Özür dilemenin doğru yolu ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
970 kelime 172 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm, İngilizcede özür dilemenin anlamının bağlama, ses tonuna, samimiyete ve sorumluluk üstlenmeye göre neden değiştiğini inceliyor. Britanyalıların alışkanlıkları ile tartışmalı bir siyasi özür, bir özrün neden kabul görebileceğini ya da başarısız olabileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "I'm so sorry." — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu ifadeyi küçük bir kazaya neden olduktan sonra söylenen samimi bir özür olarak tanımayı; bağlam ve tonlamadan yararlanarak sempati bildiren veya alaycı kullanımlardan ayırmayı öğrenin. Böylece niyetinize uygun sorry biçimini seçebilir ve samimiyetsiz görünmekten kaçınabilirsiniz. 2. But there is the caveat that — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Bu resmî kalıbın, açık görünen bir beyanın gücünü azaltan koşul, çekince veya sınırlamayı nasıl sunduğunu anlayın. Siyasi yorumlarda ve medya dilinde iddiaların ihtiyatla sınırlandırıldığı yerleri fark edebilir, tamamen koşulsuz olmayan bir açıklama yaparken kalıbı kullanabilirsiniz. 3. draw a line under the whole business — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bunun gerçek anlamda çizgi çizmek değil, zor bir konuyu bitmiş sayıp ilerlemeye çalışmak olduğunu anlayın. İfadeyi anlaşmazlıklar, hatalar veya skandallar hakkında doğal biçimde kullanmayı ve bir tarafın konuyu kapatmak istemesinin başkalarının da bunu kabul edeceği anlamına gelmediğini öğrenin.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:11

Ve ben Beth.

There are many ways of saying sorry in English and they all have a slightly different meaning. Dilbilgisi

0:12

İngilizce'de özür dilemenin birçok yolu vardır ve hepsinin biraz farklı bir anlamı vardır.

Dilbilgisi

ways of saying sorry: way(s) of + -ing yapısı

ways of saying sorry ifadesi “özür dilemenin yolları veya biçimleri” anlamına gelir. way(s) of + -ing yapısını kullanır. Burada of bir edattır; bu nedenle saying, isim gibi kullanılan bir -ing biçimi, yani gerund’dur. Devam etmekte olan bir eylemi göstermez.

Alıştırma

way(s) of + -ing yapısını tamamlamak için improve fiilini doğru biçimde kullanın: Reading aloud is one way of ____ pronunciation.

Cevabı göster

improving

If you tell me you're ill and I say,

0:18

Eğer bana hasta olduğunu söylersen ve ben de,

"Oh, I'm sorry." Ton ve niyet

0:20

"Oh, I'm sorry." dersem,

that means I sympathize and I hope you get better soon.

0:21

bu, haline üzüldüğüm ve yakında iyileşmeni umduğum anlamına gelir.

Ton ve niyet

"Oh, I'm sorry.": üzüntü ve ilgi ifade etmek

Bu bağlamda Oh, I'm sorry., birinin hasta olduğunu duyduktan sonra üzüntü ve ilgi ifade eder. I'm sorry to hear that. ifadesine yakın bir anlam taşır. Konuşan kişinin hastalığa neden olduğunu veya yanlış bir şey yaptığını kabul etmesi değildir. I'm sorry ifadesinin özür mü yoksa kötü bir habere verilen tepki mi olduğunu durum belirler.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "My dog is very ill." diyor. Siz de "Oh, I'm sorry." diye yanıt veriyorsunuz. Yanıtınız ne anlama gelir?

  1. Benden özür dilemeni istiyorum.
  2. Senin için üzüldüğümü ve seni önemsediğimi gösteriyorum.
  3. Köpeğini benim hasta ettiğimi kabul ediyorum.
Cevabı göster

Senin için üzüldüğümü ve seni önemsediğimi gösteriyorum.

If you step on my toes by mistake and say,

0:24

Eğer yanlışlıkla ayak parmaklarıma basarsan ve,

"I'm so sorry." Ton ve niyet

0:27

"I'm so sorry." dersen,

you mean,

0:28

bu,

"Oops, that was my fault and I didn't mean to do it." Kalıp ifadeler

0:29

"Aman, benim hatamdı ve bilerek yapmadım." demektir.

Ton ve niyet

"I'm so sorry.": içten bir özür

Bu durumda I'm so sorry. bir özürdür. Konuşan kişi yanlışlıkla birinin ayağına bastığı için sorry, yalnızca duyduğu kötü bir habere değil, kendi yol açtığı zarara karşılık olarak söylenir. So özrü güçlendirir: hızlıca söylenen Sorry. ifadesinden daha güçlü bir pişmanlık gösterir. Başka durumlara da aktarılabilecek ipucu sorumluluktur—soruna kendi davranışınız yol açtıysa sorry özür işlevi görür.

Alıştırma

Yanlışlıkla bir arkadaşınızın kitabına içecek döküp "I'm so sorry." diyorsunuz. Bu cümlenin temel işlevi nedir?

  1. Yalnızca duyduğunuz kötü bir haber için üzüntü belirtmek
  2. Yol açtığınız bir sorun için özür dilemek
  3. Kaza için arkadaşınızı suçlamak
Cevabı göster

Yol açtığınız bir sorun için özür dilemek

Kalıp ifadeler

that was my fault: sorumluluğu üstlenmek

That was my fault doğrudan sorumluluğu üstlenir. That, az önce sözü edilen olaya veya soruna gönderme yapar; my fault ise olayın konuşanın hatası ya da davranışı yüzünden gerçekleştiğini belirtir. Bu kalıpta fault, mekanik arıza değil, sorumluluk veya kusur anlamına gelir. Bu ifade, yalnızca genel bir özürden daha açık biçimde hatayı üstlenir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve sorumluluğu doğrudan üstlenen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: I entered the wrong date. ____.

Cevabı göster

That was my fault

Kalıp ifadeler

I didn't mean to do it: bir eylemin kasıtlı olmadığını açıklamak

I didn't mean to do it ifadesinde mean to do something, “bir şeyi yapmaya niyet etmek” anlamına gelir. Olumsuz biçim, eylemin gerçekleştiğini ancak planlı ya da kasıtlı olmadığını anlatır. Bu ifade, bir hatadan sonra niyetinizi açıklamak için kullanılır. Genellikle bir özürden veya hatayı kabul eden bir sözden sonra gelir; burada olanları inkâr etmek yerine özrü destekler.

Alıştırma

Eylemin kasıtlı olmadığını belirten tam ifadeyle özrü tamamlayın: I spilled your drink, but I ____.

Cevabı göster

didn't mean to do it

And if you don't really feel sorry,

0:32

Ve eğer gerçekten üzgün hissetmiyorsan,

you might be sarcastic. Kelime

0:34

alaycı olabilirsin.

"Oh, I'm so sorry."

0:35

"Oh, I'm so sorry."

meaning exactly the opposite that you're not sorry at all.

0:38

bu, tam tersini, yani hiç de üzgün olmadığını ifade eder.

Kelime

sarcastic: gerçek tutum sözlerle çeliştiğinde

Burada sarcastic, görünürdeki mesajın konuşanın gerçek tutumuyla uyuşmadığı bir konuşma biçimini anlatır. “Oh, I'm so sorry” yüzeyde bir özür gibi görünür, ancak bağlam konuşanın hiç üzgün olmadığını gösterir. Alay, sözlerle durum arasındaki zıtlıktan anlaşılır; abartılı vurgu veya ton da bunu destekleyebilir. Sarcastic yalnızca “kaba” demek değildir: Kaba bir söz doğrudan olabilir, alay ise başka, bazen de tam tersi bir tutumu ima etmek için bir şey söyler.

Alıştırma

Sarcastic sözcüğü hangi durumu en iyi tanımlar?

  1. Biri en yakın istasyona giden yolu açıkça tarif ediyor.
  2. Biri sessizce “I'm sorry” diyor ve verdiği zararı içtenlikle düzeltmeye çalışıyor.
  3. Pasta yere düştükten sonra biri “Perfect!” diyor ama açıkça bunun bir felaket olduğunu kastediyor.
Cevabı göster

Pasta yere düştükten sonra biri “Perfect!” diyor ama açıkça bunun bir felaket olduğunu kastediyor.

