Spagetti Kırmanın AĞIR ÇEKİMDEKİ Sırrı - Smarter Every Day 127: İngilizce çalışma notları
SmarterEveryDay
Video özeti: Destin, saniyede 250.000 karede spagettinin zincirleme kırılmasının titreşimden değil, eğrilik ve ters torkun geciktirdiği düzleşmeden kaynaklandığını gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “it's no surprise that” — Kalıplaşmış ifade: önceki kanıtı beklenen sonuca bağlayın; makullüğü kanıtla karıştırmayın. 2. “sheds some light into what's going on here.” — Mecazlı ifade: shed light sözünü “açıklığa kavuşturmak” olarak anlayın ve standart shed light on biçimini seçin. 3. “If the whole rod were to release at one time, it'd be fine,” — Dil bilgisi: were to ve would ile varsayımsal mekanizmayı gerçek süreçle karşılaştırın.
Bu derste
So, I'm going to show you something today that's fascinating.
0:06Bugün size çok etkileyici bir şey göstereceğim.
and you bend it right up until the point it breaks. Kalıp ifadeler
0:12ve onu kırılma noktasına gelene kadar bükerseniz.
right up until: kesin bir bitiş noktasını vurgulamak
Burada right up until, “bir şeyin gerçekleştiği kesin ana kadar aralıksız olarak” anlamına gelir. Bükme hareketi daha önce durmaz ve kırılma noktasına kadar devam eder. Buradaki right, “sağ” yönü değil, vurgulama işlevi taşıyan bir zarftır. right up until + zaman, olay veya sınır yapısı, bitiş noktasının kesinliğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi kesin bir bitiş noktasını vurgulayan üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: We kept rehearsing ____ the doors opened.
Cevabı göster
right up until
It doesn't do what you think it should. Dilbilgisi
0:15Olması gerektiğini düşündüğünüz şeyi yapmaz.
what you think it should: eksiltili bir what yan tümcesi
what you think it should ifadesindeki what, “... olan şey veya eylem” anlamına gelir. what yan tümcesinin tamamı do fiilinin nesnesidir: gerçekte yaptığı şey, yapmasını beklediğiniz şeyden farklıdır. Should sonrasında do fiili söylenmez çünkü cümlenin önceki bölümünden zaten anlaşılır. Tam düşünce what you think it should do şeklindedir. Burada should, bir şeyin nasıl davranmasının beklendiğini ifade eder; ahlaki bir yükümlülük bildirmez.
Alıştırma
“It doesn't do what you think it should,” cümlesinde “what you think it should” ne anlama gelir?
- bir yükümlülüğü olduğunu söyleyen bir kural
- onun davranması gerektiğini düşünmenizin nedeni
- onun yapmasını beklediğiniz şey veya eylem
Cevabı göster
onun yapmasını beklediğiniz şey veya eylem
we're going to wait till the kids finish their dinner,
0:25çocukların akşam yemeklerini bitirmelerini bekleyeceğiz,
and then we're going to break out the Phantom V1610 and record this at a quarter million frames per second. Öbek fiiller
0:27ve sonra Phantom V1610'u çıkarıp bunu saniyede çeyrek milyon kare ile kaydedeceğiz.
Özel ekipmanı çıkarıp kullanma anlamındaki “break out”
Burada break out, özel veya saklanan bir eşyayı çıkarıp kullanmaya başlamak demektir. Nesne doğrudan öbek fiilden sonra gelir: break out the Phantom V1610. Bu kullanım, eşyanın etkileyici, özel bir durum için saklanmış veya normal ekipmandan farklı olduğu izlenimini verir. Kameranın kaçtığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede break out, özel bir ekipmanı çıkarıp kullanmak anlamında kullanılmıştır?
- The prisoner tried to break out before sunrise.
- The forecast is clear, so let's break out the telescope.
- Running in the heat can make some people break out.
- A small fire broke out in the kitchen.
Cevabı göster
The forecast is clear, so let's break out the telescope.
And we're going to unravel the secret of why spaghetti shatters the way it does. Deyimler
0:32Ve spagettinin neden bu şekilde parçalandığının sırrını çözeceğiz.
Gizli bir nedeni çözmek için “unravel the secret of why”
Unravel sözcüğünün gerçek anlamı dolaşmış ipleri çözmektir. Burada ise zor bir soruyu, gizli neden açıklığa kavuşana kadar araştırmayı anlatan bir mecazdır. unravel the secret of why spaghetti shatters ifadesinde of why, çözülmekte olan soruyu, yani spagettinin neden bu şekilde parçalandığını belirtir. Secret burada gizli tutulması gereken özel bilgi değil, henüz anlaşılmamış bir nedendir.
Alıştırma
Hangi ifade, karmaşık ve gizli bir nedeni aşamalı olarak çözme anlamını en güçlü biçimde verir?
- find out why
- reveal why
- unravel the secret of why
- ask why
Cevabı göster
unravel the secret of why
If you haven't already ... do that now: henüz yapmadıysan şimdi yap
If you haven't already ifadesi bir koşul sunar: dinleyici o ana kadar eylemi hâlâ tamamlamamış olabilir. Burada already, olumsuz present perfect yapı olan haven't run içinde yer alır; koşma eyleminin kesinlikle gerçekleştiği anlamına gelmez. Do that now, run to the kitchen eyleminin tamamına gönderme yapar ve bir talimat verir. Yeniden kullanılabilen kalıp If you haven't already + geçmiş zaman ortacı ..., do that now biçimindedir.
Alıştırma
Talimatı dersteki iki parçalı kalıbın aynısıyla tamamlayın: ____ saved your work, ____.
Cevabı göster
If you haven't already · do that now
Grab some spaghetti and goggle up cuz science is about to happen. Dilbilgisi
0:46Biraz spagetti alın ve gözlüklerinizi takın çünkü bilim birazdan başlıyor.
is about to happen: gerçekleşmek üzere
Is about to happen, bir olayın çok yakında, genellikle önümüzdeki birkaç dakika ya da saniye içinde gerçekleşmesinin beklendiğini söylemek için be about to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. About to yakın gelecek bildiren sabit bir ifadedir; burada about, hakkında anlamına gelmez. Bu cümlede konuşmacı beklenti yaratır: bilim etkinliği başlamak üzeredir. be biçimi özneye ve zamana göre değişir: it is about to happen; they were about to leave.
Alıştırma
Hangi cümle etkinliğin önümüzdeki birkaç dakika içinde başlayacağını en açık şekilde belirtir?
- The show starts every Friday.
- The show might start next year.
- The show is about to start.
Cevabı göster
The show is about to start.
grab a noodle on both ends and bend it until it breaks.
0:50bir makarnayı iki ucundan tutun ve kırılana kadar bükün.
You'll notice that the majority of the noodles break into more than two pieces.
