Sadece birini kurtarabilirsin— hangisini seçersin? - Doug MacKay: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bir uzay kurtarma ikilemi, kıt bir hayat kurtarma kaynağını paylaştırmaya yönelik üç rakip ölçütü ele alır: toplam mutluluğu en üst düzeye çıkarmak, daha kötü durumda olanlara öncelik vermek veya herkese eşit şans tanımak. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. has lost a thruster, sending them careening towards an asteroid belt. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Present perfect ile aktarılan bir olayın ardından, olayın doğrudan sonucunu sıkıştırarak veren bir -ing yan cümlesinin nasıl kullanılabileceğini anlamak. Bu yapı, haberlerde ve gerilimli anlatılarda neden-sonuç ilişkilerini kısa biçimde yorumlamaya ve kurmaya yardımcı olur. 2. All things being equal, — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: İlgili diğer koşulların değişmediğini varsayan bir sınırlama ifadesini tanımak. Bir karşılaştırma veya sonuçtan önce kullanıldığında, yargının istisnasız geçerli olmadığını ve diğer değişkenlerin sabit tutulmasına bağlı olduğunu açıkça gösterir. 3. the numbers don't count. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: count fiilinin burada “hesap yapmak” değil, “kararda önem taşımak” anlamına geldiğini kavramak. Böylece grup büyüklüğünü belirleyici ölçüt olarak reddeden bir sav anlaşılabilir ve sayısal farkların bir yargıyı belirlememesi gereken durumlarda ifade kullanılabilir.
Bu derste
an interstellar cargo transport: baş ismi bulmak
an interstellar cargo transport ifadesinde baş isim transport'tur. an tanımlığı ve bu söz öbeğinin Mallory 7'nin ne olduğunu açıklaması, transport sözcüğünün taşıma eylemini değil, bir taşıma aracını, özellikle de bir yük uzay aracını ifade ettiğini gösterir. Cargo aracın amacını, interstellar ise çalışma alanını belirtir. Üst üste gelen niteleyicileri anlamak için sondaki baş isimden başlayıp sola doğru ilerle: transport → cargo transport → interstellar cargo transport.
Alıştırma
Bu cümlede an interstellar cargo transport neyi ifade ediyor?
- Uzayda yük taşıma faaliyeti
- Yıldızlar arasında yük taşıyan bir araç veya uzay aracı
- Yükleri kontrol eden bir uzay limanı bölümü
Cevabı göster
Yıldızlar arasında yük taşıyan bir araç veya uzay aracı
On your way to the New Lindley Spaceport, Kalıp ifadeler
0:11New Lindley Uzay Limanı'na doğru giderken,
On your way to ...: yolculuk sırasındaki zaman arka planını kurmak
on your way to + yer kalıbı, o yere doğru giderken anlamına gelir. Burada imdat çağrısının uzay limanına yapılan yolculuk sırasında alındığını gösterir. Cümlenin başında kullanıldığında ana olay için zaman ve durum arka planı sağlar. Bu kalıpta way, bir işi yapma yöntemi değil, yolculuk veya rota anlamındadır.
Alıştırma
on one's way to kalıbını we ile kullanarak cümleyi tamamla: ____ the airport, we heard the news.
Cevabı göster
On our way to
receive a distress call: acil yardım çağrısı almak
Receive a distress call, ciddi tehlike altında olan ve hemen yardıma ihtiyaç duyan birinden acil durum mesajı almak demektir. Bu kalıplaşmış eş dizimde distress, sıradan üzüntü veya stresi değil, acil bir tehlike durumunu anlatır. Receive fiili iletişimi alan tarafı gösterir; tehlikedeki kişi ise distress call'u sends veya makes.
Alıştırma
Receive a distress call ifadesini geçmiş zamanda kullanarak acil durum raporunu tamamlayın: The control tower ____ from a small aircraft.
Cevabı göster
received a distress call
and its passengers are running out of oxygen. Öbek fiiller
0:19ve yolcularının oksijeni tükenmek üzere.
There's been an explosion: şu anla ilgili bir patlama meydana geldi
There's been, There has been ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Varoluş bildiren there bir olayın meydana geldiğini tanıtır; bu yüzden There's been an explosion, bir patlama meydana geldiği anlamına gelir. Buradaki there bir yeri göstermez. Has been biçimindeki present perfect, olayı mevcut durumla ilgili olarak sunar. Cümlede patlama, yolcuların şu anda yaşadığı oksijen krizini açıklar.
Alıştırma
Güncel acil durum bildirimini There has been ifadesinin kısaltılmış present perfect biçimiyle tamamlayın: ____ a gas leak, so everyone must leave now.
Cevabı göster
There's been
are running out of oxygen: oksijen tükenmek üzere
are running out of oxygen ifadesinde run out of, “bir kaynağı geriye hiçbir şey kalmayana kadar tüketmek” anlamına gelir. Bu bir öbek fiildir; run burada gerçek anlamda koşmayı anlatmaz. Şimdiki zaman yapısı are running out of, oksijen miktarının azaldığını ve tükenmeye çok yaklaştığını, ancak mutlaka tamamen bitmiş olmadığını gösterir. Aktarılabilir kalıp şöyledir: özne + be running out of + kaynak.
Alıştırma
Cümleyi run out of ifadesinin şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: The clinic is ____ clean water.
Cevabı göster
running out of
As you set a course to intercept, you check the Telic 12's manifest. Anlatım akışı
0:22Rotanı oraya doğru çevirirken Telic 12'nin yolcu listesini kontrol ediyorsun.
As you set a course to intercept: as ile eş zamanlı eylemleri anlatmak
Burada as, “-erken” veya “-dığı sırada” anlamına gelir; “çünkü” anlamında değildir. Baştaki as yan cümlesi rota belirlemeyi devam eden bir arka plan eylemi olarak sunarken ana cümledeki you check... anlatının bir sonraki odağını taşır. Set a course, izlenecek bir rota seçmek; to intercept ise bu rotanın amacını belirtmek demektir. Aktarılabilir bilgi düzeni şöyledir: As + eş zamanlı arka plan eylemi, ana eylem.
Alıştırma
“As you set a course to intercept, you check the manifest,” cümlesinde as nasıl bir ilişki anlatır?
- İki eylem zaman bakımından örtüşür.
- Rotayı belirlemek, manifestoyu kontrol etmenin nedenidir.
- Manifesto ancak rota tamamen belirlendikten sonra kontrol edilir.
Cevabı göster
İki eylem zaman bakımından örtüşür.
It's currently transporting 30 middle-aged individuals
0:26Şu anda Dünya'nın en fakir bölgelerinden 30 orta yaşlı insanı,
where they'll be assigned jobs on the spaceport. Dilbilgisi
0:33orada uzay limanında işlere atanacaklar.
where they'll be assigned jobs: bir yer hakkında ek bilgi verme
Virgülden sonraki where yan cümlesi, açıklayıcı bir ilgi cümleciğidir. Burada where, New Lindley'yi işaret eder ve yaklaşık olarak ‘ve orada’ anlamına gelir; soru sormaz. Yapı önce varış yerini belirtir, ardından o yerde ne olacağını ekler: insanlar vardıktan sonra uzay limanında görevlendirilecektir. Bu kalıp, bir yeri orada gerçekleşen bir olayla doğal biçimde bağlar.
