Spagetti Kırmanın AĞIR ÇEKİMDEKİ Sırrı - Smarter Every Day 127: İngilizce çalışma notları

SmarterEveryDay

Öğrenme zorluğu
1.247 kelime 213 kel/dk

Video özeti: Destin, saniyede 250.000 karede spagettinin zincirleme kırılmasının titreşimden değil, eğrilik ve ters torkun geciktirdiği düzleşmeden kaynaklandığını gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “it's no surprise that” — Kalıplaşmış ifade: önceki kanıtı beklenen sonuca bağlayın; makullüğü kanıtla karıştırmayın. 2. “sheds some light into what's going on here.” — Mecazlı ifade: shed light sözünü “açıklığa kavuşturmak” olarak anlayın ve standart shed light on biçimini seçin. 3. “If the whole rod were to release at one time, it'd be fine,” — Dil bilgisi: were to ve would ile varsayımsal mekanizmayı gerçek süreçle karşılaştırın.

Bu derste

Looks good to me.

0:00

Bana iyi görünüyor.

Nice.

0:02

Güzel.

Hey, it's me Destin.

0:04

Hey, ben Destin.

Welcome back to Smarter Every Day.

0:04

Smarter Every Day'e tekrar hoş geldiniz.

So, I'm going to show you something today that's fascinating.

0:06

Bugün size çok etkileyici bir şey göstereceğim.

If you take a normal piece of dry spaghetti,

0:08

Eğer normal bir kuru spagetti parçası alırsanız,

you can do this in your home,

0:11

ki bunu evinizde de yapabilirsiniz,

and you bend it right up until the point it breaks. Kalıp ifadeler

0:12

ve onu kırılma noktasına gelene kadar bükerseniz.

Kalıp ifadeler

right up until: kesin bir bitiş noktasını vurgulamak

Burada right up until, “bir şeyin gerçekleştiği kesin ana kadar aralıksız olarak” anlamına gelir. Bükme hareketi daha önce durmaz ve kırılma noktasına kadar devam eder. Buradaki right, “sağ” yönü değil, vurgulama işlevi taşıyan bir zarftır. right up until + zaman, olay veya sınır yapısı, bitiş noktasının kesinliğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi kesin bir bitiş noktasını vurgulayan üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: We kept rehearsing ____ the doors opened.

Cevabı göster

right up until

It doesn't do what you think it should. Dilbilgisi

0:15

Olması gerektiğini düşündüğünüz şeyi yapmaz.

Dilbilgisi

what you think it should: eksiltili bir what yan tümcesi

what you think it should ifadesindeki what, “... olan şey veya eylem” anlamına gelir. what yan tümcesinin tamamı do fiilinin nesnesidir: gerçekte yaptığı şey, yapmasını beklediğiniz şeyden farklıdır. Should sonrasında do fiili söylenmez çünkü cümlenin önceki bölümünden zaten anlaşılır. Tam düşünce what you think it should do şeklindedir. Burada should, bir şeyin nasıl davranmasının beklendiğini ifade eder; ahlaki bir yükümlülük bildirmez.

Alıştırma

“It doesn't do what you think it should,” cümlesinde “what you think it should” ne anlama gelir?

  1. bir yükümlülüğü olduğunu söyleyen bir kural
  2. onun davranması gerektiğini düşünmenizin nedeni
  3. onun yapmasını beklediğiniz şey veya eylem
Cevabı göster

onun yapmasını beklediğiniz şey veya eylem

It doesn't break into two pieces.

0:16

İki parçaya ayrılmaz.

It breaks into three.

0:18

Üç parçaya ayrılır.

It happens almost every time.

0:21

Bu hemen hemen her seferinde olur.

You see that?

0:22

Görüyor musunuz?

That broke out of the middle.

0:23

Ortadan kırıldı.

Today on Smarter Every Day,

0:24

Bugün Smarter Every Day'de,

we're going to wait till the kids finish their dinner,

0:25

çocukların akşam yemeklerini bitirmelerini bekleyeceğiz,

and then we're going to break out the Phantom V1610 and record this at a quarter million frames per second. Öbek fiiller

0:27

ve sonra Phantom V1610'u çıkarıp bunu saniyede çeyrek milyon kare ile kaydedeceğiz.

Öbek fiiller

Özel ekipmanı çıkarıp kullanma anlamındaki “break out”

Burada break out, özel veya saklanan bir eşyayı çıkarıp kullanmaya başlamak demektir. Nesne doğrudan öbek fiilden sonra gelir: break out the Phantom V1610. Bu kullanım, eşyanın etkileyici, özel bir durum için saklanmış veya normal ekipmandan farklı olduğu izlenimini verir. Kameranın kaçtığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede break out, özel bir ekipmanı çıkarıp kullanmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The prisoner tried to break out before sunrise.
  2. The forecast is clear, so let's break out the telescope.
  3. Running in the heat can make some people break out.
  4. A small fire broke out in the kitchen.
Cevabı göster

The forecast is clear, so let's break out the telescope.

And we're going to unravel the secret of why spaghetti shatters the way it does. Deyimler

0:32

Ve spagettinin neden bu şekilde parçalandığının sırrını çözeceğiz.

Deyimler

Gizli bir nedeni çözmek için “unravel the secret of why”

Unravel sözcüğünün gerçek anlamı dolaşmış ipleri çözmektir. Burada ise zor bir soruyu, gizli neden açıklığa kavuşana kadar araştırmayı anlatan bir mecazdır. unravel the secret of why spaghetti shatters ifadesinde of why, çözülmekte olan soruyu, yani spagettinin neden bu şekilde parçalandığını belirtir. Secret burada gizli tutulması gereken özel bilgi değil, henüz anlaşılmamış bir nedendir.

Alıştırma

Hangi ifade, karmaşık ve gizli bir nedeni aşamalı olarak çözme anlamını en güçlü biçimde verir?

  1. find out why
  2. reveal why
  3. unravel the secret of why
  4. ask why
Cevabı göster

unravel the secret of why

You're getting smarter every day.

0:38

Her geçen gün daha da akıllanıyorsunuz.

If you haven't already run to the kitchen, Dilbilgisi

0:43

Eğer hala mutfağa koşmadıysanız,

do that now.

0:45

şimdi gidin.

Dilbilgisi

If you haven't already ... do that now: henüz yapmadıysan şimdi yap

If you haven't already ifadesi bir koşul sunar: dinleyici o ana kadar eylemi hâlâ tamamlamamış olabilir. Burada already, olumsuz present perfect yapı olan haven't run içinde yer alır; koşma eyleminin kesinlikle gerçekleştiği anlamına gelmez. Do that now, run to the kitchen eyleminin tamamına gönderme yapar ve bir talimat verir. Yeniden kullanılabilen kalıp If you haven't already + geçmiş zaman ortacı ..., do that now biçimindedir.

Alıştırma

Talimatı dersteki iki parçalı kalıbın aynısıyla tamamlayın: ____ saved your work, ____.

Cevabı göster

If you haven't already · do that now

Grab some spaghetti and goggle up cuz science is about to happen. Dilbilgisi

0:46

Biraz spagetti alın ve gözlüklerinizi takın çünkü bilim birazdan başlıyor.

Dilbilgisi

is about to happen: gerçekleşmek üzere

Is about to happen, bir olayın çok yakında, genellikle önümüzdeki birkaç dakika ya da saniye içinde gerçekleşmesinin beklendiğini söylemek için be about to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. About to yakın gelecek bildiren sabit bir ifadedir; burada about, hakkında anlamına gelmez. Bu cümlede konuşmacı beklenti yaratır: bilim etkinliği başlamak üzeredir. be biçimi özneye ve zamana göre değişir: it is about to happen; they were about to leave.

Alıştırma

Hangi cümle etkinliğin önümüzdeki birkaç dakika içinde başlayacağını en açık şekilde belirtir?

  1. The show starts every Friday.
  2. The show might start next year.
  3. The show is about to start.
Cevabı göster

The show is about to start.

One at a time,

0:50

Her seferinde bir tane,

grab a noodle on both ends and bend it until it breaks.

0:50

bir makarnayı iki ucundan tutun ve kırılana kadar bükün.

You'll notice that the majority of the noodles break into more than two pieces.

