Grey ile Soru-Cevap: Favoriler Sürümü: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
1.248 kelime 203 kel/dk

Video özeti: Bu soru-cevap bölümü favori sorularından başarısız bir serbest çalışma girişimini simgeleyen bilgisayara, ardından okuma, ödünleşimler, siyaset ve vedalaşmadan ayrılmaya uzanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. On the spot, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: belirli bir yerde durmayı değil, hazırlıksız biçimde hemen cevap verme zorunluluğunu anlatır. 2. Burned through — Öbek fiiller: para, zaman veya sınırlı bir kaynağın neredeyse tükenene kadar hızla kullanılmasını ifade eder. 3. there are no solutions, only trade-offs. — Söylem, anlatı ve retorik: kusursuz çözümleri reddeden ve kararları maliyetlerle yararlar arasında denge olarak çerçeveleyen kısa karşıtlığı gösterir.

Bu derste

Challenge.

0:00

Meydan okuma.

Can you post another Q&A within 6 months?

0:00

6 ay içinde başka bir Soru-Cevap videosu yayınlayabilir misiniz?

No, I cannot.

0:03

Hayır, yayınlayamam.

What are your favorite and least favorite kinds of questions to answer?

0:05

Cevaplamayı en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz soru türleri nelerdir?

A long time ago in a state far away, Kültür

0:07

Uzun zaman önce, çok uzak bir eyalette,

Kültür

Mizahi bir gönderme olarak “A long time ago in a state far away”

Bu açılış, Star Wars'un ünlü A long time ago in a galaxy far, far away sözünü çağrıştırır. Konuşmacı galaxy yerine state diyerek sıradan bir kişisel anıyı uzay macerası gibi görkemli biçimde başlatır. Bu gönderme, geçmişte yaşanmış bir hikâyenin başladığını bildirir ve eğlenceli, biraz da nostaljik bir mizah katar. Zaman ve yer bildiren standart bir kalıp değil, kasıtlı bir uyarlamadır.

Alıştırma

A long time ago in a state far away açılışının temel etkisi nedir?

  1. Kesin bir tarih ve coğrafi konum verir.
  2. Bilimsel gerçekleri tanıtmak için standart ve resmî bir kalıp kullanır.
  3. Star Wars'u eğlenceli biçimde çağrıştırarak kişisel bir hikâyeye görkemli bir giriş yapar.
Cevabı göster

Star Wars'u eğlenceli biçimde çağrıştırarak kişisel bir hikâyeye görkemli bir giriş yapar.

I did an event with some friends where my job was to pick questions from the audience.

0:09

Arkadaşlarla bir etkinlik düzenlemiştik ve görevim seyircilerden gelen soruları seçmekti.

Right before the show started,

0:13

Gösteri başlamadan hemen önce,

Pretty Derek turned to me and said, "Please don't pick superlatives." Dilbilgisi

0:14

Tatlı Derek bana dönüp şöyle dedi: "Lütfen en üstünlük bildiren soruları seçme."

Dilbilgisi

superlatives: best, worst ve diğer uç seçimler

Superlatives, best, worst, most interesting ve least useful gibi, bir kişiyi veya şeyi bir grup içindeki en yüksek ya da en düşük noktaya yerleştiren biçimlerdir. Genellikle “Hangisi en ... ya da en az ...?” türündeki sorulara cevap verirler. Burada Please don't pick superlatives, “Benden uç bir seçim yapmamı isteme” anlamındadır. Konuşmacı bu dil bilgisi terimini biraz geniş kullanarak favorite ve least favorite gibi uç tercih etiketlerini de kapsar; her güçlü veya abartılı sözü kastetmez.

Alıştırma

Hangi devam sorusu superlative veya başka bir uç seçim etiketinden kaçınır?

  1. What is your least favorite book?
  2. What is the best book you have ever read?
  3. Which book did you enjoy recently?
Cevabı göster

Which book did you enjoy recently?

And I said, "What's a superlative?"

0:18

Ben de "En üstünlük bildiren derken?" dedim.

Best, worst, favorite, least favorite.

0:20

En iyi, en kötü, en sevdiğin, en sevmediğin.

Ah.

0:23

Haa.

The show begins and those were probably half the questions in the bowl.

0:24

Gösteri başladı ve kasedeki soruların muhtemelen yarısı bu türdendi.

But Derek,

0:27

Ama,

having had much more experience with Q&As,

0:28

Soru-Cevap konusunda çok daha fazla deneyimi olan Derek,

was totally right.

0:30

kesinlikle haklıydı.

On the spot, those questions are pretty hard to answer. Deyimler

0:31

O an, bu tür soruları cevaplamak oldukça zordur.

Deyimler

On the spot: hazırlıksız ve hemen cevap vermek

Burada On the spot, “hazırlanmak için zaman olmadan hemen” anlamına gelir. İfade bir baskı hissi de katar: sorular zordur çünkü hemen cevap verilmesi beklenir. Bu ifade o anda cevap vermeyi, karar almayı veya harekete geçmeyi anlatabilir. Bu kullanımda yalnızca fiziksel bir konumu belirtmez.

Alıştırma

Bu cümlede on the spot ne anlama geliyor? With no warning, the coach asked Mia to explain her decision on the spot.

  1. Her zamanki antrenman yerinde
  2. Bir gece düşündükten sonra
  3. Hemen, hazırlanmak için zaman olmadan
Cevabı göster

Hemen, hazırlanmak için zaman olmadan

But also, as I've grown up,

0:34

Ayrıca, büyüdükçe,

I've found the whole concept of a favorite X has become more abstract and situational.

0:35

En sevdiğim "X" kavramının daha soyut ve duruma bağlı hale geldiğini fark ettim.

Favorite things seem to be more important the younger you are, Dilbilgisi

0:41

İnsan ne kadar gençse, en sevdiği şeylerin o kadar önemli olduğu görülüyor,

Dilbilgisi

The younger you are: bağlantılı bir karşılaştırma

the younger you are, the + karşılaştırma biçimiyle kurulan bir yan cümledir. Burada younger, young sözcüğünün karşılaştırma biçimidir ve the belirli bir kişiyi göstermez. Bu yan cümle “yaşın azaldıkça” anlamına gelir. Yaşı önceki karşılaştırma fikri olan more important ile ilişkilendirir: yaş azaldıkça önem derecesi artar. İngilizcede ana sonuç buradaki gibi önce gelebilir; tam eşleşmiş sıra olan The younger you are, the more important your favorite things seem. yapısını kullanmak şart değildir.

Alıştırma

Orantılı karşılaştırmayı tamamlamak için the, young, you ve be sözcüklerini kullan: Stories can feel more magical ____.

Cevabı göster

the younger you are

which makes sense because you don't really know who you are and so define yourself by the world around you.

0:43

ki bu çok mantıklı; çünkü kim olduğunuzu tam olarak bilmezsiniz ve kendinizi etrafınızdaki dünyayla tanımlarsınız.

And it's also practice for the tribal affiliation games we never escape even as adults, Deyimler

0:48

Bu aynı zamanda yetişkinler olarak bile asla kaçamayacağımız kabile aidiyeti oyunları için bir pratiktir,

Deyimler

toplumsal grup metaforu olarak the tribal affiliation games

Bu cümlede the tribal affiliation games, insanların sevdikleri kitaplar, takımlar veya markalar gibi tercihler üzerinden gruplara ayrılması ve nereye ait olduğunu göstermesi alışkanlığını anlatan bir metafordur. Gerçek bir oyunu ya da gerçek bir kabileyi anlatmaz. Bu ifade, sıradan tercih sorularını grup kimliği üzerine yapılan yarışmalar gibi gösterir. Konuşmacı, kişisel bir zevkin birinin hangi tarafta olduğunun kanıtı sayılması yönündeki baskıyı eleştirir.

Alıştırma

Bu cümlede the tribal affiliation games ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Kimlikle hiçbir bağlantısı olmayan özel bir oyun
  2. Gerçek bir kabilenin üyelerinin oynadığı geleneksel oyunlar
  3. İnsanların tercihlerini kullanarak hangi gruba ait olduklarını gösterdikleri sosyal yarışmalar
Cevabı göster

İnsanların tercihlerini kullanarak hangi gruba ait olduklarını gösterdikleri sosyal yarışmalar

which can make trying to answer these questions super un-fun when people take the answer way too seriously. Kalıp ifadeler

0:53

ki bu da insanlar cevabı çok ciddiye aldığında bu soruları cevaplamaya çalışmayı son derece tatsız hale getirebilir.

Kalıp ifadeler

way too seriously: too sözcüğünü güçlendiren way

Burada way, too sözcüğünü güçlendiren, gündelik kullanıma ait bir derece zarfıdır. Way too seriously, bir şeyi makul veya yararlı olandan çok daha fazla ciddiye almak demektir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp way too + sıfat/zarf biçimindedir: way too expensive, way too quickly. Bu kalıp yalnızca yüksek bir dereceyi anlatmaz; o derecenin aşırı olduğunu da eleştirir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dersteki güçlü ifadeyle tamamlayın: We're treating this tiny mistake ____.

Cevabı göster

way too seriously

So a question about my favorite is by far my least favorite, Kalıp ifadeler

0:59

Yani en sevdiğim şey hakkındaki bir soru, açık ara en sevmediğim sorudur,

Kalıp ifadeler

by far + üstünlük yapısı

Bu cümlede by far, my least favorite üstünlük ifadesini güçlendirir. Farkın büyük olduğunu anlatır: konuşmacının değerlendirmesinde bu soru diğer bütün soruların çok altında yer alır. Buradaki far fiziksel uzaklıkla ilgili değildir. Yaygın by far + the/iyelik + üstünlük yapısı güçlü vurgu ekler; by far the easiest ve by far my best result buna örnektir.

