güçlü bir duygu, hata veya aksilik önemli olsa da her şeyin yıkılmasına yol açmayacağını söyleyerek birini rahatlatabilir. Daha sonraki “it could” sözlerinde could, “could collapse” anlamındadır; tekrarlanan fiil düşürülmüştür.

Alıştırma

Bu cümlede “the world won't collapse” ne anlama geliyor?

  1. Çocuğun bütün ilişkilerini bitirmek istediğini söyler.
  2. Fiziksel bir felaketin Dünya'yı yok edeceğini öngörür.
  3. Çocuğun duygularının gerçekliği ve ilişkileri yıkamayacağını söyler.
Cevabı göster

Çocuğun duygularının gerçekliği ve ilişkileri yıkamayacağını söyler.

When things go well,

3:08

İşler yolunda gittiğinde,

gradually and willingly,

3:09

yavaş yavaş ve isteyerek,

the child develops a false self,

3:10

çocuk sahte bir benlik geliştirir,

a capacity to behave

3:13

davranabilme kapasitesi

according to the demands of external reality. Notlar

3:15

dış gerçekliğin taleplerine göre.

Kalıp ifadeler

According to the demands of: dış gerekliliklere uymak

“According to the demands of external reality” ifadesinde according to, “uyarak veya kendini ona göre ayarlayarak” anlamına gelir; demands ise mutlaka sözlü emirler değil, gereklilikler veya baskılar demektir. İfade, çocuğun davranışını şekillendiren standardı belirtir: dış gerçeklik koşulları belirler, sahte benlik de bunlara uyum sağlar. Yeniden kullanılabilir kalıp behave, act veya adapt according to the demands of + isim şeklindedir. Yalnızca davranışın nedenini vermek yerine gerekliliklere uyumu vurgular.

Alıştırma

Ekip, yeni projenin gerektirdiklerine uymak için takvimini değiştirdi. Hangi cümle bu anlamı ifade eder?

  1. The team adapted its schedule according to the demands of the new project.
  2. The team adapted its schedule because of the demands of the new project.
  3. According to a report, the team adapted its schedule for the new project.
Cevabı göster

The team adapted its schedule according to the demands of the new project.

Kelime

Psikanalitik tartışmada external reality

Psikanalitik tartışmada external reality, kişinin isteklerinin, fantezilerinin ve içsel dürtülerinin dışında kalan toplumsal ve maddi dünyayı ifade eder. Kişi başka bir şey istiyor diye değişmeyen talepleri ve sınırları içerir. Bu cümlede dış gerçekliğe göre davranmak, kişinin davranışlarını gerçek dünyanın gereklerine uyarlaması anlamına gelir. Sonraki okul ve çalışma hayatı göndermeleri bu dış taleplerin örnekleridir; ifade sanal gerçeklikten veya dijital teknolojiden söz etmez.

Alıştırma

Bu cümlede external reality ne anlama gelir?

  1. Zihindeki herhangi bir özel duygu veya fantezi
  2. Teknolojiyle görüntülenen, dijital olarak simüle edilmiş bir dünya
  3. Kişinin isteklerinin dışında kalan ve uyum sağlaması gereken toplumsal ve maddi dünya
Cevabı göster

Kişinin isteklerinin dışında kalan ve uyum sağlaması gereken toplumsal ve maddi dünya

This is what enables a child to submit Notlar

3:18

Bir çocuğun boyun eğmesini sağlayan şey budur

to the rigors of school

3:20

okulun zorluklarına

and, as it develops into an adult,

3:22

ve yetişkinliğe doğru geliştikçe,

of working life as well.

3:24

iş hayatının zorluklarına da.

Dilbilgisi

This is what enables ... to ... kalıbı

This is what enables + kişi + to + fiil kalıbı daha önce belirtilen bir etkene gönderme yapar ve bu etkenin eylemi mümkün kıldığını söyler. Buradaki This, daha önce açıklanan sahte benliğe gönderme yapar. What, This is ifadesini tamamlayan kaynaşmış bir ilgi cümleciği başlatır; soru sormaz. Uzun kalıp vurgu ekler: Önceki etken, eylem için gereken yeteneği veya koşulları sağlayan şeyin ta kendisidir.

Alıştırma

Cümleyi This is what enables + nesne zamiri + to ile tamamlayın: Regular practice gives Maya confidence. ____ speak more freely.

Cevabı göster

This is what enables her to

Kalıp ifadeler

submit to the rigors of school: zorlayıcı koşulları kabul etmek

Bu cümlede submit to, zorlayıcı bir şeyi kabul etmek ve onun kısıtlamaları altında yaşamak anlamına gelir. Bir belge teslim etmek anlamına gelmez. Kalıp submit to + isim öbeğidir. The rigors of school, disiplin, programlar ve sürekli çaba gibi okulun katı ve zor taleplerini ifade eder; yalnızca okul kuralları anlamına gelmez. Cümle daha sonra aynı düşünceyi çalışma hayatının taleplerine de genişletir.

