Sıcak Hava Dalgaları: Uyum sağlayabilir miyiz? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Bu BBC haberi, aşırı sıcakların Hindistan’daki düşük gelirli haneleri nasıl etkilediğini ve klima erişilebilir olmadığında sübvansiyonla desteklenen yansıtıcı beyaz çatı boyasının iç mekân sıcaklığını nasıl düşürebildiğini inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Living in cities where summer temperatures regularly exceed 45 degrees Celsius, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: insanların verdiği tepki anlatılmadan önce çevresel koşulların cümle başındaki -ing yapısıyla nasıl yoğun biçimde aktarıldığını anlayın; yaşam şartlarını bunların yol açtığı eylem veya uyum yöntemlerine doğal biçimde bağlamak için bu yapıyı kullanın. 2. may not sound like much, but — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: dört derecelik düşüşün küçük görünebileceğini kabul edip ardından pratik etkisini vurgulayan ödünleme ve karşıtlık çerçevesini tanıyın; sayıları yorumlamak ve sınırlı görünen bir sonucun neden önemli olduğunu açıklamak için kullanın. 3. subsidize the cost — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: politika ve sivil toplum bağlamlarında geçen bu eşdizimi, bir kurumun masrafın bir bölümünü karşılaması olarak anlayın; mali desteğin konut, sağlık, eğitim veya teknolojiyi daha fazla kişi için nasıl karşılanabilir hâle getirdiğini anlatırken kullanın.
Bu derste
Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.
0:08Merhaba, ben BBC Learning English'ten Six Minute English programından
have a confession to make: bir itirafa giriş yapmak
Have a confession to make, konuşanın birazdan bir şeyi itiraf edeceğini bildiren kalıplaşmış bir giriştir. Bu cümlede confession, kişisel bir tercihi şakacı bir biçimde açıklamak için kullanılır; dinî bir itiraf ya da hukuki bir kabul değildir. Bu giriş biraz merak uyandırır ve ardından şaşırtıcı, utandırıcı veya eğlenceli bir şey gelebileceğini gösterir. Dinleyiciyi yalnızca I want to say something demekten daha fazla hazırlar.
Alıştırma
Biraz şaşırtıcı bir şeyi itiraf etmek için kullanılan kalıplaşmış girişi tamamlayın: ____: I actually like waking up early.
Cevabı göster
I have a confession to make
a chance to get outside: a chance to + fiil yapısı
a chance to get outside ifadesinde chance fırsat anlamına gelir ve to ile kullanılan mastar, bu fırsatın ne yapmaya imkân verdiğini belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a chance to + fiilin yalın hâlidir; örneğin a chance to ask veya a chance to practise. Burada get outside dışarı çıkmak anlamındadır. Bu cümlede chance şans anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi a chance to + fiil yapısıyla tamamlayın: The workshop gives everyone ____ ask questions.
Cevabı göster
a chance to
maybe get a suntan, but sometimes it gets too hot,
0:20belki biraz bronzlaşmak için, ama bazen çok sıcak olabiliyor,
Yes, depending where in the world you live, Anlatım akışı
0:25Evet, dünyanın neresinde yaşadığına bağlı olarak,
you've probably noticed that it's getting hotter year after year. Kalıp ifadeler
0:27muhtemelen her geçen yıl havaların daha da ısındığını fark etmişsindir.
depending where in the world you live: konuma bağlı bir koşul belirtmek
Depending where in the world you live cümlenin başına gelen ve sonraki yargıyı sınırlayan bir koşul ifadesidir. Deneyimin kişinin yaşadığı yere göre değişebileceğini gösterir; bu nedenle konuşan kişi ısınma eğilimini herkes için tamamen aynı bir deneyim olarak sunmaz. Bu ifade önce koşulu, ardından asıl gözlemi vererek mesajı düzenler. Informal konuşmada depending ifadesinden sonra where cümleciği doğrudan gelebilir; daha eksiksiz biçim depending on where in the world you live şeklindedir.
Alıştırma
Güzergâhla ilgili koşulu ana cümleden önce doğal biçimde veren cümleyi seçin.
- Depending which route do you take, the walk may be short or long.
- Depending on which route you take, the walk may be short or long.
- Depending to which route you take, the walk may be short or long.
Cevabı göster
Depending on which route you take, the walk may be short or long.
year after year: her yıl tekrarlanan bir düzen
Year after year, bir şeyin birbirini izleyen her yılda yeniden gerçekleştiğini veya uzun yıllar boyunca devam ettiğini anlatan kalıplaşmış bir zaman ifadesidir. Bu cümlede sıcaklığın artışını tek seferlik bir değişim olarak değil, devam eden bir düzen olarak sunar. Getting hotter fikrini niteler ve değişimin art arda gelen yıllar boyunca sürüp durduğunu gösterir. Belirli iki yılı adlandırmaz ve yalnızca bir yıldan sonra ne olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Her yıl tekrarlanan bir düzeni vurgulayan kalıplaşmış ifadeyi yazarak cümleyi tamamlayın: The little library has gained new members ____.
Cevabı göster
year after year
on record: kayıtlara geçen en sıcak yıl
On record, karşılaştırma için mevcut olan resmî kayıtların içinde anlamına gelir. Bu cümlede the hottest year on record, kayıtlara geçmiş yıllar arasındaki en sıcak yıl demektir; Dünya tarihinin tamamındaki en sıcak yıl demek zorunda değildir. Bu ifade genellikle hottest, coldest veya fastest gibi üstünlük bildiren yapılardan sonra gelir. Bilinen kayıt dönemindeki uç bir sonucu belirtir.
Alıştırma
2023 is the hottest year on record cümlesinde on record ne anlama gelir?
