Havalı Olmak Nedir?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
777 kelime 153 kel/dk

Video: Michael, “cool” kavramının kültürel tarihini ve psikolojisini inceliyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “with it.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gerçek yakınlık değil, güncel eğilimleri izleyen biri için samimi ifade olarak tanımak. 2. “Italian concept of sprezzatura.” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: çok çalışma gerekse de sakin ve zahmetsiz görünmeye dayanan 15. yüzyıl İtalyan idealini ve cool ile bağını anlamak. 3. “the less worried you are with being cool, the more developed your brain is.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ters yönde değişen iki derece için the less ..., the more ... yapısını kullanmak ve beyinle ilgili sonucu retorik basitleştirme olarak okumak.

Bu derste

Hey, Vsauce.

0:00

Selam, Vsauce.

Michael here.

0:01

Michael burada.

And a couple of weeks ago, Vice's new channel Noisey blindfolded me,

0:02

Birkaç hafta önce Vice’ın yeni kanalı Noisey gözlerimi bağladı,

the Gregory Brothers,

0:07

Gregory Brothers’ın

about 200 other people,

0:08

ve yaklaşık 200 kişinin daha gözlerini de bağladıktan sonra,

and then bused us to a hidden Skrillex show. Kelime

0:10

bizi otobüsle gizli bir Skrillex konserine götürdü.

Kelime

Bus someone to a place: birini bir yere otobüsle götürmek

Burada bus, insanları otobüsle taşımak anlamına gelen geçişli bir fiildir. Geçmiş zaman biçimi bused, grubun bir yere otobüsle götürüldüğünü gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp bus + kişi veya grup + to + varış yeridir. Kişi ya da grup nesne olur; to ise götürüldükleri yeri belirtir.

Alıştırma

Cümleyi bus someone to a place kalıbındaki fiil ve edatla tamamlayın: The school will ____ the team ____ the stadium.

Cevabı göster

bus · to

It was cool,

0:18

Çok havalıydı,

but what is cool?

0:19

ama nedir bu havalılık?

I mean, what does it mean to be cool? Dilbilgisi

0:22

Yani, havalı olmak ne anlama gelir?

Dilbilgisi

What does it mean to be ...?: bir durumun veya kimliğin anlamını sormak

What does it mean to be + sıfat veya isim? kalıbı, bir durumda ya da kimlikte olmanın niteliklerini, sonuçlarını veya önemini sorar. Bu cümlede cool yalnızca çevrilecek bir sözcük değil, incelenen kavramdır. Dil bilgisi açısından it, mean fiilinin içeriğini sağlayan to be cool mastar ifadesine işaret eder. Buradaki to-mastar amaç bildirmez.

Alıştırma

Düşündürücü soru kalıbını tamamlayın: What ____ to be independent?

Cevabı göster

does it mean

Cool is a judgment of taste. Kelime

0:26

Havalılık, zevke dayalı bir yargıdır.

Kelime

a judgment of taste: estetik tercihe dayanan bir değerlendirme

Bu cümlede a judgment of taste, bir kişinin neyi şık, çekici veya hoş bulduğuna dayanan bir değerlendirme anlamına gelir. Taste burada yiyeceklerin tadını değil, estetik ya da kişisel tercihi; judgment ise hukuki bir hükmü değil, değerlendirmeyi ifade eder. Bu ifade, bir şeye cool demenin öznel olduğunu gösterir: farklı insanlar veya dönemler onu farklı biçimlerde değerlendirebilir.

Alıştırma

Bu cümlede a judgment of taste ne anlama gelir?

  1. Kişisel veya estetik tercihe dayanan bir değerlendirme
  2. Yiyeceğin tadını ölçen bir test
  3. Mülkiyet hakkında hukuki bir hüküm
Cevabı göster

Kişisel veya estetik tercihe dayanan bir değerlendirme

People who are cool are with it. Deyimler

0:28

Havalı insanlar çağa ayak uydurur.

Deyimler

with it: güncel trendlerden haberdar

With it, güncel fikirlerden ve trendlerden haberdar, dolayısıyla modern veya modaya uygun olmak anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Bu cümlede cool olarak görülen insanları anlatır; belirtilmemiş bir şeyle fiziksel olarak birlikte olmak anlamına gelmez. It zamiri deyimin sabit bir parçasıdır ve konuşmadaki belirli bir nesneye işaret etmez.

Alıştırma

Cümleyi “güncel trendlerden haberdar” anlamına gelen gündelik deyimle tamamlayın: Leo always knows the newest styles, so he is ____.

Cevabı göster

with it

They exhibit a style that people want to emulate.

0:31

İnsanların taklit etmek istediği bir tarz sergilerler.

They're fashionable.

0:34

Modaya uygunlar.

But being cool isn't just about confidence or being above the situation. Dilbilgisi

0:35

Ama havalı olmak yalnızca kendine güvenmek ya da durumdan etkilenmiyormuş gibi davranmak değildir.

Dilbilgisi

isn't just about: tek etkenli bir açıklamayı reddetmek

Bu cümlede isn't just about, özgüvenin veya durumun üstünde olmanın fikrin bir parçası olduğunu, ancak açıklamanın tamamı olmadığını anlatır. Burada just kapsamı sınırlar: “az önce” değil, “yalnızca” anlamındadır. Fazla basit bir açıklamayı düzeltmek ve başka bir etkene yer açmak için not just about + isim veya -ing biçimini kullanın: X isn't just about A; it also involves B.

Alıştırma

Bir etkenin açıklamanın tamamı olmadığını belirten hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: Winning the game ____ one great player; teamwork matters too.

Cevabı göster

isn't just about

In fact,

0:41

Aslında,

what is considered cool changes all the time. Dilbilgisi

0:41

neyin havalı sayıldığı sürekli değişir.

Dilbilgisi

Özne yan cümlesi olarak what is considered cool

what is considered cool changes all the time cümlesinde, what is considered cool yan cümlesinin tamamı changes fiilinin öznesidir. “İnsanların havalı olduğuna karar verdiği şeyler veya özellikler” anlamına gelir. Burada what soru sormaz; “... olan şey veya şeyler” anlamındadır. Yan cümlenin içinde is considered edilgendir: değerlendirmeyi insanlar yapar, cool olarak tanımlanan şey ise bu değerlendirmeyi alır. what is considered + sıfat veya isim kalıbı, daha büyük bir cümlede kullanılabilen isim görevli bir bütün oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümle what yan cümlesini özne olarak kullanır ve “insanların eğlenceli bulduğu şeyler değişebilir” anlamına gelir?

  1. What do people consider fun?
  2. What is considered fun can change.
  3. Why is this game considered fun?
Cevabı göster

What is considered fun can change.

Here's a fantastic illustration charting by time and location what was generally considered cool.

0:45

İşte zamana ve yere göre genellikle nelerin havalı kabul edildiğini gösteren harika bir çizim.

To truly get to the origin of what we today mean by cool, Kalıp ifadeler

0:52

Bugün “cool” derken neyi kastettiğimizin kökenine gerçekten inmek için,

we're going to have to go back to West Africa in the 15th century.