0:54Makarnaların büyük çoğunluğunun ikiden fazla parçaya ayrıldığını fark edeceksiniz.
you might not think this is a big deal, Anlatım akışı
0:57bunun o kadar da önemli olmadığını düşünebilirsiniz,
Önemli olmadığını düşünebilirsiniz... ama aslında çok önemli
Bu cümle iki parçalı bir düzeltme çerçevesi kullanır: you might not think... dinleyicinin muhtemel tepkisini önceden dile getirir, but ise konuşanın buna karşıt değerlendirmesini sunar. Big deal ifadesinin tekrarlanması, bu dönüşü izlemeyi kolaylaştırır. Buradaki a big deal, ticari bir anlaşma değil, önemli veya ciddi bir şey demektir. Bu yapı, dikkati beklenen zayıf değerlendirmeden konuşanın vurgulamak istediği asıl noktaya taşır.
Alıştırma
Hangi cümle, dinleyicinin bir şeyi küçümseyebileceğini önce kabul edip ardından bu görüşü güçlü biçimde düzeltiyor?
- You might think the delay is serious, so there is nothing more to explain.
- The delay is a big deal, and everyone already knows it.
- You might not think the delay is a big deal, but it's a really big deal.
Cevabı göster
You might not think the delay is a big deal, but it's a really big deal.
You see, it's really easy to understand why bending a rod makes it break into two pieces. Dilbilgisi
1:01Bakın, bir çubuğu bükmenin onu neden iki parçaya ayırdığını anlamak çok kolaydır.
makes it break: make + nesne + fiilin yalın hâli
makes it break ifadesinde make ettirgen işlevdedir: çubuğu bükmek onun kırılmasına neden olur. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir; bu nedenle it nesne, break ise fiilin yalın hâlidir. Etken bir cümlede make sonrasında to kullanılmaz: makes it break denir, makes it to break denmez. Bu yapı doğrudan bir nedeni veya sonucu anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi make + nesne + fiilin yalın hâli yapısıyla tamamlamak için make / the plastic / melt sözcüklerini kullanın: Too much heat can ____.
Cevabı göster
make the plastic melt
in compression ... in tension: basma ve çekme durumu
Burada in compression bir parçanın sıkıştırıldığını, in tension ise çekildiğini veya uzatıldığını anlatır. in edatı her parçanın mekanik durumunu belirtir. Bir kiriş veya çubuk büküldüğünde bu terimler sık sık birlikte kullanılır: bir taraf basma altında kısalırken karşı taraf çekme altında uzar. Buradaki tension, duygusal gerginlik değil fiziksel bir kuvvet durumudur.
Alıştırma
Mühendislik cümlesini nottaki iki teknik ifadeyle tamamlayın: In a bent beam, the squeezed side is ____, and the stretched side is ____.
Cevabı göster
in compression · in tension
When the tension on the top exceeds the maximum allowable tensile stress, Kelime
1:09Üst kısımdaki gerilim izin verilen maksimum çekme gerilimini aştığında,
maximum allowable tensile stress: izin verilen maksimum çekme gerilmesi
maximum allowable tensile stress ifadesinde ana isim stress sözcüğüdür. Tensile, gerilmenin çekmeden kaynaklandığını; allowable, malzeme veya tasarım sınırınca izin verildiğini; maximum ise izin verilen en yüksek değeri belirtir. Niteleyiciler anlamı sağdan sola daraltır: önce tensile stress, sonra allowable tensile stress ve son olarak maximum allowable tensile stress. Bu cümlede üst sınırın aşılması, ardından anlatılan kırılmaya yol açar.
Alıştırma
Çekmeden kaynaklanan izin verilmiş en yüksek gerilme anlamındaki dört sözcüklü mühendislik terimiyle cümleyi tamamlayın: The cable must stay below its ____.
Cevabı göster
maximum allowable tensile stress
and you're left with only two pieces of the rod left. Kalıp ifadeler
1:13ve geriye sadece çubuğun iki parçası kalır.
you're left with: geriye kalan sonuç
You're left with, bir eylem veya değişiklikten sonra elinde tutacağın ya da ilgileneceğin bir şeyin kalması demektir. Eylemi değil, son sonucu öne çıkarır; özne, geriye kalan şeye sahip olan kişi, grup veya şeydir. Burada you're, you are kısaltmasıdır; left ise leave fiilinin geçmiş ortaç hâlidir. Bu ifade sol tarafta olmayı anlatmaz; sonunda elinde çubuğun yalnızca iki parçasının kaldığını söyler.
Alıştırma
Boşluğu doğal İngilizce kelime grubuyla doldurun: After the cleanup, you're ____ only a few boxes.
Cevabı göster
left with
The simple act of snapping spaghetti has stumped brilliant scientists for years, Kelime
1:20Spagetti kırmanın bu basit eylemi yıllarca parlak bilim insanlarını şaşkına çevirdi,
stumped: çözememek veya açıklayamamak
Burada stumped bir fiildir ve birini bir şeyi çözemeyecek veya açıklayamayacak duruma getirmek anlamına gelir. The simple act of snapping spaghetti has stumped brilliant scientists cümlesinde eylem öznedir ve brilliant scientists bu eylemden etkilenen kişilerdir; has stumped etken çatıda present perfect yapısındadır, edilgen değildir. Bu kelime genellikle birinin cevap bulmasını engelleyen bir problem, soru veya gizem için kullanılır. Birini yalnızca kararsız bırakmaktan daha güçlüdür; kişinin konuyu çözemediğini veya açıklayamadığını vurgular.
Alıştırma
Bu cümleyi en iyi hangi kelime tamamlar? The last riddle ___ the whole team, so nobody could explain it.
- stumped
- solved
- impressed
- confused
Cevabı göster
stumped
was on the theoretical physics team during the Manhattan project and also won a Nobel Prize for physics in 1965. Kültür
1:26Manhattan Projesi sırasında teorik fizik ekibinde yer alan ve 1965'te fizik dalında Nobel Ödülü kazanan adam.
Manhattan Projesi sırasındaki teorik fizik ekibi
Manhattan Projesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD öncülüğünde yürütülen ve ilk atom bombalarını geliştiren gizli programın kod adıydı. Buradaki project, tarihî bir özel adın parçasıdır; Manhattan'daki sıradan bir inşaat projesini ifade etmez. the theoretical physics team during the Manhattan Project ifadesi, Feynman'ı bu savaş dönemi bilimsel çalışmasına katkıda bulunan bir teorik fizikçi olarak tanıtır. Bu cümlede söz konusu geçmiş, spagetti teorisi ele alınmadan önce onun fizikteki otoritesini ortaya koyar.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade Feynman hakkında ne anlatıyor?
- New York şehrinde bir inşaat projesini yönetti.
- ABD öncülüğündeki savaş dönemi atom bombası programında teorik fizik alanında çalıştı.
- Nobel Ödülü'nü kazandıktan sonra bir okul fizik kulübüne katıldı.
Cevabı göster
ABD öncülüğündeki savaş dönemi atom bombası programında teorik fizik alanında çalıştı.
Everyone accepts that Richard Feynman was a genius.
1:32Herkes Richard Feynman'ın bir dahi olduğunu kabul eder.