Alıştırma

Hangi cümlede submit to, asıl örnektekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

  1. Maya submitted her article to the magazine.
  2. Please submit the completed form to the front desk.
  3. New recruits must submit to the rigors of basic training.
Cevabı göster

New recruits must submit to the rigors of basic training.

When we have been given the chance

3:26

Fırsat verildiğinde

to be our true selves,

3:28

gerçek benliğimiz olmak için,

we don't, at every occasion,

3:30

her fırsatta,

need to rebel and insist on our needs.

3:32

isyan etmemiz ve ihtiyaçlarımızda ısrar etmemiz gerekmez.

We can follow the rules Anlatım akışı

3:35

Kurallara uyabiliriz

because we have, for a time,

3:37

çünkü bir süreliğine,

been able to ignore them entirely.

3:38

onları tamamen göz ardı edebilmiştik.

Anlatım akışı

because ... been able to ignore them entirely: sezgiye aykırı bir neden

Cümle, ilk bakışta şaşırtıcı bir neden sunar: İnsanlar daha önce kurallardan tamamen özgür oldukları bir dönem yaşadıkları için şimdi bu kurallara gönüllü olarak uyabilirler. Because, önceki özgürlüğü daha sonraki iş birliğinin nedeni olarak gösterir; bir karşıtlık ya da mazeret olarak değil. For a time, ignore them entirely ifadesini geçici bir dönemle sınırlar. Sav şu sırayla düzenlenir: geçici özgürlük → isyan etme ihtiyacının azalması → kurallara gönüllü olarak uyma. Kuralların sonsuza kadar görmezden gelinmesini önermez.

Alıştırma

Hangi yorum cümlenin neden-sonuç mantığını korur?

  1. Konuşmacı, kuralları kalıcı olarak görmezden gelmeyi öneriyor.
  2. Konuşmacı, insanlara hiç özgürlük tanınmamasına rağmen kurallara uyduklarını söylüyor.
  3. Kurallardan geçici olarak özgür olunan bir dönem, daha sonraki gönüllü iş birliğinin nedeni olarak sunuluyor.
Cevabı göster

Kurallardan geçici olarak özgür olunan bir dönem, daha sonraki gönüllü iş birliğinin nedeni olarak sunuluyor.

In other words,

3:41

Başka bir deyişle,

Winnicott was not a thorough enemy

3:42

Winnicott mutlak bir düşman değildi

of a false self.

3:44

sahte bir benliğin.

He understood its role well enough.

3:46

Onun rolünü yeterince iyi anlıyordu.

He simply insisted that it belonged to health

3:48

Sadece sağlığa ait olduğunda ısrar etti

only when it had been preceded Dilbilgisi

3:51

yalnızca öncesinde

by a thorough

3:53

kapsamlı bir

earlier experience

3:54

önceki deneyim varsa

of an untrammeled true self. Kelime

3:56

kısıtlanmamış bir gerçek benliğin.

Dilbilgisi

only when it had been preceded by: gerekli bir önceki koşul

Only when gerekli bir koşul getirir. Sahte benlik, ancak daha önce gerçek benliğe ilişkin tam bir deneyim yaşanmışsa sağlığın bir parçası sayılabilir; koşul gereklidir, ancak cümle bu koşulun tek başına sağlığı garanti ettiğini söylemez. Had been preceded by geçmişte tamamlanmış edilgen yapıdır. Bir şeyden önce başka bir şeyin gerçekleşmiş olduğu anlamına gelir. Burada it sahte benliği gösterir; önce gerçekleşen ise kısıtlanmamış gerçek benlik deneyimidir. Yeniden kullanılabilecek kalıp only when + özne + had been + geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Approve fiilinin geçmişte tamamlanmış edilgen biçimini kullanın: The payment was released only when the request ____ by both managers.

Cevabı göster

had been approved

Kelime

untrammeled true self: kısıtlanmamış gerçek benlik

Untrammeled kısıtlanmamış, engellenmemiş veya geri tutulmamış demektir. Bu cümlede an untrammeled true self, özgürce ortaya çıkabilmiş ve ifade edilebilmiş gerçek bir benliği anlatır. Bu sıfat, kısıtlamaların bulunmamasına odaklanır. Tek başına kaos, tehlike veya özdenetim eksikliği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Her untrammeled imagination led to an original solution,” cümlesinde untrammeled neyi ifade eder?

  1. Onun hayal gücü sınırlayıcı kısıtlamalardan özgürdü.
  2. Onun hayal gücü kaotik ve tehlikeliydi.
  3. Onun hayal gücü dikkatle kontrol ediliyordu.
Cevabı göster

Onun hayal gücü sınırlayıcı kısıtlamalardan özgürdü.