- kayıt yapılırken
- karşılaştırma için mevcut resmî kayıtların içinde
- bir müzik plağına yazılmış
Cevabı göster
karşılaştırma için mevcut resmî kayıtların içinde
with heatwaves in many countries around the world,
0:34dünyanın pek çok ülkesinde sıcak hava dalgaları yaşandı,
When it gets too hot: tepkiyi başlatan koşul
When it gets too hot, ana cümlenin vereceği tepkiden önce durumu veya zamanı belirten bir when yan cümlesidir. Buradaki it, çevredeki sıcaklığı veya koşulları ifade eder; sıcaklık çok yükseldiğinde vücudun nasıl serinleyeceğini bildiği anlatılır. Get artı sıfat, bir duruma dönüşmeyi anlatır: gets too hot, çok ısınır veya çok sıcak hâle gelir demektir. “Isı alır” anlamına gelmez. Bu yapı, bir koşulun ardından gelen olağan sonucu anlatabilir.
Alıştırma
“Pil seviyesinin çok düşmesi” durumunu ve telefonun normal tepkisini when yan cümlesiyle doğru anlatan cümle hangisidir?
- When the battery gets too low, the phone shows a warning.
- When the battery get too low, the phone shows a warning.
- When gets the battery too low, the phone shows a warning.
Cevabı göster
When the battery gets too low, the phone shows a warning.
cool down: serinlemek veya sakinleşmek
Cool down, daha az sıcak hale gelmek veya bir şeyi daha az sıcak yapmak anlamına gelen bir phrasal verbdür. Bu cümlede insan vücudunun kendi sıcaklığını nasıl düşüreceğini bildiği anlatılır; down burada bir yön belirtmez. Aynı ifade güçlü duygulardan sonra sakinleşmek anlamında da kullanılabilir. Değişimin sıcaklıkla mı yoksa duygularla mı ilgili olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Öznenin kendi kendine daha az sıcak hale geldiğini gösteren cool down kullanımı hangi cümlededir?
- Please cool the soup down with ice before you serve it.
- Let the soup cool down before you taste it.
- The fan cooled the room down before the guests arrived.
Cevabı göster
Let the soup cool down before you taste it.
passing salty water called sweat through the skin to lose heat. Dilbilgisi
0:44ısıyı atmak için ter adı verilen tuzlu suyu deriden atar.
passing ... to lose heat: şekil ve amaç eklemek
passing salty water called sweat through the skin, It sweats cümlesine bağlı bir present participle öbeğidir. Terlemenin nasıl gerçekleştiğini açıklar; ikinci, bağımsız bir ana cümle değildir. passing öbeğinin örtük öznesi normalde ana cümlenin öznesiyle aynıdır; burada da özne it, yani vücuttur. to lose heat amaç bildiren bir mastardır: vücut ısı kaybetmek için teri deriden geçirir. called sweat, salty water ifadesini niteler ve bu tuzlu sıvının ter olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümlede passing salty water called sweat through the skin to lose heat hangi işlevi görür?
- Vücudun nasıl terlediğini ve bunu neden yaptığını açıklar.
- Yeni ve bağımsız bir ana cümle ekler.
- Vücut terlemeden önce gerçekleşmiş bir eylemi anlatır.
Cevabı göster
Vücudun nasıl terlediğini ve bunu neden yaptığını açıklar.
unlike the body: karşılaştırmalı bir karşıtlık sunmak
Unlike the body, cümlenin başına getirilmiş bir edat öbeğidir. Cümle, evlerin nasıl farklı olduğunu söylemeden önce bedeni karşılaştırma noktası olarak belirler. Burada bedenin kendini serinletebildiğine ilişkin önceki bilgi, bir evin bunu yapamadığını belirten yeni bilgiye bağlanır. Kullanılabilir kalıp Unlike + isim öbeği, + ana cümle şeklindedir; unlike, “...den farklı olarak” demektir, “sevmemek” demek değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede unlike karşılaştırma yapmak için doğru kullanılmıştır?
- Unlike the old laptop, this one starts quickly.
- Unlike from the old laptop, this one starts quickly.
- Unlike to the old laptop, this one starts quickly.
Cevabı göster
Unlike the old laptop, this one starts quickly.
to keep cool: serin durumu korumak
to keep cool mastar öbeğinde keep sözcüğünden sonra cool sıfatı gelir ve ifade “o durumda kalmak” anlamına gelir. Özne houses olduğu için cool, rahat ettiren düşük bir sıcaklığı belirtir: evler bu sıcaklığı kendi başlarına koruyamaz. keep + sıfat kalıbı, bir durumun devam ettiğini anlatabilir. İnsanlar için kullanıldığında keep cool ayrıca “sakin kalmak” anlamına gelebilir. Bu nedenle cool sözcüğünün sıcaklıkla mı yoksa duygularla mı ilgili olduğunu çevredeki konu gösterir.
Alıştırma
Oda zaten serin. Hangi ifade şu cümleyi en iyi tamamlar: “Close the blinds to help it _____ all afternoon.”?
- heat up
- keep cool
- cool down
Cevabı göster
keep cool
unavailable or unaffordable: erişim ile ödeme gücü arasındaki fark
Bu iki sıfat farklı engelleri belirtir. Unavailable, bir şeyin o durumda elde edilemediği, sağlanmadığı veya kullanılamadığı anlamına gelir. Unaffordable ise o şeyin var olabileceğini, ancak fiyatının ilgili kişi ya da grup için karşılanamayacak kadar yüksek olduğunu gösterir. or ile bağlandıklarında hem erişim eksikliğinin hem de aşırı maliyetin sorun yaratabileceğini anlatırlar. Toplumsal konularda engelin erişilebilirlikten mi, yoksa ödeme gücünden mi kaynaklandığını ayırmak gerekir.
Alıştırma
Bir eczanede ilaç stokta var, ancak fiyatı birçok aile için çok yüksek. En doğru cümle hangisidir?
- The medicine is uncomfortable.
- The medicine is unaffordable.
- The medicine is unavailable.
Cevabı göster
The medicine is unaffordable.
we'll be hearing about an innovative new idea for keeping houses cool
1:02evleri serin tutmak için yenilikçi bir fikri duyacağız,
in one of the hottest countries on Earth, India.
1:06dünyanın en sıcak ülkelerinden biri olan Hindistan'da.
we'll be learning some useful new vocabulary as well.