So, it's no surprise that his theory about why spaghetti snaps into multiple pieces makes a lot of sense. Kalıp ifadeler
1:34Bu yüzden, spagettinin neden birden fazla parçaya koptuğuyla ilgili teorisinin çok mantıklı olması şaşırtıcı değil.
it's no surprise that: beklenen bir sonuç
it's no surprise that + yan cümle kalıbı, ardından gelen ifadeyi daha önce verilen bilgilere dayanan beklenen bir sonuç olarak sunar. Burada it's, it is anlamına gelir; no surprise ise sonucun bildiklerimizle uyumlu olduğunu belirtir. Konuşanın ilgilenmediği anlamına gelmez. Bu cümlede Feynman'ın fizikteki olağanüstü geçmişi, spagettinin kırılmasına ilişkin açıklamasının mantıklı olmasını beklenir hâle getirir. İfade, önceki kanıt ile sonucu birbirine bağlar.
Alıştırma
Sonucun beklendiğini belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The team had rehearsed for weeks, so ____ their presentation went smoothly.
Cevabı göster
it's no surprise that
makes a lot of sense: çok mantıklı olmak
Bu cümlede makes a lot of sense, teorinin çok mantıklı ve ikna edici göründüğünü belirtir. Özne olan theory tekildir; bu yüzden make fiili -s alır: theory makes. A lot, make sense ifadesinin derecesini güçlendirir; burada a lot of öbeği sense sözcüğünü nitelemiyor. Make sense, bir fikrin, açıklamanın veya planın eldeki bilgilerle uyumlu ve kolay anlaşılır olup olmadığını değerlendirir. Bu ifade tek başına teorinin doğruluğunun kanıtlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle yeni programın çok mantıklı göründüğünü söylüyor?
- The new schedule makes a lot of sense.
- The new schedule takes a lot of time.
- The new schedule needs a lot of changes.
Cevabı göster
The new schedule makes a lot of sense.
you feel this little vibration in your fingers.
1:42parmaklarınızda küçük bir titreşim hissettiğinizi bilirsiniz.
could excite the remaining spaghetti sufficiently so that it would cause a secondary fracture on down the rod.
1:47geriye kalan spagettiyi yeterince uyararak çubuk boyunca ikincil bir kırılmaya neden olabileceğini düşündü.
significant enough ... sufficiently so that: yeterli derece ve sonuç
Significant enough yapısında enough sıfattan sonra gelir. Burada significant, genel anlamda önemli değil, fiziksel bir etki yaratacak kadar büyük veya güçlü demektir. Enough, ulaşılması gereken eşiği gösterir. Sufficiently, excite fiilini niteler ve yeterli bir derecede anlamına gelir. So that, bu dereceye ulaşmanın olası sonucunu, yani başka bir kırılmayı anlatır. Böylece iki bölüm, gerekli dereceden sonuca uzanan bir zincir kurar.
Alıştırma
Cümleyi derece bildiren iki sözcükle tamamlayın. Önce sıfattan sonra yaygın sözcüğü, ardından so that önünde daha resmî olan zarfı kullanın: The motor was powerful ____ to lift the gate and raised the gate ____ so that people could walk underneath.
Cevabı göster
enough · sufficiently
To test this theory: amacı ve bir sonraki adımı belirtmek
To test this theory ifadesinde to + fiilin yalın hâli amaç bildirir: ardından gelen eylemin neden yapıldığını açıklar. Burada theory, sınanan fikirdir; başka bir şeyi sınamak için kullanılan bir araç değildir. Bu ifade cümlenin başına geldiğinde daha önce ortaya atılan iddiayı ardından gelen yöntemle bağlar. Açıklamalarda yaygın olan kalıp şudur: To + verb ..., subject + action.
Alıştırma
“To test this theory, the team changed one variable,” cümlesinde başlangıç ifadesinin işlevi nedir?
- Bir değişkeni değiştirmenin amacını belirtir.
- Bir değişkeni değiştirmenin sonucunu bildirir.
- Teorinin bir değişkeni sınayacağını söyler.
Cevabı göster
Bir değişkeni değiştirmenin amacını belirtir.
Feynman and a friend decided to snap spaghetti underwater
1:54Feynman ve bir arkadaşı, spagettiyi su altında kırmaya karar verdiler,
dampen out: bir titreşimi sönüp kaybolacak şekilde azaltmak
Bu cümlede dampen out, enerjisini emerek titreşimi azaltmak ve ideal olarak ortadan kaybolana kadar sönümlemek anlamına gelir. Out, etkiyi bir son noktaya doğru bastırma anlamı ekler. Dampen ayrıca bir şeyi hafifçe ıslatmak anlamına da gelebilir, ancak burada hedeflenen anlam bu değildir. Spagetti su altında olsa da suyun amacı titreşimi zayıflatmaktır.
Alıştırma
Cümleyi “titreşimi sönüp kaybolacak şekilde azaltmak” anlamındaki iki kelimelik tam ifadeyle tamamlayın: Rubber mounts help ____ vibrations from the motor.
Cevabı göster
dampen out
They were surprised to find out that when they snapped it underwater,
1:59Onu su altında kırdıklarında,
it still seemed to break into multiple pieces.
2:01hala birden fazla parçaya ayrıldığını görünce çok şaşırdılar.
If a smart dude like Richard Feynman can't figure this out,
2:05Eğer Richard Feynman gibi zeki bir adam bunu çözemiyorsa,
Retorik soru what chance do we have?
Buradaki what chance do we have? sözde soru biçiminde kullanılan retorik bir sorudur. Gerçek bir sayı veya olasılık tahmini istemez. Muhtemelen çok az şansımız olduğunu ya da hiç şansımız olmadığını anlatır. if yan cümlesi bir karşılaştırma kurar: Richard Feynman gibi bir uzman bile sorunu çözemiyorsa sıradan insanların başarılı olması daha da düşük bir ihtimal gibi görünür. Bu bağlamda soru, konuşanın denemeyi bırakacağını duyurmak yerine kendisiyle alay eden bir tonla merak yaratır.
Alıştırma
Deneyimli bir teknisyen bir cihazı tamir edemiyor. Biri If she can't fix it, what chance do we have? diyor. Bu soru neyi ima eder?
- Devam etmeden önce kesin bir yüzdeye ihtiyacımız var.
- Uzman teknisyenden daha yüksek bir şansımız var.
- Uzman bile başarısız olduğu için başarılı olma ihtimalimiz düşük.
Cevabı göster
Uzman bile başarısız olduğu için başarılı olma ihtimalimiz düşük.
My wife brought home all kinds of different pasta for me at my request. Kalıp ifadeler
2:12Karım benim isteğim üzerine eve her çeşit farklı makarna getirdi.
at my request: benim isteğim üzerine
At my request, bir şeyi benim yapılmasını istemem nedeniyle anlamına gelir. Bu edat grubu eylemi neyin başlattığını açıklar: eş, konuşanın isteğine karşılık olarak makarnayı eve getirmiştir. Yapı at + iyelik belirleyicisi veya iyelik biçimindeki isim + request şeklindedir; at her request ve at the manager's request buna örnektir. because I asked ifadesinden daha kısa ve biraz daha resmîdir.
Alıştırma
Değişikliği isteyen kişinin ben olduğumu hangi cümle açıkça söylüyor?
- The appointment was moved to Monday at my request.
- The appointment can be moved to Monday on request.
- The appointment was moved before my request.