Unfortunately,

4:01

Ne yazık ki,

many of us have not enjoyed

4:02

birçoğumuz keyfini çıkaramadık

such an ideal start.

4:04

böyle ideal bir başlangıcın.

Perhaps mother was depressed

4:06

Belki anne depresyondaydı

or father was often in a rage.

4:08

ya da baba sık sık öfkeliydi.

Maybe there was an older or younger sibling

4:11

Belki krizde olan

who was in a crisis

4:13

daha büyük veya daha küçük bir kardeş vardı

and required all the attention.

4:14

ve tüm dikkati talep ediyordu.

The result is that we will have learned Dilbilgisi

4:16

Sonuç olarak, çoktan öğrenmiş olacağız

to comply

4:18

uyum sağlamayı

far too early.

4:19

çok erken.

Dilbilgisi

will have learned to comply: gelecekteki sonraki bir noktadan bakılan future perfect

will have learned to comply ifadesindeki will have learned, will + have + geçmiş zaman ortacıyla kurulan future perfect yapısıdır. Öğrenme sürecini, gelecekteki daha sonraki bir noktadan bakıldığında tamamlanmış olarak gösterir. Bu sonraki bakış noktası, açıkça belirtilmiş bir tarih yerine bağlamdan anlaşılan bir gelişim aşaması olabilir. Learned to comply, taleplere uyma alışkanlığı veya becerisi edinmek demektir; bu talepleri içtenlikle onaylamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan future perfect ifadeyle tamamlayın: By adulthood, they ____ with every request.

Cevabı göster

will have learned to comply

We will have become obedient at the expense Deyimler

4:20

Biz, pahasına da olsa itaatkar olmuşuzdur

of our ability to feel authentically ourselves.

4:23

gerçek anlamda kendimizi hissetme yeteneğimizin.

Deyimler

at the expense of: zarar veren bir ödün

At the expense of, başka bir sonuç elde edilirken zarar gören veya feda edilen şeyi belirtir. Burada itaatkâr hâle gelmek, insanların gerçek benlikleri gibi hissedebilme yetilerini kaybetmesine mal olan bir sonuç olarak sunulur. Expense burada mecazidir ve mutlaka para anlamına gelmez. Kalıp X at the expense of Y şeklindedir: X elde edilir veya öncelik kazanırken Y zarar görür.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? "The company increased speed at the expense of safety."

  1. Şirket daha hızlı hâle geldi, ancak bu durum güvenliğe zarar verdi.
  2. Şirket hız ve güvenlik için eşit miktarda para harcadı.
  3. Şirket daha hızlı çalıştığı için güvenlik arttı.
Cevabı göster

Şirket daha hızlı hâle geldi, ancak bu durum güvenliğe zarar verdi.

In relationships,

4:27

İlişkilerde,

we may now be polite

4:28

artık kibar olabiliriz

and geared to the needs of our partners, Kalıp ifadeler

4:30

ve partnerlerimizin ihtiyaçlarına yönelmiş olabiliriz,

Kalıp ifadeler

be geared to the needs of: birinin ihtiyaçlarına göre uyarlanmak

Be geared to the needs of someone, bir şeyin belirli bir kişi ya da grubun ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi veya uyarlanması demektir. Burada insanların davranışlarını partnerlerinin ihtiyaçlarına göre yönlendirebileceğini anlatır; mekanik dişlilerden söz edilmez. Kalıp be geared to the needs of + kişi veya grup şeklindedir. Bir hizmetin, kursun, sistemin ya da kişinin davranışının bu ihtiyaçları karşılayacak biçimde şekillendirildiğini anlatabilir.

Alıştırma

Bir grubun ihtiyaçları etrafında tasarlanmış anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The workshop is ____ beginner learners.

Cevabı göster

geared to the needs of

but not, for that matter, Anlatım akışı

4:32

ama bu yüzden,

able properly to love.

4:33

uygun bir şekilde sevebilen olamayız.

Anlatım akışı

for that matter: aynı düşünceye daha güçlü bir bağlantılı nokta eklemek

For that matter aynı noktaya bağlı başka bir gerçeği ekler; bu gerçek çoğu zaman düşünceyi daha ileri taşır veya iddiayı güçlendirir. Parantez işlevli bir söylem belirteci olarak kullanılır. Burada düşünce, kibar ve uyumlu olmaktan daha derin bir noktaya, kişinin gerektiği gibi sevemeyebileceği fikrine ilerler. İfade belirli bir konuyu adlandırmak yerine tartışmanın akışını düzenler. Virgüllerin arasında bulunabilir; çıkarıldığında cümlenin dil bilgisi bozulmaz, ancak yeni noktanın önceki düşünceyi genişlettiğini gösteren işaret kaybolur.

Alıştırma

Bağlantılı başka bir şikâyet ekleyen hedef söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: The train was late and, ____, overcrowded.