1:11bazı faydalı yeni kelimeler de öğreneceğiz.
But before we hear more about this sweaty subject, Deyimler
1:14Ancak bu terletici konu hakkında daha fazlasını dinlemeden önce,
this sweaty subject: konuya takılan esprili bir etiket
Burada subject, “konu” anlamına gelir. Sweaty normalde ter içindeki bir kişiyi, vücut bölümünü veya giysiyi betimler; bu nedenle subject sözcüğünün önünde kullanılması bilerek gerçek anlamın dışına çıkar. Sunucu, terlemeyi sıcak hava konusuyla esprili biçimde ilişkilendirir ve ifadeyi hafif bir geçiş olarak kullanır. Başka durumlara aktarılabilecek teknik, konunun gerçekten fiziksel bir özelliği olduğunu söylemek değil, bağlamla ilgili bir sıfatla kısa bir şaka yapmaktır.
Alıştırma
this sweaty subject bu cümlede ne işe yarar?
- Sıcaklıkla ilgili bir sorunun resmî bilimsel adını verir.
- Terlemeyi sıcak hava konusuyla esprili biçimde ilişkilendirir.
- Subject sözcüğünün gerçekten ter ürettiğini söyler.
Cevabı göster
Terlemeyi sıcak hava konusuyla esprili biçimde ilişkilendirir.
Living in cities where summer temperatures regularly exceed 45 degrees Celsius, Dilbilgisi
1:20Yaz sıcaklıklarının düzenli olarak 45 santigrat dereceyi aştığı şehirlerde yaşayan
Indians have been finding clever ways to keep their houses cool Notlar
1:27Hintliler evlerini serin tutmak için akıllıca yollar buluyorlar
clever ways to keep their houses cool: ways to + fiilin yalın hâli
clever ways to keep their houses cool ifadesinde, to keep their houses cool mastar öbeği bu yollarla neyin amaçlandığını açıklar. clever sıfatı bu yöntemleri yaratıcı veya etkili olarak değerlendirir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp ways to + fiilin yalın hâli biçimindedir: ways to save energy, ways to solve a problem. Bir şeyi yapma ya da başarma yöntemlerini adlandırır.
Alıştırma
Cümleyi ways to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: We need better ways ____ keep food fresh.
Cevabı göster
to
Living in cities where...: arka plan veren cümle başı -ing öbeği
Living in cities where summer temperatures regularly exceed 45 degrees Celsius, ana cümleden önce arka plan veren, cümle başındaki bir -ing öbeğidir. Ana ifadenin hangi koşullarda geçerli olduğunu gösterir. Living sözcüğünün örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan Indians sözcüğüdür: bu şehirlerde yaşayanlar Hintlilerdir. Buradaki Living bir emir değildir ve şimdiki zamanın ana fiili de değildir. Genel olarak cümle başındaki bir -ing öbeği, ana cümlenin öznesiyle ilgili arka planı daha kısa biçimde anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede baştaki Living... öbeği ana cümlenin öznesini doğru biçimde anlatır?
- Living near the coast, the weather changes quickly for Maya.
- Living near the coast, there are frequent storms in Maya's town.
- Living near the coast, Maya checks the weather every morning.
Cevabı göster
Living near the coast, Maya checks the weather every morning.
have been finding: geçmişten bugüne süren bir etkinlik
have been finding, present perfect continuous yapısıdır: have + been + fiil-ing. Akıllıca yöntemlerin bulunmasını veya geliştirilmesini geçmişte başlayan ve bugüne kadar süren ya da tekrar tekrar gerçekleşen bir etkinlik olarak sunar. for over 5,000 years süreyi belirtir. Bu nedenle cümle, 5.000 yıl önce tamamlanmış tek bir keşiften söz etmez; uzun süredir devam eden bir araştırma geleneğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi find fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Engineers ____ safer ways to store energy for many years.
Cevabı göster
have been finding
a tall house designed to reduce sunlight?
1:39güneş ışığını azaltmak için tasarlanmış yüksek bir ev mi?
We'll find out the answer later in the program. Öbek fiiller
1:56Cevabı programın ilerleyen kısımlarında öğreneceğiz.
find out: daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek
Find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak anlamına gelen bir öbek fiildir. find out the answer ifadesinde vurgu, cevabı bilmemekten onu öğrenmeye geçiştedir. Out burada fiilin bir parçasıdır; gerçek anlamda bir yön göstermez. find out, find out the truth örneğindeki gibi bir isim öbeğiyle veya find out why it happened örneğindeki gibi bir soru yan cümlesiyle kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef öbek fiil find out ile tamamlayın: We need to ____ why the alarm went off.
Cevabı göster
find out
reached 49.2 degrees Celsius: reach + sayısal bir düzey
reached 49.2 degrees Celsius ifadesindeki reached, “belirli bir sayısal düzeye ulaştı” anlamına gelir. Bildirilen sıcaklık 49,2°C’ye ulaşmıştır; burada elle bir şeye uzanma eylemi anlatılmaz. Sıcaklıklar ve diğer ölçümler anlatılırken reach geçişli bir fiildir: reach + sayı veya düzey şeklinde kullanılır ve değerin önüne to gelmez. Bu yapı hava durumu haberlerinde, haber metinlerinde ve veri açıklamalarında yaygındır.
Alıştırma
Hava durumu haberini reach fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, the temperature ____ 38 degrees Celsius.
Cevabı göster
reached
Roshni Diwakar is a consultant for the Mahila Housing Trust,
2:10Roshni Diwakar, Mahila Konut Vakfı'nın danışmanıdır,
an NGO helping poor Indian women to heatproof their houses. Notlar
2:14yoksul Hintli kadınlara evlerini sıcaktan korumaları için yardım eden bir STK.