Alıştırma
Örnekteki where sözcüğünün görevini en iyi hangi açıklama belirtir?
- O yerde ne olduğunu anlatan bir ilgi cümleciğini başlatır.
- Varış yerinin neresi olduğunu doğrudan sorar.
- Yolculuğun nedenini belirtir.
Cevabı göster
O yerde ne olduğunu anlatan bir ilgi cümleciğini başlatır.
sending them careening towards an asteroid belt. Kelime
0:44bu da onları kontrolsüzce bir asteroit kuşağına doğru sürüklüyor.
has lost a thruster, sending...: bir sonucu gösterme
Ana cümledeki has lost a thruster, olayı belirtir. Virgülden sonraki sending cümleciği bir şimdiki zaman ortaç cümleciğidir ve bu olayın tamamının sonucunu verir: iticinin kaybedilmesi, onların asteroit kuşağına doğru kontrolsüzce hareket etmesine yol açar. Sending başka bir ana fiil değildir ve planlanmış bir amacı anlatmaz. Tamamlanmış olay + virgül + -ing cümleciği kalıbı, önceki olayın doğurduğu sonucu kısa ve yoğun biçimde gösterebilir.
Alıştırma
Örnekte sending them careening towards an asteroid belt nasıl bir ilişki ifade ediyor?
- İticinin kaybedilmesinin yol açtığı bir sonucu belirtir.
- Kruvazörün ulaşmayı amaçladığı bir hedefi belirtir.
- Yeni bir ana cümlede ayrı bir olayı başlatır.
Cevabı göster
İticinin kaybedilmesinin yol açtığı bir sonucu belirtir.
sending them careening towards...: hızlı ve kontrolsüz hareket
Burada careening towards, çok az kontrolle ya da tamamen kontrolsüz biçimde bir şeye doğru çok hızlı ilerlemek demektir. Seçilmiş bir yönde normal yolculuğu değil, savrularak veya tehlikeye doğru hızla ilerlemeyi canlandırır. Sonuç bildiren sending them careening... bölümü, itici arızasını ardından yaşananlara bağlar. send + nesne + -ing yapısında send, birinin ya da bir şeyin hareket etmesine veya devam eden bir eyleme girmesine neden olmak anlamındadır. Bu nedenle arıza, gemidekilerin asteroit kuşağına doğru kontrolsüzce hızla ilerlemesine yol açar.
Alıştırma
Hangi cümlede careened doğal biçimde kullanılmıştır?
- The train careened along its normal route at a steady, controlled speed.
- The lamp careened on the desk without moving.
- The van careened across the road after its brakes failed.
Cevabı göster
The van careened across the road after its brakes failed.
the 20 college students headed for vacation Kalıp ifadeler
0:48Pareto'daki tatil yolcusu 20 üniversite öğrencisinin
Without your help: without + isim öbeği ile koşul kurma
Without your help bu cümlede olumsuz bir koşul kurar; anlamı yardım etmezsen şeklindedir. Ana cümle, bu koşul altında beklenen sonucu bildirir. Without + isim öbeği, if ile kurulan koşul cümlesini daha kısa ifade edebilir. Zaman ve kesinlik derecesi ana cümleden gelir: Without your help, we will fail geleceğe; Without your help, we would have failed ise gerçekleşmemiş bir geçmişe gönderme yapar.
Alıştırma
'Without a ticket, you cannot enter,' cümlesinde 'Without a ticket' ne anlama gelir?
- Bilet aldıktan sonra
- Bileti zaten kullandığın için
- Biletin yoksa
Cevabı göster
Biletin yoksa
headed for vacation aboard the Pareto: kısa bir son niteleyici
headed for vacation aboard the Pareto ifadesi the 20 college students sözlerinden sonra gelir ve hangi öğrencilerin kastedildiğini belirtir. the students who are headed for vacation aboard the Pareto yapısında who are kısmının düşürülmesine benzeyen kısaltılmış bir son niteleyicidir. Burada headed for, bir varış noktasına doğru gitmek veya bir etkinlik için yola çıkmak anlamına gelir. for vacation yolculuğun amacını, aboard the Pareto ise Pareto adlı gemide olduklarını ya da bu gemiyle yolculuk ettiklerini belirtir.
Alıştırma
headed for Paris aboard the night train ifadesi müzisyenler hakkında ne anlatır?
- Başlarını hareket ettirerek treni yönlendiriyorlar.
- Paris'ten dönüp trenden ayrıldılar.
- Gece treniyle Paris'e gidiyorlar.
Cevabı göster
Gece treniyle Paris'e gidiyorlar.
So, with only enough time to save one ship, Anlatım akışı
0:54Sadece bir gemiyi kurtarmaya yetecek vaktin varken,
So, with only enough time...: temel seçimi ortaya koymak
So, önceki durumu ardından gelen soruya bağlar: Az önce ortaya konan bilgiler ışığında hangi karar verilmelidir? Böylece arka plan bilgilerinden temel meseleye geçildiğini gösterir. Baştaki with öbeği sınırlayıcı koşulu belirtir. Burada with, fiziksel olarak bir şeye sahip olmak değil, “şöyle bir durumda” anlamındadır: yalnızca bir gemiyi kurtaracak kadar zaman vardır. Koşulun sorudan önce verilmesi, hangi geminin seçileceği sorulmadan önce ikilemi netleştirir.
Alıştırma
Şu cümlenin başlangıcı bilgiyi nasıl düzenler: So, with only enough space for one more guest, whom should we invite?
- Konuşanın fiziksel olarak fazladan alan taşıdığını söyler.
- Konuşanın seçimini zaten yaptığını gösterir.
- Önceki duruma bağlanır, bir sınır belirtir ve ardından seçimi ortaya koyar.
Cevabı göster
Önceki duruma bağlanır, bir sınır belirtir ve ardından seçimi ortaya koyar.
This dilemma is an example of a broader class of problems Anlatım akışı
0:59Bu ikilem, bağışlanan bir organ veya aşı gibi
This dilemma is an example of a broader class of problems: tek bir örnekten genel bir kategoriye geçiş
This dilemma belirli ve zor bir seçimi gösterir. X is an example of a broader class of Y kalıbı, bu tekil örneği daha büyük bir kategoriye yerleştirir; burada class, okul sınıfı değil “kategori” anlamındadır. Söylemi düzenleyen bir geçiş olarak bu cümle, tartışmayı tek bir ikilemden onun temsil ettiği genel sorun türüne taşır. Somut bir örnek verdikten sonra daha geniş bir analize geçmek için bu kalıbı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Vurgulanan ifade söylemde nasıl bir geçiş yapıyor?
- İkilemin bir okul dersi sırasında yaşandığını söyler.
- İkilem için fiziksel bir konum verir.
- Bir ikilemi daha geniş bir sorun kategorisinin üyesi olarak sunar.
Cevabı göster
Bir ikilemi daha geniş bir sorun kategorisinin üyesi olarak sunar.
problems where ...: soyut bir durumu anlatan where
Where bir ilgi cümleciği başlatır ve önceki a broader class of problems ifadesine gönderme yapar. “Bu sorunlarda” veya “bu tür bir durumda” anlamına gelir ve cümlecik ortak koşulu belirtir: hayat kurtaran bir kaynak kıttır. Where yalnızca fiziksel bir yere gönderme yapmaz. situation, case, problem veya system gibi soyut isimlerden sonra o ortamda ne olduğunu ya da hangi koşulun geçerli olduğunu anlatabilir.
