Kamu Borcu: Ne kadarı çok fazladır?: İngilizce çalışma notları

The Economist

Öğrenme zorluğu
1.279 kelime 172 kel/dk

Video özeti: Video, savaşlar ve tahvil piyasalarından pandemi yardımlarına kadar kamu borcunu inceliyor; düşük faizin borçlanmayı kolaylaştırırken nasıl risk yarattığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “a cause for concern”, kesin zarar iddiası olmadan riski belirten kalıplaşmış söz öbeği ve eşdizimdir; ölçülü uyarı sağlar. 2. “grow its way out of debt”, büyüme faizi aştığında onu borçtan çıkış yolu sayan deyimsel ve mecazlı bir ifadedir; ekonomik benzetmeyi gösterir. 3. “no option but to keep borrowing.”, bir kısıtın yalnız tek eylem bıraktığını anlatan dil bilgisi kalıbıdır; zorunlu kararları ve acil önlemleri açıklar.

Bu derste

The COVID-19 pandemic has forced governments around the world

0:00

COVID-19 pandemisi dünya genelindeki hükümetleri

to borrow and spend at an almost unprecedented rate. Kalıp ifadeler

0:05

neredeyse benzeri görülmemiş bir hızla borçlanmaya ve harcamaya zorladı.

Kalıp ifadeler

at an almost unprecedented rate: neredeyse eşi görülmemiş bir hızda

At a ... rate yapısı, bir eylemin veya sürecin zaman içinde ne kadar hızlı ya da yoğun gerçekleştiğini anlatır. Burada hükümetlerin borçlanma ve harcama temposunun bilinen hiçbir emsali olmama noktasına yaklaştığını söyler; rate burada faiz oranı anlamına gelmez. Almost, güçlü bir sıfat olan unprecedented ifadesini yumuşatır. Konuşmacı bu temponun kesinlikle hiçbir emsali olmadığını iddia etmez; yalnızca neredeyse emsalsiz olduğunu söyler.

Alıştırma

Hangi cümle, harcamaların emsalsiz olmaya yakın bir tempoda arttığını ancak kesinlikle emsalsiz olduğunu iddia etmediğini anlatır?

  1. Public spending is increasing at an almost unprecedented rate.
  2. Public spending is increasing at an unprecedented rate.
  3. Public spending has reached an almost unprecedented level.
Cevabı göster

Public spending is increasing at an almost unprecedented rate.

Between April and June,

0:10

Nisan ve Haziran ayları arasında,

America alone has borrowed $3 trillion,

0:12

Sadece Amerika 3 trilyon dolar borçlandı,

the largest amount borrowed in a single quarter

0:15

bu tek bir çeyrekte borçlanılan en büyük miktar

since records began. Kalıp ifadeler

0:18

kayıtlar başladığından beri.

Kalıp ifadeler

since records began: kayıtların tutulmaya başlamasından bu yana

Since records began, sistemli veri toplamanın başladığı zamanı bir karşılaştırmanın başlangıç noktası olarak belirler. Bu cümlede miktarın, o başlangıç noktasından söz konusu çeyreğe kadar uzanan kayıtlı dönemin tamamındaki en yüksek miktar olduğu anlatılır. Records burada müzik kayıtlarını veya kişisel dosyaları değil, resmî ya da düzenli istatistiksel verileri ifade eder. İfade, iddiayı kayıtların bulunduğu dönemle sınırlar; tüm tarih boyunca anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, sistemli veri toplamanın başlangıcından bugüne kadar anlamına gelen üç kelimelik istatistiksel raporlama ifadesiyle tamamlayın: It was the driest summer ____.

Cevabı göster

since records began

The rise in public debt

0:20

Kamu borcundaki artış

has been unlike anything we've seen in recent history. Dilbilgisi

0:22

yakın tarihte gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyor.

Dilbilgisi

unlike anything we've seen in recent history: yakın tarihte benzeri görülmemiş

Unlike anything we've seen, mevcut artışın konuşanların ortak deneyimindeki hiçbir benzer örnekle uyuşmadığını belirtir. Yapı unlike anything + özne + present perfect biçimindedir; we've seen geçmişten şimdiye kadar uzanan bir döneme bakar. Buradaki we belirli birkaç kişiyi değil, genel olarak gözlemcileri veya toplumu ifade eder. In recent history karşılaştırmayı nispeten yakın bir dönemle sınırlar; bu nedenle cümle, insanlık tarihinin tamamında benzer hiçbir şeyin yaşanmadığını iddia etmez.

Alıştırma

Hangi cümle güncel bir olayı şimdiye kadar uzanan ortak deneyimle karşılaştırır?

  1. The storm is unlike anything we saw during last year's trip.
  2. The storm is unlike anything we've seen in recent history.
  3. The storm was unlike anything we'd seen before that day.
Cevabı göster

The storm is unlike anything we've seen in recent history.

In the past,

0:26

Geçmişte,

economists have warned against high levels of borrowing.

0:27

ekonomistler yüksek düzeyde borçlanmaya karşı uyarılarda bulunmuştu.

But new thinking suggests much higher levels of debt might now be sustainable.

0:31

Ancak yeni düşünceler, çok daha yüksek borç seviyelerinin artık sürdürülebilir olabileceğini öne sürüyor.

The fact that there's been such a dramatic change in the consensus

0:36

Görüş birliğinde böylesine dramatik bir değişiklik olması

makes some people nervous.

0:40

bazı insanları gerginleştiriyor.

How much of a cause for concern Kalıp ifadeler

0:42

Dünyanın artan kamu borcu

should the world's rising public debt be?

0:44

ne kadar endişe kaynağı olmalı?

Kalıp ifadeler

a cause for concern: endişe kaynağı

A cause for concern, endişeyi haklı çıkaran bir neden veya işaret demektir. Cause burada isimdir ve for concern isim öbeğini tamamlar; bu ifade, bir şeyin şimdiden tehlike veya felaket olduğunu ilan etmekten daha ölçülüdür. How much of a cause for concern...? yapısında how much dereceyi sorar. Soru, bir krizin kesin olduğunu varsaymak yerine artan borcun ne kadar endişe verici olduğunun değerlendirilmesini ister.

Alıştırma

Cümleyi “endişe etmek için bir neden” anlamına gelen dört sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The sudden drop in water quality is ____.

Cevabı göster

a cause for concern

Governments have borrowed to finance their spending Kelime

0:53

Hükümetler harcamalarını finanse etmek için

Kelime

finance their spending: finance sözcüğünün fiil kullanımı

Burada finance, “bir şey için gereken parayı sağlamak” anlamında bir fiildir. Yapı finance + isim öbeği şeklindedir: finance their spending. Borç alınan paranın desteklediği şey hükümetlerin harcamalarıdır. Cümle, hükümetlerin bu harcamaları karşılamak için borçlandığını söyler; finance harcamaları “yönetmek” veya “kontrol etmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede finance, “bir şey için para sağlamak” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. The bank agreed to finance the new health centre.
  2. She studies finance at university.
  3. The finance department published its report.
Cevabı göster

The bank agreed to finance the new health centre.

for hundreds of years.