0:57

15. yüzyıl Batı Afrika’sına dönmemiz gerekiyor.

Kalıp ifadeler

get to the origin of: bir şeyin kaynağına kadar izini sürmek

Bu cümlede get to the origin of, bir fikri gerçek başlangıç noktasına ya da kaynağına ulaşana kadar geriye doğru izlemek anlamına gelir. Get to, fiziksel bir yere gitmeyi değil, bir araştırmanın ilerlemesini anlatır. Kalıp get to the origin of + isim veya isim öbeğidir. Bir şeyin nerede başladığını açıklamadan önce daha eski tarihî bilgileri ya da kanıtları incelemek gerektiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir tarihçi, eski kanıtlar üzerinden geriye doğru ilerleyip bir geleneğin kaynağına ulaşma sürecini vurgulamak istiyor. Bu düşünceyi en iyi hangi ifade anlatır?

  1. find the origin of
  2. get to the bottom of
  3. get to the origin of
Cevabı göster

get to the origin of

The Yoruba language has a great word,

1:01

Yoruba dilinde harika bir sözcük var:

itutu. Kültür

1:04

itutu.

It means physical beauty,

1:05

Fiziksel güzellik anlamına gelir,

but also being calm and detached from your circumstances, Kelime

1:07

ama aynı zamanda içinde bulunduğun koşullar karşısında sakin ve mesafeli kalmayı da anlatır;

almost unnaturally so, Dilbilgisi

1:12

neredeyse doğal görünmeyecek ölçüde,

Kelime

Detached from your circumstances: içinde bulunduğun durumdan duygusal olarak uzak olmak

Burada detached from your circumstances, çevrende olanlardan duygusal olarak uzak durmak anlamına gelir. Kişi, durumun duygularını güçlü biçimde etkilemesine izin vermek yerine sakin kalır. Detached fiziksel olarak ayrılmış anlamına da gelebilir, fakat burada bu anlamda değildir. Circumstances tek bir olayı değil, kişinin genel durumunu veya içinde bulunduğu koşulları ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede detached from her circumstances ne anlama gelir? Even when the plan fell apart, Nia stayed detached from her circumstances.

  1. Bir makineden fiziksel olarak ayrıldı.
  2. Durumun duygularını kontrol etmesine izin vermedi.
  3. Çevresinde neler olduğunu bilmiyordu.
Cevabı göster

Durumun duygularını kontrol etmesine izin vermedi.

Dilbilgisi

Almost unnaturally so: so ile önceki durumun yerine geçmek

Almost unnaturally so ifadesinde so, daha önce anlatılan sakin ve kişinin içinde bulunduğu koşullardan duygusal olarak uzak olma hâlinin yerini tutar. Böylece konuşan kişi bu uzun açıklamayı tekrar etmez. Almost, unnaturally sözcüğünü niteler: sakinlik, doğal görünmemeye yaklaşmıştır. Buradaki so, “o şekilde” veya “o derece” anlamındadır; “bu yüzden” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi completely relaxed ifadesinin yerini tutan sözcükle tamamlayın: Maya looked completely relaxed, almost strangely ____.

Cevabı göster

so

in a superhuman kind of way.

1:14

insanüstü bir biçimde.

Kültür

itutu: güzellik, sakinlik ve koşullardan sıyrılma

Burada itutu, fiziksel güzelliği kişinin içinde bulunduğu koşullar karşısındaki sakinlik ve mesafeli duruşla birleştiren bir Yoruba kavramı olarak sunulur. Bu sakinlik, sıradan insan tepkilerinin ötesinde görünecek kadar eksiksiz olarak anlatılır. Video bu kavramı, bugünkü cool fikrinin bir yönü olan kendine hâkim ve etkilenmemiş görünme niteliğine tarihî bir arka plan olarak kullanır. Itutu, İngilizce cool kelimesinin basit bir eş anlamlısı değildir ve anlamı yalnızca güzelliğe indirgenmemelidir.

Alıştırma

Cümledeki açıklamaya göre hangi tanım itutu kavramına en uygundur?

  1. Soğuk hava ve düşük sıcaklık
  2. Modaya uygun davranış ve popülerlik
  3. Fiziksel güzellikle olağanüstü sakinlik ve mesafeli duruşun birleşmesi
Cevabı göster

Fiziksel güzellikle olağanüstü sakinlik ve mesafeli duruşun birleşmesi

And a similar but more specific term comes from the Italian concept of sprezzatura. Kültür

1:16

Buna benzer ama daha özel bir terim de İtalyanca sprezzatura kavramından gelir.

This was a way of behaving favored by the wealthy upper class in 15th century Italy.

1:22

Bu, 15. yüzyıl İtalya’sındaki zengin üst sınıfın tercih ettiği bir davranış biçimiydi.

And to exhibit this behavior,

1:28

Bu davranışı sergilemek için de,

you wanted to act nonchalant,

1:30

umursamaz görünmeniz gerekirdi,

even if doing so would take a lot of work. Dilbilgisi

1:31

bunu yapmak çok çaba gerektirse bile.

Kültür

İtalyan sprezzatura kavramı

Sprezzatura burada, 15. yüzyıl İtalya'sındaki varlıklı üst sınıfın davranışlarıyla ilişkilendirilen bir İtalyan kültür kavramıdır. Zor ve özenle hazırlanmış bir davranışı kolay, sakin ve doğal göstermeyi ifade eder. Bu nedenle görünürdeki rahatlık bir sunum biçimidir; hiç emek verilmediğinin veya sonucun önemsenmediğinin kanıtı değildir. Temel fikir, emeği rahat bir görünümün arkasında saklamaktır.

Alıştırma

Örnekteki sprezzatura kavramına en uygun açıklama hangisidir?

  1. Ne kadar çok çalıştığını açıkça göstermek
  2. Sonuç önemli olmadığı için hiç hazırlık yapmamak
  3. Zor bir şeyi doğal ve zahmetsiz göstermek
Cevabı göster

Zor bir şeyi doğal ve zahmetsiz göstermek

Dilbilgisi

even if: sonuç değişmez

Even if, olası veya varsayılan bir koşula dayanan ödünleme anlamı getirir. Bu koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de ana cümledeki sonucun veya kararın değişmediğini belirtir. Burada rahat davranmanın çok emek gerektirme olasılığı, rahat görünme hedefini ortadan kaldırmaz. Bu yapı, koşulun ne olacağını belirleyebildiği sıradan bir if koşul cümlesinden farklıdır.

Alıştırma

Olası bir koşul karşısında planın değişmeyeceğini gösteren iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: We will play outside ____ it gets cold.

Cevabı göster

even if

Dilbilgisi

Önceki bir eyleme gönderme yapan “doing so”

Bu cümlede doing so, “kayıtsız davranmak” anlamına gelir. do fiili daha önce sözü edilen eylemi gerçekleştirmeyi ifade eder; so ise eylemi yeniden adlandırmak yerine ona gönderme yapar. doing bir isim-fiil biçimi olduğu için bütün ifade would take yapısının öznesi olabilir: doing so would take a lot of work. Eyleme bu şekilde gönderme yapmak açıklamayı kısa tutar, ancak kastedilen eylem bağlamdan açıkça anlaşılabilmelidir.

