Koşu bandının karanlık ve çarpık geçmişi - Conor Heffernan: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
485 kelime 144 kel/dk

Video özeti: Bu video, koşu bandının 19. yüzyıl hapishanelerinde kullanılan yorucu bir düzenekten popüler bir egzersiz aletine dönüşmesini anlatıyor; cezanın, endüstriyel emeğin, hukuk reformunun ve ABD’deki koşu akımının aracın amacını nasıl değiştirdiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. The constant thud underneath your feet, the constrained space, and the monotony of going nowhere fast. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. Duyulara seslenen isim öbeklerinden oluşan bir dizinin, tarihî konu açıklanmadan önce izleyiciyi bunaltıcı deneyimin içine nasıl yerleştirdiğini öğrenin. Böylece makinenin adını hemen vermeden sürükleyici bir giriş kurabilirsiniz. 2. Not that prison guards seemed to care. — Konuşma edimbilimi ve tutum. Not that... yapısının beklenebilecek şefkatli tepkiyi reddederken kuru ve eleştirel bir ara yorum eklediğini fark edin; bir varsayımı düzeltmek veya önceki gerçeğin uygulamada pek fark yaratmadığını belirtmek için kullanın. 3. returned with a vengeance, — Deyimler ve mecazlı ifadeler. Bunun gerçek anlamda intikamı değil, daha güçlü biçimde geri dönüşü anlattığını kavrayın; kaybolmuş gibi görünen bir eğilim, uygulama veya sorunun çarpıcı biçimde yeniden ortaya çıkmasını betimlemek için kullanın.

Bu derste

The constant thud underneath your feet, the constrained space, Anlatım akışı

0:09

Ayaklarınızın altındaki sürekli gümleme, kısıtlı alan,

and the monotony of going nowhere fast. Deyimler

0:15

ve hızla hiçbir yere gitmemenin monotonluğu.

Anlatım akışı

The constant thud ... the monotony: isim öbekleriyle kurulan sürükleyici bir açılış

Bu açılış, özne ve yüklem içeren tam bir cümle değildir. Tam bir yargı sunmadan önce sesi, fiziksel kısıtlamayı ve duygusal etkiyi göstermek için The constant thud..., the constrained space ve the monotony... şeklindeki üç isim öbeğini art arda sıralar. Ana düşünceyi geciktiren bu parça, ortamı kuran kısa görüntülerin hızla peş peşe gelmesi gibi çalışır. Bu yapı izleyicinin ilgisini çekebilir: somut ayrıntıları paralel bir listede toplayın, tek bir duygu oluşturmalarını sağlayın ve ardından daha geniş konuyu açıklayın.

Alıştırma

Bu açılışın bilgi düzenleme açısından temel etkisi nedir?

  1. Tam bir iddia ortaya koyup ardından teknik kanıt sunar.
  2. İzleyiciyi rahatsız edici bir deneyimin içine yerleştirmek için paralel isim öbeklerini sıralar.
  3. Üç eylemi zaman sırasına göre verir.
Cevabı göster

İzleyiciyi rahatsız edici bir deneyimin içine yerleştirmek için paralel isim öbeklerini sıralar.

Deyimler

going nowhere fast: çok uğraşıp ilerleme kaydedememek

Going nowhere fast, bir kişinin, planın veya durumun çok fazla faaliyet ya da çaba içermesine rağmen çok az ilerleme kaydettiğini veya hiç ilerlemediğini anlatan bir deyimdir. Fast sözcüğü ironik bir karşıtlık yaratır: her şey yoğun ve hareketli görünebilir, ancak sonuç hâlâ ilerlememektir. Koşu bandını anlatan bu bölümde deyim, hızlı hareket ederken aynı yerde kalma şeklindeki gerçek görüntüye de uyar. Böylece hem fiziksel tekrarı hem de ilerleyememenin yarattığı hayal kırıklığını aktarır.

Alıştırma

“Despite months of meetings, the project is going nowhere fast,” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Proje farklı bir yere taşındı.
  2. Proje hızla tamamlanmaya yaklaşıyor.
  3. Proje hareketli, ancak çok az ilerliyor ya da hiç ilerlemiyor.
Cevabı göster

Proje hareketli, ancak çok az ilerliyor ya da hiç ilerlemiyor.

It feels like hours have gone by, Notlar

0:19

Saatler geçmiş gibi geliyor,

Dilbilgisi

It feels like: öznel bir izlenim

It feels like öznel bir izlenim anlatır. Bu cümlede hours have gone by, saatle ölçülen gerçek süreyi değil, deneyimin ne kadar uzun sürmüş gibi geldiğini belirtir. like sözcüğünden sonra bir isim öbeği veya tam bir yan cümle kullanılabilir. Burada hours have gone by tam bir yan cümledir; dolayısıyla yapı It feels like + yan cümle şeklindedir.

Alıştırma

Bekleyişin bütün gün sürmüş gibi geldiği öznel izlenimini hangi cümle doğal biçimde anlatır?

  1. It feels like we've been waiting all day.
  2. It feels tiring to wait all day.
  3. It feels we've been waiting all day.
Cevabı göster

It feels like we've been waiting all day.

Öbek fiiller

have gone by: şu ana kadar geçen zaman

Özne bir zaman dilimi olduğunda go by, “geçmek” veya “akıp gitmek” anlamına gelir. Hours have gone by, birkaç saatin geçtiği anlamındadır. Have gone by present perfect yapıdadır ve önceki bir noktadan şimdiye kadar geçen zamanı gösterir. Cümlenin tamamında It feels like, bu sürenin saatle ölçülmüş bir sonuç değil, konuşanın izlenimi olduğunu belirtir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi go by ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Three days ____ since I sent the message.

Cevabı göster

have gone by

but it's only been 11 minutes. Dilbilgisi

0:21

ama sadece 11 dakika oldu.

Dilbilgisi

It's only been 11 minutes: şu ana kadar geçen süre

It's only been + bir süre kalıbı, daha önceki bir başlangıç noktasından şu ana kadar geçen zamanı present perfect ile ölçer. Been, has been fiil grubunun parçasıdır; geçmişi şimdiye bağlar ve gereksiz bir dolgu sözcüğü değildir. Burada only “yalnızca” veya “sadece” anlamındadır. Özellikle yaşanan şey çok daha uzun sürmüş gibi geldiğinde, gerçekte geçen sürenin şaşırtıcı derecede kısa olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade It's only been ile tamamlayın: We started waiting five minutes ago, so ____ five minutes.

Cevabı göster

it's only been

And you wonder, "Why am I torturing myself? Ton ve niyet

0:23

Ve merak ediyorsunuz, "Neden kendime işkence ediyorum?

Ton ve niyet

Why am I torturing myself?: kişinin kendisine yönelttiği dramatik bir yakınma

Why am I torturing myself? retorik bir sorudur: konuşan kişi gerçekten bilgi istemez. Pişmanlığını dile getirir ve aslında “Neden kendimi buna sokmayı seçtim?” diye yakınır. Bu bağlamda torturing kasıtlı bir abartıdır. Kişinin kendi isteğiyle yaptığı yorucu, sıkıcı veya rahatsız edici bir etkinliği aşırı bir acı gibi göstererek şikâyeti daha dramatik veya komik hâle getirir; burada gerçek anlamda işkence demek değildir.

Alıştırma

Zor ama güvenli bir antrenman sırasında biri “Why am I torturing myself?” diye düşünüyor. Bu kişi büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Başka birini suç işlemekle itham etmek.
  2. Gerçek işkence hakkında olgusal bir açıklama istemek.
  3. Dramatik biçimde yakınmak ve antrenman yaptığına pişman olmak.
Cevabı göster

Dramatik biçimde yakınmak ve antrenman yaptığına pişman olmak.

This thing has got to be considered a cruel and unusual punishment." Notlar

0:26

Bu şey kesinlikle zalimce ve alışılmadık bir ceza olarak görülmeli."

Dilbilgisi

has got to be considered: güçlü bir yargı

Bu cümlede has got to, konuşanın güçlü yargısını veya ısrarını ifade eder ve must anlamına yakındır. Burada sahiplik bildirmez. Kalıp has got to + be considered biçimindedir: got to'dan sonra fiilin yalın hâli olan be gelir; be considered ise edilgendir. Birlikte, bir şeyin ardından gelen kategoriye kesinlikle girdiğini veya o şekilde sınıflandırılması gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki güçlü yargı bildiren dört kelimelik yapıyla tamamlayın: This delay ____ considered a serious problem.