0:56

yüzlerce yıldır borçlanıyor.

At the end of the Napoleonic Wars in 1815,

0:58

1815'teki Napolyon Savaşlarının sonunda,

Britain's debt was 164% of GDP.

1:01

Britanya'nın borcu GSYİH'sinin %164'üydü.

And after the Second World War,

1:06

Ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra,

it was even higher at 259% of GDP.

1:07

GSYİH'nin %259'u ile daha da yüksekti.

Historically,

1:13

Tarihsel olarak,

governments have borrowed for a few main reasons.

1:14

hükümetler birkaç temel nedenden dolayı borçlandılar.

Probably the biggest one was to fight wars.

1:17

Muhtemelen en büyüğü savaşmaktı.

But in the past 100 years or so,

1:20

Ancak son 100 yılda,

governments have increasingly used their debt

1:22

hükümetler borçlarını giderek daha fazla

as a way to try to keep the economy on track. Deyimler

1:24

ekonomiyi yolunda tutmaya çalışmanın bir yolu olarak kullandılar.

Deyimler

keep the economy on track: ekonomiyi yolunda tutmak

Keep + nesne + on track, bir şeyin plana uygun veya istenen yönde ilerlemeye devam etmesini sağlamak anlamına gelir. Track burada planlanan bir rotanın benzetmesidir. Bu cümlede nesne the economy ifadesidir. Kalıp, devlet borcunu ekonominin istikrarlı kalmasına ve amaçlandığı gibi gelişmesine yardımcı olan bir araç olarak sunar; ekonomiyi gerçek rayların üzerine koymak veya onu izlemek anlamına gelmez.

Alıştırma

“Planlandığı gibi devam etmek” anlamındaki kalıbı tamamlayın: Regular check-ins help keep the project ____.

Cevabı göster

on track

To raise money,

1:29

Para toplamak için,

governments issue bonds to investors. Kelime

1:30

hükümetler yatırımcılara tahvil ihraç eder.

Kelime

issue bonds to investors: ihraççının eylemi

Burada issue, “bir finansal aracı resmen oluşturup sunmak” anlamına gelen bir fiildir. Hükümetler yatırımcılardan para alır ve tahviller, belirlenen koşullara göre geri ödeme yükümlülüğünü kayda geçirir. Kalıp “ihraç eden taraf + issue bonds + to investors” şeklindedir. İhraç eden taraf, para toplayan hükümet veya kuruluştur; to investors ise tahvillerin sunulduğu kişi ya da kurumları belirtir.

Alıştırma

issue fiilinin doğru geçmiş zaman biçimini kullanın: Last year, the city ____ bonds to investors to finance a new bridge.

Cevabı göster

issued

These are in effect IOU's that are repaid over a fixed term with interest Kültür

1:33

Bunlar aslında sabit bir vade üzerinden faizle geri ödenen borç senetleridir

Kültür

in effect IOU's: basitleştirici bir karşılaştırma

In effect, “uygulamada” veya “özünde” anlamına gelir. Konuşanın, iki şeyin her ayrıntısıyla aynı olduğunu iddia etmek yerine yararlı bir karşılaştırma yaptığını gösterir. IOU, bir kişi ya da kuruluşun başka birine borçlu olduğunu belirten gayriresmî bir borç kabulüdür; adı I owe you sözlerinden gelir. Tahvilleri IOUs olarak adlandırmak geri ödeme sözünü öne çıkarır, ancak tahvil sabit koşulları ve çoğunlukla faizi olan resmî bir finansal araçtır. Bu cümlede IOU's çoğul işlevi görüyor. Günümüzde düzenlenmiş İngilizce metinlerin çoğunda standart çoğul IOUs biçimidir; IOU's ise the IOU's due date örneğindeki gibi iyelik biçimi olarak daha doğal okunur.

Alıştırma

Tahvillerle ilgili bu açıklamada in effect IOUs ne anlama geliyor?

  1. Resmî koşulları olmayan, elle yazılmış gayriresmî notlardır.
  2. Yatırımcıların ödediği faiz örnekleridir.
  3. Tahviller resmî finansal araçlar olsa da geri ödeme sözü gibi işlev görürler.
Cevabı göster

Tahviller resmî finansal araçlar olsa da geri ödeme sözü gibi işlev görürler.

at a rate that depends on the length of the bond.

1:38

tahvilin süresine bağlı bir oran üzerinden.

How desirable these bonds are to investors

1:41

Bu tahvillerin yatırımcılar için ne kadar çekici olduğu

depends on the country's creditworthiness. Kelime

1:44

ülkenin kredi notuna bağlıdır.

Kelime

ülkenin kredi değerliliği

Creditworthiness, bir borçlunun borçlarını kararlaştırıldığı şekilde geri ödeme yeteneği ve olasılığıdır. Burada the country's creditworthiness, yatırımcıların ülkenin tahvil ödemelerini yapacağına ne ölçüde güvendiğini ifade eder. İyelik yapısı olan the country's, finansal güvenilirliği değerlendirilen tarafı belirtir. Bu, geri ödemeye ilişkin finansal bir değerlendirmedir; ülkenin dürüstlüğü veya ahlaki karakteri hakkında bir yargı değildir.

Alıştırma

Creditworthiness hangi cümlede doğru kullanılmıştır?

  1. Her creditworthiness means that she is always kind to her neighbors.
  2. I checked my creditworthiness and saw a three-digit number on the screen.
  3. The lender reviewed the company's creditworthiness before approving the loan.
Cevabı göster

The lender reviewed the company's creditworthiness before approving the loan.

They tend to be very safe assets.

1:47

Çok güvenli varlıklar olma eğilimindedirler.

With governments

1:49

Hükümetler söz konusu olduğunda

you can usually count on getting your money back. Öbek fiiller

1:50

paranızı geri alacağınıza genellikle güvenebilirsiniz.

Öbek fiiller

count on getting your money back: paranızı geri alacağınıza güvenmek

Count on, birine veya bir şeye güvenmek ya da bir sonucun gerçekleşeceğinden emin olmak anlamına gelir. Burada count on getting your money back, yatırılan paranın geri ödeneceğinden makul ölçüde emin olmak demektir. Count on sonrasında bir isim, zamir veya -ing biçimi kullanılır: count on Alex, count on the plan, count on getting paid. Bu ifade yalnızca bir tahmini değil, güvenilirliğe dayanan bir inancı anlatır.

Alıştırma

Cümlede count + edat yapısını tamamlayın: The buses run every ten minutes, so you can count ____ getting to school on time.

