Berlin Duvarı'nın yükselişi ve çöküşü - Konrad H. Jarausch: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
859 kelime 149 kel/dk

Video özeti: Berlin Duvarı’nın bu tarihi; Almanya’nın savaş sonrasında bölünmesini, tahkim edilmiş sınırın insani bedelini, 1989’da açılmasını ve ardından gelen yeniden birleşmeyi anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the Iron Curtain. — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: Soğuk Savaş’a ait bu adı, Sovyet hâkimiyetindeki Doğu Avrupa ile Batı arasındaki siyasi ve fiziksel ayrılığın bir metaforu olarak anlamak. Tarihsel çağrışımları bilmek, ifadeyi gerçek bir perde sanmak yerine Berlin’in neden küresel ideolojik çatışmanın odak noktası olduğunu kavramayı sağlar. 2. under the watchful eye of the Stasi, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: under the watchful eye of kalıbının sürekli ve yakından gözetimi anlattığını, çoğu zaman baskı ya da denetim hissi de verdiğini fark etmek. Bu kalıp, gözetim altında hareket eden kişileri betimlemek için kullanılabilir; Doğu Almanya’nın gizli polisi Stasi’ye yapılan gönderme ise burada özellikle baskıcı bir ton yaratır. 3. break down. — Phrasal verb’ler: Fiziksel bir engeli yıkma anlamıyla siyasi, toplumsal veya kişisel ayrımları ortadan kaldırma şeklindeki mecaz anlamı ayırt etmek. Böylece sondaki Duvar ile özgürlük kısıtlamaları arasındaki bağ anlaşılır ve break down hem somut yapılar hem de görünmeyen engeller için doğal biçimde kullanılabilir.

Bu derste

In the early hours of August 13th, 1961, Kalıp ifadeler

0:07

13 Ağustos 1961'in ilk saatlerinde,

Kalıp ifadeler

In the early hours of + gün veya tarih: günün ilk saatlerinde

In the early hours of + bir gün veya tarih, gece yarısından sonraki ve normal sabah etkinlikleri başlamadan önceki ilk birkaç saati ifade eder. Burada olayın 13 Ağustos’un çok erken bir saatinde gerçekleştiğini belirtir. Bir haberin veya hikâyenin başında kullanıldığında, ana olay anlatılmadan önce zaman çerçevesini kurar. Özellikle haberlerde ve tarihî anlatılarda yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi ‘gece yarısından sonraki ilk birkaç saat’ anlamına gelen resmî zaman ifadesiyle tamamlayın: ____ Friday, emergency crews reached the village.

Cevabı göster

In the early hours of

East German construction workers,

0:10

Doğu Alman inşaat işçileri,

flanked by soldiers and police, Kalıp ifadeler

0:12

askerler ve polisin eşliğinde,

began tearing up streets and erecting barriers Notlar

0:14

sokakları sökmeye ve bariyerler dikmeye başladılar

Kalıp ifadeler

flanked by + insanlar veya nesneler: iki yanda konumlanmış

Flanked by soldiers and police, kısaltılmış bir edilgen yan cümledir: the construction workers were flanked by soldiers and police. Flanked by, insanların veya nesnelerin birinin ya da bir şeyin yanında, çoğunlukla iki tarafında bulunduğunu anlatır. Bu sahnede ifade yalnızca fiziksel konumları göstermez. Askerlerin ve polislerin varlığı, inşaat çalışmalarının silahlı otorite tarafından desteklendiği, korunduğu ve kontrol edildiği izlenimini verir.

Alıştırma

Cümleyi ‘iki tarafında da biri bulunan’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: One guard stood on her left and another on her right. The diplomat was ____ two guards.

Cevabı göster

flanked by

Öbek fiiller

tearing up streets: yol yüzeyini söküp açmak

Burada tearing up streets, yol yüzeyini kırıp açmak ve kaldırmak ya da yüzeye zarar vermek demektir. Streets doğrudan nesnedir; bu yüzden ifade, yollara uygulanan fiziksel bir eylemi anlatır. Tear up ifadesinin bu anlamı nesne ve cümle yapısından anlaşılır. Özne bir kişiyse ve tear up nesne almıyorsa ifade “ağlamaya başlamak” anlamına gelebilir; ancak burada bu anlamda değildir.

Alıştırma

The crew is tearing up the street to repair a pipe cümlesinde tearing up the street ne anlama gelir?

  1. Yol yüzeyini kırıp açıyor ve bir kısmını kaldırıyorlar.
  2. Sokağın yanına işaretler yerleştiriyorlar.
  3. Sokağın yakınında ağlamaya başlıyorlar.
Cevabı göster

Yol yüzeyini kırıp açıyor ve bir kısmını kaldırıyorlar.

Kalıp ifadeler

erecting barriers: resmî bir eşdizim

Bu cümlede erecting barriers, geçişi engelleyen fiziksel engeller kurmak veya dikmek demektir. Erect, barriers ile doğal bir eşdizim oluşturan resmî bir fiildir. Aynı yapı gerçek yapıları veya resmî yazılarda mecazi engelleri anlatabilir: kurallar erect barriers to entry ifadesindeki gibi giriş engelleri oluşturabilir.

Alıştırma

Cümleyi resmî erect barriers eşdizimini kullanarak tamamlayın: The city began to ____ barriers around the unsafe building.

Cevabı göster

erect

throughout the city of Berlin and its surroundings.

0:17

Berlin şehri ve çevresi boyunca.

This night marked the beginning of one of history's most infamous dividing lines, Anlatım akışı

0:21

Bu gece, tarihin en kötü şöhretli bölücü hatlarından birinin başlangıcı oldu,

the Berlin Wall.

0:25

Berlin Duvarı.

Anlatım akışı

marked the beginning of...: bir anı tarihsel başlangıç noktası olarak sunmak

Burada marked the beginning of, “başlangıcına işaret etti” anlamına gelir. Özne olan This night belirli bir anı gösterir; ancak fiil öbeği bu anı çok daha büyük bir tarihsel gelişmenin başlangıcı olarak sunar. of sonrasındaki one of history's most infamous dividing lines isim öbeği başlayan şeye olumsuz bir değerlendirme katar, the Berlin Wall açıklayıcı eşlemesi ise çizginin kimliğini belirtir. Böylece anlatım, ne olduğunu söylemekten bu anın tarihsel olarak neden önemli olduğunu açıklamaya geçer.

Alıştırma

Cümleyi mark the beginning of yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The first successful flight ____ a new era in aviation.

Cevabı göster

marked the beginning of

Construction on the wall continued for the next decade

0:27

Duvarın inşası sonraki on yıl boyunca devam etti

as it cut through neighborhoods, Öbek fiiller

0:30

mahallelerin içinden geçerken,

Öbek fiiller

cut through: bir bölgenin içinden geçip onu bölmek

Burada cut through, duvarın mahallelerin içinden geçerek onları bölmesini anlatır. Cut, güzergâha kesme görüntüsü kattığı için ifade yalnızca mahallelerin içinde bulunmaktan veya yanından geçmekten daha güçlü bir anlam taşır. Aynı yapı bir bölgenin içinden geçen yol, nehir, sınır veya başka bir çizgiyi de anlatabilir. Yıkıcı bir etki taşıyıp taşımadığı bağlama bağlıdır; ancak bu cümlede mahalleler fiziksel olarak bölünmektedir.

Alıştırma

“A railway cuts through the town,” cümlesinde cuts through ne anlama gelir?

  1. Kasabayı bölebilecek bir güzergâh boyunca kasabanın içinden geçer.
  2. Herhangi birinin kasabaya girmesini engeller.
  3. Kasabanın dış kenarının çevresinden gider.
Cevabı göster

Kasabayı bölebilecek bir güzergâh boyunca kasabanın içinden geçer.

separated families,

0:32

aileleri ayırdı

and divided not just Germany, Dilbilgisi

0:33

ve sadece Almanya'yı değil,

but the world.

0:35

dünyayı da ikiye böldü.

Dilbilgisi

not just Germany, but the world: kapsamı genişletmek

not just A, but B yapısında A'daki ifade doğrudur ve B daha geniş ya da daha güçlü bir iddia ekler. Burada konuşmacı önce Almanya'nın bölündüğünü söyler, ardından bu iddiayı tüm dünyaya genişletir. Bu yapıda but ekleme işlevi görür; yalnızca “ancak” anlamına gelmez. A ve B dil bilgisel olarak paralel görevlerde olmalıdır. İkinci bölüm ilkinin kapsamını, önemini veya şaşırtıcılığını artırdığında bu yapıyı kullanın.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak not just ... but ... yapısıyla tamamlayın: The outage affected ____ one building, ____ the entire block.

Cevabı göster

not just · but

To understand how we got to this point, Anlatım akışı

0:36

Bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamak için,

we have to go back to World War II.

0:39

İkinci Dünya Savaşı'na geri dönmeliyiz.

Anlatım akışı

To understand how we got to this point: nedenlere geri dönüşü işaret etmek

Baştaki amaç yan cümlesi To understand how we got to this point, konuşmacının neden geçmişe döneceğini dinleyiciye anlatır. Sonraki bölümün mevcut duruma neden olan daha önceki olayları açıklayacağını işaret eder. Burada how we got to this point, insanların fiziksel bir yere nasıl ulaştığını değil, olayların mevcut duruma gelene kadar nasıl geliştiğini ifade eder. Bu geçiş, anlatımı bugünkü sonuçtan tarihsel arka planına taşıyarak düzenler.

Alıştırma

Bir açıklamada “To understand how we got to this point” başlangıç yan cümlesi neyi işaret eder?

  1. Konuşmacının tam fiziksel konumunu verir.
  2. Başka hiçbir arka plan bilgisine gerek olmadığını işaret eder.
  3. Daha önceki nedenlere dönüleceğini işaret eder.
Cevabı göster

Daha önceki nedenlere dönüleceğini işaret eder.

America, Britain, and France

0:41

Amerika, İngiltere ve Fransa

joined forces with the Soviet Union Kalıp ifadeler

0:43

Sovyetler Birliği ile güçlerini birleştirdi

against the Axis Powers. Kültür

0:45

Mihver Devletleri'ne karşı.

Kalıp ifadeler

joined forces with: ortak bir hedef için güçleri birleştirmek

joined forces with ifadesinde joined, join fiilinin geçmiş zaman biçimidir. İfadenin tamamı, ayrı kişi veya grupların ortak bir hedef için güçlerini birleştirdiğini anlatır. Yalnızca bir gruba katılmayı değil, etkin iş birliğini vurgular. Yaygın kalıplar join forces with someone to do something ve join forces with someone against someone or something biçimindedir. Örnekte with iş birliği yapılan tarafı, against ise ortak rakibi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi join forces with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The neighborhood group ____ local businesses to organize a food drive.