Alıştırma

“Maya agreed to apologize, and doing so eased the tension,” cümlesinde “doing so” neye gönderme yapar?

  1. Maya'nın özür dilemesi
  2. Gerginliğin azalması
  3. Maya'nın kabul etmesi
Cevabı göster

Maya'nın özür dilemesi

You would hide your desires and emotions behind ironic detachment. Deyimler

1:34

Arzularınızı ve duygularınızı ironik bir mesafeliliğin ardına gizlerdiniz.

Deyimler

Duyguları gizlemek için “hide A behind B”

Burada hide A behind B mecazidir. A kişinin gerçek arzuları ve duygularıdır; B ise dışarıya yansıtılan ironic detachment, yani soğuk ve hafif alaycı bir mesafe koyma tavrıdır. Bu tavır bir örtü gibi davranarak içteki duyguların görülmesini zorlaştırır. Başka bağlamlarda da kullanılabilen hide A behind B kalıbı, daha az görünür bir şeyi saklamak için görünür bir davranış, tavır veya açıklama kullanmak anlamına gelir. Behind gerçek bir konumu değil, örtü işlevi gören şeyi belirtir.

Alıştırma

Kendinden emin gülümsemeyi örtü yapan edatla cümleyi tamamlayın: “He hid his uncertainty ____ a confident smile.”

Cevabı göster

behind

But where can you see sprezzatura?

1:39

Peki sprezzatura nerede görülür?

Well,

1:42

Şey,

how about here?

1:43

buraya ne dersiniz?

The Mona Lisa.

1:45

Mona Lisa.

She doesn't laugh.

1:46

Gülmüyor.

She's exercising restraint. Kalıp ifadeler

1:48

Kendini tutuyor.

Kalıp ifadeler

exercise restraint: bilinçli olarak kendini tutmak

Exercise restraint kalıbında exercise, fiziksel egzersiz yapmak değil, “kullanmak” veya “göstermek” anlamındadır. Kalıbın bütünü, bir duygu, tepki veya davranışı bilinçli olarak kontrol etmek demektir. Burada onu başka biri durdurmuyor. Sakin ifadesi, kendi seçtiği bir özdenetim olarak yorumlanıyor.

Alıştırma

Cümleyi “tepkini bilinçli olarak kontrol etmek” anlamındaki resmî kalıpla tamamlayın: Although Leo was furious, he chose to ____ and answer calmly.

Cevabı göster

exercise restraint

It almost feels like she's looking down on you, Öbek fiiller

1:50

Sanki size tepeden bakıyormuş gibi geliyor,

smugly.

1:53

kendini beğenmişçe.

Öbek fiiller

look down on someone: birini aşağı görmek

Look down on someone, bir kişiyi kendinizden daha kötü, daha önemsiz veya daha değersiz görmek anlamındaki bir öbek fiildir. Üstünlük taslayan ve saygısız bir tutumu anlatır. Bu cümlede anlam, onun kendini beğenmiş ifadesinden gelir; yüksek bir yerden aşağı bakmanın gerçek anlamlı bir betimlemesi değildir.

Alıştırma

Bu cümlede looks down on ne anlama geliyor? Nina looks down on anyone who asks for help.

  1. Nina insanlardan yardım istiyor.
  2. Nina insanları yüksek bir yerden izliyor.
  3. Nina, yardım isteyen kişilerin daha aşağı olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster

Nina, yardım isteyen kişilerin daha aşağı olduğunu düşünüyor.

Now, to make this more clear,

1:54

Şimdi bunu daha açık hâle getirmek için,

let's take a look at a recent discovery, Anlatım akışı

1:56

yakın zamanda yapılan bir keşfe bakalım:

Anlatım akışı

Sunum geçişi olarak Let's take a look at

Bu cümlede let's take a look at, dinleyicileri keşfi konuşmacıyla birlikte incelemeye davet eder. Let's hem konuşmacıyı hem de dinleyicileri kapsar; take a look at ise take fiilinin gerçek anlamıyla değil, “bakmak” veya “incelemek” anlamında kullanılır. Bu ifade açıklamayı da düzenler: bir şeyin daha açık hâle geleceğine ilişkin genel ifadeden somut bir örneğe geçiş yapar. Konuşmacılar, dinleyicilerin sırada neye odaklanacağını belirtmek için sık sık Let's take a look at + isim yapısını kullanır.

Alıştırma

Sunucunun geçişini dersteki davet ifadesiyle tamamlayın: We have discussed the rule. Now, ____ an example.

Cevabı göster

let's take a look at

a painting that used to be thought of as a copy of the Mona Lisa made years and years later. Notlar

1:58

bir zamanlar Mona Lisa’nın yıllar yıllar sonra yapılmış bir kopyası sanılan bir tablo.

Dilbilgisi

Geçmişteki bir görüş için Used to be thought of as

Used to, geçmişte doğru olan ancak artık geçerli olmayan bir durumu veya tekrarlanan olayı belirtir. Burada used to be, tablonun geçmişte bu şekilde sınıflandırıldığını, fakat artık böyle sunulmadığını gösterir. Thought of as, think of A as B yapısının edilgen biçimidir ve “olarak görülmek” ya da “olarak sınıflandırılmak” anlamına gelir. Yeniden kullanılabilir kalıp özne + used to be thought of as + tanımlama şeklindedir. Bu yapı, görüşü savunan kişileri belirtmeden eski bir inanışı aktarır.

Alıştırma

Hangi cümle insanların nesneyi geçmişte bir kopya olarak sınıflandırdığını, ancak bu görüşün değiştiğini anlatır?

  1. The object is used to being thought of as a replica.
  2. The object is thought of as a replica.
  3. The object used to be thought of as a replica.
Cevabı göster

The object used to be thought of as a replica.

Anlatım akışı

years and years later ifadesindeki zaman vurgusu

Years and years, years sözcüğünü tekrarlayarak sürenin uzunluğunu vurgular. İki years ayrı ayrı iki dönemi göstermez; birlikte, kesin sayısı belirtilmeyen çok uzun bir yıl aralığını ifade eder. Later, bu uzun aralığı daha önce sözü edilen bir zamanın veya olayın sonrasına yerleştirir. Burada, kopyanın orijinalden çok sonra yapıldığı yönündeki eski düşünceyi destekler.

Alıştırma

Hangi cümle, dönüşten önce kesin uzunluğu belirtilmeyen çok uzun bir zaman geçtiğini vurgular?

  1. They returned to the island every year.
  2. They returned to the island years and years later.
  3. They returned to the island the next day.
Cevabı göster

They returned to the island years and years later.

Except, recent restoration has shown that the very same mistakes and corrections that Da Vinci made on the original Anlatım akışı

2:05

Ancak yakın zamandaki restorasyon, Da Vinci’nin orijinalde yaptığı hataların ve düzeltmelerin tıpatıp aynılarının

were also done on this painting,

2:11

bu tabloda da yapıldığını gösterdi.