0:54

Makarnaların büyük çoğunluğunun ikiden fazla parçaya ayrıldığını fark edeceksiniz.

Now,

0:57

Şimdi,

you might not think this is a big deal, Anlatım akışı

0:57

bunun o kadar da önemli olmadığını düşünebilirsiniz,

but it's a really big deal.

0:59

ama aslında çok önemli.

Anlatım akışı

Önemli olmadığını düşünebilirsiniz... ama aslında çok önemli

Bu cümle iki parçalı bir düzeltme çerçevesi kullanır: you might not think... dinleyicinin muhtemel tepkisini önceden dile getirir, but ise konuşanın buna karşıt değerlendirmesini sunar. Big deal ifadesinin tekrarlanması, bu dönüşü izlemeyi kolaylaştırır. Buradaki a big deal, ticari bir anlaşma değil, önemli veya ciddi bir şey demektir. Bu yapı, dikkati beklenen zayıf değerlendirmeden konuşanın vurgulamak istediği asıl noktaya taşır.

Alıştırma

Hangi cümle, dinleyicinin bir şeyi küçümseyebileceğini önce kabul edip ardından bu görüşü güçlü biçimde düzeltiyor?

  1. You might think the delay is serious, so there is nothing more to explain.
  2. The delay is a big deal, and everyone already knows it.
  3. You might not think the delay is a big deal, but it's a really big deal.
Cevabı göster

You might not think the delay is a big deal, but it's a really big deal.

You see, it's really easy to understand why bending a rod makes it break into two pieces. Dilbilgisi

1:01

Bakın, bir çubuğu bükmenin onu neden iki parçaya ayırdığını anlamak çok kolaydır.

Dilbilgisi

makes it break: make + nesne + fiilin yalın hâli

makes it break ifadesinde make ettirgen işlevdedir: çubuğu bükmek onun kırılmasına neden olur. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir; bu nedenle it nesne, break ise fiilin yalın hâlidir. Etken bir cümlede make sonrasında to kullanılmaz: makes it break denir, makes it to break denmez. Bu yapı doğrudan bir nedeni veya sonucu anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi make + nesne + fiilin yalın hâli yapısıyla tamamlamak için make / the plastic / melt sözcüklerini kullanın: Too much heat can ____.

Cevabı göster

make the plastic melt

The bottom is in compression, Kelime

1:06

Alt kısım sıkışır,

and the top is in tension.

1:07

ve üst kısım gerilir.

Kelime

in compression ... in tension: basma ve çekme durumu

Burada in compression bir parçanın sıkıştırıldığını, in tension ise çekildiğini veya uzatıldığını anlatır. in edatı her parçanın mekanik durumunu belirtir. Bir kiriş veya çubuk büküldüğünde bu terimler sık sık birlikte kullanılır: bir taraf basma altında kısalırken karşı taraf çekme altında uzar. Buradaki tension, duygusal gerginlik değil fiziksel bir kuvvet durumudur.

Alıştırma

Mühendislik cümlesini nottaki iki teknik ifadeyle tamamlayın: In a bent beam, the squeezed side is ____, and the stretched side is ____.

Cevabı göster

in compression · in tension

When the tension on the top exceeds the maximum allowable tensile stress, Kelime

1:09

Üst kısımdaki gerilim izin verilen maksimum çekme gerilimini aştığında,

Kelime

maximum allowable tensile stress: izin verilen maksimum çekme gerilmesi

maximum allowable tensile stress ifadesinde ana isim stress sözcüğüdür. Tensile, gerilmenin çekmeden kaynaklandığını; allowable, malzeme veya tasarım sınırınca izin verildiğini; maximum ise izin verilen en yüksek değeri belirtir. Niteleyiciler anlamı sağdan sola daraltır: önce tensile stress, sonra allowable tensile stress ve son olarak maximum allowable tensile stress. Bu cümlede üst sınırın aşılması, ardından anlatılan kırılmaya yol açar.

Alıştırma

Çekmeden kaynaklanan izin verilmiş en yüksek gerilme anlamındaki dört sözcüklü mühendislik terimiyle cümleyi tamamlayın: The cable must stay below its ____.

Cevabı göster

maximum allowable tensile stress

it rips it in half,

1:12

ortadan ikiye yırtılır,

and you're left with only two pieces of the rod left. Kalıp ifadeler

1:13

ve geriye sadece çubuğun iki parçası kalır.

Kalıp ifadeler

you're left with: geriye kalan sonuç

You're left with, bir eylem veya değişiklikten sonra elinde tutacağın ya da ilgileneceğin bir şeyin kalması demektir. Eylemi değil, son sonucu öne çıkarır; özne, geriye kalan şeye sahip olan kişi, grup veya şeydir. Burada you're, you are kısaltmasıdır; left ise leave fiilinin geçmiş ortaç hâlidir. Bu ifade sol tarafta olmayı anlatmaz; sonunda elinde çubuğun yalnızca iki parçasının kaldığını söyler.

Alıştırma

Boşluğu doğal İngilizce kelime grubuyla doldurun: After the cleanup, you're ____ only a few boxes.

Cevabı göster

left with

So, why is spaghetti different?

1:16

Peki, spagetti neden farklı?

Something else is happening here.

1:19

Burada başka bir şey oluyor.

The simple act of snapping spaghetti has stumped brilliant scientists for years, Kelime

1:20

Spagetti kırmanın bu basit eylemi yıllarca parlak bilim insanlarını şaşkına çevirdi,

Kelime

stumped: çözememek veya açıklayamamak

Burada stumped bir fiildir ve birini bir şeyi çözemeyecek veya açıklayamayacak duruma getirmek anlamına gelir. The simple act of snapping spaghetti has stumped brilliant scientists cümlesinde eylem öznedir ve brilliant scientists bu eylemden etkilenen kişilerdir; has stumped etken çatıda present perfect yapısındadır, edilgen değildir. Bu kelime genellikle birinin cevap bulmasını engelleyen bir problem, soru veya gizem için kullanılır. Birini yalnızca kararsız bırakmaktan daha güçlüdür; kişinin konuyu çözemediğini veya açıklayamadığını vurgular.

Alıştırma

Bu cümleyi en iyi hangi kelime tamamlar? The last riddle ___ the whole team, so nobody could explain it.

  1. stumped
  2. solved
  3. impressed
  4. confused
Cevabı göster

stumped

including Richard Feynman,

1:24

ki bunlara Richard Feynman da dahil,

who, as you might know,

1:25

hani şu belki de bildiğiniz,

was on the theoretical physics team during the Manhattan project and also won a Nobel Prize for physics in 1965. Kültür

1:26

Manhattan Projesi sırasında teorik fizik ekibinde yer alan ve 1965'te fizik dalında Nobel Ödülü kazanan adam.

Kültür

Manhattan Projesi sırasındaki teorik fizik ekibi

Manhattan Projesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD öncülüğünde yürütülen ve ilk atom bombalarını geliştiren gizli programın kod adıydı. Buradaki project, tarihî bir özel adın parçasıdır; Manhattan'daki sıradan bir inşaat projesini ifade etmez. the theoretical physics team during the Manhattan Project ifadesi, Feynman'ı bu savaş dönemi bilimsel çalışmasına katkıda bulunan bir teorik fizikçi olarak tanıtır. Bu cümlede söz konusu geçmiş, spagetti teorisi ele alınmadan önce onun fizikteki otoritesini ortaya koyar.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade Feynman hakkında ne anlatıyor?

  1. New York şehrinde bir inşaat projesini yönetti.
  2. ABD öncülüğündeki savaş dönemi atom bombası programında teorik fizik alanında çalıştı.
  3. Nobel Ödülü'nü kazandıktan sonra bir okul fizik kulübüne katıldı.
Cevabı göster

ABD öncülüğündeki savaş dönemi atom bombası programında teorik fizik alanında çalıştı.

Everyone accepts that Richard Feynman was a genius.

1:32

Herkes Richard Feynman'ın bir dahi olduğunu kabul eder.

So, it's no surprise that his theory about why spaghetti snaps into multiple pieces makes a lot of sense. Kalıp ifadeler

1:34

Bu yüzden, spagettinin neden birden fazla parçaya koptuğuyla ilgili teorisinin çok mantıklı olması şaşırtıcı değil.

