Sıcak Hava Dalgaları: Uyum sağlayabilir miyiz? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
874 kelime 155 kel/dk

Video özeti: Bu BBC haberi, aşırı sıcakların Hindistan’daki düşük gelirli haneleri nasıl etkilediğini ve klima erişilebilir olmadığında sübvansiyonla desteklenen yansıtıcı beyaz çatı boyasının iç mekân sıcaklığını nasıl düşürebildiğini inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Living in cities where summer temperatures regularly exceed 45 degrees Celsius, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: insanların verdiği tepki anlatılmadan önce çevresel koşulların cümle başındaki -ing yapısıyla nasıl yoğun biçimde aktarıldığını anlayın; yaşam şartlarını bunların yol açtığı eylem veya uyum yöntemlerine doğal biçimde bağlamak için bu yapıyı kullanın. 2. may not sound like much, but — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: dört derecelik düşüşün küçük görünebileceğini kabul edip ardından pratik etkisini vurgulayan ödünleme ve karşıtlık çerçevesini tanıyın; sayıları yorumlamak ve sınırlı görünen bir sonucun neden önemli olduğunu açıklamak için kullanın. 3. subsidize the cost — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: politika ve sivil toplum bağlamlarında geçen bu eşdizimi, bir kurumun masrafın bir bölümünü karşılaması olarak anlayın; mali desteğin konut, sağlık, eğitim veya teknolojiyi daha fazla kişi için nasıl karşılanabilir hâle getirdiğini anlatırken kullanın.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, ben BBC Learning English'ten Six Minute English programından

I'm Beth.

0:12

Beth.

And I'm Neil.

0:13

Ve ben Neil.

I have a confession to make, Neil. Kalıp ifadeler

0:14

Sana bir itirafım var Neil.

Kalıp ifadeler

have a confession to make: bir itirafa giriş yapmak

Have a confession to make, konuşanın birazdan bir şeyi itiraf edeceğini bildiren kalıplaşmış bir giriştir. Bu cümlede confession, kişisel bir tercihi şakacı bir biçimde açıklamak için kullanılır; dinî bir itiraf ya da hukuki bir kabul değildir. Bu giriş biraz merak uyandırır ve ardından şaşırtıcı, utandırıcı veya eğlenceli bir şey gelebileceğini gösterir. Dinleyiciyi yalnızca I want to say something demekten daha fazla hazırlar.

Alıştırma

Biraz şaşırtıcı bir şeyi itiraf etmek için kullanılan kalıplaşmış girişi tamamlayın: ____: I actually like waking up early.

Cevabı göster

I have a confession to make

I love the hot weather.

0:16

Sıcak havayı çok seviyorum.

It's a chance to get outside, Kalıp ifadeler

0:18

Dışarı çıkmak için bir fırsat,

Kalıp ifadeler

a chance to get outside: a chance to + fiil yapısı

a chance to get outside ifadesinde chance fırsat anlamına gelir ve to ile kullanılan mastar, bu fırsatın ne yapmaya imkân verdiğini belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a chance to + fiilin yalın hâlidir; örneğin a chance to ask veya a chance to practise. Burada get outside dışarı çıkmak anlamındadır. Bu cümlede chance şans anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi a chance to + fiil yapısıyla tamamlayın: The workshop gives everyone ____ ask questions.

Cevabı göster

a chance to

maybe get a suntan, but sometimes it gets too hot,

0:20

belki biraz bronzlaşmak için, ama bazen çok sıcak olabiliyor,

even for me.

0:24

benim için bile.

Yes, depending where in the world you live, Anlatım akışı

0:25

Evet, dünyanın neresinde yaşadığına bağlı olarak,

you've probably noticed that it's getting hotter year after year. Kalıp ifadeler

0:27

muhtemelen her geçen yıl havaların daha da ısındığını fark etmişsindir.

Anlatım akışı

depending where in the world you live: konuma bağlı bir koşul belirtmek

Depending where in the world you live cümlenin başına gelen ve sonraki yargıyı sınırlayan bir koşul ifadesidir. Deneyimin kişinin yaşadığı yere göre değişebileceğini gösterir; bu nedenle konuşan kişi ısınma eğilimini herkes için tamamen aynı bir deneyim olarak sunmaz. Bu ifade önce koşulu, ardından asıl gözlemi vererek mesajı düzenler. Informal konuşmada depending ifadesinden sonra where cümleciği doğrudan gelebilir; daha eksiksiz biçim depending on where in the world you live şeklindedir.

Alıştırma

Güzergâhla ilgili koşulu ana cümleden önce doğal biçimde veren cümleyi seçin.

  1. Depending which route do you take, the walk may be short or long.
  2. Depending on which route you take, the walk may be short or long.
  3. Depending to which route you take, the walk may be short or long.
Cevabı göster

Depending on which route you take, the walk may be short or long.

Kalıp ifadeler

year after year: her yıl tekrarlanan bir düzen

Year after year, bir şeyin birbirini izleyen her yılda yeniden gerçekleştiğini veya uzun yıllar boyunca devam ettiğini anlatan kalıplaşmış bir zaman ifadesidir. Bu cümlede sıcaklığın artışını tek seferlik bir değişim olarak değil, devam eden bir düzen olarak sunar. Getting hotter fikrini niteler ve değişimin art arda gelen yıllar boyunca sürüp durduğunu gösterir. Belirli iki yılı adlandırmaz ve yalnızca bir yıldan sonra ne olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Her yıl tekrarlanan bir düzeni vurgulayan kalıplaşmış ifadeyi yazarak cümleyi tamamlayın: The little library has gained new members ____.

Cevabı göster

year after year

2023 is the hottest year on record Kelime

0:32

2023 yılı kaydedilen en sıcak yıldı,

Kelime

on record: kayıtlara geçen en sıcak yıl

On record, karşılaştırma için mevcut olan resmî kayıtların içinde anlamına gelir. Bu cümlede the hottest year on record, kayıtlara geçmiş yıllar arasındaki en sıcak yıl demektir; Dünya tarihinin tamamındaki en sıcak yıl demek zorunda değildir. Bu ifade genellikle hottest, coldest veya fastest gibi üstünlük bildiren yapılardan sonra gelir. Bilinen kayıt dönemindeki uç bir sonucu belirtir.

Alıştırma

2023 is the hottest year on record cümlesinde on record ne anlama gelir?

  1. kayıt yapılırken
  2. karşılaştırma için mevcut resmî kayıtların içinde
  3. bir müzik plağına yazılmış
Cevabı göster

karşılaştırma için mevcut resmî kayıtların içinde

with heatwaves in many countries around the world,

0:34

dünyanın pek çok ülkesinde sıcak hava dalgaları yaşandı,

even Britain.

0:37

İngiltere'de bile.

When it gets too hot, Dilbilgisi

0:39

Hava çok sıcak olduğunda,

the human body knows how to cool down. Öbek fiiller

0:40

insan vücudu nasıl serinleyeceğini bilir.