Anlatım akışı

Ani bir dönüş işareti olarak bağımsız Except

Burada Except, bir şeyin dışarıda bırakıldığını belirten sıradan except değildir; bağımsız bir söylem işaretidir. Anlatımı aniden keser ve az önce oluşan beklentiyle çelişen bir gerçeği bildirir. Bilerek eksik bırakılan bu biçim bilgiyi düzenler: önce eski inanış sunulur, ardından Except buna karşı olan önemli kanıtı işaret eder. Aslında “Ama bu anlatımda bir sorun var” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede Except, bir beklentiyi tersine çeviren bağımsız bir konuşma işareti olarak kullanılmıştır?

  1. The trip seemed easy. Except, the bridge was closed.
  2. Everyone crossed the bridge except Leo.
  3. Except for one delay, the trip was easy.
Cevabı göster

The trip seemed easy. Except, the bridge was closed.

leading restorers to believe that this painting was made side by side with the actual Mona Lisa. Notlar

2:14

Bu da restoratörlerin, bu tablonun gerçek Mona Lisa’yla aynı anda yan yana resmedildiğine inanmasına yol açtı.

Dilbilgisi

Sonuç yan cümlesi olarak leading restorers to believe that

Burada leading restorers to believe that ..., eşleşen hata ve düzeltmelerin sonucunu anlatır: bu kanıtlar, restoratörlerin iki tablonun birlikte yapıldığını düşünmesine neden olmuştur. Bu, present participle kullanılan bir sonuç yan cümlesidir. -ing yan cümlesi, kendisinden önceki tamamlanmış ifadeye bağlıdır. Leading ikinci bir ana fiil değildir ve birine yol göstermek anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilecek kalıp şöyledir: ana ifade, leading someone to believe that + sonuç.

Alıştırma

leading restorers to believe that cümlede hangi görevi görür?

  1. Restoratörlerin tabloları kendilerinin değiştirdiğini söyler.
  2. Restoratörlerin birine yol gösterdiği ayrı bir eylem başlatır.
  3. Önceki kanıtın sonucunu verir: restoratörler bir sonuca varmıştır.
Cevabı göster

Önceki kanıtın sonucunu verir: restoratörler bir sonuca varmıştır.

Kalıp ifadeler

Paralel konum veya etkinlik için side by side with

Side by side with, başka bir kişinin veya nesnenin yanında, onunla yan yana olmak anlamına gelir. Bu cümlede ikinci tablonun muhtemelen gerçek Mona Lisa'nın yakınında ve aynı çalışma süreci içinde yapıldığını anlatır. Bu ifade fiziksel konumu ya da insanların ve etkinliklerin birlikte, paralel biçimde ilerlemesini anlatabilir. Burada bitmiş tabloların daha sonra sergilenmesinden değil, tabloların yapımından söz edilir.

Alıştırma

Cümleyi, nottaki ‘birinin yanında paralel biçimde çalışmak’ anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Ana worked ____ her brother on the model.

Cevabı göster

side by side with

Look at her expression.

2:22

İfadesine bakın.

It's even more clear that she's looking at you like, Kelime

2:24

Size sanki şöyle der gibi baktığı çok daha açık:

"Huh, really?

2:26

“Ha, gerçekten mi?

You think you're cool?

2:28

Kendini havalı mı sanıyorsun?

Okay."

2:31

Peki.”

Kelime

looking at you like, "...": sessiz bir tepkiyi canlandırmak

Bu konuşma kalıbında look at someone like ifadesinden sonra alıntılanmış sözlerin gelmesi, bir yüz ifadesini veya sessiz tepkiyi küçük bir gösteriye dönüştürür. like sonrasındaki sözler, bakışın iletiyor gibi göründüğü şeyi temsil eder; kişinin gerçekten konuştuğu iddia edilmez. Burada hayalî sorular, kadının bakışını kuşkucu ve hafif alaycı gösterir. Daha genel olarak konuşanlar, birinin görünürdeki düşüncesini, tutumunu veya tepkisini canlandırmak için dramatize edilmiş bir alıntıdan önce like kullanabilir.

Alıştırma

Hayalî bir sessiz tepkiyi tanıtan tek sözcüklük konuşma işaretleyicisiyle cümleyi tamamlayın: When I suggested a third meeting, she looked at me ____, "Another one?"

Cevabı göster

like

Related is the Italian concept of omertà. Kültür

2:32

Bununla bağlantılı olarak İtalyancada omertà kavramı vardır.

This is keeping your cool and not telling the authorities anything about anybody. Notlar

2:36

Bu, soğukkanlılığını korumak ve yetkililere hiç kimse hakkında hiçbir şey söylememektir.

Deyimler

keeping your cool: baskı altında soğukkanlı kalmak

keeping your cool ifadesinde cool, düşük sıcaklığı değil, sakin bir öz denetimi anlatan isimdir. İfade, bir kişinin baskı altında paniğe kapılmak veya öfkeyle tepki vermek yerine soğukkanlı kalmasını belirtir. Aktarılabilir yapı keep + iyelik + cool biçimindedir: keep my cool, keep her cool gibi. Buradaki your belirli bir kişiye değil, o durumdaki herhangi bir kişiye genel olarak gönderme yapar.

Alıştırma

“Baskı altında sakin kalmak” anlamındaki deyimi tamamlayın: Even when the customer started shouting, Maya managed to ____.

Cevabı göster

keep her cool

Dilbilgisi

not ... anything ... anybody: standart İngilizcede tek olumsuzluk

Not, telling eylemini olumsuz yapar. Bu olumsuzluğun kapsamında anything bilgi veya şeyleri, anybody ise insanları belirtir. Dolayısıyla cümle, yetkililere herhangi bir kişi hakkında hiçbir bilgi verilmediği anlamına gelir. Standart İngilizcede any- sözcükleri not ile doğal olarak eşleşir: not ... anything ... anybody. Aynı tek olumsuz anlam için not ile birlikte nothing veya nobody kullanmak olumsuzluk uyumu oluşturur ve bu standart yapı değildir.

Alıştırma

Hangi cümle standart İngilizce olumsuzluk yapısına uyar ve onun herhangi bir kişi hakkında hiçbir bilgi açıklamadığı anlamına gelir?

  1. She did not tell the reporter nothing about nobody.
  2. She told the reporter anything about anybody.
  3. She did not tell the reporter anything about anybody.
Cevabı göster

She did not tell the reporter anything about anybody.

It's the type of attitude you see in movies like Goodfellas or The Godfather.

2:42

Sıkı Dostlar ya da Baba gibi filmlerde gördüğünüz türden bir tavırdır.

Kültür

İtalyan omertà kavramı: bir sessizlik kuralı

Omertà, bir sessizlik kuralını anlatan İtalyanca bir terimdir: bir grubun üyeleri birbirleri hakkında yetkililere bilgi vermeyi reddeder. Burada soğukkanlılığı koruma ve hiçbir şey söylememe şeklinde anlatılan kontrollü tutumu açıklar. Film örnekleri, sessizliğin sadakati ve polis baskısına direnişi gösterdiği örgütlü suç hikâyelerine işaret eder. Terim yalnızca bilgiyi gizli tutma eylemini değil, bu kuralı veya tutumu adlandırır.