Alıştırma
Soyut bir ortam içindeki koşulu where ile doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- We need a system where every user can protect their data.
- We need a system where every user can protects their data.
- We need a system where can every user protect their data.
Cevabı göster
We need a system where every user can protect their data.
There are many schools of thought on how to approach these problems, Kalıp ifadeler
1:09Bu tür problemlere nasıl yaklaşılacağı konusunda pek çok düşünce okulu vardır
There are many schools of thought on how to...: farklı kuramsal konumları tanıtmak
Schools of thought ifadesi, bir konuyu anlamanın farklı yollarını sunan düzenli düşünce geleneklerini veya fikir sistemlerini anlatır. Burada gerçek okulları değil, sorunların nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin farklı kuramsal konumları ifade eder. There are many schools of thought on how to... kalıbı, tek bir yaklaşımın doğru kabul edilmediğini göstererek tartışmayı açar. on ile başlayan bölüm, bu geleneklerin hangi konuda ayrıldığını belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede schools of thought ne anlama geliyor?
- Öğrencilerin okuldayken akıllarına gelen düşünceler
- Programları farklı olan eğitim kurumları
- Yerleşmiş düşünce sistemleri veya kuramsal konumlar
Cevabı göster
Yerleşmiş düşünce sistemleri veya kuramsal konumlar
an ethical view first systematically developed by Jeremy Bentham and John Stuart Mill. Kültür
1:15ilk olarak Jeremy Bentham ve John Stuart Mill tarafından sistemli bir şekilde geliştirilen etik bir görüştür.
an ethical view ... developed by Jeremy Bentham and John Stuart Mill: faydacılığın niteliği ve düşünce tarihindeki arka planı
Vurgulanan isim öbeği bir appositive, yani önceki adı yeniden açıklayan bir ifadedir. utilitarianism kavramını an ethical view olarak yeniden adlandırır ve bunun eylemlerin ve ahlaki seçimlerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğiyle ilgili bir teori olduğunu açıklar. Kısaltılmış first systematically developed by... yan cümlesi view sözcüğünü niteler ve cümlenin verdiği düşünce tarihi bağlantısını ekler. Jeremy Bentham ve John Stuart Mill, faydacılığın gelişimindeki önemli isimlerdir. Bu arka plan, daha sonra ele alınan genel mutluluk düşüncesinin yalnızca yararlı olmaya ilişkin pratik bir tavsiye değil, bir etik teorinin parçası olduğunu anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Vurgulanan ifade cümleye temel olarak hangi bilgiyi ekliyor?
- Bentham ve Mill'in etik alanının tamamını yarattığını söyler.
- Yararlı olan her şeyin kendiliğinden ahlaken doğru olduğunu ileri sürer.
- Faydacılığı etik bir konum olarak tanımlar ve düşünce tarihindeki arka planını verir.
Cevabı göster
Faydacılığı etik bir konum olarak tanımlar ve düşünce tarihindeki arka planını verir.
you should choose the action which promises the greatest sum of happiness, Dilbilgisi
1:22en büyük toplam mutluluğu vadeden eylemi seçmelisiniz,
In this view, ...: bakış açısını belirtmek
In this view, “bu bakış açısına veya teoriye göre” anlamına gelir. Burada this view daha önce sözü edilen faydacılığa gönderme yapar; böylece sonraki seçimin belirtilmiş bir çerçeve içinde değerlendirildiğini gösterir, bakış açısı belirtilmemiş genel bir kural sunmaz. Yeniden kullanılabilir bir söylem belirteci olarak bu ifade, bir iddia ya da önerinin hangi çerçeveden yapıldığını belirtir. Buradaki view, görülen bir şeyi değil, soyut bir konumu veya teoriyi anlatır.
Alıştırma
“In this view” ifadesinde “this view” burada neyi anlatıyor?
- Görsel bir sahne
- Eylemi gerçekleştirme yöntemi
- Daha önce belirtilen faydacılık görüşü
Cevabı göster
Daha önce belirtilen faydacılık görüşü
you should choose the action which promises ...: seçim ölçütü belirtmek
you should choose the action which promises ... yapısı choose + the action + which promises ... şeklindedir. which promises the greatest sum of happiness, hangi action’ın seçileceğini belirten bir ilgi tümcesidir ve bu eylemin beklenen sonucunu açıklar. Buradaki promises, “sözlü olarak söz vermek” değil, “üretmesi muhtemel olmak” veya “üretme ihtimali sunmak” anlamındadır. İfadenin tamamı eylemleri karşılaştırmak için bir kural verir: toplam mutluluğu en fazla üretmesi beklenen eylemi seçmek.
Alıştırma
Doğal bir seçim ölçütü oluşturan tamamlamayı seçin: When resources are limited, choose the policy ___.
- which promises the greatest public benefit
- which promises the public benefit greatest
- which the greatest public benefit promises
Cevabı göster
which promises the greatest public benefit
though how to define and measure happiness is a difficult question. Anlatım akışı
1:26ancak mutluluğun nasıl tanımlanacağı ve ölçüleceği zor bir sorudur.
though how to define and measure happiness...: bir ödünleme eklemek
Ana cümle önce bir ilke ortaya koyar. Ardından virgül ve though bir ödünleme ekler: mutluluğun ne anlama geldiğini belirleme ve onu ölçme konusunda hâlâ ciddi bir güçlük vardır. Bu güçlük, ilkenin uygulamadaki kesinliğini sınırlar ancak ilkeyi geçersiz kılmaz. Bu, yararlı bir tartışma düzenidir: önce bir iddia ortaya koyulur, sonra though ile karmaşık bir nokta kabul edilir. how to define and measure happiness yan cümlesi, henüz çözülememiş iki eylemi bir araya getirerek zor soru olarak sunar.
Alıştırma
Örnekteki though yan cümlesinin işlevi nedir?
- Ana ilkeyi tamamen reddeder.
- Bir güçlüğü kabul ederken ana ilkeyi geçerli tutar.
- Ana ilkenin nedenini açıklar.
Cevabı göster
Bir güçlüğü kabul ederken ana ilkeyi geçerli tutar.
hedonists would suggest a happy life contains the most pleasure and the least pain. Kültür
1:31hedonistler mutlu bir hayatın en çok hazzı ve en az acıyı barındırdığını öne sürer.
hedonists would suggest...: mutluluğun ölçütü olarak haz ve acı
Bu etik tartışmasında hedonists, hazcı görüşü benimseyen kişileri ifade eder: haz ve acı, bir yaşamın ne kadar iyi veya mutlu olduğunu ölçen temel ölçütlerdir. Cümle bu görüşü hazzı en üst düzeye çıkarıp acıyı en aza indirmek olarak özetler; yalnızca eğlenmeyi seven insanlara yönelik gündelik bir hakaret olarak kullanmaz. Would suggest, bu ifadenin söz konusu düşünürlerin sunacağı görüş olduğunu gösterir. Her hazcının bu sözcükleri aynen kullandığını iddia etmek yerine teorik bir konumu aktarır.
Alıştırma
Bu felsefi bağlamda hedonists kimlerdir?