Alıştırma

Cümleyi “büyük farkla” anlamındaki iki kelimelik pekiştiriciyle tamamlayın: Of all the routes, this one is ____ the quickest.

Cevabı göster

by far

but Fahrenheit is still my favorite.

1:01

ama Fahrenheit hala en sevdiğimdir.

Come at me. Ton ve niyet

1:02

Hodri meydan.

Ton ve niyet

Meydan okuma olarak Come at me.

Come at me. resmî olmayan bir meydan okumadır. Burada konuşmacı yalnızca birinden yaklaşmasını istemez; “Cesaretin varsa benimle tartış ya da görüşüme karşı çık” der. Bu ifade çoğu zaman cesur veya pek tutulmayan bir iddiadan sonra gelir ve konuşmacıyı kendinden emin, meydan okuyan ya da şakacı biçimde kışkırtıcı gösterir. Ton, ilişkiye ve duruma bağlıdır.

Alıştırma

Doğru veya yanlış: Sınıftaki kibar bir görüş ayrılığı sırasında bir öğrenci öğretmenine Come at me. diyor. Bu, öğretmenin fikrini istemenin tarafsız ve uygun bir yolu mudur?

  1. Evet, tarafsız ve kibar bir ifadedir.
  2. Hayır, çatışmacı gelir ve burada uygun değildir.
Cevabı göster

Hayır, çatışmacı gelir ve burada uygun değildir.

Anyway, if you're ever at a show or submitting questions to a Q&A,

1:03

Neyse, eğer bir gösterideyseniz veya bir Soru-Cevap etkinliğine soru gönderiyorsanız,

to raise the odds of getting an answer, Kalıp ifadeler

1:07

cevap alma şansınızı artırmak için,

Kalıp ifadeler

raise the odds of + isim veya -ing biçimi

Raise the odds of, “bir şeyin gerçekleşme olasılığını artırmak” anlamına gelir. Burada soru sorma biçimini değiştirmek, yanıt alma olasılığını artırabilir. Kalıp raise the odds of + isim veya -ing biçimidir: raise the odds of success; raise the odds of getting an answer. Burada odds çoğul biçimdedir ve “olasılık” anlamına gelir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi tamamlayın: A clear plan can raise the ____ finishing on time.

Cevabı göster

odds of

try turning it a bit.

1:08

soruyu biraz çevirmeyi deneyin.

For example,

1:10

Örneğin,

whose videos do you watch the most?

1:11

en çok kimin videolarını izliyorsunuz?

That's an easy answer.

1:12

Bunun cevabı kolay.

RedLetterMedia by a mile. Deyimler

1:13

Açık ara RedLetterMedia.

Deyimler

by a mile: açık ara kazanan

By a mile, “çok büyük bir farkla” veya “rahatça” anlamına gelen günlük bir deyimdir. Büyük bir farkla yarış kazanma görüntüsünden gelir; ancak burada gerçekten bir millik mesafe ölçülmez. Bu kısa yanıtta ima edilen tam anlam, “En çok izlediğim açık ara RedLetterMedia”dır. İfade seçimi güçlendirir ve diğer seçeneklerin ona yakın olmadığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede by a mile doğal biçimde “çok büyük bir farkla” anlamında kullanılmıştır?

  1. That was the funniest scene with a mile.
  2. That was the funniest scene by a mile.
  3. That was the funniest scene at a mile.
Cevabı göster

That was the funniest scene by a mile.

I started with the highly produced Gateway Classics and over the years progressed to mainlining the hardcore stuff. Deyimler

1:15

Yüksek prodüksiyonlu Gateway Classics ile başladım ve yıllar içinde hardcore içeriklere bağımlı hale geldim.

Deyimler

Mainlining the hardcore stuff: abartılı bir benzetme

Burada mainlining gerçekten uyuşturucu kullanmak anlamına gelmez. Bir uyuşturucuyu doğrudan kana enjekte etme görüntüsünü ödünç alarak bir şeyi çok yoğun, büyük miktarda ve neredeyse kontrolsüz biçimde tüketmeyi anlatır. Gateway Classics’ten hardcore stuff’a geçiş, başlangıç düzeyindeki içerikten daha zor ve daha özel ilgi alanına yönelik içeriğe doğru esprili bir ilerleme oluşturur. Bu benzetme abartı ve kişinin kendisiyle alay ettiği bir ton katar: Konuşan kişi bu içeriğe derinden dalmıştır.

Alıştırma

Örnekte mainlining the hardcore stuff ne anlama geliyor?

  1. Yeni başlayanlar için özenli materyal üretmek
  2. Video hazırlarken yasa dışı uyuşturucu kullanmak
  3. Çok yoğun veya özel ilgi alanına yönelik içerikleri büyük miktarda tüketmek
Cevabı göster

Çok yoğun veya özel ilgi alanına yönelik içerikleri büyük miktarda tüketmek

It's hard to say why I so like watching guys I don't know view movies and instructional videos I never will,

1:20

Hiç tanımadığım adamların, benim asla izlemeyeceğim filmleri ve eğitim videolarını izlemelerini neden bu kadar sevdiğimi söylemek zor,

but it's strangely comforting and engaging.

1:26

ama garip bir şekilde rahatlatıcı ve ilgi çekici.

And let's not talk about how many hundreds of hours of RedLetterMedia I've had on while animating since starting my own channel. Öbek fiiller

1:29

Ve kendi kanalımı başlattığımdan beri animasyon yaparken yüzlerce saat RedLetterMedia'yı açık tuttuğumdan hiç bahsetmeyelim.

Öbek fiiller

Have something on: medyayı açık veya oynatılıyor tutmak

Bu cümlede had ... on, bir şeyi oynatmaya devam etmek veya açık bırakmak anlamına gelir. RedLetterMedia bir medya içeriği olduğu için had on burada sahiplik ya da kıyafet giymeyi ifade etmez. Yaygın kalıp I had the radio on örneğindeki gibi have + içerik veya cihaz + on şeklindedir. Burada how many yapısı nedeniyle uzun nesne how many hundreds of hours of RedLetterMedia, I’ve had on ifadesinden önce gelir ve had ile on yan yana kalır. Bu ifade genellikle başka bir etkinlik yapılırken medyanın arka planda oynamaya devam etmesini anlatır. Burada konuşan kişi animasyon yaparken bu içeriği oynatmıştır.

Alıştırma

Cümleyi have ... on kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: While I was cooking, I ____ the radio ____.

Cevabı göster

had · on

I'm glad YouTube doesn't track and timeshame Kelime

1:35

İyi ki YouTube takip edip insanı harcadığı zamanla utandırmıyor,

Kelime

Şaka yollu türetilmiş bir fiil olarak timeshame

timeshame, burada time ile shame birleştirilerek o anda oluşturulmuş şakacı bir fiildir. Bu cümlede, “birine video izleyerek ne kadar zaman geçirdiği için utanç hissettirmek” anlamına gelir. İngilizce konuşanlar, sözlükte olmasa bile böyle yeni bir birleşik sözcüğü çoğu zaman anlayabilir. Sözcüğün parçaları temel fikri verir, bağlam ise utancı kimin ve neden oluşturduğunu gösterir. Bu uydurma sözcük, kişinin kendisini eleştirmesini de resmî değil, mizahi gösterir.

Alıştırma

Cümlede timeshame büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Birinin belirli bir saatte video izlemesini durdurmak
  2. Birine harcadığı zaman yüzünden utanç hissettirmek
  3. Birinin video izlediği kesin saati kaydetmek
Cevabı göster

Birine harcadığı zaman yüzünden utanç hissettirmek

unlike some other services I could mention.

1:37

adını verebileceğim diğer bazı servislerin aksine.

I also picked this question because I can't bear watching RedLetterMedia keep inching closer to a million subscribers any longer. Kelime

1:40

Bu soruyu seçmemin bir diğer nedeni de RedLetterMedia'nın bir milyon aboneye gıdım gıdım yaklaşmasını izlemeye daha fazla dayanamamam.

Kelime

inching closer to: bir hedefe doğru yavaş ilerleme

Inching closer to, bir şeye çok küçük adımlarla yaklaşmak veya o yönde ilerlemek anlamına gelir. Burada abone sayısı yavaşça bir milyona yaklaşıyor; inç cinsinden gerçek bir ölçüm yapılmıyor. Kalıp inch closer to + hedef şeklindedir. Fiziksel hareketi anlatabilir, ancak kademeli olarak değişen sayılar, son tarihler, hedefler ve kararlarla da sık kullanılır.

Alıştırma

Yavaş ve küçük ilerlemeyi vurgulayan tam üç sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: With each new signature, the petition is ____ its target.

Cevabı göster

inching closer to

Can we get these guys their gold play button already? Kültür

1:47

Artık şu adamlara altın plaketlerini verebilir miyiz?

Kültür

“gold play button”: YouTube içerik üreticisi ödülü

Burada gold play button, bir milyon aboneye ulaşmayla bağlantılı fiziksel YouTube içerik üreticisi ödülünün yaygın ve gayriresmî adıdır. Video oynatıcıdaki altın renkli bir kontrol düğmesi değildir. Kanal bu dönüm noktasına yaklaştığı için Can we get these guys... kanala hedefe ulaşması için yardım etmeye yönelik heyecanlı bir çağrıdır; birinden ödülü hemen teslim etmesini isteyen gerçek anlamlı bir talep değildir.

Alıştırma

“The channel finally received its gold play button.” cümlesinde gold play button ne anlama gelir?

  1. Videoları daha hızlı oynatan ücretli bir özellik
  2. Bir abone dönüm noktasıyla bağlantılı fiziksel YouTube içerik üreticisi ödülü
  3. Videoyu başlatmak için kullanılan altın renkli bir kontrol düğmesi
Cevabı göster

Bir abone dönüm noktasıyla bağlantılı fiziksel YouTube içerik üreticisi ödülü

Click and subscribe.