Dilbilgisi

When it gets too hot: tepkiyi başlatan koşul

When it gets too hot, ana cümlenin vereceği tepkiden önce durumu veya zamanı belirten bir when yan cümlesidir. Buradaki it, çevredeki sıcaklığı veya koşulları ifade eder; sıcaklık çok yükseldiğinde vücudun nasıl serinleyeceğini bildiği anlatılır. Get artı sıfat, bir duruma dönüşmeyi anlatır: gets too hot, çok ısınır veya çok sıcak hâle gelir demektir. “Isı alır” anlamına gelmez. Bu yapı, bir koşulun ardından gelen olağan sonucu anlatabilir.

Alıştırma

“Pil seviyesinin çok düşmesi” durumunu ve telefonun normal tepkisini when yan cümlesiyle doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. When the battery gets too low, the phone shows a warning.
  2. When the battery get too low, the phone shows a warning.
  3. When gets the battery too low, the phone shows a warning.
Cevabı göster

When the battery gets too low, the phone shows a warning.

Öbek fiiller

cool down: serinlemek veya sakinleşmek

Cool down, daha az sıcak hale gelmek veya bir şeyi daha az sıcak yapmak anlamına gelen bir phrasal verbdür. Bu cümlede insan vücudunun kendi sıcaklığını nasıl düşüreceğini bildiği anlatılır; down burada bir yön belirtmez. Aynı ifade güçlü duygulardan sonra sakinleşmek anlamında da kullanılabilir. Değişimin sıcaklıkla mı yoksa duygularla mı ilgili olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

Öznenin kendi kendine daha az sıcak hale geldiğini gösteren cool down kullanımı hangi cümlededir?

  1. Please cool the soup down with ice before you serve it.
  2. Let the soup cool down before you taste it.
  3. The fan cooled the room down before the guests arrived.
Cevabı göster

Let the soup cool down before you taste it.

It sweats,

0:43

Terler,

passing salty water called sweat through the skin to lose heat. Dilbilgisi

0:44

ısıyı atmak için ter adı verilen tuzlu suyu deriden atar.

Dilbilgisi

passing ... to lose heat: şekil ve amaç eklemek

passing salty water called sweat through the skin, It sweats cümlesine bağlı bir present participle öbeğidir. Terlemenin nasıl gerçekleştiğini açıklar; ikinci, bağımsız bir ana cümle değildir. passing öbeğinin örtük öznesi normalde ana cümlenin öznesiyle aynıdır; burada da özne it, yani vücuttur. to lose heat amaç bildiren bir mastardır: vücut ısı kaybetmek için teri deriden geçirir. called sweat, salty water ifadesini niteler ve bu tuzlu sıvının ter olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümlede passing salty water called sweat through the skin to lose heat hangi işlevi görür?

  1. Vücudun nasıl terlediğini ve bunu neden yaptığını açıklar.
  2. Yeni ve bağımsız bir ana cümle ekler.
  3. Vücut terlemeden önce gerçekleşmiş bir eylemi anlatır.
Cevabı göster

Vücudun nasıl terlediğini ve bunu neden yaptığını açıklar.

But unlike the body, Anlatım akışı

0:49

Ancak vücudun aksine,

houses don't know how to keep cool. Kalıp ifadeler

0:51

evler nasıl serin kalacağını bilemez.

Anlatım akışı

unlike the body: karşılaştırmalı bir karşıtlık sunmak

Unlike the body, cümlenin başına getirilmiş bir edat öbeğidir. Cümle, evlerin nasıl farklı olduğunu söylemeden önce bedeni karşılaştırma noktası olarak belirler. Burada bedenin kendini serinletebildiğine ilişkin önceki bilgi, bir evin bunu yapamadığını belirten yeni bilgiye bağlanır. Kullanılabilir kalıp Unlike + isim öbeği, + ana cümle şeklindedir; unlike, “...den farklı olarak” demektir, “sevmemek” demek değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede unlike karşılaştırma yapmak için doğru kullanılmıştır?

  1. Unlike the old laptop, this one starts quickly.
  2. Unlike from the old laptop, this one starts quickly.
  3. Unlike to the old laptop, this one starts quickly.
Cevabı göster

Unlike the old laptop, this one starts quickly.

Kalıp ifadeler

to keep cool: serin durumu korumak

to keep cool mastar öbeğinde keep sözcüğünden sonra cool sıfatı gelir ve ifade “o durumda kalmak” anlamına gelir. Özne houses olduğu için cool, rahat ettiren düşük bir sıcaklığı belirtir: evler bu sıcaklığı kendi başlarına koruyamaz. keep + sıfat kalıbı, bir durumun devam ettiğini anlatabilir. İnsanlar için kullanıldığında keep cool ayrıca “sakin kalmak” anlamına gelebilir. Bu nedenle cool sözcüğünün sıcaklıkla mı yoksa duygularla mı ilgili olduğunu çevredeki konu gösterir.

Alıştırma

Oda zaten serin. Hangi ifade şu cümleyi en iyi tamamlar: “Close the blinds to help it _____ all afternoon.”?

  1. heat up
  2. keep cool
  3. cool down
Cevabı göster

keep cool

And in hot parts of the world where air conditioning is unavailable or unaffordable, Kelime

0:54

Ve dünyanın klimanın bulunmadığı veya çok pahalı olduğu sıcak bölgelerinde,

this is a real problem.

0:59

bu gerçekten büyük bir sorundur.

Kelime

unavailable or unaffordable: erişim ile ödeme gücü arasındaki fark

Bu iki sıfat farklı engelleri belirtir. Unavailable, bir şeyin o durumda elde edilemediği, sağlanmadığı veya kullanılamadığı anlamına gelir. Unaffordable ise o şeyin var olabileceğini, ancak fiyatının ilgili kişi ya da grup için karşılanamayacak kadar yüksek olduğunu gösterir. or ile bağlandıklarında hem erişim eksikliğinin hem de aşırı maliyetin sorun yaratabileceğini anlatırlar. Toplumsal konularda engelin erişilebilirlikten mi, yoksa ödeme gücünden mi kaynaklandığını ayırmak gerekir.

Alıştırma

Bir eczanede ilaç stokta var, ancak fiyatı birçok aile için çok yüksek. En doğru cümle hangisidir?

  1. The medicine is uncomfortable.
  2. The medicine is unaffordable.
  3. The medicine is unavailable.
Cevabı göster

The medicine is unaffordable.

In this program,

1:01

Bu programda,

we'll be hearing about an innovative new idea for keeping houses cool

1:02

evleri serin tutmak için yenilikçi bir fikri duyacağız,

in one of the hottest countries on Earth, India.

1:06

dünyanın en sıcak ülkelerinden biri olan Hindistan'da.

And as usual,

1:10

Ve her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new vocabulary as well.

1:11

bazı faydalı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

But before we hear more about this sweaty subject, Deyimler

1:14

Ancak bu terletici konu hakkında daha fazlasını dinlemeden önce,

Deyimler

this sweaty subject: konuya takılan esprili bir etiket

Burada subject, “konu” anlamına gelir. Sweaty normalde ter içindeki bir kişiyi, vücut bölümünü veya giysiyi betimler; bu nedenle subject sözcüğünün önünde kullanılması bilerek gerçek anlamın dışına çıkar. Sunucu, terlemeyi sıcak hava konusuyla esprili biçimde ilişkilendirir ve ifadeyi hafif bir geçiş olarak kullanır. Başka durumlara aktarılabilecek teknik, konunun gerçekten fiziksel bir özelliği olduğunu söylemek değil, bağlamla ilgili bir sıfatla kısa bir şaka yapmaktır.