- Mutluluğun hiçbir zaman tartışılamayacağına inanan kişiler
- Boş zamanlarında eğlenceden hoşlanan herkes
- Haz ve acıyı iyi veya mutlu bir yaşamın temel ölçütleri sayan kişiler
Cevabı göster
Haz ve acıyı iyi veya mutlu bir yaşamın temel ölçütleri sayan kişiler
Others might say it's the life where your desires are most fulfilled. Dilbilgisi
1:36Başkaları ise bunun, arzularınızın en çok yerine getirildiği hayat olduğunu söyleyebilir.
where your desires are most fulfilled: soyut bir durum için where
Burada where, the life ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. The life fiziksel bir yer değil, soyut bir durumdur. Cümlecik, “bu tür bir hayatta arzularınız en yüksek düzeyde gerçekleşir” anlamına gelir. İngilizcede where, life, situation, job veya world gibi bir ortamı ya da koşullar bütününü ifade eden isimlerden sonra sıkça kullanılır. Ardından gelen cümlecik o ortamda geçerli olan durumu anlatıyorsa where, “in which” olarak anlaşılabilir. To fulfill a desire, bir arzuyu tatmin etmek veya gerçekleştirmek demektir; onu kelimenin gerçek anlamıyla doldurmak değildir.
Alıştırma
Cümleyi en uygun şekilde tamamlayan kelimeyi seçin: We want a system ___ every learner gets a fair chance.
- who
- where
- when
Cevabı göster
where
has the potential to generate more happiness than saving 20. Kalıp ifadeler
1:4520 hayatı kurtarmaktan daha fazla mutluluk yaratma potansiyeli olduğunda hemfikir olacaktır.
However happiness is defined: nasıl olursa olsun anlamındaki however
Burada however, “ancak” değil, “nasıl olursa olsun” anlamına gelir. However happiness is defined yan cümleciğinde is defined ifadesini niteleyerek tanımın yapılma biçimine gönderme yapar; anlamı “hangi mutluluk tanımı kullanılırsa kullanılsın”dır. Bu giriş, tanım konusundaki anlaşmazlığı bir kenara bırakarak ana iddianın her tanım altında değerlendirilebilmesini sağlar. Bu tür bir cümle başı however yan cümleciği, önce olası farklılıkları kabul edip ardından geçerli kalması amaçlanan bir sonuç sunarak bilgiyi düzenler.
Alıştırma
“Güvenlik nasıl tanımlanırsa tanımlansın” anlamındaki ödünleme girişini however kullanarak tamamlayın: ____, the policy must protect children.
Cevabı göster
However safety is defined
has the potential to generate more ... than ...: başka bir seçeneğe göre daha fazlasını üretme olasılığı
Has the potential to + fiilin yalın hâli, bir şeyin bir sonuç ortaya çıkarabileceğini ifade eder. Bu cümlede 30 hayat kurtarmanın 20 hayat kurtarmaktan daha fazla mutluluk yaratabileceği belirtiliyor; ancak bu sonuç kesin veya zaten gerçekleşmiş olarak sunulmuyor. Yapı have/has the potential to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada generate sonucu belirtir, more ... than ise iki eylemin olası etkilerini karşılaştırır.
Alıştırma
Olası bir sonucu belirten dört sözcüklük hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Better insulation ____ reduce energy use.
Cevabı göster
has the potential to
But is it enough to consider how many lives would be saved, Anlatım akışı
1:49Ancak kaç hayat kurtarılacağını düşünmek yeterli midir,
or should you also consider how many life years would be?
1:52yoksa kaç "yaşam yılı"nın kurtarılacağını da düşünmeli misiniz?
A’yı değerlendirmek yeterli mi, yoksa B de değerlendirilmeli mi?
Birbirine bağlı Is it enough to consider A, or should you also consider B? sorusu önce tek bir ölçütün yeterli olup olmadığını sorgular, ardından ikinci bir ölçüt sunar. İki ilgisiz soru sormak yerine değerlendirme temelini genişleterek tartışmayı düzenler. Burada But, daha önceki hayat sayısı odağından bir dönüşü gösterir. İlk bölüm mevcut ölçüyü belirtir; or should you also consider...? ise yaşam yılını başka bir ölçü olarak ekler. Son bölümde would be ifadesinden sonra anlamca bulunan saved, tekrarı önlemek için çıkarılmıştır.
Alıştırma
Bir tartışmada bu soru kalıbının temel işlevi nedir? Is it enough to consider A, or should you also consider B?
- Bir ölçütün yeterli olup olmadığını sorgular ve başka bir ölçüt ekler.
- Aynı ölçütü iki farklı biçimde tekrarlar.
- Dinleyiciden A’yı seçmesini ve B’yi reddetmesini ister.
Cevabı göster
Bir ölçütün yeterli olup olmadığını sorgular ve başka bir ölçüt ekler.
saving the lives of the students with an average age of 20
1:59yaş ortalaması 20 olan öğrencilerin hayatını kurtarmak
Assuming a life expectancy of 80: hesaplama varsayımını belirlemek
Assuming a life expectancy of 80 ifadesi, “insanların 80 yaşına kadar yaşadığını varsayarsak” demektir. Cümlenin başındaki bu ifade, sonraki hesaplamada kullanılacak koşulu belirler; şu anda gerçekleşen bir eylemi anlatmaz. Assuming + ad öbeği veya yan cümle kalıbı, bir tahmin, sonuç ya da plan verilmeden önce çalışma varsayımını kısa ve açık biçimde belirtir.
Alıştırma
Hesaplamanın varsayımını belirten hedef sözcükle cümleyi tamamlayın: ____ a ticket price of 10 dollars, selling 200 tickets will bring in 2,000 dollars.
Cevabı göster
Assuming
while saving the workers with an average age of 45
2:05buna karşılık yaş ortalaması 45 olan işçileri kurtarmak
saves 1,200 life years ... saves 1,050: paralel yapıyla sayısal karşılaştırma
Cümle paralel yan cümleler kullanır: saving ... saves 1,200 life years ifadesine karşılık saving ... saves 1,050 gelir. saving ... saves ... yapısının tekrarlanması dil bilgisi çerçevesini sabit tutar ve dinleyicinin iki sonuç arasındaki sayısal farka odaklanmasını sağlar. 1,050 sayısından sonra life years ifadesi atılmıştır; çünkü ilk yan cümle birimi zaten vermiştir ve ikincisinde de aynı birim anlaşılır. Bu nedenle saves 1,050, “1.050 kişiyi kurtarır” değil, “1.050 yaşam yılını korur” anlamındadır.
Alıştırma
Bu paralel karşılaştırmada saves 1,050 ifadesinden sonra neyin bulunduğu anlaşılır?
- “lives” adı
- “workers” adı
- “life years” birimi
Cevabı göster
“life years” birimi
a longer life should promise a greater sum of happiness Kalıp ifadeler
2:13daha uzun bir yaşam, daha kısa olana kıyasla
All things being equal: diğer koşulları sabit tutmak
All things being equal, cümlenin başında kullanılan ve “diğer ilgili koşullar aynıysa” anlamına gelen sınırlayıcı bir ifadedir. Dinleyiciye, ele alınan etken dışındaki farklılıkları geçici olarak bir kenara bırakıp iki durumu karşılaştırmasını söyler. Burada uzun ve kısa yaşamlarla ilgili yargıyı evrensel değil, bir koşula bağlı sonuç olarak çerçeveler. Her şeyin veya herkesin kelimenin gerçek anlamıyla eşit olduğunu söylemez; karşılaştırmanın varsayımını önce belirterek savı düzenler.