Cevabı göster

joined forces with

Kültür

the Axis Powers: İkinci Dünya Savaşı'ndaki Mihver Devletleri

the Axis Powers ifadesi, Almanya, İtalya ve Japonya merkezli İkinci Dünya Savaşı koalisyonunu adlandırır. Bu cümlede Amerika, Britanya, Fransa ve Sovyetler Birliği'nin karşı çıktığı ortak düşmanı belirtir. Buradaki Axis, tarihî bir adın parçasıdır; merkez çizgisi veya grafik ekseni anlamındaki sıradan axis ismi değildir. Karşı taraftaki savaş koalisyonuna genellikle the Allies veya the Allied Powers denir.

Alıştırma

İkinci Dünya Savaşı hakkındaki bir tarih metninde the Axis Powers neyi ifade eder?

  1. Almanya, İtalya ve Japonya merkezli savaş dönemi koalisyonu.
  2. Britanya, Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'ni içeren Müttefik koalisyonu.
  3. Bir grafikte konumları ölçmek için kullanılan çizgi.
Cevabı göster

Almanya, İtalya ve Japonya merkezli savaş dönemi koalisyonu.

After they defeated Nazi Germany,

0:47

Nazi Almanyasını yendikten sonra,

each of the victorious nations occupied part of the country.

0:49

galip ulusların her biri ülkenin bir bölümünü işgal etti.

The division was meant to be temporary, Dilbilgisi

0:53

Bu bölünmenin geçici olması amaçlanmıştı,

but the former allies found themselves at odds Kalıp ifadeler

0:55

fakat eski müttefikler anlaşmazlığa düştüler

over their visions for post-war Europe.

0:58

savaş sonrası Avrupa'ya dair vizyonları üzerine.

Dilbilgisi

was meant to be temporary: ilk niyet ile sonraki gerçeklik

Was meant to be temporary, bölünmenin başlangıçta geçici bir düzenleme olarak amaçlandığını veya planlandığını anlatır. Buradaki meant, bir kelimenin ya da cümlenin ne anlama geldiğini değil, niyeti ifade eder. But ile başlayan bölüm, planla uyuşmayan sonraki gerçeği sunar. Başka durumlara da aktarılabilen be meant to be + sıfat veya isim öbeği kalıbı, amaçlanan bir durumu ya da rolü anlatır ve çoğu zaman gerçekte olanla karşıtlık kurar.

Alıştırma

Bu cümlede was meant to be ne ifade ediyor? The policy was meant to be temporary, but it remained in place for years.

  1. Temporary kelimesinin tanımı yapılıyordu.
  2. Geçici kalacağı garanti edilmişti.
  3. Başlangıçta geçici olması amaçlanmıştı.
Cevabı göster

Başlangıçta geçici olması amaçlanmıştı.

Kalıp ifadeler

found themselves at odds: sonunda anlaşmazlığa düşmek

Found themselves at odds, eski müttefiklerin anlaşmazlık ya da çatışma içinde olduklarını sonradan fark ettiklerini anlatır. Find oneself + durum yapısı, bir kişinin çoğu zaman kendi seçimi olmadan sonunda içinde bulunduğu durumu gösterir. At odds, birbiriyle uyuşmayan görüş, hedef veya planları belirtir. Over anlaşmazlığa neden olan konuyu, with ise karşı taraftaki kişiyi, grubu veya tutumu tanıtabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “sonunda anlaşmazlığa düşmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After several meetings, the two teams ____ over the budget.

Cevabı göster

found themselves at odds

While Western powers promoted liberal market economies,

1:00

Batılı güçler liberal piyasa ekonomilerini teşvik ederken,

the Soviet Union sought to surround itself with obedient Communist nations, Kalıp ifadeler

1:03

Sovyetler Birliği etrafını itaatkar Komünist uluslarla kuşatmayı amaçladı,

including a weakened Germany.

1:07

zayıflamış bir Almanya dahil.

Kalıp ifadeler

İtaatkâr Komünist uluslarla kendisini çevrelemek

Surround itself with obedient Communist nations, Sovyetler Birliği’nin, kendi yönlendirmelerine uyacak ülkelerden oluşan bir çevreyi bilinçli olarak oluşturmak istediği anlamına gelir. surround oneself with + kişi, grup veya nesne yapısı, öznenin çevresindeki ortamı aktif biçimde düzenlediğini anlatır; bu varlıkların yalnızca yakında bulunduğunu söylemez. Buradaki obedient sözcüğü otoriteye itaati ve bir kontrol ilişkisini vurgular. Bu nedenle ifade yalnızca dost komşu ülkeleri değil, siyasi bir tampon bölgeyi ve nüfuz alanını anlatır.

Alıştırma

Kalıp yapıyı tamamlayın: The new director surrounded herself ____ experienced advisers.

Cevabı göster

with

As their relations deteriorated, Anlatım akışı

1:10

İlişkileri kötüleştikçe,

the Federal Republic of Germany was formed in the west, Kültür

1:12

Batı'da Almanya Federal Cumhuriyeti kuruldu,

Kültür

the Federal Republic of Germany: bu bağlamda Batı Almanya'nın resmî adı

Bu cümlede the Federal Republic of Germany, 1949'da Almanya'nın batısında kurulan ve Soğuk Savaş sırasında yaygın olarak Batı Almanya diye anılan devletin resmî adıdır. Bu ad, Almanya'nın 1990'da birleşmesinden sonra da ülkenin resmî adı olarak kaldı. Bu nedenle adın özellikle Soğuk Savaş dönemindeki Batı Almanya'yı mı, yoksa günümüz Almanya'sını mı belirttiğini tarihsel bağlam belirler.

Alıştırma

Bu cümlede the Federal Republic of Germany neyi belirtiyor?

  1. Sovyetler Birliği
  2. Soğuk Savaş sırasında yaygın olarak Batı Almanya diye anılan devlet
  3. Soğuk Savaş sırasında yaygın olarak Doğu Almanya diye anılan devlet
Cevabı göster

Soğuk Savaş sırasında yaygın olarak Batı Almanya diye anılan devlet

while the Soviets established the German Democratic Republic in the east. Kültür

1:15

Sovyetler ise Doğu'da Demokratik Almanya Cumhuriyeti'ni kurdu.

Anlatım akışı

İlişkileri kötüleştikçe

As their relations deteriorated değişen bir arka plan sunar: ilişkileri giderek kötüleşirken ana cümledeki olaylar gerçekleşmiştir. As, bu iki gelişmeyi birlikte ilerleyen süreçler olarak bağlar; ilk bölümü yalnızca tek seferlik bir neden olarak göstermez. Deteriorate zaman içinde kötüleşmek anlamına gelir ve ilişkiler, koşullar, ekonomiler ve durumlarla sık kullanılır. Burada bu ifade, kötüleşen ilişkiyi sonraki siyasi değişikliklerin arka planı olarak sunarak tarihsel anlatıyı düzenler.

Alıştırma

As the weather deteriorated, the roads became dangerous. Bu cümlede as ne işe yarıyor?

  1. Yolların hava değişmeden önce tehlikeli hâle geldiği anlamına gelir.
  2. Havanın yollar tarafından çağrıldığını söyler.
  3. Kötüleşen havayı, yol koşullarıyla zaman bakımından bağlantılı değişen bir arka plan olarak sunar.
Cevabı göster

Kötüleşen havayı, yol koşullarıyla zaman bakımından bağlantılı değişen bir arka plan olarak sunar.

Kültür

the German Democratic Republic: Doğu Almanya'nın resmî adı

Bu cümlede the German Democratic Republic, 1949'da Almanya'nın doğusunda Sovyet etki alanı içinde kurulan Doğu Almanya'nın resmî adıdır. Democratic resmî adın bir parçasıdır. Bir ülkenin adı tek başına siyasi sisteminin Batı tipi liberal demokrasiyle aynı olduğunu kanıtlamaz; bu nedenle adı tarihsel bağlamı içinde yorumlamak gerekir.

Alıştırma

Bu tarihsel bağlamda the German Democratic Republic için hangi yorum doğrudur?

  1. Soğuk Savaş sırasında Doğu Almanya'nın resmî adıydı.
  2. Soğuk Savaş sırasında Batı Almanya'nın resmî adıydı.
  3. Tüm Alman devletlerinin demokratik bir ittifakıydı.
Cevabı göster

Soğuk Savaş sırasında Doğu Almanya'nın resmî adıydı.

The Soviet satellite countries restricted Western trade and movement, Kültür

1:20

Sovyet uydu ülkeleri Batı'nın ticaretini ve hareketini kısıtladı,

so a virtually impassable border formed. Kelime

1:24

böylece neredeyse geçilmez bir sınır oluştu.

Kültür

Bir Soğuk Savaş siyasi terimi olarak Soviet satellite countries

Soviet satellite countries, hükümetleri Sovyetler Birliği tarafından güçlü biçimde etkilenen veya kontrol edilen, özellikle Doğu Avrupa’daki ülkeler için kullanılan bir Soğuk Savaş terimidir. Satellite burada siyasi bir benzetmedir: Bu ülkeler daha güçlü bir merkezin çevresinde dönüyormuş gibi gösterilir ve bu nedenle ifade sınırlı bağımsızlık anlamı taşır. Bu cümlede terim, Sovyetler Birliği ile aynı çizgideki birkaç devleti bir grup olarak tanımlar. Bu ülkelerin ticaret ve hareket üzerindeki kısıtlamaları, geniş ve aşılması zor bir sınırın oluşmasına katkıda bulunmuştur.

Alıştırma

Bu Soğuk Savaş bağlamında Soviet satellite countries ne anlama gelir?

  1. Sovyetler Birliği için uydu fırlatan ülkeler.
  2. Sovyetler Birliği tarafından güçlü biçimde etkilenen veya kontrol edilen ülkeler.
  3. Sovyetler Birliği ile ticaret yapan bütün ülkeler.
Cevabı göster

Sovyetler Birliği tarafından güçlü biçimde etkilenen veya kontrol edilen ülkeler.

Kelime

virtually impassable border: geçilmesi neredeyse imkânsız sınır

Virtually impassable border ifadesinde virtually, “dijital veya simüle edilmiş biçimde” değil, “neredeyse” ya da “uygulamada” anlamına gelir. Impassable sözcüğünü niteler: Geçiş kesinlikle imkânsız olmayabilir, ancak o kadar zordur ki sınır uygulamada geçilemez gibi işlev görür. Impassable, “geçilemeyen veya aşılamayan” anlamında bir sıfattır. Sözcükler birlikte, her koşulda geçişin imkânsız olduğunu iddia etmek yerine sınırın uygulamadaki durumunu açıklar.