Cevabı göster

on

Once a bond has been uh sold by the government out into the market,

1:52

Bir tahvil hükümet tarafından piyasaya satıldıktan sonra,

it can be swapped and traded uh as many times as people care to. Dilbilgisi

1:57

insanların istediği kadar takas edilebilir ve ticareti yapılabilir.

Dilbilgisi

as many times as people care to: insanların istediği kadar çok kez

“As many times as ...”, tekrar sayısının sabit bir üst sınırı olmadığını gösterir; eylem, ardından gelen kişi ya da grup kaç kez isterse o kadar sürdürülebilir. Burada “care to”, “istemek” veya “yapmaya istekli olmak” anlamına gelir. “To”dan sonraki “swap or trade it” fiili, bağlamdan zaten anlaşıldığı için söylenmez. İfadenin tamamı, insanların onu istedikleri kadar çok kez takas edip alıp satabileceklerini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “istediğin kadar çok kez” anlamındaki yapıyla tamamlayın: You may replay the lesson ____.

Cevabı göster

as many times as you care to

And that gives you a sense of how markets view the creditworthiness Kalıp ifadeler

2:01

Ve bu size piyasaların

uh of the government.

2:05

hükümetin kredi güvenilirliğini nasıl gördüğüne dair bir fikir verir.

Kalıp ifadeler

gives you a sense of: genel bir fikir vermek

“Gives you a sense of”, bir şeyin genel bir fikir veya izlenim oluşturmanıza yardımcı olduğu anlamına gelir. Kesin bir ölçüm ya da nihai bir sonuç vaat etmez. Bu cümlede piyasa hareketleri, yatırımcıların hükümetin borçlarını geri ödeme kapasitesini ve isteğini nasıl değerlendirdiğine dolaylı bir işaret sunar. İfade, mevcut kanıtların neyi düşündürdüğünü anlatır ancak bu değerlendirmeyi kesin biçimde kanıtladığını iddia etmez.

Alıştırma

“Gives you a sense of” ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Hiçbir belirsizlik olmadan kesin bir sonucu kanıtlar.
  2. Fiziksel beş duyudan birini ifade eder.
  3. Kesin bir sonuç değil, genel bir izlenim sunar.
Cevabı göster

Kesin bir sonuç değil, genel bir izlenim sunar.

Government bonds are bought by many different investors,

2:08

Devlet tahvilleri birçok farklı yatırımcı tarafından satın alınır,

including pension funds,

2:12

emeklilik fonları,

hedge funds,

2:14

hedge fonları,

banks,

2:15

bankalar,

and individual investors.

2:16

ve bireysel yatırımcılar da dahil olmak üzere.

As well as a country's own central bank and local government.

2:18

Ayrıca ülkenin kendi merkez bankası ve yerel hükümeti tarafından.

Foreign governments also buy bonds.

2:23

Yabancı hükümetler de tahvil satın alır.

The biggest foreign holders of America's public debt

2:26

Amerika'nın kamu borcunun en büyük yabancı sahipleri

are China and Japan.

2:29

Çin ve Japonya'dır.

If you have a safe asset that everyone will accept like US government bonds,

2:32

Eğer ABD devlet tahvilleri gibi herkesin kabul edeceği güvenli bir varlığınız varsa,

you can sell those bonds in a crisis,

2:36

bir kriz anında bu tahvilleri satabilir,

get dollars,

2:38

dolar alabilir,

uh and then use that to make sure you don't get into trouble.

2:39

ve sonra bunu başınızın derde girmeyeceğinden emin olmak için kullanabilirsiniz.

So,

2:42

Yani,

there's quite a lot of potential buyers out there for government bonds,

2:42

devlet tahvilleri için oldukça fazla potansiyel alıcı var,

and really they could end up all over the world.

2:45

ve gerçekten dünyanın her yerine gidebilirler.

Governments' willingness to issue bonds and increase public debt

2:51

Hükümetlerin tahvil ihraç etme ve kamu borcunu artırma istekliliği

has changed over time.

2:54

zaman içinde değişti.

After the sky-high debts of the Second World War,

2:57

İkinci Dünya Savaşı'nın gökyüzüne ulaşan borçlarından sonra,

many governments were wary of going further into the red. Deyimler

3:00

birçok hükümet daha fazla borçlanmaktan çekiniyordu.

Deyimler

going further into the red: açığı daha da büyütmek

Bu finansal mecazda go into the red, açığa düşmek veya negatif bakiyeye sahip olmak demektir. Go further into the red, açığın ya da negatif bakiyenin daha da kötüleştiğini anlatır; kırmızı bir renge doğru ilerlemek anlamına gelmez. Bu ifade, mali durumun kötüleşmesini bir yöne doğru hareket gibi sunar. Cümlede hükümetler, mali açığı büyütecek adımlar atmaktan çekiniyor.

Alıştırma

Bir hükümet veya şirket hakkında kullanılan 'go further into the red' ne anlama gelir?

  1. Kuruluş yeni bir siyasi tutum benimsiyor
  2. Finansal açık veya negatif bakiye kötüleşiyor
  3. Kuruluş kırmızı bir yere doğru hareket ediyor
Cevabı göster

Finansal açık veya negatif bakiye kötüleşiyor

But they continued to borrow,

3:05

Ancak borçlanmaya devam ettiler,

and in the 1970s,

3:07

ve 1970'lerde,

this was blamed for high inflation.

3:08

bu durum yüksek enflasyonun sorumlusu olarak görüldü.

A lot of economists spoke to governments and said,

3:11

Pek çok ekonomist hükümetlerle konuştu ve dedi ki,

"The reason you're facing these high rates of inflation is because you're borrowing so much.

3:13

"Bu yüksek enflasyon oranlarıyla karşılaşmanızın nedeni çok fazla borçlanıyor olmanızdır.

Uh it's adding too much money into the economy for the economy to easily absorb,

3:18

Iı, ekonominin kolayca ememeyeceği kadar parayı ekonomiye katıyor,

and it's pushing up prices." Öbek fiiller

3:22

ve bu da fiyatları yukarı çekiyor."

Öbek fiiller

pushing up prices: fiyatları yükseltmek

Burada pushing up, bir şeyin yükselmesine neden olmak anlamında kullanılan geçişli bir öbek fiildir. Prices onun nesnesidir; bu nedenle kıtlık veya para arzındaki artış gibi bir etken, fiyatların yükselmesine yol açan güç olarak sunulur. Temel yapı neden + push up + değişen ölçüdür: bir durum ya da olay kiraları, ücretleri veya oranları yükseltebilir. Bu ifade fiziksel bir hareketi değil, yukarı yönlü baskıyı anlatır.

Alıştırma

'A shortage is pushing up food prices' cümlesinde 'pushing up' neyi gösterir?