NGO: non-governmental organization (hükümet dışı kuruluş)
NGO, non-governmental organization ifadesinin kısaltmasıdır ve “hükümet dışı kuruluş” anlamına gelir. Genellikle hükümetten bağımsız çalışan ve yardım, barınma, sağlık, eğitim veya çevre gibi alanlarda faaliyet gösteren, kâr amacı gütmeyen bir kuruluşu belirtir. Bu cümlede an NGO bir açıklayıcı eş görevli ögedir ve Mahila Housing Trust’ın nasıl bir kuruluş olduğunu belirtir. Non-governmental, bir NGO’nun hiçbir zaman devlet desteği alamayacağı anlamına gelmez; kuruluşun kendisinin bir devlet kurumu olmadığını gösterir.
Alıştırma
Yardım veya toplum projeleriyle ilgili haberlerde NGO genellikle hangi ifadenin kısaltmasıdır?
- a national government office
- a non-governmental organization
- a new global operation
Cevabı göster
a non-governmental organization
to heatproof their houses: heatproof sözcüğünü fiil olarak kullanmak
to heatproof their houses ifadesinde heatproof geçişli bir fiildir. Evleri ısıya daha iyi dayanacak veya ısıyı daha iyi engelleyecek şekilde işlemek ya da değiştirmek anlamına gelir. Nesne olan their houses doğrudan fiilden sonra gelir. -proof eki bir şeye karşı korunmuş veya dayanıklı olma anlamı taşır; bir şeyi kanıtlamak anlamına gelmez. Koruma özelliği ekleyen bir eylemi anlatırken bazı -proof birleşik sözcükleri waterproof a jacket veya soundproof a room örneklerindeki gibi fiil olarak da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, heatproof sözcüğünü fiil olarak kullanan ve çatıyı nesne olarak belirten iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The workers added special panels to ____.
Cevabı göster
heatproof the roof
These women often work from home while their husbands are out in the heat, Kalıp ifadeler
2:19Bu kadınlar genellikle evden çalışırken, kocaları ise dışarıda sıcakta,
work from home: evi çalışma yeri olarak kullanmak
Work from home, kişinin evini çalışma yeri olarak kullanıp işini yapması anlamına gelir. Burada from home kadınların çalışma düzenini anlatır; evden çıkıp başka bir iş yerine gittikleri anlamına gelmez. Bu ifade yalnızca internet üzerinden yapılan ofis işleriyle sınırlı değildir. Bağlama göre evde ürün yapmayı, küçük bir işletme yürütmeyi veya evde yapılan başka ücretli işleri de anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi, from sözcüğünü içeren ve kişinin işini evde yapması anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: I usually ____ on Fridays.
Cevabı göster
work from home
to BBC World Service program People Fixing the World.
2:29BBC Dünya Servisi'nin Dünyayı Onaran İnsanlar (People Fixing the World) programına.
They live in a small one-bedroom house with no windows, Kalıp ifadeler
2:32Penceresiz, küçük, tek odalı bir evde yaşıyorlar,
with no windows, no natural ventilation: with no ile eksik koşulları anlatmak
Burada with, evin eşlik eden bir özelliğini veya durumunu tanıtır; insanların bir şeyle birlikte olduğunu anlatmaz. Bu ifade, evde pencere ve doğal havalandırma bulunmadığını belirtir. with + no + isim yapısı, bir yerin, nesnenin veya planın sahip olmadığı tesisleri, kaynakları ya da koşulları kısa biçimde eklemek için kullanılır. Burada no ile başlayan iki ifade iki ayrı eksikliği sıralar.
Alıştırma
The cabin is a small room with no windows cümlesinde with no windows ne işe yarar?
- Birinin pencerelerin yanında olduğunu söyler
- Kulübede pencere bulunmadığını ekler
- Pencereleri açmanın zor olduğunu söyler
Cevabı göster
Kulübede pencere bulunmadığını ekler
They don't necessarily have illegal electric connections, Dilbilgisi
2:38Kaçak elektrik bağlantıları olması gerekmiyor,
They don't necessarily have: kesinlik bildirmeden sahip olmayı anlatmak
Don't necessarily have, bir şeye sahip olmanın kesin olmadığını anlatır. Bu cümlede konuşan kişi, söz konusu kişilerin hepsinin yasa dışı elektrik bağlantılarına sahip olduğunu iddia etmekten kaçınır; bu bağlantılara sahip olup olmadıkları açık bırakılır. Bu ifade, onlara sahip olmalarının mutlaka doğru olmadığı anlamına gelir. Onlara kesinlikle sahip olduklarını da kesinlikle sahip olmadıklarını da söylemez.
Alıştırma
They don't necessarily have enough time ne anlama gelir?
- Hiç zamanları yoktur
- Yeterli zamana sahip oldukları kesin değildir
- Kesinlikle yeterli zamanları vardır
Cevabı göster
Yeterli zamana sahip oldukları kesin değildir
and even if they do, they don't have electricity 24 hours a day. Notlar
2:41ve olsa bile, günde 24 saat elektrikleri yok.
even if they do: ikame do ile ödünleme
Even if, ödünleme bildiren bir koşul kurar: koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de sonraki sonuç geçerliliğini korur. Burada onların yasa dışı elektrik bağlantılarına sahip olduğu doğrulanmaz; böyle bağlantıları olması, elektriğin kesintisiz olmaması sonucunu değiştirmez. Do, daha önce geçen have illegal electric connections fiil öbeğinin yerine kullanılır. Even if they do, even if they have illegal electric connections anlamına gelir ve bütün fiil öbeğinin tekrarlanmasını önler.
Alıştırma
Anahtara sahip olma durumu yalnızca bir olasılık olarak kalsın diye cümleyi even if ve bir ikame fiille tamamlayın: They may own a spare key. ____, the jammed lock will not open.
Cevabı göster
Even if they do
24 hours a day: gün boyu erişilebilirlik ve günlük süre
24 hours a day, her günün 24 saatinin tamamı boyunca, yani her gün kesintisiz olarak demektir. Bu olumsuz cümlede bazı zamanlarda elektrikleri olabilir, ancak elektrik bütün gün mevcut değildir. number + hours a day kalıbı günlük bir süreyi belirtir. Buradaki a day, belirli tek bir gün değil, her gün anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi her günün 24 saatinin tamamı anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The emergency hotline is available ____.