1:49

Tıklayın ve abone olun.

What's your favorite joke you've hidden in a video?

1:50

Bir videoda sakladığınız en sevdiğiniz şaka nedir?

I'm gonna let this one slide because oh man, Deyimler

1:52

Bunu görmezden geleceğim, çünkü ah dostum,

Deyimler

“let this one slide”: bu kez kuralı uygulamamayı seçmek

Let this one slide, konuşan kişinin küçük bir hatayı veya kural ihlalini fark ettiği hâlde bu kez itiraz etmemeyi, ceza vermemeyi ya da kuralı uygulamamayı seçtiği anlamına gelir. One mevcut olayı belirtir; slide gerçek anlamda kullanılmaz. Bu ifade, konuşan kişinin harekete geçme hakkı veya gücü olduğu hâlde istisna yaptığını anlatır. This one çoğu zaman bir sınır koyar: aynı davranış bir dahaki sefere kabul edilmeyebilir.

Alıştırma

Hangi yanıt, konuşan kişinin hafif bir kural ihlalini fark ettiğini ancak bu kez harekete geçmemeyi seçtiğini gösterir?

  1. Konuşan kişi kuralı kalıcı olarak kaldırır.
  2. Konuşan kişi “I'll let this one slide.” der.
  3. Konuşan kişi hiçbir sorun fark etmediğini söyler.
Cevabı göster

Konuşan kişi “I'll let this one slide.” der.

do I love hiding stuff in videos

1:54

videolara bir şeyler saklamaya bayılıyorum

and it brings me tremendous joy when people find all the things.

1:56

ve insanlar bütün o şeyleri bulduğunda bu bana muazzam bir neşe veriyor.

For example,

2:00

Örneğin,

have you found all the bees?

2:01

bütün arıları buldunuz mu?

There's a lot of them now.

2:02

Artık bir sürü var.

Again, no favorites,

2:03

Tekrar ediyorum, favorim yok,

but a recent one I'm pleased with is this dude in the airport reading The Hobbit and then The Fellowship of the Ring and then the entire Rings trilogy,

2:04

ama son zamanlarda hoşuma giden bir tanesi, havaalanındaki bu adamın The Hobbit'i ve sonra The Fellowship of the Ring'i ve ardından tüm Yüzük üçlemesini okuması,

implying the wait to board that flight was really long.

2:12

ki bu uçağa biniş için bekleme süresinin gerçekten çok uzun olduğunu ima ediyor.

Favorite integer?

2:16

En sevdiğin tam sayı?

No, I don't.

2:16

Hayır, yok.

Favorite color?

2:17

En sevdiğin renk?

I shouldn't have. Dilbilgisi

2:18

Yapmamalıydım.

Dilbilgisi

shouldn't have: geçmiş bir eylem için pişmanlık bildiren eksilti

Bu yanıtta shouldn't have, zaten gerçekleşmiş bir eyleme dönüp onu hata olarak değerlendirir. Tam kalıp should not have + fiilin üçüncü hâli (past participle) şeklindedir; örneğin I shouldn't have answered. Burada, önceki konuşmadan hangi eylemin kastedildiği anlaşıldığı için fiilin üçüncü hâli ve eylemin geri kalanı söylenmez. Bu yüzden tek başına I shouldn't have, “Yaptım ama şimdi bunun yanlış bir seçim olduğunu düşünüyorum” demektir.

Alıştırma

Geçmişteki bir eylem için pişmanlık belirtmek üzere yanıttaki boşluğu bu derste öğrenilen eksiltili modal perfect yapısıyla tamamlayın: I answered the personal question, but I ____.

Cevabı göster

shouldn't have

Favorite magic colors?

2:19

En sevdiğin büyü renkleri?

Well, black and blue obviously,

2:20

Eh, belli ki siyah ve mavi,

but no getting around this one. Deyimler

2:22

ama bundan kaçış yok.

Deyimler

no getting around this one: kaçınılmaz bir konu

Burada get around, fiziksel olarak bir şeyin çevresinden dolaşmak değil, onunla uğraşmaktan kaçınmak demektir. no getting around this one, mevcut soru ya da konudan kaçınılamayacağını anlatır. Bu söz, There’s no getting around this one cümlesinin konuşma dilindeki eksiltili biçimidir. there’s no + -ing kalıbı bir eylemin mümkün olmadığını belirtir; this one ise konuşmada daha önce belirlenmiş olan maddeyi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen ve “kaçınılması imkânsız” anlamına gelen deyimle tamamlayın: The safety inspection is required, so there's ____ it.

Cevabı göster

no getting around

Favorite YouTuber?

2:23

En sevdiğin YouTuber?

You know these people are my friends.

2:24

Bu insanların benim arkadaşlarım olduğunu biliyorsunuz.

It would be really weird to pick a

2:25

Seçmek gerçekten garip olurdu

Favorite podcast?

2:26

En sevdiğin podcast?

No, I already explained-

2:27

Hayır, zaten açıkladım-

Favorite movie, favorite liberian country flag,

2:28

En sevdiğin film, en sevdiğin Liberya ilçe bayrağı,

favorite world leader?

2:30

en sevdiğin dünya lideri?

You can't be serious. Ton ve niyet

2:31

Ciddi olamazsın.

Ton ve niyet

You can't be serious: güçlü bir inanmama tepkisi

Burada You can't be serious, karşıdaki kişinin ciddi olma yeteneğinin bulunmadığı anlamına gelmez. Güçlü bir inanmama tepkisidir: Konuşan kişi, soruyu veya iddiayı gerçekten söylenmiş olamayacak kadar mantıksız bulur. Ses tonuna göre kızgınlık veya şakalaşma da gösterebilir. Bir yetenek sınırından söz etmek yerine, karşıdaki kişinin söylediklerinde gerçekten ciddi olup olmadığını sorgular.

Alıştırma

Bir arkadaşınız saçma bir istekte bulunuyor ve biraz kızgınlıkla güçlü bir inanmama tepkisi göstermek istiyorsunuz. En iyi yanıt hangisidir?

  1. You can't be serious.
  2. Could you explain that?
  3. I am not serious.
Cevabı göster

You can't be serious.

Favorite law of physics,

2:32

En sevdiğin fizik yasası,

favorite conspiracy theory,

2:33

en sevdiğin komplo teorisi,

favorite tree?

2:34

en sevdiğin ağaç?

What?

2:35

Ne?

On a scale of 1 to 10,

2:35

1'den 10'a kadar bir ölçekte,

what is your favorite color of the alphabet?

2:36

alfabenin en sevdiğiniz rengi nedir?

No.

2:38

Hayır.

Okay,

2:38

Tamam,

this is my fault.

2:38

bu benim hatam.

I shouldn't have opened this door. Deyimler

2:39

Bu kapıyı açmamalıydım.

Deyimler

opened this door: yeni bir olasılık yaratmak

Opened this door burada mecazdır. Konuşan kişi bir şeye bir kez cevap vererek veya izin vererek, benzer şeylerin devam etmesi için bir fırsat ya da emsal yaratmıştır; gerçek bir kapı açılmamıştır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp open the door to veya for something şeklindedir ve bir eylemin başka bir şeyi mümkün kıldığını anlatır. Bu cümlede this, konuşanın yaratmış olmaktan artık pişman olduğu belirli fırsatı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi open the door ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Allowing one late submission ____ more requests.

Cevabı göster

opened the door to

What is your favorite spelling of favorite?

2:40

Favorite kelimesinin en sevdiğiniz yazılışı nedir?

Okay, enough of the

2:42

Tamam, yeter bu kadar

What is the most persistent physical object you own?

2:43

Sahip olduğun en kalıcı fiziksel nesne nedir?

That's a good question.

2:46

Bu iyi bir soru.

Like,

2:47

Şöyle ki,

it must be my original wedding ring.

2:47

orijinal evlilik yüzüğüm olmalı.

I can't think of an object that's been with me longer.

2:49

Benimle daha uzun süre kalmış bir nesne düşünemiyorum.

I currently wear a second edition,

2:51

Şu anda ikinci versiyonu takıyorum,

which will eventually become the third most persistent object in my life.

2:53

ki o da eninde sonunda hayatımdaki en kalıcı üçüncü nesne olacak.

What's the second most persistent?

2:58

Peki en kalıcı ikinci şey ne?

Well,

2:59

Şey,

while moving office recently,

3:00

geçenlerde ofisi taşırken,

I found it hiding in an envelope at the bottom of a box.

3:02

onu bir kutunun dibinde bir zarfın içinde saklanırken buldum.

Sure,

3:06

Elbette,

I had thrown it away,

3:06

onu çöpe atmıştım,

positive in fact,

3:07

hatta bundan kesinlikle emindim,

but somehow this specter evaded my many moves and purges. Deyimler

3:09

ama bu hayalet bir şekilde onca taşınmamı ve eşya ayıplamamı atlatmış.

Deyimler

Taşınmalardan ve eşya ayıklamalarından kaçan kişileştirilmiş specter

Eski bilgisayara specter, yani “hayalet” deniyor. Bu gerçek bir hayalet değil, geçmişten kalan ve hâlâ kendini hissettiren istenmeyen bir anıdır. Bu imge huzursuzluk yaratır ve bilgisayarı bulmanın neden duygusal bir önemi olduğunu gösterir. Nesne, tekrar tekrar yapılan moves, yani ev taşımalarından ve purges, yani büyük eşya ayıklamalarından evaded “kaçmış” gibi kişileştirilir. Evaded, nesneyi kaçacak kadar kurnaz gösterir. Bu anlatım, konuşanın o anıyı defalarca geride bırakmaya çalıştığını, ancak anının geri dönmeye devam ettiğini düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlatıyor?