Cevabı göster
The appointment was moved to Monday at my request.
and we're running an experiment with this high-speed camera.
2:18ve bu yüksek hızlı kamerayla bir deney yapıyoruz.
have a lamp set up: hazır sonuç durumuna odaklanma
Bu cümlede have + nesne + geçmiş zaman ortacı, önceden oluşmuş bir sonuç durumunu anlatır: lamba kurulmuştur ve kullanıma hazırdır. Odak, lambayı kimin kurduğunda değil, lambanın şu anki durumundadır. Başka bağlamlarda aynı yapı ettirgen bir anlam da taşıyabilir; yani bir kişi eylemin yapılmasını ayarlar. Yorumu bağlam belirler: hazır olma durumundan söz edilmesi sonuç durumu anlamını, bir kişi, son tarih veya gelecek planının belirtilmesi ise ettirgen anlamı destekleyebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede have + nesne + geçmiş zaman ortacı, ekipmanın zaten hazır olduğunu en açık biçimde anlatır?
- We have the microphones set up, so we can start recording.
- We will set up the microphones after lunch.
- We have a technician set up the microphones every Monday.
Cevabı göster
We have the microphones set up, so we can start recording.
and we're just going to sit and break pasta and observe.
2:25ve sadece oturup makarna kırıp gözlemleyeceğiz.
and the fastest research imagery I could find was 4,000 frames per second. Dilbilgisi
2:29ve bulabildiğim en hızlı araştırma görüntüsü saniyede 4.000 kareydi.
the fastest research imagery I could find: that sözcüğünün çıkarıldığı ilgi cümleciği
Bu ifade, üstünlük bildiren ad öbeği + sınırlayıcı ilgi cümleciği biçiminde kurulmuştur: the fastest research imagery + (that) I could find. İlgi cümleciğinde eksik olan öğe find fiilinin nesnesidir; bu nedenle that çıkarılabilir. I could find cümleciği arama kapsamını sınırlar. Dünyadaki tüm araştırma görüntüleri içinde değil, konuşanın bulabildikleri içinde en hızlı olanı anlatır. Buradaki fastest, saniyedeki kare sayısı gibi görüntü yakalama hızını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede üstünlük bildiren bir ad öbeğinden sonra nesne görevindeki ilgi zamirinin çıkarıldığı bir ilgi cümleciği gelir?
- This is the clearest photo that showed the damage.
- This is the clearest photo that I could find.
- This is the clearest photo I could find.
Cevabı göster
This is the clearest photo I could find.
in order to: amacı açıkça belirtmek
In order to bir eylemin amacını belirtir. Burada planlanan eylemin amacı further science, yani bilimi ilerletmektir; ifade bir sıra veya düzen anlatmaz. Kalıp in order to + fiilin yalın hâlidir: in order to further. Amaç bildiren tek başına to kullanımından daha açıktır ve böylece amaç ile eylem arasındaki bağı netleştirir.
Alıştırma
Cümleyi amacı açıkça belirten üç sözcüklük İngilizce ifadeyle tamamlayın: We checked the map twice ____ avoid getting lost.
Cevabı göster
in order to
we're going to start out at least 18,000 frames per second,
2:35en az saniyede 18.000 kare ile başlayacağız,
which surely should tell us something, right?
2:38bu kesinlikle bize bir şeyler söylemeli, değil mi?
Okay, I couldn't even tell which fracture happened first.
2:48Tamam, hangi kırılmanın önce gerçekleştiğini bile anlayamadım.
We'll zoom it back in and go frame by frame. Kalıp ifadeler
2:50Yakınlaştırıp kare kare izleyeceğiz.
frame by frame: her seferinde bir video karesi
Frame by frame, her seferinde bir video karesini incelemek anlamına gelir. Konuşmacı videoyu yalnızca normal hızda izlemek yerine görüntüyü yakınlaştırıp her kareyi ayrı ayrı incelemeyi planlıyor. İsim + by + aynı isim kalıbı, birer birer veya aşamalı ilerlemeyi gösterebilir: frame by frame, step by step, day by day. Tam anlam kullanılan isme bağlıdır.
Alıştırma
The coach reviewed the recording frame by frame. Burada frame by frame ne anlama geliyor?
- Bir resim çerçevesinin içinde
- Yalnızca ilk ve son görüntüler
- Her seferinde bir video karesi
Cevabı göster
Her seferinde bir video karesi
Both fractures happen at what seems to be the same time. Dilbilgisi
2:58İki kırılma da aynı anda olmuş gibi görünüyor.
at what seems to be the same time: aynı zaman gibi görünen anda
Burada what seems to be the same time, at edatından sonra gelen bir isim yan cümlesidir. What bir soru sormaz; gözlemlenen zamanı, yani iki kırılma için de aynı görünen bir anı belirtir. Seems to be, iddiayı ihtiyatlı tutar. Görüntüler olayların eş zamanlı olduğunu düşündürür, ancak kanıt bunu kesinleştirmez. Bu kalıbı, bir görünümü doğrulanmış gerçek gibi sunmadan aktarmak için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle, zamanlamanın kanıtlandığını iddia etmeden görünen sonucu dikkatli biçimde aktarır?
- The second light flashed after the first.
- The two lights flashed at what seems to be the same time.
- The two lights flashed at exactly the same time.
Cevabı göster
The two lights flashed at what seems to be the same time.
Let's look at another piece that breaks up even more
3:01Daha da fazla parçalanan başka bir parçaya bakalım
and see if it sheds some light into what's going on here. Deyimler
3:03ve burada neler olduğuna dair biraz ışık tutup tutmadığını görelim.
sheds some light into... ve standart shed light on kullanımı
Shed light on something, “bir şeyi daha anlaşılır hâle getirmek” veya “onu açıklamaya yardımcı olmak” anlamına gelen bir benzetmedir. Bu cümlede konuşan kişi, yeni parçanın kırılma süreci hakkında kanıt sağlamasını umuyor. Some light iddiayı daha ölçülü yapar: tam cevap vermese de biraz yardımcı olabilir. Örnekte sheds some light into kullanılıyor. Amaçlanan anlam açıktır, ancak özenli konuşma ve yazıda standart kullanım sheds some light on what's going on here biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi “açıklamaya yardımcı olmak” anlamındaki standart deyimle tamamlayın: The new photographs may ____ how the bridge was damaged.
Cevabı göster
shed light on
It's like all the fracture points are happening at the exact same time,
3:09Sanki tüm kırılma noktaları tam olarak aynı anda gerçekleşiyor,
which is crazy cuz we're well below a millisecond timescale here. Kalıp ifadeler
3:13ki bu çılgınca çünkü burada milisaniye ölçeğinin çok altındayız.
well below: bir değerin veya eşiğin çok altında
Bu cümlede well below, çok altında veya çok daha az anlamına gelir. Zaman ölçeği yalnızca bir milisaniyenin altında değildir; arada büyük bir fark vardır. Buradaki well, below sözcüğünün derecesini güçlendiren bir zarftır. Bu yapı bir ölçümü sayı, sınır, ortalama veya eşik değeriyle karşılaştırırken kullanışlıdır.