Cevabı göster
24 hours a day
power cuts: elektrik kesintisi için kullanılan Britanya İngilizcesi terimi
Bu cümlede power cuts, elektrik arzının durduğu dönemler, yani elektrik kesintileri anlamına gelir. Cut, power cut isminin bir parçasıdır; bir şeyi fiziksel olarak kesme eylemini anlatmaz. Power cut özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. Çoğul power cuts, genel olarak elektrik kesintilerini veya birden fazla kesinti olayını ifade edebilir.
Alıştırma
There are power cuts cümlesinde power cuts ne anlama gelir?
- Elektrik fiyatlarının düşmesi
- Parçalara ayrılmış elektrik kabloları
- Elektrik arzının kesilmesi
Cevabı göster
Elektrik arzının kesilmesi
heat up: ısınmak veya daha sıcak hâle gelmek
Burada heat up, daha sıcak hâle gelmek veya ısınmak anlamına gelir. Sıcaklığı yükselen şey çatının kendisidir; bu nedenle heat up geçişsizdir ve nesne almaz. Bu öbek fiilde up, yukarı doğru hareketi değil, derecenin artmasını gösterir. Aynı yapı yiyeceklerin, odaların, makinelerin veya malzemelerin ısınmasını anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve ısınmak anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: The laptop can ____ if the vents are blocked.
Cevabı göster
heat up
gets affected: etkilenme sonucunu anlatan get + geçmiş zaman ortacı
gets affected ifadesinde get, geçmiş zaman ortacı affected ile birleşerek get'li edilgen yapı oluşturur. Bir şeyin bir etkiden etkilenir hâle gelmesi demektir; burada get “elde etmek” anlamına gelmez. Özne, etkiyi yaşayan şeyi belirtir. Health gets affected, sağlığı genellikle istenmeyen bir değişim yaşayan unsur olarak sunar; neden söylenmeyebilir veya by ile eklenebilir.
Alıştırma
Cümleyi affect fiilinin get'li edilgen biçimiyle tamamlayın: When the internet goes down, our work ____.
Cevabı göster
gets affected
their livelihood gets affected because they're daily wage earners. Kelime
2:55geçimleri de etkileniyor çünkü onlar yevmiyeli işçiler.
they're daily wage earners: günlük yevmiye ile çalışan işçiler
They're, they are ifadesinin kısaltmasıdır. A daily wage earner, ücreti gün başına veya çalıştığı her gün için hesaplanan işçidir. Daily, ödeme düzenini anlatır; her gün iş olacağını garanti etmez. Bu cümlede ifade, işe gidememenin bir kişinin geçimini neden hızla etkileyebileceğini açıklar: çalışılmayan bir gün, ücret alınmayan bir gün olabilir. Bu terim genellikle güvencesiz işlerden söz edilirken kullanılır.
Alıştırma
“The storm left many daily wage earners without income,” cümlesinde daily wage earners kimlerdir?
- Her gün para harcayan kişiler
- Ücreti çalıştıkları günlere göre belirlenen işçiler
- Sabit aylık maaş alan yöneticiler
Cevabı göster
Ücreti çalıştıkları günlere göre belirlenen işçiler
If you don't work, you don't earn: sıfır koşul cümlesi
Bu bir sıfır koşul cümlesidir: hem if yan cümlesinde hem de sonuç cümlesinde geniş zaman kullanılır. İlişki, gelecekteki belirli bir olayla ilgili tahmin olarak değil, genel bir kural veya düzenli olarak ortaya çıkan bir sonuç olarak sunulur. Buradaki you genel anlamdadır: o durumdaki herhangi bir kişiyi, özellikle geliri çalışıp çalışmamasına bağlı olan birini ifade eder. Yalnızca dinleyeni belirtmek zorunda değildir.
Alıştırma
Hangi cümle genel bir kuralı anlatmak için aynı sıfır koşul yapısını kullanır?
- If you heat the soup tonight, I will serve it.
- If you heat ice, it melts.
- If you heated the soup, I would serve it.
Cevabı göster
If you heat ice, it melts.
And even those who can experience frequent power cuts, Dilbilgisi
3:11Ve karşılayabilenler bile sık sık elektrik kesintileri yaşıyor,
And even those who can: eksiltilen fiil grubunu bağlamdan bulma
Those, insanlar anlamına gelir; who can ise hangi insanların kastedildiğini belirtir. Can, bağlamda daha önce verilen can afford air conditioning fiil grubunun yerini tutar. Bu cümlede experience, öznesi those who can olan ana fiildir; can'i tamamlayan fiil değildir. Even vurgu katar: sorunun, bundan etkilenmemesi beklenebilecek bir gruba bile ulaştığını gösterir. Bu nedenle ifade, yalnızca yetenekli insanlar değil, klimaya gücü yeten insanlar bile anlamındadır.
Alıştırma
Some families cannot afford the fee, and even those who can may face a long wait, cümlesinde can'den sonra hangi sözcükler eksiltilmiştir?
- afford the fee
- face a long wait
- help the families
Cevabı göster
afford the fee
which is a problem because they are the daily wage earners.
3:23ki bu bir sorundur çünkü onlar yevmiyeli işçilerdir.
meaning that they will receive no money if they cannot work.
3:29yani çalışamazlarsa hiç para alamayacakları anlamına gelir.
Families spend most of the day outside in the street,
3:33Aileler günün büyük bir kısmını dışarıda, sokakta geçiriyor,
too hot to sleep: too + sıfat + to yapısı
too hot to sleep ifadesindeki too + sıfat + to + fiilin yalın hâli yapısı, bir derecenin uygulanabilir sınırı aştığını anlatır. Burada sıcaklık uyumayı imkânsız veya çok zor hâle getirir. Buradaki too, ayrıca değil gereğinden fazla anlamındadır. Hava durumundan söz ederken it's too hot kişisiz bir anlatımdır ve koşulların insanların uyuması için fazla sıcak olduğunu belirtir.