Cevabı göster

for that matter

At work,

4:36

İş yerinde,

we may be dutiful,

4:37

görev bilincine sahip olabiliriz,

but uncreative and unoriginal.

4:38

ama yaratıcılıktan yoksun ve sıradan olabiliriz.

In such circumstances,

4:41

Böyle durumlarda,

and this is its genius,

4:43

ve işte dehası buradadır,

psychotherapy offers us a second chance. Kalıp ifadeler

4:45

psikoterapi bize ikinci bir şans sunar.

Kalıp ifadeler

offers us a second chance: bize ikinci bir şans sunmak

Offer someone a second chance, daha önceki bir başarısızlık, kayıp veya karşılanmamış ihtiyaçtan sonra bir kişiye yeniden deneme, toparlanma ya da değişme fırsatı vermek demektir. offers us a second chance örneğinde olduğu gibi offer + kişi + şey biçimindeki çift nesneli yapıyı kullanır. offer a second chance to someone da denebilir. Bu cümlede second chance, başka bir terapi seansı anlamına gelmez. Psikoterapi, daha önce engellenmiş olan daha gerçek bir benlik hâline geri dönme fırsatı yaratır.

Alıştırma

Cümleyi offer + person + a second chance yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: After Nina apologized and showed she had changed, the club decided to ____.

Cevabı göster

offer her a second chance

In the hands of a good therapist, Deyimler

4:48

İyi bir terapistin ellerinde,

we are allowed to regress Kelime

4:50

gerilememize izin verilir

before the time when we started to be false,

4:52

sahte olmaya başladığımız zamanın öncesine,

back to the moment when we so desperately needed Anlatım akışı

4:55

çaresizce ihtiyaç duyduğumuz o ana geri döneriz

to be true.

4:58

gerçek olmaya.

Deyimler

In the hands of a good therapist: iyi bir terapistin bakımında

In the hands of someone, bir şeyin o kişinin bakımı, sorumluluğu, kontrolü veya uzman rehberliği altında olması demektir. Hands imgesi, o kişiyi olacakları yöneten kişi olarak gösterir; genellikle bir şeyi fiziksel olarak elde tutmak anlamına gelmez. Bu cümlede in the hands of a good therapist, güvenli ve itimat edilen profesyonel bir ortamı ifade eder. Bu güvenlik hissi, duygusal olarak daha önceki bir aşamaya dönmeyi mümkün kılar.

Alıştırma

The old violin is in the hands of a skilled restorer? cümlesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Yetenekli bir restoratör artık kemanın bakımından sorumludur.
  2. Restoratör şu anda kemanı fiziksel olarak ellerinde tutmaktadır.
  3. Dikkatsiz bir sahibi kemanın zarar görmesine neden olmuştur.
Cevabı göster

Yetenekli bir restoratör artık kemanın bakımından sorumludur.

Kelime

Psikoterapide allowed to regress

Psikoterapide be allowed to regress, güvenli ve izin verilen bir ortamda geçici olarak daha erken bir duygusal ya da davranışsal duruma dönme olanağına sahip olmak demektir. Yapı be allowed to + fiilin yalın hâlidir; bu nedenle regress izin verilen eylemi belirtir. Burada regress, daha erken bir dönemdeki ihtiyaçları yeniden ele almaya yarayan, koruma altındaki bir terapi sürecidir. Tek başına kalıcı beceri kaybı, terapinin başarısızlığı veya kaçınılmaz kötüleşme anlamına gelmez.

Alıştırma

Psikoterapiyle ilgili bir konuşmada “They were allowed to regress for a while” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Durumlarının kesinlikle kalıcı biçimde kötüleşeceği belliydi.
  2. Daha erken bir duygusal duruma geçici olarak dönmeleri için güvenli bir fırsat verildi.
  3. Daha önce bulundukları bir yere fiziksel olarak dönme izni aldılar.
Cevabı göster

Daha erken bir duygusal duruma geçici olarak dönmeleri için güvenli bir fırsat verildi.

Anlatım akışı

Zamanda geriye götüren back to the moment when kalıbı

back to the moment when + yan cümle kalıbı, dinleyenin dikkatini geçmişteki belirli bir ana geri götürür. when yan cümlesi bu anı belirler; bu cümlede, gerçek benliğe acilen ihtiyaç duyulan daha önceki anı işaret eder. Bu kalıp, bir başlangıca veya dönüm noktasına geri dönerek anlatıyı ya da açıklamayı düzenler. Burada back, fiziksel bir yere gitmeyi değil, zaman veya anılar içinde geriye yönelmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki zaman içinde geriye götüren tam kalıpla tamamlayın: Let's go ____ the lights went out.

Cevabı göster

back to the moment when

In the therapist's office,

4:59

Terapistin ofisinde,

safely contained by their maturity and care, Kelime

5:01

onların olgunluğu ve özeni tarafından güvenle kapsanarak,

we can learn once more to be real.