Kalıp ifadeler

it's no surprise that: beklenen bir sonuç

it's no surprise that + yan cümle kalıbı, ardından gelen ifadeyi daha önce verilen bilgilere dayanan beklenen bir sonuç olarak sunar. Burada it's, it is anlamına gelir; no surprise ise sonucun bildiklerimizle uyumlu olduğunu belirtir. Konuşanın ilgilenmediği anlamına gelmez. Bu cümlede Feynman'ın fizikteki olağanüstü geçmişi, spagettinin kırılmasına ilişkin açıklamasının mantıklı olmasını beklenir hâle getirir. İfade, önceki kanıt ile sonucu birbirine bağlar.

Alıştırma

Sonucun beklendiğini belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The team had rehearsed for weeks, so ____ their presentation went smoothly.

Cevabı göster

it's no surprise that

Kalıp ifadeler

makes a lot of sense: çok mantıklı olmak

Bu cümlede makes a lot of sense, teorinin çok mantıklı ve ikna edici göründüğünü belirtir. Özne olan theory tekildir; bu yüzden make fiili -s alır: theory makes. A lot, make sense ifadesinin derecesini güçlendirir; burada a lot of öbeği sense sözcüğünü nitelemiyor. Make sense, bir fikrin, açıklamanın veya planın eldeki bilgilerle uyumlu ve kolay anlaşılır olup olmadığını değerlendirir. Bu ifade tek başına teorinin doğruluğunun kanıtlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle yeni programın çok mantıklı göründüğünü söylüyor?

  1. The new schedule makes a lot of sense.
  2. The new schedule takes a lot of time.
  3. The new schedule needs a lot of changes.
Cevabı göster

The new schedule makes a lot of sense.

If you tried it by now yourself,

1:39

Eğer bunu şimdiye kadar kendiniz denediyseniz,

you know that when you snap it,

1:41

kırdığınızda,

you feel this little vibration in your fingers.

1:42

parmaklarınızda küçük bir titreşim hissettiğinizi bilirsiniz.

He thought that this vibration,

1:44

O, bu titreşimin,

if it was significant enough, Dilbilgisi

1:45

eğer yeterince güçlü olursa,

could excite the remaining spaghetti sufficiently so that it would cause a secondary fracture on down the rod.

1:47

geriye kalan spagettiyi yeterince uyararak çubuk boyunca ikincil bir kırılmaya neden olabileceğini düşündü.

Dilbilgisi

significant enough ... sufficiently so that: yeterli derece ve sonuç

Significant enough yapısında enough sıfattan sonra gelir. Burada significant, genel anlamda önemli değil, fiziksel bir etki yaratacak kadar büyük veya güçlü demektir. Enough, ulaşılması gereken eşiği gösterir. Sufficiently, excite fiilini niteler ve yeterli bir derecede anlamına gelir. So that, bu dereceye ulaşmanın olası sonucunu, yani başka bir kırılmayı anlatır. Böylece iki bölüm, gerekli dereceden sonuca uzanan bir zincir kurar.

Alıştırma

Cümleyi derece bildiren iki sözcükle tamamlayın. Önce sıfattan sonra yaygın sözcüğü, ardından so that önünde daha resmî olan zarfı kullanın: The motor was powerful ____ to lift the gate and raised the gate ____ so that people could walk underneath.

Cevabı göster

enough · sufficiently

To test this theory, Anlatım akışı

1:53

Bu teoriyi test etmek için,

Anlatım akışı

To test this theory: amacı ve bir sonraki adımı belirtmek

To test this theory ifadesinde to + fiilin yalın hâli amaç bildirir: ardından gelen eylemin neden yapıldığını açıklar. Burada theory, sınanan fikirdir; başka bir şeyi sınamak için kullanılan bir araç değildir. Bu ifade cümlenin başına geldiğinde daha önce ortaya atılan iddiayı ardından gelen yöntemle bağlar. Açıklamalarda yaygın olan kalıp şudur: To + verb ..., subject + action.

Alıştırma

“To test this theory, the team changed one variable,” cümlesinde başlangıç ifadesinin işlevi nedir?

  1. Bir değişkeni değiştirmenin amacını belirtir.
  2. Bir değişkeni değiştirmenin sonucunu bildirir.
  3. Teorinin bir değişkeni sınayacağını söyler.
Cevabı göster

Bir değişkeni değiştirmenin amacını belirtir.

Feynman and a friend decided to snap spaghetti underwater

1:54

Feynman ve bir arkadaşı, spagettiyi su altında kırmaya karar verdiler,

to dampen out this vibration. Öbek fiiller

1:57

bu titreşimi sönümlemek için.

Öbek fiiller

dampen out: bir titreşimi sönüp kaybolacak şekilde azaltmak

Bu cümlede dampen out, enerjisini emerek titreşimi azaltmak ve ideal olarak ortadan kaybolana kadar sönümlemek anlamına gelir. Out, etkiyi bir son noktaya doğru bastırma anlamı ekler. Dampen ayrıca bir şeyi hafifçe ıslatmak anlamına da gelebilir, ancak burada hedeflenen anlam bu değildir. Spagetti su altında olsa da suyun amacı titreşimi zayıflatmaktır.

Alıştırma

Cümleyi “titreşimi sönüp kaybolacak şekilde azaltmak” anlamındaki iki kelimelik tam ifadeyle tamamlayın: Rubber mounts help ____ vibrations from the motor.

Cevabı göster

dampen out

They were surprised to find out that when they snapped it underwater,

1:59

Onu su altında kırdıklarında,

it still seemed to break into multiple pieces.

2:01

hala birden fazla parçaya ayrıldığını görünce çok şaşırdılar.

So, here we are.

2:04

İşte buradayız.

If a smart dude like Richard Feynman can't figure this out,

2:05

Eğer Richard Feynman gibi zeki bir adam bunu çözemiyorsa,

what chance do we have? Ton ve niyet

2:08

bizim ne şansımız var?

Ton ve niyet

Retorik soru what chance do we have?

Buradaki what chance do we have? sözde soru biçiminde kullanılan retorik bir sorudur. Gerçek bir sayı veya olasılık tahmini istemez. Muhtemelen çok az şansımız olduğunu ya da hiç şansımız olmadığını anlatır. if yan cümlesi bir karşılaştırma kurar: Richard Feynman gibi bir uzman bile sorunu çözemiyorsa sıradan insanların başarılı olması daha da düşük bir ihtimal gibi görünür. Bu bağlamda soru, konuşanın denemeyi bırakacağını duyurmak yerine kendisiyle alay eden bir tonla merak yaratır.

Alıştırma

Deneyimli bir teknisyen bir cihazı tamir edemiyor. Biri If she can't fix it, what chance do we have? diyor. Bu soru neyi ima eder?

  1. Devam etmeden önce kesin bir yüzdeye ihtiyacımız var.
  2. Uzman teknisyenden daha yüksek bir şansımız var.
  3. Uzman bile başarısız olduğu için başarılı olma ihtimalimiz düşük.
Cevabı göster

Uzman bile başarısız olduğu için başarılı olma ihtimalimiz düşük.

So, we're going to figure this out in my kitchen.

2:09

Bu yüzden, bunu benim mutfağımda çözeceğiz.

This is what we're doing.

2:11

Şöyle yapıyoruz.

My wife brought home all kinds of different pasta for me at my request. Kalıp ifadeler

2:12

Karım benim isteğim üzerine eve her çeşit farklı makarna getirdi.

Kalıp ifadeler

at my request: benim isteğim üzerine

At my request, bir şeyi benim yapılmasını istemem nedeniyle anlamına gelir. Bu edat grubu eylemi neyin başlattığını açıklar: eş, konuşanın isteğine karşılık olarak makarnayı eve getirmiştir. Yapı at + iyelik belirleyicisi veya iyelik biçimindeki isim + request şeklindedir; at her request ve at the manager's request buna örnektir. because I asked ifadesinden daha kısa ve biraz daha resmîdir.

Alıştırma

Değişikliği isteyen kişinin ben olduğumu hangi cümle açıkça söylüyor?

  1. The appointment was moved to Monday at my request.
  2. The appointment can be moved to Monday on request.
  3. The appointment was moved before my request.
Cevabı göster

The appointment was moved to Monday at my request.