  1. Dışarıdan gelen bir neden fiyatların yükselmesine yol açıyor
  2. Birisi fiyatları fiziksel olarak yukarı taşıyor
  3. Fiyatlar yükseliyor ama herhangi bir neden belirtilmiyor
Cevabı göster

Dışarıdan gelen bir neden fiyatların yükselmesine yol açıyor

That really ushered in a sea change Notlar

3:23

Bu gerçekten büyük bir değişimi beraberinde getirdi

in the way that governments think about debt.

3:24

hükümetlerin borç hakkında düşünme biçiminde.

Öbek fiiller

ushered in: büyük bir değişimin başlangıcını işaret etmek

Bu cümlede ushered in, “başlangıcını işaret etti veya başlamasına yardımcı oldu” anlamına gelir. Söz konusu farkındalık, hükümetlerin borca yönelik önemli ve yeni bir yaklaşım benimsemesinin önünü açan bir gelişme olarak sunulur. Bir olay, fikir, karar veya icat yeni bir dönemi, eğilimi ya da büyük değişimi başlattığında usher in kullanılır. Yalnızca bir şeyin başka bir şeye neden olduğunu söylemek yerine, ardından gelen aşamaya geçişi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi usher in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The invention ____ a new era of communication.

Cevabı göster

ushered in

Deyimler

a sea change: derin ve geniş kapsamlı bir dönüşüm

Bu cümlede a sea change, derin ve geniş kapsamlı bir dönüşüm anlamına gelir. Hükümetlerin yalnızca tek bir politikada ayarlama yapmadığını, borçla ilgili temel düşünme biçimlerinin değiştiğini anlatır. Yaygın yapı a sea change in + etkilenen alan şeklindedir; örneğin a sea change in public attitudes. İfade mecazidir: buradaki sea, okyanusu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi derin ve geniş kapsamlı bir dönüşüm anlamındaki üç sözcüklü deyimle tamamlayın: The new law marked ____ in how personal data was protected.

Cevabı göster

a sea change

And so,

3:26

Ve böylece,

the use of borrowing as a macroeconomic tool

3:27

borçlanmanın bir makroekonomik araç olarak kullanımı

slowly petered out until we got to the Global Financial Crisis. Öbek fiiller

3:30

Küresel Finans Krizine gelene kadar yavaş yavaş azaldı.

Öbek fiiller

“petered out”: kademeli bir bitiş

Bu cümlede petered out, bir şeyin giderek zayıflaması veya daha az yaygın hâle gelmesi ve sonunda durması anlamına gelir. Vurgu, ani bir bitişte değil, gücün yavaşça kaybolmasındadır. Peter out geçişsiz bir öbek fiildir: faaliyet veya eğilimin kendisi peters out olur. Burada özne the use of borrowing olduğundan cümle, bu uygulamanın giderek kullanımdan kalktığını anlatır.

Alıştırma

Peter out ifadesini doğru biçime getirerek İngilizce cümleyi tamamlayın: The applause grew quieter and finally ____.

Cevabı göster

petered out

Now,

3:34

Şimdi,

it's official.

3:34

bu resmi.

We are in a recession.

3:34

Resesyondayız.

Major financial institutions have teetered on the edge of collapse, Deyimler

3:36

Büyük finans kurumları çöküşün eşiğine geldi,

and some have failed.

3:40

ve bazıları başarısız oldu.

Deyimler

“teetered on the edge of collapse”: sonucu kesin olmayan tehlike

Teetered on the edge of collapse, bir kenarda dengesini kaybeden kişi görüntüsünü kullanır. Mecazi olarak kuruluşların son derece istikrarsız olduğunu ve çökmeye çok yaklaştığını anlatır. İfade, tamamlanmış bir sonucu değil, kritik bir riski tanımlar. İkinci bölümde belirtildiği gibi bazı kuruluşlar sonradan iflas etmiştir, ancak teetered tek başına çöküşün gerçekten gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: If a company teetered on the edge of collapse, it definitely collapsed.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

In the rich world,

3:42

Zengin dünyada,

the financial crisis pushed public debt

3:44

finansal kriz kamu borcunu

from 74% to around 105%

3:46

finansal krizden sonraki on yılda

in the decade following the financial crisis.

3:49

%74'ten yaklaşık %105'e çıkardı.

And in emerging economies,

3:52

Ve gelişmekte olan ekonomilerde,

it rose from roughly 35% to 48% of GDP.

3:54

GSYİH'nin kabaca %35'inden %48'ine yükseldi.

This ballooning debt caused political panic,

3:59

Giderek büyüyen bu borç siyasi bir paniğe neden oldu,

with some governments pursuing strict austerity Kelime

4:02

bazı hükümetler bütçe açıklarını azaltmaya çalışmak için

Kelime

Maliye politikası olarak pursuing strict austerity

Burada pursuing, bir politikayı seçip uygulamayı sürdürmek anlamına gelir. Strict austerity, bütçe açığını azaltmak amacıyla genellikle kamu harcamalarını kısmak, vergileri artırmak veya ikisini birlikte yapmak yoluyla kamu maliyesini ciddi biçimde sıkılaştırma çabasıdır. Bu bağlamda austerity, günlük hayatta tutumlu olmaktan ibaret değildir; makroekonomik bir politikadır.

Alıştırma

Kamu maliyesiyle ilgili bir raporda pursue strict austerity en olası olarak ne anlama gelir?

  1. Kamu harcamalarını artırmak için daha fazla borç almak
  2. Kamu bütçesini sıkılaştıran sert bir politikayı benimseyip sürdürmek
  3. Bireyleri özel hayatlarında sade yaşamaya teşvik etmek
Cevabı göster

Kamu bütçesini sıkılaştıran sert bir politikayı benimseyip sürdürmek

to try to bring their budget deficits Öbek fiiller

4:05

sonraki on yılda

down during the decade that followed.

4:07

sıkı kemer sıkma politikaları izlediler.

Öbek fiiller

Bring ... down: ölçülebilir bir değeri azaltmak

Bring something down, bir düzeyin, sayının, maliyetin veya oranın azalmasını sağlamak anlamına gelir. Örnekte their budget deficits nesnedir ve bring ile down parçacığının arasına yerleştirilmiştir: bring + nesne + down. Nesne bir zamirse ortada bulunması zorunludur: bring them down doğrudur, bring down them yanlıştır. Bütçe açığının küçülmesi, hükümetin yıllık harcamaları ile gelirleri arasındaki farkın daralması demektir; toplam kamu borcunun da azaldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

bring ... down yapısını kullanın ve nesneyi fiil ile parçacığın arasına yerleştirin: Better insulation can ____ heating costs ____ in winter.

Cevabı göster

bring · down

But it didn't go entirely to plan. Deyimler

4:09

Ancak işler tamamen planlandığı gibi gitmedi.