Alıştırma
hot sözcüğünü too + sıfat + to yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: The soup is ____ eat right now.
Cevabı göster
too hot to
Roshni has been working on a clever cool roof solution, Öbek fiiller
3:42Roshni akıllıca bir serin çatı çözümü üzerinde çalışıyordu,
working on: bir görev veya projeye emek vermek
Work on + görev, proje, sorun veya beceri; o şeyi geliştirmek, iyileştirmek ya da ele almak için zaman ve çaba harcamak anlamına gelir. Buradaki working on, serin çatı çözümünü Roshni'nin çaba gösterdiği konu olarak sunar; fiziksel bir yüzey anlamına gelmez. Bu ifade sürece odaklanır, dolayısıyla tek başına işin bitmiş olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümlede working on bir şeyi geliştirmek veya iyileştirmek anlamında kullanılmıştır?
- Leo is working for his uncle this summer.
- Leo is working at the library today.
- Leo is working on a new robot design.
Cevabı göster
Leo is working on a new robot design.
Painting reflective anti-solar white paint on the roof can reduce room temperatures
3:47Çatıyı yansıtıcı, güneşi önleyici beyaz boya ile boyamak oda sıcaklıklarını düşürebiliyor
by up to 4 degrees: garanti değil, en yüksek değişim miktarı
reduce room temperatures by up to 4 degrees ifadesinde by, değişimin miktarını gösterir: sıcaklık önceki değerinden en fazla 4 derece daha düşük olabilir. Up to, garanti edilen bir sonucu değil üst sınırı belirtir. Azalma 4 dereceden az olabilir; 4 derece belirtilen en yüksek azalma miktarıdır.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? “The insulation can reduce heating costs by up to 15%” her kullanıcının tam olarak %15 tasarruf edeceğini garanti eder.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
but it makes a big difference and allows families to work, Kalıp ifadeler
3:57ancak büyük bir fark yaratıyor ve ailelerin içeride çalışmasına,
may not sound like much, but: küçük göründüğünü kabul edip sonra vurgulamak
May not sound like much, but ... önce kabul edip sonra karşıtlık kuran bir anlatım kalıbıdır. İlk bölüm, bir sayının veya değişimin küçük görünebileceğini kısaca kabul eder; but ise dikkati daha önemli bir etkiye yöneltir. Burada sound, “duyulduğunda veya anlatıldığında bir izlenim vermek” anlamındadır. Ses yüksekliğiyle ilgili değildir. Bu yapı, olası bir şüpheyi önce kabul edip ardından ana noktayı vererek açıklamayı düzenler.
Alıştırma
Kabul bildiren kalıbı may, not, sound, like ve much ile tamamlayın: A two-minute change ____, but it can improve the whole lesson.
Cevabı göster
may not sound like much
makes a big difference: güçlü bir pratik etkiyi ifade etmek
makes a big difference içindeki make a difference, gözle görülür bir pratik etkisi olmak veya anlamlı bir iyileşme sağlamak demektir. Big, bu etkinin yalnızca fark edilir olmadığını, günlük yaşamda gerçekten önemli olduğunu vurgular. Burada ifade, serinletme etkisinin ailelerin içeride çalışmasını, yemek yapmasını ve uyumasını mümkün kıldığını anlatır. Difference, iki şey arasındaki basit farklılığı değil, değişimin ortaya çıkardığı sonucu belirtir.
Alıştırma
A ten-minute break can make a big difference to your concentration cümlesinde make a big difference ne anlama gelir?
- bir şeyi fiziksel olarak çok daha büyük yapmak
- güçlü bir pratik etkiye sahip olmak
- iki şey arasında görünür bir karşıtlık oluşturmak
Cevabı göster
güçlü bir pratik etkiye sahip olmak
talking with the BBC World Service program People Fixing the World.
4:04BBC Dünya Servisi'nin Dünyayı Onaran İnsanlar programına konuşuyor.
the most successful of the: bir grup içindeki en başarılı öğeyi seçmek
The most successful of the technologies that they've adopted bir üstünlük bildiren isim öbeğidir. The most successful, başarı düzeyi en yüksek olan tek bir öğeyi belirtir; of the technologies that they've adopted ise karşılaştırma grubunu verir. Seçilen öğe bilinen bir grubun parçası olduğunda the + üstünlük derecesindeki sıfat + of + çoğul grup kalıbı kullanılır. Bu cümlede benimsenen teknolojiler sıralanıyor; of burada esas olarak sahiplik değil, karşılaştırma alanı bildirir.
Alıştırma
Karşılaştırma grubunu tanıtan edatı ekleyin: This was the most successful ____ the three designs.
Cevabı göster
of
We started off by doing it in the city of Ahmedabad, Öbek fiiller
4:14İlk olarak Ahmedabad şehrinde uygulayarak başladık,
started off by doing it: ilk adımı belirtme
Started off, bir sürecin başlangıç aşamasını öne çıkararak “başladı” anlamını verir. Burada off, start off öbek fiilinin bir parçasıdır; birinin uzaklaştığı anlamına gelmez. start off by + -ing kalıbı ilk yapılan eylemi belirtir. By doing it projenin nasıl başladığını açıklar; it ise daha önce konuşulan eyleme veya yaklaşıma gönderme yapar.
Alıştırma
Cümleyi start off by ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We ____ testing the plan with a small group.
Cevabı göster
started off by
across other cities: birden fazla yerde kapsama
across other cities ifadesinde across coğrafi yayılımı belirtir: faaliyet başka birçok şehirde de gerçekleştirilmiştir. Her şehri baştan başa geçen bir rotayı değil, faaliyetin hangi yerlere yayıldığını anlatır. Bu kullanım bir proje, hizmet, anket veya etkinlik birden fazla yere ulaştığında yaygındır. Cümle hareketten çok kapsama alanından söz ediyorsa across, “daha geniş bir alandaki birden fazla yerde” şeklinde anlaşılabilir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The service is available across five cities. across ne anlama geliyor?