I've got them taken out here,

2:17

Onları buraya çıkardım,

and we're running an experiment with this high-speed camera.

2:18

ve bu yüksek hızlı kamerayla bir deney yapıyoruz.

It's a Phantom V1610.

2:21

Bu bir Phantom V1610.

We have a lamp set up, Dilbilgisi

2:23

Bir lamba kurduk,

Dilbilgisi

have a lamp set up: hazır sonuç durumuna odaklanma

Bu cümlede have + nesne + geçmiş zaman ortacı, önceden oluşmuş bir sonuç durumunu anlatır: lamba kurulmuştur ve kullanıma hazırdır. Odak, lambayı kimin kurduğunda değil, lambanın şu anki durumundadır. Başka bağlamlarda aynı yapı ettirgen bir anlam da taşıyabilir; yani bir kişi eylemin yapılmasını ayarlar. Yorumu bağlam belirler: hazır olma durumundan söz edilmesi sonuç durumu anlamını, bir kişi, son tarih veya gelecek planının belirtilmesi ise ettirgen anlamı destekleyebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede have + nesne + geçmiş zaman ortacı, ekipmanın zaten hazır olduğunu en açık biçimde anlatır?

  1. We have the microphones set up, so we can start recording.
  2. We will set up the microphones after lunch.
  3. We have a technician set up the microphones every Monday.
Cevabı göster

We have the microphones set up, so we can start recording.

and we're just going to sit and break pasta and observe.

2:25

ve sadece oturup makarna kırıp gözlemleyeceğiz.

I looked all over the internet,

2:28

İnternetin altını üstüne getirdim,

and the fastest research imagery I could find was 4,000 frames per second. Dilbilgisi

2:29

ve bulabildiğim en hızlı araştırma görüntüsü saniyede 4.000 kareydi.

Dilbilgisi

the fastest research imagery I could find: that sözcüğünün çıkarıldığı ilgi cümleciği

Bu ifade, üstünlük bildiren ad öbeği + sınırlayıcı ilgi cümleciği biçiminde kurulmuştur: the fastest research imagery + (that) I could find. İlgi cümleciğinde eksik olan öğe find fiilinin nesnesidir; bu nedenle that çıkarılabilir. I could find cümleciği arama kapsamını sınırlar. Dünyadaki tüm araştırma görüntüleri içinde değil, konuşanın bulabildikleri içinde en hızlı olanı anlatır. Buradaki fastest, saniyedeki kare sayısı gibi görüntü yakalama hızını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede üstünlük bildiren bir ad öbeğinden sonra nesne görevindeki ilgi zamirinin çıkarıldığı bir ilgi cümleciği gelir?

  1. This is the clearest photo that showed the damage.
  2. This is the clearest photo that I could find.
  3. This is the clearest photo I could find.
Cevabı göster

This is the clearest photo I could find.

So, in order to further science, Dilbilgisi

2:34

Bu yüzden bilimi ilerletmek adına,

Dilbilgisi

in order to: amacı açıkça belirtmek

In order to bir eylemin amacını belirtir. Burada planlanan eylemin amacı further science, yani bilimi ilerletmektir; ifade bir sıra veya düzen anlatmaz. Kalıp in order to + fiilin yalın hâlidir: in order to further. Amaç bildiren tek başına to kullanımından daha açıktır ve böylece amaç ile eylem arasındaki bağı netleştirir.

Alıştırma

Cümleyi amacı açıkça belirten üç sözcüklük İngilizce ifadeyle tamamlayın: We checked the map twice ____ avoid getting lost.

Cevabı göster

in order to

we're going to start out at least 18,000 frames per second,

2:35

en az saniyede 18.000 kare ile başlayacağız,

which surely should tell us something, right?

2:38

bu kesinlikle bize bir şeyler söylemeli, değil mi?

Woah.

2:45

Vay canına.

That was fast.

2:46

Bu hızlıydı.

Okay, I couldn't even tell which fracture happened first.

2:48

Tamam, hangi kırılmanın önce gerçekleştiğini bile anlayamadım.

We'll zoom it back in and go frame by frame. Kalıp ifadeler

2:50

Yakınlaştırıp kare kare izleyeceğiz.

Kalıp ifadeler

frame by frame: her seferinde bir video karesi

Frame by frame, her seferinde bir video karesini incelemek anlamına gelir. Konuşmacı videoyu yalnızca normal hızda izlemek yerine görüntüyü yakınlaştırıp her kareyi ayrı ayrı incelemeyi planlıyor. İsim + by + aynı isim kalıbı, birer birer veya aşamalı ilerlemeyi gösterebilir: frame by frame, step by step, day by day. Tam anlam kullanılan isme bağlıdır.

Alıştırma

The coach reviewed the recording frame by frame. Burada frame by frame ne anlama geliyor?

  1. Bir resim çerçevesinin içinde
  2. Yalnızca ilk ve son görüntüler
  3. Her seferinde bir video karesi
Cevabı göster

Her seferinde bir video karesi

Yeah, it's way too fast.

2:56

Evet, hala çok hızlı.

Both fractures happen at what seems to be the same time. Dilbilgisi

2:58

İki kırılma da aynı anda olmuş gibi görünüyor.

Dilbilgisi

at what seems to be the same time: aynı zaman gibi görünen anda

Burada what seems to be the same time, at edatından sonra gelen bir isim yan cümlesidir. What bir soru sormaz; gözlemlenen zamanı, yani iki kırılma için de aynı görünen bir anı belirtir. Seems to be, iddiayı ihtiyatlı tutar. Görüntüler olayların eş zamanlı olduğunu düşündürür, ancak kanıt bunu kesinleştirmez. Bu kalıbı, bir görünümü doğrulanmış gerçek gibi sunmadan aktarmak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümle, zamanlamanın kanıtlandığını iddia etmeden görünen sonucu dikkatli biçimde aktarır?

  1. The second light flashed after the first.
  2. The two lights flashed at what seems to be the same time.
  3. The two lights flashed at exactly the same time.
Cevabı göster

The two lights flashed at what seems to be the same time.

Let's look at another piece that breaks up even more

3:01

Daha da fazla parçalanan başka bir parçaya bakalım

and see if it sheds some light into what's going on here. Deyimler

3:03

ve burada neler olduğuna dair biraz ışık tutup tutmadığını görelim.

Deyimler

sheds some light into... ve standart shed light on kullanımı

Shed light on something, “bir şeyi daha anlaşılır hâle getirmek” veya “onu açıklamaya yardımcı olmak” anlamına gelen bir benzetmedir. Bu cümlede konuşan kişi, yeni parçanın kırılma süreci hakkında kanıt sağlamasını umuyor. Some light iddiayı daha ölçülü yapar: tam cevap vermese de biraz yardımcı olabilir. Örnekte sheds some light into kullanılıyor. Amaçlanan anlam açıktır, ancak özenli konuşma ve yazıda standart kullanım sheds some light on what's going on here biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi “açıklamaya yardımcı olmak” anlamındaki standart deyimle tamamlayın: The new photographs may ____ how the bridge was damaged.

Cevabı göster

shed light on

What?

3:09

Ne?

It's like all the fracture points are happening at the exact same time,

3:09

Sanki tüm kırılma noktaları tam olarak aynı anda gerçekleşiyor,

which is crazy cuz we're well below a millisecond timescale here. Kalıp ifadeler

3:13

ki bu çılgınca çünkü burada milisaniye ölçeğinin çok altındayız.

Kalıp ifadeler

well below: bir değerin veya eşiğin çok altında

Bu cümlede well below, çok altında veya çok daha az anlamına gelir. Zaman ölçeği yalnızca bir milisaniyenin altında değildir; arada büyük bir fark vardır. Buradaki well, below sözcüğünün derecesini güçlendiren bir zarftır. Bu yapı bir ölçümü sayı, sınır, ortalama veya eşik değeriyle karşılaştırırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Güvenlik sınırı 100 birim, ölçüm ise yalnızca 20 birimdir. Ölçümü en iyi hangi ifade anlatır?

  1. well above the limit
  2. just below the limit
  3. well below the limit
Cevabı göster

well below the limit

I'm not really sure what the researchers were seeing at 4,000 frames per second,

3:17

Araştırmacıların saniyede 4.000 kare hızında ne gördüklerinden pek emin değilim,

but I'm not seeing it.