Alıştırma

this sweaty subject bu cümlede ne işe yarar?

  1. Sıcaklıkla ilgili bir sorunun resmî bilimsel adını verir.
  2. Terlemeyi sıcak hava konusuyla esprili biçimde ilişkilendirir.
  3. Subject sözcüğünün gerçekten ter ürettiğini söyler.
Cevabı göster

Terlemeyi sıcak hava konusuyla esprili biçimde ilişkilendirir.

I have a question for you, Neil.

1:18

sana bir sorum var Neil.

Living in cities where summer temperatures regularly exceed 45 degrees Celsius, Dilbilgisi

1:20

Yaz sıcaklıklarının düzenli olarak 45 santigrat dereceyi aştığı şehirlerde yaşayan

Indians have been finding clever ways to keep their houses cool Notlar

1:27

Hintliler evlerini serin tutmak için akıllıca yollar buluyorlar

Kalıp ifadeler

clever ways to keep their houses cool: ways to + fiilin yalın hâli

clever ways to keep their houses cool ifadesinde, to keep their houses cool mastar öbeği bu yollarla neyin amaçlandığını açıklar. clever sıfatı bu yöntemleri yaratıcı veya etkili olarak değerlendirir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp ways to + fiilin yalın hâli biçimindedir: ways to save energy, ways to solve a problem. Bir şeyi yapma ya da başarma yöntemlerini adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi ways to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: We need better ways ____ keep food fresh.

Cevabı göster

to

for over 5,000 years.

1:31

5.000 yıldan uzun bir süredir.

Dilbilgisi

Living in cities where...: arka plan veren cümle başı -ing öbeği

Living in cities where summer temperatures regularly exceed 45 degrees Celsius, ana cümleden önce arka plan veren, cümle başındaki bir -ing öbeğidir. Ana ifadenin hangi koşullarda geçerli olduğunu gösterir. Living sözcüğünün örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan Indians sözcüğüdür: bu şehirlerde yaşayanlar Hintlilerdir. Buradaki Living bir emir değildir ve şimdiki zamanın ana fiili de değildir. Genel olarak cümle başındaki bir -ing öbeği, ana cümlenin öznesiyle ilgili arka planı daha kısa biçimde anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede baştaki Living... öbeği ana cümlenin öznesini doğru biçimde anlatır?

  1. Living near the coast, the weather changes quickly for Maya.
  2. Living near the coast, there are frequent storms in Maya's town.
  3. Living near the coast, Maya checks the weather every morning.
Cevabı göster

Living near the coast, Maya checks the weather every morning.

Dilbilgisi

have been finding: geçmişten bugüne süren bir etkinlik

have been finding, present perfect continuous yapısıdır: have + been + fiil-ing. Akıllıca yöntemlerin bulunmasını veya geliştirilmesini geçmişte başlayan ve bugüne kadar süren ya da tekrar tekrar gerçekleşen bir etkinlik olarak sunar. for over 5,000 years süreyi belirtir. Bu nedenle cümle, 5.000 yıl önce tamamlanmış tek bir keşiften söz etmez; uzun süredir devam eden bir araştırma geleneğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi find fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Engineers ____ safer ways to store energy for many years.

Cevabı göster

have been finding

One of them is called 'jaali'.

1:33

Bunlardan biri 'jaali' olarak adlandırılıyor.

But what exactly is it?

1:35

Peki ama bu tam olarak nedir?

Is 'jaali': A,

1:37

'jaali' A mıdır:

a tall house designed to reduce sunlight?

1:39

güneş ışığını azaltmak için tasarlanmış yüksek bir ev mi?

B,

1:43

B mi,

a honeycomb pattern used in windows?

1:43

pencerelerde kullanılan petek deseni mi?

Or C,

1:46

Yoksa C mi,

a system for spraying cool water?

1:47

serin su püskürtme sistemi mi?

Hmm, well, I guess 'jaali' is B,

1:50

Hmm, şey, sanırım 'jaali' B seçeneği,

a honeycomb window pattern.

1:53

bir petek pencere deseni.

Okay, Neil.

1:55

Tamam, Neil.

We'll find out the answer later in the program. Öbek fiiller

1:56

Cevabı programın ilerleyen kısımlarında öğreneceğiz.

Öbek fiiller

find out: daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek

Find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak anlamına gelen bir öbek fiildir. find out the answer ifadesinde vurgu, cevabı bilmemekten onu öğrenmeye geçiştedir. Out burada fiilin bir parçasıdır; gerçek anlamda bir yön göstermez. find out, find out the truth örneğindeki gibi bir isim öbeğiyle veya find out why it happened örneğindeki gibi bir soru yan cümlesiyle kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef öbek fiil find out ile tamamlayın: We need to ____ why the alarm went off.

Cevabı göster

find out

In May 2022,

1:59

Mayıs 2022'de,

the temperature in Uttar Pradesh,

2:01

Uttar Pradeş'teki sıcaklık,

the largest state in North India,

2:03

Kuzey Hindistan'ın en büyük eyaleti,

reached 49.2 degrees Celsius. Kalıp ifadeler

2:05

49,2 santigrat dereceye ulaştı.

Kalıp ifadeler

reached 49.2 degrees Celsius: reach + sayısal bir düzey

reached 49.2 degrees Celsius ifadesindeki reached, “belirli bir sayısal düzeye ulaştı” anlamına gelir. Bildirilen sıcaklık 49,2°C’ye ulaşmıştır; burada elle bir şeye uzanma eylemi anlatılmaz. Sıcaklıklar ve diğer ölçümler anlatılırken reach geçişli bir fiildir: reach + sayı veya düzey şeklinde kullanılır ve değerin önüne to gelmez. Bu yapı hava durumu haberlerinde, haber metinlerinde ve veri açıklamalarında yaygındır.

Alıştırma

Hava durumu haberini reach fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, the temperature ____ 38 degrees Celsius.

Cevabı göster

reached

Roshni Diwakar is a consultant for the Mahila Housing Trust,

2:10

Roshni Diwakar, Mahila Konut Vakfı'nın danışmanıdır,

an NGO helping poor Indian women to heatproof their houses. Notlar

2:14

yoksul Hintli kadınlara evlerini sıcaktan korumaları için yardım eden bir STK.

Kültür

NGO: non-governmental organization (hükümet dışı kuruluş)

NGO, non-governmental organization ifadesinin kısaltmasıdır ve “hükümet dışı kuruluş” anlamına gelir. Genellikle hükümetten bağımsız çalışan ve yardım, barınma, sağlık, eğitim veya çevre gibi alanlarda faaliyet gösteren, kâr amacı gütmeyen bir kuruluşu belirtir. Bu cümlede an NGO bir açıklayıcı eş görevli ögedir ve Mahila Housing Trust’ın nasıl bir kuruluş olduğunu belirtir. Non-governmental, bir NGO’nun hiçbir zaman devlet desteği alamayacağı anlamına gelmez; kuruluşun kendisinin bir devlet kurumu olmadığını gösterir.