5:04

bir kez daha gerçek olmayı öğrenebiliriz.

Kelime

safely contained by: güvenli duygusal kapsanma

Burada contained psikolojik bir anlam taşır. Terapistin olgunluğu ve özeni, yoğun duyguları karşılayabilir, sarsılmadan durabilir ve yaşantıyı güvenli duygusal sınırlar içinde tutabilir. Bu, duyguları bastırmak veya ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Edilgen yapı safely contained by, bu istikrarlı duygusal kapsanmayı sağlayan kişiyi veya nitelikleri belirtir.

Alıştırma

Cümlede safely contained by their maturity and care ne anlama geliyor?

  1. Terapistin odasında fiziksel olarak kilitli olmamız.
  2. Kimsenin fark etmemesi için duygularımızı saklamak zorunda olmamız.
  3. Yoğun duygularımızın karşılanıp güvenli duygusal sınırlar içinde tutulabilmesi.
Cevabı göster

Yoğun duygularımızın karşılanıp güvenli duygusal sınırlar içinde tutulabilmesi.

We can be intemperate,

5:07

Ölçüsüz olabiliriz,

difficult,

5:08

zor,

unconcerned with anyone but ourselves, Dilbilgisi

5:09

kendimizden başka kimseyi umursamayan,

selfish,

5:12

bencil,

unimpressive,

5:12

göze batmayan,

aggressive,

5:13

agresif,

and shocking.

5:14

ve şok edici.

Dilbilgisi

anyone but ourselves: but sözcüğünün «-den başka» anlamı

Burada but, «ama» anlamındaki bir bağlaç değil, except yani «-den başka» anlamında bir edattır. Anyone but ourselves, «kendimiz dışında herhangi biri» demektir. Unconcerned with «önemsememek» anlamına geldiği için tüm ifade, başka hiç kimseyi umursamadığımızı ve ilgimizin yalnızca kendimizle sınırlı olduğunu söyler. Bu yapıda but, olumsuz veya sınırlayıcı bir düşüncenin istisnasını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede but, except yani «-den başka» anlamında kullanılmıştır?

  1. She called, but nobody answered.
  2. We were selfish, but we apologized later.
  3. We were unconcerned with anyone but ourselves.
Cevabı göster

We were unconcerned with anyone but ourselves.

And the therapist will take it Kelime

5:16

Ve terapist bunu alacak

and thereby help us to experience Anlatım akışı

5:18

ve böylece deneyimlememize yardımcı olacaktır

a new sense of aliveness,

5:20

yeni bir canlılık duygusunu,

Kelime

will take it: zorlayıcı davranışa dayanmak ve onu karşılamak

Bu cümlede will take it, terapistin “buna dayanacağı, bunu üstleneceği veya sakin biçimde karşılayacağı” anlamına gelir. it zamiri daha önce söz edilen bencil, saldırgan veya sarsıcı davranışları ifade eder; take burada bir nesneyi fiziksel olarak götürmek anlamında değildir. Bu ifade, terapistin zorlayıcı davranışı bunalmadan veya karşı saldırıda bulunmadan karşılayabildiğini gösterir. Daha genel olarak take it, hoş olmayan bir deneyime, yoruma veya davranışa dayanıp onunla başa çıkmak anlamına gelebilir.

Alıştırma

“The counselor stayed calm while Ben shouted; she could take it without shouting back,” cümlesinde take it ne anlama gelir?

  1. davranışı fiziksel olarak yerden almak
  2. zorlayıcı davranışa dayanmak ve onu sakin biçimde karşılamak
  3. Ben’in davetini kabul etmek
Cevabı göster

zorlayıcı davranışa dayanmak ve onu sakin biçimde karşılamak

Anlatım akışı

thereby help us to experience: bir eylemi sonucuna bağlamak

Burada thereby, “o eylem yoluyla” veya “bunu yapmanın sonucu olarak” anlamına gelir. Terapistin zorlayıcı davranışa dayanmasına veya onu sakin biçimde karşılamasına gönderme yapar ve bu eylemin yeni bir canlılık hissi oluşturmaya yardımcı olduğunu gösterir. will take it and thereby help us yapısında thereby, ikinci eş görevli fiil olan help sözcüğünden önce gelir. Cümledeki bilgiyi eylem → ortaya çıkan sonuç biçiminde düzenler ve yalnızca and ile başka bir olay eklemeye göre neden-sonuç bağını daha kesin hâle getirir.

Alıştırma

İlk eylemin sonucu bizzat ürettiğini en kesin biçimde gösteren cümle hangisidir?

  1. The raised curb redirects rainwater, and then workers inspect the path.
  2. The raised curb redirects rainwater, thereby keeping the path dry.
  3. The raised curb redirects rainwater, but the path is still wet.
Cevabı göster

The raised curb redirects rainwater, thereby keeping the path dry.

which should have been there from the start. Dilbilgisi

5:22

ki bu baştan beri orada olmalıydı.