Alıştırma
Güvenlik sınırı 100 birim, ölçüm ise yalnızca 20 birimdir. Ölçümü en iyi hangi ifade anlatır?
- well above the limit
- just below the limit
- well below the limit
Cevabı göster
well below the limit
I'm not really sure what the researchers were seeing at 4,000 frames per second,
3:17Araştırmacıların saniyede 4.000 kare hızında ne gördüklerinden pek emin değilim,
So, let's bump this thing up to 40,000 frames per second, Öbek fiiller
3:21Bu yüzden bunu saniyede 40.000 kareye çıkaralım,
which is 10 times faster than any research paper I've read. Dilbilgisi
3:24bu, okuduğum hiçbir araştırma makalesindekinden 10 kat daha hızlı.
bump this thing up to: bir ayarı yeni bir değere yükseltmek
Bu cümlede bump this thing up to, bu ayarı şu değere yükseltmek anlamına gelir. Konuşmacı, kare hızı ayarını yeni değeri saniyede 40.000 kare olacak şekilde değiştirecektir. Tekrar kullanılabilen yapı bump + nesne + up to + hedef değer şeklindedir. Nesne bir zamirse bump ile up arasına gelir: bump it up to 40,000.
Alıştırma
Bu gündelik isteği bump ... up to kullanarak tamamlayın: “Can we ____ the budget ____ $5,000?”
Cevabı göster
bump · up to
10 times faster than: çarpan + karşılaştırma sıfatı + than kalıbı
10 times faster than ifadesinde 10 times çarpanı verir, faster karşılaştırma sıfatıdır, than ise karşılaştırma ölçütünü tanıtır. Burada anlatılmak istenen, saniyede 40.000 karenin saniyede 4.000 karelik karşılaştırma hızının yaklaşık on katı olduğudur. Aktarılabilir kalıp çarpan + karşılaştırma sıfatı + than şeklindedir; three times larger than veya five times faster than gibi kullanılır. İki şey arasındaki farkın büyüklüğünü vurgular.
Alıştırma
Cümleyi çarpan + karşılaştırma sıfatı + than kalıbıyla tamamlayın: The upgraded scanner works five ____ the older model.
Cevabı göster
times faster than
I can at least tell that the right side broke first,
3:35En azından önce sağ tarafın kırıldığını söyleyebilirim,
but both still seemed to be happening within a 100 microseconds of each other,
3:38ama ikisi de hala birbirinden 100 mikrosaniye içinde gerçekleşiyor gibi görünüyor,
Also, let's start to watch the rotation direction of the broken pieces.
3:43Ayrıca, kırık parçaların dönüş yönünü izlemeye başlayalım.
Let's watch another one and see if vibration has anything to do with that second fracture. Kalıp ifadeler
3:47Bir sonrakine bakalım ve titreşimin o ikinci kırılmayla bir ilgisi var mı görelim.
has anything to do with: olası bir bağlantıyı sorma
has anything to do with ifadesinde have something to do with, “bir şeyle bağlantılı olmak” veya “bir şeyin nedeni olmak” anlamına gelir. Anything kullanılmasının nedeni, if ile başlayan yan cümlenin dolaylı bir evet-hayır sorusu olmasıdır. Konuşan kişi titreşimin ikinci kırılmayla bağlantılı olup olmadığını test ediyor; bağlantı olduğunu iddia etmiyor. Herhangi bir bağlantının var olup olmadığını sorarken veya merak ederken have ya da has anything to do with kullanın. Üçüncü tekil şahıs öznesiyle has, diğer öznelerle have kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, bağlantı olduğunu iddia etmeden bir bağlantının var olup olmadığını soruyor?
- The new setting has nothing to do with the error.
- Could the new setting have anything to do with the error?
- The new setting has something to do with the error.
Cevabı göster
Could the new setting have anything to do with the error?
In fact, it appears that the longer rods aren't even vibrating on the same timescale. Anlatım akışı
3:57Aslında, daha uzun çubuklar aynı zaman ölçeğinde bile titreşmiyor gibi görünüyor.
In fact, it appears that: temkinli bir düzeltme
In fact, konuşanın önceki bir düşünceyi düzelttiğini ya da beklentiden farklı bir yönü kanıtlarla güçlendirdiğini gösterir. Sıradaki noktanın önemli bir kanıt olduğunu belirterek açıklamayı ilerletir. It appears that, sonraki yargıyı gözleme dayalı geçici bir sonuç olarak tutar: görünen örüntü bunu düşündürür, ancak sonuç kesin olarak kanıtlanmış biçimde sunulmaz. İki çerçeve birlikte, kanıtların şaşırtıcı bir yönü gösterdiğini fakat sonucun hâlâ temkinli olduğunu belirtir.
Alıştırma
Önceki bir varsayımı düzeltirken yeni sonucu geçici tutmak için dersteki iki parçalı yapıyı aynen kullanın: ____, ____ the smaller battery lasts longer.
Cevabı göster
In fact · it appears that
always seem to rotate away from the first fracture.
4:06her zaman ilk kırılmadan uzağa doğru dönüyor gibi görünüyor.
The back, however, appears to be breaking downwards.
4:10Ancak arka taraf aşağı doğru kırılıyor gibi görünüyor.
It's almost as if the spaghetti is trying to straighten itself out, Notlar
4:13Neredeyse spagetti kendi kendini düzeltmeye çalışıyor gibi,
straighten itself out: kendi kendine yeniden düzleşmek
Burada straighten itself out, “yeniden düz hâle gelmek” demektir. Spagetti eğridir ve sonra daha düz bir şekle doğru hareket eder. Fiil kalıbı straighten + nesne + out şeklindedir. Straighten itself out ifadesinde itself, spaghetti sözcüğüne dönen bir dönüşlülük zamiridir; dolayısıyla aynı şey hem değişimin öznesi hem de değişimden etkilenen nesnesidir. Başka bağlamlarda straighten out “bir sorunu çözmek” anlamına gelebilir, ancak bu cümle fiziksel bir değişimi anlatır.
Alıştırma
Posterin kendi kendine düz hâle geldiğini anlatan tam straighten ... out kalıbıyla cümleyi tamamlayın: After I unrolled the poster, it slowly ____.
Cevabı göster
straightened itself out
It's almost as if: yumuşatılmış, mecazlı bir benzetme
It's almost as if bir izlenim veya benzetme getirir: ardından gelen ifade olası bir açıklamaya benzer, ancak konuşan bunun kelimesi kelimesine doğru olduğunu ileri sürmez. Almost benzetmeyi daha da yumuşatır ve bir şeyin görünüşte buna çok yakın olduğunu anlatır. Burada trying, spagettiye insana özgü bir niyet verir. Bu yapı, sözlerin hareketi gözde canlandırmak için kullanılan bir kişileştirme olarak anlaşılması gerektiğini gösterir; spagettinin ne yapacağına karar verebildiği iddiası değildir.
Alıştırma
Hangi cümle bir izlenimi anlatırken bunun kelimesi kelimesine doğru olmayabileceğini de gösterir?
- It's almost as if the clock is refusing to move.
- The clock has proved that it can think.
- The clock is refusing to move on purpose.
Cevabı göster
It's almost as if the clock is refusing to move.