  1. Konuşan her ev taşıdığında gerçek bir hayalet bilgisayarı saklamıştır.
  2. Eski bilgisayar defalarca ev taşınmasına ve büyük eşya ayıklamalarına rağmen kalmış, geçmişin huzursuz edici bir hatırlatıcısı olmayı sürdürmüştür.
  3. Bilgisayar bir başarıyı temsil ettiği için konuşan onu özenle korumuştur.
Cevabı göster

Eski bilgisayar defalarca ev taşınmasına ve büyük eşya ayıklamalarına rağmen kalmış, geçmişin huzursuz edici bir hatırlatıcısı olmayı sürdürmüştür.

I have no idea how it shadowed me,

3:13

Beni nasıl gölge gibi takip ettiğini,

hiding nearby for a decade.

3:16

on yıl boyunca yakınlarda nasıl saklandığını hiç bilmiyorum.

So,

3:18

Yani,

to explain this thing,

3:18

bu şeyi açıklamak gerekirse,

back in the long ago,

3:20

çok uzun zaman önce,

I quit teaching,

3:21

öğretmenliği bıraktım,

packed all my belongings,

3:22

bütün eşyalarımı topladım,

bundled my savings,

3:23

birikimlerimi bir araya getirdim,

heading off into the sunset with the sure knowledge I was to achieve the project of my life, Notlar

3:24

hayatımın projesini gerçekleştireceğimden emin bir şekilde gün batımına doğru yola çıktım,

Deyimler

Heading off into the sunset sinematik mecazı

Heading off into the sunset, Western filmlerindeki tanıdık bir görüntüyü kullanır: Bir karakter güneş batarken uzaklaşır ve hikâye sona erer. Burada gerçek bir yön veya saat anlatılmaz. Konuşan, öğretmenliği bırakıp serbest çalışmaya başlamasını ideal bir yeni hayata doğru cesur ve iyimser bir yola çıkış olarak sunar. Bu kendinden emin, sinematik görüntü, sonraki olaylar bu güvenle uyuşmadığında izleyiciyi ironiye de hazırlayabilir.

Alıştırma

Hangi durum heading off into the sunset ifadesinin mecaz anlamına en uygundur?

  1. Birisi akşam araba kullanmadan önce gün batımı saatini kontrol eder.
  2. Birisi anahtarlarını unuttuğu için kısa süreliğine geri döner.
  3. Birisi uzun süren kariyerini güvenle bırakır ve mutlu bir yeni dönem bekler.
Cevabı göster

Birisi uzun süren kariyerini güvenle bırakır ve mutlu bir yeni dönem bekler.

Dilbilgisi

was to achieve: geçmişten bakılan beklenen bir gelecek

Bu cümlede was to achieve, başarıyı geçmişteki bir bakış noktasından sonra gerçekleşecek bir olay olarak gösterir. Konuşmacı, o sırada kesin görünen şeyi geriye dönüp anlatmaktadır; bu yapı projenin gerçekten başarıldığını söylemez. was/were to + fiilin yalın hâli kalıbı, geçmişten bakıldığında gelecekteki bir olayı planlanmış, kararlaştırılmış, beklenen veya adeta kaderde yazılı bir şey olarak sunabilir. Burada sure knowledge beklentiyi son derece kesin gösterir; bu da sonraki olayların bu güvenin yanlış olduğunu ortaya çıkarmasına imkân verir.

Alıştırma

Hangi cümle, takımın zafer kazanacağını söylemeden, takıma liderlik etmeyi Leo'nun geçmişteki bir noktadan beklediği gelecek olarak sunar?

  1. At that moment, Leo was certain he was to lead the team to victory.
  2. At that moment, Leo had led the team to victory.
  3. At that moment, Leo led the team to victory.
Cevabı göster

At that moment, Leo was certain he was to lead the team to victory.

to escape the system, Anlatım akışı

3:29

sistemden kaçmak,

to become self-employed,

3:31

kendi işimin patronu olmak,

to be free.

3:32

özgür olmak için.

Anlatım akışı

to escape ... to become ... to be: paralel bir hedef listesi

Üç to-infinitive öbeği, hayatımın projesinin içeriğini açıklayan paralel bir liste oluşturur. Her ögeden önce to sözcüğünün tekrarlanması her hedefin başlangıcını açıkça gösterir ve üç ögenin de aynı dil bilgisel göreve sahip olduğunu belirtir. Sıralama ayrıca bir ilerleme yaratır: istenmeyen bir sistemden ayrılmak, kendi hesabına çalışmak ve ardından daha geniş olan özgürlük düşüncesine ulaşmak. İlgili hedefleri açık, ritmik ve daha güçlü bir son adımla sunmak için bu tekrarlanan yapıyı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Paralel listeyi tamamlayın. reduce, protect ve keep sözcüklerini bu sırayla kullanın ve her fiilden önce to sözcüğünü tekrarlayın: The campaign aims ____ plastic waste, ____ local wildlife, and ____ the beaches clean.

Cevabı göster

to reduce · to protect · to keep

And I totally failed.

3:33

Ve tamamen çuvalladım.

Burned through my savings and returned to London, Öbek fiiller

3:36

Birikimlerimi tüketip Londra'ya döndüm,

Öbek fiiller

Burned through: sınırlı bir kaynağın hızla tükenmesi

Burn through, sınırlı bir kaynağı çok hızlı, çoğu zaman geriye çok az ya da hiçbir şey kalana kadar tüketmek demektir. Burada konuşanın birikimini hızla harcadığını anlatır; gerçek anlamda bir yanma yoktur. Through parçacığı, kaynağı başından sonuna kadar tüketiliyormuş gibi sunar. Bu nedenle ifade, nötr spend fiiline göre hem hızı hem de tükenme sonucunu daha güçlü vurgular.

Alıştırma

Cümleyi burn through ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: In just two weeks, the team ____ its entire travel budget.

Cevabı göster

burned through

humbled, Dilbilgisi

3:38

boynum bükük bir şekilde,

having to find another teaching job.

3:39

başka bir öğretmenlik işi bulmak zorunda kaldım.

Dilbilgisi

humbled, having to ...: sıkıştırılmış ek bilgiler

Virgülden sonraki sözcükler, returned to London ifadesinin örtük öznesi hakkında iki bilgi ekler. Humbled, plan başarısız olduktan sonra öznenin durumunu anlatır: yaşanan deneyim kişinin gururunu azaltmış veya sınırlarını daha iyi görmesini sağlamıştır; kişi başka birini etkin biçimde aşağılamamaktadır. Having to find another teaching job, have to ile kurulan bir -ing yan cümlesidir. Bu bağlamda dönüşe eşlik eden istenmeyen zorunluluğu ekler. İki ek unsur da ana cümlenin öznesini paylaşır; böylece anlatım, üç tam cümlecik kurmadan bir eylemi, durumu ve sonucu birleştirir.

Alıştırma

Özneye bir durum ve yeni bir zorunluluk eklemek için aynı sıkıştırılmış yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. She returned home, disappointing, had to rethink her plan.
  2. She returned home, disappointed, having to rethink her plan.
  3. She returned home, was disappointed, having to rethink her plan.
Cevabı göster

She returned home, disappointed, having to rethink her plan.

That year of failure was not a great time

3:41

O başarısızlık yılı pek harika bir zaman değildi

and what I thought would be my Mjolnir with which to forge my new life was instead a cursed object. Notlar

3:44

ve yeni hayatımı şekillendireceğim Mjolnir'im olacağını düşündüğüm şey aslında lanetli bir nesneydi.

Kültür

Mjolnir: Gücün simgesi olarak Thor'un çekici

Mjolnir, İskandinav mitolojisinde ve Marvel hikâyelerinde Thor'un çekicinin özel adıdır. Olağanüstü gücüyle bilinir; bu nedenle kullanıcısına zor bir şeyi başarma gücü veren özel bir aracı simgeleyebilir. Burada konuşmacı bilgisayarı kendi Mjolnir'i, yani yeni bir hayat yaratıp biçimlendirmesine yardım edecek araç olarak hayal eder. Ardından ona “lanetli bir nesne” demesi bu umutlu görüntüyü tersine çevirir ve aracın aslında sorun çıkardığını gösterir.

Alıştırma

Mjolnir sözcüğü cümlenin anlamına ne katar?

  1. Bilgisayarın metal işlerinde kullanılan sıradan bir çekiç olduğunu söyler.
  2. Bilgisayarın en başından beri büyülü bir lanet olduğunu belirtir.
  3. Bilgisayarı yeni bir hayat kurmaya yardım edebilecek güçlü bir araç olarak sunar.
Cevabı göster

Bilgisayarı yeni bir hayat kurmaya yardım edebilecek güçlü bir araç olarak sunar.

Dilbilgisi

with which to forge: edat + which + mastar yapısı

with which to forge ifadesi Mjolnir'i niteler. Which, Mjolnir'e geri döner; with ise onun eylemi gerçekleştirmek için kullanılan araç olduğunu gösterir. Anlamı with which I could forge şeklindedir; daha konuşma dilindeki karşılığı ise to forge my new life with olur. Kalıp isim + edat + which + to-mastar biçimindedir: a key with which to open the door. Amaç ve araç anlamlarını kısa bir niteleyicide birleştirir.

Alıştırma

Onun duvar resmini fırçayla boyayacağını anlatmak için cümleyi edat + which + mastar yapısıyla tamamlayın: She bought a sturdy brush ____ the mural.