Saying sorry for something you've done in English can be quite confusing

0:42

İngilizce'de yaptığın bir şey için özür dilemek oldukça kafa karıştırıcı olabilir

and to make things worse, Kalıp ifadeler

0:46

ve daha da kötüsü,

the British are world's champions at apologizing. Deyimler

0:47

İngilizler özür dileme konusunda dünya şampiyonudur.

Kalıp ifadeler

to make things worse: ek bir sorunu anlatıma katmak

To make things worse, sıradaki bilginin yeni bir sorun eklediğini veya zaten kötü olan bir durumu daha ciddi hâle getirdiğini belirten kalıplaşmış bir geçiş ifadesidir. Bu cümlede sonraki yorum ek bir güçlük olarak sunulur ve bilgiler bu şekilde düzenlenir. Birinin gerçek anlamda işleri kötüleştirdiğini söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede to make things worse ifadesi başka bir sorunu eklemek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The bus was late, and to make things worse, I had left my homework at home.
  2. The bus was late, and to put it another way, I had left my homework at home.
  3. The bus arrived early, and to make things worse, I found a comfortable seat.
Cevabı göster

The bus was late, and to make things worse, I had left my homework at home.

Deyimler

the British are world's champions at apologizing: mizahi bir spor abartısı

Bu cümle, bir spor unvanını mizahi bir abartı olarak kullanır. Britanyalıların çok sık özür dilediğini veya özellikle özür dilemeleriyle tanındığını anlatır; gerçek bir yarışmadan söz etmez. Birini gündelik bir davranışta dünya şampiyonu diye adlandırmak, o davranışı hayalî bir yarışmaya dönüştürür. Bu kalıp, davranışa bağlı olarak sıra dışı bir beceriyi veya çok sık tekrarlanan bir alışkanlığı vurgulayabilir.

Alıştırma

Burada 'the British are world's champions at apologizing' cümlesi ne anlama geliyor?

  1. Britanyalılar resmî bir uluslararası özür dileme yarışmasını kazandı.
  2. Britanyalıların çok sık özür dilediği mizahi biçimde anlatılıyor.
  3. Britanyalılar neredeyse hiç özür dilemiyor.
Cevabı göster

Britanyalıların çok sık özür dilediği mizahi biçimde anlatılıyor.

In this program,

0:51

Bu programda,

we'll discuss ways of saying sorry

0:52

özür dileme yollarını tartışacağız

and as usual, Kalıp ifadeler

0:54

ve her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new vocabulary as well.

0:55

bazı faydalı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

Kalıp ifadeler

and as usual, ...: alışılmış bir rutini belirtmek

Bu cümlede and as usual, programın alışılmış akışının bir parçası olan başka bir etkinliği tanıtır. Konuşan kişi, yeni kelimeler öğrenmenin yalnızca bu bölüme özel bir ekleme değil, programın normal bir parçası olduğunu söylüyor. as usual, “normalde olduğu gibi” veya “her zamanki şekilde” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. usual tek başına sıfattır; ancak as usual bütünüyle zarf görevi görür ve and sözcüğünden sonra gelerek sonraki etkinliğin düzenli akışa ait olduğunu belirtir.

Alıştırma

Tekrarlanan bir rutini göstermek için kalıplaşmış ifadeyi doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. As usual, the team checks the doors.
  2. As usually, the team checks the doors.
  3. As use, the team checks the doors.
Cevabı göster

As usual, the team checks the doors.

Sorry, but I'm going to have to stop you there, Ton ve niyet

0:58

Üzgünüm ama seni burada durdurmak zorundayım,

Beth, because first I have a question to ask.

1:00

Beth, çünkü önce sormam gereken bir soru var.

Ton ve niyet

Sorry, but I'm going to have to stop you there, ...: kibarca söz kesmek

Bu cümlede Sorry, but I'm going to have to stop you there, birinin sözünü kibarca kesmek için kullanılan tam bir kalıptır. Sorry özür bildirir, but konuşmanın yönünü değiştirir ve I'm going to have to araya girme eylemini rastgele bir emirden çok gerekli bir hareket gibi gösterir. Buradaki stop you there, karşıdaki kişinin o andaki konuşma sırasını durdurmak demektir; sonsuza kadar susmasını istemek değildir. Kalıbın tamamı, sözü kesmek için özür dilerken soru sormak üzere konuşma sırasını alma işlevi görür.

Alıştırma

Bir toplantıyı yöneten kişi uzun bir açıklamayı durdurup bir ayrıntı sormak istiyor. Hangi cümle en uygundur?

  1. You must stop talking now.
  2. Stop you there, please.
  3. Sorry, but I'm going to have to stop you there.
Cevabı göster

Sorry, but I'm going to have to stop you there.

We know that the British love to say sorry.

1:03

İngilizlerin özür dilemeyi ne kadar sevdiğini biliyoruz.

In fact, a recent survey found that some Brits apologize up to 20 times a day. Notlar

1:06

Hatta yakın tarihli bir anket, bazı İngilizlerin günde 20 defaya kadar özür dilediğini buldu.

Anlatım akışı

In fact: daha güçlü bir olgusal destek sunmak

In fact, sonraki bölümün önceki noktayla bağlantılı, daha belirgin veya daha güçlü bir gerçek sunduğunu gösterir. Burada bir anket sonucunu kanıt olarak sunar ve önceki iddiayı verilerle güçlendirir. Bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak dinleyiciye anketin yeni bir konu olmadığını anlatır. Ardından destekleyici bilgi, açıklama veya bazen az önce söylenen ya da varsayılan bir düşüncenin düzeltilmesi gelebilir.

Alıştırma

Bu örnekte In fact nasıl bir işlev görüyor? In fact, the school collected twice as many books as last year.

  1. İlgisiz bir konuya geçer.
  2. Önceki ifadeyi destekleyen daha güçlü bir gerçek sunar.
  3. Anlam eklemeden yalnızca duraklama belirtir.
Cevabı göster

Önceki ifadeyi destekleyen daha güçlü bir gerçek sunar.

Dilbilgisi

up to 20 times a day: en yüksek günlük sıklığı belirtmek

Up to 20 times a day, bir günde mümkün olan en yüksek sayının 20 olduğu anlamına gelir. Gerçek sayı daha düşük olabilir; sayının her zaman tam olarak 20 olduğunu söylemez. up to + sayı kalıbı bir üst sınır belirler, times a day ise bir şeyin her gün kaç kez gerçekleştiğini gösterir. Birlikte günlük en yüksek sıklığı ifade ederler.

Alıştırma

A hall can hold up to 80 people. Bu cümle ne anlama geliyor?

  1. Seksen en düşük sayıdır; salon daha fazla kişi alabilir.
  2. Seksen en yüksek sayıdır; daha az kişi olması da mümkündür.
  3. Salonda her zaman tam olarak seksen kişi bulunur.
Cevabı göster

Seksen en yüksek sayıdır; daha az kişi olması da mümkündür.

So,

1:12

Peki,

according to the same survey, Kalıp ifadeler

1:12

aynı ankete göre,

how many times per day does the average Brit say sorry? Kelime

1:14

ortalama bir İngiliz günde kaç kez özür diler?

Kalıp ifadeler

according to the same survey: bilgi kaynağını belirtmek

According to the same survey ifadesi, dinleyiciye sorunun daha önce sözü edilen bir ankete dayandığını bildirir. Same, buradaki bilgi kaynağını önceki ankete bağlar. According to + isim öbeği, konuşanın kendi görüşünü değil bilginin kaynağını gösterir. Bu cümlede olduğu gibi kaynak öbeği başta yer alabilir ve virgülle ana sorudan ya da ifadeden ayrılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bilgi kaynağını belirten hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the survey, 62 percent of respondents preferred tea.

Cevabı göster

According to

Kelime

the average Brit: istatistiksel anlam ve gündelik kullanım

Bu anket sorusunda the average Brit, Britanyalıların istatistiksel bir grup olarak ele alınması anlamına gelir: cevap, grubun ortalama davranışını anlatmayı amaçlar. Bu ifade belirli bir kişiyi göstermez ve her Britanyalının aynı şekilde davrandığını iddia etmez. Brit, Britanyalı bir kişi için kullanılan gündelik bir isimdir. Average burada istatistiksel anlamdadır; vasat veya beceriksiz olma eleştirisi değildir.

Alıştırma

Bu anket sorusunda the average Brit ifadesinin en uygun yorumu hangisidir?