Alıştırma

Bir suç dramasında tanık, polise hiç kimsenin adını vermeyi kabul etmiyor. Hangi açıklama omertà ile en iyi eşleşir?

  1. Şık görünme tekniği
  2. Yetkililere bilgi vermeyi yasaklayan bir sessizlik kuralı
  3. Açıkça tanıklık etmeye yönelik yasal bir söz
Cevabı göster

Yetkililere bilgi vermeyi yasaklayan bir sessizlik kuralı

But our modern definition of cool may most directly come from slaves and prisoners.

2:46

Ancak modern “havalı” tanımımızın en doğrudan kaynağı köleler ve mahkûmlar olabilir.

People in those positions are subjected to authority in a very direct way, Kelime

2:52

Bu konumdaki insanlar otoritenin baskısına çok doğrudan maruz kalır,

Kelime

Are subjected to authority: insanlara dayatılan otorite kontrolü

Are subjected to authority edilgen bir yapıdır. Otoritenin bu insanlara dayatıldığını ve onların yalnızca bir yetkiliyi tanımakla kalmayıp otoritenin denetimini doğrudan yaşadığını anlatır. Burada subject, konu anlamındaki isim değil, bir fiildir. Başka durumlara aktarılabilen yapı be subjected to + isim şeklindedir. Etkilenen kişinin çok az seçeneği olduğunu gösterir; to sonrasındaki isim ise dayatılan denetimi, muameleyi, baskıyı, testi veya koşulu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, subject fiilinin ‘bir şeyi yaşamaya zorlanmak’ anlamındaki edilgen biçimiyle tamamlayın: During the investigation, the workers ____ repeated questioning.

Cevabı göster

were subjected to

and any kind of rebellion against authority or fighting against it

2:57

otoriteye karşı her türlü isyan ya da onunla mücadele de

is most certainly going to be answered with nothing but punishment and very little chance of success. Notlar

3:00

neredeyse kesinlikle yalnızca cezayla karşılık bulur ve başarı şansı çok düşüktür.

Kelime

Be answered with: belirli bir biçimde karşılık almak

Be answered with, answer something with something yapısının edilgen biçimidir. Edilgen fiilden önceki olay veya eylem bir karşılık alır; with ise bu karşılığın hangi biçimde olduğunu belirtir. Burada isyana sözlü bir yanıt değil, ceza ile karşılık verilir. Bu kalıp çoğu zaman bir eylemi bir sonuca veya karşı eyleme yol açıyormuş gibi çerçeveler. Karşılık sözler, sessizlik, yardım, güç kullanımı veya başka bir eylem olabilir; nötr, destekleyici ya da misilleme niteliğinde olup olmadığını bağlam belirler.

Alıştırma

Cümleyi, ‘belirli bir biçimde karşılık almak’ anlamındaki answer ... with yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: The villagers' request for help ____ a warning to remain silent.

Cevabı göster

was answered with

Kalıp ifadeler

nothing but punishment: “yalnızca ceza”

Bu cümlede nothing but punishment, “yalnızca ceza” veya “cezadan başka hiçbir sonuç yok” anlamına gelir. nothing but + isim öbeği yapısı bütün alternatifleri dışarıda bırakır ve geriye kalan tek sonucu güçlü biçimde vurgular. Bu, cezayı olumsuzlayan bir ifade değildir. Konuşmacı, doğrudan direnişin yalnızca cezayla karşılık göreceğini ve başarı ihtimalinin neredeyse hiç olmadığını öngörür.

Alıştırma

Cümleyi “yalnızca ceza” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: If the team breaks the rules again, it will face ____.

Cevabı göster

nothing but punishment

And so instead, an attitude of ironic detachment is taken on, Öbek fiiller

3:06

Bu yüzden onun yerine ironik bir mesafelilik tavrı benimsenir;

Öbek fiiller

is taken on: bir tutum benimsemek

Burada take on, “benimsemek” veya “göstermeye başlamak” anlamına gelir ve nesnesi an attitude of ironic detachment ifadesidir. Bu anlam, take ve on sözcüklerini ayrı ayrı yorumlamaktan değil, öbek fiilin bütününden gelir. Etken yapıda biri takes on an attitude deriz; altyazıdaki edilgen yapıda ise the attitude is taken on kullanılır. Edilgen yapı, bu tutumu benimseyen kişileri belirtmek yerine tutumu odağa koyar.

Alıştırma

Cümleyi take on fiilinin iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: To keep the discussion calm, a more respectful tone was ____.

Cevabı göster

taken on

which allows you to distance yourself from that authority, Kalıp ifadeler

3:11

bu da kişinin kendisini o otoriteden uzaklaştırmasına,

Kalıp ifadeler

distance yourself from: bağlantıyı veya desteği azaltmak

Bu cümlede distance yourself from that authority, görüşlerin, desteğin veya kamuya açık duruşun bakımından o otoriteyle bağını azaltmak anlamına gelir. Fiziksel olarak daha uzağa gitmeni gerektirmez. Kalıp distance + dönüşlülük zamiri + from + kişi veya şey şeklindedir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I distance myself, you distance yourself ve they distance themselves. Bu ifade çoğunlukla desteğin, katılımın veya bağlantının azalmasını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi distance, özneye uygun dönüşlülük zamiri ve from ile tamamla: Mia did not support the unfair rule, so she chose to ____ it.

Cevabı göster

distance herself from

to be away from it, against it,

3:13

ondan ayrı ve ona karşı durmasına,

without actively confronting it and getting in trouble. Dilbilgisi

3:15

ama onunla doğrudan yüzleşip başını derde sokmamasına olanak tanır.

Dilbilgisi

without confronting ... and getting in trouble: tek bir without'tan sonra iki -ing öbeği

Burada without, kişi mesafesini korurken nelerin gerçekleşmediğini açıklar: kişi otoriteyle aktif biçimde yüzleşmez ve başını belaya sokmaz. Confronting ve getting, and ile bağlanan paralel -ing biçimleridir ve tek bir without ikisini de kapsar. Get in trouble, yaşananlar nedeniyle ceza almak veya sorunlarla karşılaşmak anlamına gelen bir deyimdir; bir yerin içine girmek anlamına gelmez. without + -ing kalıbı, başka bir eylemden veya sonuçtan kaçınılırken bir şeyin gerçekleştiğini anlatmayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi confront ve get fiillerinin -ing biçimleriyle tamamla: Nina stepped away without directly ____ the coach and ____ in trouble.

Cevabı göster

confronting · getting

Now, later on in the 1940s,

3:19

Daha sonra, 1940’larda,

the actual word cool began to stick to this attitude.

3:21

“cool” sözcüğü bu tavırla özdeşleşmeye başladı.

It came out of the smoke-filled nightclubs where jazz, beatnik, and bohemian culture thrived. Öbek fiiller

3:26

Bu kullanım, cazın, beatnik kültürünün ve bohem kültürün gelişip serpildiği duman dolu gece kulüplerinden doğdu.