Buckle your seat belt cuz we're going to a quarter million frames per second. Deyimler
4:18Kemerlerinizi bağlayın çünkü saniyede çeyrek milyon kareye çıkıyoruz.
Buckle your seat belt: eğlenceli bir hazırlanma işareti
Buckle your seat belt, sözcük anlamıyla birine emniyet kemerini bağlamasını söyleyen bir emir cümlesidir. Burada ise bir yolculuk başlamıyor. Sunucu bu ifadeyi eğlenceli biçimde get ready, yani “hazır olun” anlamında kullanıyor. İfade, saniyede 250.000 kareye ani geçişten önce heyecan yaratır. Medyada ve konuşmalarda bu tür güvenlik ifadeleri, hızlı, yoğun veya şaşırtıcı bir şey gerçekleşmek üzereyken dramatik bir geçiş görevi görebilir.
Alıştırma
Yargılayın: Bir bilim videosunda sunucu, “Buckle your seat belt—we're about to watch the action at 250,000 frames per second.” diyor. Sunucu büyük olasılıkla gerçek anlamda bir araç güvenliği talimatı veriyor.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
we had to go way faster than I thought we would to get this answer, Dilbilgisi
4:29bu cevabı almak için düşündüğümden çok daha hızlı gitmemiz gerekti,
way faster than I thought we would yapısı
Karşılaştırma biçimi faster’dan önce kullanılan way, “çok” veya “büyük ölçüde” anlamını verir. Burada way faster, çok daha hızlı demektir; way bir yol ya da yön anlamına gelmez. Than ile başlayan yan cümle, gerçek hızı beklenen hızla karşılaştırır. I thought we would ifadesinde would’dan sonra go fiili anlaşılır. Anlam açık olduğunda İngilizcede yardımcı fiilden sonra tekrarlanan fiil sıkça düşürülür.
Alıştırma
Bu cümlede way faster than I thought we would ne anlama geliyor?
- Tam olarak beklediğimiz hızda hareket ettik.
- Beklediğimizden çok daha hızlı hareket etmek zorunda kaldık.
- Planladığımızdan farklı bir rota seçtik.
Cevabı göster
Beklediğimizden çok daha hızlı hareket etmek zorunda kaldık.
Görünür bir sonucu bildiren There it is.
There it is, aranan bir nesnenin, yanıtın veya kanıtın artık görünür olduğunu bildiren bir sunma ifadesidir. Yalnızca konumu belirtmek yerine dikkati sonuca yöneltir. It zamiri, durumdan ne olduğu zaten anlaşılan belirli bir şeye gönderme yapmalıdır. İfade bulma, fark etme veya doğrulama anını gösterebilir: konuşan kişi herkesin artık hedefi görebildiğini bildirir.
Alıştırma
Bir grafik sonunda aradığınız örüntüyü gösteriyor. Artık onu görebildiğinizi doğal biçimde hangi cümle duyurur?
- There it is.
- There is a chart.
- Here you are.
Cevabı göster
There it is.
It's the curvature of the spaghetti as it straightens out.
4:34Spagettinin düzelirken oluşturduğu eğrilik.
Bakış açısını değiştiren geçiş ifadesi Think about it this way
Think about it this way, dinleyiciden durup bir fikri anlamak için yeni bir çerçeve kullanmasını isteyen bir geçiş ifadesidir. Buradaki this way, fiziksel bir yönü değil, “bu bakış açısından” ya da “birazdan gelecek açıklama biçimiyle” anlamını taşır. Bu ifade genellikle bir benzetmeden, daha basit bir modelden veya adım adım açıklamadan önce kullanılır. Bilgiyi düzenler ve daha açık bir bakış açısının geleceğini bildirir.
Alıştırma
Think about it this way ifadesinde this way neyi belirtir?
- Dinleyicinin gözlerinin bakacağı fiziksel yön
- Fikri anlamanın belirli bir yolu
- Sonucu hemen kabul etme emri
Cevabı göster
Fikri anlamanın belirli bir yolu
Dönme yükünü anlatan under torque
Under torque, çubuğun tork etkisi altında olduğunu, yani bir eksen çevresinde dönme veya burulma etkisi yaşadığını belirtir. under + isim yapısı, under pressure veya under tension örneklerinde olduğu gibi etkin bir yükün ya da etkinin oluşturduğu durumu anlatır. Torque herhangi bir kuvvet değildir. Bir kuvvetin dönme etkisini özel olarak belirtir; bu nedenle under torque, çubuğun dönmesine veya burulmasına yol açan bir yük altında olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bir motor, bir mili kendi ekseni çevresinde burarak döndürüyor. Milin mekanik durumunu en iyi hangi cümle açıklar?
- It is under torque.
- It is under compression.
- It is under tension.
Cevabı göster
It is under torque.
the side near the break is now free from torque.
4:45kırılmanın yakınındaki taraf artık torktan kurtulmuştur.
But there's still this counter torque built up in the rod. Öbek fiiller
4:49Ancak çubuğun içinde hala birikmiş bir karşı tork vardır.
built up: zamanla birikmiş bir durum
Burada built up, zamanla birikmiş ve hâlâ çubuğun içinde depolanmış olan karşı torku anlatır. Birinin torku “inşa ettiği” anlamına gelmez. Built, build fiilinin past participle biçimidir. counter torque built up in the rod ifadesinde ortaç öbeği counter torque ifadesini niteler ve onun mevcut durumunu anlatır. Aynı öbek fiil Pressure builds up ve Twisting the rod builds up torque cümlelerinde de kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi build up ifadesinin past participle biçimiyle tamamlayın: After repeated twisting, elastic energy is ____ in the band.
Cevabı göster
built up
So, it starts to straighten itself out from left to right,
4:52Bu yüzden, kendisini soldan sağa doğru düzeltmeye başlar,
rotating up and straightening out along the way. Kalıp ifadeler
4:54bu sırada yukarı doğru döner ve düzelir.
along the way: bir süreç sırasında
Burada along the way, “değişim olurken” ya da “süreç devam ederken” anlamındadır. Spagetti serbest kalma sürecinde dönüp düzleşir; way gerçek bir yol değildir. Bu ifade gerçek bir yolculuğu ya da buradaki gibi bir görev veya değişim boyunca ilerlenen mecazi yolu anlatabilir. Genellikle süreç bitmeden gerçekleşen ikinci bir olay, sonuç veya keşif ekler.
Alıştırma
“Süreç sırasında” anlamına gelen ifadeyi seçin: We changed our plan several times and learned a lot ___.
- along the way
- on the way
- by the way
Cevabı göster
along the way
Because the spaghetti on the left is already straightened out
4:57Soldaki spagetti zaten düzelmiş olduğu
which causes the spaghetti to bend beyond the minimum failure radius.
5:03bu da spagettinin minimum kopma yarıçapının ötesinde bükülmesine neden olur.
result in + sonuç
Bu cümlede result in, “neden olmak” veya “yol açmak” anlamındadır. This az önce açıklanan durumu, a fracture ise ortaya çıkan sonucu belirtir. Nedenden sonuca ilerlemek için result in + isim veya isim öbeği yapısını kullanın: neden → sonuç. Özne bir kişi ya da kasıtlı bir eylem olmak zorunda değildir.