  1. Britanyalıları grup olarak temsil eden istatistiksel bir ortalama; Brit gündelik bir sözcüktür.
  2. İstisnasız her Britanyalı; Brit resmî bir hukuk terimidir.
  3. Becerileri vasat olan bir Britanyalı; Brit yalnızca bir öğrenciyi ifade eder.
Cevabı göster

Britanyalıları grup olarak temsil eden istatistiksel bir ortalama; Brit gündelik bir sözcüktür.

Is it A,

1:19

A mı,

four times a day,

1:20

günde dört kez,

B,

1:21

B mi,

six times a day,

1:22

günde altı kez,

or C,

1:24

veya C mi,

eight times a day?

1:24

günde sekiz kez?

Hmm, I'm going to guess it's six times a day. Kalıp ifadeler

1:26

Hmm, günde altı kez olduğunu tahmin ediyorum.

Kalıp ifadeler

I'm going to guess...: o anda tahminde bulunmak

I'm going to guess, konuşanın kesin olduğunu iddia etmeden bir cevap vermek üzere olduğunu gösterir. Bu cümlede six times a day, bilinen bir gerçek olarak değil, o anda yapılan bir tahmin olarak sunulur. Buradaki be going to uzun vadeli bir planı değil, şimdi tahmin yapma eylemini anlatır. Bu ifade cevap verirken yanılma ihtimalini de belirtmeye yarar.

Alıştırma

I'm going to guess bu cümlede neyi gösteriyor?

  1. Konuşan kişinin uzun vadeli ve kesin bir planı var
  2. Konuşan kişi cevaptan tamamen emin
  3. Konuşan kişi birazdan belirsiz bir cevap verecek
Cevabı göster

Konuşan kişi birazdan belirsiz bir cevap verecek

Okay, Beth,

1:29

Tamam, Beth,

I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı

1:30

cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Anlatım akışı

I'll reveal the answer later in the program.: cevabı daha sonra açıklamak

I'll reveal the answer later in the program, cevabın şimdi değil, programın daha sonraki bir bölümünde açıklanacağını bildirir. Buradaki reveal, henüz bilinmeyen veya bilerek saklanan bir şeyi açığa çıkarmak demektir; bu nedenle cümle merak uyandırır ve soruya daha sonra dönüleceğini gösterir. Bu yapı programın akışını düzenler: I'll konuşanın gelecekte yapacağı eylemi, later in the program ise bunun zamanını belirtir. Reveal, I'll show the answer ifadesinden daha özeldir; çünkü gizli veya bilinmeyen bir şeyin bilinir hâle gelmesini vurgular.

Alıştırma

I'll reveal the answer later in the program izleyiciye ne anlatıyor?

  1. Cevap zaten herkes tarafından biliniyor
  2. Konuşanın bir cevabı yok
  3. Cevap şimdi değil, daha sonra açıklanacak
Cevabı göster

Cevap şimdi değil, daha sonra açıklanacak

Since the British are famous for apologizing, Dilbilgisi

1:33

İngilizler özür dilemeleriyle ünlü oldukları için,

it's no surprise that Louise Mullany started researching the language of apologizing in Britain at the University of Nottingham. Kalıp ifadeler

1:36

Louise Mullany'nin Nottingham Üniversitesi'nde İngiltere'deki özür dileme dilini araştırmaya başlaması şaşırtıcı değil.

Dilbilgisi

Since + neden: bilinen bir gerçekten sonuç çıkarma

Burada Since bir neden sunar: İngilizler özür dilemeleriyle ünlüdür. Bilinen bu arka plan, ana cümledeki “it's no surprise...” sonucuna dayanak oluşturur. Önceden bilinen veya kolayca kabul edilebilen bir gerçek doğal olarak bir sonuca götürdüğünde Since + cümlecik yapısını kullanabilirsiniz. Bu kullanımda since, “çünkü” veya “-dığı için” anlamına gelir; “geçmişteki bir zamandan beri” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hem “çünkü” hem de “geçmişteki bir zamandan beri” anlamına gelebilen, ancak burada neden bildiren dersteki sözcüğü kullanın: ____ the library is closed, we'll return tomorrow.

Cevabı göster

Since

Kalıp ifadeler

It's no surprise that + cümlecik: beklenen bir sonucu belirtme

“It's no surprise that + cümlecik”, that cümleciğindeki olayın beklendiğini veya kolayca tahmin edilebildiğini anlatır. Bu cümlede, İngilizlerin özür dilemesiyle ilgili önceki bilgi araştırma konusunu mantıklı gösterir. It, anlam taşımayan biçimsel bir öznedir; “şaşırtıcı değil” diye değerlendirilen asıl içerik that'ten sonra gelir. It is/It's no surprise that + cümlecik kalıbını eksiksiz kullanın.

Alıştırma

Sonucun beklendiğini göstermek için dersteki ifadeyi aynen kullanın: ____ Ava solved the puzzle quickly; she had practised similar ones.

Cevabı göster

It's no surprise that

Now a professor of sociolinguistics, Kelime

1:44

Şu anda bir sosyodilbilim profesörü olan

Louise spoke with the BBC Radio 4 program Word of Mouth.

1:46

Louise, BBC Radio 4 programı Word of Mouth'a konuştu.

Kelime

professor of sociolinguistics: dil ve toplum uzmanı

Professor of sociolinguistics, akademik uzmanlık alanı toplumdilbilim olan bir profesör demektir. Toplumdilbilim; kimlik, sosyal gruplar, güç, nezaket ve farklı durumların dil kullanımını nasıl şekillendirdiği dâhil olmak üzere dil ile toplum arasındaki ilişkiyi inceler. Bu unvan, yalnızca toplum ya da yalnızca dil yapısı konusunda değil, dilin sosyal örüntüleri konusunda uzmanlığı belirtir. Özür dileme biçimleri ilişkilere ve durumlara göre değiştiği için toplumdilbilimin doğal bir araştırma konusudur.

Alıştırma

Toplumdilbilim temel olarak neyi inceler?

  1. Dil ile toplum arasındaki ilişki
  2. Yalnızca hükûmetlerin yapısı
  3. İnsan vücudunun nasıl hareket ettiği
Cevabı göster

Dil ile toplum arasındaki ilişki

And I was really interested in looking at how people apologize, Kalıp ifadeler

1:50

Ve insanların nasıl özür dilediğini incelemekle gerçekten ilgileniyordum,

Kalıp ifadeler

was really interested in looking at: bir konuyu incelemeye duyulan ilgi

Was really interested in looking at, bir konuyu incelemeye geçmişte güçlü bir ilgi duyulduğunu anlatır. Be interested in yapısından sonra bir isim veya -ing biçimi gelir; bu nedenle in'den sonra look, looking olur. Really ilginin gücünü artırır. Araştırma veya tartışma bağlamında look at çoğu zaman yalnızca gözle bakmak değil, “incelemek” ya da “araştırmak” anlamına gelir. Burada looking at, incelenen soruyu tanıtır: insanların nasıl özür dilediği.

Alıştırma

Interested in yapısından sonra look at ifadesinin doğru biçimini kullanın: For our class survey, Mia was really interested in ____ how families recycle at home.

Cevabı göster

looking at

particularly public figures. Kelime

1:55

özellikle de tanınmış kişilerin.

Kelime

public figures: kamuoyunun dikkatindeki kişiler

Public figures, rolleri, şöhretleri veya etkileri nedeniyle sözleri ve davranışları kamuoyu ve medya tarafından geniş ölçüde izlenen kişilerdir. Siyasetçiler, tanınmış sanatçılar ve çok göz önünde olan iş dünyası liderleri public figures olabilir. Bu cümlede konuşmacı, bu kadar görünür kişilerin nasıl özür dilediğiyle özellikle ilgileniyor. Buradaki figure, “sayı” veya “şekil” değil, “kişi” anlamındadır.

Alıştırma

“The rule applies to public figures such as senior politicians and well-known actors” cümlesinde public figures kimlerdir?

  1. Yaşamları veya davranışları kamuoyunun geniş ilgisini gören kişiler.
  2. Yalnızca hükûmet için çalışan görevliler.
  3. Bir raporda açıkça gösterilen sayılar.
Cevabı göster

Yaşamları veya davranışları kamuoyunun geniş ilgisini gören kişiler.

So, I did a lot of research in the workplace and looking at the media and looking at politicians in particular. Kalıp ifadeler

1:56

Bu yüzden, iş yerinde çok fazla araştırma yaptım ve medyaya, özellikle de politikacılara baktım.