Cevabı göster

has got to be

Kültür

cruel and unusual punishment: ABD hukuk dili

Cruel and unusual punishment, ABD'deki anayasa ve hukuk tartışmalarında kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir ve özellikle Anayasa'nın Sekizinci Değişikliği ile ilişkilidir. Bir bütün olarak, anayasal ölçütlere göre kabul edilemeyecek kadar ağır olduğu gerekçesiyle itiraz edilen cezaları anlatır; buradaki unusual yalnızca gündelik anlamda garip demek değildir. Bu cümlede konuşan kişi, ciddi hukuk dilini gündelik bir şikâyet için ödünç alır. Böylece yargı, ciddiymiş gibi ve mizahi biçimde aşırı duyulur; ayrıca koşu bantları ile hapishane cezaları arasında daha sonra kurulacak bağlantıya zemin hazırlar. Gerçekten bir yasanın çiğnendiğine hükmetmez.

Alıştırma

Bu ifade cümlede nasıl bir işlev görüyor?

  1. Şikâyeti mizahi biçimde aşırı göstermek için ciddi ABD hukuk dilini ödünç alır.
  2. Yalnızca cezanın nadir olduğunu söyler.
  3. Etkinliğin anayasaya aykırı olduğuna dair gerçek bir hukuk kararı verir.
Cevabı göster

Şikâyeti mizahi biçimde aşırı göstermek için ciddi ABD hukuk dilini ödünç alır.

Actually, that's exactly what it is, or was. Anlatım akışı

0:31

Aslında tam olarak öyle, ya da öyleydi.

Anlatım akışı

Actually ... or was: bir iddiayı doğrulayıp geçmişle sınırlandırmak

Actually, önceki “acımasız bir ceza” betimlemesini olgusal bir iddiaya dönüştürür: abartılı gibi gelen şeyin tarihsel olarak doğru olduğu belirtilir. That's exactly what it is betimlemeyi doğrular. Hemen gelen or was düzeltmesi yalnızca zaman çerçevesini değiştirir: bugün doğru olmasa bile geçmişte doğruydu. Bu “önce doğrula, sonra zamanı düzelt” düzeni şaşırtıcı bir gerçeği açığa çıkarır ve tarihsel açıklamaya geçiş sağlar.

Alıştırma

Actually ... or was bu geçişte ne yapıyor?

  1. Önceki betimlemenin doğru olduğunu onaylar, sonra onu geçmişle sınırlar.
  2. Dinleyicilerden iki olası nesne arasında seçim yapmalarını ister.
  3. Yerine başka bir açıklama koymadan önceki betimlemeyi geri çeker.
Cevabı göster

Önceki betimlemenin doğru olduğunu onaylar, sonra onu geçmişle sınırlar.

You see, in the 1800s, Anlatım akışı

0:35

Biliyorsunuz, 1800'lerde,

Anlatım akışı

You see: bir açıklamanın geleceğini belirtmek

Buradaki You see, birine bakmasını söyleyen bir emir değildir. Kabaca “açıklaması şu” anlamına gelen bir konuşma dili söylem belirtecidir. in the 1800s ifadesinden önce gelerek dinleyiciye birazdan arka plan bilgisi veya bir neden verileceğini bildirir. Anlatımda, bir iddia ya da şaşırtıcı noktadan onu açıklayan bilgiye geçiş sağlar.

Alıştırma

You see bir açıklamayı başlatıyorsa dinleyici sırada ne beklemelidir?

  1. Önceki noktayı açıklamaya yardımcı olan arka plan bilgisi veya bir neden.
  2. Görünür bir nesneye bakma talimatı.
  3. Konuşmacının sözünü bitirdiğini gösteren bir işaret.
Cevabı göster

Önceki noktayı açıklamaya yardımcı olan arka plan bilgisi veya bir neden.

treadmills were created to punish English prisoners. Dilbilgisi

0:37

koşu bantları İngiliz mahkumları cezalandırmak için yaratılmıştı.

Dilbilgisi

were created to punish: edilgen biçim ve amaç mastarı

were created yapısında edilgen çatı, birinin yarattığı şeyler olarak treadmills sözcüğünü odağa yerleştirir; burada onları kimin yarattığı önemli bilgi değildir. to punish mastarı bu yaratılışın amacını belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen be created to + fiilin yalın hâli kalıbı, “bir şey yapmak amacıyla yaratılmak” anlamına gelir; dolayısıyla buradaki to yön bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi create fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimi ve amaç belirteciyle tamamlayın: The safety rule ____ prevent accidents.

Cevabı göster

was created to

At the time, the English prison system was abysmally bad. Kelime

0:41

O zamanlar İngiliz hapishane sistemi berbat derecede kötüydü.

Kelime

abysmally bad: son derece güçlü bir olumsuz yargı

Abysmally, bad sözcüğünün derecesini artırarak “aşırı veya şaşırtıcı derecede kötü” anlamı verir. Tek başına bad ya da günlük very bad ifadesinden çok daha ağır bir olumsuz değerlendirme bildirir. Bu cümlede ifade, hapishane sistemi hakkında küçük bir sorunun tarafsız tanımını değil, sert bir değerlendirmeyi aktarır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp abysmally + olumsuz sıfat veya zarftır; abysmally slow ve abysmally poor buna örnektir.

Alıştırma

Abysmally bad ifadesinde abysmally nasıl bir anlam ekler?

  1. Durumun yalnızca biraz kötü olduğunu söyler.
  2. Durumun beklenmedik biçimde iyi olduğunu söyler.
  3. Durumun aşırı ve ciddi derecede kötü olduğunu söyler.
Cevabı göster

Durumun aşırı ve ciddi derecede kötü olduğunu söyler.

Execution and deportation were often the punishments of choice, Kalıp ifadeler

0:45

İdam ve sürgün genellikle tercih edilen cezalardı,

Kalıp ifadeler

the punishments of choice: tercih edilen cezalar

Bu cümlede the punishments of choice, yetkililerin en sık seçtiği veya tercih ettiği cezalar anlamına gelir. Seçimi yapan, cezalandırılan kişiler değil, sistem veya sistemde karar veren kişilerdir. İsim + of choice kalıbı, bir kişinin, grubun veya dönemin tercih ettiği ya da genellikle kullandığı seçeneği belirtir. tool of choice ve method of choice gibi ifadelerde sık görülür.

Alıştırma

“Tercih edilen veya alışılmış yöntem” anlamındaki kalıbı tamamlayın: For quick updates, messaging is our method ____.

Cevabı göster

of choice

and those who were locked away faced hours of solitude in filthy cells. Notlar

0:49

ve hapsedilenler, pis hücrelerde saatlerce süren bir yalnızlıkla karşı karşıyaydı.

Öbek fiiller

were locked away: hapsedilmiş ve ayrı tutulmuş

Lock away, bir kişiyi normal iletişimden ayıracak şekilde hapsetmek veya bir eşyayı güvenli ve erişilemeyecek bir yerde saklamak anlamına gelen bir öbek fiildir. Buradaki were locked away edilgen yapıdadır ve hapsedilip yalıtılan insanları anlatır. Away, öbek fiilin anlamının bir parçasıdır. Were locked yalnızca bir şeyin kilitlendiğini söyler; were locked away ise bir kenara kaldırılma, saklanma veya dış dünyadan koparılma anlamını da ekler.

Alıştırma

Hangi cümle kayıtların güvenli biçimde saklandığını ve erişilemez tutulduğunu söylüyor?

  1. The researchers were locked out of the records room.
  2. The records were locked away in a secure room.
  3. The records room was locked at six.
Cevabı göster

The records were locked away in a secure room.

Kalıp ifadeler

faced hours of solitude: fiil olarak face

Burada faced, face fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “yüzleşmek ya da katlanmak zorunda kalmak” anlamına gelir. Nesnesi olan hours of solitude, süreyle ölçülen zor bir deneyimi belirtir; dolayısıyla ifade, bu kişilerin ağır koşullarda saatlerce yalnız kalmak zorunda olduğunu anlatır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp face + sorun, risk, baskı veya zor dönem şeklindedir. Özne bu durumla başa çıkmak zorundadır; fiziksel olarak yüzünü bir şeye çevirmekten söz edilmez.