Dilbilgisi

should have been there from the start: gerçekleşmemiş geçmiş bir beklenti

Should have been, geçmişte beklenen veya olması uygun görülen fakat gerçekte var olmayan bir durumu belirtir. Burada sense of aliveness en başından beri var olmalıydı, ancak eksikti. Yapı should have + geçmiş zaman ortacı biçimindedir; been, be fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Gerçekleşmemiş bir geçmiş durumu geriye dönük olarak değerlendirir ve çoğu zaman pişmanlık ya da eleştiri anlatır. Geleceğe yönelik bir tavsiye değildir.

Alıştırma

Geçmişte beklenen bir durumun eksik olduğunu göstermek için should kullanılan açık biçimle cümleyi tamamlayın: "The first-aid kit ____ there from the start, but it arrived a week later."

Cevabı göster

should have been

The demand to be false,

5:24

Sahte olma talebi,

which never goes away,

5:26

ki bu asla ortadan kaybolmaz,

becomes more bearable

5:27

daha katlanılabilir hale gelir

because we are regularly being allowed

5:29

çünkü bize düzenli olarak izin verilir

in the privacy

5:31

mahremiyetinde

of the therapist's room,

5:32

terapistin odasının,

once a week or so,

5:33

haftada bir falan,

to be true.

5:35

gerçek olmaya.

Winnicott was famously calm

5:37

Winnicott meşhur şekilde sakindi

and generous towards his patients Kalıp ifadeler

5:39

ve hastalarına karşı cömertti

when they were attempting to refind

5:41

onlar yeniden bulmaya çalışırken

their true selves in this way.

5:43

bu yolla gerçek benliklerini.

Kalıp ifadeler

generous towards his patients: hoşgörülü bir tutum

Generous towards his patients, para ya da hediye vermeyi değil, bir tutumu anlatır. Winnicott, zorluk yaşayan hastalarına sabır ve anlayışla yaklaşıyor, onları sert biçimde yargılamamaya istekli davranıyordu. Generous towards + kişi veya grup yapısında, cömert ve hoşgörülü tutumun yöneldiği insanlar belirtilir. Bu kullanımda generous; kind, understanding veya yargıda hoşgörülü anlamlarına yakındır.

Alıştırma

"The editor was generous towards the new writer," cümlesinde generous towards en büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Editör, yazara büyük miktarda para verdi.
  2. Editör, yazarı nazik ve sabırlı biçimde değerlendirdi.
  3. Editör, yazarın eserini kopyaladı.
Cevabı göster

Editör, yazarı nazik ve sabırlı biçimde değerlendirdi.

One of them smashed

5:45

Biri parçaladı

a favorite vase of his.

5:46

onun en sevdiği vazosunu.

Another stole his money.

5:47

Bir diğeri parasını çaldı.

A third shouted insults at him

5:49

Üçüncüsü ise ona hakaretler savurdu

session after session. Kalıp ifadeler

5:50

seanslar boyunca.

Kalıp ifadeler

session after session isim tekrarı kalıbı

session after session ifadesinde aynı tekil sayılabilen isim, after sözcüğünün iki yanında yer alır. N after N kalıbı, aynı türden bir olayın tekrar tekrar diğerini izlediğini anlatır; burada hakaretler birçok terapi seansı boyunca yinelenmiştir. Bu kalıp, farklı bir olaydan sonra yalnızca bir olayın gerçekleşmesini değil, devamlılığı ve tekrarı vurgular. day after day ve year after year benzer yapılardır.

Alıştırma

meeting sözcüğünü kullanarak cümleyi N after N kalıbıyla tamamlayın: We checked the figures ____, but the error kept returning.

Cevabı göster

meeting after meeting

But Winnicott was unruffled, Kelime

5:52

Fakat Winnicott istifini bozmadı,

knowing that this was part

5:54

bunun bir parça olduğunu bilerek

of a journey back towards health, Deyimler

5:55

sağlığa doğru bir geri dönüş yolculuğunun,

away from the deadly fakeness

5:57

ölümcül sahtelikten uzaklaşarak

afflicting these patients

5:59

bu hastaları affeden

in the rest of their lives.

6:01

hayatlarının geri kalanında.

Kelime

was unruffled: baskı altında sakin kalmak

Was unruffled, sakin kaldı ve kızgınlık, endişe ya da rahatsızlık göstermedi demektir. Burada Winnicott'ın tekrarlanan kışkırtmalara verdiği tepkiyi anlatır; davranışları onayladığı anlamına gelmez. Unruffled çoğu zaman, kişiyi normalde rahatsız edebilecek bir durumda dışarıdan görülen soğukkanlılığa odaklanır. Burada sıfat be fiilinden sonra gelir, ancak an unruffled reply örneğindeki gibi bir ismin önünde de kullanılabilir.