Alıştırma
Bu cümlede baştaki All things being equal ifadesinin işlevi nedir?
- Sonucun her durumda kesin olmasını sağlar.
- Diğer ilgili koşulların aynı olduğunu varsayarak karşılaştırmayı sınırlar.
- Her insanın ve nesnenin eşit olduğunu söyler.
Cevabı göster
Diğer ilgili koşulların aynı olduğunu varsayarak karşılaştırmayı sınırlar.
promise a greater sum of happiness: muhtemel bir yararı belirtmek
a longer life should promise a greater sum of happiness ifadesinde promise, “getirme potansiyeli göstermek” veya “beklemek için neden vermek” anlamındadır. Özne olan a longer life bir taahhütte bulunmaz; bir sonuç üretmesi muhtemel bir durum olarak değerlendirilir. Yapı, a plan promises benefits örneğindeki gibi “şey veya durum + promise + beklenen sonuç” biçimindedir. Should, mantığa dayalı bir beklenti ekler; bu nedenle should promise garanti değil, olumlu bir beklenti belirtir.
Alıştırma
The new battery design promises longer life cümlesinde promises ne anlama gelir?
- Bunu sağlayacağına sözlü olarak taahhütte bulunur.
- Bunu sağlama potansiyeli olduğunu gösterir.
- Bunu sağlamayı reddeder.
Cevabı göster
Bunu sağlama potansiyeli olduğunu gösterir.
So perhaps saving the smaller ship Anlatım akışı
2:18Yani belki de daha küçük olan gemiyi kurtarmak
actually has the potential to generate the most happiness.
2:20aslında en büyük mutluluğu yaratma potansiyeline sahiptir.
So perhaps ... actually ...: beklenen sonucu ihtiyatla gözden geçirmek
So, ifadenin önceki akıl yürütmeden çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir. Perhaps ise bu sonucu kesin değil, ihtiyatlı bir olasılık hâline getirir. Actually, sonucun ilk ve daha açık görünen beklentiyle çeliştiğini belirtir. So perhaps ... actually ... birlikte kullanıldığında konuşmacı ilk yargısını dikkatli biçimde gözden geçirir: daha az belirgin olan seçenek sonuçta en iyi sonucu verebilir.
Alıştırma
Örnekte So perhaps ... actually ... yapısının işlevini en iyi hangi açıklama anlatır?
- Tam bir kesinlikle ilgisiz bir konuya geçer.
- İlk beklentiyi gözden geçiren ihtiyatlı bir sonuç sunar.
- İki fiziksel eylemin gerçekleşme sırasını bildirir.
Cevabı göster
İlk beklentiyi gözden geçiren ihtiyatlı bir sonuç sunar.
If all these calculations feel a bit cold, Ton ve niyet
2:24Tüm bu hesaplamalar biraz soğuk geliyorsa,
you may want to consider a different approach.
2:26farklı bir yaklaşımı değerlendirmek isteyebilirsiniz.
feel a bit cold: duygusal açıdan mesafeli görünmek
Feel a bit cold ifadesindeki cold mecaz anlamdadır. Hesaplamaların fiziksel sıcaklığının düşük olduğunu değil, duygusal açıdan mesafeli veya şefkatten yoksun göründüğünü anlatır. If yan cümlesi, herkesin mutlaka böyle hissettiğini söylemeden bu tepkiyi kabul eder. A bit eleştiriyi yumuşatarak konuşmacının dinleyicinin rahatsızlığını dikkate almasına ve başka bir yaklaşıma geçmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “sıcaklık veya empatiden biraz yoksun görünmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The automated apology may ____ to an upset customer.
Cevabı göster
feel a bit cold
The philosopher Derek Parfit argues we should give priority to the worse off, Kalıp ifadeler
2:29Filozof Derek Parfit, durumu en kötü olanlara öncelik vermemiz gerektiğini savunur,
since benefits to those groups matter more than equivalent benefits to the well-off. Dilbilgisi
2:33çünkü bu gruplara sağlanan faydalar, durumu iyi olanlara sağlanan eşdeğer faydalardan daha önemlidir.
give priority to the worse off: daha dezavantajlı kişilere önce yardım etmek
give priority to + isim, seçim yapmak gerektiğinde veya kaynaklar sınırlı olduğunda o kişiyi, grubu ya da ihtiyacı daha önemli görmek demektir. Burada we should give priority to the worse off, yaşam koşulları veya kaynakları daha elverişsiz olan insanlara önce yardım edilmesi gerektiğini anlatır. the worse off ifadesinde karşılaştırma yapısı olan worse off, genel koşulları daha güvencesiz veya daha dezavantajlı kişileri belirten bir isim öbeğine dönüşür. Para, sağlık veya yaşam koşulları gibi alanlardaki dezavantajı ifade eder; yalnızca bir an için kötü hissetmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki ifadenin aynısıyla tamamlayın: When aid is limited, the policy says we should ____.
Cevabı göster
give priority to the worse off
since benefits ... matter more: since ile neden belirtmek
Burada since, because yani “çünkü” anlamına gelir. Since ile başlayan yan cümle, daha kötü durumdakilere öncelik verilmesi gerektiğine ilişkin önceki iddianın nedenini açıklar; zamanda bir başlangıç noktası belirtmez. Bu gruplara sağlanan faydalar, iyi durumda olanlara sağlanan equivalent benefits ile karşılaştırılır. Equivalent faydaların büyüklüğünü aynı tutarken matter more, faydayı kimin aldığına göre öneminin değiştiğini söyler. Böylece yan cümle yeni bir konu eklemek yerine önceki iddiayı destekler.
Alıştırma
Örnekte since hangi anlama gelir?
- O zamandan beri; bir başlangıç noktası belirtir.
- Çünkü; bir neden sunar.
- Her ne kadar; bir karşıtlık sunar.
Cevabı göster
Çünkü; bir neden sunar.
it's more urgent to help those whose basic needs aren't met, Dilbilgisi
2:40temel ihtiyaçları karşılanmayanlara yardım etmek,
even if they're harder to help than those who are flourishing. Anlatım akışı
2:43refah içindekilere yardım etmekten daha zor olsa bile daha acildir.
temel ihtiyaçları karşılanmayan kişilere yardım etmek daha acildir
it is + adjective + to-infinitive kalıbı bir eylemi değerlendirir. Burada it's more urgent to help, bu gruba yardım etmenin başka bir gruba yardım etmekten daha yüksek önceliğe sahip olduğunu belirtir; yalnızca eylemin daha erken gerçekleşeceği anlamına gelmez. Those “o kişiler” anlamındadır ve whose basic needs aren't met, bu kişileri belirleyen bir ilgi cümleciğidir. Buradaki whose, kişilerle onların ihtiyaçları arasındaki ilişkiyi gösterir; “kimin?” anlamında bir soru değildir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz karşılaştırmalı aciliyet kalıbıyla tamamlayın: Because the fire is spreading toward one neighborhood, it is ____ evacuate residents there first.
Cevabı göster
more urgent to
iyi durumda olan kişilere yardım etmekten daha zor olsalar bile
Even if bir ödünleme bildirir: Daha önce belirtilen önceliği geçersiz kılmayan olası bir zorluğu ekler. Bu cümlecik, söz konusu gruba yardım etmenin daha zor olabileceğini kabul ederken onlara yardım etmenin daha acil olduğu yargısını korur. Harder to help than, those who are flourishing ile bir karşılaştırma kurar. Buradaki flourishing, bir bitki gibi kelimenin gerçek anlamıyla büyümek değil, güvenli ve iyi koşullarda yaşamak anlamındadır.