Alıştırma

“By midnight, the streets were virtually empty,” cümlesinde virtually ne anlama gelir?

  1. Neredeyse veya uygulamada
  2. Hayalî bir şekilde
  3. Yalnızca internet üzerinden
Cevabı göster

Neredeyse veya uygulamada

It became known as the Iron Curtain. Kültür

1:27

Bu, Demir Perde olarak bilinmeye başlandı.

Kültür

the Iron Curtain: Soğuk Savaş bölünmesi

The Iron Curtain, Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği'nin denetimindeki Doğu Avrupa ile Batı Avrupa arasındaki siyasi, ideolojik ve bilgi akışına ilişkin ayrılığı anlatan tarihî bir metafordur. Gerçekten demirden yapılmış bir perde anlamına gelmez. Bu cümlede bu ad, bölünmeyi aşılması zor bir engel gibi gösterir. Berlin Duvarı gibi fiziksel sınırları anlamak için gereken daha geniş tarihsel bağlamı sağlar.

Alıştırma

Soğuk Savaş tarihinde the Iron Curtain temel olarak neyi ifade eder?

  1. Sovyet denetimindeki Doğu Avrupa ile Batı arasındaki siyasi ve ideolojik bölünme.
  2. Berlin Duvarı'nın içine yerleştirilmiş metal bir perde.
  3. Berlin'i ortaklaşa yönetmek için yapılan savaş sonrası bir anlaşma.
Cevabı göster

Sovyet denetimindeki Doğu Avrupa ile Batı arasındaki siyasi ve ideolojik bölünme.

In the former German capital of Berlin,

1:30

Eski Alman başkenti Berlin'de,

things were particularly complicated.

1:32

işler özellikle karmaşıktı.

Although the city lay fully within the East German territory of the GDR, Dilbilgisi

1:34

Şehir tamamen DAC'nin Doğu Almanya toprakları içinde kalsa da,

the post-war agreement gave the Allies joint administration. Kelime

1:38

savaş sonrası anlaşma Müttefiklere ortak yönetim hakkı vermişti.

Dilbilgisi

Although ..., the post-war agreement ...: ana fikirden önce ödünleme

Although, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır: şehrin Doğu Almanya topraklarında bulunması, onu kimin yöneteceğine ilişkin bir beklenti yaratır. Ana cümle ise savaş sonrası anlaşmanın ortak yönetimi Müttefiklere verdiği karşıt gerçeği sunar. Yeniden kullanılabilir kalıp Although A, B biçimindedir. A'nın doğru olduğu kabul edilir, ancak ana fikir B'dir ve B beklenen sonucu vermez. although ile başlayan yan cümle önce geldiğinde ana cümleden önce virgül koyun.

Alıştırma

Hangi cümle, bir gerçeği kabul edip ardından beklenmedik ana sonucu vermek için Although sözcüğünü doğru kullanır?

  1. Although the road was closed, the buses still ran.
  2. Because the road was closed, the buses still ran.
  3. Although the road was closed, but the buses still ran.
Cevabı göster

Although the road was closed, the buses still ran.

Kelime

joint administration: birden fazla tarafın ortak yönetimi

Bu cümlede joint administration, anlaşmanın Müttefiklere bir bölgeyi yönetme sorumluluğunu ve yetkisini ortaklaşa verdiği anlamına gelir. Bu ifade, tek bir yöneticinin eylemini değil, kurumsal bir düzenlemeyi adlandırır. Bu isim tamlamasında joint, birden fazla tarafın paylaştığı anlamını taşır; administration ise bir bölgenin veya kurumun düzenli biçimde yönetilmesini anlatır. Temel fikir, idari yetkinin paylaşılmasıdır.

Alıştırma

“The museum will operate under the joint administration of the city and the university.” cümlesinde joint administration ne anlama gelir?

  1. Bir kuruluşun münhasır denetimi
  2. Tek bir müze etkinliği düzenlemek için yapılan anlaşma
  3. Şehir ile üniversitenin paylaştığı yönetim
Cevabı göster

Şehir ile üniversitenin paylaştığı yönetim

So America, Britain, and France created a democratic enclave Kültür

1:42

Böylece Amerika, İngiltere ve Fransa demokratik bir bölge oluşturdular

in Berlin's western districts.

1:46

Berlin'in batı ilçelerinde.

Kültür

democratic enclave: karşıt bir sistem içindeki demokratik alan

Bu cümlede democratic enclave, farklı bir siyasi çevre tarafından kuşatılmış olmasına rağmen demokratik kurumlarla işleyen belirli bir bölge anlamına gelir. Bu ifade, Berlin’in batı ilçelerini çevrelerindeki Doğu Almanya sisteminin içindeki demokratik bir alan olarak gösterir. Enclave, bölgenin çevresinden ayrılmış ve sınırları belirli olduğunu vurgular; democratic ise nasıl yönetildiğini açıklar. Bu nedenle ifade, bütünüyle bağımsız bir demokratik ülke anlamına gelmez.

Alıştırma

“The mountain town became a democratic enclave inside a province ruled by a military council.” cümlesinde democratic enclave neyi vurgular?

  1. Farklı bir siyasi sistemle çevrili demokratik bir alan
  2. Eyaletin tamamını kontrol eden bir ülke
  3. Seçilmiş görevlilerin geçici toplantısı
Cevabı göster

Farklı bir siyasi sistemle çevrili demokratik bir alan

While East Germans were officially banned from leaving the country, Kalıp ifadeler

1:48

Doğu Almanların ülkeden ayrılması resmen yasaklanmış olsa da,

Kalıp ifadeler

officially banned from leaving: be banned from + -ing ile resmî yasak

Be banned from + -ing, bir kuralın veya yetkili makamın bir kişinin bir eylemi yapmasını resmen yasakladığını anlatır. Burada were officially banned from leaving, Doğu Almanlarının ülkeyi terk etmesinin resmî olarak yasak olduğunu belirtir. Edilgen yapı, kısıtlamadan etkilenen kişileri öne çıkarır. From yasaklanan eylemi tanıtır; bu yüzden ardından mastar değil, leaving gibi -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Cümleyi ban fiilinin hedef yapısıyla tamamlayın: Under the site rules, workers are officially ____ entering this area.

Cevabı göster

banned from

in Berlin,

1:52

Berlin'de,

it was simply a matter of walking or riding a subway, street car, or bus Kalıp ifadeler

1:53

sadece yürüyerek veya metro, tramvay veya otobüse binerek

to the western half,

1:57

batı tarafına geçmek,

Kalıp ifadeler

it was simply a matter of: tek bir adımı gereken her şey olarak sunmak

It was simply a matter of + -ing kalıbı, bir sonuca ulaşmak için yalnızca belirtilen eylemin gerektiğini anlatır. Bu cümlede konuşmacı, Berlin'in batı yarısına ulaşmayı kolay bir iş olarak sunar: insanlar yürüyebilir veya toplu taşımaya binebilirdi. Bu kalıp, tüm durumu it ile çerçeveler; a matter of ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi gelir. Simply, "yalnızca bu adım" düşüncesini güçlendirir; matter burada çözülmesi gereken bir sorun anlamına gelmez.

Alıştırma

Yalnızca tek bir adım gerektiğini belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Updating the app is simply ____ tapping the download button.

Cevabı göster

a matter of

then traveling on to West Germany or beyond. Öbek fiiller

1:59

sonra Batı Almanya'ya veya daha uzağa seyahat etmek mümkündü.

Öbek fiiller

traveling on to: bir sonraki varış yerine devam etmek

traveling on to West Germany or beyond ifadesinde travel on, önceki bir yolculuk aşamasından veya duraktan sonra yolculuğa devam etmek demektir. on parçacığı, yolculuğu orada bitirmek yerine ileriye doğru sürdürme anlamı katar. Ardından gelen to, sonraki varış yerini tanıtır: travel on to + yer. Bu yapı, birden fazla aşaması olan rotaları anlatırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Rota açıklamasını tamamlamak için travel on to ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: After three days in Madrid, we ____ Lisbon.

Cevabı göster

traveled on to

This open border posed a problem for the East German leadership. Kalıp ifadeler

2:02

Bu açık sınır Doğu Alman liderliği için bir sorun teşkil ediyordu.

Kalıp ifadeler

posed a problem for: etkilenen taraf için zorluk yarattı

posed a problem for the East German leadership ifadesindeki pose a problem for, etkilenen kişi veya grup için bir zorluk yaratmak ya da ortaya çıkarmak demektir. Burada pose, fotoğraf için poz vermek değil, bir şeyi ortaya koymak veya yaratmak anlamında kullanılan bir fiildir. Yapı X poses/posed a problem for Y şeklindedir. X zorluğun kaynağıdır; for sonrasındaki Y ise etkilenen taraftır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için pose a problem for ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: The missing safety records ____ the inspectors.

Cevabı göster

posed a problem for

They had staked a claim to represent the Communist resistance against Hitler Kalıp ifadeler

2:06

Hitler'e karşı Komünist direnişi temsil ettiklerini iddia ediyorlardı

Kalıp ifadeler

staked a claim to: bir hak veya temsil rolü iddia etmek

Stake a claim to, bir hakkı, konumu, kimliği veya rolü açıkça ve güçlü biçimde ileri sürmek anlamına gelir. Bu cümlede Hitler'e karşı komünist direnişi temsil etme yetkisinin kendilerinde olduğunu öne sürüyorlar; bu ifade tarafsız bir tanımdan çok siyasi meşruiyet kazanma çabasını gösterir. Arkasından bir isim veya -ing biçimi geldiğinde to bir edattır: stake a claim to ownership ya da stake a claim to being first. Bu cümledeki to represent ise yetkisine sahip olduklarını iddia ettikleri eylemi belirten bir mastardır.

Alıştırma

Cümleyi stake a claim to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After presenting her evidence, Maya ____ being the comet's true discoverer.

Cevabı göster

staked a claim to

and portrayed Western Germany as a continuation of the Nazi regime. Kalıp ifadeler

2:10

ve Batı Almanya'yı Nazi rejiminin bir devamı olarak tasvir ediyorlardı.

Kalıp ifadeler

portrayed Western Germany as a continuation: A'yı B olarak betimlemek

Portray A as B, A'yı B kimliğine, özelliğine veya rolüne sahipmiş gibi sunmak ya da betimlemek anlamına gelir. Odak noktası bu tanımın doğru olduğunu kanıtlamak değil, bir imgenin veya anlatının nasıl şekillendirildiğidir. Burada Western Germany A, a continuation of the Nazi regime ise B'dir. İfade, siyasi açıdan yüklü bir tasviri aktarırken anlatıcının bu çerçeveyi onaylamadan anlatmasına olanak verir.

Alıştırma

Cümleyi portray A as B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The newspaper ____ the protest ____ a threat to public order.