Alıştırma

Yardım veya toplum projeleriyle ilgili haberlerde NGO genellikle hangi ifadenin kısaltmasıdır?

  1. a national government office
  2. a non-governmental organization
  3. a new global operation
Cevabı göster

a non-governmental organization

Kelime

to heatproof their houses: heatproof sözcüğünü fiil olarak kullanmak

to heatproof their houses ifadesinde heatproof geçişli bir fiildir. Evleri ısıya daha iyi dayanacak veya ısıyı daha iyi engelleyecek şekilde işlemek ya da değiştirmek anlamına gelir. Nesne olan their houses doğrudan fiilden sonra gelir. -proof eki bir şeye karşı korunmuş veya dayanıklı olma anlamı taşır; bir şeyi kanıtlamak anlamına gelmez. Koruma özelliği ekleyen bir eylemi anlatırken bazı -proof birleşik sözcükleri waterproof a jacket veya soundproof a room örneklerindeki gibi fiil olarak da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, heatproof sözcüğünü fiil olarak kullanan ve çatıyı nesne olarak belirten iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The workers added special panels to ____.

Cevabı göster

heatproof the roof

These women often work from home while their husbands are out in the heat, Kalıp ifadeler

2:19

Bu kadınlar genellikle evden çalışırken, kocaları ise dışarıda sıcakta,

Kalıp ifadeler

work from home: evi çalışma yeri olarak kullanmak

Work from home, kişinin evini çalışma yeri olarak kullanıp işini yapması anlamına gelir. Burada from home kadınların çalışma düzenini anlatır; evden çıkıp başka bir iş yerine gittikleri anlamına gelmez. Bu ifade yalnızca internet üzerinden yapılan ofis işleriyle sınırlı değildir. Bağlama göre evde ürün yapmayı, küçük bir işletme yürütmeyi veya evde yapılan başka ücretli işleri de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, from sözcüğünü içeren ve kişinin işini evde yapması anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: I usually ____ on Fridays.

Cevabı göster

work from home

working on construction sites.

2:23

inşaat alanlarında çalışıyorlar.

Here, Roshni describes a typical house

2:26

Burada, Roshni tipik bir evi anlatıyor

to BBC World Service program People Fixing the World.

2:29

BBC Dünya Servisi'nin Dünyayı Onaran İnsanlar (People Fixing the World) programına.

They live in a small one-bedroom house with no windows, Kalıp ifadeler

2:32

Penceresiz, küçük, tek odalı bir evde yaşıyorlar,

no natural ventilation.

2:36

doğal havalandırma yok.

Kalıp ifadeler

with no windows, no natural ventilation: with no ile eksik koşulları anlatmak

Burada with, evin eşlik eden bir özelliğini veya durumunu tanıtır; insanların bir şeyle birlikte olduğunu anlatmaz. Bu ifade, evde pencere ve doğal havalandırma bulunmadığını belirtir. with + no + isim yapısı, bir yerin, nesnenin veya planın sahip olmadığı tesisleri, kaynakları ya da koşulları kısa biçimde eklemek için kullanılır. Burada no ile başlayan iki ifade iki ayrı eksikliği sıralar.

Alıştırma

The cabin is a small room with no windows cümlesinde with no windows ne işe yarar?

  1. Birinin pencerelerin yanında olduğunu söyler
  2. Kulübede pencere bulunmadığını ekler
  3. Pencereleri açmanın zor olduğunu söyler
Cevabı göster

Kulübede pencere bulunmadığını ekler

They don't necessarily have illegal electric connections, Dilbilgisi

2:38

Kaçak elektrik bağlantıları olması gerekmiyor,

Dilbilgisi

They don't necessarily have: kesinlik bildirmeden sahip olmayı anlatmak

Don't necessarily have, bir şeye sahip olmanın kesin olmadığını anlatır. Bu cümlede konuşan kişi, söz konusu kişilerin hepsinin yasa dışı elektrik bağlantılarına sahip olduğunu iddia etmekten kaçınır; bu bağlantılara sahip olup olmadıkları açık bırakılır. Bu ifade, onlara sahip olmalarının mutlaka doğru olmadığı anlamına gelir. Onlara kesinlikle sahip olduklarını da kesinlikle sahip olmadıklarını da söylemez.

Alıştırma

They don't necessarily have enough time ne anlama gelir?

  1. Hiç zamanları yoktur
  2. Yeterli zamana sahip oldukları kesin değildir
  3. Kesinlikle yeterli zamanları vardır
Cevabı göster

Yeterli zamana sahip oldukları kesin değildir

and even if they do, they don't have electricity 24 hours a day. Notlar

2:41

ve olsa bile, günde 24 saat elektrikleri yok.

Dilbilgisi

even if they do: ikame do ile ödünleme

Even if, ödünleme bildiren bir koşul kurar: koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de sonraki sonuç geçerliliğini korur. Burada onların yasa dışı elektrik bağlantılarına sahip olduğu doğrulanmaz; böyle bağlantıları olması, elektriğin kesintisiz olmaması sonucunu değiştirmez. Do, daha önce geçen have illegal electric connections fiil öbeğinin yerine kullanılır. Even if they do, even if they have illegal electric connections anlamına gelir ve bütün fiil öbeğinin tekrarlanmasını önler.

Alıştırma

Anahtara sahip olma durumu yalnızca bir olasılık olarak kalsın diye cümleyi even if ve bir ikame fiille tamamlayın: They may own a spare key. ____, the jammed lock will not open.

Cevabı göster

Even if they do

Kalıp ifadeler

24 hours a day: gün boyu erişilebilirlik ve günlük süre

24 hours a day, her günün 24 saatinin tamamı boyunca, yani her gün kesintisiz olarak demektir. Bu olumsuz cümlede bazı zamanlarda elektrikleri olabilir, ancak elektrik bütün gün mevcut değildir. number + hours a day kalıbı günlük bir süreyi belirtir. Buradaki a day, belirli tek bir gün değil, her gün anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi her günün 24 saatinin tamamı anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The emergency hotline is available ____.

Cevabı göster

24 hours a day

There are power cuts, Kelime

2:45

Elektrik kesintileri yaşanıyor,

especially in the summer months.

2:47

özellikle de yaz aylarında.

Kelime

power cuts: elektrik kesintisi için kullanılan Britanya İngilizcesi terimi

Bu cümlede power cuts, elektrik arzının durduğu dönemler, yani elektrik kesintileri anlamına gelir. Cut, power cut isminin bir parçasıdır; bir şeyi fiziksel olarak kesme eylemini anlatmaz. Power cut özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. Çoğul power cuts, genel olarak elektrik kesintilerini veya birden fazla kesinti olayını ifade edebilir.

Alıştırma

There are power cuts cümlesinde power cuts ne anlama gelir?