Alıştırma

Örnekte faced hours of solitude ne anlama geliyor?

  1. Birkaç saat boyunca bir saate doğru baktılar
  2. Saatlerce yalnızlığa katlanmak zorunda kaldılar
  3. Yalnızken yüzlerini gösterdiler
Cevabı göster

Saatlerce yalnızlığa katlanmak zorunda kaldılar

So social movements led by religious groups, Dilbilgisi

0:55

Böylece dini gruplar,

philanthropies, and celebrities like Charles Dickens,

0:58

hayır kurumları ve Charles Dickens gibi ünlülerin öncülük ettiği sosyal hareketler,

Dilbilgisi

movements led by religious groups: kısaltılmış edilgen niteleyici

Led by religious groups, movements sözcüğünden sonra gelen bir past participle grubudur. Edilgen anlam taşır: hareketler yönetilen taraftır, dinî gruplar ise yönetme işini yapar. Uzun biçimi movements that were led by religious groups şeklindedir. Bu grup, isim grubunun parçası olarak movements sözcüğünü niteler; ana fiil değildir. Tam cümlede led by ile başlayan bölüm başka liderleri saymaya devam eder ve çekimli ana fiil sought daha sonra gelir. Bu kısaltılmış edilgen yapı, tam bir ilgi cümleciği kullanmadan düzenleyeni veya eylemi yapanı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi that was led by Coach Lee (Koç Lee tarafından yönetilen) anlamındaki kısaltılmış edilgen niteleyiciyle tamamlayın: The team ____ won the regional prize.

Cevabı göster

led by Coach Lee

sought to change these dire conditions and help reform the prisoners. Kelime

1:01

bu vahim koşulları değiştirmeyi ve mahkumların ıslah edilmesine yardımcı olmayı amaçladı.

Kelime

sought to change these dire conditions: resmî bir reform hedefini belirtmek

Sought, seek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Sought to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmayı amaçlamak, niyet etmek veya denemek anlamına gelir ve oldukça resmî bir tona sahiptir. Burada sought fiilinin öznesi yalnızca Charles Dickens değil, social movements ifadesidir. Dire conditions, son derece ciddi veya zarar verici koşulları anlatır. İfadenin tamamı reformcuların amacını belirtir; bu amacın zaten gerçekleştiğini göstermez.

Alıştırma

Seek to ifadesinin geçmiş zamanını ve change fiilini kullanarak bu resmî cümleyi tamamlayın: The reformers ____ these dire conditions.

Cevabı göster

sought to change

When their movement succeeded, entire prisons were remodeled, Dilbilgisi

1:06

Hareketleri başarıya ulaştığında, hapishanelerin tamamı yeniden modellendi

and new forms of rehabilitation, such as the treadmill, were introduced. Kelime

1:10

ve koşu bandı gibi yeni rehabilitasyon biçimleri tanıtıldı.

Dilbilgisi

When their movement succeeded: sonuçtan önce bir dönüm noktası belirlemek

When their movement succeeded yan cümlesi, zaman çerçevesini ve dönüm noktasını belirlemek için ana cümleden önce gelir. Ardından ana cümle, hapishanelerin yeniden düzenlenmesi ve yeni rehabilitasyon yöntemlerinin uygulanması gibi olayları anlatır. Olaylar mantıksal olarak bağlantılı olduğu için bu sıralama, reformların hareketin başarısından sonra geldiğini de düşündürür. Ancak when sözcüğü kendi başına zamanı belirtir; doğrudan because anlamına gelmez.

Alıştırma

Baştaki When their movement succeeded, yan cümlesi cümlede nasıl bir işlev görür?

  1. Hareketin başarılı olduğunu ancak sonrasında hiçbir değişiklik gerçekleşmediğini bildirir.
  2. Cümlenin ortaya çıkan değişiklikleri anlatmasından önce hareketin başarısını dönüm noktası olarak belirler.
  3. Hapishanelerdeki değişikliklerin hareketin başarılı olmasına neden olduğunu söyler.
Cevabı göster

Cümlenin ortaya çıkan değişiklikleri anlatmasından önce hareketin başarısını dönüm noktası olarak belirler.

Kelime

ceza adaleti bağlamında new forms of rehabilitation

Bu cümlede rehabilitation, ceza adaleti bağlamında kullanılır. Yaralanma veya hastalık sonrası iyileşmeyi değil, suç işlemiş kişilerin davranışlarını değiştirmeyi ve onları topluma dönmeye hazırlamayı amaçlayan çalışmaları ifade eder. Bu nedenle new forms of rehabilitation, mahkûmları ıslah etmeye veya topluma yeniden kazandırmaya yönelik yeni yöntemler demektir. Koşu bandının bir rehabilitation biçimi olarak adlandırılması, onu o tarihsel sistem içinde bir ıslah aracı olarak sunar. Kelime yöntemin beyan edilen amacını anlatır; yöntemin gerçekten etkili veya insancıl olduğunu tek başına göstermez.

Alıştırma

Hapishane reformuyla ilgili bir tartışmada new forms of rehabilitation büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Spor yaralanmalarına yönelik yeni tedaviler
  2. Suç işlemiş kişileri ıslah etmeyi amaçlayan yeni yöntemler
  3. Egzersiz makinelerini onarmanın yeni yolları
Cevabı göster

Suç işlemiş kişileri ıslah etmeyi amaçlayan yeni yöntemler

Here's how the original version, Anlatım akışı

1:15

İşte orijinal versiyonun nasıl çalıştığı:

invented in 1818 by English engineer Sir William Cubitt, Dilbilgisi

1:17

1818 yılında İngiliz mühendis Sir William Cubitt tarafından icat edilmişti,

Dilbilgisi

invented in 1818 by...: geçmiş zaman sıfat-fiil öbeği

Tam cümlede invented in 1818 by English engineer Sir William Cubitt, the original version ifadesini niteleyen geçmiş zaman sıfat-fiil öbeğidir. İcadın zamanını ve mucidin kim olduğunu belirtir; edilgen yapıda by, mucidi tanıtır. Bu öbek which was invented in 1818 by English engineer Sir William Cubitt şeklinde açılabilir. which was çıkarıldığı için invented bağımsız bir ana fiil değildir. Okurken önce cümlenin ana çatısını bulun: Here is how the original version worked.

Alıştırma

Tam cümlede invented in 1818 by... hangi dil bilgisi görevini üstlenir?

  1. the original version ifadesini niteleyen geçmiş zaman sıfat-fiil öbeği
  2. worked ile eş görevli ikinci bir ana fiil
  3. Sir William Cubitt'in daha sonra ne yaptığını anlatan ana fiil
Cevabı göster

the original version ifadesini niteleyen geçmiş zaman sıfat-fiil öbeği

worked.

1:22

(çalışıyordu).

Anlatım akışı

Here's how ... worked: bir mekanizmanın işleyişini açıklamaya giriş

Here's how ... worked, dinleyiciye sırada bir mekanizmanın veya sürecin nasıl işlediğine dair açıklama olduğunu bildirir. Bu kullanımda Here bir konumu göstermez; here's, here is ifadesinin kısaltmasıdır ve sıradaki bilgiyi sunar. Konuşmacı tarihsel bir sürümü anlattığı için worked geçmiş zamandadır; güncel bir sürüm için works kullanılır. Ana yapı Here's how the original version worked şeklindedir. Araya giren invented in 1818 by English engineer Sir William Cubitt bölümü, ilk sürümün icat tarihi ve mucidi hakkında ek bilgi verir. Bu parantez içi bilgi çıkarıldığında cümleyi düzenleyen yapı kolayca görülür.

Alıştırma

Hangi cümle bir sürecin açıklamasını doğal biçimde başlatır?

  1. Here's where the new security system is located.
  2. Here's how the new security system works.
  3. Here's why the new security system was installed.
Cevabı göster

Here's how the new security system works.

Prisoners stepped on 24 spokes of a large paddle wheel.

1:23

Mahkumlar büyük bir çarkın 24 basamağına basarlardı.