Alıştırma

Gergin bir röportaj sırasında Leo düşmanca bir soru duydu, ancak kızgınlık göstermeden sakin biçimde yanıt verdi. Hangi tanım ona en iyi uyar?

  1. He was indifferent.
  2. He was delighted.
  3. He was unruffled.
Cevabı göster

He was unruffled.

Deyimler

sağlığa geri dönüş ve ölümcül sahtelikten uzaklaşma yolculuğu

Bu cümle psikolojik iyileşmeyi bir yol olarak anlatır. a journey back towards health, sağlığı hastaların geri dönmekte olduğu bir hedef gibi sunarken away from the deadly fakeness, zararlı ve sahte bir yaşam biçimini onların geride bıraktığı durum olarak sunar. Bu iki yön ifadesi tek bir soyut değişimi iki taraftan düzenler: arzu edilen bir duruma yönelmek ve zarar verici bir durumdan uzaklaşmak. back tamamen yeni bir hedefe gitmekten çok geri dönüşü belirtir; deadly ise gerçek bir ölümü anlatmak yerine fakeness durumunun ciddiyetini artırır.

Alıştırma

Hangi cümle tek bir iyileşme sürecini anlatmak için aynı iki yönlü metaforu kullanır?

  1. The new routine sent her from the train station towards the town center.
  2. The new routine moved her back towards confidence and away from constant self-doubt.
  3. The new routine made confidence and self-doubt mean exactly the same thing.
Cevabı göster

The new routine moved her back towards confidence and away from constant self-doubt.

We can be grateful to Winnicott Kalıp ifadeler

6:03

Winnicott'a minnettar olabiliriz

for reminding us that contentment

6:05

bize memnuniyetin

and a feeling of reality

6:07

ve bir gerçeklik hissinin

have to pass through stages Kalıp ifadeler

6:08

aşamalardan geçmesi gerektiğini hatırlattığı için

of almost limitless delinquent selfishness.

6:10

neredeyse sınırsız bir suçlu bencilliğinin.

Kalıp ifadeler

be grateful to Winnicott for reminding us that ... yapısı

be grateful to Winnicott ifadesinde to, minnettarlığın yöneldiği kişiyi tanıtır. for reminding us bu minnettarlığın nedenini verir, that ise hatırlatılan içeriği tanıtır. Yeniden kullanılabilir kalıp be grateful to + kişi + for + -ing + that yan cümlesidir. for bir edat olduğu için to remind değil, -ing biçimi olan reminding kullanılır. Kişinin başkalarının hatırlamasına yardımcı olduğu içerik, that sonrasında uzun bir ifade olarak gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi be grateful yapısıyla tamamlayın. I am ____ Dr. Lee ____ reminding me that recovery takes time.

Cevabı göster

grateful to · for

Kalıp ifadeler

pass through stages of: bir süreçte art arda aşamalardan geçmek

Burada pass through stages of, gerçeklik duygusunun gelişmesinin aşırı bencillikle belirginleşen dönemler de dâhil olmak üzere bir dizi aşamadan geçmeyi gerektirdiğini anlatır. Bunlar bir sürecin aşamalarıdır; birinin üzerinden geçtiği fiziksel sahneler değildir. Kalıp pass through stages of + isim veya -ing biçimidir. Anlık bir sonuçtan çok, adım adım gerçekleşen değişimi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The project had to ____ testing and revision before launch.

Cevabı göster

pass through stages of

There is simply no other way. Anlatım akışı

6:14

Basitçe başka yolu yok.

Anlatım akışı

There is simply no other way.: kesin ve mutlak bir sonuç

Burada There is simply no other way., az önce ele alınan gelişim yolunu mümkün olan tek yol olarak sunar. Simply sonucu açık ve kaçınılmaz gösterirken no other way diğer seçenekleri ortadan kaldırır. Daha uzun bir açıklamadan sonra gelen çok kısa bir cümle olarak savı güçlü biçimde kapatır ve anlatımın hızını değiştirir. Bu, retorik bir vurgudur; tek başına tüm olası teorilerin veya seçeneklerin elendiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Bu kısa savda son cümle ne yapıyor? We cannot use the bridge or the train. There is simply no other way.

  1. Değerlendirmek üzere birkaç yeni alternatif sunar.
  2. Konuşanın kararsız olduğunu ve daha fazla kanıt istediğini gösterir.
  3. Önceki sonucu mümkün olan tek sonuç olarak sunar ve savı kesin biçimde bitirir.
Cevabı göster

Önceki sonucu mümkün olan tek sonuç olarak sunar ve savı kesin biçimde bitirir.

We have to be true Anlatım akışı

6:15

Biz gerçek olmalıyız

before we can be productively a bit fake.

6:17

üretken bir şekilde biraz sahte olabilmeden önce.