  1. Elektrik fiyatlarının düşmesi
  2. Parçalara ayrılmış elektrik kabloları
  3. Elektrik arzının kesilmesi
Cevabı göster

Elektrik arzının kesilmesi

Many of them have tin roofs,

2:49

Birçoğunun teneke çatısı var,

which of course will really heat up. Öbek fiiller

2:50

ki bu da elbette çok fazla ısınıyor.

Öbek fiiller

heat up: ısınmak veya daha sıcak hâle gelmek

Burada heat up, daha sıcak hâle gelmek veya ısınmak anlamına gelir. Sıcaklığı yükselen şey çatının kendisidir; bu nedenle heat up geçişsizdir ve nesne almaz. Bu öbek fiilde up, yukarı doğru hareketi değil, derecenin artmasını gösterir. Aynı yapı yiyeceklerin, odaların, makinelerin veya malzemelerin ısınmasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve ısınmak anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: The laptop can ____ if the vents are blocked.

Cevabı göster

heat up

Health gets affected. Dilbilgisi

2:52

Sağlık bundan etkileniyor.

Dilbilgisi

gets affected: etkilenme sonucunu anlatan get + geçmiş zaman ortacı

gets affected ifadesinde get, geçmiş zaman ortacı affected ile birleşerek get'li edilgen yapı oluşturur. Bir şeyin bir etkiden etkilenir hâle gelmesi demektir; burada get “elde etmek” anlamına gelmez. Özne, etkiyi yaşayan şeyi belirtir. Health gets affected, sağlığı genellikle istenmeyen bir değişim yaşayan unsur olarak sunar; neden söylenmeyebilir veya by ile eklenebilir.

Alıştırma

Cümleyi affect fiilinin get'li edilgen biçimiyle tamamlayın: When the internet goes down, our work ____.

Cevabı göster

gets affected

Because their health is affected,

2:54

Sağlıkları etkilendiği için,

their livelihood gets affected because they're daily wage earners. Kelime

2:55

geçimleri de etkileniyor çünkü onlar yevmiyeli işçiler.

Kelime

they're daily wage earners: günlük yevmiye ile çalışan işçiler

They're, they are ifadesinin kısaltmasıdır. A daily wage earner, ücreti gün başına veya çalıştığı her gün için hesaplanan işçidir. Daily, ödeme düzenini anlatır; her gün iş olacağını garanti etmez. Bu cümlede ifade, işe gidememenin bir kişinin geçimini neden hızla etkileyebileceğini açıklar: çalışılmayan bir gün, ücret alınmayan bir gün olabilir. Bu terim genellikle güvencesiz işlerden söz edilirken kullanılır.

Alıştırma

“The storm left many daily wage earners without income,” cümlesinde daily wage earners kimlerdir?

  1. Her gün para harcayan kişiler
  2. Ücreti çalıştıkları günlere göre belirlenen işçiler
  3. Sabit aylık maaş alan yöneticiler
Cevabı göster

Ücreti çalıştıkları günlere göre belirlenen işçiler

If you don't work, Dilbilgisi

2:59

Eğer çalışmazsan,

you don't earn.

2:59

kazanamazsın.

Dilbilgisi

If you don't work, you don't earn: sıfır koşul cümlesi

Bu bir sıfır koşul cümlesidir: hem if yan cümlesinde hem de sonuç cümlesinde geniş zaman kullanılır. İlişki, gelecekteki belirli bir olayla ilgili tahmin olarak değil, genel bir kural veya düzenli olarak ortaya çıkan bir sonuç olarak sunulur. Buradaki you genel anlamdadır: o durumdaki herhangi bir kişiyi, özellikle geliri çalışıp çalışmamasına bağlı olan birini ifade eder. Yalnızca dinleyeni belirtmek zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi cümle genel bir kuralı anlatmak için aynı sıfır koşul yapısını kullanır?

  1. If you heat the soup tonight, I will serve it.
  2. If you heat ice, it melts.
  3. If you heated the soup, I would serve it.
Cevabı göster

If you heat ice, it melts.

Many of the houses have no window,

3:00

Evlerin çoğunda pencere yok,

so there's no ventilation,

3:03

yani havalandırma yok,

the movement of fresh air around a space.

3:05

temiz havanın bir alanda dolaşması yani.

Air conditioning needs electricity,

3:08

Klima için elektrik gerekiyor,

which most families can't afford.

3:09

ki çoğu ailenin buna gücü yetmiyor.

And even those who can experience frequent power cuts, Dilbilgisi

3:11

Ve karşılayabilenler bile sık sık elektrik kesintileri yaşıyor,

Dilbilgisi

And even those who can: eksiltilen fiil grubunu bağlamdan bulma

Those, insanlar anlamına gelir; who can ise hangi insanların kastedildiğini belirtir. Can, bağlamda daha önce verilen can afford air conditioning fiil grubunun yerini tutar. Bu cümlede experience, öznesi those who can olan ana fiildir; can'i tamamlayan fiil değildir. Even vurgu katar: sorunun, bundan etkilenmemesi beklenebilecek bir gruba bile ulaştığını gösterir. Bu nedenle ifade, yalnızca yetenekli insanlar değil, klimaya gücü yeten insanlar bile anlamındadır.

Alıştırma

Some families cannot afford the fee, and even those who can may face a long wait, cümlesinde can'den sonra hangi sözcükler eksiltilmiştir?

  1. afford the fee
  2. face a long wait
  3. help the families
Cevabı göster

afford the fee

periods when the supply of electricity is stopped.

3:15

yani elektrik akışının durduğu dönemler.

In this heat,

3:19

Bu sıcakta,

sickness is common.

3:20

hastalık yaygın.

Often the men can't work,

3:21

Genellikle erkekler çalışamazlar,

which is a problem because they are the daily wage earners.

3:23

ki bu bir sorundur çünkü onlar yevmiyeli işçilerdir.

Someone who earns money on a day-to-day basis,

3:26

Günübirlik olarak para kazanan biri,

meaning that they will receive no money if they cannot work.

3:29

yani çalışamazlarsa hiç para alamayacakları anlamına gelir.

Families spend most of the day outside in the street,

3:33

Aileler günün büyük bir kısmını dışarıda, sokakta geçiriyor,

and at night,

3:37

ve geceleri ise,

it's still too hot to sleep, Dilbilgisi

3:37

uyumak için hala çok sıcak oluyor,

Dilbilgisi

too hot to sleep: too + sıfat + to yapısı

too hot to sleep ifadesindeki too + sıfat + to + fiilin yalın hâli yapısı, bir derecenin uygulanabilir sınırı aştığını anlatır. Burada sıcaklık uyumayı imkânsız veya çok zor hâle getirir. Buradaki too, ayrıca değil gereğinden fazla anlamındadır. Hava durumundan söz ederken it's too hot kişisiz bir anlatımdır ve koşulların insanların uyuması için fazla sıcak olduğunu belirtir.

Alıştırma

hot sözcüğünü too + sıfat + to yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: The soup is ____ eat right now.

Cevabı göster

too hot to

even on the roof.

3:39

çatıda bile.