As the wheel turned, Dilbilgisi

1:27

Çark döndükçe,

the prisoner was forced to keep stepping up or risk falling off, Dilbilgisi

1:29

mahkum ya sürekli adım atmak ya da düşme riskini göze almak zorundaydı,

Dilbilgisi

As the wheel turned: eş zamanlı arka plan eylemi bildiren as

As the wheel turned, ana cümledeki eylemle aynı anda gerçekleşen bir arka plan eylemi kurar. Burada as, “-ken” veya “bir şey olurken” anlamındadır: çark dönmeye devam ederken mahkûm da adım atmaya devam eder. As başka cümlelerde neden de bildirebilir, ancak hareket eden makine bağlamı burada “çünkü” anlamını değil, zaman anlamını seçer. Bu yapı, birlikte ilerleyen iki süreci bağlamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede As the wheel turned ifadesinin anlamını en iyi hangi açıklama korur?

  1. Çark dönüyor olduğu için
  2. Çark döndükten sonra
  3. Çark dönüyorken
Cevabı göster

Çark dönüyorken

Dilbilgisi

was forced to keep stepping up: be forced to keep doing (bir şeyi yapmaya devam etmeye zorlanmak)

Was forced to, dışarıdan bir kişinin, kuralın veya tehlikenin mahkûmu hareket etmeye zorladığını gösterir; bu özgür bir seçim değildir. Cümle geçmiş zamanda ve edilgen olduğu için yapı was forced to + fiilin yalın hâlidir. Keep stepping up süreklilik anlamı ekler: keep sonrasında -ing biçimi gelir, dolayısıyla yukarı doğru adım atma hareketinin devam etmesi gerekiyordu. Keep çıkarılıp was forced to step up denirse zorunlu eylem anlatılır, ancak hareketin durmadan tekrarlandığı aynı açıklıkta belirtilmez.

Alıştırma

Cümleyi keep ve work fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The rescue team was forced to ____ through the night.

Cevabı göster

keep working

Dilbilgisi

or risk falling off: or risk doing (aksi hâlde bir sonuçla karşılaşma riski)

Or, önceki eylem yapılmadığında ortaya çıkacak kötü sonucu belirtir; düşmeyi gerçek bir seçenek olarak sunmaz. İfade, aksi hâlde düşme tehlikesi bulunduğu anlamına gelir. Risk sonrasında bir isim veya -ing biçimi gelir. Burada risk falling off denir; risk to fall denmez. Fall off, bir yüzey veya destekle teması kaybedip oradan düşmek demektir.

Alıştırma

Uyarıyı risk ve lose fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Save a copy now, or ____ all your changes.

Cevabı göster

risk losing

similar to modern stepper machines.

1:33

tıpkı modern step makinelerinde olduğu gibi.

Meanwhile, the rotation made gears pump out water, crush grain, or power mills, Dilbilgisi

1:36

Bu sırada rotasyon; dişlilerin su pompalamasını, tahıl ezmesini veya değirmenlere güç sağlamasını sağlıyordu,

Dilbilgisi

made gears pump out...: make + nesne + to almayan fiil kökü

made gears pump out water ifadesinde yapı make + nesne + to almayan fiil köküdür: dönüş, dişlilerin bu eylemi yapmasına neden olur. Gears, made fiilinin nesnesidir; pump ise to almayan fiil köküdür, bu nedenle burada to kullanılmaz. Pump out, crush ve power, birbirine paralel üç fiil köküdür; üçü de dişlilerin ne yaptığını anlatır. Bu yapı, bir gücün, olayın veya aygıtın bir kişi ya da nesnenin harekete geçmesine neden olduğunu açıkça gösterir.

Alıştırma

Ettirgen yapıyı turn fiiliyle tamamlayın: The engine made the wheels ____ faster.

Cevabı göster

turn

which is where the name treadmill originated. Dilbilgisi

1:42

treadmill (koşu bandı/basamaklı değirmen) adı da buradan gelir.

Dilbilgisi

which is where ... originated: bir kaynağı önceki cümleye bağlamak

Which, önceki düşüncenin tamamına, yani dönüşün değirmenlere güç sağlaması durumuna gönderme yapar. Ardından gelen yan cümle, bu önceki olgunun treadmill adının kaynağı olduğunu söyler. which is where X originated yapısında where yalnızca fiziksel bir yeri değil, soyut bir kaynağı da gösterebilir. Bu kalıp, daha önce anlatılan bir durumu bir adın, geleneğin veya düşüncenin kökenine bağlar.

Alıştırma

Bu cümlede which is where the name treadmill originated ne anlama gelir?

  1. Önceki durum, treadmill adının kaynağıdır.
  2. Önceki durum, bir koşu bandının neden çalışmayı bıraktığını açıklar.
  3. Treadmill adı belirli bir yeri tanımlar.
Cevabı göster

Önceki durum, treadmill adının kaynağıdır.

These devices were seen as a fantastic way of whipping prisoners into shape, Notlar

1:46

Bu cihazlar, mahkumları yola getirmenin harika bir yolu olarak görülüyordu,

Kalıp ifadeler

were seen as a fantastic way of: harika bir yol olarak görülmek

were seen as yapısındaki see, gözle fiziksel olarak görmek değil, “olarak değerlendirmek” veya “saymak” anlamındadır. Edilgen yapı, başka insanların bu araçları nasıl değerlendirdiğini aktarır. Konuşanın bu görüşe katıldığını söylemeden toplumsal ya da tarihsel bir bakışı sunabilir. Yapı be seen as + isim öbeği şeklindedir. Buradaki isim öbeği a fantastic way of + -ing yapısıdır; dolayısıyla whipping, söz konusu yöntemle gerçekleştirildiği düşünülen eylemi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi see as ifadesinin geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: At first, the app ____ a simple way of sharing homework.

Cevabı göster

was seen as

Deyimler

whipping prisoners into shape: mahkûmları sıkı bir düzene sokmak

Whip someone or something into shape, sıkı baskı, eğitim veya yeniden düzenleme yoluyla bir kişiyi ya da şeyi iyi çalışır veya belirli bir standardı karşılar hâle getirmek anlamındaki bir deyimdir. whipping prisoners into shape ifadesinde whipping, way of sonrasında gereken -ing biçimidir; prisoners ise deyimin nesnesidir. Geniş bağlam cezalandırma araçları ve mahkûmlarla ilgili olduğu için whip sözcüğü gerçek fiziksel cezayı da çağrıştırır. Bu çift anlam karanlık bir ironi yaratır: acımasızlık, yalnızca yararlı bir disiplinmiş gibi sunulur.

Alıştırma

“The new manager whipped the department into shape,” cümlesindeki deyim ne anlama gelir?

  1. Yönetici, bölümü düzenli ve etkili hâle getirmek için sıkı önlemler aldı.
  2. Yönetici, bölümü geometrik bir şekle göre düzenledi.
  3. Yönetici gerçekten her çalışana kırbaçla vurdu.
Cevabı göster

Yönetici, bölümü düzenli ve etkili hâle getirmek için sıkı önlemler aldı.

and that added benefit of powering mills helped to rebuild a British economy decimated by the Napoleonic Wars. Kültür

1:50

ve değirmenlere güç sağlama şeklindeki ek fayda, Napolyon Savaşları ile çöken İngiliz ekonomisini yeniden inşa etmeye yardımcı oldu.

Kültür

Napolyon Savaşlarıyla ağır hasar görmüş Britanya ekonomisi

British economy decimated by the Napoleonic Wars ifadesinde decimated by the Napoleonic Wars, economy sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. “Napolyon Savaşları yüzünden ciddi biçimde zarar görmüş Britanya ekonomisi” anlamına gelir; buradaki decimated tam olarak yüzde on kayıp demek değildir. Bu arka plan, added benefit of powering mills ifadesine somut bir ekonomik anlam kazandırır: değirmenlere güç sağlamak, savaşla zayıflamış bir ekonomiyi yeniden kurmaya yardımcı olan bir şey olarak sunulur. Öbek, yeniden kurmanın neden gerekli olduğunu açıklar; savaşların değirmenleri yarattığını söylemez.

Alıştırma

decimated by the Napoleonic Wars ifadesi Britanya ekonomisi hakkında ne anlatıyor?

  1. Ekonomi Britanya'dan başka bir ülkeye taşınmıştı.
  2. Ekonomi tam olarak yüzde on küçülmüştü.
  3. Savaşlar ekonomiye ciddi biçimde zarar vermişti.
Cevabı göster

Savaşlar ekonomiye ciddi biçimde zarar vermişti.