Anlatım akışı

We have to be true before ... a bit fake: önce sahicilik

Bu cümle savını görünürdeki bir çelişkiyle düzenler: önce true olmak gerekir; a bit fake olmak ancak bundan sonra kabul edilebilir. Burada true, gerçek benlikle temas hâlinde olmak ve ona yer açmak demektir; fake ise kötü niyetli aldatma değil, sınırlı bir toplumsal uyumdur. Productively, fake sözcüğünü kişinin yaşamını sürdürmesine veya başkalarıyla ilişki kurmasına yardımcı olan davranışlarla sınırlar; a bit ise derecesini yumuşatır. before yan cümlesi sırayı vazgeçilmez kılar: toplumsal uyum, ancak sahicilik sağlam bir temele oturduktan sonra yapıcı olabilir.

Alıştırma

Cümlede before, productively ve a bit ifadelerinin rolünü en iyi koruyan yorum hangisidir?

  1. Önce sahicilik gelmelidir; ardından sınırlı bir toplumsal rol yapma biçimi yapıcı bir amaca hizmet edebilir.
  2. İnsanlar ya tamamen dürüst ya da tamamen sahte olmayı seçmelidir.
  3. Aldatma her zaman dürüstlükten daha yararlıdır.
Cevabı göster

Önce sahicilik gelmelidir; ardından sınırlı bir toplumsal rol yapma biçimi yapıcı bir amaca hizmet edebilir.

And if we have never been allowed, Dilbilgisi

6:20

Ve eğer bize hiç izin verilmemişse,

then our sickness and depression

6:22

o zaman hastalığımız ve depresyonumuz

is there to remind us Dilbilgisi

6:24

bize hatırlatmak için oradadır

that we need to take a step back, Deyimler

6:25

bir adım geri atmamız gerektiğini,

Deyimler

take a step back: durup yeniden değerlendirme

Take a step back burada gerçek anlamda kullanılmaz. Ani tepkiyi durdurmak, zihinsel olarak biraz mesafe koymak ve duruma daha sakin ya da nesnel bakmak anlamına gelir. Bu terapi bağlamında, daha önce karşılanmamış bir ihtiyaca yeniden dikkat yöneltmek anlamına da gelebilir. Fiziksel olarak geriye adım atmak veya sorundan kaçmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “durup duruma daha nesnel bakmak” anlamına gelen deyimle tamamlayın: Before we decide, let's ____ and review the facts.

Cevabı göster

take a step back

and therapy is there to allow us

6:27

ve terapi bize izin vermek için oradadır

to do so.

6:30

bunu yapmamıza.

Dilbilgisi

if we have never been allowed, then ...: şimdiye kadarki deneyim ve şimdiki sonuç

if we have never been allowed ifadesindeki have ... been allowed, şimdiye kadar uzanan bir döneme bakan edilgen present perfect yapısıdır. Never, gerekli iznin bu dönemin tamamı boyunca hiç verilmediğini söyler; edilgen yapı da izni verecek kişinin başkası olduğunu gösterir. Söylenmeyen tamamlayıcı bağlamdan anlaşılır: gerçek benliği deneyimlemeye veya ifade etmeye izin verilmesi. Then, şimdiki sonucu açıkça ortaya koyar: hastalık ve depresyon, bu uzun süreli eksikliği şu anda hatırlatan işaretlerdir. Bu kalıp, şimdiye kadarki deneyimi bugün önemli olan bir sonuçla ilişkilendirir; geçmişte yaşanıp bitmiş tek bir olayı anlatmaz.

Alıştırma

İzin eksikliğinin şimdiye kadar sürdüğünü göstermek için allow, never ve edilgen present perfect kullanarak cümleyi tamamlayın: If we ____ to ask for help, then our hesitation makes sense.

Cevabı göster

have never been allowed

Dilbilgisi

is there to remind us ... is there to allow us: amaç belirtme

be there to + fiilin yalın hâli yapısında there bir yeri göstermez. Bu yapı, özneyi bir şeyi yapmak amacıyla var olan, kullanılabilen veya bir işlev gören kişi ya da şey olarak sunar. Birbirine paralel iki yan cümle farklı roller yükler: hastalık ve depresyon, duraklama gerektiğini bildiren bir işaret görevi görürken terapi bu duraklamayı mümkün kılan desteği sağlar. Aynı kalıbın tekrarı, her özneyi kendi amacıyla eşleştirmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümleyi “bu amaçla vardır veya kullanılabilir” anlamına gelen yapıyla tamamlayın: The support team ____ answer your questions.

Cevabı göster

is there to

Please do comment,

6:34

Lütfen yorum yapın,

like, and subscribe,

6:35

beğenin ve abone olun,

and take a look at our shop

6:37

ve mağazamıza bir göz atın

for more from The School of Life.

6:39

The School of Life'tan daha fazlası için.