Kalıp ifadeler

looking at politicians in particular: odağı ana konuya daraltmak

Burada in particular, politicians ifadesinden sonra gelir ve siyasetçileri konuşmacının daha geniş araştırmasındaki en önemli odak olarak gösterir. Bilgi, geniş bir alandan özellikle önemli bir gruba doğru daralır. Buradaki looking at, “incelemek” veya “araştırmak” anlamındadır. Bu nedenle looking at politicians in particular, araştırmada siyasetçilere özel önem vermek demektir. Siyasetçilerin tek araştırma konusu olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“We discussed several school subjects, science in particular” cümlesinde in particular ne yapar?

  1. Konuşmanın özel olarak yapıldığı anlamına gelir.
  2. Fen dersini özel olarak vurgular.
  3. Fen dersinin konuşulan tek ders olduğunu söyler.
Cevabı göster

Fen dersini özel olarak vurgular.

And one of the things that really interested me at the time was a lot of writers were talking about us entering an age of an apology. Notlar

2:02

Ve o zamanlar ilgimi çeken şeylerden biri, birçok yazarın bir özür çağına girmemizden bahsetmesiydi.

Dilbilgisi

One of the things that ... was ...: ana noktalardan birini sunmak

One of the things that ... was ... kalıbı, daha büyük bir grup içinden bir unsuru seçip odak noktası yapar. Kaynak cümlede that really interested me at the time, things sözcüğünü açıklar; ana ifade burada henüz tamamlanmaz. Öznenin temel sözcüğü tekil one olduğu için bağlayıcı fiil was olur. was sonrasındaki sözler ilgi çekici şeyin ne olduğunu belirtir ve buradaki gibi bu bölüm tam bir yan cümle olabilir.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin tekil geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During yesterday's meeting, one of the things that surprised me ____ how calmly everyone responded.

Cevabı göster

was

Deyimler

Us entering an age of an apology: geniş bir eğilimi çağ olarak anlatmak

entering an age of ... ifadesinde age, resmî olarak adlandırılmış bir tarihsel çağdan ziyade güçlü bir eğilimle belirlenen geniş bir dönemi anlatır. Yazarlar, özür dilemenin toplumun belirleyici özelliklerinden biri hâline geldiğini söylüyor gibi sunulur. us entering sözleri, konuşmacı ile daha geniş topluluğu bu döneme birlikte giriyormuş gibi gösterir. an age of an apology ifadesi anlaşılabilir; ancak tek bir davranışı belirten an apology, genel bir eğilimi anlatmak için sıra dışı kalır.

Alıştırma

Kaynak cümlede entering an age of an apology temel olarak ne anlama gelir?

  1. Özür dilemeyle nitelenen geniş bir toplumsal döneme girmek
  2. Resmî tarihleri belirlenmiş tarihsel bir çağa girmek
  3. Belirli tek bir özür sırasında orada bulunmak
Cevabı göster

Özür dilemeyle nitelenen geniş bir toplumsal döneme girmek

And there's a real sense that public figures in particular are called upon to apologize for multiple different things and if they don't apologize, Kalıp ifadeler

2:09

Ve özellikle kamuoyuna mal olmuş kişilerin pek çok farklı şey için özür dilemek zorunda bırakıldıklarına dair gerçek bir his var ve eğer özür dilemezlerse,

Kalıp ifadeler

And there's a real sense that: güçlü bir genel izlenim sunmak

And bu gözlemi önceki fikre bağlar. there's a real sense that kalıbı, ardından gelen cümleyi doğrudan kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, güçlü ve belirgin bir izlenim ya da genel bir algı olarak sunar. Bu izlenimi kimin taşıdığı belirtilmediği için mevcut tartışmada geniş ölçüde paylaşılıyormuş gibi duyulabilir. Real, izlenimin gerçekten var olduğunu vurgular; sense burada fiziksel bir duyu değil, anlayış veya his anlamındadır.

Alıştırma

Güçlü ancak kesin olarak ölçülmemiş bir izlenim bildiren ders kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Although no exact figures are available, ____ residents want safer crossings.

Cevabı göster

there's a real sense that

Kalıp ifadeler

are called upon to apologize: resmî bir beklentiyi anlatan edilgen yapı

Are called upon to apologize, call upon someone to do something yapısının edilgen biçimidir. Kamuya mal olmuş kişilerin, çoğu zaman rolleri veya sorumlulukları nedeniyle, özür dilemelerinin resmî olarak istendiğini, teşvik edildiğini ya da beklendiğini anlatır. Edilgen yapı, talebi kimin yaptığını belirtmez ve odağı dış baskıya yöneltir. Buradaki call upon telefonla aramak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî edilgen ifadeyle tamamlayın: During the emergency, local officials were ____ provide daily updates.

Cevabı göster

called upon to

then that's a big faux pas. Kelime

2:16

bu büyük bir gaftır (faux pas).

Kelime

a big faux pas: ciddi bir sosyal görgü ihlali

“A big faux pas”, ciddi veya utandırıcı bir sosyal görgü ihlali anlamına gelir. Bu cümlede, özür beklenen bir durumda özür dilememek sıradan bir hata olarak değil, sosyal açıdan kabul edilemez bir davranış olarak görülüyor. Faux pas, yazılı olmayan bir sosyal kuralı ihlal eden ve insanları utandırabilecek veya gücendirebilecek bir davranış ya da sözdür. Big sıfatı, yargının şiddetini artırır.

Alıştırma

Hangi durum en uygun şekilde faux pas olarak tanımlanır?

  1. Bir yazar yazım hatasını düzeltir.
  2. Bir teknisyen arızalı bir kabloyu değiştirir.
  3. Bir konuk düğün konuşmasını yüksek sesle böler.
Cevabı göster

Bir konuk düğün konuşmasını yüksek sesle böler.

Saying sorry is especially important in politics

2:19

Özür dilemek siyasette özellikle önemlidir

and Professor Mullany studied the apologies of public figures,

2:22

ve Profesör Mullany kamuoyuna mal olmuş kişilerin,

famous people,

2:26

ünlülerin,

including politicians who are often discussed in newspapers and seen on radio and television.

2:27

gazetelerde sıkça tartışılan, radyo ve televizyonlarda görülen politikacıların özürlerini inceledi.

When politicians make mistakes,

2:34

Politikacılar hata yaptıklarında,

they are expected to apologize and failing to say sorry is a faux pas, Dilbilgisi

2:36

özür dilemeleri beklenir ve özür dilememek bir gaftır (faux pas),

Dilbilgisi

they are expected to apologize: sosyal yükümlülük bildiren be expected to

“They are expected to apologize”, be expected to + fiilin yalın hâli biçimindeki edilgen yapıyı kullanır. Başka insanların veya sosyal kuralların özür dilemeyi uygun davranış olarak gördüğünü belirtir. Burada expected, özrün kesinlikle gerçekleşeceğine dair bir tahmin değil, bir yükümlülük veya kural ifade eder. İlgili kişiler yine de özür dilemeyebilir.

Alıştırma

Cümleyi bir kuralı veya sosyal beklentiyi ifade eden edilgen yapıyla tamamlayın: Visitors ____ keep their phones silent in the library.

Cevabı göster

are expected to

a remark made in a social situation that causes embarrassment or offense.

2:41

sosyal bir ortamda yapılan, utanç veya kırgınlığa neden olan bir sözdür.

Most politicians hate apologizing and with good reason. Kalıp ifadeler

2:47

Politikacıların çoğu özür dilemekten nefret eder ve bunun iyi bir nedeni vardır.

Kalıp ifadeler

and with good reason: bir durumun haklı gerekçesi olduğunu eklemek

with good reason, “sağlam veya geçerli bir nedenle” demektir. Bu cümlede and with good reason, çoğu siyasetçinin özür dilemekten nefret ettiği iddiasına dönerek konuşanın şu değerlendirmesini ekler: Bu tutumun makul bir dayanağı vardır. Bu ifade, bir cümlenin tamamı hakkında kısa bir yorum görevi görür ve çoğu zaman ardından nedenin açıklanacağını gösterir.

Alıştırma

with ile başlayan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The neighbors were worried about the smoke, and ____.

Cevabı göster

with good reason

Saying sorry means taking responsibility and the apology needs to be sincere. Kalıp ifadeler

2:50

Özür dilemek sorumluluk almak anlamına gelir ve özrün samimi olması gerekir.