It was a win for all concerned, Anlatım akışı

1:58

İlgili herkes için bir kazançtı,

except the prisoners.

2:00

mahkumlar hariç.

Anlatım akışı

Mahkûmlar hariç ilgili herkes için bir zafer

It was a win for all concerned önce geniş ve olumlu bir değerlendirme sunar: durum, ilgili herkes için yararlı görünür. Ardından except the prisoners, mahkûmları bu grubun dışında bırakır. İstisna cümlenin sonunda geldiği için, görünüşte cömert olan iddiayı tersine çevirir ve cümleye ironik bir anlam katar. Buradaki all concerned, çıkarları dikkate alınan kişi veya grupları ifade eder; kelimesi kelimesine etkilenen herkes demek değildir. Konuşan kişi, bedeli mahkûmların ödediğini ama onların sözde zaferin içinde sayılmadığını vurgular.

Alıştırma

Anlamı değerlendirin: The sentence sincerely says that the prisoners benefited too.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

It's estimated that, on average, Kalıp ifadeler

2:02

Tahminlere göre ortalama olarak,

prisoners spent six or so hours a day on treadmills, Kalıp ifadeler

2:04

mahkumlar koşu bantlarında günde yaklaşık altı saat geçiriyorlardı,

Kalıp ifadeler

It's estimated that: nesnel bir tahmin sunmak

It's estimated that yapısındaki it, belirli bir kişiye veya nesneye gönderme yapmayan biçimsel öznedir. Asıl bilgi, that sonrasındaki tam yan cümlede verilir. Bu edilgen aktarım kalıbı, bir sayının veya iddianın çoğunlukla kanıtlara dayanarak yaklaşık biçimde hesaplandığını belirtir. Tahmini kimin yaptığını söylemeden sunmaya imkân verdiği için I think ifadesinden daha nesnel duyulur.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz nesnel tahmin aktarma kalıbıyla tamamlayın: ____ the bridge will reopen in June.

Cevabı göster

It's estimated that

Kalıp ifadeler

six or so hours a day: sayıdan sonra kullanılan or so

six or so hours ifadesinde or so, six sayısından sonra gelir ve sayıyı yaklaşık hâle getirir; ifade yaklaşık altı saat anlamındadır. Buradaki or iki alternatif sunmaz. Sondaki a day, bu sürenin her gün için geçerli olduğunu belirtir. Dolayısıyla six or so hours a day, günde yaklaşık altı saat demektir.

Alıştırma

twenty sayısını yaklaşık hâle getiren iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The walk takes twenty ____ minutes.

Cevabı göster

or so

the equivalent of climbing 5,000 to 14,000 ft. Kalıp ifadeler

2:08

bu da 5.000 ila 14.000 feet tırmanmaya eşdeğerdi.

Kalıp ifadeler

the equivalent of climbing: çabayı somut bir miktarla karşılaştırmak

the equivalent of climbing bir isim öbeğidir; bir miktardaki çabayı, belirli bir yüksekliğe tırmanmanın gerektirdiği çaba veya ölçekle karşılaştırır. Bu cümlede söz konusu etkinliği somut bir görüntüye dönüştürür: miktar, 5.000 ila 14.000 fit tırmanmaya kıyaslanabilir. Bu, ölçek karşılaştırmasıdır; kişinin gerçekten o yüksekliğe tırmandığını söylemez. of kelimesinden sonra gelen climbing, isim gibi kullanılan -ing biçimidir.

Alıştırma

Bu cümlede the equivalent of climbing ne işe yarıyor?

  1. binanın kesin yüksekliğini belirtmek
  2. kişinin gerçekten dağa tırmandığını söylemek
  3. çabayı somut bir tırmanma miktarıyla karşılaştırmak
Cevabı göster

çabayı somut bir tırmanma miktarıyla karşılaştırmak

14,000 ft is roughly Mount Everest's halfway point.

2:12

14.000 feet, kabaca Everest Dağı'nın yarı noktasıdır.

Imagine doing that five days a week with little food. Anlatım akışı

2:17

Bunu azıcık yiyecekle haftada beş gün yaptığınızı hayal edin.

Anlatım akışı

Imagine doing that five days a week with little food: dinleyeni zorluğu hissetmeye davet etmek

Imagine doing that, emir biçiminde kurulmuş bir davettir; eylemi gerçekten yapmaya yönelik kelimesi kelimesine bir emir değildir. Dinleyenden bu deneyimi gözünde canlandırmasını ve zorluğunu hissetmesini ister. Böylece açıklamayı bir sayıdan veya gerçekten, kişisel ve bedensel bir izlenime taşır. Buradaki that, daha önce sözü edilen tırmanma miktarına gönderme yapar. Five days a week ve with little food ise hayal edilen durumu daha yoğun ve zor hale getirir. Imagine kelimesinden sonra doing gibi bir -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Yargı: Bu cümlede Imagine doing that, dinleyeni esas olarak daha önce sözü edilen fiziksel çabayı gözünde canlandırmaya ve hissetmeye davet eder.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Cubitt's idea quickly spread across the British Empire and America. Kalıp ifadeler

2:21

Cubitt'ın fikri hızla Britanya İmparatorluğu'na ve Amerika'ya yayıldı.

Kalıp ifadeler

quickly spread across the British Empire and America: bir fikrin geniş bir alana yayılması

Bu cümlede spread mecaz anlamda kullanılmıştır: Cubitt'in fikri bir yerden birçok başka yere ulaşmış ve geniş bir alana yayılmıştır. Birinin fikri fiziksel olarak bir yüzeye sermesi anlamına gelmez. quickly, değişimin ne kadar hızlı olduğunu vurgular. spread across + bölge yapısı, fikrin yayıldığı alanı gösterir. Bir uygulamanın, teknolojinin, hastalığın veya eğilimin birçok yere ulaşmasını anlatmak için de kullanılabilir; tarih, bilim ve toplumsal değişim anlatılarında yaygındır.

Alıştırma

Bu cümlede quickly spread across the British Empire and America ne anlama gelir?

  1. Fikir bu bölgelerin birçok yerine hızla ulaştı
  2. Birisi fikri fiziksel olarak bir haritanın üzerine serdi
  3. Cubitt bu bölgeleri şahsen hızla dolaştı
Cevabı göster

Fikir bu bölgelerin birçok yerine hızla ulaştı

Within a decade of its creation, Kalıp ifadeler

2:25

Yaratılmasının üzerinden on yıl geçmeden,

over 50 English prisons boasted a treadmill, Kelime

2:27

50'den fazla İngiliz hapishanesinde koşu bandı bulunuyordu,

Kalıp ifadeler

Within a decade of its creation: on yıllık bir zaman sınırı koymak

Within a decade of its creation, koşu bandının yaratılmasından en geç on yıl sonra anlamına gelir. within bir zaman üst sınırı koyar: olay bu sürenin bitiminden önce gerçekleşmiştir; on yıl geçtikten sonra gerçekleştiği ya da on yıl boyunca sürdüğü anlamına gelmez. Bu ifade cümlenin başında yer alarak 50'den fazla İngiliz hapishanesinde koşu bandı bulunduğu gerçeğinin zaman çerçevesini verir. Buradaki its, ceza aracı olarak koşu bandının yaratılmasına gönderme yapar; baştaki zaman çerçevesi fikrin ne kadar hızlı yayıldığını vurgular.

Alıştırma

Bir buluş yaratıldıktan en geç on yıl sonra bir sonuç meydana geldiğini hangi ifade gösterir?

  1. for a decade after its creation
  2. within a decade of its creation
  3. a decade after its creation
Cevabı göster

within a decade of its creation

Kelime

boasted a treadmill: boast “dikkat çekici bir özelliğe sahip olmak” anlamında

boasted a treadmill ifadesinde boast burada görece resmî bir anlatım anlamına sahiptir: dikkat çekici bir özelliğe sahip olmak. Bu cümlede söz konusu özellik bir koşu bandıdır. Özne English prisons olduğu için hapishaneler konuşup övünmüyor; cümle, bu donanımı kurumların bir özelliği olarak tanıtıyor. Özne bir yer, kurum veya binaysa boast + isim, sahip olunan ve özellikle dikkat çekici görülen bir özelliği öne çıkarır. Bu tarihsel anlatımda ifadeyi “buna sahipti ve bu özellik kayda değerdi” diye anlayabilirsiniz.