3:20

ama ben onu görmüyorum.

So, let's bump this thing up to 40,000 frames per second, Öbek fiiller

3:21

Bu yüzden bunu saniyede 40.000 kareye çıkaralım,

which is 10 times faster than any research paper I've read. Dilbilgisi

3:24

bu, okuduğum hiçbir araştırma makalesindekinden 10 kat daha hızlı.

Öbek fiiller

bump this thing up to: bir ayarı yeni bir değere yükseltmek

Bu cümlede bump this thing up to, bu ayarı şu değere yükseltmek anlamına gelir. Konuşmacı, kare hızı ayarını yeni değeri saniyede 40.000 kare olacak şekilde değiştirecektir. Tekrar kullanılabilen yapı bump + nesne + up to + hedef değer şeklindedir. Nesne bir zamirse bump ile up arasına gelir: bump it up to 40,000.

Alıştırma

Bu gündelik isteği bump ... up to kullanarak tamamlayın: “Can we ____ the budget ____ $5,000?”

Cevabı göster

bump · up to

Dilbilgisi

10 times faster than: çarpan + karşılaştırma sıfatı + than kalıbı

10 times faster than ifadesinde 10 times çarpanı verir, faster karşılaştırma sıfatıdır, than ise karşılaştırma ölçütünü tanıtır. Burada anlatılmak istenen, saniyede 40.000 karenin saniyede 4.000 karelik karşılaştırma hızının yaklaşık on katı olduğudur. Aktarılabilir kalıp çarpan + karşılaştırma sıfatı + than şeklindedir; three times larger than veya five times faster than gibi kullanılır. İki şey arasındaki farkın büyüklüğünü vurgular.

Alıştırma

Cümleyi çarpan + karşılaştırma sıfatı + than kalıbıyla tamamlayın: The upgraded scanner works five ____ the older model.

Cevabı göster

times faster than

Hmm.

3:33

Hımm.

Okay, so we're starting to learn something.

3:34

Tamam, bir şeyler öğrenmeye başlıyoruz.

I can at least tell that the right side broke first,

3:35

En azından önce sağ tarafın kırıldığını söyleyebilirim,

but both still seemed to be happening within a 100 microseconds of each other,

3:38

ama ikisi de hala birbirinden 100 mikrosaniye içinde gerçekleşiyor gibi görünüyor,

which is really, really fast.

3:41

ki bu gerçekten, gerçekten hızlı.

Also, let's start to watch the rotation direction of the broken pieces.

3:43

Ayrıca, kırık parçaların dönüş yönünü izlemeye başlayalım.

Let's watch another one and see if vibration has anything to do with that second fracture. Kalıp ifadeler

3:47

Bir sonrakine bakalım ve titreşimin o ikinci kırılmayla bir ilgisi var mı görelim.

Kalıp ifadeler

has anything to do with: olası bir bağlantıyı sorma

has anything to do with ifadesinde have something to do with, “bir şeyle bağlantılı olmak” veya “bir şeyin nedeni olmak” anlamına gelir. Anything kullanılmasının nedeni, if ile başlayan yan cümlenin dolaylı bir evet-hayır sorusu olmasıdır. Konuşan kişi titreşimin ikinci kırılmayla bağlantılı olup olmadığını test ediyor; bağlantı olduğunu iddia etmiyor. Herhangi bir bağlantının var olup olmadığını sorarken veya merak ederken have ya da has anything to do with kullanın. Üçüncü tekil şahıs öznesiyle has, diğer öznelerle have kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, bağlantı olduğunu iddia etmeden bir bağlantının var olup olmadığını soruyor?

  1. The new setting has nothing to do with the error.
  2. Could the new setting have anything to do with the error?
  3. The new setting has something to do with the error.
Cevabı göster

Could the new setting have anything to do with the error?

No.

3:57

Hayır.

In fact, it appears that the longer rods aren't even vibrating on the same timescale. Anlatım akışı

3:57

Aslında, daha uzun çubuklar aynı zaman ölçeğinde bile titreşmiyor gibi görünüyor.

Anlatım akışı

In fact, it appears that: temkinli bir düzeltme

In fact, konuşanın önceki bir düşünceyi düzelttiğini ya da beklentiden farklı bir yönü kanıtlarla güçlendirdiğini gösterir. Sıradaki noktanın önemli bir kanıt olduğunu belirterek açıklamayı ilerletir. It appears that, sonraki yargıyı gözleme dayalı geçici bir sonuç olarak tutar: görünen örüntü bunu düşündürür, ancak sonuç kesin olarak kanıtlanmış biçimde sunulmaz. İki çerçeve birlikte, kanıtların şaşırtıcı bir yönü gösterdiğini fakat sonucun hâlâ temkinli olduğunu belirtir.

Alıştırma

Önceki bir varsayımı düzeltirken yeni sonucu geçici tutmak için dersteki iki parçalı yapıyı aynen kullanın: ____, ____ the smaller battery lasts longer.

Cevabı göster

In fact · it appears that

Here's something, though.

4:02

Ama bakın ne var.

If you look, the smaller broken pieces,

4:03

Bakarsanız, daha küçük kırık parçalar,

when they start to rotate,

4:05

dönmeye başladıklarında,

always seem to rotate away from the first fracture.

4:06

her zaman ilk kırılmadan uzağa doğru dönüyor gibi görünüyor.

The back, however, appears to be breaking downwards.

4:10

Ancak arka taraf aşağı doğru kırılıyor gibi görünüyor.

It's almost as if the spaghetti is trying to straighten itself out, Notlar

4:13

Neredeyse spagetti kendi kendini düzeltmeye çalışıyor gibi,

Öbek fiiller

straighten itself out: kendi kendine yeniden düzleşmek

Burada straighten itself out, “yeniden düz hâle gelmek” demektir. Spagetti eğridir ve sonra daha düz bir şekle doğru hareket eder. Fiil kalıbı straighten + nesne + out şeklindedir. Straighten itself out ifadesinde itself, spaghetti sözcüğüne dönen bir dönüşlülük zamiridir; dolayısıyla aynı şey hem değişimin öznesi hem de değişimden etkilenen nesnesidir. Başka bağlamlarda straighten out “bir sorunu çözmek” anlamına gelebilir, ancak bu cümle fiziksel bir değişimi anlatır.

Alıştırma

Posterin kendi kendine düz hâle geldiğini anlatan tam straighten ... out kalıbıyla cümleyi tamamlayın: After I unrolled the poster, it slowly ____.

Cevabı göster

straightened itself out

but it can't overcome its own mass.

4:16

ama kendi kütlesinin üstesinden gelemiyor.

Dilbilgisi

It's almost as if: yumuşatılmış, mecazlı bir benzetme

It's almost as if bir izlenim veya benzetme getirir: ardından gelen ifade olası bir açıklamaya benzer, ancak konuşan bunun kelimesi kelimesine doğru olduğunu ileri sürmez. Almost benzetmeyi daha da yumuşatır ve bir şeyin görünüşte buna çok yakın olduğunu anlatır. Burada trying, spagettiye insana özgü bir niyet verir. Bu yapı, sözlerin hareketi gözde canlandırmak için kullanılan bir kişileştirme olarak anlaşılması gerektiğini gösterir; spagettinin ne yapacağına karar verebildiği iddiası değildir.

Alıştırma

Hangi cümle bir izlenimi anlatırken bunun kelimesi kelimesine doğru olmayabileceğini de gösterir?

  1. It's almost as if the clock is refusing to move.
  2. The clock has proved that it can think.
  3. The clock is refusing to move on purpose.
Cevabı göster

It's almost as if the clock is refusing to move.

Buckle your seat belt cuz we're going to a quarter million frames per second. Deyimler

4:18

Kemerlerinizi bağlayın çünkü saniyede çeyrek milyon kareye çıkıyoruz.