Kalıp ifadeler

taking responsibility: sorumluluğu kabul edip üstlenmek

Taking responsibility, bir eylemden veya sonuçtan sorumlu olduğunuzu kabul etmek ve sonuçlarıyla yüzleşme ya da onları ele alma görevini üstlenmek demektir. Burada sorry demenin yalnızca özür sözlerini söylemekten daha fazlası olduğunu gösterir. Take responsibility, sorumluluğun konusunu belirtmek için genellikle for + isim veya -ing biçimiyle kullanılır: take responsibility for the mistake ya da take responsibility for losing the key. Özgün cümlede taking, means sonrasında kullanılan -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi take responsibility ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: A sincere apology means ____ for your mistake.

Cevabı göster

taking responsibility

Kalıp ifadeler

needs to be sincere: gerekli bir niteliği belirtmek

needs to be sincere ifadesi, gerekli bir niteliği belirtmek için need to be + sıfat yapısını kullanır. Özne the apology olduğu için samimiyet, yalnızca hoş bir özellik değil, gerekli bir koşuldur. Sincere, sözlerin veya duyguların gerçek ve içten olduğunu anlatır. Burada özür, yalnızca formalite gereği söylenmiş sözler değil, gerçekten içten bir özür olmalıdır.

Alıştırma

Gerçek bir duygunun gerekli olduğunu anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: A meaningful apology ____.

Cevabı göster

needs to be sincere

A good example of this is the apology Boris Johnson made to the House of Commons Kültür

2:56

Bunun iyi bir örneği, Boris Johnson'ın Avam Kamarası'nda dilediği özürdür,

during the Partygate scandal in the UK Kültür

3:01

İngiltere'deki Partygate skandalı sırasında,

Kültür

the House of Commons: Birleşik Krallık Parlamentosunun seçilmiş alt kanadı

The House of Commons, Birleşik Krallık Parlamentosunun seçimle belirlenen alt kanadı olan Avam Kamarasıdır. Milletvekilleri burada yasaları görüşür ve hükûmete sorular yöneltir. Bu cümlede made to the House of Commons, özrün bu parlamento organına ve üyelerine resmî olarak sunulduğu anlamına gelir. House, özel bir kurum adının parçasıdır; sıradan bir binayı anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede the House of Commons neyi ifade ediyor?

  1. Birleşik Krallık Parlamentosunun seçimle belirlenen alt kanadı
  2. Her iki kanadı da içeren Birleşik Krallık Parlamentosunun tamamı
  3. Herkese açık bir kamu binası
Cevabı göster

Birleşik Krallık Parlamentosunun seçimle belirlenen alt kanadı

Kültür

Partygate scandal: Birleşik Krallık'taki siyasi bir skandalın adı

Partygate, COVID kapanma kısıtlamaları yürürlükteyken hükûmetle bağlantılı kişilerin yaptığı buluşmalarla ilgili Birleşik Krallık siyasi skandalının yerleşmiş adıdır. Bu cümlede sıradan bir partinin adı değildir. -gate son eki Watergate'ten gelir ve medya dilinde bir skandala ad vermek için çoğu zaman bir konunun sonuna eklenir. Bu kalıbı tanımak, olayın kural ihlali ve kamu güveni konusunda neden soru işaretleri doğurduğunu anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bir haber yazısında Partygate neyi ifade eder?

  1. Bir parti mekânının giriş kapısı
  2. Birleşik Krallık'ta her yıl düzenlenen halka açık bir kutlama
  3. COVID kapanma kısıtlamaları sırasında yapılan buluşmalarla ilgili bir Birleşik Krallık siyasi skandalı
Cevabı göster

COVID kapanma kısıtlamaları sırasında yapılan buluşmalarla ilgili bir Birleşik Krallık siyasi skandalı

when he broke COVID lockdown rules and had to pay a fine. Kalıp ifadeler

3:04

COVID sokağa çıkma yasaklarını ihlal ettiğinde ve ceza ödemek zorunda kaldığında.

Kalıp ifadeler

broke COVID lockdown rules: break + rules ile kural ihlalini anlatmak

broke COVID lockdown rules ifadesinde broke, break fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada break, “uymamak” veya “ihlal etmek” anlamına gelir; yani ifade onun kapanma kurallarına uymadığını söyler, fiziksel bir kırılmayı anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp break + a rule, the rules veya the law şeklindedir. Birinin kuralı nasıl ihlal ettiğini belirtmek için She broke the rule by leaving early. örneğindeki gibi by + fiilin -ing biçimi eklenebilir.

Alıştırma

“Uymadı” anlamını vermek için cümleyi break fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: He ____ the safety rules and had to leave.

Cevabı göster

broke

Kalıp ifadeler

had to pay a fine: para cezası ödemek zorunda kalmak

had to pay a fine, bir kuralın veya yasal bir sonucun gereği olarak “para cezası ödemek zorunda kaldı” anlamına gelir. had to, have to yapısının geçmiş zamanıdır; pay a fine ise para cezası ödemek için kullanılan yaygın ifadedir. Buradaki fine, “iyi” anlamındaki sıfat değil, “para cezası” anlamındaki isimdir.

Alıştırma

had to pay a fine ifadesinde fine ne anlama gelir?

  1. kalitesi iyi olan bir şey
  2. bir kuralı çiğneme karşılığında ödenen para cezası
  3. bir hizmet veya üyelik için yapılan ödeme
Cevabı göster

bir kuralı çiğneme karşılığında ödenen para cezası

That's a sum of money paid as a punishment for breaking the rules.

3:08

Bu, kuralları çiğnemenin cezası olarak ödenen bir miktar paradır.

Here,

3:12

İşte,

Professor Louise Mullany analyzes the apology for BBC Radio 4 program Word of Mouth.

3:12

Profesör Louise Mullany, BBC Radio 4 programı Word of Mouth için bu özrü analiz ediyor.

It's very unusual in a political apology because he comes out and says, "I am responsible." Notlar

3:19

Siyasi bir özürde bu çok alışılmadık bir durumdur, çünkü ortaya çıkıp 'Sorumlu benim.' diyor.

Öbek fiiller

he comes out and says: açık ve net bir kamu açıklaması yapmak

he comes out and says ifadesindeki come out and say, bir şeyi açıkça ve doğrudan dile getirmek demektir. Burada bir yerden dışarı çıkmak anlatılmaz; ardından gelen I am responsible, söylediği içeriktir. Bu ifade, konuşanın net bir tutumu kamuya açık biçimde ortaya koymasını vurgular ve daha önce bunu bu kadar açık söylememiş olabileceğini düşündürür. Bu özürde açıklamayı sıra dışı yapan şey, sorumluluğun doğrudan kabul edilmesidir.

Alıştırma

Bu cümlede he comes out and says neyi vurguluyor?

  1. sıradan bir yorumu tarafsızca aktarmak
  2. bir yerden çıkıp sonra bir şey söylemek
  3. açık ve net bir kamu açıklaması yapmak
Cevabı göster

açık ve net bir kamu açıklaması yapmak

Ton ve niyet

I am responsible: sorumluluğu doğrudan kabul etme

Bu özürde I am responsible, sorumluluğu doğrudan konuşan kişiye yükler. Yalnızca üzüntü bildirmekle kalmaz; yaşananlardan kimin sorumluluk kabul ettiğini de açıklar. Bu nedenle net ve güçlü bir kabuldür. Burada responsible, “bir eylemden veya sonuçlarından sorumlu” demektir; “güvenilir” anlamında değildir. Belirli konuyu belirtmek için be responsible for + isim veya -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Bir özürde I am responsible en doğrudan ne anlatır?

  1. Konuşan kişi yalnızca kötü bir şey olduğunu söyler.
  2. Konuşan kişi kendisini güvenilir biri olarak tanımlar.
  3. Konuşan kişi sorumluluğu doğrudan kabul eder.
Cevabı göster

Konuşan kişi sorumluluğu doğrudan kabul eder.

But there is the caveat that Kelime

3:24

Ancak şöyle bir uyarı var:

he wasn't certain that he was breaking the rules.

3:26

kuralları çiğnediğinden emin değildi.

Kelime

But there is the caveat that: bir çekince eklemek

But, önceki iddiadan bir dönüş olduğunu gösterir; there is the caveat that ise bu iddiayı sınırlayan veya ona koşul ekleyen bir bilgi sunar. Önceki fikir hâlâ doğru olabilir, ancak bu koşul hesaba katılmadan anlaşılmamalıdır. Buradaki çekince, onun kuralları ihlal ettiğinden emin olmamasıdır. Bu nedenle ifade, sorumluluğu kabul ettiğine dair önceki açıklamayı daha az kesin hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî kalıpla tamamlayın: The plan is affordable, but ____ delivery will take six months.