Alıştırma

“The old theater boasts a hand-painted ceiling” cümlesinde boasts ne anlama gelir?

  1. onu dikkat çekici bir özellik olarak barındırmak
  2. ondan şikâyet etmek
  3. onunla yüksek sesle övünmek
Cevabı göster

onu dikkat çekici bir özellik olarak barındırmak

and America a similar amount. Dilbilgisi

2:30

ve Amerika'da da benzer bir miktardaydı.

Dilbilgisi

and America a similar amount: paralel cümlecikte atlanan fiil

and America a similar amount ifadesinde and, America'yı önceki cümleciğe bağlar; America'dan sonra gelen boasted fiili ise söylenmemiştir. Tam paralel anlam and America boasted a similar amount olur. Okuyucu, tekrarlanan fiili ilk cümlecikten tamamlar. Bu, sıralı yapıda elips olarak adlandırılır. İki cümlecik aynı fiili veya başka bir unsuru paylaşıyorsa, tekrarı önlemek için ikinci cümlecikte bu unsur atılabilir. Bu kısa ikinci bölüm, özlü yazılı bir karşılaştırmada dilbilgiseldir; fiili yanlışlıkla eksik bırakılmış bir parça değildir.

Alıştırma

Eksik kısmı tamamlamak için ilk cümlecikteki fiili tekrarlayın: Over 50 English prisons boasted a treadmill, and America ____ a similar amount.

Cevabı göster

boasted

Unsurprisingly,

2:33

Hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde,

the exertion combined with poor nutrition saw many prisoners suffer breakdowns and injuries. Kelime

2:33

kötü beslenmeyle birleşen aşırı efor, birçok mahkumun çöküntü ve yaralanma yaşamasına neden oldu.

Kelime

saw many prisoners suffer: insan olmayan özneyle sonuç anlatımı

saw many prisoners suffer, birinin mahpusların acı çektiğini gözleriyle görmesi anlamına gelmez. Buradaki özne, ağır çalışma ile yetersiz beslenmenin birleşimidir. Bu nedenle saw, acı çekmeyi bu koşulların ortaya çıkardığı ya da bu koşullara eşlik eden bir sonuç olarak sunar. Yapı see/saw + nesne + fiilin yalın hâlidir: saw many prisoners suffer. Özne bir dönem, olay veya koşul olduğunda bu yapı tarihî anlatımlarda, haberlerde ve eğilim açıklamalarında yaygındır; bağlama göre “yol açtı” veya “... ile geçti” şeklinde anlaşılabilir.

Alıştırma

the exertion combined with poor nutrition saw many prisoners suffer cümlesinde saw en doğal olarak neyi ifade eder?

  1. koşulların mahpuslara acı çekmelerini emrettiğini
  2. birinin birçok mahpusun acı çektiğini izlediğini
  3. koşulların birçok mahpusun acı çekmesine yol açtığını veya bununla bağlantılı olduğunu
Cevabı göster

koşulların birçok mahpusun acı çekmesine yol açtığını veya bununla bağlantılı olduğunu

Not that prison guards seemed to care. Ton ve niyet

2:39

Hapishane gardiyanlarının pek umurunda olduğu söylenemezdi.

Ton ve niyet

Not that prison guards seemed to care.: ironik bir ek yorum

Not that prison guards seemed to care. sıradan, bağımsız bir olumsuz cümle değil; önceki söze eklenen eksiltili bir yorumdur. Önceki cümlenin doğurabileceği bir beklentiyi reddeder: Mahpuslar acı çektiğine göre gardiyanların önemsemesi beklenebilir, ancak konuşmacı onların öyle göründüğünü düşünmediğini ekler. Not that + cümle yapısı soğuk, çoğu zaman ironik bir düzeltme veya ara yorum ekler. Buradaki seemed to, iddiayı yalnızca bir görünüş olarak yumuşatır; cümlenin genel etkisi yine de küçümseyici ve eleştireldir.

Alıştırma

Not that prison guards seemed to care. cümlesinde Not that... ne işe yarar?

  1. Gardiyanların kesinlikle çok önem verdiğini söylemek
  2. Konuyu mahpusların gardiyanları önemseyip önemsemediğine çevirmek
  3. Gardiyanların önemser görünmediğini soğuk veya ironik bir yorumla eklemek
Cevabı göster

Gardiyanların önemser görünmediğini soğuk veya ironik bir yorumla eklemek

In 1824,

2:42

1824'te,

New York prison guard James Hardie credited the device with taming his more boisterous inmates, Notlar

2:43

New York hapishane gardiyanı James Hardie, daha gürültücü mahkumlarını ehlileştirdiği için cihaza itibar etti

Kalıp ifadeler

credit X with doing Y: Y sonucunu X'e bağlamak

Credit X with doing Y, Y'ye X'in neden olduğunu veya Y konusunda payın X'e ait olduğunu söylemek demektir. Burada Hardie, mahkûmların daha kolay kontrol edilebilir hâle gelmesinin nedeni olarak cihazı gösterir. Yapı credit + X + with + isim veya ulaç biçimindedir. Credited the device with taming ifadesinde the device X'tir; taming ise cihaza bağlanan sonuçtur.

Alıştırma

Credit X with doing Y kalıbını tamamlayın: The committee credited the new schedule ____ reducing delays.

Cevabı göster

with

Kelime

more boisterous inmates: daha gürültücü ve kontrolü zor mahkûmlar

Boisterous; gürültülü, enerjik ve kolay kontrol edilemeyen insanları veya davranışları anlatır. Bu hapishane bağlamında more boisterous inmates, davranışları daha rahatsız edici ve yönetilmesi daha zor olan mahkûmlar anlamına gelir. Sözcük bazı ortamlarda neşeli ve hareketli bir gürültüyü anlatabilir; ancak burada taming sözcüğü eleştirel anlamı açıkça gösterir. More, bu mahkûmları daha sakin olanlarla davranış derecesi bakımından karşılaştırır; mahkûm sayısının daha fazla olduğunu belirtmez.

Alıştırma

Bu hapishane bağlamında more boisterous inmates büyük olasılıkla ne demektir?

  1. daha fazla sayıda mahkûm
  2. daha gürültülü, enerjik ve kontrol edilmesi daha zor olan mahkûmlar
  3. daha mutlu ve arkadaş canlısı olan mahkûmlar
Cevabı göster

daha gürültülü, enerjik ve kontrol edilmesi daha zor olan mahkûmlar

writing that "The monotonous steadiness, Anlatım akışı

2:49

ve şöyle yazdı: "Onun terörü şiddetinden değil,

and not its severity,

2:52

monoton sabitliğinden

constitutes its terror."

2:53

kaynaklanır."

Anlatım akışı

“The monotonous steadiness ... constitutes its terror”: gerçek nedeni belirleme

Dil bilgisel öznenin tamamı The monotonous steadiness, and not its severity ifadesidir. Araya eklenen and not its severity, sertliği bir açıklama olarak dışlar ve odağı monoton, tekrarlı ve değişmeden süren devamlılığa, yani monotonous steadiness ifadesine yöneltir. Constitutes its terror, “onu korkutucu yapan şeydir” anlamına gelir. Böylece cümle bilgiyi “Y gerçek nedendir, X değil” biçiminde düzenler: dehşetin kaynağının süreklilik olduğunu belirtirken sertliği açıkça dışlar.

Alıştırma

Hangi cümle gerçek nedeni belirlemek ve akla gelebilecek başka bir nedeni dışlamak için aynı bilgi düzenini kullanır?

  1. The task is exhausting, but nobody knows whether repetition matters.
  2. Its endless repetition and its difficulty both make the task exhausting.
  3. Its endless repetition, and not its difficulty, makes the task exhausting.
Cevabı göster

Its endless repetition, and not its difficulty, makes the task exhausting.

A quote many still agree with. Dilbilgisi

2:56

Birçok kişinin hala katıldığı bir alıntı.