- Her şehrin bir ucundan diğer ucuna
- Coğrafi kapsama alanını vurgulayarak beş şehirde
- Şehirlerin içinden geçen bir rota boyunca
Cevabı göster
Coğrafi kapsama alanını vurgulayarak beş şehirde
and uses it to subsidize the cost of the paint, Kelime
4:28ve bunu boya masrafını sübvanse etmek için kullanıyor,
subsidize the cost: maliyeti sübvanse etmek
Subsidize the cost, bir hükümetin, kuruluşun veya başka bir finansman sağlayıcısının bir masrafın bir bölümünü karşılayarak ürünü ya da hizmeti kullanan kişilerin daha az ödeme yapmasını sağlaması demektir. Bu cümlede dışarıdan gelen fon, toplulukların boya için ödeyeceği miktarı azaltır; ifade sadece boyayı satın almayı önermek ya da reklamını yapmak anlamına gelmez. subsidize the cost of + isim yapısı, kısmen karşılanan masrafı belirtir. Kullanıcı kalan miktarı yine ödeyebilir; bu nedenle sübvansiyon, ürünün mutlaka ücretsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede subsidize the cost ne anlama geliyor? The foundation subsidizes the cost of school meals.
- Müşteri toplam fiyatı peşin öder
- Satıcı bu yemeklerin satın alınmasını önerir
- Bir finansman sağlayıcısı masrafın bir bölümünü öder
Cevabı göster
Bir finansman sağlayıcısı masrafın bir bölümünü öder
meaning communities only end up paying 15 to 20% of the actual price. Öbek fiiller
4:31bu da toplulukların gerçek fiyatın sadece %15 ila %20'sini ödediği anlamına geliyor.
end up paying: sonunda ödeme yapmak
End up paying, ilgili süreç veya koşullardan sonra birinin sonunda belirli bir miktar ödemesi demektir. Bu cümlede sübvansiyon, toplulukların gerçek fiyatın yalnızca yüzde 15 ila 20'sini ödemesi sonucunu doğurur. Yapı end up + fiilin -ing hâlidir: end up paying, end up spending veya end up choosing. Genellikle başlangıçtaki plan ya da beklentiden farklı olan nihai sonuca odaklanır; end up to pay denmez.
Alıştırma
Cümleyi pay fiilinin doğal biçimiyle tamamlayın: The meal looked cheap, but we ended up ____ more than expected.
Cevabı göster
paying
Roshni's Housing Trust has been painting houses in cities all over India.
4:37Roshni'nin Konut Vakfı, Hindistan'ın her yerindeki şehirlerde evleri boyuyor.
on the edge of the Thar Desert: bir şehrin konumunu belirtme
On the edge of the Thar Desert, şehri çölün dış sınırında ya da bu sınıra çok yakın bir yerde konumlandırır. Buradaki edge, keskin bir bıçak ağzını değil, coğrafi bir bölgenin dış kısmını ifade eder. Thar Çölü ağırlıklı olarak Hindistan'ın kuzeybatısında yer alır. Bu konum ayrıntısı, haberde sıcak ve kuru koşulların neden önemli olduğunu açıklamaya yardımcı olur; yer adı böylece yararlı bir arka plan bilgisine dönüşür.
Alıştırma
“a city on the edge of the Thar Desert” ifadesinde hangi konum anlatılıyor?
- Çölün orta kısmının içinde
- Çöle yakın, ancak sınırda olduğu belirtilmeyen bir yerde
- Çölün dış sınırında veya bu sınıra çok yakın bir yerde
Cevabı göster
Çölün dış sınırında veya bu sınıra çok yakın bir yerde
a poor and crowded area of the city with very bad housing conditions.
4:48şehrin, çok kötü konut koşullarına sahip yoksul ve kalabalık bir bölgesini.
an entire slum: eksiksiz kapsam ve hassas bir toplumsal terim
An entire slum, bir yoksul mahallenin tamamı anlamına gelir. Entire, kapsamın eksiksiz olduğunu vurgular: yalnızca birkaç binayı değil, bütün bölgeyi boyadılar. Slum, barınma koşulları çok kötü olan, yoksul ve kalabalık bir kentsel bölgedir. Virgülden sonraki sözler slum sözcüğünü izleyici için tanımlar; bu nedenle ifade, işin büyüklüğünü göstermenin yanı sıra toplumsal bir bağlam da verir.
Alıştırma
Örnekteki an entire slum ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Barınma koşulları çok kötü olan yoksul ve kalabalık bir kentsel bölgenin tamamı
- Barınma koşulları ne olursa olsun bir banliyönün tamamı
- Sıradan bir mahalledeki tek bir bina
Cevabı göster
Barınma koşulları çok kötü olan yoksul ve kalabalık bir kentsel bölgenin tamamı
Daha güçlü bir ek nokta bağlayan What's more
What's more, “buna ek olarak” ya da “daha da önemlisi” anlamına gelen kalıplaşmış bir bağlayıcıdır. Burada, az önce söylenen noktayı güçlendiren başka bir yararı tanıtır. Neyin “daha fazla” olduğunu soran bir soru değildir. Bilgiyi aşamalı biçimde düzenler: Bir destekleyici noktayı, mesaja daha fazla ağırlık katan başka bir nokta izler.
Alıştırma
What's more burada ne işe yarıyor? The app is easy to use. What's more, it is free.
- Dinleyiciden başka bir özellik söylemesini ister.
- İlk noktayla çelişen bir noktayı tanıtır.
- Aynı mesajı destekleyen başka bir nokta ekler.
Cevabı göster
Aynı mesajı destekleyen başka bir nokta ekler.