But fortunately,

3:40

Ancak neyse ki,

Roshni has been working on a clever cool roof solution, Öbek fiiller

3:42

Roshni akıllıca bir serin çatı çözümü üzerinde çalışıyordu,

white paint.

3:46

beyaz boya.

Öbek fiiller

working on: bir görev veya projeye emek vermek

Work on + görev, proje, sorun veya beceri; o şeyi geliştirmek, iyileştirmek ya da ele almak için zaman ve çaba harcamak anlamına gelir. Buradaki working on, serin çatı çözümünü Roshni'nin çaba gösterdiği konu olarak sunar; fiziksel bir yüzey anlamına gelmez. Bu ifade sürece odaklanır, dolayısıyla tek başına işin bitmiş olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede working on bir şeyi geliştirmek veya iyileştirmek anlamında kullanılmıştır?

  1. Leo is working for his uncle this summer.
  2. Leo is working at the library today.
  3. Leo is working on a new robot design.
Cevabı göster

Leo is working on a new robot design.

Painting reflective anti-solar white paint on the roof can reduce room temperatures

3:47

Çatıyı yansıtıcı, güneşi önleyici beyaz boya ile boyamak oda sıcaklıklarını düşürebiliyor

by up to 4 degrees. Kalıp ifadeler

3:53

4 dereceye kadar.

Kalıp ifadeler

by up to 4 degrees: garanti değil, en yüksek değişim miktarı

reduce room temperatures by up to 4 degrees ifadesinde by, değişimin miktarını gösterir: sıcaklık önceki değerinden en fazla 4 derece daha düşük olabilir. Up to, garanti edilen bir sonucu değil üst sınırı belirtir. Azalma 4 dereceden az olabilir; 4 derece belirtilen en yüksek azalma miktarıdır.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? “The insulation can reduce heating costs by up to 15%” her kullanıcının tam olarak %15 tasarruf edeceğini garanti eder.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

It may not sound like much, Anlatım akışı

3:55

Kulağa pek fazla gibi gelmeyebilir,

but it makes a big difference and allows families to work, Kalıp ifadeler

3:57

ancak büyük bir fark yaratıyor ve ailelerin içeride çalışmasına,

Anlatım akışı

may not sound like much, but: küçük göründüğünü kabul edip sonra vurgulamak

May not sound like much, but ... önce kabul edip sonra karşıtlık kuran bir anlatım kalıbıdır. İlk bölüm, bir sayının veya değişimin küçük görünebileceğini kısaca kabul eder; but ise dikkati daha önemli bir etkiye yöneltir. Burada sound, “duyulduğunda veya anlatıldığında bir izlenim vermek” anlamındadır. Ses yüksekliğiyle ilgili değildir. Bu yapı, olası bir şüpheyi önce kabul edip ardından ana noktayı vererek açıklamayı düzenler.

Alıştırma

Kabul bildiren kalıbı may, not, sound, like ve much ile tamamlayın: A two-minute change ____, but it can improve the whole lesson.

Cevabı göster

may not sound like much

cook, and even sleep inside.

4:00

yemek pişirmesine ve hatta uyumasına olanak tanıyor.

Kalıp ifadeler

makes a big difference: güçlü bir pratik etkiyi ifade etmek

makes a big difference içindeki make a difference, gözle görülür bir pratik etkisi olmak veya anlamlı bir iyileşme sağlamak demektir. Big, bu etkinin yalnızca fark edilir olmadığını, günlük yaşamda gerçekten önemli olduğunu vurgular. Burada ifade, serinletme etkisinin ailelerin içeride çalışmasını, yemek yapmasını ve uyumasını mümkün kıldığını anlatır. Difference, iki şey arasındaki basit farklılığı değil, değişimin ortaya çıkardığı sonucu belirtir.

Alıştırma

A ten-minute break can make a big difference to your concentration cümlesinde make a big difference ne anlama gelir?

  1. bir şeyi fiziksel olarak çok daha büyük yapmak
  2. güçlü bir pratik etkiye sahip olmak
  3. iki şey arasında görünür bir karşıtlık oluşturmak
Cevabı göster

güçlü bir pratik etkiye sahip olmak

Here's Roshni again,

4:03

İşte yine Roshni,

talking with the BBC World Service program People Fixing the World.

4:04

BBC Dünya Servisi'nin Dünyayı Onaran İnsanlar programına konuşuyor.

This has honestly been the most successful Dilbilgisi

4:09

Açıkçası bu en başarılı olanı oldu

of the technologies that they've adopted.

4:12

benimsedikleri teknolojiler arasında.

Dilbilgisi

the most successful of the: bir grup içindeki en başarılı öğeyi seçmek

The most successful of the technologies that they've adopted bir üstünlük bildiren isim öbeğidir. The most successful, başarı düzeyi en yüksek olan tek bir öğeyi belirtir; of the technologies that they've adopted ise karşılaştırma grubunu verir. Seçilen öğe bilinen bir grubun parçası olduğunda the + üstünlük derecesindeki sıfat + of + çoğul grup kalıbı kullanılır. Bu cümlede benimsenen teknolojiler sıralanıyor; of burada esas olarak sahiplik değil, karşılaştırma alanı bildirir.

Alıştırma

Karşılaştırma grubunu tanıtan edatı ekleyin: This was the most successful ____ the three designs.

Cevabı göster

of

We started off by doing it in the city of Ahmedabad, Öbek fiiller

4:14

İlk olarak Ahmedabad şehrinde uygulayarak başladık,

Öbek fiiller

started off by doing it: ilk adımı belirtme

Started off, bir sürecin başlangıç aşamasını öne çıkararak “başladı” anlamını verir. Burada off, start off öbek fiilinin bir parçasıdır; birinin uzaklaştığı anlamına gelmez. start off by + -ing kalıbı ilk yapılan eylemi belirtir. By doing it projenin nasıl başladığını açıklar; it ise daha önce konuşulan eyleme veya yaklaşıma gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi start off by ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We ____ testing the plan with a small group.

Cevabı göster

started off by

but we've done it across other cities. Kelime

4:16

ancak başka şehirlerde de uyguladık.

Kelime

across other cities: birden fazla yerde kapsama

across other cities ifadesinde across coğrafi yayılımı belirtir: faaliyet başka birçok şehirde de gerçekleştirilmiştir. Her şehri baştan başa geçen bir rotayı değil, faaliyetin hangi yerlere yayıldığını anlatır. Bu kullanım bir proje, hizmet, anket veya etkinlik birden fazla yere ulaştığında yaygındır. Cümle hareketten çok kapsama alanından söz ediyorsa across, “daha geniş bir alandaki birden fazla yerde” şeklinde anlaşılabilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The service is available across five cities. across ne anlama geliyor?

  1. Her şehrin bir ucundan diğer ucuna
  2. Coğrafi kapsama alanını vurgulayarak beş şehirde
  3. Şehirlerin içinden geçen bir rota boyunca
Cevabı göster

Coğrafi kapsama alanını vurgulayarak beş şehirde

We've done it in Bangalore,

4:19

Bangalore'da da yaptık,

we've done it in Jodhpur.

4:20

Jodhpur'da da.