Alıştırma
“We will deliver the medicine even if the road is closed,” cümlesinde even if ne anlatır?
- Konuşan kişi ilacın zaten ulaştırıldığını biliyor.
- İlaç yalnızca yol kapalı olduğunda ulaştırılacak.
- Yolun kapanma ihtimali ilacı ulaştırma planını değiştirmeyecek.
Cevabı göster
Yolun kapanma ihtimali ilacı ulaştırma planını değiştirmeyecek.
But often determining which group is truly worse off can get complicated fast. Anlatım akışı
2:47Fakat hangi grubun durumunun gerçekten daha kötü olduğunu belirlemek çoğu zaman hızla karmaşıklaşabilir.
But ... can get complicated fast: ilkeden pratik zorluğa geçiş
But, daha önceki bir ilke veya beklentiden pratik bir engele geçildiğini gösterir. Dinleyiciye, sıradaki noktanın önceki düşünceyi sınırladığını veya karmaşıklaştırdığını bildirir. determining which group is truly worse off biçimindeki -ing yan cümleciği, cümlenin öznesidir. can get complicated fast, karar verme işinin hızla zorlaşabileceği ve birçok etken içerebileceği anlamına gelir; fast, bu işin ne kadar hızlı karmaşıklaştığını belirtir.
Alıştırma
But ... can get complicated fast, sav içinde nasıl bir işlev görüyor?
- Grupların kendilerinin karmaşıklaştığını söyler.
- Tartışmanın sona erdiğini belirtir.
- Genel bir düşünceden, onu uygulamanın zorluğuna geçer.
Cevabı göster
Genel bir düşünceden, onu uygulamanın zorluğuna geçer.
Earth is still beset by drastic inequalities in wealth and opportunity. Kelime
2:53Dünya hâlâ servet ve fırsat açısından ciddi eşitsizliklerin pençesindedir.
be beset by drastic inequalities in wealth and opportunity: zenginlik ve fırsatlardaki ciddi eşitsizliklerle boğuşmak
be beset by, olumsuz bir şey yüzünden ciddi ve sürekli biçimde sıkıntı çekmek anlamına gelir. Bu cümlede Earth geniş anlamda insan toplumunu ifade eder; still ise sorunun devam ettiğini gösterir. drastic inequalities in wealth and opportunity, insanların kaynakları ve fırsatları arasındaki ciddi uçurumları anlatır. in sonrasında belirtilen iki alan, eşitsizliğin nerede bulunduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi beset kullanan hedef ifadeyle tamamlayın: The coastal town is still ____ repeated flooding.
Cevabı göster
beset by
are no doubt among the most well-off people on the planet. Kalıp ifadeler
3:03şüphesiz gezegenin durumu en iyi olan insanları arasındadır.
those able to afford ...: those + sıfat öbeği
those able to afford ... ifadesinde those, “açıklamaya uyan kişiler” anlamına gelir. able to afford ... sıfat öbeği those sözcüğünden sonra gelir ve hangi kişilerin kastedildiğini belirtir; those who are able to afford ... ile aynı anlama gelir. Vurgulanan bölümün tamamı cümlenin öznesidir. Bu öznenin temel çekimli fiili daha sonra gelen are olduğundan able to afford tek başına tam bir ana cümle değildir. Bu kısa those + sıfat öbeği yapısı, resmî veya bilgi yoğun İngilizcede yaygındır.
Alıştırma
Asıl cümlede able to afford a vacation on New Lindley and transport on a luxury cruiser nasıl bir işlev görür?
- Those sözcüğünün hangi kişileri ifade ettiğini açıklar.
- Tüm cümlenin temel fiil öbeğidir.
- Lüks kruvazörü tanımlar.
Cevabı göster
Those sözcüğünün hangi kişileri ifade ettiğini açıklar.
no doubt among the most well-off people: üst düzey bir gruba kesin biçimde yerleştirme
No doubt yargıyı güçlendirir: bu insanlar açıkça gezegenin en varlıklı kişileri arasındadır. be among the most + sıfat + çoğul isim kalıbı, bir kişiyi veya şeyi üst düzey bir grubun içine yerleştirir; tek ve eşsiz bir birincilik iddiasında bulunmaz. Well-off, maddi durumu rahat veya varlıklı anlamına gelir. Burada sağlık, mutluluk ya da well ve off sözcüklerinin gerçek anlamlarını değil, ekonomik koşulları anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede no doubt among the most well-off people ne anlatıyor?
- İstisnasız hepsi tek ve eşsiz en zengin kişilerdir.
- Sağlıklı olabilirler, ancak maddi durumları bilinmiyor.
- Açıkça en varlıklı gruplardan birine aittirler.
Cevabı göster
Açıkça en varlıklı gruplardan birine aittirler.
traveling away from home for months at a time to perform service work. Dilbilgisi
3:11hizmet işi yapmak için evlerinden aylarca uzaklara seyahat etmektedirler.
The workers, by contrast: açık bir karşılaştırma kurmak
By contrast, işçilerin hemen önce sözü edilen varlıklı tatilcilerden belirgin biçimde farklı olduğunu gösterir. Dinleyiciye, özellikle ekonomik durumları açısından bu iki grubu karşılaştırması gerektiği işaretini verir. Özneden sonra gelip virgüllerle ayrılan by contrast, düşünce akışını düzenler: İlk grubun maddi durumu iyiyken işçiler en dezavantajlı gruplar arasındadır. Bu ifade bir dolgu sözü değil, yapısal bir işarettir.
Alıştırma
Bu cümlede by contrast ne işe yarıyor?
- İşçilerin ne zaman yolculuk ettiğini belirtir.
- İşçilerin daha önce sözü edilen varlıklı tatilcilerden belirgin biçimde farklı olduğunu gösterir.
- İşçilerle tatilcilerin aynı durumda olduğunu gösterir.
Cevabı göster
İşçilerin daha önce sözü edilen varlıklı tatilcilerden belirgin biçimde farklı olduğunu gösterir.
traveling away from home ... to perform service work: eklenen bir -ing yan cümleciği
Virgül, işçiler hakkında ek bilgi veren traveling away from home ... to perform service work biçimindeki -ing yan cümleciğini başlatır. Tam ana cümle The workers ... are among the most disadvantaged olduğundan çekimli fiil are sözcüğüdür; traveling başka bir ana fiil değildir. Eklenen yan cümlecikte for months at a time, evden uzakta kalınan her dönemin aylar sürdüğünü; to perform service work ise yolculuğun amacını belirtir. Bu yapı, tamamlanmış bir ana cümleden sonra destekleyici bilgiyi kısa biçimde verir.
Alıştırma
Cümlede traveling away from home ... to perform service work ifadesinin dil bilgisel görevi nedir?
- İşçiler hakkında arka plan bilgisi ekleyen bir -ing yan cümleciği
- Cümlenin ana çekimli fiili
- İşçilerin mesleğinin adını veren bir isim öbeği
Cevabı göster
İşçiler hakkında arka plan bilgisi ekleyen bir -ing yan cümleciği
it's likely they've experienced more hardship in their lives than the vacationers.