Cevabı göster

portrayed · as

While the US and its allies poured money into West Germany's reconstruction, Kalıp ifadeler

2:14

ABD ve müttefikleri Batı Almanya'nın inşası için para dökerken,

Kalıp ifadeler

poured money into: büyük miktarda para aktarmak

Pour money into, bir projeye, kuruluşa veya faaliyete büyük miktarda para yönlendirmek demektir. Pour burada mecazidir: para, bir hedefe doğru akan bir şey gibi düşünülür. Cümlede poured, yeniden inşaya güçlü bir mali destek verildiğini gösterir. Bu ifade, finansmanın ölçeğini veya yoğunluğunu vurgular; başarılı olup olmadığını göstermez.

Alıştırma

Cümleyi pour money into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the storm, the government ____ rebuilding damaged schools.

Cevabı göster

poured money into

the Soviet Union extracted resources from the east as war reparations, Kültür

2:18

Sovyetler Birliği savaş tazminatı olarak doğudan kaynak çıkardı,

making its planned economy even less competitive. Dilbilgisi

2:23

bu da planlı ekonomisini daha da az rekabetçi hale getirdi.

Kültür

as war reparations: savaş tazminatı olarak

War reparations, bir savaşın yol açtığı zarar veya kayıpların karşılığı olarak talep edilen ödemeler ya da kaynak aktarımlarıdır. Para, mal, ekipman veya başka kaynaklar biçiminde olabilir ve çoğu zaman yenilmiş bir devlete ya da kontrol altındaki bir bölgeye yüklenir. Burada as, alınan kaynakların işlevini belirtir: kaynaklar sıradan ticaret yoluyla değiş tokuş edilmemiş, savaşla bağlantılı bir tazminat olarak alınmıştır.

Alıştırma

Bu cümlede as war reparations, kaynaklar hakkında ne anlatıyor?

  1. Sıradan bir ticari işlemde değiş tokuş edildiler.
  2. Acil yardım olarak bağışlandılar.
  3. Savaşla bağlantılı bir tazminat olarak alındılar.
Cevabı göster

Savaşla bağlantılı bir tazminat olarak alındılar.

Dilbilgisi

making ... even less competitive: sonuç bildiren -ing yan cümlesi

Making its planned economy even less competitive, önceki yan cümlede anlatılan olayın sonucunu veren bir -ing yan cümlesidir. Önceki bölüme bağlıdır; making burada yeni ve bağımsız bir cümle başlatmaz. Bu yapıda make + nesne + tümleç kalıbı kullanılır: its planned economy nesnedir, even less competitive ise ortaya çıkan durumu açıklar. Even, less competitive karşılaştırmasını güçlendirerek rekabet gücünün daha da düştüğünü gösterir.

Alıştırma

"The heavy rain flooded the road, making the route unsafe" cümlesindeki son -ing yan cümlesinin görevi nedir?

  1. Su baskınından önce gerçekleşen bir eylemi belirtir.
  2. Yağmurun neden başladığını açıklar.
  3. Su baskınının sonucunu bildirir.
Cevabı göster

Su baskınının sonucunu bildirir.

Life in East Germany passed under the watchful eye of the Stasi, Notlar

2:27

Doğu Almanya'da yaşam, Stasi'nin gözetimi altında geçiyordu,

Deyimler

under the watchful eye of the Stasi: Stasi'nin sıkı gözetimi altında

Under the watchful eye of, birinin yakın gözlemi veya denetimi altında olmak anlamına gelir. Eye burada mecazidir: ifade, birinin yalnızca bir kez bakmasını değil, sürekli dikkatini anlatır. Burada gözlemleyen taraf, Doğu Almanya'nın devlet güvenlik teşkilatı ve gizli polisi olan Stasi'dir. Bu bağlam ifadeye güçlü bir olumsuz anlam verir: günlük yaşam koruyucu bir gözetim altında değil, izleme ve denetim altındaydı.

Alıştırma

"The prisoners wrote every letter under the watchful eye of the guards" cümlesinde bu ifade en güçlü biçimde neyi düşündürür?

  1. Yakın ve kontrolcü gözetim
  2. Tam bir mahremiyet
  3. Gardiyanların sıradan övgüsü
Cevabı göster

Yakın ve kontrolcü gözetim

the secret police whose wiretaps and informants Kelime

2:31

dinlemeleri ve muhbirleriyle

monitored citizens for any hint of disloyalty.

2:34

herhangi bir sadakatsizlik belirtisi için vatandaşları izleyen gizli polis.

Kültür

Stasi, the secret police: kimliği ve tarihsel bağlamı

the secret police isim öbeği, Stasi ile açıklayıcı bir eşleme kurar: kuruluşu başka bir ifadeyle tanımlayarak okuyucunun onun nasıl bir kurum olduğunu hemen anlamasını sağlar. Stasi, tarihsel olarak Doğu Almanya Devlet Güvenlik Bakanlığının yaygın adıydı ve hem gizli polis hem de istihbarat kurumu olarak faaliyet gösteriyordu. Bu arka plan, daha sonra geçen telefon dinlemeleri, muhbirler ve sadakatsizlik şüphesinin bir devlet gözetim sistemine ait olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede “Stasi, the secret police” ifadesi ne anlatıyor?

  1. Stasi, telefon kayıtlarını inceleyen kamuya açık bir mahkemeydi.
  2. Stasi, gözetlenen bir vatandaş grubunun adıydı.
  3. Stasi, Doğu Almanya'nın gizli polis ve devlet güvenlik örgütünün yaygın adıydı.
Cevabı göster

Stasi, Doğu Almanya'nın gizli polis ve devlet güvenlik örgütünün yaygın adıydı.

Kelime

wiretaps and informants: teknik gözetim ve insan kaynakları

Wiretaps, telefon veya elektronik iletişimin gizlice dinlenmesi ya da ele geçirilmesidir. Informants ise polise, devlet kurumlarına veya araştırmacılara, çoğu zaman gizli biçimde, bilgi veren kişilerdir. Bu iki sözcüğün birlikte kullanılması iki gözetim kanalını gösterir: teknoloji iletişimi yakalarken insanlar insan kaynaklı istihbarat sağlar. Bu bağlamda ikisi de tarafsız bilgi kaynakları değil, vatandaşları izleme araçlarıdır.

Alıştırma

Bir araştırma haberinde “the case relied on wiretaps and informants” ne anlama gelir?

  1. Dinlenerek ele geçirilen iletişimi ve içeriden bilgi sağlayan kişileri kullandı.
  2. Hiç insan kaynağı olmadan yalnızca bilgisayar yazılımlarını izledi.
  3. Telefon numaralarını yayımladı ve halktan rastgele kişilerle görüştü.
Cevabı göster

Dinlenerek ele geçirilen iletişimi ve içeriden bilgi sağlayan kişileri kullandı.

While there was free healthcare and education in the east, Dilbilgisi

2:37

Doğu'da ücretsiz sağlık hizmeti ve eğitim varken,

the west boasted higher salaries, Kelime

2:40

batı daha yüksek maaşlarla övünüyordu,

more consumer goods, and greater personal freedom.

2:42

daha çok tüketim malları ve daha büyük kişisel özgürlükle.

Dilbilgisi

While ... the west boasted ...: while ile karşıtlık kurma

Bu cümlede while, iki durum grubunu karşılaştırmak için yan yana getirir; bir şey olurken geçen zamanı anlatmaz. İlk yan cümle doğudaki olanakları, ana cümle ise batıdaki farklı avantajları sunar. While A, B kalıbı, önce A'yı kabul edip ardından B ile karşılaştırmayı sağlar. İki tarafın birbirini geçersiz kılması gerekmez; yapı dengeli bir karşıtlık kurar.

Alıştırma

'While one route is shorter, the other is safer,' cümlesinde While ne işe yarar?

  1. İlk güzergâhın neden daha kısa olduğunu açıklar.
  2. İki yolculuğun tam olarak aynı süreyi aldığını söyler.
  3. Güzergâhların iki farklı özelliğini karşılaştırır.
Cevabı göster

Güzergâhların iki farklı özelliğini karşılaştırır.

Kelime

the west boasted: boast fiilinin dikkate değer bir özelliğe sahip olmak anlamı

Burada boasted, gururla konuştu değil, dikkate değer özelliklere sahipti anlamına gelir. Özne bir bölgedir ve doğrudan nesneler avantajların listesidir: daha yüksek maaşlar, daha fazla tüketim malı ve daha geniş kişisel özgürlük. Boast fiilinin bu sahiplik anlamı, bir yeri, kuruluşu veya ürünü çoğunlukla olumlu biçimde tanıtır. Kalıp özne + boast + dikkate değer özellik şeklindedir.

Alıştırma

'The research center boasts three advanced laboratories,' cümlesinde boasts ne anlama gelir?

  1. Bunlara dikkate değer özellikleri olarak sahiptir.
  2. Bunların çok pahalı olduğundan şikâyet eder.
  3. Bunların içinde yüksek sesle konuşur.
Cevabı göster

Bunlara dikkate değer özellikleri olarak sahiptir.

By 1961, about 3.5 million people,

2:46

1961'e gelindiğinde, yaklaşık 3,5 milyon insan,

nearly 20% of the East German population,

2:49

Doğu Almanya nüfusunun yaklaşık %20'si,

had left, including many young professionals.

2:52

birçok genç profesyonel de dahil olmak üzere ülkeyi terk etmişti.

To prevent further losses, Dilbilgisi

2:56

Daha fazla kaybı önlemek için,

East Germany decided to close the border,

2:57

Doğu Almanya sınırları kapatmaya karar verdi,

and that's where the Berlin Wall came in. Öbek fiiller

3:00

işte Berlin Duvarı da burada devreye girdi.

Dilbilgisi

To prevent further losses: cümle başında amaç bildiren öbek

To prevent further losses, amaç bildiren to mastar öbeğidir. Doğu Almanya'nın sınırı kapatma kararının hedefini, yani daha fazla kaybın oluşmasını engelleme amacını açıklar. Amaç öbeğini cümlenin başına koymak, eylemden önce hedefi sunar. Bu yapı, politika ve kararların gerekçesini açıklarken sık kullanılır; prevent fiilinin örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi “ek kayıpları önlemek için” anlamına gelen tam amaç öbeğiyle tamamlayın: ____, the company suspended the unprofitable service.

Cevabı göster

To prevent further losses

Öbek fiiller

that's where ... came in: bir rolü veya çözümü tanıtma

Vurgulanan sözcükler hemen ardından gelen in ile birleşerek that's where the Berlin Wall came in ifadesini tamamlar. Buradaki come in, fiziksel olarak içeri girmek anlamına gelmez. Açıklamanın o noktasında önem kazanmak, duruma dâhil olmak veya rol oynamaya başlamak demektir. Bu yapıda where, gerçek bir yer yerine bir aşamaya, duruma veya soruna işaret edebilir. Konuşmacı önce bir ihtiyaç ya da karar ortaya koyar, ardından önemli hâle gelen kişiyi, aracı, planı veya mekanizmayı tanıtmak için that's where X came in yapısını kullanır.