Öbek fiiller

came out of: bir ortamdan doğmak

Bu cümlede came out of, “kökenini almak veya gelişmek” anlamındadır. cool kelimesinin kültürel anlamı, cazın ve bohem kültürün etkin olduğu duman dolu gece kulüplerinin atmosferinde şekillenmiştir. Bu ifade bir fikrin, tarzın, geleneğin veya tutumun toplumsal bir ortamdan ya da gelenekten doğmasını anlatabilir. Burada out of fiziksel hareketi değil, kaynağı gösterir. Ayrıca of olmadan kullanılan come out ifadesiyle aynı değildir; come out, “yayımlanmak” veya “özel bir şeyi açıklamak” anlamlarına gelebilir.

Alıştırma

“The new dance style came out of neighborhood block parties,” cümlesinde came out of ne anlama gelir?

  1. Dansçılar tarzı fiziksel olarak parti alanının dışına taşıdı.
  2. Tarz ilk kez partiler bittikten sonra yayımlandı.
  3. Tarz, bu partilerden doğup gelişti.
Cevabı göster

Tarz, bu partilerden doğup gelişti.

The only way to freshen up that smoke-filled air was to open windows and let the cool night air in. Notlar

3:32

Dumanlı havayı tazelemenin tek yolu pencereleri açıp serin gece havasını içeri almaktı.

Dilbilgisi

The only way to ... was to ...: geçmişteki tek çözümü sunmak

The only way to X was to Y kalıbı, bir hedefi veya sorunu konuşanın sunduğu tek çözümle ilişkilendirir. Burada X dumanlı havayı tazelemek, Y ise pencereleri açıp serin havayı içeri almaktır. İlk to, way to + fiil yapısına aittir ve hedefi tanıtır. Was to + fiil çözümü tanıtır; was, geçmiş zaman anlatımına uyar. Şimdiki durumlar için The only way to X is to Y kullanılır.

Alıştırma

Tek çözüm belirten kalıbın iki bölümünü kullanarak geçmiş zaman cümlesini tamamlayın: After every other entrance was locked, the ____ get inside ____ use the back door.

Cevabı göster

only way to · was to

Öbek fiiller

freshen up: havayı daha ferah hâle getirmek

freshen up that smoke-filled air ifadesinde freshen up, havayı daha ferah ve daha az bayat ya da dumanlı hâle getirmek demektir. that smoke-filled air doğrudan nesnesi, burada kişinin yıkanıp üstünü başını düzeltmesinden değil, havanın iyileştirilmesinden söz edildiğini gösterir. Freshen up bir öbek fiildir; up, daha ferah bir duruma ulaşma anlamı katar. freshen up + şey kalıbı, havada veya bir yerde hızlı ve fark edilir bir iyileşmeyi anlatabilir.

Alıştırma

Hedef öbek fiili tamamlayan parçacığı ekleyin: Open the windows to freshen ____ the room before the guests arrive.

Cevabı göster

up

Öbek fiiller

let the cool night air in: let + nesne + in

Let the cool night air in, serin gece havasının açık pencerelerden içeri girmesine izin vermek anlamına gelir. Burada let izin vermek, in ise dışarıdan içeriye doğru hareketi gösteren parçacık anlamındadır. Cümlede let + nesne + in yapısı kullanılır: let [the cool night air] in. İsimle hem let the air in hem de let in the air mümkündür; zamirle ise zamiri fiil ile parçacığın arasına koymak gerekir: let it in denir, let in it denmez.

Alıştırma

it zamiriyle in parçacığını doğru sıraya koyun: The puppy is waiting outside, so please let ____.

Cevabı göster

it in

Saxophonist Lester Young is credited with making this connection and popularizing the use of the word cool. Dilbilgisi

3:40

Saksafoncu Lester Young’ın bu bağlantıyı kurduğu ve “cool” sözcüğünün kullanımını yaygınlaştırdığı kabul edilir.

Dilbilgisi

is credited with + -ing: bir şeyi yapmış olmakla takdir edilmek

Is credited with, bir kişinin bir şeye yol açtığı veya bir şeyi başardığı için genel olarak takdir edildiği anlamına gelir. Bu cümlede Lester Young, bağlantıyı kurduğu ve cool kelimesinin yaygınlaşmasına yardım ettiği için takdir edilir; ancak bu, tek başına hareket ettiğini kanıtlamaz. Kalıp be credited with + isim veya -ing biçimidir. Burada with sözcüğünden sonra making ve popularizing gelir. Be fiilini özneye ve zamana göre is credited, was credited veya are credited şeklinde değiştirin.

Alıştırma

Cümleyi be credited with kalıbının şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: Jordan ____ organizing the charity race.

Cevabı göster

is credited with

Even cooler is the fact that Lester also popularized the use of the word bread to mean money. Notlar

3:47

Daha da havalı olanı, Lester’ın para anlamında “bread” sözcüğünün kullanımını da yaygınlaştırmış olmasıdır.

Dilbilgisi

Even cooler is the fact that ...: daha etkileyici bir bilgiyi vurgulamak

Even cooler is the fact that ... yeni bir bilgiyi, hemen önce söylenenden daha ilginç veya etkileyici olarak tanıtır. Buradaki cooler bir değerlendirmedir; daha düşük sıcaklık anlamına gelmez. Normal sözcük sırası The fact that ... is even cooler olurdu. Even cooler ifadesini başa taşımak değerlendirmeyi öne çıkarır; ardından that yan cümlesi asıl bilgiyi verir. Böylece sonraki nokta daha güçlü biçimde vurgulanır.

Alıştırma

İkinci cümleyi dersteki öne alınmış kalıpla tamamlayın: The club has a new art room. ____ members can use it for free.

Cevabı göster

Even cooler is the fact that

Kelime

“para” anlamında gayriresmî argo olarak bread

Bu cümlede bread, yiyecek olan ekmek değil, “para” anlamına gelen gayriresmî bir argo sözcüktür. the use of the word ve to mean money ifadeleri, burada sözcüğün özel bir anlamının ele alındığını açıkça gösterir. Bu anlam gündelik konuşmalarda, müzikte ve popüler kültürde sık görülür. Bunu tanımak, bread kazanmak, biriktirmek veya bread’e ihtiyaç duymakla ilgili göndermelerin paradan söz ettiğini anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

"He needs more bread to pay the rent," cümlesinde bread ne anlama gelir?

  1. boş zaman
  2. para
  3. fırında pişmiş bir yiyecek
Cevabı göster

para

Well, look at that, the sun has come out. Öbek fiiller

3:53

Bakın hele, güneş açtı.

That's cool.

3:55

Bu da havalı.

Öbek fiiller

Yakın zamandaki hava değişimi için the sun has come out

Burada the sun has come out, bulutların arkasında saklı olan güneşin görünür hâle geldiği anlamına gelir. Come out görünürlükteki bir değişimi anlatır; güneşin şafakta doğduğu anlamına gelmez. Present perfect yapıdaki has come out, bunu sonucu şu anda önemli olan yakın zamanda gerçekleşmiş bir değişim olarak sunar: konuşan kişi şu anda güneş ışığını görebilmektedir.

Alıştırma

Hava durumu cümlesini come out ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: "The clouds have moved away, and the sun ____."