Cevabı göster

there is the caveat that

he didn't realize,

3:28

fark etmemişti,

which he continues to say in his apology that came out after the fine. Öbek fiiller

3:29

ve cezadan sonra yayınlanan özür metninde de bunu söylemeye devam ediyor.

Öbek fiiller

came out after the fine: come out ifadesinin kamuya açıklanmak anlamı

that came out after the fine ifadesinde that, his apology sözünü niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. Bu cümlecik özrün ne zaman kamuya açıklandığını, yani para cezasından sonra yayımlandığını belirtir. Bir bilgi, açıklama, rapor, kitap veya film comes out olduğunda yayımlanır ya da kamuya sunulur. Burada fiziksel olarak dışarı çıkmak anlamı yoktur. Ayrıca bir kişinin açıkça konuşmasını anlatan come out and say kalıbından da farklıdır.

Alıştırma

Kamuya açıklanmak anlamında come out ifadesinin geçmiş zamanını kullanın: The results ____ the day after the vote.

Cevabı göster

came out

So, he repeats the apology and he caveats it around other political events. Kelime

3:34

Yani, özrünü tekrarlıyor ve onu diğer siyasi olaylarla sınırlandırıyor.

Kelime

he caveats it: caveat sözcüğünün fiil olarak kullanımı

he caveats it ifadesinde caveat, bir şeye çekince eklemek veya onu sınırlandırmak anlamında geçişli fiil olarak kullanılır. it, özrü ifade eder; dolayısıyla konuşmacı, kişinin özrünü tekrarlarken başka siyasi olaylarla bağlantılı sınırlamalar veya çekinceler eklediğini anlatır. İngilizcede bazı isimler fiil olarak kullanılabilir. caveat sözcüğünün bu fiil kullanımı yerleşiktir, ancak nispeten nadirdir ve resmî, çözümleyici bir hava taşır.

Alıştırma

“The report supports the policy but caveats that support with several conditions,” cümlesinde caveats ne anlama gelir?

  1. Destekteki bütün koşulları kaldırır.
  2. Desteği sınırlandıran çekinceler ekler.
  3. Desteği değiştirmeden tekrarlar.
Cevabı göster

Desteği sınırlandıran çekinceler ekler.

And he uses humility when he was in the House Kelime

3:39

Ve Meclis'te olduğu zaman tevazu gösterdi,

Kelime

he uses humility: mütevazı bir tutum benimsemek

Bu yorumda he uses humility, konuşurken mütevazı ve kendini öne çıkarmayan bir tavır benimsediği anlamına gelir. Bir özürde bu; hatayı kabul etmeyi, üstünlük taslamamayı ve eleştiriyi kabul etmeye hazır görünmeyi içerebilir. uses fiili, humility kavramını retorik bir yaklaşım gibi sunar. Bu nedenle ifade, imajı düzeltme veya ikna etme çabasını düşündürebilir. Ancak bu, alçakgönüllülüğün samimiyetsiz olduğunu kanıtlamaz ve humility utangaçlıkla aynı şey değildir.

Alıştırma

Kamuoyu önünde yapılan bir özür bağlamında he uses humility en yakın olarak ne anlama gelir?

  1. Konuşamayacak kadar utangaç hâle gelir.
  2. Mütevazı ve özür dileyen bir tavır benimser.
  3. Kibirli ve üstünlük taslayan bir tavırla karşılık verir.
Cevabı göster

Mütevazı ve özür dileyen bir tavır benimser.

the day after he'd paid his fine and was very quick to say, Kalıp ifadeler

3:43

cezasını ödediğinin ertesi günü çok hızlı bir şekilde şöyle dedi:

Kalıp ifadeler

was very quick to say: be quick to + fiil

Was very quick to say, be quick to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Ardından gelen şeyi söyleyerek hemen tepki verdiği anlamına gelir; asıl anlamı yüksek hızda konuşması değildir. Bu yapı çoğu zaman birinin tepki vermeye ne kadar hazır veya eğilimli olduğunu değerlendirir. Bağlama göre yardıma hemen koşmak gibi olumlu ya da inkâr etmeye veya kendini savunmaya hevesli olmak gibi hafif eleştirel duyulabilir. Quick tek başına kişinin amacını göstermez.

Alıştırma

Bu geçmiş zaman cümlesini be quick to yapısıyla tamamlayın: After the error, Maya ____ apologize and offer a refund.

Cevabı göster

was quick to

"I've paid the fine.

3:45

'Cezayı ödedim.

I've given the reparation. Kelime

3:46

Telafisini yaptım.

Kelime

I've given the reparation: bir haksızlığın resmî telafisi

Bu cümlede reparation, bir zararı, haksızlığı veya ciddi bir yanlışı telafi etmek için yapılan eylem ya da ödeme anlamına gelir. Konuşan kişi bu belirli telafiyi zaten sağladığını söylüyor; burada bir eşyayı onarmaktan söz edilmiyor. I've given present perfect yapısındadır. Tamamlanmış eylemi şimdiki zamana bağlar; böylece konuşan kişi sorumluluğunu artık yerine getirdiğini ileri sürer.

Alıştırma

Hangi cümle ciddi bir haksızlık için resmî tazminat ifade ediyor?

  1. The mechanic repaired the damaged gate.
  2. The customer paid for the groceries.
  3. The government agreed to pay reparations to the displaced families.
Cevabı göster

The government agreed to pay reparations to the displaced families.

I've paid the money.

3:48

Parayı ödedim.

Let's draw a line under the whole business now." Deyimler

3:49

Hadi artık tüm bu meselenin üstünü çizelim (draw a line under).'

Deyimler

draw a line under the whole business: meseleyi kapatmak

Draw a line under something, özellikle Britanya İngilizcesinde yaygın bir deyimdir. Zor bir meselenin bittiğine karar vermek ve artık onu tartışmamak veya peşini bırakmamak anlamına gelir. Buradaki the whole business bir şirketi ya da ticari faaliyeti değil, sorunlu durumun tamamını anlatır. Let's ... now yapısı, meseleyi birlikte kapatıp ilerleme önerisi oluşturur. Gerçekten çizgi çizmekten söz edilmez ve herkesin konuyu çözülmüş saydığını da kanıtlamaz.

Alıştırma

Britanya İngilizcesindeki deyimi tamamlayın: After the complaint was resolved, both sides agreed to ____ the matter and move on.

Cevabı göster

draw a line under

Boris Johnson claimed he didn't know he was breaking the rules. Kelime

3:52

Boris Johnson kuralları çiğnediğini bilmediğini iddia etti.

Kelime

claimed he didn't know: doğruluğu tartışmalı bir iddiayı aktarmak

claimed he didn't know ifadesindeki claimed, Johnson'ın kendi sözünü doğrulanmış bir gerçek gibi sunmadan aktarır. Burada onun bilmediğini söylediği anlamına gelir ve sözün doğru olup olmadığı konusunda belli bir mesafe bırakır. Tarafsız said ile karşılaştırıldığında claimed, bir sözün doğrulanmamış, tartışmalı veya kişinin kendini savunmasına yönelik olduğunu sık sık gösterir. Ancak bu kelime tek başına sözün yanlış olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümlede claim, doğruluğu hâlâ sorgulanabilecek bir ifadeyi aktarmak için kullanılmıştır?

  1. The official claimed he did not know about the missing files.
  2. The official said the meeting began at nine.
  3. The official admitted he had hidden the files.
Cevabı göster

The official claimed he did not know about the missing files.

His apology contained a caveat,

3:56

Özrü bir uyarı (caveat) içeriyordu,

a warning that what he said was limited or not completely true.

3:59

söylediği şeyin sınırlı olduğuna veya tamamen doğru olmadığına dair bir uyarı.

Eventually, Boris Johnson did apologize, Dilbilgisi

4:04

Sonunda Boris Johnson özür diledi,

but many people didn't trust him and he couldn't draw a line under the Partygate scandal.

4:07

ama pek çok insan ona güvenmedi ve Partygate skandalının üstünü çizemedi.