Deyimler

didn't go entirely to plan: kısmi başarıya yer bırakmak

go to plan ifadesinde go, “gelişmek veya ilerlemek”; plan ise amaçlanan gidişat anlamındadır. İfade bütünüyle bir olayın ya da sürecin beklendiği gibi gelişmesini anlatır. didn't ... entirely yapısında konuşan kişi her şeyin başarısız olduğunu söylemez. Olumsuzlanan şey plana bütünüyle uygunluktur: bazı kısımlar yolunda gitmiş olabilir, ancak en az bir önemli kısım gitmemiştir. Bu, bir aksaklığı ölçülü biçimde anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle sorunlar yaşandığını en açık biçimde belirtirken bir miktar başarı ihtimalini de korur?

  1. The project failed completely, and nothing was delivered.
  2. The project went exactly to plan from start to finish.
  3. The project didn't go entirely to plan, but we completed the key tasks.
Cevabı göster

The project didn't go entirely to plan, but we completed the key tasks.

By about 2014,

4:12

Yaklaşık 2014'e gelindiğinde,

the lessons of that experiment began to be pretty clear.

4:14

bu deneyin dersleri oldukça netleşmeye başladı.

Uh and what we learned

4:17

Iı, ve öğrendiğimiz şey şuydu

was austerity uh in a time of economic weakness

4:18

ekonomik zayıflık döneminde kemer sıkma politikası

hurts economies so much Dilbilgisi

4:23

ekonomilere o kadar çok zarar verir ki

that it basically doesn't do any good.

4:24

temel olarak hiçbir işe yaramaz.

Dilbilgisi

so much that derece–sonuç kalıbı

hurts economies so much that ... ifadesinde so much, hurts fiilinin derecesini belirtir. “Çok yüksek bir derecede” anlamına gelir. That, bu yüksek derecenin yol açtığı sonucu, yani it basically doesn't do any good bölümünü getirir. Yeniden kullanılabilir kalıp fiil + so much that + sonuç cümleciğidir; bir eylemin ya da etkinin bir sonuca yol açacak kadar güçlü olduğunu gösterir.

Alıştırma

Sıcağın rayları çok yüksek derecede etkilediğini ve gecikmeye yol açtığını gösteren seçeneği seçin: The heat affected the tracks ___ several trains were delayed.

  1. so much that
  2. so many that
  3. such much that
Cevabı göster

so much that

The economy becomes so weak

4:27

Ekonomi o kadar zayıflar ki

that you're not earning enough in tax revenues

4:29

vergi gelirlerinden buna değecek kadar

to make it worth it.

4:31

yeterince kazanmazsınız.

These problems with austerity led to new thinking.

4:35

Kemer sıkma politikasıyla ilgili bu sorunlar yeni düşüncelere yol açtı.

In 2019,

4:38

2019'da,

former IMF chief economist Olivier

4:40

eski IMF baş ekonomisti Olivier

Blanchard gave a game-changing speech. Kelime

4:42

Blanchard ezber bozan bir konuşma yaptı.

Kelime

game-changing: büyük bir değişim yaratan

Game-changing, bir alanın, durumun veya tartışmanın gelişme biçimini değiştirecek kadar önemli bir şeyi anlatır. Gerçek anlamda bir oyunu değiştirmek demek değildir. Bu cümlede konuşmanın, devletlerin borçlanmasına ilişkin kabul gören düşünceler üzerinde büyük bir etkisi olduğu değerlendiriliyor. Bu sıfat, konuşmanın yalnızca ilginç olduğunu değil, güçlü ve çarpıcı bir değişim yarattığını ifade eder.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlede game-changing ne anlama geliyor? The discovery led to a game-changing treatment.

  1. Neyin mümkün olduğunu önemli ölçüde değiştirdi.
  2. Bir oyunu daha eğlenceli hâle getirdi.
  3. Biraz ilginçti ama etkisi azdı.
Cevabı göster

Neyin mümkün olduğunu önemli ölçüde değiştirdi.

He argued governments could borrow far more than previously believed. Dilbilgisi

4:46

Hükümetlerin daha önce inanıldığından çok daha fazla borçlanabileceğini savundu.

Dilbilgisi

far more than previously believed: daha önce sanılandan çok daha fazla

Far, karşılaştırma biçimi olan more sözcüğünü güçlendirir ve “çok daha büyük miktarda” anlamına gelir. Burada far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi ifade eder. Than previously believed, kısaltılmış bir karşılaştırma yan cümlesidir. Anlaşılan tam düşünce than people previously believed governments could borrow şeklindedir. Karşılaştırma anlamı açık hâle getirdiğinde İngilizce tekrarlanan bilgiyi atar. Böylece haberlerde ve araştırma özetlerinde yaygın olan kısa bir yapı oluşur.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: more sözcüğünü güçlendirmek için far, önceki görüşü belirtmek için previously believed kullanın. The renovation will cost ____.

Cevabı göster

far more than previously believed

I think the fact that there's been such a dramatic change in the consensus

4:51

Sanırım görüş birliğinde böylesine dramatik bir değişiklik olması

makes some people nervous.

4:55

bazı insanları gerginleştiriyor.

But at the same time,

4:56

Ancak aynı zamanda,

it wasn't a rash decision they made.

4:57

verdikleri karar aceleci değildi.

It was heavily influenced

4:59

Çevrelerindeki dünyada olup bitenlerden

by what was going on in the world around them Öbek fiiller

5:00

büyük ölçüde etkilendi

Öbek fiiller

going on ifadesinin “gerçekleşmek” anlamı

Burada going on, “olmak” veya “gerçekleşmek” anlamına gelir; “devam etmek” anlamında değildir. Geçmişte devam eden eylem yapısı was going on, olayları ve koşulları o sırada gelişmekte olan bir durum olarak sunar. What was going on, cümle içine yerleştirilmiş bir what yan tümcesidir. Yan tümcenin tamamı by sözcüğünden sonra bir isim gibi işlev görür ve “o sırada gerçekleşen olaylar ile durum” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekleşmek” anlamındaki iki sözcüklü go on biçimiyle tamamlayın: Nobody could explain what was ____ inside the building.

Cevabı göster

going on

Blanchard observed interest rates on government bonds have been falling,

5:03

Blanchard, devlet tahvili faiz oranlarının düştüğünü

making it cheap for some governments to borrow money. Dilbilgisi

5:08

bunun bazı hükümetlerin borç para almasını ucuzlattığını gözlemledi.

Dilbilgisi

making it cheap for some governments to borrow money: bazı hükümetlerin düşük maliyetle borçlanmasını sağlamak

Making, düşen faiz oranlarının sonucunu belirtir: borç para almak bazı hükümetler için daha düşük maliyetli hâle gelir. -ing yan tümcesi bu sonucu ana ifadeye ekler. Kalıp make + it + sıfat + for + kişi veya grup + to mastarı şeklindedir. It, nesne konumunu dolduran biçimsel bir nesnedir; cheap hükümetleri değil, to borrow money eylemini değerlendirir.