Cevabı göster

has come out

It also means it's a good time to talk about the brain. Anlatım akışı

3:56

Bu aynı zamanda beyin hakkında konuşmak için iyi bir zaman olduğu anlamına da geliyor.

Anlatım akışı

a good time to talk about ile yeni bir konuya geçmek

Burada a good time to talk about, içinde bulunulan anı bir konuyu açmak için uygun bir fırsat olarak sunar. Konuşmacı bu ifadeyi, yeni konuyu aniden ilan etmek yerine beyinle ilgili konuşmaya doğal biçimde geçmek için kullanır. Kalıp a good time to talk about + konu şeklindedir. Konuşmanın akışını düzenler: mevcut durumun bu konuyu şimdi konuşmayı uygun hâle getirdiğini belirtir; durumun bir sonraki düşünceye mantıksal olarak neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Everyone has finished the activity, so now is ____ what we learned.

Cevabı göster

a good time to talk about

Laurence Steinberg points out that there are systems in the brain that mature as we get older. Kalıp ifadeler

3:59

Laurence Steinberg, beyinde yaşımız ilerledikçe olgunlaşan sistemler bulunduğuna dikkat çekiyor.

Kalıp ifadeler

Kaynağın gözlemini vurgulamak için points out that

Kalıp kişi + points out that + yan cümle şeklindedir. Bir iddiayı sunarken dikkatimizi bu iddiaya kimin çektiğini de belirtir. Burada that sonrasındaki yan cümle, Steinberg'in beyindeki sistemlerle ilgili gözlemini verir; fiziksel olarak parmakla gösterme anlamı yoktur.

Alıştırma

Hangi cümle, yalnızca söylenenleri aktarmak veya fiziksel bir hareketi anlatmak yerine Dr. Lee'nin önemli bir gerçeği vurguladığını belirtir?

  1. Dr. Lee points at the sleep chart.
  2. Dr. Lee points out that small daily changes can improve sleep.
  3. Dr. Lee says that small daily changes can improve sleep.
Cevabı göster

Dr. Lee points out that small daily changes can improve sleep.

The first is the socio-emotional network,

4:04

Bunlardan ilki sosyo-duygusal ağdır,

and this deals with social and emotional inputs. Öbek fiiller

4:06

ve sosyal ve duygusal girdilerle ilgilenir.

Öbek fiiller

deals with: bir sistemin işlediği şey

Bu cümlede deals with, “işler” veya “ele almakla sorumludur” anlamına gelir. Özne bir ağdır; social and emotional inputs nesnesi, ağın üzerinde çalıştığı bilgiyi belirtir. deal with + isim kalıbı bir sistemin, bölümün, metin bölümünün veya kişinin işlevini ya da ele aldığı konuyu anlatabilir. Mutlaka zor bir sorunla uğraşmayı ifade etmez ve burada ticaret yapmakla ilgisi yoktur.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “işler veya ele alır” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This software ____ customer requests automatically.

Cevabı göster

deals with

The second is the cognitive control network.

4:09

İkincisi bilişsel kontrol ağıdır.

This deals with regulating behavior and making ultimate decisions.

4:13

Bu ağ, davranışları düzenler ve nihai kararları verir.

But these two networks do not mature at the same rate. Kalıp ifadeler

4:17

Ancak bu iki ağ aynı hızda olgunlaşmaz.

Kalıp ifadeler

at the same rate: eşit değişim hızı

At the same rate, “eşit hızda” veya “belirli bir süre içinde aynı miktarda” anlamına gelir. Burada iki ağın ne kadar hızlı olgunlaştığını karşılaştırır. Değişimin hızını karşılaştırır; son düzeyi veya olgunluk derecesini değil. İki şey farklı düzeylerden başlayıp at the same rate gelişebilir ve bu nedenle eşit olmayabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “eşit hızda” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The two seedlings are growing ____, so neither is pulling ahead.

Cevabı göster

at the same rate

In fact, there's an awkward period in puberty and adolescence where the social-emotional network in our brain is more active,

4:20

Aslında buluğ çağında ve ergenlikte, beynimizdeki sosyo-duygusal ağın daha etkin olduğu tuhaf bir süreç vardır,

and so whether or not people think you are cool matters more to you than is reasonable. Dilbilgisi

4:28

bu yüzden insanların sizi havalı bulup bulmaması sizin için makul olandan daha fazla önem taşır.

Dilbilgisi

whether or not: iki olasılığı da kapsamak

Whether or not, insanların seni havalı bulabileceği ya da bulmayabileceği şeklindeki dolaylı bir evet-hayır sorusunu başlatır. Or not iki olasılığı da açıkça gösterir; ikinci bir eylemi anlatmaz. Burada whether or not people think you are cool yan tümcesinin tamamı matters fiilinin öznesidir. Daha genel olarak whether yan tümcesi, yanıtı belirsiz bir evet-hayır meselesini isim benzeri tek bir birime dönüştürür; bu birim özne, nesne veya bir edattan sonra tümleç olabilir.

Alıştırma

İki olasılığı da açıkça kapsayan ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ the outdoor concert goes ahead affects our staffing plan.

Cevabı göster

Whether or not

Dilbilgisi

matters more to you than is reasonable: makul dereceyi aşmak

Matter to someone, «biri için önemli olmak» anlamına gelir. Bu cümlede başkalarının düşüncesi seni makul olandan daha güçlü biçimde etkiler. verb + more ... than is reasonable kalıbı, bir tepkinin veya önem düzeyinin derecesini kabul edilebilir bir sınırla karşılaştırır. Than yan tümcesinde karşılaştırılan derece, more sözcüğünden anlaşılabildiği için açıkça söylenmez; daha tam bir açıklama «makul olacak dereceden daha yüksek bir derecede» şeklindedir. Bu nedenle reasonable kişinin makul olup olmadığını değil, dereceyi değerlendirir.

Alıştırma

Cümleyi «uygun bir derecenin ötesinde» anlamına gelen karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: He worries about minor delays ____.

Cevabı göster

more than is reasonable

So, in a way, Ton ve niyet

4:34

Yani bir bakıma,

you could say that the less worried you are with being cool, Dilbilgisi

4:36

havalı olma konusunda ne kadar az kaygılanırsanız,

the more developed your brain is.

4:40

beyninizin o kadar gelişmiş olduğu söylenebilir.

Ton ve niyet

in a way, you could say that ile bir iddiayı yumuşatmak

In a way, iddiayı eksiksiz veya kesin bir açıklama olarak değil, makul bir bakış açısı olarak sunar. You could say that ise ifadeyi dinleyicinin değerlendirebileceği olası bir özet olarak çerçeveler. Bu iki ifade birlikte, cesur bir genellemeyi geri çekmeden yumuşatır. Yararlı ancak basitleştirilmiş bir yorum sunarken bu birleşimi kullanın: konuşan kişi ana fikri hâlâ destekler, fakat onun ne kadar kelimesi kelimesine veya kesin anlaşılması gerektiğini sınırlar.

Alıştırma

Hangi cümle, basitleştirilmiş bir yorum sunarken konuşanın bu yorumu genel olarak desteklediğini en iyi şekilde gösterir?