Alıştırma

Yedek planı tanıtmak için cümleyi tam olarak that's where ... came in yapısıyla tamamlayın: The first approach failed, and ____.

Cevabı göster

that's where the backup plan came in

Extending for 43 km through Berlin Dilbilgisi

3:02

Berlin boyunca 43 km uzanan

and a further 112 through East Germany,

3:05

ve Doğu Almanya boyunca ek 112 km uzanan

the initial barrier consisted of barbed wire and mesh fencing. Kalıp ifadeler

3:07

ilk bariyer, dikenli tel ve örgü çitlerden oluşuyordu.

Dilbilgisi

Extending for ... through ...: cümle başındaki -ing yan cümleciği

Extending for 43 km ... ana cümleden önce gelen, -ing biçiminde bir ortaç yan cümleciğidir. Örtük öznesi the initial barrier olduğundan önce bu bariyerin ne kadar uzandığını belirtir; ardından ana cümle bariyerin nelerden oluştuğunu açıklar. Bu yapı, ana bilgiden önce güzergâhı ve uzunluğu arka plan bilgisi hâline getirir. a further 112 ifadesinde daha önce geçen km birimi atılmıştır ve ifade 112 km daha anlamına gelir. Bu kısa ve yoğun yapı resmî betimlemelerde yaygındır.

Alıştırma

the pipeline'ın üç eyaletten geçtiğini göstermek için baştaki -ing yan cümleciğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Running for 900 kilometers across three states, the pipeline supplies several cities.
  2. Running for 900 kilometers across three states, several cities receive gas from the pipeline.
  3. Running for 900 kilometers across three states, engineers inspect the pipeline.
Cevabı göster

Running for 900 kilometers across three states, the pipeline supplies several cities.

Kalıp ifadeler

consisted of barbed wire and mesh fencing: bir bütünün parçalarını sıralamak

Consisted of, “...den oluşuyordu” anlamına gelir. Özne olan the initial barrier bütündür; barbed wire and mesh fencing ise onu oluşturan parçalar veya malzemelerdir. Temel kalıp bütün + consist of + parçalar biçimindedir. Burada geçmiş zaman biçimi consisted tarihî bir anlatıma uyar; şimdiki zamandaki gerçekler için consists of kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi consist of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the time, the emergency kit ____ a flashlight, water, and bandages.

Cevabı göster

consisted of

Some Berliners escaped by jumping over the wire or leaving from windows,

3:11

Bazı Berlinliler telin üzerinden atlayarak veya pencerelerden çıkarak kaçtılar,

but as the wall expanded,

3:16

ama duvar genişledikçe,

this became more difficult.

3:18

bu daha da zorlaştı.

By 1965,

3:19

1965 yılına gelindiğinde,

106 km of 3.6 m high concrete barricades had been added,

3:21

106 km uzunluğunda ve 3,6 m yüksekliğinde beton barikatlar eklendi,

topped with a smooth pipe to prevent climbing. Dilbilgisi

3:27

tırmanmayı önlemek için üstüne pürüzsüz bir boru yerleştirildi.

Dilbilgisi

topped with ... to prevent ...: üstteki özelliği ve amacını anlatmak

“topped with a smooth pipe”, “concrete barricades” ifadesinden sonra gelen bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Barikatlar hakkında ek bilgi verir ve “which were topped with a smooth pipe” biçiminde açılabilir. Eylem barikatlara uygulandığı için öbek edilgen bir anlam taşır. “to prevent climbing” amaç bildiren bir mastar yapısıdır ve borunun neden eklendiğini açıklar. Bu kısa yapı, başka bir tam yan cümle eklemeden bir nesnenin üst kısmındaki özelliği ve bunun amacını birlikte anlatır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki topped with ... to prevent ... yapısıyla tamamlayın: The sandbox was ____ a fitted cover ____ animals from getting in.

Cevabı göster

topped with · to prevent

Over the coming years,

3:30

İlerleyen yıllarda,

the barrier was strengthened with spike strips,

3:31

bariyer çivili şeritlerle güçlendirildi,

guard dogs, and even landmines,

3:34

bekçi köpekleri ve hatta kara mayınlarıyla,

along with 302 watchtowers and 20 bunkers. Kalıp ifadeler

3:36

ayrıca 302 gözetleme kulesi ve 20 sığınak eklendi.

Kalıp ifadeler

along with: ilişkili ek öğeler eklemek

“along with 302 watchtowers and 20 bunkers”, daha önce sıralanan tesislere ilişkili başka bir grup ekler. Burada along with “birlikte” veya “yanı sıra” anlamına gelir; ancak yeni bilgiyi ana listenin tamamen eşit bir parçası olarak değil, ek bilgi olarak sunar. Yazarlar ikincil bir ayrıntı eklemek için along with öbeğini çoğu zaman ana öğe ya da listenin sonuna yerleştirir. Bu öbek yeni bir eylem başlatmaz; bariyerin güçlendirildiğini belirten ifadeye bağlı kalır.

Alıştırma

Cümleyi, ilişkili bir ek öğe getiren ve derste öğrenilen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The package includes a charger, ____ two cables.

Cevabı göster

along with

A parallel fence in the rear set off a 100-m area called the death strip. Kültür

3:41

Arkada paralel bir çit, ölüm şeridi adı verilen 100 metrelik bir alanı ayırıyordu.

Kültür

called the death strip: tarihsel bir bölge adı

a 100-m area called the death strip ifadesinde called, “adı verilen” veya “olarak bilinen” anlamına gelen bir geçmiş ortaçtır. called the death strip, area sözcüğünü arkadan niteler ve “the death strip adı verilen bir alan” anlamına gelir. Burada the death strip, Berlin Duvarı boyunca uzanan tehlikeli ve sıkı denetlenen bölgenin tarihsel adıdır. Bu ifade, sıradan bir arazi şeridinin sadece ölümcül olduğunu söylemez; ad, dönemin tehlikesini ve baskısını yansıtır.

Alıştırma

Bu cümlede the death strip neyi ifade ediyor?

  1. Berlin Duvarı boyunca bulunan tehlikeli ve denetlenen bölge
  2. Rengine göre tanımlanan bir arazi şeridi
  3. the death strip adı verilen sıradan bir güzergâh
Cevabı göster

Berlin Duvarı boyunca bulunan tehlikeli ve denetlenen bölge

There, all buildings were demolished and the ground covered with sand

3:46

Orada, tüm binalar yıkıldı ve zemin kumla kaplandı

to provide a clear line of sight for the hundreds of guards Kalıp ifadeler

3:50

yüzlerce muhafıza açık bir görüş alanı sağlamak için

Kalıp ifadeler

to provide a clear line of sight: net bir görüş hattı sağlamak

a 100-m area called the death strip ifadesinde called, “adı verilen” veya “olarak bilinen” anlamına gelen bir geçmiş ortaçtır. called the death strip, area sözcüğünü arkadan niteler ve “the death strip adı verilen bir alan” anlamına gelir. Burada the death strip, Berlin Duvarı boyunca uzanan tehlikeli ve sıkı denetlenen bölgenin tarihsel adıdır. Bu ifade, sıradan bir arazi şeridinin sadece ölümcül olduğunu söylemez; ad, dönemin tehlikesini ve baskısını yansıtır.

Alıştırma

Cümleyi doğru ifadeyle tamamlayın: The windows were enlarged to provide a ____ for the guards.

Cevabı göster

clear line of sight

ordered to shoot anyone attempting to cross. Dilbilgisi

3:53

karşıya geçmeye çalışan herkesi vurmaları emredilmişti.

Dilbilgisi

ordered to ... anyone attempting to ...: iç içe iki niteleyici

Burada ordered to shoot anyone attempting to cross, daha önce geçen guards gibi bir ismi niteleyen geçmiş zaman ortaç öbeğidir. guards who were ordered to shoot... ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir. Emri alan guards'tır; emri veren onlar değildir. Bu öbeğin içinde attempting to cross, anyone'ı niteleyen şimdiki zaman ortaç öbeğidir. anyone who was attempting to cross anlamına gelir. Böyle yoğun bir cümleyi çözmek için önce ilk ortaç öbeğini önceki isme, sonra ikinci ortaç öbeğini anyone'a bağlayın.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The guards, ordered to stop anyone attempting to enter, watched the gate. Hangi çözümleme doğrudur?

  1. ordered to stop ... ifadesi anyone'ı; attempting to enter ise the guards öbeğini niteler.
  2. İki ortaç öbeği de the guards öbeğini niteler.
  3. ordered to stop ... ifadesi the guards öbeğini; attempting to enter ise anyone'ı niteler.
Cevabı göster

ordered to stop ... ifadesi the guards öbeğini; attempting to enter ise anyone'ı niteler.

Nevertheless, nearly 5,000 people in total Anlatım akışı

3:57

Buna rağmen, toplamda yaklaşık 5.000 kişi

managed to flee East Germany between 1961 and 1989. Kalıp ifadeler

4:00

1961 ve 1989 yılları arasında Doğu Almanya'dan kaçmayı başardı.

Anlatım akışı

Nevertheless: beklenmedik bir karşıtlığı bildirme

Nevertheless, ödünleme ve karşıtlık bildiren bir işarettir. Az önce sözü edilen duruma rağmen sıradaki ifadenin yine de doğru olduğunu bildirir. Burada büyük tehlike, neredeyse hiç kimsenin kaçamadığı beklentisini oluşturur; nevertheless ise dinleyiciyi yaklaşık 5.000 kişinin kaçtığı beklenmedik gerçeğine yönlendirir. nevertheless sözcüğünü duyduğunuzda veya okuduğunuzda önceki zorluğu aklınızda tutun, ancak beklenen sonucu tersine çevirin: X doğruydu; buna rağmen Y oldu.

Alıştırma

Bu cümleleri en iyi hangi bağlayıcı birleştirir? The road was closed. The ambulance found another route.

  1. Nevertheless
  2. Therefore
  3. Meanwhile
Cevabı göster

Nevertheless

Kalıp ifadeler

managed to flee: zorluğa rağmen kaçmayı başarmak

Managed to flee, zorluğa rağmen kaçmayı başardılar anlamına gelir. manage to + fiilin yalın hâli yapısı, eylemi yalnızca bir girişim olarak değil, gerçekten elde edilmiş bir başarı olarak sunar. Burada ayrıca Doğu Almanya'dan kaçmanın ciddi engeller içerdiğini belirtir. Fled tek başına sonucu bildirirken managed to flee zorluğu da iletinin bir parçası yapar.