Alıştırma

make + it + sıfat + for kalıbını ve cheap sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Lower ticket prices are making ____ families to visit the museum.

Cevabı göster

it cheaper for

At the same time,

5:12

Aynı zamanda,

the economy was growing.

5:13

ekonomi büyüyordu.

Take America.

5:17

Amerika'yı ele alalım.

The rate of nominal GDP growth, Kelime

5:18

Nominal GSYİH büyüme oranı,

which is GDP before it's been adjusted for inflation,

5:21

yani enflasyona göre ayarlanmadan önceki GSYİH,

Kelime

nominal GSYİH büyümesi

Nominal GSYİH büyümesi, enflasyonun etkisi çıkarılmadan önce cari fiyatlarla ölçülen GSYİH artışı demektir. Bu cümlede ardından gelen which yan cümlesi bu basitleştirilmiş tanımı verir. Bu rakam üretim arttığı, fiyatlar yükseldiği veya her ikisi birden gerçekleştiği için yükselebilir. Bu nedenle tek başına gerçek üretimin ne kadar arttığını göstermez.

Alıştırma

Cümleyi tam ekonomik terimle tamamlayın: GDP growth measured at current prices, before adjusting for inflation, is called ____.

Cevabı göster

nominal GDP growth

has generally been higher than interest rates

5:24

son 30 yıldır

for the past 30 years.

5:26

genel olarak faiz oranlarından daha yüksek olmuştur.

This matters

5:29

Bu önemli

because as long as GDP is growing faster Dilbilgisi

5:30

çünkü GSYİH, ülkenin borcunun faiz biriktirmesinden

than the country's debt is accumulating interest,

5:33

daha hızlı büyüdüğü sürece,

and governments keep additional borrowing in check, Deyimler

5:36

ve hükümetler ek borçlanmayı kontrol altında tuttuğu sürece,

Deyimler

Sürekli denetimi anlatan keep additional borrowing in check

Bu cümlede keep additional borrowing in check, yeni borçlanmanın aşırı düzeye çıkmasını önlemek anlamına gelir. Borçlanma devam edebilir, ancak hükümet miktarı veya artışı kabul edilebilir sınırlar içinde tutar. keep + isim + in check kalıbı, devamlı bir denetimi anlatır. Bir risk, maliyet, duygu veya eğilim tamamen ortadan kaldırılmayıp zaman içinde sınırlandığında kullanışlıdır.

Alıştırma

'Kontrol altında ama ortadan kaldırılmamış' anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Regular reviews help keep project costs ____.

Cevabı göster

in check

then a nation can effectively grow its way out of debt Deyimler

5:39

o zaman bir ülke hiçbir maliyet olmadan

Dilbilgisi

as long as ... then koşul-sonuç yapısı

As long as, ardından gelen iddianın geçerli olması için gereken koşulu başlatır; burada aynı süre boyunca değil, provided that gibi yeter ki veya koşuluyla anlamındadır. Koşul, and ile bağlanan iki gereklilik içerir: A ve B. Then, bu uzun koşuldan sonra sonucu gösterir. Yeniden kullanılabilir yapı As long as A and B, (then) C şeklindedir. Then dil bilgisi açısından çıkarılabilir, ancak okuyucu ve dinleyicilerin sonucun nerede başladığını anlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapıdaki bağlayıcı sözcüklerle tamamlayın: ____ the weather stays calm and the ferry leaves on time, ____ we will reach the island before dark.

Cevabı göster

As long as · then

at no fiscal cost.

5:42

etkili bir şekilde büyüyerek borcundan kurtulabilir.

Deyimler

grow its way out of debt: çıkış yolu olarak büyüme

Burada grow its way out of debt, ulusal borç yükünü yönetilebilir hâle getirmenin yolu olarak ekonomik büyümeyi kullanmak anlamına gelir. Borcun kendiliğinden yok olduğu veya borçlu olunan her tutarın hemen ödendiği anlamına gelmez. Bu görüşe göre, yeni borçlanma denetim altında kalırken büyüme borç birikiminden daha hızlı olmalıdır; böylece borç millî gelire oranla küçülür. fiil + iyelik + way out of + sorun yapısı, bir eylemi zorluktan kurtulma yöntemi olarak sunar. Its, a nation ifadesine döner; grow ise yöntemi belirtir.

Alıştırma

Ekonomik genişlemeyi çıkış yolu olarak sunan fiille cümleyi tamamlayın: The country plans to ____ its way out of debt by increasing productivity.

Cevabı göster

grow

Mathematically,

5:45

Matematiksel olarak,

it's a very straightforward point.

5:46

bu çok basit bir nokta.

Um but when you're explaining this to governments and saying

5:48

Hmm ama bunu hükümetlere açıkladığınızda ve

this is how it goes,

5:51

bu iş böyle yürüyor dediğinizde,

that ends up being quite a powerful thing.

5:53

bu oldukça güçlü bir şey haline geliyor.

Not even a year after Blanchard gave his speech,

5:57

Blanchard'ın konuşmasını yapmasından bir yıl bile geçmeden,

coronavirus emerged in Wuhan,

6:00

koronavirüs Wuhan'da ortaya çıktı,

and the greatest exercise in public borrowing

6:03

ve nesillerdir görülen

for generations began.

6:06

en büyük kamu borçlanması süreci başladı.

Government borrowing hit a record £55 billion.

6:09

Hükümet borçlanması 55 milyar sterlin ile rekor kırdı.

Ballooning public debt,

6:13

Kabaran kamu borcu,

around $300 billion

6:14

yaklaşık 300 milyar dolar

or 16% of GDP.

6:16

veya GSYİH'nin %16'sı.

But not every country can borrow its way through the pandemic. Dilbilgisi

6:18

Ancak her ülke pandemi sürecinde borçlanarak yoluna devam edemez.

Dilbilgisi

borrow its way through the pandemic: borçlanarak pandemiyi atlatmak

verb + one's way + through + zorlu bir dönem kalıbı, öznenin fiilin belirttiği eylemi tekrar tekrar veya sürekli yaparak o dönemi atlatması anlamına gelir. Burada its, every country ile uyumludur; borrow ise kullanılan yöntemi belirtir. Bu cümlede borrow its way through the pandemic, borçlanarak kriz sırasında ülkenin ve ekonomisinin işleyişini sürdürmek demektir. Buradaki ilerleme gerçek bir yolculuk değil, mecazidir; fiil, sorunun hangi yöntemle aşıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi borrow one's way through kalıbıyla tamamlayın: Using one loan after another to stay open, the restaurant ____ the winter.