Deyimler

Buckle your seat belt: eğlenceli bir hazırlanma işareti

Buckle your seat belt, sözcük anlamıyla birine emniyet kemerini bağlamasını söyleyen bir emir cümlesidir. Burada ise bir yolculuk başlamıyor. Sunucu bu ifadeyi eğlenceli biçimde get ready, yani “hazır olun” anlamında kullanıyor. İfade, saniyede 250.000 kareye ani geçişten önce heyecan yaratır. Medyada ve konuşmalarda bu tür güvenlik ifadeleri, hızlı, yoğun veya şaşırtıcı bir şey gerçekleşmek üzereyken dramatik bir geçiş görevi görebilir.

Alıştırma

Yargılayın: Bir bilim videosunda sunucu, “Buckle your seat belt—we're about to watch the action at 250,000 frames per second.” diyor. Sunucu büyük olasılıkla gerçek anlamda bir araç güvenliği talimatı veriyor.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Man,

4:28

Dostum,

we had to go way faster than I thought we would to get this answer, Dilbilgisi

4:29

bu cevabı almak için düşündüğümden çok daha hızlı gitmemiz gerekti,

Dilbilgisi

way faster than I thought we would yapısı

Karşılaştırma biçimi faster’dan önce kullanılan way, “çok” veya “büyük ölçüde” anlamını verir. Burada way faster, çok daha hızlı demektir; way bir yol ya da yön anlamına gelmez. Than ile başlayan yan cümle, gerçek hızı beklenen hızla karşılaştırır. I thought we would ifadesinde would’dan sonra go fiili anlaşılır. Anlam açık olduğunda İngilizcede yardımcı fiilden sonra tekrarlanan fiil sıkça düşürülür.

Alıştırma

Bu cümlede way faster than I thought we would ne anlama geliyor?

  1. Tam olarak beklediğimiz hızda hareket ettik.
  2. Beklediğimizden çok daha hızlı hareket etmek zorunda kaldık.
  3. Planladığımızdan farklı bir rota seçtik.
Cevabı göster

Beklediğimizden çok daha hızlı hareket etmek zorunda kaldık.

but there it is. Ton ve niyet

4:31

ama işte orda.

Ton ve niyet

Görünür bir sonucu bildiren There it is.

There it is, aranan bir nesnenin, yanıtın veya kanıtın artık görünür olduğunu bildiren bir sunma ifadesidir. Yalnızca konumu belirtmek yerine dikkati sonuca yöneltir. It zamiri, durumdan ne olduğu zaten anlaşılan belirli bir şeye gönderme yapmalıdır. İfade bulma, fark etme veya doğrulama anını gösterebilir: konuşan kişi herkesin artık hedefi görebildiğini bildirir.

Alıştırma

Bir grafik sonunda aradığınız örüntüyü gösteriyor. Artık onu görebildiğinizi doğal biçimde hangi cümle duyurur?

  1. There it is.
  2. There is a chart.
  3. Here you are.
Cevabı göster

There it is.

I mean, it's not vibration.

4:33

Yani, bu titreşim değil.

It's the curvature of the spaghetti as it straightens out.

4:34

Spagettinin düzelirken oluşturduğu eğrilik.

Think about it this way. Anlatım akışı

4:38

Şöyle düşünün.

Anlatım akışı

Bakış açısını değiştiren geçiş ifadesi Think about it this way

Think about it this way, dinleyiciden durup bir fikri anlamak için yeni bir çerçeve kullanmasını isteyen bir geçiş ifadesidir. Buradaki this way, fiziksel bir yönü değil, “bu bakış açısından” ya da “birazdan gelecek açıklama biçimiyle” anlamını taşır. Bu ifade genellikle bir benzetmeden, daha basit bir modelden veya adım adım açıklamadan önce kullanılır. Bilgiyi düzenler ve daha açık bir bakış açısının geleceğini bildirir.

Alıştırma

Think about it this way ifadesinde this way neyi belirtir?

  1. Dinleyicinin gözlerinin bakacağı fiziksel yön
  2. Fikri anlamanın belirli bir yolu
  3. Sonucu hemen kabul etme emri
Cevabı göster

Fikri anlamanın belirli bir yolu

The entire spaghetti rod is under torque, Kelime

4:39

Tüm spagetti çubuğu tork altındadır,

right?

4:41

değil mi?

Kelime

Dönme yükünü anlatan under torque

Under torque, çubuğun tork etkisi altında olduğunu, yani bir eksen çevresinde dönme veya burulma etkisi yaşadığını belirtir. under + isim yapısı, under pressure veya under tension örneklerinde olduğu gibi etkin bir yükün ya da etkinin oluşturduğu durumu anlatır. Torque herhangi bir kuvvet değildir. Bir kuvvetin dönme etkisini özel olarak belirtir; bu nedenle under torque, çubuğun dönmesine veya burulmasına yol açan bir yük altında olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir motor, bir mili kendi ekseni çevresinde burarak döndürüyor. Milin mekanik durumunu en iyi hangi cümle açıklar?

  1. It is under torque.
  2. It is under compression.
  3. It is under tension.
Cevabı göster

It is under torque.

Because of this torque, it bends in a curve.

4:42

Bu tork nedeniyle kıvrılır.

And when a break occurs,

4:44

Ve bir kırılma meydana geldiğinde,

the side near the break is now free from torque.

4:45

kırılmanın yakınındaki taraf artık torktan kurtulmuştur.

But there's still this counter torque built up in the rod. Öbek fiiller

4:49

Ancak çubuğun içinde hala birikmiş bir karşı tork vardır.

Öbek fiiller

built up: zamanla birikmiş bir durum

Burada built up, zamanla birikmiş ve hâlâ çubuğun içinde depolanmış olan karşı torku anlatır. Birinin torku “inşa ettiği” anlamına gelmez. Built, build fiilinin past participle biçimidir. counter torque built up in the rod ifadesinde ortaç öbeği counter torque ifadesini niteler ve onun mevcut durumunu anlatır. Aynı öbek fiil Pressure builds up ve Twisting the rod builds up torque cümlelerinde de kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi build up ifadesinin past participle biçimiyle tamamlayın: After repeated twisting, elastic energy is ____ in the band.

Cevabı göster

built up

So, it starts to straighten itself out from left to right,

4:52

Bu yüzden, kendisini soldan sağa doğru düzeltmeye başlar,

rotating up and straightening out along the way. Kalıp ifadeler

4:54

bu sırada yukarı doğru döner ve düzelir.

Kalıp ifadeler

along the way: bir süreç sırasında

Burada along the way, “değişim olurken” ya da “süreç devam ederken” anlamındadır. Spagetti serbest kalma sürecinde dönüp düzleşir; way gerçek bir yol değildir. Bu ifade gerçek bir yolculuğu ya da buradaki gibi bir görev veya değişim boyunca ilerlenen mecazi yolu anlatabilir. Genellikle süreç bitmeden gerçekleşen ikinci bir olay, sonuç veya keşif ekler.

Alıştırma

“Süreç sırasında” anlamına gelen ifadeyi seçin: We changed our plan several times and learned a lot ___.

  1. along the way
  2. on the way
  3. by the way
Cevabı göster

along the way

Because the spaghetti on the left is already straightened out

4:57

Soldaki spagetti zaten düzelmiş olduğu

and the spaghetti on the right is still curved,

4:59

ve sağdaki spagetti hala eğri olduğu için,

the point where they meet is now even more curved,

5:01

buluştukları nokta artık daha da eğridir,

which causes the spaghetti to bend beyond the minimum failure radius.

5:03

bu da spagettinin minimum kopma yarıçapının ötesinde bükülmesine neden olur.

This results in a fracture. Kalıp ifadeler

5:07

Bu bir kırılmayla sonuçlanır.

Kalıp ifadeler

result in + sonuç

Bu cümlede result in, “neden olmak” veya “yol açmak” anlamındadır. This az önce açıklanan durumu, a fracture ise ortaya çıkan sonucu belirtir. Nedenden sonuca ilerlemek için result in + isim veya isim öbeği yapısını kullanın: neden → sonuç. Özne bir kişi ya da kasıtlı bir eylem olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Cümleyi nedenden sonuca işaret eden, result ile kurulan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: A blocked vent can ____ overheating.

Cevabı göster

result in

It's like one side doesn't get the message fast enough. Deyimler

5:09

Sanki bir taraf mesajı yeterince hızlı alamıyor gibi.