Dilbilgisi

A quote many still agree with: nesne görevindeki ilgi zamirinin atılması

A quote many still agree with ifadesinde many still agree with, quote sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Tam biçimi A quote that many still agree with şeklindedir. İlgi zamiri that, agree fiilinin öznesi değil with edatının nesnesi olduğu için atılabilir. With sonda kalır çünkü burada kullanılan fiil-edat birleşimi agree with şeklindedir: many still agree with the quote. Bu kısa isim öbeği, bir altyazı veya açıklama parçası gibi tek başına kullanılabilir; tam bir cümlede That is a quote many still agree with. denebilir.

Alıştırma

Eksik edatı yazarak cümleyi tamamlayın: This is an idea I strongly agree ____.

Cevabı göster

with

And treadmills lasted in England until the late 19th century, Kalıp ifadeler

2:59

Koşu bantları, İngiltere'de 19. yüzyılın sonlarına kadar devam etti,

Kalıp ifadeler

lasted in England until the late 19th century: İngiltere'de 19. yüzyılın sonlarına kadar sürdü

Buradaki lasted, last fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve bir şeyin varlığını veya kullanımını sürdürdüğü anlamına gelir. “Sonuncuydu” anlamına gelmez. last in a place until + bitiş noktası yapısı, bir durumun nerede devam ettiğini ve ne zaman sona erdiğini gösterir. Bu cümlede durum İngiltere'de 19. yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.

Alıştırma

last until hedef yapısını kullanıp last fiilini geçmiş zamana getirerek cümleyi tamamlayın: The service ____ the end of 2020.

Cevabı göster

lasted until

when they were banned for being excessively cruel under the Prisons Act of 1898. Notlar

3:02

1898 Hapishaneler Yasası uyarınca aşırı derecede acımasız oldukları gerekçesiyle yasaklandılar.

Dilbilgisi

they were banned for being excessively cruel: aşırı derecede acımasız oldukları için yasaklandılar

They were banned edilgen bir yapıdır: yetkili bir kurum koşu bantlarını yasaklamıştır. Özne eyleme maruz kalır ve yasağı koyan kurum belirtilmez. For being excessively cruel neden bildirir. Burada for + -ing, neden yasaklandıkları sorusuna cevap verir: aşırı derecede acımasız oldukları için. Amaç bildirmez.

Alıştırma

be banned for being yapısını doğru biçimde kullanın: The toy was ____ unsafe.

Cevabı göster

banned for being

Kültür

under the Prisons Act of 1898: hukuki dayanağı belirtme

Bu cümlede under the Prisons Act of 1898, “1898 Hapishaneler Yasası'nın yetkisine veya hükümlerine dayanarak” anlamına gelir. İfade, yasağın hukuki temelini oluşturan Britanya hapishane yasasını belirtir ve bu hukuki çerçeveyi were banned ifadesine bağlar. Burada under, fiziksel olarak “altında” anlamında değil, kurumsal bir anlamda kullanılır. Başka bağlamlara da aktarılabilen under + yasa, kural veya politika yapısı, bir eylemi hangi resmî çerçevenin düzenlediğini, yetkilendirdiğini, zorunlu kıldığını veya yasakladığını gösterir.

Alıştırma

The factory was fined under the new safety law. cümlesinde under the new safety law ne anlama gelir?

  1. Para cezası, yeni güvenlik yasası yürürlüğe girmeden önce verildi.
  2. Fabrika, yasanın yazılı bir nüshasının fiziksel olarak altında bulunuyordu.
  3. Yeni güvenlik yasası para cezasının hukuki temeliydi.
Cevabı göster

Yeni güvenlik yasası para cezasının hukuki temeliydi.

But, of course, the torture device returned with a vengeance, Deyimler

3:08

Ancak, elbette, işkence aleti intikam alırcasına geri döndü,

Deyimler

returned with a vengeance: güçlü bir geri dönüş

Returned with a vengeance, bir şeyin ortadan kaybolduktan veya daha az fark edilir hâle geldikten sonra “çok daha büyük bir güç veya yoğunlukla geri dönmesi” anlamına gelen bir deyimdir. With a vengeance, returned ifadesini güçlendirir ve geri dönüşü olağanüstü derecede güçlü gösterir. Vengeance sözcüğünün gerçek anlamı “intikam”dır, ancak burada gerçek bir intikam kastedilmez. Anlatıcı işkence aletini insanmış gibi gösterir ve yeniden ortaya çıkışını dramatik ve mizahi kılmak için abartı kullanır.

Alıştırma

After a quiet week, the protests returned with a vengeance. cümlesinde returned with a vengeance ne anlama gelir?

  1. Protestolar çok daha büyük bir güçle geri döndü.
  2. Protestolar sessizce ve kalıcı olarak sona erdi.
  3. Protestocular kişisel intikam almak için geri döndü.
Cevabı göster

Protestolar çok daha büyük bir güçle geri döndü.

this time targeting the unsuspecting public. Anlatım akışı

3:11

bu kez hedefinde masum ve habersiz halk vardı.

Anlatım akışı

targeting the unsuspecting public: kişileştirme ve ironi

Burada targeting, koşu bandını hedef seçen bir saldırgan gibi gösterir. The unsuspecting public, yaklaşan şeyi beklemeyen sıradan insanları ifade eder. Makinenin gerçek bir niyeti yoktur. Bu kişileştirme, anlatıdaki ironiyi sürdürür: koşu bandını daha sonra satın alan veya kullanan insanlar, şakayla karışık biçimde onun sonraki hedefleri olarak sunulur.

Alıştırma

Bu yorumu değerlendirin: Cümle, koşu bandının halka gerçekten saldırmaya karar verdiğini söylüyor.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

In 1911, a treadmill patent was registered in the US,

3:15

1911'de ABD'de bir koşu bandı patenti tescillendi,

and by 1952, the forerunner for today's modern treadmill had been created. Notlar

3:20

ve 1952'ye gelindiğinde, bugünkü modern koşu bandının öncüsü yaratılmıştı.

Dilbilgisi

by 1952 ... had been created: geçmişteki bir son tarihe kadar tamamlanma

By 1952 geçmişte bir son tarih belirler: yaratma işi en geç o noktaya kadar tamamlanmıştır. Had been created, past perfect edilgen yapıdır: had been + past participle. Past perfect, tamamlanmış yaratma işini 1952 referans noktasından önceye veya en geç o noktaya yerleştirir; edilgen yapı ise odağı yaratandan çok öncü tasarımda tutar. Bu, tarihsel bir anlatıda geçmiş gelişmelerin sırasını açıkça göstermeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi test fiilinin past perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: By noon, every alarm ____.

Cevabı göster

had been tested

Kelime

forerunner for today's modern treadmill: modern koşu bandının öncülü

Burada forerunner, daha önce var olan ve sonradan gelen bir şeyin ortaya çıkmasına yardımcı olan önceki bir şeyi ifade eder. Bu ad öbeği 1952'deki makineyi günümüz koşu bandının erken bir öncülü olarak tanımlar; önde koşan bir insanı değil. Bir gelişimin tarihinde forerunner sözcüğünü gördüğünüzde, önceki şeyin haber verdiği veya mümkün olmasına yardımcı olduğu sonraki şeyi arayın.

Alıştırma

Burada forerunner ne anlama geliyor? This early device was a forerunner of the smartphone.

  1. Akıllı telefonun önünde koşan kişi
  2. Şu anda bir yarışı kazanan cihaz
  3. Akıllı telefonun ortaya çıkmasına yardımcı olan daha eski bir teknoloji
Cevabı göster

Akıllı telefonun ortaya çıkmasına yardımcı olan daha eski bir teknoloji

When the jogging craze hit the US in the 1970s, Kelime

3:26

1970'lerde ABD'de koşu çılgınlığı başladığında,

Kelime

jogging craze hit: bir akım aniden popüler oldu

Jogging craze ifadesinde craze, koşuya yönelik güçlü ve yaygın ilginin aniden yükselmesini anlatır. The craze hit the US ifadesindeki hit, bu akımın ülkeye ulaştığını ve onu güçlü biçimde etkilemeye başladığını belirtir; fiziksel bir vuruşu anlatmaz. a [topic] craze hit [place or group] kalıbı, bir akımı belirli bir yer veya grup içinde hızla yayılıyormuş gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi craze ve hit sözcüklerinden oluşan iki sözcüklü kalıpla tamamlayın: That summer, a dance ____ the whole town.