Cevabı göster

borrowed its way through

Almost every government has found it easier to borrow now Dilbilgisi

6:22

Neredeyse her hükümet şimdi borçlanmanın

than it was 30 or 40 years ago.

6:26

30 veya 40 yıl öncesine göre daha kolay olduğunu gördü.

Dilbilgisi

found it easier to borrow ... than it was: borçlanmanın geçmişe göre daha kolay olduğunu görmek

find + it + sıfat + mastar kalıbı, bir eylemi yapma konusunda değerlendirme bildirmeyi sağlar. It biçimsel veya önden kullanılan bir nesnedir; asıl içerik mastarla ifade edilir. Burada governments have found it easier to borrow, hükümetlerin deneyimlerine göre borçlanmanın onlar için daha kolay hale geldiği anlamına gelir. Easier bir karşılaştırma başlatır. than it was 30 or 40 years ago bölümündeki it de biçimsel bir ögedir ve it was easy to borrow düşüncesi eksiltilmiştir. Belirli bir hükümeti göstermez. Cümle, bugün borçlanmanın zorluğunu geçmişteki zorlukla karşılaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle find it + sıfat + to do kalıbını kullanarak uzaktan çalışmanın ekip için şimdi beş yıl öncesine göre daha kolay olduğunu söyler?

  1. Our team has found that remote work was easier five years ago.
  2. Our team has found it easier to work remotely than it was five years ago.
  3. Our team made remote work easier five years ago.
Cevabı göster

Our team has found it easier to work remotely than it was five years ago.

But the difference between a rich country

6:29

Ancak zengin bir ülke ile

and a poorer country,

6:31

dış piyasalarda

which doesn't have a long record of borrowing

6:33

uzun bir borçlanma geçmişi olmayan

uh on foreign markets,

6:35

daha yoksul bir ülke arasındaki fark,

those places can't get the same interest rates.

6:37

bu yerlerin aynı faiz oranlarını alamamasıdır.

It's a source of significant inequality

6:40

Ülkelerin bu pandemiyle nasıl yüzleştikleri açısından

in terms of how countries face this pandemic,

6:42

bu önemli bir eşitsizlik kaynağıdır,

that some places can borrow almost as much as they want

6:45

bazı yerler ekonomilerini desteklemek için

to support their economies and others can't.

6:47

istedikleri kadar borçlanabilirken diğerleri borçlanamıyor.

Borrowing on this scale

6:50

Bu ölçekte borçlanmak

is not without risk for anyone. Dilbilgisi

6:51

hiç kimse için risksiz değildir.

Dilbilgisi

Temkinli çift olumsuzluk not without risk

not without risk ifadesinde not, without sözcüğünü olumsuzlar; bu nedenle genel anlam olumludur: gerçekten belirli bir risk vardır. Bu, ölçülü bir hafifletme biçimidir. İfade uyarıda bulunur, ancak zararın kesin olduğunu veya durumun son derece tehlikeli olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi not + without + risk sözcüklerinden oluşan üç sözcüklü temkinli ifadeyle tamamlayın: Investing all your savings in one company is ____.

Cevabı göster

not without risk

You owe us a lot of money.

6:53

Bize çok para borçlusunuz.

What?

6:55

Ne?

As there's always the threat

6:56

Faiz oranlarının yeniden yükselme tehdidi

that interest rates could rise again.

6:58

her zaman olduğu için.

Economists aren't entirely sure

7:01

Ekonomistler bu oranların

why these rates have been low for so long.

7:02

neden bu kadar uzun süre düşük kaldığından tam olarak emin değiller.

In general,

7:06

Genel olarak,

interest rates on mortgages,

7:06

ipotek kredilerindeki faiz oranları,

government bonds,

7:08

devlet tahvillerindeki faiz oranları

or savings accounts

7:09

veya tasarruf hesaplarındaki faiz oranları

are driven by demand. Kalıp ifadeler

7:11

talep tarafından yönlendirilir.

Kalıp ifadeler

driven by demand: şekillendirici etkeni belirtmek

are driven by demand ifadesinde be driven by, bir sonucu güçlü biçimde şekillendiren etkeni belirtir. Burada faiz oranlarını talep etkiler; driven bir aracı sürmek anlamında değildir. Kalıp be + driven + by + etkendir. Genellikle önemli bir nedeni veya itici gücü vurgular, ancak bu etkenin tek neden olduğu anlamına otomatik olarak gelmez.

Alıştırma

Talebin fiyatları şekillendiren temel güç olduğunu göstermek için be driven by yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Ticket prices are driven by demand.
  2. Demand is driven by ticket prices.
  3. Ticket prices are driven to demand.
Cevabı göster

Ticket prices are driven by demand.

If the desire to save is high,

7:13

Tasarruf etme arzusu yüksekse,

then interest rates will be low

7:15

o zaman faiz oranları düşük olacaktır

as banks or governments issuing bonds

7:17

çünkü bankalar veya tahvil ihraç eden hükümetler

don't have to tempt investors with favorable rates.

7:19

yatırımcıları uygun oranlarla cezbetmek zorunda kalmaz.

There are several factors driving the desire to save,

7:24

Tasarruf etme arzusunu tetikleyen ve

which might be keeping interest rates down.

7:27

faiz oranlarını düşük tutuyor olabilecek birkaç faktör vardır.

The aging population might be one cause,

7:30

Yaşlanan nüfus bir neden olabilir,

as people tend to save for retirement,

7:33

çünkü insanlar emeklilik için tasarruf etme eğilimindedir,

and pension funds buy government bonds.

7:35

ve emeklilik fonları devlet tahvili satın alır.

And fear of global financial instability

7:38

Ve küresel finansal istikrarsızlık korkusu da

may also play a part,

7:41

bir rol oynayabilir,

causing investors to seek safe assets like bonds.

7:42

yatırımcıların tahvil gibi güvenli varlıklar aramasına neden olur.

We can't be completely sure

7:47

Tam olarak neden böyle olduğundan

um why exactly it's happened.

7:49

emin olamıyoruz.

And that matters

7:51

Ve bu önemli

because if you can't be certain

7:51

çünkü en başta neden olduğundan

why it happened in the first place, Deyimler

7:53

emin olamıyorsanız,

Deyimler

in the first place: başlangıçtaki neden

In the first place, “başlangıçta” ya da “en temel çıkış noktasında” anlamına gelir. Burada konuşmayı olayın sonraki etkilerine değil, olayın neden gerçekleştiğine geri götürür. Nedenlerle ilgili sorularda ve açıklamalarda sık kullanılır: Başlangıçtaki neden belirsizse daha sonraki sonuçlar da belirsiz olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede in the first place başlangıçtaki nedeni sormak için kullanılmıştır?