Deyimler

doesn't get the message fast enough ifadesinde kişileştirme

Get the message genellikle “iletileni anlamak” anlamına gelir. Burada gerçek bir mesaj gönderilmez. Konuşan kişi, nesnenin bir tarafını değişikliği yeterince çabuk öğrenemiyormuş gibi göstererek kişileştirir. Fast enough, “süreç için gereken hızda” anlamına gelir. Bu benzetme, değişikliğin malzeme içinde yayılmasındaki gecikmeyi, iletişimin geç ulaşması gibi kolayca canlandırılabilen bir görüntüye dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: During the dance, my feet didn't get the message fast enough. Benzetme ne anlama geliyor?

  1. Ayaklarım çok yavaş tepki verdi.
  2. Ayaklarım bir kısa mesaj aldı.
  3. Şarkının adını unuttum.
Cevabı göster

Ayaklarım çok yavaş tepki verdi.

If the whole rod were to release at one time, Dilbilgisi

5:12

Tüm çubuk enerjiyi aynı anda serbest bıraksaydı,

it'd be fine, but it doesn't.

5:14

sorun olmazdı, ama öyle olmuyor.

Dilbilgisi

If ... were to ..., it'd ... varsayım kalıbı

If yan cümlesi, gerçek mekanizmadan farklı bir durumu hayal eder: çubuğun tamamındaki gerilimin aynı anda boşalması. Were to + fiilin yalın hâli, geçmiş bir olayı değil, uzak veya varsayımsal bir koşulu anlatır. Sonuç cümlesindeki it'd be fine, bu hayalî koşul altında sorun olmayacağı anlamına gelir. Kalıp if + özne + were to + fiil, özne + would + fiil şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî varsayım yapısıyla tamamlayın: If the backup system ____ fail, the main server would keep running.

Cevabı göster

were to

It breaks itself apart along the way.

5:15

Düzelirken kendi kendini parçalara ayırıyor.

Every time you have a new break,

5:18

Her yeni kırılma olduğunda,

the process starts all over again. Kalıp ifadeler

5:19

süreç baştan başlıyor.

Kalıp ifadeler

start all over again: tamamen en baştan başlamak

Start all over again, tüm sürece en baştan yeniden başlamak demektir. All sözcüğü anlamı güçlendirir; süreç ortasından devam etmiyordur. Burada her yeni kırılma aynı sürecin yeniden başlamasına yol açar. Bu ifade, bir hata, kesinti veya başarısız denemeden sonra bir işi baştan yapmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

“The process starts all over again,” cümlesindeki starts all over again ne anlama gelir?

  1. Süreç kalıcı olarak sona erer.
  2. Süreç aynı noktadan devam eder.
  3. Tüm süreç en baştan yeniden başlar.
Cevabı göster

Tüm süreç en baştan yeniden başlar.

This physical phenomenon is called a cascading fracture. Kelime

5:21

Bu fiziksel olaya basamaklı kırılma denir.

Kelime

cascading fracture: zincirleme kırılmalar

cascading fracture ifadesinde fracture fiziksel kırılma olayını, cascading ise kırılmaların sırayla yayılmasını anlatır. Bir kırılma başka bir bölgedeki gerilimi yoğunlaştırır ve orada bir sonraki kırılma meydana gelir. Bu yüzden ifade, tek başına gerçekleşen bir kırılmayı değil, birbirini tetikleyen kırılmalar zincirini belirtir. Burada bu ifade bir olgunun adıdır. Birçok çatlağın tam olarak aynı anda ortaya çıktığı anlamına gelmez. Daha genel olarak cascading, bir arıza ya da olayın ilişkili başka olayları art arda tetiklemesini anlatır.

Alıştırma

A break that triggers more breaks in sequence is called a ____.

Cevabı göster

cascading fracture

Until recently, the math behind this phenomenon wasn't very well understood.

5:24

Yakın zamana kadar bu fenomenin arkasındaki matematik pek iyi anlaşılamamıştı.

But, I did find a really cool French research paper on the topic,

5:28

Ancak konu hakkında gerçekten harika bir Fransız araştırma makalesi buldum,

as well as a neat simulation created by some Norwegian petroleum engineers. Kalıp ifadeler

5:31

ve bazı Norveçli petrol mühendisleri tarafından oluşturulmuş düzgün bir simülasyon.

Kalıp ifadeler

as well as: tamamlayıcı bir öğe eklemek

cascading fracture ifadesinde fracture fiziksel kırılmayı, cascading ise kırılmaların sırayla yayılmasını anlatır. Bir kırılma başka bir bölgedeki gerilimi yoğunlaştırır ve orada bir sonraki kırılma meydana gelir. Bu nedenle ifade, tek başına gerçekleşen bir kırılmayı değil, birbirini tetikleyen kırılmalar zincirini belirtir. Burada as well as, ilk öğeye ikinci bir kişi, nesne veya eylem ekleyen bir bağlama ifadesidir. Konuşmacı Fransız araştırma makalesini ana keşif, Norveçli mühendislerin simülasyonunu ise ek bir keşif olarak sunar.

Alıştırma

Which sentence uses as well as to add a second item as supplementary information?

  1. because of
  2. as well as
  3. instead of
Cevabı göster

as well as

To my knowledge, though, the video that we just watched gives more insight into this physical phenomenon Notlar

5:35

Bildiğim kadarıyla, az önce izlediğimiz video bu fiziksel olaya,

than anything else that's ever been done.

5:40

bugüne kadar yapılmış her şeyden daha fazla ışık tutuyor.

Anlatım akışı

To my knowledge, though: bir iddiayı sınırlayıp ödünleme yapmak

To my knowledge, ardından gelen iddiayı sınırlar. Şu anda sahip olduğum bilgilere göre demektir; bu, hiçbir şüpheye yer bırakmadan kanıtlandı demek değildir. Konuşanın bilgi sınırını gösterir. Though bir ödünleme ekler: konuşan daha önceki çalışmaları veya başka kanıtları kabul eder, ancak yine de ardından gelen daha güçlü karşılaştırmayı yapar. Bu iki söylem işareti birlikte, güçlü bir iddiayı daha az kesin hâle getirir ve onu önceki karşıt noktayla ilişkilendirir.

Alıştırma

Yalnızca şu anki bilginize dayalı olgusal bir iddia ortaya koyarken daha önce belirtilen karşıt bir noktayı da kabul etmek için en uygun başlangıç hangisidir?

  1. Without a doubt, no other team has repeated the result.
  2. In my opinion, therefore, no other team has repeated the result.
  3. To my knowledge, though, no other team has repeated the result.
Cevabı göster

To my knowledge, though, no other team has repeated the result.

Dilbilgisi

more insight into ... than anything else that's ever been done: geniş kapsamlı bir karşılaştırma

more insight into X than anything else kalıbı, sağladığı anlayış düzeyi bakımından bir kaynağı ilgili diğer tüm kaynakların üstüne yerleştirir. Insight into, X'i daha derinden anlama anlamına gelir; else ise mevcut kaynağı karşılaştırılan grubun dışında tutar. That's ever been done ilgi cümleciği anything else ifadesini niteler. That's burada that has demektir ve edilgen present perfect yapısı has ever been done, geçmişten şimdiye kadar herhangi bir zamanda tamamlanmış çalışmaları kapsar. Burada anything else, dünyadaki her nesneyi değil, diğer araştırma veya gözlemleri ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi dersteki geniş kapsamlı karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: This experiment gives ____ sleep ____ in our lab.

Cevabı göster

more insight into · than anything else that's ever been done

We just did it at a quarter of a million frames per second,

5:42

Bunu saniyede çeyrek milyon kare hızında kaydettik,

which is amazing.

5:45

bu inanılmaz.

So, there you go. Ton ve niyet

5:46

İşte böyle.

Ton ve niyet

there you go.:bir açıklamayı bitirmek için

Burada there you go. konuşmayı toparlayan bir ifadedir. Açıklamanın ardından sonucu açık ve kesin bir şey olarak sunar; yaklaşık olarak “cevap bu” veya “işleyiş böyle” anlamı verir. Bu ifade farklı durumlarda farklı işlevler üstlenebilir: Bir şeyi uzatırken, bir sonucu gösterirken ya da bir işi bitiren kişiyi cesaretlendirirken de kullanılabilir. Hangi anlamın kastedildiğini çevredeki hareket ve durum belirler.