Alıştırma

Cümleyi manage to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several attempts, Ana ____ open the stuck window.

Cevabı göster

managed to

Some were diplomats or athletes who defected while abroad, Kelime

4:06

Bazıları yurtdışındayken iltica eden diplomatlar veya sporculardı,

Kelime

defected while abroad: yurt dışındayken siyasi saf değiştirme

Bu siyasi bağlamda defected, bir kişinin temsil ettiği hükümete, ülkeye veya siyasi tarafa bağlılığını kesmesi anlamına gelir. Bu genellikle geri dönmeyi reddetmek ya da diğer taraftan koruma istemek şeklinde olur. Bir kişinin siyasi eylemini anlatır; kusurlu hâle gelme anlamına gelmez. While abroad, kendi ülkelerinin dışında bulundukları sırada demektir. Burada while they were abroad ile aynı anlama gelen kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir.

Alıştırma

Örnekte defected while abroad ne anlama geliyor?

  1. Yurt dışındayken fiziksel olarak zarar gördüler.
  2. Yurt dışındayken bir kusur keşfettiler.
  3. Yurt dışındayken asıl ülkelerini veya siyasi taraflarını terk ettiler.
Cevabı göster

Yurt dışındayken asıl ülkelerini veya siyasi taraflarını terk ettiler.

but others were ordinary citizens who dug tunnels,

4:10

ama diğerleri tünel kazan sıradan vatandaşlardı,

swam across canals,

4:13

kanalları yüzerek geçen,

flew hot air balloons,

4:15

sıcak hava balonları uçuran,

or even crashed a stolen tank through the wall.

4:16

hatta çalıntı bir tankla duvarı yıkanlar bile vardı.

Yet the risk was great.

4:20

Ancak risk büyüktü.

Over 138 people died while attempting escape,

4:22

Kaçmaya çalışırken 138'den fazla insan öldü,

some shot in full view Kalıp ifadeler

4:26

bazıları herkesin gözü önünde vuruldu

of West Germans powerless to help them. Kalıp ifadeler

4:27

onlara yardım etmekte çaresiz kalan Batı Almanların önünde.

Kalıp ifadeler

in full view of: bir gözlemcinin tamamen görebileceği şekilde

In full view of, belirli bir kişi ya da grubun bir olayı açıkça ve bütünüyle görebileceği bir yerde gerçekleşmesi anlamına gelir. Bu cümlede vurulma olayı Batı Almanların gözünün önünde, açıkça gerçekleşmiştir; onların görüş alanının dışında değildir. Bu ifade, Batı Almanların olaya tanık olmalarıyla müdahale edememeleri arasındaki karşıtlığı vurgular. Böylece sahnenin açıklığı, sarsıcılığı ve çaresizliği öne çıkar.

Alıştırma

Bir olayın onu izleyen kişiler tarafından tamamen görülebildiğini anlatan ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The rescue took place ____ the gathered reporters.

Cevabı göster

in full view of

Kalıp ifadeler

powerless to help: yardım edecek etkili imkânı olmamak

Powerless to help, yardım etmek için etkili bir yeteneğe, yetkiye veya pratik imkâna sahip olmamak anlamına gelir. Yapı sıfat + to mastar şeklindedir: powerless kişilerin durumunu, to help ise yapamadıkları eylemi belirtir. Bu cümlede powerless to help them, West Germans ifadesinden sonra gelerek bu Batı Almanları niteler. Anlamı West Germans who were powerless to help them ile aynıdır. Yardım etmek istemedikleri anlamına gelmez; müdahale etmek için etkili bir yolları olmadığını vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede powerless to help neyi gösteriyor? The bystanders were powerless to help the injured cyclist.

  1. Birisi yardım etmek istemediği için yardım etmeyi reddetti.
  2. Birisinin yardım etmek için kolay bir yolu vardı ama harekete geçmemeyi seçti.
  3. Birisi etkili gücü veya imkânı olmadığı için yardım edemedi.
Cevabı göster

Birisi etkili gücü veya imkânı olmadığı için yardım edemedi.

The Wall stabilized East Germany's economy by preventing its workforce from leaving, Kalıp ifadeler

4:30

Duvar, işgücünün ayrılmasını önleyerek Doğu Almanya'nın ekonomisini dengeledi,

but tarnished its reputation, Kalıp ifadeler

4:35

ama itibarını lekeledi,

becoming a global symbol of Communist repression. Anlatım akışı

4:37

Komünist baskının küresel bir sembolü haline geldi.

Kalıp ifadeler

by preventing its workforce from leaving: iş gücünün ayrılmasını engelleyerek

by preventing its workforce from leaving ekonomiyi istikrara kavuşturmak için kullanılan yöntemi açıklar: Duvar bunu iş gücünün ayrılmasını engelleyerek yaptı. by + -ing yapısı araç veya yöntemi belirtir. prevent A from doing B, A'nın B yapmasını engellemek anlamına gelir. Burada its workforce A, leaving ise B'dir. prevent'ten sonra nesne, ardından from ve -ing biçimi gelir; to do kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle prevent A from doing B yapısını doğru kullanır?

  1. The rule prevents to visitors from entering the lab.
  2. The rule prevents visitors to enter the lab.
  3. The rule prevents visitors from entering the lab.
Cevabı göster

The rule prevents visitors from entering the lab.

Kalıp ifadeler

tarnished its reputation: itibarını zedeledi

tarnished its reputation, Duvar'ın itibarını daha az saygı görür veya güvenilir olur hâle getirdiği anlamına gelir. Tarnish kelimesi kelimenin tam anlamıyla metal bir yüzeyin parlaklığını kaybetmesine neden olmak demektir; burada bu fiziksel görüntü kamuoyunun değerlendirmesi için mecaz olarak kullanılır. Bu cümlede its, The Wall'u ifade eder ve reputation etkilenen soyut nesnedir. İfade, Duvar'ın fiziksel olarak zarar gördüğünü değil, imajının veya değerlendirilmesinin kötüleştiğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede tarnished its reputation hangi anlama gelir?

  1. iş gücünün ayrılmasına neden oldu
  2. itibarını daha az saygı görür hâle getirdi
  3. itibarını daha çekici hâle getirdi
Cevabı göster

itibarını daha az saygı görür hâle getirdi

Anlatım akışı

becoming a global symbol of Communist repression: daha geniş bir anlam kazandırmak

Burada becoming a global symbol of Communist repression, önceki anlatımın sonucunu ve tarihsel anlamını verir. Somut bir nesne ya da olay, dünya çapında çok daha geniş bir düşünceyi temsil eder hâle gelmiştir. Cümle sonundaki becoming + isim öbeği kalıbı, önceki öznenin sonunda neye dönüştüğünü veya neyi temsil eder hâle geldiğini özetleyebilir. Tarihsel anlatımda somut olgulardan daha geniş bir anlama geçmek için sık kullanılır.

Alıştırma

Vurgulanan ifade tarihsel anlatımda temel olarak ne yapar?

  1. Bir şeyi yapmak için kullanılan fiziksel malzemeleri sıralar.
  2. Bir olayın başladığı kesin tarihi verir.
  3. Daha geniş bir sonuç ve simgesel anlam sunar.
Cevabı göster

Daha geniş bir sonuç ve simgesel anlam sunar.

As part of reconciliation with the East, Anlatım akışı

4:41

Doğu ile uzlaşmanın bir parçası olarak,

the Basic Treaty of 1972 recognized East Germany pragmatically, Notlar

4:44

1972 Temel Antlaşması pragmatik bir şekilde Doğu Almanya'yı tanıdı,

Kültür

bir antlaşma adı olarak the Basic Treaty of 1972

The Basic Treaty of 1972, Batı Almanya ile Doğu Almanya arasında 1972'de yapılan anlaşmanın İngilizcede yaygın olarak kullanılan adıdır. İki Alman devleti arasındaki ilişkilerin normalleşmesine giden yolda önemli bir adımdı. Basic burada antlaşmanın adının bir parçasıdır; anlaşmanın kolay ya da başlangıç düzeyinde olduğu anlamına gelmez. İfadenin bir antlaşma adı olduğunu bilmek, ardından gelen recognized East Germany pragmatically şeklindeki diplomatik eylemi anlamayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede the Basic Treaty of 1972 neyi ifade ediyor?

  1. Doğu ve Batı Almanya arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yardımcı olan belirli bir anlaşma
  2. Almanya'yı hemen yeniden birleştiren bir antlaşma
  3. 1972'de yazılmış basit bir talimat listesi
Cevabı göster

Doğu ve Batı Almanya arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yardımcı olan belirli bir anlaşma

Kelime

recognized East Germany pragmatically: diplomatik tanıma

Diplomasi dilinde recognize, bir ülkenin, devletin ya da hükümetin siyasi veya hukuki statüsünü resmen kabul etmek veya tanımak anlamına gelir. Buradaki recognized East Germany, bir yeri fark etme ya da tanıyıp çıkarma değil, kurumsal bir eylem anlatır. Pragmatically, bu eylemin siyasi gerçekliğe pratik bir karşılık olarak yapıldığını belirtir. Tek başına tam destek verildiği ya da daha büyük anlaşmazlıkların tümünün çözüldüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Dış ilişkilerle ilgili bir haberde 'The government recognized the new state' ne anlama gelir?

  1. Hükümet yeni devletin bütün politikalarını onayladı.
  2. Hükümet yeni devleti görünüşünden tanıdı.
  3. Hükümet yeni devletin siyasi statüsünü resmen kabul etti.
Cevabı göster

Hükümet yeni devletin siyasi statüsünü resmen kabul etti.

while West Germany retained its hope for eventual reunification.

4:49

Batı Almanya ise nihai birleşme umudunu korudu.

Anlatım akışı

As part of reconciliation with the East: daha geniş bir süreci çerçevelemek

Baştaki As part of reconciliation with the East ifadesi, antlaşmayla ilgili eylemi daha geniş bir siyasi sürecin içindeki bir adım olarak çerçeveler. Belirli kararı sunmadan önce dinleyiciye genel bağlamı verir. As part of + isim öbeği kalıbı bir önlemi, kararı veya olayı daha geniş bir planın, politikanın ya da sürecin içine yerleştirir. Tek bir eylemi bütün süreç olarak sunmaz.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade As part of ile tamamlayın: ____ the recycling program, the city added more collection bins.