Dilbilgisi

Johnson did apologize: vurgulu did eylemin gerçekleştiğini doğrular

Johnson did apologize ifadesindeki did, geçmiş zamandaki olumlu bir cümlede kullanılan vurgu yardımcı fiilidir. Genellikle kuşkuya veya ters bir beklentiye karşı özrün gerçekten gerçekleştiğini doğrular. Yapı did + fiilin yalın hâlidir; bu yüzden apologize yalın biçimde kalır. Ardından gelen but, önce özrü bir gerçek olarak kabul eder, sonra devam eden sorunu açıklar.

Alıştırma

Cümleyi replied fiilinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: Leo seemed silent, but he ____ to the email yesterday.

Cevabı göster

did reply

If you draw a line under something,

4:13

Eğer bir şeyin üstünü çizerseniz (draw a line under something),

you try to move on from a bad situation and make a fresh start. Notlar

4:15

kötü bir durumdan kurtulmaya ve yeni bir başlangıç yapmaya çalışırsınız.

Öbek fiiller

try to move on from a bad situation: kötü bir durumu geride bırakmaya çalışmak

Bu cümlede try to move on, kötü bir deneyimin kişiyi geride tutmasına son verip hayata devam etmeye çalışmak demektir. Duygusal ya da günlük yaşamdaki ilerlemeyi anlatır; fiziksel hareketi değil. Geride bırakılan şeyi belirtmek için move on from + geçmişteki bir sorun, olay veya ilişki kalıbını kullan. Try to, bunun çaba gerektirebileceğini ve hemen olmayabileceğini gösterir.

Alıştırma

Hedef kalıp move on from ifadesini tamamla: It took Sam time to ____ the argument.

Cevabı göster

move on from

Kalıp ifadeler

make a fresh start: yeni bir başlangıç yapmak

Make a fresh start, önceki sorunların veya hataların yeni dönemi belirlemesine izin vermeden yeniden başlamak demektir. Bu cümlede, kötü bir durumu geride bıraktıktan sonra atılan olumlu adımı anlatır. Burada fresh, yeni veya yenilenmiş anlamındadır; yakın zamanda yapılmış ya da yiyeceğin tazeliğiyle ilgili değildir. Yaygın kalıp make a fresh start şeklindedir ve genellikle bir aksilikten veya büyük bir değişimden sonra kullanılır.

Alıştırma

Hedef ifade make a fresh start kalıbını tamamla: After changing schools, Mia hoped to make a ____.

Cevabı göster

fresh start

Apologizing is hard work.

4:19

Özür dilemek zor bir iştir.

The apology must be sincere and often the person does something to show they mean it. Ton ve niyet

4:21

Özrün samimi olması gerekir ve kişi genellikle bunu kastettiğini göstermek için bir şeyler yapar.

Ton ve niyet

to show they mean it: samimiyeti davranışlarla kanıtlamak

to show they mean it ifadesinde mean it, “söylenen sözde samimi ve ciddi olmak” anlamına gelir; “bir anlama sahip olmak” demek değildir. it zamiri daha önceki özre gönderme yapar. to show, kişinin neden harekete geçtiğini açıklar: eylem, özrün samimi olduğuna kanıt olur. Genel olarak show you mean it, ciddi sözleri davranışlarla sunulan kanıta bağlar.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “samimi olduğunu kanıtla” anlamına gelen dört sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: Don't just say you're sorry; ____ by fixing the damage.

Cevabı göster

show you mean it

Which reminds me that it's time to reveal the answer to my question, Anlatım akışı

4:26

Bu da bana sorumun cevabını açıklama zamanının geldiğini hatırlatıyor,

Anlatım akışı

Which reminds me that ...: ilgili bir düşünceye geçiş

Which reminds me that, önceki düşünce ya da durumun tamamını yeni bir düşünceyi akla getiren unsur olarak ele alır. Buradaki which, yakındaki tek bir isme değil, önceki bağlamın tamamına gönderme yapar. Bu ifade bir geçiş görevi görür: konuşmacı yeni düşünceyi az önce söylenenlere bağlar, ardından ilgili bir bilgiye, göreve veya sonraki aşamaya geçer. Günlük konuşma İngilizcesinde, anlamı önceki cümleye bağlı olsa da Which reminds me that yeni bir cümlenin başında kullanılabilir.

Alıştırma

Geçişi bu dersteki tam ifadeyle tamamlayın: We were talking about the class schedule. ____ the library closes early today.

Cevabı göster

Which reminds me that

Beth.

4:30

Beth.

Yes,

4:30

Evet,

you asked me how many times a day the average Brit says sorry and I guessed it was six.

4:31

bana ortalama bir İngiliz'in günde kaç kez özür dilediğini sordun ve ben altı kez diye tahmin ettim.

Was I right?

4:37

Haklı mıydım?

Well,

4:38

Şey,

I'm very sorry, Ton ve niyet

4:38

Çok üzgünüm,

but that was the wrong answer.

4:40

ama bu yanlış cevaptı.

Ton ve niyet

I'm very sorry, but ... ile nazikçe düzeltme

Bu cümlede I'm very sorry ifadesi esas olarak konuşanın yanlış bir şey yaptığını kabul etmez. Hayal kırıklığı yaratacak bir geri bildirim vermekten duyulan üzüntüyü gösterir ve ardından gelen ifadeyi yumuşatır. But, ana mesajı sunar: that was the wrong answer. Tekrar kullanılabilen I'm sorry, but ... kalıbı kişiyi bir düzeltmeye, reddetmeye veya başka bir olumsuz habere kibarca hazırlar; ancak olumsuz mesajı ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: “I'm very sorry, but that was the wrong answer.” cümlesinde sorry esas olarak konuşanın bir hatanın sorumluluğunu kabul ettiği anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

The average Brit says sorry around eight times a day,

4:41

Ortalama bir İngiliz günde yaklaşık sekiz kez özür diler,

making it probably the most overused word in the English language. Dilbilgisi

4:45

bu da onu muhtemelen İngilizce dilinde en çok aşırı kullanılan kelime yapıyor.

Dilbilgisi

Sonuç bildiren making it probably the most overused word

Making it probably the most overused word in the English language, önceki olgunun tamamının sonucunu veya değerlendirmesini veren bir şimdiki zaman ortaç yan cümlesidir. İnsanlar sorry kelimesini çok sık söyler; bu sıklık, sorry kelimesini İngilizcede gereğinden fazla kullanılan kelimeler arasında güçlü bir aday yapar. Doğru yorumlamak için making'i yalnızca the average Brit tarafından yapılan bir eylem gibi okumak yerine, önceki ifadenin tamamını sonucun nedeni olarak alın. It, sorry kelimesini ifade eder. Tekrar kullanılabilen kalıp, tam bir ifadeden sonra making + nesne + tamamlayıcı getirilmesidir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki iki kelimelik -ing sonuç ifadesiyle tamamlayın: The path is covered in ice, ____ dangerous to walk on.

Cevabı göster

making it

Sorry about that. Ton ve niyet

4:49

Bunun için üzgünüm.

Ton ve niyet

Sorry about that. ile yeni olmuş küçük bir sorun için özür dilemek

“Sorry about that.” az önce ortaya çıkan küçük bir hata, aksaklık ya da kötü haber karşısında verilen kısa ve günlük bir tepkidir. Genellikle sorun için özür dilemeye yarar; kötü bir haber karşısında ise üzüntüyü paylaşmayı da gösterebilir. “That”, iki kişinin de hangi olay olduğunu anlayabildiği bir duruma gönderme yapar. Durumu yeniden anlatmadan veya uzun ve resmî bir özür sunmadan kısaca kabul eder.

Alıştırma

“Sorry about that.” demek için en uygun durum hangisidir?

  1. Ciddi bir kazaya neden oldun ve kapsamlı bir özür sunman gerekiyor.
  2. İlgisiz bir hikâyeye başlıyorsun ve kimse “that” ile neyi kastettiğini bilmiyor.
  3. Bir sınıf arkadaşına yanlış bağlantıyı gönderdin ve bunu hemen fark ettin.
Cevabı göster

Bir sınıf arkadaşına yanlış bağlantıyı gönderdin ve bunu hemen fark ettin.

Right.

4:50

Pekâlâ.

Let's recap the vocabulary we've learned from this program about saying sorry, Anlatım akışı

4:51

Bu programdan özür dilemekle ilgili öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

starting with sarcastic. Anlatım akışı

4:55

alaycı (sarcastic) kelimesiyle başlıyoruz.