Cevabı göster

with which to paint

This original MacBook Air,

3:50

Bu orijinal MacBook Air,

the laptop sold on its thinness and lightness, Kelime

3:52

inceliği ve hafifliği ile satılan dizüstü bilgisayar,

Kelime

sold on its thinness and lightness: inceliği ve hafifliğiyle satılmak

Bu cümlede sold on, dizüstü bilgisayarın ticari çekiciliğinin ince ve hafif olmasına dayandığı anlamına gelir. Bu özellikler, bilgisayarı satın almak için başlıca nedenler olarak öne çıkarılmıştır. İfade bir ürünün satış noktasını anlatır; bir kişinin fikrini anlatmaz. Özne bir ürün olduğunda sell on, bir ürünün belirli bir özelliği sayesinde piyasada başarılı olması veya o özelliği satış noktası olarak kullanması anlamına gelebilir. Bu kullanım, bir kişinin bir şeyin iyi ya da değerli olduğuna ikna olması anlamındaki be sold on something ifadesinden farklıdır.

Alıştırma

“The laptop sold on its thinness and lightness” cümlesinde sold on ne anlama gelir?

  1. Dizüstü bilgisayar başka bir sahibine yeniden satıldı
  2. Dizüstü bilgisayar inceliğin ve hafifliğin değerli olduğuna ikna oldu
  3. İnceliği ve hafifliği dizüstü bilgisayarın başlıca satış noktalarıydı
Cevabı göster

İnceliği ve hafifliği dizüstü bilgisayarın başlıca satış noktalarıydı

the machine I spent a significant portion of my savings on as it seemed perfect for the life of peregrination before me. Kalıp ifadeler

3:55

önümdeki seyahat dolu hayat için mükemmel göründüğünden birikimlerimin büyük bir kısmını harcadığım o makine.

Kalıp ifadeler

a significant portion of my savings: birikimlerimin önemli bir kısmı

a significant portion of, bir bütünün oldukça büyük ve göz ardı edilemeyecek bir kısmı anlamına gelir. Burada bütün my savings, yani birikimlerimdir; konuşan kişi makinenin biriktirdiği paranın önemli bir kısmına mal olduğunu söylüyor. Portion, miktarın bütüne oranına odaklanır ancak kesin bir yüzde vermez. Buradaki significant, miktarın büyüklüğünü veya önemini anlatır; özel ya da sembolik bir anlam taşımaz.

Alıştırma

Toplamın önemli bir kısmını nispeten resmî bir tonla vurgulamak için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “I spent ___ my savings on the machine.”

  1. önemli bir kısmı
  2. küçük bir kısmı
  3. çok
Cevabı göster

önemli bir kısmı

This laptop was a disaster with catastrophic thermal problems making it run painfully slow. Dilbilgisi

4:01

Bu dizüstü bilgisayar, acı verecek kadar yavaş çalışmasına neden olan felaket termal sorunlarıyla tam bir faciaydı.

Dilbilgisi

make + nesne + fiilin yalın hâli: making it run painfully slow

making it run painfully slow şeklindeki -ing yan cümlesi, catastrophic thermal problems nedeniyle ortaya çıkan sonucu anlatır. making ifadesinin örtük öznesi bu ısınma sorunlarıdır. Bu yan cümlede make + nesne + fiilin yalın hâli yapısı kullanılır. it dizüstü bilgisayarı gösterir ve run fiilinden önce to gelmez. Painfully, slow sözcüğünü güçlendirerek bilgisayarın insanı bezdirecek kadar yavaş çalıştığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi run fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The outdated software made the tablet ____ much more slowly.

Cevabı göster

run

And during this dark time,

4:08

Ve bu karanlık dönemde,

I lived in Hawaii with family to save money.

4:10

para biriktirmek için ailemle birlikte Hawaii'de yaşadım.

Now,

4:12

Şimdi,

Hawaii doesn't believe in air conditioning because the island is paradise and the weather is perfect. Deyimler

4:13

Hawaii, adanın bir cennet ve havanın mükemmel olması nedeniyle klimaya inanmaz.

Deyimler

Hawaii doesn't believe in air conditioning ifadesindeki kişileştirme

Burada Hawaii kişileştirilir: yer adı, oradaki binaları, işletmeleri, hizmetleri veya yaygın yerel alışkanlıkları temsil eder. Doesn't believe in air conditioning, Hawaii'nin dinî inançları olduğu ya da klimanın varlığından şüphe ettiği anlamına gelmez. Burada believe in, bir şeyi desteklemek, değerli bulmak veya kullanmak anlamındadır. Bu abartı, klimanın bulunmasının zor olduğu ya da klimaya öncelik verilmediği yönündeki pratik bir şikâyeti mizahi bir eleştiriye dönüştürür. Bu, konuşanın genel izlenimidir; Hawaii'deki her yer hakkında verilmiş gerçek bir bilgi değildir.

Alıştırma

Konuşan kişi “This office doesn't believe in unnecessary meetings” sözüyle büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Binanın kendisinin toplantılar hakkında gerçek bir görüşü vardır.
  2. Oradaki insanlar toplantıların fiziksel olarak var olduğundan şüphe eder.
  3. Ofis kültürü gereksiz toplantılardan kaçınır veya bunları uygun bulmaz.
Cevabı göster

Ofis kültürü gereksiz toplantılardan kaçınır veya bunları uygun bulmaz.

It isn't.

4:19

Öyle değil.

I have such a visceral memory of being inescapably hot and sweaty, Kelime

4:20

Kaçınılmaz derecede sıcak ve terli olduğuma dair öyle derin bir anım var ki,

Kelime

“Visceral memory”: bedende hissedilen bir anı

Burada a visceral memory, anlık bir fiziksel veya duygusal tepkiyle bağlantılı bir anı demektir. Konuşan kişi sıcağı yalnızca net biçimde hatırlamaz; düşündüğünde sıcak ve terli olma hissini yeniden yaşar. Bir anı içgüdüsel, bedensel ve kendinizi ondan uzaklaştırması zor bir deneyim gibi geliyorsa visceral kullanılabilir. Bu sözcük, anının yalnızca net veya ayrıntılı olduğunu söylemekten daha güçlü bir bedensel tepki anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede visceral memory en doğru biçimde kullanılmıştır?

  1. I have a visceral memory of the meeting time because it is written in my calendar.
  2. I have a visceral memory of the phone number because I copied it correctly.
  3. I have a visceral memory of the crash, and my stomach still tightens when I think about it.
Cevabı göster

I have a visceral memory of the crash, and my stomach still tightens when I think about it.

trying to work while heat poured out from the keyboard,

4:24

klavyeden ısı fışkırırken çalışmaya çalışıyordum,

melting me, Deyimler

4:28

beni eritiyordu,

melting my dreams.

4:29

hayallerimi eritiyordu.

Deyimler

“Melting me, melting my dreams”: gerçek anlamdan mecazi anlama tekrar

İlk melting, sıcağın fiziksel etkisini abartır: konuşan kişi bedeninin eridiğini hisseder. İkinci kullanım aynı fiili mecazi olarak tekrarlar ve kişinin umutlarının zayıfladığını veya kaybolduğunu anlatır. Bu paralel tekrar, bedensel rahatsızlıkla duygusal hayal kırıklığını birbirine bağlar. Fiilin yeniden kullanılması, fiziksel bir görüntüyü bedende olanlarla kişinin planlarında olanlar arasında bir köprüye dönüştürür.

Alıştırma

“melting me, melting my dreams” ifadesindeki tekrar ne işe yarıyor?

  1. Hem konuşan kişinin hem de hayallerin gerçekten sıvıya dönüştüğünü söyler.
  2. Sıcağın birbiriyle ilgisiz iki etkisini sıralar.
  3. Fiziksel acıyı umudun yavaş yavaş kaybolmasıyla bağlar.
Cevabı göster

Fiziksel acıyı umudun yavaş yavaş kaybolmasıyla bağlar.

I thought I had long gotten rid of this totem of the absolute failure of a younger man. Deyimler

4:31

Genç bir adamın mutlak başarısızlığının bu toteminden çoktan kurtulduğumu sanıyordum.

Deyimler

Simgesel bir nesne olarak totem of the absolute failure

Burada totem, güçlü bir düşünceyi veya anıyı temsil eden nesne anlamında mecaz olarak kullanılıyor. Gerçek bir törensel ya da dinî nesne kastedilmiyor. Konuşmacı bilgisayara a totem of the absolute failure diyerek genç hâline yönelik yargısını bu nesneye yüklüyor: bilgisayar yalnızca tek bir başarısız girişimi değil, acı verici bir dönemin tamamını temsil ediyor. Bu edebî ifade nesneye güçlü bir duygusal ağırlık katıyor.

Alıştırma

Bu cümlede “totem of the absolute failure” ne anlama geliyor?

  1. Eski bir bilgisayarı onarmak için kullanılan bir alet
  2. Her hatanın ayrıntılı kaydı
  3. Gelecekte başarıyı garanti eden uğurlu bir nesne
  4. Acı verici bir dönemi güçlü biçimde temsil eden bir nesne
Cevabı göster

Acı verici bir dönemi güçlü biçimde temsil eden bir nesne

But it's weird.

4:36

Ama tuhaf.

Now that it's been so long, Dilbilgisi

4:37

Üzerinden çok zaman geçtiğine göre,

Dilbilgisi

Now that it's been so long: değişmiş bir durumu neden olarak sunmak

Now that, “bu artık doğru olduğuna göre” anlamına gelen bir bağlaçtır. Şu anda geçerli olan bir durumu, ardından gelen ifadenin nedeni olarak sunar ve çoğu zaman geçmişe göre bir değişiklik olduğunu düşündürür. it's been so long ifadesinde it's, it is değil it has kısaltmasıdır. been ile kurulan present perfect, geçen uzun süreyi şimdiki zamana bağlar. Bu nedenle cümlenin bu bölümü, konuşmacının artık neden farklı düşünebildiğini veya davranabildiğini açıklar.

Alıştırma

Değişmiş bir durumun neden olduğunu gösteren bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ everyone is ready, we can start the game.