Alıştırma
Cümleyi nedenden sonuca işaret eden, result ile kurulan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: A blocked vent can ____ overheating.
Cevabı göster
result in
It's like one side doesn't get the message fast enough. Deyimler
5:09Sanki bir taraf mesajı yeterince hızlı alamıyor gibi.
doesn't get the message fast enough ifadesinde kişileştirme
Get the message genellikle “iletileni anlamak” anlamına gelir. Burada gerçek bir mesaj gönderilmez. Konuşan kişi, nesnenin bir tarafını değişikliği yeterince çabuk öğrenemiyormuş gibi göstererek kişileştirir. Fast enough, “süreç için gereken hızda” anlamına gelir. Bu benzetme, değişikliğin malzeme içinde yayılmasındaki gecikmeyi, iletişimin geç ulaşması gibi kolayca canlandırılabilen bir görüntüye dönüştürür.
Alıştırma
Bu cümleyi okuyun: During the dance, my feet didn't get the message fast enough. Benzetme ne anlama geliyor?
- Ayaklarım çok yavaş tepki verdi.
- Ayaklarım bir kısa mesaj aldı.
- Şarkının adını unuttum.
Cevabı göster
Ayaklarım çok yavaş tepki verdi.
If the whole rod were to release at one time, Dilbilgisi
5:12Tüm çubuk enerjiyi aynı anda serbest bıraksaydı,
If ... were to ..., it'd ... varsayım kalıbı
If yan cümlesi, gerçek mekanizmadan farklı bir durumu hayal eder: çubuğun tamamındaki gerilimin aynı anda boşalması. Were to + fiilin yalın hâli, geçmiş bir olayı değil, uzak veya varsayımsal bir koşulu anlatır. Sonuç cümlesindeki it'd be fine, bu hayalî koşul altında sorun olmayacağı anlamına gelir. Kalıp if + özne + were to + fiil, özne + would + fiil şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî varsayım yapısıyla tamamlayın: If the backup system ____ fail, the main server would keep running.
Cevabı göster
were to
start all over again: tamamen en baştan başlamak
Start all over again, tüm sürece en baştan yeniden başlamak demektir. All sözcüğü anlamı güçlendirir; süreç ortasından devam etmiyordur. Burada her yeni kırılma aynı sürecin yeniden başlamasına yol açar. Bu ifade, bir hata, kesinti veya başarısız denemeden sonra bir işi baştan yapmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
“The process starts all over again,” cümlesindeki starts all over again ne anlama gelir?
- Süreç kalıcı olarak sona erer.
- Süreç aynı noktadan devam eder.
- Tüm süreç en baştan yeniden başlar.
Cevabı göster
Tüm süreç en baştan yeniden başlar.
This physical phenomenon is called a cascading fracture. Kelime
5:21Bu fiziksel olaya basamaklı kırılma denir.
cascading fracture: zincirleme kırılmalar
cascading fracture ifadesinde fracture fiziksel kırılma olayını, cascading ise kırılmaların sırayla yayılmasını anlatır. Bir kırılma başka bir bölgedeki gerilimi yoğunlaştırır ve orada bir sonraki kırılma meydana gelir. Bu yüzden ifade, tek başına gerçekleşen bir kırılmayı değil, birbirini tetikleyen kırılmalar zincirini belirtir. Burada bu ifade bir olgunun adıdır. Birçok çatlağın tam olarak aynı anda ortaya çıktığı anlamına gelmez. Daha genel olarak cascading, bir arıza ya da olayın ilişkili başka olayları art arda tetiklemesini anlatır.
Alıştırma
A break that triggers more breaks in sequence is called a ____.
Cevabı göster
cascading fracture
Until recently, the math behind this phenomenon wasn't very well understood.
5:24Yakın zamana kadar bu fenomenin arkasındaki matematik pek iyi anlaşılamamıştı.
But, I did find a really cool French research paper on the topic,
5:28Ancak konu hakkında gerçekten harika bir Fransız araştırma makalesi buldum,
as well as a neat simulation created by some Norwegian petroleum engineers. Kalıp ifadeler
5:31ve bazı Norveçli petrol mühendisleri tarafından oluşturulmuş düzgün bir simülasyon.
as well as: tamamlayıcı bir öğe eklemek
cascading fracture ifadesinde fracture fiziksel kırılmayı, cascading ise kırılmaların sırayla yayılmasını anlatır. Bir kırılma başka bir bölgedeki gerilimi yoğunlaştırır ve orada bir sonraki kırılma meydana gelir. Bu nedenle ifade, tek başına gerçekleşen bir kırılmayı değil, birbirini tetikleyen kırılmalar zincirini belirtir. Burada as well as, ilk öğeye ikinci bir kişi, nesne veya eylem ekleyen bir bağlama ifadesidir. Konuşmacı Fransız araştırma makalesini ana keşif, Norveçli mühendislerin simülasyonunu ise ek bir keşif olarak sunar.
Alıştırma
Which sentence uses as well as to add a second item as supplementary information?
- because of
- as well as
- instead of
Cevabı göster
as well as
than anything else that's ever been done.
5:40bugüne kadar yapılmış her şeyden daha fazla ışık tutuyor.
To my knowledge, though: bir iddiayı sınırlayıp ödünleme yapmak
To my knowledge, ardından gelen iddiayı sınırlar. Şu anda sahip olduğum bilgilere göre demektir; bu, hiçbir şüpheye yer bırakmadan kanıtlandı demek değildir. Konuşanın bilgi sınırını gösterir. Though bir ödünleme ekler: konuşan daha önceki çalışmaları veya başka kanıtları kabul eder, ancak yine de ardından gelen daha güçlü karşılaştırmayı yapar. Bu iki söylem işareti birlikte, güçlü bir iddiayı daha az kesin hâle getirir ve onu önceki karşıt noktayla ilişkilendirir.
Alıştırma
Yalnızca şu anki bilginize dayalı olgusal bir iddia ortaya koyarken daha önce belirtilen karşıt bir noktayı da kabul etmek için en uygun başlangıç hangisidir?
- Without a doubt, no other team has repeated the result.
- In my opinion, therefore, no other team has repeated the result.
- To my knowledge, though, no other team has repeated the result.
Cevabı göster
To my knowledge, though, no other team has repeated the result.
more insight into ... than anything else that's ever been done: geniş kapsamlı bir karşılaştırma
more insight into X than anything else kalıbı, sağladığı anlayış düzeyi bakımından bir kaynağı ilgili diğer tüm kaynakların üstüne yerleştirir. Insight into, X'i daha derinden anlama anlamına gelir; else ise mevcut kaynağı karşılaştırılan grubun dışında tutar. That's ever been done ilgi cümleciği anything else ifadesini niteler. That's burada that has demektir ve edilgen present perfect yapısı has ever been done, geçmişten şimdiye kadar herhangi bir zamanda tamamlanmış çalışmaları kapsar. Burada anything else, dünyadaki her nesneyi değil, diğer araştırma veya gözlemleri ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi dersteki geniş kapsamlı karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: This experiment gives ____ sleep ____ in our lab.