Anlatım akışı

Ana noktalara geçiş işareti olarak Let's recap

“Let's recap”, “ana noktaları kısaca gözden geçirelim” anlamına gelir. Bir derste, programda veya toplantıda yeni bilgi aktarımının durduğunu ve önceki içeriğin kısa bir özetinin başlayacağını dinleyenlere bildirir. Recap fiili, gözden geçirilen içeriği nesne olarak alabilir: recap the vocabulary, recap the main ideas veya recap what happened.

Alıştırma

Hangi cümle ana noktaların kısaca özetleneceğini belirtir?

  1. Let's start a completely new topic before we finish.
  2. Let's repeat every sentence word for word before we finish.
  3. Let's recap the three main points before we finish.
Cevabı göster

Let's recap the three main points before we finish.

Anlatım akışı

starting with sarcastic: ilk öğeyi belirtmek

Bu cümlede starting with sarcastic, dinleyiciye hangi kelimenin önce gözden geçirileceğini söyler. Tekrarın yalnızca bu öğeyle sınırlı olduğu anlamına gelmez; sıralı bir diziyi başlatır. Kalıp, starting with + isim veya öğe şeklindedir. Burada sarcastic ilk kelimenin adıdır. İlk öğe bir eylemse starting with checking the title örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Vurgulanan sıralama ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: We'll review all three questions, ____ question one.

Cevabı göster

starting with

Doing or saying the opposite of what you really mean.

4:57

Aslında kastettiğiniz şeyin tam tersini yapmak veya söylemek.

For example,

5:00

Örneğin,

saying,

5:01

şunu söylemek:

"I'm really sorry."

5:01

“I’m really sorry.” (Gerçekten üzgünüm.)

when you aren't.

5:03

aslında üzgün değilken.

A public figure is a famous person whose life and behavior is often discussed in the media and in public.

5:04

Kamuoyuna mal olmuş kişi (public figure), hayatı ve davranışları medyada ve kamuoyunda sıklıkla tartışılan ünlü kişidir.

A faux pas is a socially embarrassing remark or action.

5:11

Gaf (faux pas), sosyal açıdan utanç verici bir söz veya eylemdir.

A fine is a sum of money paid as a punishment for doing something illegal or breaking a rule.

5:14

Para cezası (fine), yasadışı bir şey yapmanın veya bir kuralı çiğnemenin cezası olarak ödenen bir miktar paradır.

If you say something with a caveat,

5:21

Eğer bir şeyi bir uyarı (caveat) ile söylerseniz,

it contains a warning that what you have said may not be completely true or is limited in some way.

5:23

bu, söylediğiniz şeyin tamamen doğru olmayabileceğine veya bir şekilde sınırlı olduğuna dair bir uyarı içerir.

And finally,

5:29

Ve son olarak,

if you draw a line under something,

5:30

eğer bir şeyin üstüne bir çizgi çekerseniz (draw a line under something),

you consider it finished in order to move on and make a fresh start.

5:31

devam etmek ve yeni bir başlangıç yapmak için onun bittiğini düşünürsünüz.

I'm sorry to say that once again, Ton ve niyet

5:36

Bir kez daha üzülerek söylüyorum ki,

our 6 minutes are up and it's time to draw a line under this program. Kalıp ifadeler

5:37

6 dakikamız doldu ve bu programa bir çizgi çekmenin zamanı geldi.

Ton ve niyet

I'm sorry to say that: kötü haberi yumuşatmak

I'm sorry to say that, konuşanın hayal kırıklığı yaratacağını veya hoş karşılanmayacağını düşündüğü bir haberden önce gelir. Bu cümlede dinleyicileri programın süresinin dolduğunu duymaya nazikçe hazırlar. Buradaki sorry, durumla ilgili üzüntüyü ifade eder; konuşanın duruma sebep olduğu veya suçunu kabul ettiği anlamına gelmez. that sonrasındaki yan cümle kötü haberi verir.

Alıştırma

Kötü haberi başlatan vurgulanmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the museum is closed today.

Cevabı göster

I'm sorry to say that

Kalıp ifadeler

our 6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi

Bir zaman dilimi be up ile kullanıldığında izin verilen veya planlanan sürenin sona erdiğini belirtir. Burada our 6 minutes are up, programa ayrılan altı dakikanın bittiğini bildirir. Bu yapıda up, “yukarı doğru” anlamına gelmez. be + up, time veya belirli bir süreyle kullanılabilir: Time is up; Your ten minutes are up.

Alıştırma

Ayrılan sürenin sona erdiğini belirten iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Time ____. Please put down your pens.

Cevabı göster

is up

Goodbye for now.

5:41

Şimdilik hoşça kalın.

Bye.

5:42

Görüşürüz.

Sorry,

5:43

Kusura bakmayın,

everyone.

5:43

arkadaşlar.

We haven't finished yet.

5:44

Henüz bitirmedik.

Oh, yeah.

5:45

Ah, evet.

Sorry.

5:46

Pardon.

We want to tell you about some of our other podcasts.

5:46

Size diğer podcast'lerimizden bazılarından bahsetmek istiyoruz.

Actually,

5:49

Aslında,

we shouldn't have to apologize because the other podcasts are brilliant. Notlar

5:49

özür dilememize hiç gerek yok çünkü diğer podcast'ler harika.

Dilbilgisi

we shouldn't have to apologize: gerekliliği veya zorunluluğu reddetmek

Shouldn't have to + fiilin yalın hâli, konuşana göre bir şeyi yapma gereği veya zorunluluğu olmaması gerektiğini belirtir. We shouldn't have to apologize, özür dilemenin gerekli olmaması gerektiği anlamına gelir. Yapı should not + have to + apologize şeklindedir. Geçmişteki bir eylemi değil, şimdiki veya genel bir gerekliliği anlatır. have, have to yapısının parçasıdır; bu nedenle geçmişi anlatan should have + geçmiş zaman ortacı yapısı değildir.

Alıştırma

“Yapması istenmemeli” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Passengers ____ pay twice because of a booking error.

Cevabı göster

shouldn't have to

Kelime

“mükemmel” anlamındaki brilliant

the other podcasts are brilliant yan cümlesinde brilliant, “mükemmel” ya da “çok iyi” anlamına gelen coşkulu ve olumlu bir değerlendirmedir. Podcast'lerin kalitesini anlatır; zekâlarından ya da ışık saçmalarından söz etmez. Bu kullanım özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. brilliant bir fikri, programı, deneyimi veya sonucu nitelediğinde, çevresindeki isim genellikle bunun bir övgü olduğunu gösterir.

Alıştırma

Günlük Britanya İngilizcesinde "The new science podcast is brilliant" cümlesindeki brilliant ne anlama gelir?

  1. Parlak bir ışık yayar.
  2. Çok iyidir.
  3. Çok zekidir.
Cevabı göster

Çok iyidir.

True.

5:53

Doğru.

You can learn vocabulary from news headlines in News Review.

5:53

News Review'da haber başlıklarından kelimeler öğrenebilirsiniz.

Impress your friends with idiomatic expressions in the English we speak. Kelime

5:56

The English We Speak'teki deyimsel ifadelerle arkadaşlarınızı etkileyin.

Kelime

idiomatic expressions: doğal ve yerleşik ifadeler

Idiomatic expressions, İngilizce konuşanların geleneksel olarak tek bir birim gibi kullandığı söz öbekleri veya başka kelime gruplarıdır. Bu ifadelerin biçimi ve bazen anlamı, her kelimeyi ayrı ayrı çevirerek güvenilir biçimde çıkarılamaz. Idiomatic yalnızca renkli ya da abartılı bir deyim demek değildir. Yerleşik İngilizce kullanımına uyduğu için doğal gelen sabit bir ifadeyi, eşdizimi veya başka bir söyleyiş biçimini de anlatabilir.

Alıştırma

Hangisi idiomatic expressions ifadesini en iyi açıklar?

  1. Yalnızca imkânsız imgeler içeren nadir ve komik sözler
  2. Kulağa doğal gelmese bile dil bilgisi kurallarına uyan her cümle
  3. Biçimi veya bütün anlamı kelime kelime tahmin edilemeyebilen, doğal ve yerleşik kelime grupları
Cevabı göster

Biçimi veya bütün anlamı kelime kelime tahmin edilemeyebilen, doğal ve yerleşik kelime grupları

And we have even more.

6:00

Ve çok daha fazlası var.

Go to bbclearningenglish.com and download them for free.

6:02

bbclearningenglish.com'a gidin ve onları ücretsiz indirin.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:07

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.