Cevabı göster

As part of

Although the eastern regime gradually allowed family visits, Dilbilgisi

4:53

Doğu rejimi yavaş yavaş aile ziyaretlerine izin verse de,

it tried to discourage people from exercising these rights Kalıp ifadeler

4:57

insanları bu haklarını kullanmaktan vazgeçirmeye çalıştı

Dilbilgisi

Although ..., it tried to ...: ana karşıtlıktan önce bir gerçeği kabul etmek

Although bir ödünleme yan cümlesi başlatır: cümle, doğu rejiminin aile ziyaretlerine zamanla izin verdiğini gerçek olarak kabul eder. Bu gerçeği inkâr etmez veya sorgulamaz. Ana cümle olan it tried to discourage..., daha güçlü karşıtlığı ve yazarın vurgulamak istediği noktayı sunar. Although A, B kalıbı, önce A'yı kabul edip ardından B'nin A'yı sınırladığını, karmaşıklaştırdığını veya onunla çatıştığını göstermeyi sağlar.

Alıştırma

Cümledeki Although A, B yapısı burada ne yapıyor?

  1. Ziyaretlere hiçbir zaman izin verilmediğini söyler.
  2. İki eylemi karşıtlık olmadan aynı amaca sahipmiş gibi sunar.
  3. Ziyaretlere zamanla izin verildiğini kabul eder, ardından bu hakkın kullanılmasını caydırma çabasını vurgular.
Cevabı göster

Ziyaretlere zamanla izin verildiğini kabul eder, ardından bu hakkın kullanılmasını caydırma çabasını vurgular.

Kalıp ifadeler

discourage people from exercising these rights: insanları haklarını kullanmaktan caydırmak

Discourage someone from doing something, bir kişiyi bir şeyi yapmaya daha az istekli hâle getirmek veya o eylemi yapma olasılığını azaltmak demektir. Doğrudan bir yasal yasaktan ziyade caydırma veya baskıyı anlatır. Burada rejim, insanların resmen sahip oldukları hakları kullanmaktan kaçınmalarını sağlamaya çalışmıştır. Exercise rights, kişinin haklarını kullanması anlamına gelen resmî bir sözcük birlikteliğidir. Burada exercise fiziksel egzersiz anlamına gelmez. From'dan sonra -ing biçimi kullanılır: from exercising.

Alıştırma

Discourage someone from doing kalıbını ve exercise rights sözcük birlikteliğini kullanarak cümleyi tamamlayın: Complicated procedures may ____ citizens ____ ____ their rights.

Cevabı göster

discourage · from · exercising

with an arduous bureaucratic process and high fees. Kelime

5:00

zahmetli bürokratik bir süreç ve yüksek ücretlerle.

Kelime

arduous bureaucratic process: zorlu ve yoğun çaba gerektiren resmî işlemler

An arduous bureaucratic process, tamamlanması zor ve yorucu olan bir dizi resmî işlemi anlatır. Arduous gereken çabayı vurgular; bureaucratic ise formlar, onaylar ve idari prosedürlerin söz konusu olduğunu belirtir. Bu cümlede ifade, sürecin kendisini uygulamadaki bir engel olarak gösterir. Bir hak veya hizmet teknik olarak mevcut olsa bile resmî işlemler ona erişmeyi zorlaştırabilir.

Alıştırma

Cümleyi, zor ve yoğun çaba gerektiren bir dizi resmî işlemi anlatan hedef ifadeyle tamamlayın: Getting the permit involved an ____.

Cevabı göster

arduous bureaucratic process

Nonetheless, it was still overwhelmed by applications. Kalıp ifadeler

5:04

Yine de başvurular altında ezilmeye devam ediyordu.

Kalıp ifadeler

overwhelmed by applications: başa çıkılamayacak kadar çok başvuru

Be overwhelmed by applications, işlenmesi zorlaşacak ve alıcı yetişemeyecek kadar çok başvuru almak demektir. Overwhelmed, yalnızca çok sayıda başvuru geldiğini değil, miktarın mevcut kapasiteyi aştığını da anlatır. Cümlede still şaşırtıcı sonucu güçlendirir: Daha önce söz edilen koşullara rağmen talep, kuruluşu veya sistemi aşırı yükleyecek kadar yüksek kalmıştır.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? The small office was overwhelmed by applications.

  1. Ofis her başvuruyu hemen onayladı.
  2. Ofis çok az başvuru aldı.
  3. Ofis, işleyebileceğinden daha fazla başvuru aldı.
Cevabı göster

Ofis, işleyebileceğinden daha fazla başvuru aldı.

By the end of the 1980s,

5:08

1980'lerin sonuna doğru,

the liberalization of other Eastern Bloc regimes caused mass demonstrations for free travel Notlar

5:09

diğer Doğu Bloku rejimlerinin serbestleşmesi seyahat özgürlüğü için kitle gösterilerine neden oldu

and demands for democracy.

5:15

ve demokrasi taleplerine.

Kültür

the liberalization of other Eastern Bloc regimes: siyasi denetimin gevşetilmesi

Buradaki liberalization, devlet kısıtlamalarının ve siyasi ya da toplumsal denetimin kademeli olarak gevşetilmesi demektir. Ana isim liberalization'dır; of other Eastern Bloc regimes bölümü ise hangi yönetimlerin sistemlerinin daha az kısıtlayıcı hâle geldiğini belirtir. Eastern Bloc, Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ile aynı safta yer alan Doğu Avrupa devletleri grubuydu. Bu ifade, Berlin Duvarı'nın yıkılmasından önceki huzursuzluğun bölgesel arka planını verir: başka yerlerdeki reformlar sıkı denetimlere karşı çıkılabileceğini göstermiş ve seyahat özgürlüğü ile demokrasi yönündeki baskının neden arttığını açıklamaya yardımcı olmuştur.

Alıştırma

Bu cümlede the liberalization of other Eastern Bloc regimes ne anlama gelir?

  1. Bu yönetimler siyasi ve toplumsal denetimleri kademeli olarak gevşetti.
  2. Bu ülkeler her türlü hükümet biçimini hemen ortadan kaldırdı.
  3. Doğu Avrupa'daki insanlar kişisel davranışlarında daha rahat hâle geldi.
Cevabı göster

Bu yönetimler siyasi ve toplumsal denetimleri kademeli olarak gevşetti.

Kalıp ifadeler

mass demonstrations for ... and demands for ...: for ile kamusal hedefleri belirtme

Mass demonstrations, geniş katılımlı kamusal protestolar anlamına gelir. for free travel bölümü göstericilerin ne istediğini belirtir: ücretsiz seyahati değil, seyahat etme özgürlüğünü. and, mass demonstrations for free travel ile demands for democracy bölümlerini birbirine paralel olarak bağlar. Her iki bölümde de for, ulaşılmak istenen hedefi tanıtır: seyahat özgürlüğü ve demokrasi.

Alıştırma

Her iki isimden sonra hedefi tanıtan edatı yazın: The city saw mass demonstrations ____ cleaner air and demands ____ stronger safety laws.

Cevabı göster

for · for

On the evening of November 9th, 1989,

5:17

9 Kasım 1989 akşamı,

East Germany tried to defuse tension Kalıp ifadeler

5:20

Doğu Almanya gerilimi yatıştırmaya çalıştı

by making travel permits easier to obtain. Kelime

5:22

seyahat izinlerini elde etmeyi kolaylaştırarak.

Kalıp ifadeler

defuse tension: gergin bir durumun tırmanmasını önlemek

Defuse tension ifadesinde defuse mecazi anlamda kullanılır. Kelime anlamıyla to defuse a bomb, bir bombanın fünyesini çıkarmak veya etkisiz hâle getirmektir; mecazi olarak ise bir eylemin tehlikeli ya da duygusal bir durumun patlak verme ihtimalini azaltmasıdır. Burada seyahat izinlerini almayı kolaylaştırmanın amacı, o andaki siyasi baskıyı azaltmaktır. İfade, amaçlanan yatıştırıcı etkiyi anlatır; politikanın gerçekten başarılı olup olmadığını belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle, arabulucunun durumun daha düşmanca hâle gelmesini önlemeye yardımcı olduğunu anlatır?

  1. The mediator's calm voice helped create tension between the two groups.
  2. The mediator's calm voice helped defuse tension between the two groups.
  3. The mediator's calm voice helped ignore tension between the two groups.
Cevabı göster

The mediator's calm voice helped defuse tension between the two groups.

Kelime

travel permits: seyahat için resmî izinler

Travel permits, bir makamın hareketleri denetlediği durumlarda insanların seyahat etmesine, bir yere girmesine, oradan çıkmasına veya oradan geçmesine izin veren resmî onaylar ya da belgelerdir. Burada permit sayılabilen bir isimdir; bu nedenle travel permits birden fazla izni belirtir. Cümlede obtain, resmî onay almak anlamındadır. İzinlerin daha kolay alınmasını sağlamak, onay sürecini gevşetmiştir; tren veya uçak biletlerinin daha kolay satın alınması anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede travel permits ne anlama geliyor?

  1. Ziyaret edilecek yerleri sıralayan planlar
  2. Seyahate izin veren resmî onaylar veya belgeler
  3. Ulaşım için satın alınan biletler
Cevabı göster

Seyahate izin veren resmî onaylar veya belgeler

But the announcement brought thousands of East Berliners

5:25

Ancak bu duyuru binlerce Doğu Berlinliyi

to the border crossing points in the wall,

5:28

duvardaki sınır geçiş noktalarına getirdi,

forcing the surprised guards to open the gates immediately. Dilbilgisi

5:31

şaşırmış muhafızları kapıları hemen açmaya zorladı.

Dilbilgisi

Sonuç bildiren forcing ... to open ...

Virgülden sonraki forcing yan cümlesi, present participle ile kurulan bir sonuç yapısıdır. Önceki olayın tamamını, yani binlerce kişinin geçiş noktalarına ulaşmasını, ardından gelen sonucun nedeni olarak gösterir: Muhafızlar kapıları açtı. Bu yapıda force + nesne + to + fiilin yalın hâli, baskının bir kişiye eylem yaptırması anlamına gelir. the surprised guards nesnedir, to open the gates ise eylemdir. İfade, bu eylemi özgür bir seçim olarak değil, koşulların zorunlu kıldığı bir davranış olarak sunar.

Alıştırma

Parantez içindeki ipuçlarıyla sonuç ifadesini oluşturarak cümleyi tamamlayın: A power failure stopped the trains, ____. (force / the passengers / wait outside)

Cevabı göster

forcing the passengers to wait outside

Rejoicing crowds poured into West Berlin Öbek fiiller

5:34

Sevinen kalabalıklar Batı Berlin'e döküldü

as people from both sides

5:37

her iki taraftan insanlar

danced atop the wall

5:39

duvarın üstünde dans ederken

and others began to demolish it with whatever tools they could find. Dilbilgisi

5:41

ve diğerleri bulabildikleri her aletle onu yıkmaya başladılar.