  1. First of all, check the invitation list.
  2. At first, he did not accept the invitation.
  3. Why did you invite him in the first place?
Cevabı göster

Why did you invite him in the first place?

um you can't say for sure

7:56

gelecekte bir noktada

that it's not going to reverse itself

7:57

bunun tersine dönmeyeceğinden de

at some point in the future.

7:59

emin olamazsınız.

Uh which would be a big deal,

8:01

Iı, bu büyük bir olay olurdu,

you know,

8:02

bilirsiniz,

if interest rates suddenly soared,

8:02

faiz oranları aniden fırlasaydı,

then all the countries that had accumulated a lot of debt

8:05

o zaman çok fazla borç biriktirmiş olan tüm ülkeler

would suddenly be in very big trouble.

8:07

aniden çok büyük bir belaya bulaşırdı.

Despite these risks,

8:10

Bu risklere rağmen,

the pandemic has left many countries

8:11

pandemi birçok ülkeye

with no option but to keep borrowing. Dilbilgisi

8:13

borçlanmaya devam etmekten başka seçenek bırakmadı.

Dilbilgisi

no option but to keep borrowing: kaçınılmaz bir eylem

no option but to + fiilin yalın hâli kalıbı, koşulların yalnızca tek bir olası eylem bıraktığını anlatır. Daha geniş olan leave someone with no option but to + fiilin yalın hâli yapısı ise bu kısıtlamayı hangi olayın veya koşulun yarattığını belirtir. Burada but, “ancak” değil “dışında” anlamındadır. keep borrowing içindeki keep + -ing, bir eylemi sürdürmek demektir; dolayısıyla tek seçenek borçlanmayı sürdürmektir.

Alıştırma

Cümleyi option kullanılan hedef kalıpla tamamlayın: The storm closed every road, so we had no ____ wait until morning.

Cevabı göster

option but to

To cut deficit spending now

8:17

Küresel ekonomi hala pandeminin etkisinde felç durumdayken

while the global economy is still crippled by the pandemic,

8:19

açık harcamalarını şimdi kesmek,

would inflict lasting damage. Kalıp ifadeler

8:22

kalıcı bir hasara yol açar.

Kalıp ifadeler

inflict lasting damage: kalıcı zarara yol açmak

Bu cümlede inflict lasting damage, “etkileri devam eden ciddi bir zarara yol açmak” demektir. Inflict, bir kişinin veya şeyin olumsuz bir sonuç yaşamasına neden olmayı anlatan resmî bir fiildir; lasting ise zararın kısa sürede sona ermeyeceğini belirtir. Zararlı sonuç olan damage, inflict fiilinin doğrudan nesnesidir. Bu zarara yol açacak olan “To cut deficit spending now” eylemidir; pandemi çevresel durumun bir parçasıdır, inflict fiilinin öznesi değildir.

Alıştırma

Cümleyi inflict, lasting ve damage sözcüklerinden oluşan üç kelimelik resmî eşdizimle tamamlayın: Sudden funding cuts could ____ on rural hospitals.

Cevabı göster

inflict lasting damage

But how much and how long countries can continue to borrow Dilbilgisi

8:25

Ancak ülkelerin ne kadar ve ne süre borçlanmaya devam edebileceği

is unclear.

8:29

belirsizdir.

Dilbilgisi

How much and how long ... is unclear: paralel gömülü soru

How ile kurulan iki paralel bölüm, cümlenin öznesi olarak görev yapan gömülü bir soru oluşturur. How much ülkelerin ödünç alabileceği miktarı, how long ise süreyi sorar. Bu iki unsur birlikte çözümlenmemiş tek bir mesele olarak sunulduğu için ana cümlede tekil is unclear kullanılır. Bu yapı doğrudan sorulmayıp cümle içine gömüldüğü için can countries continue soru dizilişini değil, countries can continue bildirme dizilişini korur. Bu kalıp, gömülü bir soruyu is unclear veya remains unknown gibi ifadelerin önüne getirerek yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Borçlanma miktarı ile süresini bilinmeyen olarak sunan bir rapor için dil bilgisi açısından doğru cümleyi seçin.

  1. How much and how long can countries continue to borrow is unclear.
  2. How much and how long countries can continue to borrow are unclear.
  3. How much and how long countries can continue to borrow is unclear.
Cevabı göster

How much and how long countries can continue to borrow is unclear.

And the colossal debt

8:30

Ve son altı ayda biriken

built up in the past six months Öbek fiiller

8:31

devasa borç

Öbek fiiller

birikmiş anlamında sonradan gelen niteleyici built up

Burada built up, zaman içinde yavaş yavaş birikmiş anlamına gelir. Borç fiziksel olarak inşa edilmemiştir; altı aylık dönem boyunca daha fazla borçlanma eklendikçe miktarı artmıştır. Built up, build up fiilinin geçmiş ortaç biçimidir. debt isminden sonra gelerek kısaltılmış bir ilgi cümleciği gibi işlev görür: the debt that was built up in the past six months.

Alıştırma

Kısaltılmış ilgi cümleciğini built up ile tamamlayın: The pressure ____ over several days became unbearable.

Cevabı göster

built up

will be one of the greatest legacies of the pandemic. Kelime

8:33

pandeminin en büyük miraslarından biri olacak.

Kelime

greatest legacies of the pandemic: pandeminin kalıcı büyük etkileri

Burada legacy, bir mirasçıya geçen para veya mülkü değil, büyük bir olayın bıraktığı kalıcı etkiyi ifade eder. Bu ifade, devasa borcu pandemi döneminin geleceğe bırakacağı bir şey olarak tanımlar. Greatest, ölçek veya önem bakımından en büyük anlamına gelir. Bu, söz konusu legacy ifadesini olumlu yapmaz; legacy olumlu, olumsuz veya karma olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede legacy, bir olayın veya programın kalıcı etkisi anlamında kullanılmıştır?

  1. The team dealt with the storm's immediate aftermath.
  2. She received a small legacy from her aunt's will.
  3. The new flood barriers became a lasting legacy of the rebuilding programme.
Cevabı göster

The new flood barriers became a lasting legacy of the rebuilding programme.

I'm Ryan Avent,

8:38

Ben Ryan Avent,

the Economics columnist

8:39

The Economist'te

at The Economist.

8:40

Ekonomi köşe yazarıyım.

Uh we've written a series of articles

8:42

Iı, çeşitli ekonomik konulardaki temelleri

that cover the basics on a range of economic topics

8:44

ve bunlar hakkındaki en son düşüncelerin

and how the latest thinking

8:46

nasıl geliştiğini kapsayan

about them is evolving.

8:47

bir dizi makale yazdık.

You can read more at the link opposite.

8:49

Karşıdaki bağlantıdan daha fazlasını okuyabilirsiniz.

Thank you for watching.

8:51

İzlediğiniz için teşekkürler.