In fact, in Jodhpur,

4:22

Aslında, Jodhpur'da,

we've done it in an entire slum.

4:23

bunu tüm bir gecekondu mahallesinde yaptık.

Mahila Housing Trust gets external funding

4:25

Mahila Konut Vakfı dışarıdan fon alıyor

and uses it to subsidize the cost of the paint, Kelime

4:28

ve bunu boya masrafını sübvanse etmek için kullanıyor,

Kelime

subsidize the cost: maliyeti sübvanse etmek

Subsidize the cost, bir hükümetin, kuruluşun veya başka bir finansman sağlayıcısının bir masrafın bir bölümünü karşılayarak ürünü ya da hizmeti kullanan kişilerin daha az ödeme yapmasını sağlaması demektir. Bu cümlede dışarıdan gelen fon, toplulukların boya için ödeyeceği miktarı azaltır; ifade sadece boyayı satın almayı önermek ya da reklamını yapmak anlamına gelmez. subsidize the cost of + isim yapısı, kısmen karşılanan masrafı belirtir. Kullanıcı kalan miktarı yine ödeyebilir; bu nedenle sübvansiyon, ürünün mutlaka ücretsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede subsidize the cost ne anlama geliyor? The foundation subsidizes the cost of school meals.

  1. Müşteri toplam fiyatı peşin öder
  2. Satıcı bu yemeklerin satın alınmasını önerir
  3. Bir finansman sağlayıcısı masrafın bir bölümünü öder
Cevabı göster

Bir finansman sağlayıcısı masrafın bir bölümünü öder

meaning communities only end up paying 15 to 20% of the actual price. Öbek fiiller

4:31

bu da toplulukların gerçek fiyatın sadece %15 ila %20'sini ödediği anlamına geliyor.

Öbek fiiller

end up paying: sonunda ödeme yapmak

End up paying, ilgili süreç veya koşullardan sonra birinin sonunda belirli bir miktar ödemesi demektir. Bu cümlede sübvansiyon, toplulukların gerçek fiyatın yalnızca yüzde 15 ila 20'sini ödemesi sonucunu doğurur. Yapı end up + fiilin -ing hâlidir: end up paying, end up spending veya end up choosing. Genellikle başlangıçtaki plan ya da beklentiden farklı olan nihai sonuca odaklanır; end up to pay denmez.

Alıştırma

Cümleyi pay fiilinin doğal biçimiyle tamamlayın: The meal looked cheap, but we ended up ____ more than expected.

Cevabı göster

paying

Roshni's Housing Trust has been painting houses in cities all over India.

4:37

Roshni'nin Konut Vakfı, Hindistan'ın her yerindeki şehirlerde evleri boyuyor.

In Jodhpur,

4:43

Jodhpur'da,

a city on the edge of the Thar Desert, Kültür

4:43

Thar Çölü'nün kenarındaki bir şehir,

Kültür

on the edge of the Thar Desert: bir şehrin konumunu belirtme

On the edge of the Thar Desert, şehri çölün dış sınırında ya da bu sınıra çok yakın bir yerde konumlandırır. Buradaki edge, keskin bir bıçak ağzını değil, coğrafi bir bölgenin dış kısmını ifade eder. Thar Çölü ağırlıklı olarak Hindistan'ın kuzeybatısında yer alır. Bu konum ayrıntısı, haberde sıcak ve kuru koşulların neden önemli olduğunu açıklamaya yardımcı olur; yer adı böylece yararlı bir arka plan bilgisine dönüşür.

Alıştırma

“a city on the edge of the Thar Desert” ifadesinde hangi konum anlatılıyor?

  1. Çölün orta kısmının içinde
  2. Çöle yakın, ancak sınırda olduğu belirtilmeyen bir yerde
  3. Çölün dış sınırında veya bu sınıra çok yakın bir yerde
Cevabı göster

Çölün dış sınırında veya bu sınıra çok yakın bir yerde

they painted an entire slum, Kelime

4:46

bütün bir gecekondu mahallesini boyadılar,

a poor and crowded area of the city with very bad housing conditions.

4:48

şehrin, çok kötü konut koşullarına sahip yoksul ve kalabalık bir bölgesini.

Kelime

an entire slum: eksiksiz kapsam ve hassas bir toplumsal terim

An entire slum, bir yoksul mahallenin tamamı anlamına gelir. Entire, kapsamın eksiksiz olduğunu vurgular: yalnızca birkaç binayı değil, bütün bölgeyi boyadılar. Slum, barınma koşulları çok kötü olan, yoksul ve kalabalık bir kentsel bölgedir. Virgülden sonraki sözler slum sözcüğünü izleyici için tanımlar; bu nedenle ifade, işin büyüklüğünü göstermenin yanı sıra toplumsal bir bağlam da verir.

Alıştırma

Örnekteki an entire slum ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Barınma koşulları çok kötü olan yoksul ve kalabalık bir kentsel bölgenin tamamı
  2. Barınma koşulları ne olursa olsun bir banliyönün tamamı
  3. Sıradan bir mahalledeki tek bir bina
Cevabı göster

Barınma koşulları çok kötü olan yoksul ve kalabalık bir kentsel bölgenin tamamı

What's more, Anlatım akışı

4:53

Dahası,

Anlatım akışı

Daha güçlü bir ek nokta bağlayan What's more

What's more, “buna ek olarak” ya da “daha da önemlisi” anlamına gelen kalıplaşmış bir bağlayıcıdır. Burada, az önce söylenen noktayı güçlendiren başka bir yararı tanıtır. Neyin “daha fazla” olduğunu soran bir soru değildir. Bilgiyi aşamalı biçimde düzenler: Bir destekleyici noktayı, mesaja daha fazla ağırlık katan başka bir nokta izler.

Alıştırma

What's more burada ne işe yarıyor? The app is easy to use. What's more, it is free.

  1. Dinleyiciden başka bir özellik söylemesini ister.
  2. İlk noktayla çelişen bir noktayı tanıtır.
  3. Aynı mesajı destekleyen başka bir nokta ekler.
Cevabı göster

Aynı mesajı destekleyen başka bir nokta ekler.

the Trust subsidizes the paint,

4:53

Vakıf boyayı sübvanse ediyor,

meaning they pay part of the cost.

4:55

yani maliyetin bir kısmını onlar karşılıyor.

So even the poorest families can afford it. Anlatım akışı

4:58

Böylece en yoksul aileler bile bunu karşılayabiliyor.

Anlatım akışı

even the poorest families can afford it: uç bir durumu vurgulamak

even the poorest families can afford it ifadesinde even, ödeme yapabilmesi en düşük ihtimal gibi görünen grubu vurgular. Sonuç bu uç durum için bile geçerliyse konuşan kişi, sonucun çok geniş bir insan kitlesine ulaştığını ima ederek iddiasını güçlendirir. Yeniden kullanılabilir yapı even + beklenmedik ya da uç bir kişi veya grup + bir ifadedir. Genellikle “beklemiyor olsan da bu onlar için de geçerli” anlamına gelir. Burada can afford it, ödeme yapacak kadar paraya sahip olmak demektir.