  1. I have no idea whether the delay helped us make a better decision.
  2. The delay definitely helped us make a better decision, with no exceptions.
  3. In a way, you could say that the delay helped us make a better decision.
Cevabı göster

In a way, you could say that the delay helped us make a better decision.

Dilbilgisi

the less ..., the more ... ile bağıntılı karşılaştırma

The less X, the more Y iki değişimi birbirine bağlayan bağıntılı bir karşılaştırma yapısıdır. Havalı görünme konusundaki kaygı derecesi azaldıkça, cümlede öne sürülen beyin gelişimi derecesi artar. Buradaki her the bir karşılaştırma bölümünü başlatır; hiçbiri belirli tanımlık değildir. Kalıp, the + karşılaştırmalı yan cümle, the + karşılaştırmalı yan cümle şeklindedir. Genel bir ilişkiyi veya eğilimi ifade eder; kendiliğinden kesin bir kural ya da bir değişimin diğerine neden olduğunun kanıtı değildir.

Alıştırma

Her sözcüğü bir kez kullanarak bağıntılı karşılaştırmayı less ve more ile tamamlayın: The ____ time we waste, the ____ progress we make.

Cevabı göster

less · more

Instead, focus on vocabulary,

4:43

Onun yerine kelime dağarcığına odaklanın:

the only thing that doesn't change,

4:46

değişmeyen tek şey,

the only coolness that doesn't fade is cool, Deyimler

4:48

hiç solmayan tek havalılık “cool”dur,

the word.

4:53

yani sözcüğün kendisi.

Deyimler

Cool, the word: etkisi geçmeyen cool üzerine bir sözcük oyunu

Burada cool iki görev üstlenir. coolness that doesn't fade ifadesinde coolness, şık veya etkileyici görünme özelliğini anlatır; bu tür bir ün zamanla kaybolabilir. cool, the word ifadesindeyse cool artık bir şeyi değerlendirmek için kullanılmaz. İngilizce bir sözcük olarak anılır. Son bölüm eğlenceli bir paradoks yaratır. Konuşmacı, cool olmanın hiç kaybolmayan tek şey olduğunu ciddi biçimde iddia etmez. Cümle, değişebilen bir fikirden varlığını sürdüren bir sözcüğe geçer; the word de sondaki cool ile sözcüğün kendisinin kastedildiğini açıklar.

Alıştırma

Sondaki sözcük oyununu oluşturan nedir?

  1. İkisi de cool anlamına gelen iki farklı sözcük sunar.
  2. Kaybolabilen bir özellik olarak cooldan, sözcüğün kendisi olarak coola geçer.
  3. Moda olan her şeyin sonsuza kadar moda kalacağını söyler.
Cevabı göster

Kaybolabilen bir özellik olarak cooldan, sözcüğün kendisi olarak coola geçer.

Over the years,

4:54

Yıllar boyunca,

we have used all kinds of other words to mean cool,

4:55

“havalı” anlamında türlü türlü başka sözcük kullandık,

but the one that has never changed, Anlatım akışı

4:58

ama hiç değişmeyen,

the one that has always been cool to use,

5:00

kullanması her zaman havalı olan tek sözcük,

is cool.

5:03

“cool”dur.

Anlatım akışı

The one that ... the one that ... is cool: sonucu geciktirmek

the one that ile başlayan iki bölüm de aynı şeyi, yani cool sözcüğünü gösterir. İkinci bölüm başka bir sözcük sunmaz; aynı özneye yeni bir açıklama ekler. Aynı yapının tekrarlanması, dinleyicinin sondaki is cool bölümünü beklemesini sağlar. Bilgi sırasıyla bir açıklama, başka bir açıklama ve ardından sonuç olarak gelir. Bu, merak yaratır ve sondaki coolun esprinin vurucu noktası gibi duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede tekrarlanan the one that yapısı ne yapar?

  1. İkisi de cool olan iki ayrı özneyi belirtir.
  2. Aynı özne için iki açıklama verir ve sonucun açıklanmasını geciktirir.
  3. İkinci açıklamayla ilk açıklamayı düzeltip onun yerine geçer.
Cevabı göster

Aynı özne için iki açıklama verir ve sonucun açıklanmasını geciktirir.

And that's cool.

5:04

Bu da havalı.

Go check out that Skrillex concert footage.

5:06

O Skrillex konserinin görüntülerine bir göz atın.

Noisey is the channel that uploaded that new M.I.A. video,

5:08

Noisey, o yeni M.I.A. videosunu yükleyen kanaldır,

as well as M.I.A.'s responses to YouTube comments.

5:10

ayrıca M.I.A.’nın YouTube yorumlarına verdiği yanıtları da yüklemiştir.

And according to this guy, Ton ve niyet

5:14

Ve bu adama göre,

fat people shouldn't be making music.

5:15

şişman insanlar müzik yapmamalıymış.

Ton ve niyet

according to this guy: atıf ve mesafe

According to this guy, ardından gelen iddiayı başka bir kişiye atfeder. Dinleyiciye aktarılan görüşün kime ait olduğunu gösterir; dolayısıyla bu iddia otomatik olarak konuşanın kendi inancı sayılmaz. According to tek başına katılma ya da karşı çıkma anlamı taşımaz. Bu bağlamda gündelik bir ifade olan this guy mesafe yaratır ve konuşanın bu incitici görüşü benimsemediğini göstermeye yardımcı olur.

Alıştırma

Örnekte according to this guy en doğrudan ne anlatıyor?

  1. Konuşanın iddiaya katıldığını kanıtlar.
  2. Konuşanın iddianın doğru olduğunu bizzat bildiğini gösterir.
  3. İddiayı başka bir kişiye atfeder ve gündelik bir mesafe yaratır.
Cevabı göster

İddiayı başka bir kişiye atfeder ve gündelik bir mesafe yaratır.

All I know is, Ton ve niyet

5:18

Tek bildiğim şu:

as always,

5:19

her zaman olduğu gibi,

thanks for watching.

5:20

izlediğiniz için teşekkürler.

Ton ve niyet

All I know is: iddiayı sınırlama veya konuyu değiştirme

All I know is, konuşanın kesin olarak söylemeye hazır olduğu tek şeyi sunar. Gerçek anlamıyla kullanıldığında iddianın kapsamını sınırlar: Konuşan, ardından gelen bilgiden daha fazlasını bildiğini ileri sürmez. Burada ifade mizahi bir geçiş görevi görür. Konuşan incitici yorumu ele almak yerine duraksar, konuyu geride bırakır ve alışılmış kapanış teşekkürüne geçer. Bunun ciddi bir bilgisizlik itirafı değil, konudan kaçınma ve komik bir geçiş olduğunu yalnızca kelimeler değil, bağlam gösterir.

Alıştırma

Bu örnekte All I know is ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Konuşanın nasıl müzik yapılacağını unuttuğunu duyuruyor.
  2. Tartışmadan mizahi biçimde kaçınıp kapanış teşekkürüne geçiyor.
  3. İncitici yorumu destekleyen kanıtlar sunuyor.
Cevabı göster

Tartışmadan mizahi biçimde kaçınıp kapanış teşekkürüne geçiyor.