Cevabı göster

craze hit

the treadmill was thrust back into the limelight Deyimler

3:29

koşu bandı yeniden ilgi odağı oldu;

Deyimler

was thrust back into the limelight: yeniden kamuoyunun ilgi odağına itilmek

was thrust back into the limelight ifadesi, koşu bandının yeniden kamuoyunun ilgi odağı hâline getirildiği anlamına gelir. Buradaki limelight mecazdır; gerçek bir ışığı değil, medyanın veya kamuoyunun ilgisini anlatır. Edilgen yapı olan was thrust, bir akım ya da kamuoyunun yeniden canlanan ilgisi gibi dış bir gücün koşu bandını ilginin merkezine geri ittiğini gösterir. Back, daha önce de ilgi gördüğünü belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede was thrust back into the limelight koşu bandı hakkında ne anlatıyor?

  1. Yeniden gerçek bir sahne ışığının altına fiziksel olarak itildi.
  2. Yeniden kamuoyunun ilgi odağına itildi.
  3. İlk kez kamuoyunun ilgisinden uzaklaştırıldı.
Cevabı göster

Yeniden kamuoyunun ilgi odağına itildi.

as an easy and convenient way to improve aerobic fitness and lose unwanted pounds, Kalıp ifadeler

3:32

aerobik kondisyonu artırmak ve istenmeyen kilolardan kurtulmak için kolay ve pratik bir yol olarak.

Kalıp ifadeler

as an easy and convenient way to improve: kolay ve kullanışlı bir gelişim yolu olarak

Burada as, olarak veya rolünde anlamına gelir ve bir şeyin nasıl sunulduğunu ya da kullanıldığını belirtir: koşu bandı gelişim sağlayan bir yol olarak tanımlanır. Bu cümlede as, ne zaman anlamına gelmez. As an easy and convenient way to improve ... kalıbı bir araç, yöntem veya ürünü amacı ya da yararı üzerinden tanımlar. Way kelimesinden sonra gelen to improve mastarı yöntemin hedefini belirtir; gerektiğinde and ile birden fazla amaç bağlanabilir.

Alıştırma

Uygulamayı bir yöntem olarak sunan kelimeyi ekleyin: The app is presented ____ a simple way to track expenses.

Cevabı göster

as

which, to be fair, it's pretty good at doing. Ton ve niyet

3:38

Doğrusu bu işi oldukça iyi yaptığı da söylenebilir.

Ton ve niyet

which ... to be fair ... pretty good at doing: eleştiriden sonra olumlu bir noktayı kabul etmek

To be fair, adil olmak gerekirse ya da hakkını vermek gerekirse anlamında kullanılan bir söylem belirtecidir. Burada önceki şaka veya eleştirinin ardından konuşan kişi, makinenin daha önce sözü edilen işleri gerçekten oldukça iyi yaptığını kabul eder. Bu taviz, alaycı tonu tamamen ortadan kaldırmadan değerlendirmeyi dengeler. Which daha önce sözü edilen etkinliklere gönderme yapar. Be good at doing yapma konusunda iyi veya etkili olmak demektir; pretty good ise mutlaka mükemmel olmadan oldukça iyi anlamı verir.

Alıştırma

Bu cümlede to be fair hangi işlevi görüyor?

  1. herkese eşit davranıldığını ileri süren bir ifade
  2. makinenin ucuz olduğunu belirten bir ifade
  3. bir eleştiriyi dengeleyen bir taviz
Cevabı göster

bir eleştiriyi dengeleyen bir taviz

And the machine has maintained its popularity since. Dilbilgisi

3:41

Makine o günden beri popülerliğini koruyor.

Dilbilgisi

has maintained its popularity since: geçmişten bugüne süren popülerlik

Has maintained, has ile past participle maintained biçiminden oluşan present perfect yapısıdır. Bu yapı, makinenin popülerliğinin geçmişteki bir başlangıç noktasında başlayıp şimdiye kadar devam ettiğini gösterir. Buradaki since, o zamandan beri anlamında bir zaman belirtecidir ve daha önce sözü edilen koşu çılgınlığına gönderme yapar. Bu cümlede çünkü anlamına gelmez. İfade, makinenin popüler olduğu ana değil, popülerliğin devam etmesine odaklanır.

Alıştırma

Popülerliğin geçmiş bir noktadan bugüne kadar devam ettiğini göstermek için hedef yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The game became popular in 2018 and has maintained its popularity since.
  2. The game became popular in 2018 and has maintained its popularity because.
  3. The game became popular in 2018 and maintained its popularity since.
Cevabı göster

The game became popular in 2018 and has maintained its popularity since.

So the next time you voluntarily subject yourself to what was once a cruel and unusual punishment, Notlar

3:44

Öyleyse, bir zamanlar acımasız ve alışılmadık bir ceza olan şeye bir dahaki sefere kendi isteğinizle maruz kaldığınızda,

Kelime

voluntarily subject yourself to: kendini gönüllü olarak bir şeye maruz bırakmak

Subject yourself to something, kişinin kendisini genellikle tatsız, zor veya yorucu bir deneyimden geçecek duruma bilerek sokması demektir. Burada subject bir fiildir; yourself ise deneyimi yaşayan kişiyi gösterir. Voluntarily bunun bir seçim olduğunu ayrıca vurgular. Resmî ve ağır ifade, koşu bandında egzersiz yapmayı seçmeyi bir cezayı seçmek gibi göstererek mizahi bir abartı yaratır.

Alıştırma

Cümleyi resmî subject yourself to ifadesiyle tamamlayın ve yourself sözcüğünü I ile uyumlu hâle getirin: I refuse to ____ another three-hour meeting.

Cevabı göster

subject myself to

Dilbilgisi

what was once a cruel and unusual punishment: bir zamanlar zalimce ve sıra dışı bir ceza olan şey

What was once a cruel and unusual punishment, öncülünü kendi içinde taşıyan bir ilgi cümleciğidir ve nominal what-clause olarak da adlandırılır. 'the thing that was once a cruel and unusual punishment' anlamına gelir; bu nedenle cümleciğin tamamı isim gibi davranır ve subject yourself to [what ...] yapısında to edatının nesnesi olur. What burada soru sormaz; zaten 'the thing that' fikrini içerir. Once önceki bir durumu belirtir ve konuşanın bir şeyi eskiden ne olduğuna göre tanımlamasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “eskiden fabrika olan bina” anlamına gelen nominal bir what-clause ile tamamlayın: They converted ____ into a library.

Cevabı göster

what was once a factory

just be glad you can control when you'll hop off. Notlar

3:50

ne zaman inip kurtulacağınızı kontrol edebildiğiniz için sadece sevinin.

Ton ve niyet

just be glad you can control ile mizahi teselli

Just be glad... biçim olarak bir emir cümlesidir, ancak burada ciddi biçimde mutlu olma emri vermez. Dinleyicinin şanslı olduğu bir noktaya, yani etkinliğin ne zaman biteceğini kontrol edebilmesine, hafif bir tonla odaklanmasını sağlar. Kapanış cümlesi olarak önceki karanlık karşılaştırmayı mizaha dönüştürür. Daha genel olarak just be glad (that)..., dikkati bir sorundan göreceli bir avantaja yöneltebilir.

Alıştırma

Yargı: İki arkadaş geciken bir tren hakkında şakalaşıyor. Biri “Just be glad we got seats.” diyor. Bu söz hafif bir teselli gibi duyulabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Öbek fiiller

when you'll hop off: gündelik dilde inmek

Hop off, “bir araçtan ya da bir şeyin üzerinden inmek” veya “bir şeyin yüzeyinden ayrılmak” anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Burada when you'll hop off, koşu bandından ne zaman ineceğin anlamına gelir. Hop ifadeye hafif ve hızlı bir his katar; gerçekten sıçraman gerekmez. When you'll hop off yapısında when, kontrol edebildiğin zamanı belirtir. Yan cümlenin tamamı “ineceğin zaman” demektir; “sıçrarken” anlamına gelmez.

Alıştırma

“You can hop off the treadmill whenever you need a break,” cümlesinde hop off ne anlama gelir?

  1. Koşu bandından inmek
  2. Koşu bandını kapatmak
  3. Koşu bandının üzerinde tekrar tekrar sıçramak
Cevabı göster

Koşu bandından inmek