Cevabı göster

Now that

I kind of want to mount it on my office wall as #neverforget. Ton ve niyet

4:38

#neverforget olarak ofisimin duvarına asmak istiyorum.

Ton ve niyet

İsteği yumuşatan kind of want to

kind of want to ifadesinde kind of, want fiilini yumuşatır. Konuşan kişinin onu duvara asma isteği vardır, ancak bu kesin bir plan değil, kararsız bir düşüncedir. Buradaki kind of, istek derecesini ve bağlılığı azaltan konuşma diline özgü bir yumuşatıcıdır. İsteği daha az kesin gösterir ve hafif bir kendisiyle dalga geçme ya da şaka tonu da katabilir.

Alıştırma

Bu cümlede kind of want to nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Konuşan kişinin biraz isteği var, ancak henüz tam olarak karar vermemiş.
  2. Konuşan kişi kesin bir karar vermiş ve bunu mutlaka yapacak.
  3. Konuşan kişi bunu hiç yapmak istemiyor.
Cevabı göster

Konuşan kişinin biraz isteği var, ancak henüz tam olarak karar vermemiş.

I don't think I really will,

4:42

Gerçekten yapacağımı sanmıyorum,

but I haven't thrown it out yet. Öbek fiiller

4:43

ama henüz çöpe de atmadım.

Öbek fiiller

thrown it out: throw out ile zamirin konumu

Throw something out, artık istemediğiniz veya ihtiyaç duymadığınız bir şeyi çöpe atmak demektir. thrown it out ifadesindeki it nesnedir ve eski bilgisayarı belirtir. Throw out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamir olduğunda zamiri fiil ile out arasına koyun: throw it out, thrown it out. İsim olan bir nesne iki konumda da kullanılabilir: throw the box out veya throw out the box.

Alıştırma

throw out ve it zamirini doğru sırayla kullanarak cümleyi tamamlayın: This carton is empty, so please ____.

Cevabı göster

throw it out

What is one topic you will never discuss?

4:45

Asla tartışmayacağınız bir konu nedir?

How am I to answer this question? Dilbilgisi

4:47

Bu soruya nasıl cevap vermeliyim?

Dilbilgisi

Retorik soru olarak How am I to answer this question?

How am I to answer this question? cümlesindeki yapı How + be + subject + to + base verb? biçimindedir. Burada be to bir planı veya takvimi anlatmaz; konuşandan hangi makul yöntemle hareket etmesinin beklendiğini sorar. Soru retoriktir çünkü görev kendi içinde çelişir. Konuşan yalnızca talimat istemez; tatmin edici bir cevabın mümkün olmadığına itiraz eder ve hayal kırıklığı ya da çaresizlik ifade eder.

Alıştırma

Soruyu retorik be to yapısıyla tamamlayın: The two instructions contradict each other. ____ follow both?

Cevabı göster

How am I to

Is there still hope for the Catan video?

4:50

Catan videosu için hala umut var mı?

No.

4:55

Hayır.

What are your tips on improving one's ability to read?

4:55

Birinin okuma yeteneğini geliştirmesi için ipuçlarınız nelerdir?

Spend less time on the Tweetbooks and Snapstagrams. Kelime

4:58

Tweetbooks ve Snapstagrams'de daha az zaman harcayın.

Kelime

Şakacı uydurma adlar olarak Tweetbooks ve Snapstagrams

Tweetbooks, tweet ile Facebook'u; Snapstagrams ise Snapchat ile Instagram'ı birleştirir. Bunlar eğlence amacıyla uydurulmuş adlardır, gerçek platformlar değildir. Bu çoğul adlar birlikte genel olarak sosyal medya platformlarını temsil eder. Bilinen marka adlarını karıştırmak, sanki uygulamaların hepsi birbirinin yerine geçebilen dikkat dağıtıcı şeylermiş gibi, tavsiyeye alaycı ve hafif küçümseyici bir ton katar.

Alıştırma

Bu cümlede Tweetbooks ve Snapstagrams ne anlama geliyor?

  1. Sosyal medya platformları için uydurulmuş şakacı adlar
  2. Yorumları düzenlemeye yarayan teknik araçlar
  3. Fotoğrafçılıkla ilgili basılı kitaplar
  4. İki resmî sosyal medya markası
Cevabı göster

Sosyal medya platformları için uydurulmuş şakacı adlar

I kind of left a lot of the internet temporarily a while back.

5:01

Bir süre önce internetin büyük bir kısmından geçici olarak ayrılmıştım.

I don't know if you've heard. Ton ve niyet

5:05

Duydunuz mu bilmiyorum.

I've only made a vlog and talked about it repeatedly on my podcasts.

5:06

Sadece bir vlog çektim ve podcastlerimde defalarca bundan bahsettim.

Ton ve niyet

«I don't know if you've heard» ... «I've only made a vlog»: ironik küçümseme

İlk cümle, yüzeyde karşısındaki kişinin bu haberi bilip bilmediğini kibarca kontrol etme yolu gibi duyulur. Ancak burada bilgiyi gerçekten az bilinen bir şey olarak sunmaz; sonraki ifadeyle bir karşıtlık hazırlar. only sözcüğü konuşanın yaptıklarını bilerek küçük ve önemsiz gösterir. Buna karşılık made a vlog ve talked about it repeatedly, konunun kamuya açık şekilde birçok kez konuşulduğunu gösterir. Bu uyumsuzluk öz-ironik bir etki yaratır: konuşan kişi haberi defalarca kendisi duyurmuş olsa da yeni bir bilgi olabilirmiş gibi davranır.

Alıştırma

Bir kişi şöyle diyor: “I don't know if you've heard. I've only made a vlog and talked about it repeatedly on my podcasts.” Bu kişi ne ima ediyor?

  1. Konuşan kişi dinleyicilerden bu konu hakkında konuşmayı bırakmalarını istiyor.
  2. Bilgi muhtemelen gizlidir ve neredeyse hiç dile getirilmemiştir.
  3. Konuşan kişi bu konuyu kamuya açık şekilde hiç tartışmamıştır.
  4. Konuşan kişi konudan ne kadar sık söz ettiğini ironik biçimde küçümsüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi konudan ne kadar sık söz ettiğini ironik biçimde küçümsüyor.

Anyway,

5:09

Neyse,

I think internet comments train my brain to have a short attention span. Kalıp ifadeler

5:09

bence internet yorumları beynimi kısa bir dikkat süresine sahip olması için eğitiyor.

Kalıp ifadeler

short attention span: anlamı ve kullanımı

short attention span, yalnızca kısa bir süre odaklanmayı sürdürebilme becerisini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada span fiziksel bir mesafeyi değil, bir zaman uzunluğunu; attention ise zihinsel odağı ifade eder. have a short attention span yapısında short, sürdürülen odağın ne kadar kısa olduğunu anlatır. Konuşan kişi, internet yorumlarını okumanın beynini daha çabuk odağını kaybedecek şekilde eğitebileceğini söylüyor. Bu, tek seferlik bir dalgınlığı değil, genel bir eğilimi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi doğal ifadeyi kullanarak tamamla: The long online meeting showed me that I have a ____.

Cevabı göster

short attention span

So,

5:13

Bu yüzden,

less of the Reddit equals more of the books, Anlatım akışı

5:14

daha az Reddit eşittir daha çok kitap,

Anlatım akışı

Bir ödünleşim formülü olarak less of ... equals more of ...

Burada less of the Reddit equals more of the books, bir ödünleşimi kısa ve denklem benzeri bir biçimde düzenler. İki taraf karşı karşıya getirilir: Reddit'e daha az dikkat ayırmak, kitap okumak için daha fazla dikkat veya zaman bırakır. Equals burada matematiksel bir kanıt değildir; “yol açar” veya “yer açar” anlamındadır. Tekrarlanan less ... more ... kalıbı, neden-sonuç ilişkisini hatırlamayı kolaylaştırır. the Reddit ve the books ifadelerindeki tanımlıklar bilerek eğlenceli kullanılmıştır; böylece her etkinlik kesin bir miktardan çok başlı başına bir kategoriymiş gibi duyulur.

Alıştırma

Bu kalıpta kullanılan fiille denklem biçimindeki özeti tamamlayın: Less time checking notifications ____ more time for focused work.

Cevabı göster

equals

which I think is a net positive. Kelime

5:16

ki bence bu net bir kazançtır.

Kelime

a net positive: artı ve eksilerden sonra genel olarak yararlı

a net positive ifadesindeki net, muhasebedeki anlamını taşır: yararlar ile sakıncalar karşılaştırıldıktan sonra kalan sonuçtur. Burada internet anlamına gelmez. Konuşan kişi, bir olumsuzluk bulunsa bile genel etkinin yararlı olduğunu söylüyor. Bu ifade, farklı yönde etkiler olabileceğini açıkça kabul ettiği için yalnızca good demekten daha kesindir. Dilbilgisi açısından a net positive, be fiilinden sonra gelebilen bir isim öbeğidir: the change is a net positive.

Alıştırma

Bu cümlede a net positive ne anlama gelir? The plan has some costs, but it is a net positive.

  1. Maliyetler ile yararlar dengelendiğinde genel sonuç yararlıdır.
  2. Etkilerin her biri yararlıdır.
  3. Maliyetler ile yararlar tam olarak eşittir.
Cevabı göster

Maliyetler ile yararlar dengelendiğinde genel sonuç yararlıdır.

But I do miss the Wild West of the Internets. Deyimler

5:18

Ama internetin Vahşi Batı'sını da özlüyorum.

Deyimler

Mizahi bir metafor olarak “the Wild West of the Internets”

the Wild West of the Internets ifadesinde Wild West, yerleşmiş kuralların az olduğu bir çevrim içi dünyanın metaforudur: bu dünya açık ve yaratıcıdır, fakat aynı zamanda karmaşık ve risklidir. Konuşan kişi Amerika’nın batısındaki bir yeri değil, bu daha özgür ortamı özlüyor. Internets kasıtlı olarak kullanılan standart dışı bir biçimdir. İngilizcede normalde the internet denir; bu şakacı çoğul, cümleye komik ve biraz nostaljik bir ton katar.