3:17hayatlarında tatilcilere kıyasla muhtemelen daha fazla zorluk yaşamışlardır.
With fewer resources and opportunities, ...: koşulları çerçevelemek
Cümlenin başındaki With fewer resources and opportunities, ardından gelen yargının dayandığı koşulları ortaya koyar. Yaklaşık olarak “daha az kaynak ve fırsata sahip oldukları koşullarda” anlamına gelir ve neden zorluk yaşamış olmalarının muhtemel görüldüğünü açıklamaya yardımcı olur. Burada with + isim öbeği, ana cümlenin tamamı için arka plan oluşturur. Kesin ilişki durum, koşul veya neden olabilir ve bağlamdan çıkarılır. Bu cümlede with, “biriyle birlikte” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlenin başındaki “With fewer resources and opportunities,” öbeğinin işlevi nedir?
- Ardından gelen yargının arkasındaki koşulları çerçeveler.
- İnsanların kaynaklarla birlikte yolculuk ettiğini söyler.
- Tatilcilere ait kaynakları sıralar.
Cevabı göster
Ardından gelen yargının arkasındaki koşulları çerçeveler.
So maybe they're more deserving of rescue. Kelime
3:21Dolayısıyla belki de kurtarılmayı daha çok hak ediyorlar.
they're more deserving of rescue: yardımı kimin daha çok hak ettiğini değerlendirmek
they’re more deserving of rescue ifadesinde deserving of, “almaya layık veya hak eden” anlamına gelir. More bir karşılaştırma kurar: Konuşmacı, bu grubun başka bir gruba göre kurtarılmak için daha güçlü bir hak veya gerekçeye sahip olduğunu öne sürer. Bu ifade liyakat, adalet veya ahlaki öncelik hakkında bir değerlendirme bildirir. Onların kurtarılmayı daha çok istediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi deserving sözcüğünün karşılaştırma biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: Of the two projects, the one serving more people is ____ public funding.
Cevabı göster
more deserving of
the students have experienced less life overall, Anlatım akışı
3:24öğrenciler genel olarak hayatta daha az şey tecrübe etmişlerdir,
On the other hand: karşıt bir bakış açısına geçmek
On the other hand, bir değerlendirmeden farklı bir yöne işaret eden başka bir değerlendirmeye geçiş yapan bir söylem belirtecidir. Argümanı düzenler; buradaki hand bir vücut bölümünü ifade etmez. Bu cümlede konuşmacının öğrencilerin lehine olabilecek bir gerekçeye geçtiğini gösterir. Yeni noktanın önceki noktanın yanlış olduğunu kanıtlaması gerekmez; karşılaştırmanın diğer yönünü ekler.
Alıştırma
Burada öğretilen söylem belirteciyle karşıtlığı tamamlayın: The apartment is small. ____, it is close to the station.
Cevabı göster
On the other hand
less life overall, so perhaps they're worse off: ihtiyatlı bir sonuca varmak
Bu yan tümce önce bir etken sunar: öğrenciler genel olarak hayatın daha azını yaşamıştır. Buradaki less life overall, daha az birikmiş yaşam deneyimi veya daha az yaşanmış zaman anlamına gelir; daha düşük yaşam kalitesi anlamına gelmez. so bu etkenden bir sonuç çıkarırken perhaps bu sonucun kesin değil, olası olduğunu gösterir. worse off bu karşılaştırmada daha dezavantajlı bir konumda olmak demektir; yalnızca daha yoksul olmakla sınırlı değildir.
Alıştırma
Vurgulanan yan tümce argümanda ne yapıyor?
- Öğrencilerin yaşam kalitesinin daha düşük olduğunu kesin bir gerçek olarak belirtir.
- Bir etken sunar, ardından so ile ihtiyatlı bir sonuca varır ve perhaps ile belirsizliği gösterir.
- Yalnızca öğrencilerin daha az parası olduğu sonucuna varır.
Cevabı göster
Bir etken sunar, ardından so ile ihtiyatlı bir sonuca varır ve perhaps ile belirsizliği gösterir.
Or maybe none of these variables should influence our decision. Anlatım akışı
3:29Ya da belki de bu değişkenlerin hiçbiri kararımızı etkilememelidir.
Or maybe ... bu faktörlerin hiçbiri kararımızı etkilememeli
Or maybe, sürmekte olan bir tartışmaya başka bir olasılık veya görüş ekler. Yeni bir sonucu dayatmaz; değerlendirilecek bir seçeneği sakin biçimde ortaya koyar. Burada konuşan kişi, listelenen faktörlerin hiçbirinin kararı etkilememesi gerektiğini öne sürer. Bu cümlede variables, yalnızca matematiksel bilinmeyenler değil, bir kararı etkileyebilecek faktörler anlamına gelir. Sayılar, yaşam yılları, zenginlik veya kişisel koşullar karar faktörü olarak ele alındığında bu kelime kullanılabilir.
Alıştırma
Bu cümlede Or maybe ne işe yarıyor?
- Konuşanın bir yazım hatasını düzelttiğini göstermek
- Konuşanın ne yapacağını hiç bilmediğini söylemek
- Tartışmaya başka bir olası görüş eklemek
Cevabı göster
Tartışmaya başka bir olası görüş eklemek
The philosopher John Taurek famously argued that in these types of cases, Kalıp ifadeler
3:33Filozof John Taurek'in meşhur argümanına göre, bu tür vakalarda
in these types of cases ... bir iddiayı belirli bir durum kategorisiyle sınırlamak
in these types of cases, ardından gelen iddianın kapsamını daraltır: İddianın belirli bir durum türü için geçerli olduğunu, otomatik olarak her durum için geçerli olmadığını belirtir. These, çevredeki tartışmada tanımlanmış durumlara gönderme yapar. Burada cases, tartışılan durumlar veya örnekler anlamına gelir; mutlaka hukuki davalar demek değildir. Bu kalıp, bir ilkeyi veya sonucu aşırı genelleme yapmadan ifade etmek istediğinizde kullanılabilir.
Alıştırma
Cümlede in these types of cases ne işe yarıyor?
- İddiayı belirli bir durum türüyle sınırlamak
- İddianın her durum için geçerli olduğunu söylemek
- Konuşanın bir mahkeme davasından söz ettiğini göstermek
Cevabı göster
İddiayı belirli bir durum türüyle sınırlamak
the numbers don't count: count, “önemli olmak” anlamında
the numbers don't count yan cümlesinde count, “önemli olmak” veya “kararda ağırlık taşımak” anlamındadır. The numbers, her iki tarafta kaç kişi olduğunu ifade eder; dolayısıyla iddia, sayıca daha büyük bir grubun ne yapılacağını otomatik olarak belirlememesi gerektiğini söyler. Bu, count fiilinin gerçek anlamı dışında kullanılmasıdır. Sayıların hesaplanamadığı veya var olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu iddiada the numbers don't count ne anlama gelir?
- Rakamları hesaplamak mümkün değildir.
- Kişi sayısındaki fark kararı belirlememelidir.
- Konuşan kişi toplam sayıyı unutmuştur.
Cevabı göster
Kişi sayısındaki fark kararı belirlememelidir.