Alıştırma

Bir kameranın hızlı bir olayı nasıl yakaladığını açıkladıktan sonra “So, there you go.” diyorsunuz. Burada there you go. ne işe yarıyor?

  1. Dinleyiciden açıklamayı tekrarlamasını ister.
  2. Sonucu açık ve anlaşılır göstererek açıklamayı toparlar.
  3. Yakında bulunan bir nesneyi gösterir.
  4. Dinleyiciye başka bir yere yürümesini söyler.
Cevabı göster

Sonucu açık ve anlaşılır göstererek açıklamayı toparlar.

The secret of snapping spaghetti is not just a party trick. Anlatım akışı

5:47

Spagettiyi kırmanın sırrı sadece bir parti numarası değildir.

Anlatım akışı

is not just a party trick.:bir gösteriyi yeniden çerçevelemek

Burada is not just a party trick. spagetti gösterisinin yalnızca eğlence olduğu düşüncesini reddeder. Yapı be + not just + isim öbeğidir: bir tanımı kabul eder, ardından konunun ek bir değeri veya amacı olduğunu söyler. Bu, bilgiyi düzenleyen bir kullanımdır. not just dar bir yorumu işaretler ve konuşanın dinleyicinin anlayışını genişletmek istediğini gösterir. Gösteri eğlenceli olabilir, ancak gerçek bir bilimsel mekanizmayı da ortaya koyar.

Alıştırma

Bir öğretmen şöyle diyor: “This model is not just a party trick; it shows how bridges carry weight.” Burada not just size ne anlatıyor?

  1. Modelin köprülerle bağlantılı olmadığını söyler.
  2. Herkesten modeli bir partide sergilemesini ister.
  3. Modelin yalnızca insanları eğlendirmek için olduğunu söyler.
  4. Modelin eğlenceli olabileceğini ama daha derin bir amacı da bulunduğunu söyler.
Cevabı göster

Modelin eğlenceli olabileceğini ama daha derin bir amacı da bulunduğunu söyler.

The next time you boil spaghetti,

5:50

Bir dahaki sefere spagetti kaynattığınızda,

be careful because you are about to explore the very edge of scientific knowledge. Deyimler

5:52

dikkatli olun çünkü bilimsel bilginin en uç noktasını keşfetmek üzeresiniz.

Deyimler

the very edge of scientific knowledge: bilimsel bilginin en uç sınırı

Burada the edge of scientific knowledge, bilimin zaten anladıklarıyla hâlâ bilinmeyenler arasındaki sınırı anlatan mekânsal bir benzetmedir. Gerçek bir fiziksel kenardan söz edilmez. The very, sınırın kesin ve en uç noktada olduğunu vurgular: mevcut anlayışın tam sınırındasınızdır. Bu anlatım, soyut bir araştırma sınırını yaklaşılabilen ve keşfedilebilen bir yer gibi hissettirir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Bilim insanlarının sorgulamasına izin verilmeyen kesin bir kural
  2. Bilimin bildikleriyle henüz bilinmeyenler arasındaki sınır
  3. Bilimsel bir aletin keskin fiziksel kenarı
Cevabı göster

Bilimin bildikleriyle henüz bilinmeyenler arasındaki sınır

So, thank you very much for watching this episode of Smarter Every Day.

5:57

Smarter Every Day'in bu bölümünü izlediğiniz için çok teşekkür ederim.

If you would like to get a book that talks about all the things that Richard Feynman studied,

6:00

Richard Feynman'ın üzerinde çalıştığı her şeyi anlatan bir kitap isterseniz,

I recommend an Audible book called Surely You're Joking,

6:05

Audible'dan Surely You're Joking, isimli kitabı öneririm.

Mr. Feynman.

6:08

Mr. Feynman.

I'm listening to it right now,

6:09

Şu anda onu dinliyorum,

and it's really good.

6:11

ve gerçekten çok iyi.

If you would like to support Smarter Every Day,

6:12

Eğer Smarter Every Day'i desteklemek isterseniz,

go to audible.com/smarter

6:14

audible.com/smarter adresine gidin

and download Surely You're Joking, Mr. Feynman,

6:16

ve Surely You're Joking, Mr. Feynman kitabını indirin,

and you would support Smarter Every Day,

6:19

böylece Smarter Every Day'i desteklemiş olursunuz,

and I would greatly appreciate that. Ton ve niyet

6:20

ve bundan büyük minnet duyarım.

Ton ve niyet

would greatly appreciate that: bunu gerçekten çok takdir ederim

Would appreciate, birinin yapacağı şeyin değerli veya memnuniyet verici olacağını nazikçe söylemenin bir yoludur. Burada would geçmiş zamanı göstermez; beklenen eylem diğer kişiye bağlı olduğu için ifadeyi yumuşatır. Greatly minnettarlığın derecesini artırır, that ise hemen önce sözü edilen eyleme gönderme yapar. Bu yapıda appreciate nesnesini doğrudan alır: appreciate that, appreciate your help veya appreciate it.

Alıştırma

Birinin gelecekteki yardımının sizin için önemli olacağını doğal ve nazik biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. If you can send the notes today, I would greatly appreciated that.
  2. If you can send the notes today, I would greatly appreciate for that.
  3. If you can send the notes today, I would greatly appreciate that.
Cevabı göster

If you can send the notes today, I would greatly appreciate that.

So, thank you very much.

6:22

Çok teşekkür ederim.

I'm Destin.

6:23

Ben Destin.

You're getting smarter every day.

6:24

Her geçen gün daha da akıllanıyorsunuz.

Have a good one. Kalıp ifadeler

6:26

İyi günler.

Kalıp ifadeler

Gündelik vedalaşma ifadesi olarak Have a good one.

Have a good one. samimi ve gündelik bir vedalaşma ifadesidir. Buradaki one belirli bir nesneyi değil, bundan sonraki zamanı veya durumu ifade eder; çoğu zaman günün kalanını, akşamı ya da hafta sonunu anlatır. Eksik bırakılan isim bağlamdan anlaşılır, bu yüzden genellikle one ile tam olarak neyin kastedildiğini sormak gerekmez. İfade, konuşma biterken karşınızdaki kişiye iyi dilek sunar.

Alıştırma

Bir kasiyer 'Thanks for stopping by. Have a good one.' diyor. Son cümle ne anlama gelir?

  1. Tam olarak hangi şeyi istediğini söyle.
  2. Bundan sonraki zamanının iyi geçmesini umuyorum.
  3. İyi bir ürün satın almanı umuyorum.
Cevabı göster

Bundan sonraki zamanının iyi geçmesini umuyorum.

You ever heard of Richard Feynman?

6:27

Richard Feynman'ı hiç duydun mu?

No.

6:29

Hayır.

No idea. Ton ve niyet

6:29

Hiçbir fikrim yok.

Ton ve niyet

Kısaltılmış yanıt olarak No idea.

No idea. konuşma dilinde I have no idea veya I don't know at all anlamına gelen kısaltılmış bir yanıttır. Soru, özneyi ve neyin bilinmediğini açık hâle getirdiği için özne ile fiil söylenmez. Tek başına yanıt olarak kullanıldığında doğrudan ve gündeliktir. Konuşanın tam olarak neyi bilmediği bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız 'Do you know where Maya left her backpack?' diye soruyor. Hiç bilmediğiniz anlamına gelen kısa ve gündelik yanıt hangisidir?

  1. Any idea?
  2. Good idea.
  3. No idea.
Cevabı göster

No idea.

No idea?

6:30

Hiçbir fikrin yok mu?

I have no idea who he is,

6:31

Kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yok,

but it sounds fine.

6:33

ama kulağa hoş geliyor.

Well, he is.

6:35

Evet, öyle.

He's a little different than daddy,

6:37

Babadan biraz farklı,

but he's a pretty smart awesome dude.

6:39

ama oldukça zeki ve harika bir adam.

Three.

6:42

Üç.

At least four.

6:46

En az dört.

I hope this video earned your subscription.

6:48

Umarım bu video aboneliğinizi kazanmıştır.

If not, just enjoy this confused fish.

6:50

Eğer kazanmadıysa, sadece bu kafası karışmış balığın tadını çıkarın.

Thanks.

6:52

Teşekkürler.