Alıştırma

Burada the Wild West of the Internets ne anlama geliyor?

  1. Amerikan Batısı’nın tarihini anlatan bir internet sitesi
  2. Amerika Birleşik Devletleri’nin batısındaki internet kapsama haritası
  3. özgür, karmaşık ve az düzenlenmiş hissi veren bir çevrim içi dünya
Cevabı göster

özgür, karmaşık ve az düzenlenmiş hissi veren bir çevrim içi dünya

Sometimes I can hear the memes calling me.

5:21

Bazen mem'lerin beni çağırdığını duyabiliyorum.

Now,

5:24

Şimdi,

anything you want to have more of in your life,

5:24

hayatınızda daha fazla sahip olmak istediğiniz herhangi bir şey için,

like reading,

5:26

okumak gibi,

also try to decide ahead of time what you're going to have less of to make space for it. Kalıp ifadeler

5:27

ona yer açmak için neyi daha az yapacağınıza da önceden karar vermeye çalışın.

Kalıp ifadeler

Önceden planlamayı 'ahead of time' ile anlatmak

Ahead of time, bir olay, son tarih veya ihtiyaç gelmeden önce anlamına gelir. Burada yeni etkinliği eklemeden önce neyi azaltacağınıza karar vermenizi söyler; böylece denge son ana bırakılmaz, önceden planlanır. İfade fiziksel bir konumu değil, zamanı anlatır. Yaygın kalıp fiil + ahead of time biçimindedir: decide ahead of time, prepare ahead of time veya tell someone ahead of time.

Alıştırma

Hangi cümle, seçimin yalnızca erken bir saatte değil, ihtiyaç duyulmadan önce yapıldığını açıkça anlatır?

  1. We chose our meals for the morning.
  2. We chose our meals early in the morning.
  3. We chose our meals ahead of time.
Cevabı göster

We chose our meals ahead of time.

Kalıp ifadeler

make space for it: zaman ve dikkat için yer açmak

make space for it ifadesinde space mecaz anlamdadır. Konuşan kişi, it ile belirtilen etkinlik için yeterli zaman ve dikkat kalması amacıyla başka etkinlikleri azaltmayı anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp make space for + isim veya zamirdir: sınırlı zamanı, enerjiyi ya da öncelikleri bir şeyin programa sığacağı şekilde düzenlemek demektir. Fiziksel bir alanı boşaltmayı da anlatabilir, ancak burada anlam bu değildir.

Alıştırma

Her akşam çizim yapmaya başlamak istiyorsun. Başka bir etkinliği azaltarak zaman ve dikkat ayırmayı en iyi gösteren cümle hangisidir?

  1. I'll draw more without changing anything else.
  2. I'll spend less time gaming to make space for it.
  3. I'll clear one shelf to make space for it.
Cevabı göster

I'll spend less time gaming to make space for it.

Saying you want to do more X without also saying what you want to do less of is a recipe for failure. Notlar

5:31

Neyi daha az yapmak istediğinizi söylemeden daha fazla X yapmak istediğinizi söylemek başarısızlığın reçetesidir.

Dilbilgisi

do more X ... what to do less of: bir ödünleşmeyi ifade etmek

Burada X, reading gibi bir etkinliğin yerini tutan bir simgedir. Birbiriyle eşleşen do more X ve do less of something fikirleri bir ödünleşmeyi gösterir: zamanı bir şeye daha fazla ayırmak genellikle başka bir şeyi azaltmayı gerektirir. Without also saying, eksik olan eşlik edici adımı belirtir. what you want to do less of içinde what, azaltılacak etkinliği temsil eder; dolayısıyla less of anlamsız veya karşılıksız kalmaz.

Alıştırma

Hangi cümle X'i yer tutucu olarak doğru kullanır ve ödünleşmeyi ifade eder?

  1. To do more X, look for an activity called X.
  2. To do more X, decide what you will do less of.
  3. To do more X, keep every other part of your schedule unchanged.
Cevabı göster

To do more X, decide what you will do less of.

Deyimler

Uyarı olarak 'a recipe for failure'

Bu cümlede a recipe for failure, başarısızlık doğurma ihtimali çok yüksek olan bir seçimler bütününü anlatan benzetmedir. Bir yemek tarifinin malzemeleri birleştirerek sonuç oluşturması gibi, hangi etkinlikten vazgeçileceğine karar vermeden daha fazlasını eklemek istemek de istenmeyen sonucu doğuracak koşulları oluşturur. Açık bir neden-sonuç uyarısı yapmak için a recipe for + sonuç kalıbını kullanabilirsiniz. Bu ifade, bir fikre yalnızca kötü demekten daha güçlü ve belirgindir; çünkü sonucu olası kılan koşulların birleşimine dikkat çeker.

Alıştırma

Uyarıyı derste öğrendiğiniz benzetmenin aynısıyla tamamlayın: Setting goals without making time for them is ____.

Cevabı göster

a recipe for failure

In life,

5:36

Hayatta,

there are no solutions, Anlatım akışı

5:37

çözümler yoktur,

only trade-offs.

5:38

sadece ödünleşimler vardır.

Anlatım akışı

'Çözüm yoktur, yalnızca ödünleşimler vardır' karşıtlık içeren bir özet olarak

there are no X, only Y kalıbı önce konuyu ele almanın bir yolunu reddeder, sonra bunun yerine konuşanın vurgulamak istediği noktayı getirir. only sözcüğünden önce tekrar edilecek there are atılır; dolayısıyla mantığın tam hâli şudur: there are no solutions; there are only trade-offs. Burada solutions, önemli bir olumsuz yanı olmayan kusursuz cevaplar anlamındadır. Trade-offs ise bir yarar elde etmek için bir maliyeti kabul etmeyi veya başka bir yarardan vazgeçmeyi gerektiren seçimlerdir. Bu nedenle cümle, tartışmanın odağını maliyetsiz bir cevap bulmaktan hangi yarar ve maliyetlerin kabul edileceğine karar vermeye kaydırır.

Alıştırma

'there are no solutions, only trade-offs' ifadesi bir sav içinde ne yapar?

  1. Herhangi bir karar vermenin imkânsız olduğunu iddia eder.
  2. Kusursuz bir cevap olduğu fikrini reddeder ve dikkati yararlarla maliyetleri dengelemeye yöneltir.
  3. Mevcut her seçeneğin tamamen aynı sonucu doğurduğunu söyler.
Cevabı göster

Kusursuz bir cevap olduğu fikrini reddeder ve dikkati yararlarla maliyetleri dengelemeye yöneltir.

How come you don't mention D&D more often? Dilbilgisi

5:39

Neden D&D'den daha sık bahsetmiyorsunuz?

Dilbilgisi

How come + düz cümle sırası

How come burada “neden” anlamına gelir. Karşıdaki kişinin D&D'den neden daha sık bahsetmediğini sorar ve hafif bir şaşkınlık ya da merak da ifade edebilir. How come sonrasında düz cümle sırası korunur: How come + özne + fiil. Örnekte you don't mention kullanılır; don't you mention kullanılmaz.

Alıştırma

Arkasından düz cümle sırası gelen iki sözcüklü ifadeyle samimi soruyu tamamlayın: “____ Leo doesn't talk about the club more often?”

Cevabı göster

How come

Despite,

5:41

Buna rağmen,

as you might imagine,

5:42

tahmin edebileceğiniz gibi,

the child me being right in the demographic for D&D, Kalıp ifadeler

5:43

çocukluğum D&D için tam uygun demografide olmasına,

Kalıp ifadeler

right in the demographic for: amaçlanan kitleye tam uyum

right in the demographic for D&D ifadesinde right yön belirtmez; “tam olarak” veya “doğrudan” anlamındadır. Konuşmacı, çocukluk hâlinin D&D'nin ilgisini çekmesi beklenen kişi türüne çok iyi uyduğunu söylüyor. Burada demographic, yaş veya ilgi alanları gibi ortak kitle özelliklerine sahip bir insan grubudur. Başka durumlarda da kullanılabilen be right in the demographic for + ürün veya etkinlik kalıbı, “amaçlanan kitleye çok yakından uymak” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle right in the target demographic ifadesini “amaçlanan kitleye çok yakından uymak” anlamında kullanıyor?

  1. The report lists the demographics of the game's players.
  2. At twelve, Mia was right in the target demographic for the new adventure game.
  3. Mia was right about the game's sales figures.
Cevabı göster

At twelve, Mia was right in the target demographic for the new adventure game.

I never played it.

5:46

hiç oynamadım.

So,

5:48

Yani,

that's why I don't mention it.

5:48

bu yüzden ondan bahsetmiyorum.

The closest I ever got was Baby's First D&D, Notlar

5:49

Buna en çok yaklaştığım şey, Bebekler İçin İlk D&D olan

Dilbilgisi

The closest I ever got was ...: “En çok yaklaştığım deneyim ... oldu”

The closest I ever got was ... bir hedefe veya etkinliğe en çok yaklaşan deneyimi anlatır. Burada closest, fiziksel mesafeyi değil, D&D oynamaya olan benzerliği ölçer. Bu kalıp çoğu zaman konuşanın asıl deneyimi hiç yaşamadığını ima eder. Daha açık biçimi The closest I ever got to playing D&D was HeroQuest şeklindedir. Hedef zaten belliyse to + isim veya -ing yapısı söylenmeyebilir.

Alıştırma

Maya hiç filmde oynamadı, ancak bir okul oyununda rol aldı. “The closest I ever got to acting in a film was performing in a school play” derken neyi kastediyor?