Alıştırma

Bu cümlede even neyi gösteriyor? The path is so easy that even young children can walk it.

  1. Bütün çocuklar her yolu aynı derecede kolay bulur.
  2. Küçük çocuklar, bunu yapması daha az beklenen ama yine de yapabilen bir grup olarak sunulur.
  3. Yolda yalnızca küçük çocukların yürümesine izin verilir.
Cevabı göster

Küçük çocuklar, bunu yapması daha az beklenen ama yine de yapabilen bir grup olarak sunulur.

It's a great example of Indians skillfully finding ways of adapting to the heat. Kalıp ifadeler

5:01

Bu, Hintlilerin sıcağa uyum sağlamanın yollarını ustaca bulmalarının harika bir örneği.

Kalıp ifadeler

finding ways of adapting to the heat: sıcağa uyum sağlamanın yollarını bulmak

“Finding ways of doing something”, bir şeyi yapmak için yöntem veya strateji aramak demektir. Buradaki “finding ways of adapting”, insanların yalnızca uyum sağladığını belirtmekten çok, nasıl karşılık vereceklerini bulma sürecini vurgular. “Adapt to”, belirli bir koşul altında başarılı biçimde yaşayabilir veya çalışabilir hâle gelmek demektir. “Adapting to the heat” ifadesinde to, uyum gerektiren koşulu tanıtan bir edattır. Tam yapı, içinde adapt to bulunan find ways of + -ing biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi adapt fiilinin doğru biçimi ve edatıyla tamamlayın: People are finding ways of ____ the heat.

Cevabı göster

adapting to

A modern version of 'jaali'

5:06

'jaali'nin modern bir versiyonu

you could say. Ton ve niyet

5:08

diyebiliriz.

Ton ve niyet

you could say: bir karşılaştırmayı yumuşatmak

Bir ifadenin sonunda kullanılan “you could say”, “bunu böyle tanımlamak makul olur” anlamına gelir. Kullanılan sözlerin kesin bir tanım değil, bir yorum olduğunu göstererek karşılaştırmayı veya özeti yumuşatır. Burada önceki ifadeye yorum getirir. Dinleyiciden konuşmasını istemez; you genel anlamdadır ve konuşan kişi kendi tanımını daha ölçülü hâle getirir.

Alıştırma

“It is a fresh start, you could say,” cümlesinde konuşan kişi dinleyiciye konuşma izni veriyor.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

So what was the answer to your question, Beth?

5:09

Peki senin sorunun cevabı neydi Beth?

Was my idea that 'jaali' is a honeycomb pattern used for windows correct?

5:11

'jaali'nin pencereler için kullanılan petek deseni olduğu fikrim doğru muydu?

It was the correct answer.

5:17

Doğru cevaptı.

'Jaali' is a honeycomb design with many small holes

5:19

'jaali', üzerinde birçok küçük delik bulunan petek şeklinde bir tasarımdır,

set into wooden or stone windows. Öbek fiiller

5:23

ahşap veya taş pencerelere yerleştirilir.

Öbek fiiller

set into: yapının bir parçası olarak içine gömülü

Bu cümlede set into, “başka bir yapının içine gömülmüş veya sabitlenmiş” anlamına gelir. Küçük delikleri ve onların oluşturduğu jaali desenini, pencerenin yanına konmuş bir şey olarak değil, ahşap ya da taş pencerenin bir parçası olarak gösterir. Set into wooden or stone windows, holes sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacı yapısıdır ve holes that are set into wooden or stone windows şeklinde açılabilir. Buradaki set, bir zaman belirlemeyi veya cihaz ayarlamayı değil, yerleştirip sabitlemeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle ışıkların duvara gömülü ve duvar yapısının bir parçası olduğunu anlatır?

  1. The lights were placed beside the wall.
  2. The lights were hung above the wall.
  3. The lights were set into the wall.
Cevabı göster

The lights were set into the wall.

The small holes keep out the sunlight Öbek fiiller

5:26

Küçük delikler güneş ışığını dışarıda tutar

and cool down the air coming in. Öbek fiiller

5:29

ve içeri giren havayı soğutur.

Öbek fiiller

keep out: bir şeyin içeri girmesini engellemek

Keep out, “bir şeyin içeri girmesini veya bir sınırdan geçmesini engellemek” anlamına gelir. Bu cümlede küçük delikler, güneş ışığının pencereden içeri girmesini engeller. Out, yalnızca yeri belirten ayrı bir sözcük değil, öbek fiilin bir parçasıdır. Bu ifade bir sınır oluşturur ve sözü edilen şeyi dışarıda tutar.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “içeri girmesini engellemek” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Thick curtains help ____ the afternoon sun.

Cevabı göster

keep out

Öbek fiiller

coming in: “burası” kabul edilen alana girmek

Burada coming in, “mekânın içine girmek” anlamına gelir. Hava dışarıdan içeriye doğru hareket etmektedir. the air coming in ad öbeğinde coming in, air sözcüğünden sonra gelir ve hangi havanın soğutulduğunu belirtir. Bu yapı, the air that is coming in ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Come, “burası” olarak kabul edilen veya o anda ilginin merkezinde olan yerin bakış açısından anlaşılır. Bu yer, konuşanın fiziksel olarak bulunduğu yer olmak zorunda değildir. Bu bağlamda air ile kullanılan ifade, havanın binanın içine fiziksel olarak girmesini anlatır; moda veya popüler hâle gelmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir odanın içindesin ve kapının altından soğuk havanın girdiğini hissediyorsun. Hangi cümle senin bakış açına en uygundur?

  1. Cold air is going in under the door.
  2. Cold air is going out under the door.
  3. Cold air is coming in under the door.
Cevabı göster

Cold air is coming in under the door.

Okay, it's time to recap the vocabulary

5:31

Pekala, kelimeleri tekrarlama zamanı

we've learned in this program,

5:34

bu programda öğrendiğimiz,

starting with sweat.

5:35

ter (sweat) ile başlayalım.

Passing salty water through the skin to stay cool.

5:37

Serin kalmak için tuzlu suyun ciltten atılması.

Ventilation is the movement of fresh air.

5:41

Havalandırma (ventilation), temiz havanın dolaşımıdır.

A power cut is an interruption in the supply of electricity.

5:44

Elektrik kesintisi (power cut), elektrik tedarikindeki bir aksamadır.

A daily wage earner is a worker who earns money on a day-to-day basis.

5:49

Yevmiyeli işçi (daily wage earner), parasını günübirlik kazanan işçidir.

A slum is a very poor and crowded area of a city.

5:54

Gecekondu mahallesi (slum), bir şehrin çok yoksul ve kalabalık bölgesidir.

And finally,

5:58

Ve son olarak,

if you subsidize something,

5:58

eğer bir şeyi sübvanse ederseniz (subsidize),

you pay part of its cost.

6:00

onun maliyetinin bir kısmını ödersiniz.

Once again,

6:02

Bir kez daha,

our six minutes are up.

6:03

altı dakikamız doldu.

Goodbye for now.

6:04

Şimdilik hoşça kalın.

Bye.

6:05

Görüşürüz.

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

6:07

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.