Öbek fiiller

poured into West Berlin: Batı Berlin'e akın etmek

Burada poured into mecazi bir kullanımdır: Kalabalıklar sıvı gibi büyük ve kesintisiz bir akış hâlinde Batı Berlin'e girdi. İfade sayı, hız ve enerji bakımından canlı bir görüntü yaratır; entered yalnızca içeri girme hareketini bildirirdi. Başka durumlara aktarılabilen kalıp kişi veya şeyler + pour, pours ya da poured + into + varış yeri şeklindedir. Poured, bu geçmiş zaman anlatısında kullanılan geçmiş zaman biçimidir.

Alıştırma

Büyük bir kalabalığın hızla içeri girdiğini göstermek için pour into kalıbının geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: When the doors opened, shoppers ____ the store.

Cevabı göster

poured into

Dilbilgisi

with whatever tools they could find: bulabildikleri her türlü aletle

Whatever tools they could find, “o sırada bulabildikleri herhangi bir alet” anlamına gelir. Whatever, seçimi açık bırakmak için tools sözcüğünden önce gelir; they could find ise bu açık seçimi o anda gerçekten bulunabilenlerle sınırlar. With edatı, yıkma işinde kullanılan aracı gösterir. İfade bir bütün olarak doğaçlama hareket edildiğini anlatır: önceden hazırlanmış veya belirlenmiş bir takım yerine eldeki aletleri kullandılar.

Alıştırma

Cümleyi whatever, materials ve could find kullanarak tamamlayın: We patched the broken window with ____.

Cevabı göster

whatever materials we could find

Although the border guards initially tried to maintain order, Kalıp ifadeler

5:45

Sınır muhafızları başlangıçta düzeni korumaya çalışsa da,

it was soon clear Kalıp ifadeler

5:48

kısa sürede anlaşıldı ki

that the years of division were at an end. Deyimler

5:49

yıllarca süren bölünme sona ermişti.

Kalıp ifadeler

tried to maintain order: düzeni korumaya çalıştı

Maintain order, bir yeri, kalabalığı veya durumu kontrol altında ve düzenli tutmak anlamına gelir. Burada order, sayılamayan bir kavram olan kamu düzenini belirtir; maintain ise bu durumu ilk kez oluşturmaktan çok devam ettirmeyi vurgular. Tried to bir girişimi belirtir, sonucu doğrulamaz. Muhafızlar başlangıçta kontrolü korumak için çaba gösterdi, ancak ifade başarılı olduklarını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, görevlilerin halka açık bir yeri düzenli tutmaya çalıştığını ancak başarılı olduklarını söylemediğini doğal biçimde ifade eder?

  1. The officers tried to restore order.
  2. The officers maintained order.
  3. The officers tried to maintain order.
Cevabı göster

The officers tried to maintain order.

Kalıp ifadeler

It was soon clear that ...: kısa sürede belirginleşen bir sonucu sunmak

It was soon clear that ... kalıbı önce bir sonucun kısa sürede açık hâle geldiğini bildirir, ardından bu sonucu that yan cümlesinde verir. Soon, clear olma zamanını belirtir: durum uzun süre belirsiz kalmamıştır. Buradaki it, hazırlayıcı veya biçimsel öznedir; belirli bir nesneye gönderme yapmaz. Bu kalıp, sonuca kimin vardığını belirtmeden gelişmekte olan bir durumu özetlemeyi sağlar.

Alıştırma

Dersin tam kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ the storm would miss the town.

Cevabı göster

It was soon clear that

Deyimler

Were at an end: bir şeyin sona erdiğini belirten resmî ifade

Be at an end, bitmiş olmak veya son noktaya ulaşmış olmak demektir. Cümlede çoğul özne the years of division, be fiilinin were biçimini gerektirir; bu nedenle were at an end o uzun dönemi zaten sona ermiş bir durum olarak sunar. Bu ifade resmî, edebî ve özetleyici bir tona sahiptir. Bir dönemi veya süregelen durumu günlük be over ifadesinden daha ciddi bir biçimde kapatır.

Alıştırma

Dersteki resmî ifadeyi kullanın: After years of conflict, the dispute was finally ____.

Cevabı göster

at an end

After four decades,

5:52

Kırk yılın ardından,

Germany was officially reunified in October 1990, Kelime

5:54

Almanya Ekim 1990'da resmen yeniden birleşti,

and the Soviet Union fell soon after. Kelime

5:58

ve Sovyetler Birliği kısa süre sonra çöktü.

Kelime

Almanya resmen yeniden birleşti

Bu cümlede officially reunified, Almanya'nın resmî hukuki ve siyasi geçerlilikle yeniden tek bir ülke hâline geldiği anlamına gelir. Officially, insanların yalnızca duygusal olarak yeniden bir araya gelmesini değil, değişimin hükümetler ve kurumlar tarafından tanınmasını belirtir. Edilgen yapı was reunified, odağı Almanya'ya ve statüsündeki değişime verir. Re-, ülkenin daha önce birleşik olduğunu, sonra bölündüğünü ve yeniden tek bir bütün hâline getirildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede Germany was officially reunified ne anlama gelir?

  1. Almanya Sovyetler Birliği'nin bir parçası oldu.
  2. Almanya, resmî hukuki ve siyasi geçerlilikle yeniden tek bir ülke oldu.
  3. Alman vatandaşları resmî olmayan bir kutlamada yeniden buluştu.
Cevabı göster

Almanya, resmî hukuki ve siyasi geçerlilikle yeniden tek bir ülke oldu.

Kelime

Sovyetler Birliği kısa süre sonra dağıldı

Bu tarihsel bağlamda fell mecazidir: Sovyetler Birliği'nin siyasi sistemi çöktü ve devlet sona erdi. Bir ülke ya da rejim gerçek anlamda yere düşmez. Fall geniş anlamlı bir anlatı fiilidir. Özne bir hükümet, rejim, imparatorluk veya siyasi birlik olduğunda iktidarı kaybetmeyi, yenilmeyi ya da çökmeyi anlatabilir; kesin süreç bağlamdan anlaşılır. Soon after, olayı az önce söz edilen olaydan kısa bir süre sonrasına yerleştirir, ancak tek başına ilk olayın ikinciye neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

The regime fell after months of protests cümlesinde fell ne anlama gelir?

  1. Rejim iktidarı kaybetti ve sona erdi.
  2. Rejim fiziksel olarak yere düştü.
  3. Hava serinledi.
Cevabı göster

Rejim iktidarı kaybetti ve sona erdi.

Today,

6:01

Bugün,

parts of the wall still stand as a reminder Anlatım akışı

6:01

duvarın bazı parçaları bir hatırlatıcı olarak hala duruyor

Anlatım akışı

parts of the wall still stand as a reminder: kalıntılardan anlama

Cümlenin öznesi parts of the wall ifadesidir. Still stand, bu fiziksel kalıntıların uzun bir zaman geçmesine rağmen varlığını sürdürdüğünü belirtir. As a reminder ise onlara günümüzde bir işlev yükler: insanların geçmişi ve ondan çıkarılacak dersi hatırlamasını sağlamak. Bu ifade, somut bir gerçekten —duvarın hâlâ var olmasından— soyut bir anlama geçer: kalıntılar, insanların unutmaması gereken bir şeyi simgeler. Tarihî bir nesneyi veya yeri sonucun ana fikrine dönüştürmenin yaygın bir yoludur.

Alıştırma

Bu cümlede stand as a reminder, duvarın tanımına hangi anlamı ekliyor?

  1. Ayakta kalan duvarın geçmişten bir ders taşıdığını söyler.
  2. Duvarın yeni bir amaç için yeniden yapıldığını söyler.
  3. Duvarın insanlara nerede duracaklarını gösterdiğini söyler.
Cevabı göster

Ayakta kalan duvarın geçmişten bir ders taşıdığını söyler.

that any barriers we put up to impede freedom, Notlar

6:04

özgürlüğü engellemek için kurduğumuz tüm engelleri,

we can also break down. Öbek fiiller

6:07

yıkabileceğimize dair.

Öbek fiiller

any barriers we put up: oluşturduğumuz her türlü engel

Any barriers we put up ifadesinde barriers temel isimdir; we put up ise that sözcüğünün atıldığı bir ilgi cümleciğidir: any barriers (that) we put up. Burada put up, bir şeyi sergilemek veya ona katlanmak değil, engel kurmak ya da oluşturmak anlamına gelir. Barriers fiziksel engelleri anlatabilir; ancak hareketi, erişimi, iletişimi veya özgürlüğü engelleyen kuralları, tutumları ve ayrımları da sık sık ifade eder. Any, anlamı tek bir duvardan insanların kendilerinin oluşturduğu her türlü engele genişletir.

Alıştırma

Bu cümlede any barriers we put up ne anlama geliyor?

  1. katlandığımız her türlü engel
  2. oluşturduğumuz her türlü engel
  3. kendiliğinden kaybolan her türlü engel
Cevabı göster

oluşturduğumuz her türlü engel

Kelime

to impede freedom: “özgürlüğü engellemek” için resmî bir ifade

Bu cümlede to impede freedom, “özgürlüğün kullanılmasını zorlaştırmak” anlamına gelir. Impede bir engel veya gecikme yaratmayı anlatır; özgürlüğün tamamen durdurulduğu anlamına gelmek zorunda değildir. to impede mastar yapısı, barriers sözcüğünün amacını veya işlevini açıklar: bu engeller özgürlüğü zorlaştırmak amacıyla konur. Impede özellikle progress, access, movement ve freedom gibi soyut isimlerle sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadedeki resmî fiille tamamlayın: Poor road design can ____ emergency access.

Cevabı göster

impede

Öbek fiiller

break down: engelleri ortadan kaldırmak

Burada break down, “parçalamak veya ortadan kaldırmak” anlamına gelir. Nesnesi olan barriers, daha büyük cümlenin önceki bölümünde yer alır; bu nedenle we can also break down, insanların kendi oluşturdukları engelleri ortadan kaldırabilecekleri anlamına gelir. Barriers ile kullanıldığında bu öbek fiil, fiziksel bir engeli parçalamak için gerçek anlamda veya sosyal, kültürel, kurumsal ya da duygusal ayrımları azaltmak için mecaz anlamda kullanılabilir. Bağlam burada bu anlamı seçer; “çalışmayı durdurmak” anlamını değil.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan öbek fiille tamamlayın: Honest conversations can ____ barriers between neighbors.

Cevabı göster

break down

TED-Ed is a nonprofit.

6:10

TED-Ed kar amacı gütmeyen bir kuruluştur.

If you value our work,

6:12

Çalışmamıza değer veriyorsanız,

please consider supporting it on patreon.com/teded.

6:13

lütfen patreon.com/ted-ed adresinden desteklemeyi düşünün.