  1. Okul oyununun en benzer deneyimi olduğunu, bir filmde oynamadığını söylüyor.
  2. Okul oyununun bir film stüdyosunun yakınında yapıldığını söylüyor.
  3. Okul oyunundayken neredeyse bir filmde oynadığını söylüyor.
Cevabı göster

Okul oyununun en benzer deneyimi olduğunu, bir filmde oynamadığını söylüyor.

HeroQuest,

5:52

HeroQuest'ti,

which I loved playing as the Dungeon Master.

5:53

ve Zindan Ustası olarak oynamayı çok sevmiştim.

Kültür

Baby's First D&D ... the Dungeon Master: oyun bağlamı

Baby's First D&D, HeroQuest'in resmî adı değildir. Şakacı ve basitleştirici bir etikettir: konuşan, HeroQuest'i fantastik macera ve oyunu yönlendiren bir kişi gibi Dungeons & Dragons, yani D&D ile ilişkili bazı fikirlere daha kolay bir giriş olarak sunar. HeroQuest ve D&D farklı oyunlardır. Bu anıda Dungeon Master, bir zindanın gerçek anlamdaki efendisi değil, macerayı yöneten veya ona rehberlik eden kişidir. Bu arka plan, HeroQuest'in neden konuşanın D&D'ye en yakın deneyimi sayıldığını açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede konuşan neden HeroQuest'e “Baby's First D&D” diyor?

  1. HeroQuest ile D&D'nin tamamen aynı oyun olduğunu söylemek için
  2. D&D ile bazı benzerlikleri olan, daha basit ve başlangıç düzeyinde bir deneyim olduğunu şakayla söylemek için
  3. HeroQuest kutusunun üzerinde yazan tam resmî adı vermek için
Cevabı göster

D&D ile bazı benzerlikleri olan, daha basit ve başlangıç düzeyinde bir deneyim olduğunu şakayla söylemek için

Does it frustrate you how all the months have different numbers of days?

5:56

Bütün ayların farklı sayıda günlere sahip olması sizi sinir ediyor mu?

It makes spreadsheets very untidy.

5:59

E-tabloları çok düzensiz yapıyor.

So,

6:00

O yüzden,

yes.

6:01

evet.

Have any answers from the previous Q&As changed?

6:01

Önceki Soru-Cevaplardaki cevaplardan hiç değişen oldu mu?

Man,

6:03

Dostum,

every time this gets asked,

6:04

bu her sorulduğunda,

I have more videos to check.

6:05

kontrol etmem gereken daha fazla video oluyor.

This time through, Kalıp ifadeler

6:07

Bu seferki kontrolümde,

Kalıp ifadeler

This time through: bu seferki geçişte

“This time through” zaman çerçevesini kurar: daha önce incelenmiş veya yapılmış bir materyal ya da sürecin “bu seferki geçişinde” anlamına gelir. Bu cümlede konuşan kişi aynı içerik grubunu yeniden inceliyor. Buradaki “through”, fiziksel bir alanın içinden geçmeyi değil, bir bölümden diğerine ilerleyerek bir turu tamamlamayı anlatır. Bağlam neyin incelendiğini açıkça gösterdiği için “through” sonrasındaki etkinlik söylenmemiştir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “aynı materyalin bu seferki incelemesinde” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We checked the list again. ____, we found two missing names.

Cevabı göster

This time through

I noticed I've previously mentioned a proportional Senate as one of my top three changes to the Constitution,

6:08

daha önce Anayasa'da yapılmasını istediğim ilk üç değişiklikten biri olarak orantılı bir Senato'dan bahsettiğimi fark ettim,

which was totally surprising to current me to see. Kelime

6:13

ki bu, şu anki benim için görmesi tamamen şaşırtıcıydı.

Maybe past me meant a Senate run by MMP?

6:16

Belki de geçmişteki ben MMP (Karma Üyeli Orantılı Sistem) ile yönetilen bir Senato'yu kastetmiştim?

Kelime

current me ... past me: farklı zamanlardaki aynı kişi

“Current me” ve “past me”, me sözcüğünü aynı kişinin farklı zamanlardaki hâlleri için kullanılan samimi bir etikete dönüştürür. “Current me” kişinin şimdiki hâlini, “past me” ise daha önceki bir zamandaki hâlini anlatır. Bu kullanım, konuşanın değişen görüşlerini karşılaştırmasına ve önceki hâliyle arasına hafif, esprili bir mesafe koymasına yardımcı olur. İki farklı kişiden söz edilmez.

Alıştırma

“Past me avoided public speaking, but current me enjoys it,” cümlesindeki “past me” ve “current me” kimdir?

  1. İki farklı kişi
  2. İki farklı zamandaki aynı kişi
  3. Bir kişi ve öğretmeni
Cevabı göster

İki farklı zamandaki aynı kişi

If so,

6:18

Eğer öyleyse,

I didn't make that very clear.

6:19

bunu pek netleştirememişim.

Anyway,

6:20

Neyse,

I'm still pretty firmly against the Electoral College, Kültür

6:21

Seçiciler Kurulu'na karşı hala oldukça kesin bir şekilde karşıyım,

Kültür

Electoral College: ABD başkanlık seçimi sistemi

Electoral College, her eyalete ve Washington D.C.'ye ayrılan seçici oyları aracılığıyla ABD başkanını resmen belirleyen sistemdir. Bir okul veya üniversite değildir. Bu cümlede being against the Electoral College, bu seçim sistemine karşı olmak demektir. Resmî bir ad olduğu için Electoral College genellikle büyük harflerle yazılır ve the ile kullanılır: the Electoral College.

Alıştırma

Bu cümlede Electoral College ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca üniversite öğrencilerinin katıldığı ülke çapında bir oylama
  2. Seçim görevlilerinin eğitim gördüğü bir üniversite
  3. Eyaletlerin seçici oylarını kullanarak başkanı resmen belirleyen ABD sistemi
Cevabı göster

Eyaletlerin seçici oylarını kullanarak başkanı resmen belirleyen ABD sistemi

not because of the original idea, Dilbilgisi

6:23

orijinal fikrinden dolayı değil,

but because of what has changed in the last centuries.

6:25

geçtiğimiz yüzyıllarda değişen şeylerden dolayı.

Dilbilgisi

not because of A, but because of B: bir nedenin yerine diğerini koymak

not because of A, but because of B kalıbı, neden olarak A'yı reddeder ve onun yerine gerçek neden olan B'yi koyar. Bir varsayımı açıkça düzeltmenin veya bir savı daha kesin hâle getirmenin bir yoludur. Burada not yalnızca ilk neden olan the original idea için geçerlidir. Konuşanın karşıt görüşünü ortadan kaldırmaz. İki bölümde de because of ifadesinden sonra isim gibi işlev gören bir neden gelir.

Alıştırma

Soğuğu neden olarak reddetmek ve asıl nedenin güvenli olmayan buz olduğunu belirtmek için cümleyi tamamlayın: The match was canceled ____ the cold, ____ the unsafe ice.

Cevabı göster

not because of · but because of

But the House and Senate system seems like a pretty good way to try to balance the power of the states and the people. Kültür

6:27

Ancak Temsilciler Meclisi ve Senato sistemi, eyaletlerin ve halkın gücünü dengelemeye çalışmak için oldukça iyi bir yol gibi görünüyor.

Kültür

ABD’deki “House and Senate system”

Amerika Birleşik Devletleri’nde Temsilciler Meclisi ve Senato, Kongrenin iki kanadıdır. Burada House, ev değil Temsilciler Meclisi anlamına gelir. Temsilciler Meclisindeki sandalyeler esas olarak eyalet nüfusuna göre dağıtılırken her eyalet aynı sayıda senatöre sahiptir. İki kanat halkı ve eyaletleri farklı yollarla temsil ettiği için yasaların normalde her ikisinin de desteğini alması gerekir. Sistem, halkın gücü ile eyaletlerin gücünü bu şekilde dengelemeye çalışır.

Alıştırma

Örnekte House and Senate system tarafından oluşturulan temel denge nedir?

  1. Her iki kanatta da nüfusa dayalı temsil
  2. Her iki kanatta da tüm eyaletlerin eşit temsili
  3. Temsilciler Meclisinde nüfusa dayalı temsil ve Senatoda eyaletlerin eşit temsili
Cevabı göster

Temsilciler Meclisinde nüfusa dayalı temsil ve Senatoda eyaletlerin eşit temsili

What's your favorite exit?

6:32

En sevdiğin çıkış nedir?

The exit of my people,

6:34

Benim halkımın çıkışı,

the Irish exit. Kültür

6:35

İrlanda çıkışı (vedalaşmadan ayrılmak).

Kültür

Gündelik “Irish exit” ifadesi

“Irish exit”, bir sosyal etkinlikten insanlarla tek tek vedalaşmadan ayrılmayı anlatan gündelik bir ifadedir. Burada konuşmacı bu ayrılma biçimine bu adı verir ve bunu şakayla İrlandalı olmasıyla ilişkilendirir. İfade birinin nasıl ayrıldığını anlatır; kelimenin tam anlamıyla İrlanda’dan çıkmak demek değildir.

Alıştırma

Bu ifade şu durumda uygun mudur? Resmî bir iş raporunda şöyle yazıyor: “The client made an Irish exit before the meeting ended.”

  1. Hayır. “left without saying goodbye” gibi tarafsız bir ifade daha iyidir.
  2. Evet. “Irish exit” her türlü resmî rapor için uygundur.
Cevabı göster

Hayır. “left without saying goodbye” gibi tarafsız bir ifade daha iyidir.

Goodbyes are uncomfortable.

6:36

Vedalar rahatsız edicidir.

When you're done,

6:38

İşiniz bittiğinde,

you're done.

6:38

bitmiştir.

Just go.

6:39

Sadece gidin.