So even the poorest families can afford it. Anlatım akışı
4:58Böylece en yoksul aileler bile bunu karşılayabiliyor.
even the poorest families can afford it: uç bir durumu vurgulamak
even the poorest families can afford it ifadesinde even, ödeme yapabilmesi en düşük ihtimal gibi görünen grubu vurgular. Sonuç bu uç durum için bile geçerliyse konuşan kişi, sonucun çok geniş bir insan kitlesine ulaştığını ima ederek iddiasını güçlendirir. Yeniden kullanılabilir yapı even + beklenmedik ya da uç bir kişi veya grup + bir ifadedir. Genellikle “beklemiyor olsan da bu onlar için de geçerli” anlamına gelir. Burada can afford it, ödeme yapacak kadar paraya sahip olmak demektir.
Alıştırma
Bu cümlede even neyi gösteriyor? The path is so easy that even young children can walk it.
- Bütün çocuklar her yolu aynı derecede kolay bulur.
- Küçük çocuklar, bunu yapması daha az beklenen ama yine de yapabilen bir grup olarak sunulur.
- Yolda yalnızca küçük çocukların yürümesine izin verilir.
Cevabı göster
Küçük çocuklar, bunu yapması daha az beklenen ama yine de yapabilen bir grup olarak sunulur.
It's a great example of Indians skillfully finding ways of adapting to the heat. Kalıp ifadeler
5:01Bu, Hintlilerin sıcağa uyum sağlamanın yollarını ustaca bulmalarının harika bir örneği.
finding ways of adapting to the heat: sıcağa uyum sağlamanın yollarını bulmak
“Finding ways of doing something”, bir şeyi yapmak için yöntem veya strateji aramak demektir. Buradaki “finding ways of adapting”, insanların yalnızca uyum sağladığını belirtmekten çok, nasıl karşılık vereceklerini bulma sürecini vurgular. “Adapt to”, belirli bir koşul altında başarılı biçimde yaşayabilir veya çalışabilir hâle gelmek demektir. “Adapting to the heat” ifadesinde to, uyum gerektiren koşulu tanıtan bir edattır. Tam yapı, içinde adapt to bulunan find ways of + -ing biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi adapt fiilinin doğru biçimi ve edatıyla tamamlayın: People are finding ways of ____ the heat.
Cevabı göster
adapting to
you could say: bir karşılaştırmayı yumuşatmak
Bir ifadenin sonunda kullanılan “you could say”, “bunu böyle tanımlamak makul olur” anlamına gelir. Kullanılan sözlerin kesin bir tanım değil, bir yorum olduğunu göstererek karşılaştırmayı veya özeti yumuşatır. Burada önceki ifadeye yorum getirir. Dinleyiciden konuşmasını istemez; you genel anlamdadır ve konuşan kişi kendi tanımını daha ölçülü hâle getirir.
Alıştırma
“It is a fresh start, you could say,” cümlesinde konuşan kişi dinleyiciye konuşma izni veriyor.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Was my idea that 'jaali' is a honeycomb pattern used for windows correct?
5:11'jaali'nin pencereler için kullanılan petek deseni olduğu fikrim doğru muydu?
'Jaali' is a honeycomb design with many small holes
5:19'jaali', üzerinde birçok küçük delik bulunan petek şeklinde bir tasarımdır,
set into: yapının bir parçası olarak içine gömülü
Bu cümlede set into, “başka bir yapının içine gömülmüş veya sabitlenmiş” anlamına gelir. Küçük delikleri ve onların oluşturduğu jaali desenini, pencerenin yanına konmuş bir şey olarak değil, ahşap ya da taş pencerenin bir parçası olarak gösterir. Set into wooden or stone windows, holes sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacı yapısıdır ve holes that are set into wooden or stone windows şeklinde açılabilir. Buradaki set, bir zaman belirlemeyi veya cihaz ayarlamayı değil, yerleştirip sabitlemeyi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle ışıkların duvara gömülü ve duvar yapısının bir parçası olduğunu anlatır?
- The lights were placed beside the wall.
- The lights were hung above the wall.
- The lights were set into the wall.
Cevabı göster
The lights were set into the wall.
keep out: bir şeyin içeri girmesini engellemek
Keep out, “bir şeyin içeri girmesini veya bir sınırdan geçmesini engellemek” anlamına gelir. Bu cümlede küçük delikler, güneş ışığının pencereden içeri girmesini engeller. Out, yalnızca yeri belirten ayrı bir sözcük değil, öbek fiilin bir parçasıdır. Bu ifade bir sınır oluşturur ve sözü edilen şeyi dışarıda tutar.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “içeri girmesini engellemek” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Thick curtains help ____ the afternoon sun.
Cevabı göster
keep out
coming in: “burası” kabul edilen alana girmek
Burada coming in, “mekânın içine girmek” anlamına gelir. Hava dışarıdan içeriye doğru hareket etmektedir. the air coming in ad öbeğinde coming in, air sözcüğünden sonra gelir ve hangi havanın soğutulduğunu belirtir. Bu yapı, the air that is coming in ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Come, “burası” olarak kabul edilen veya o anda ilginin merkezinde olan yerin bakış açısından anlaşılır. Bu yer, konuşanın fiziksel olarak bulunduğu yer olmak zorunda değildir. Bu bağlamda air ile kullanılan ifade, havanın binanın içine fiziksel olarak girmesini anlatır; moda veya popüler hâle gelmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir odanın içindesin ve kapının altından soğuk havanın girdiğini hissediyorsun. Hangi cümle senin bakış açına en uygundur?
- Cold air is going in under the door.
- Cold air is going out under the door.
- Cold air is coming in under the door.
Cevabı göster
Cold air is coming in under the door.
Passing salty water through the skin to stay cool.
5:37Serin kalmak için tuzlu suyun ciltten atılması.
Ventilation is the movement of fresh air.
5:41Havalandırma (ventilation), temiz havanın dolaşımıdır.
A power cut is an interruption in the supply of electricity.
5:44Elektrik kesintisi (power cut), elektrik tedarikindeki bir aksamadır.
A daily wage earner is a worker who earns money on a day-to-day basis.
5:49Yevmiyeli işçi (daily wage earner), parasını günübirlik kazanan işçidir.
A slum is a very poor and crowded area of a city.
5:54Gecekondu mahallesi (slum), bir şehrin çok yoksul ve kalabalık bölgesidir.