Each person is deserving of equal concern and respect, Kalıp ifadeler
3:40Her insan eşit ilgi ve saygıyı hak eder,
Each person is deserving of equal concern and respect: her insan eşit ilgi ve saygıyı hak eder
Each person, insanlara bir grup olarak değil, tek tek odaklanır. Is deserving of, “hak eder” veya “almaya layıktır” anlamına gelir; equal concern and respect ise her insana neyin borçlu olunduğunu belirtir. Burada concern, kaygı veya korku değil, bir kişinin çıkarlarına ve iyiliğine ciddi biçimde önem vermek demektir. Cümle, her insanın eşit ahlaki statüye sahip olduğunu resmi bir şekilde ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi be deserving of ve equal concern and respect ifadesiyle tamamlayın: In a fair school, every student ____.
Cevabı göster
is deserving of equal concern and respect
so the best way to decide which passengers to save is to flip a coin. Dilbilgisi
3:43bu yüzden hangi yolcuların kurtarılacağına karar vermenin en iyi yolu yazı tura atmaktır.
the best way to ... is to ... ve flip a coin
the best way to + fiil ... is to + fiil ... kalıbı önce hedefi, ardından tercih edilen yöntemi belirtir. Burada hedef hangi yolcuların kurtarılacağına karar vermek, yöntem ise yazı tura atmaktır. Karar verme bağlamında flip a coin, genellikle iki seçenek arasında rastgele seçim yapmak için sonucu yazı turaya bırakmak anlamına gelir. Önemli olan yalnızca parayı havaya atma hareketi değil, rastgele karar verilmesidir.
Alıştırma
Öneriyi the best way to ... is to ... kalıbıyla tamamlayın: The ____ solve this puzzle is ____ look for a repeating pattern.
Cevabı göster
best way to · to
this approach treats all parties equally, Anlatım akışı
3:50bu yaklaşım tüm taraflara eşit davranır,
giving each individual an equal chance of being rescued.
3:53her bireye kurtarılmak için eşit şans tanır.
While this might seem arbitrary at first: bir itirazı kabul etmek
Burada while, «sırasında» anlamında değil, although gibi «-se de» anlamındadır. Açılış yan cümlesi olası bir ilk tepkiyi kabul eder: yaklaşım keyfî görünebilir. Bu yan cümle, ana cümle bir gerekçeyle cevap vermeden önce kaygıyı kabul ederek savı düzenler. Might seem iddiayı yumuşatır; at first ise bu yargının değişebilecek bir ilk izlenim olduğunu gösterir.
Alıştırma
While this might seem arbitrary at first açılış yan cümlesi, cümlede hangi işlevi görür?
- Yaklaşımın neden keyfî olduğunu açıklar.
- İki olayın aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
- Olası bir itirazı kabul ettikten sonra ona cevap verir.
Cevabı göster
Olası bir itirazı kabul ettikten sonra ona cevap verir.
treats all parties equally, giving...: giving... ile sonuç eklemek
Ana cümle olan this approach treats all parties equally temel iddiayı belirtir: Bu yaklaşım tüm taraflara eşit davranır. Virgülden sonraki giving each individual... bölümü, bu eşitliğin nasıl bir sonuç doğurduğunu açıklar; yaklaşım herkese aynı kurtarılma şansını verir. Giving ile başlayan -ing yan cümlesi yeni bir ana cümle değildir. Önceki durumun tamamından doğan sonucu veya somut etkiyi sunar. Bu yapı, önce bir eylem ya da ilke belirtip ardından onun sonucunu eklemenizi sağlar.
Alıştırma
Son yan cümlenin politikanın sonucunu eklemesi için cümleyi give fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The policy treats every applicant equally, ____ each person the same chance to speak.
Cevabı göster
giving
Could any passenger argue that they're being treated unfairly by a coin flip? Ton ve niyet
3:57Herhangi bir yolcu, yazı tura atılarak kendisine haksızlık yapıldığını iddia edebilir mi?
Could any passenger argue that...?: retorik bir soru
Could any passenger argue that...? biçim olarak bir sorudur, ancak burada retorik işlev görür. Konuşmacı tarafsız biçimde bilgi istemez; beklenen sonuç, hiçbir yolcunun haksız muamele gördüğüne dair ikna edici bir iddia ortaya koyamayacağıdır. Could, yolcuların fiziksel olarak konuşma veya tartışma yeteneğine sahip olup olmadığını değil, böyle bir savın makul biçimde mümkün veya savunulabilir olup olmadığını sorar. Soru, konuşmacının hükmünü doğrudan belirtmek yerine dinleyicileri aynı sonuca kendilerinin ulaşmasına yönlendirir.
Alıştırma
Konuşmacı Could any passenger argue that they're being treated unfairly by a coin flip? sorusuyla esas olarak ne yapıyor?
- Daha önce şikâyette bulunmuş bir yolcunun adını istemek
- Yolcuların fiziksel olarak konuşma yeteneğine sahip olup olmadığını sormak
- Dinleyicileri ikna edici bir haksızlık iddiasında bulunmanın zor olduğu sonucuna yönlendirmek
Cevabı göster
Dinleyicileri ikna edici bir haksızlık iddiasında bulunmanın zor olduğu sonucuna yönlendirmek
but how they and you feel about the result may be another dilemma altogether. Anlatım akışı
4:04fakat onların ve senin sonuç hakkında ne hissedeceğin tamamen başka bir ikilem olabilir.
It's tough to say: temkinli bir cevap verme
It's tough to say, bir şeyi değerlendirmenin veya kesin bir sonuca varmanın zor olduğunu belirtir. Buradaki tough fiziksel anlamda «sert» değil, «zor» demektir. Konuşan kişi cevabın net olmadığını kabul eder ve fazla kesin bir sonuç vermekten kaçınır. Konuyu tartışmayı reddetmez; değerlendirmenin dikkat gerektirdiğini belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede It's tough to say ne anlatıyor?
- Cevabı değerlendirmek zor.
- Konuşmak fiziksel güç gerektiriyor.
- Konuşan kişi cevabın yanlış olduğunu zaten biliyor.
Cevabı göster
Cevabı değerlendirmek zor.
but ... another dilemma altogether: ayrı bir meseleye geçmek
but bağlacı, tartışmayı ilk karardan onunla bağlantılı bir sonuca yöneltir: yolcuların ve kararı veren kişinin sonuç hakkında ne hissedebileceğine. how they and you feel about the result ifadesinin tamamı, may be yapısının öznesi olan bir isim yan cümlesidir. another dilemma altogether, bu duyguları ilk sorunun küçük bir parçası olarak değil, ayrı ve ek bir sorun olarak sunar. Burada altogether «tamamen» veya «başlı başına» anlamındadır; böylece kapanış sorunu çözmek yerine genişletir.
Alıştırma
Vurgulanan but yan cümlesi cümlede ne yapıyor?
- Karar verme konusundan, sonuca verilen tepkilerle ilgili ayrı bir soruna geçer.
- İlk ikilemi ortadan kaldırır ve kesin bir çözüm verir.
- Herkesin sonuç hakkında aynı şeyi hissedeceğini söyler.
Cevabı göster
Karar verme konusundan, sonuca verilen tepkilerle ilgili ayrı bir soruna geçer.
using these five tips to improve your critical thinking.
4:12eleştirel düşünmeni geliştirmek için bu beş ipucunu kullan.
Or if you've ever wanted to understand why people make irrational decisions,
4:17Ya da insanların neden mantıksız kararlar aldığını hep anlamak istediysen,