Cevabı göster
more insight into · than anything else that's ever been done
We just did it at a quarter of a million frames per second,
5:42Bunu saniyede çeyrek milyon kare hızında kaydettik,
there you go.:bir açıklamayı bitirmek için
Burada there you go. konuşmayı toparlayan bir ifadedir. Açıklamanın ardından sonucu açık ve kesin bir şey olarak sunar; yaklaşık olarak “cevap bu” veya “işleyiş böyle” anlamı verir. Bu ifade farklı durumlarda farklı işlevler üstlenebilir: Bir şeyi uzatırken, bir sonucu gösterirken ya da bir işi bitiren kişiyi cesaretlendirirken de kullanılabilir. Hangi anlamın kastedildiğini çevredeki hareket ve durum belirler.
Alıştırma
Bir kameranın hızlı bir olayı nasıl yakaladığını açıkladıktan sonra “So, there you go.” diyorsunuz. Burada there you go. ne işe yarıyor?
- Dinleyiciden açıklamayı tekrarlamasını ister.
- Sonucu açık ve anlaşılır göstererek açıklamayı toparlar.
- Yakında bulunan bir nesneyi gösterir.
- Dinleyiciye başka bir yere yürümesini söyler.
Cevabı göster
Sonucu açık ve anlaşılır göstererek açıklamayı toparlar.
The secret of snapping spaghetti is not just a party trick. Anlatım akışı
5:47Spagettiyi kırmanın sırrı sadece bir parti numarası değildir.
is not just a party trick.:bir gösteriyi yeniden çerçevelemek
Burada is not just a party trick. spagetti gösterisinin yalnızca eğlence olduğu düşüncesini reddeder. Yapı be + not just + isim öbeğidir: bir tanımı kabul eder, ardından konunun ek bir değeri veya amacı olduğunu söyler. Bu, bilgiyi düzenleyen bir kullanımdır. not just dar bir yorumu işaretler ve konuşanın dinleyicinin anlayışını genişletmek istediğini gösterir. Gösteri eğlenceli olabilir, ancak gerçek bir bilimsel mekanizmayı da ortaya koyar.
Alıştırma
Bir öğretmen şöyle diyor: “This model is not just a party trick; it shows how bridges carry weight.” Burada not just size ne anlatıyor?
- Modelin köprülerle bağlantılı olmadığını söyler.
- Herkesten modeli bir partide sergilemesini ister.
- Modelin yalnızca insanları eğlendirmek için olduğunu söyler.
- Modelin eğlenceli olabileceğini ama daha derin bir amacı da bulunduğunu söyler.
Cevabı göster
Modelin eğlenceli olabileceğini ama daha derin bir amacı da bulunduğunu söyler.
be careful because you are about to explore the very edge of scientific knowledge. Deyimler
5:52dikkatli olun çünkü bilimsel bilginin en uç noktasını keşfetmek üzeresiniz.
the very edge of scientific knowledge: bilimsel bilginin en uç sınırı
Burada the edge of scientific knowledge, bilimin zaten anladıklarıyla hâlâ bilinmeyenler arasındaki sınırı anlatan mekânsal bir benzetmedir. Gerçek bir fiziksel kenardan söz edilmez. The very, sınırın kesin ve en uç noktada olduğunu vurgular: mevcut anlayışın tam sınırındasınızdır. Bu anlatım, soyut bir araştırma sınırını yaklaşılabilen ve keşfedilebilen bir yer gibi hissettirir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Bilim insanlarının sorgulamasına izin verilmeyen kesin bir kural
- Bilimin bildikleriyle henüz bilinmeyenler arasındaki sınır
- Bilimsel bir aletin keskin fiziksel kenarı
Cevabı göster
Bilimin bildikleriyle henüz bilinmeyenler arasındaki sınır
So, thank you very much for watching this episode of Smarter Every Day.
5:57Smarter Every Day'in bu bölümünü izlediğiniz için çok teşekkür ederim.
If you would like to get a book that talks about all the things that Richard Feynman studied,
6:00Richard Feynman'ın üzerinde çalıştığı her şeyi anlatan bir kitap isterseniz,
I recommend an Audible book called Surely You're Joking,
6:05Audible'dan Surely You're Joking, isimli kitabı öneririm.
If you would like to support Smarter Every Day,
6:12Eğer Smarter Every Day'i desteklemek isterseniz,
and download Surely You're Joking, Mr. Feynman,
6:16ve Surely You're Joking, Mr. Feynman kitabını indirin,
would greatly appreciate that: bunu gerçekten çok takdir ederim
Would appreciate, birinin yapacağı şeyin değerli veya memnuniyet verici olacağını nazikçe söylemenin bir yoludur. Burada would geçmiş zamanı göstermez; beklenen eylem diğer kişiye bağlı olduğu için ifadeyi yumuşatır. Greatly minnettarlığın derecesini artırır, that ise hemen önce sözü edilen eyleme gönderme yapar. Bu yapıda appreciate nesnesini doğrudan alır: appreciate that, appreciate your help veya appreciate it.
Alıştırma
Birinin gelecekteki yardımının sizin için önemli olacağını doğal ve nazik biçimde anlatan cümle hangisidir?
- If you can send the notes today, I would greatly appreciated that.
- If you can send the notes today, I would greatly appreciate for that.
- If you can send the notes today, I would greatly appreciate that.
Cevabı göster
If you can send the notes today, I would greatly appreciate that.
Gündelik vedalaşma ifadesi olarak Have a good one.
Have a good one. samimi ve gündelik bir vedalaşma ifadesidir. Buradaki one belirli bir nesneyi değil, bundan sonraki zamanı veya durumu ifade eder; çoğu zaman günün kalanını, akşamı ya da hafta sonunu anlatır. Eksik bırakılan isim bağlamdan anlaşılır, bu yüzden genellikle one ile tam olarak neyin kastedildiğini sormak gerekmez. İfade, konuşma biterken karşınızdaki kişiye iyi dilek sunar.
Alıştırma
Bir kasiyer 'Thanks for stopping by. Have a good one.' diyor. Son cümle ne anlama gelir?
- Tam olarak hangi şeyi istediğini söyle.
- Bundan sonraki zamanının iyi geçmesini umuyorum.
- İyi bir ürün satın almanı umuyorum.
Cevabı göster
Bundan sonraki zamanının iyi geçmesini umuyorum.
Kısaltılmış yanıt olarak No idea.
No idea. konuşma dilinde I have no idea veya I don't know at all anlamına gelen kısaltılmış bir yanıttır. Soru, özneyi ve neyin bilinmediğini açık hâle getirdiği için özne ile fiil söylenmez. Tek başına yanıt olarak kullanıldığında doğrudan ve gündeliktir. Konuşanın tam olarak neyi bilmediği bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
Bir arkadaşınız 'Do you know where Maya left her backpack?' diye soruyor. Hiç bilmediğiniz anlamına gelen kısa ve gündelik yanıt hangisidir?
- Any idea?
- Good idea.
- No idea.
Cevabı göster
No idea.
If not, just enjoy this confused fish.
6:50Eğer kazanmadıysa, sadece bu kafası karışmış balığın tadını çıkarın.