Zevklerimizi ne belirler? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: BBC’deki bu konuşma, genlerin ve tat reseptörlerinin kişisel yiyecek tercihlerini nasıl şekillendirdiğini, daha çeşitli toplulukları araştırmanın neden önemli olduğunu ve uzman jüri üyelerinin kişisel önyargılarını nasıl bir kenara bırakmaya çalıştığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. What tastes sweet to me might taste sour or salty to someone else. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Aynı yiyecek, deneyim veya durumun farklı kişilerde farklı algılar oluşturabileceğini anlatan karşılaştırmalı bir kalıp öğrenin. might kullanımı sayesinde bu farkı kesin bir kural gibi sunmak yerine olasılık olarak doğal biçimde ifade edebilirsiniz. 2. are broadening our horizons — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bunun fiziksel olarak bir şeyi genişletmek değil, bilgi veya bakış açısını geliştirmek anlamına geldiğini kavrayın; daha fazla topluluğu kapsayan araştırmalardan, öğrenme süreçlerinden, seyahatten ya da yeni deneyimlerden söz ederken kullanın. 3. individual taste is subjective. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: subjective sözcüğünün nesnel gerçeklerden ziyade kişisel duygu ve yargılarla biçimlenen bir şeyi anlattığını öğrenin. Bu kısa ve nispeten resmî ifadeyle yemek, sanat, eleştiri veya yarışma tartışmalarında kişisel değerlendirmeyi kanıttan ayırabilirsiniz.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:07Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
you'll soon see there's no right or wrong answer. Kalıp ifadeler
0:20doğru ya da yanlış bir cevap olmadığını yakında göreceksiniz.
ask around, ...: birkaç kişiye sorup öğrenmek
Ask around, bilgi, tavsiye veya görüş almak için birkaç kişiye sormak anlamına gelen bir phrasal verb'dür. Bu cümlede farklı insanların ne düşündüğünü öğrenmek anlamındadır; yakındaki bir yer hakkında soru sormak anlamına gelmez. Kişiler ve konu belliyse tek başına ask around kullanılabilir. Konuyu belirtmek için ask around about something denebilir. Temel fikir, birden fazla kişiye sormaktır.
Alıştırma
“Birkaç kişiye sormak” anlamındaki ifadeyi yaz: Before choosing a club, I want to ____ and hear different opinions.
Cevabı göster
ask around
there's no right or wrong answer.: kişisel tercih için sabit bir ölçüt yok
There's no right or wrong answer, bir cevabın tek bir sabit ölçüte değil, kişisel zevke, tercihe veya görüşe bağlı olduğunu anlatan bir kalıptır. Bu cümlede farklı yemek tercihlerinin hepsi geçerli olabilir. Bu ifade kimsenin cevap veremeyeceği anlamına gelmez. Sorunun öznel olduğunu ve cevabı doğru ya da yanlış diye değerlendirmenin uygun olmadığını anlatır.
Alıştırma
Bu derste there's no right or wrong answer ifadesinin anlamını seç.
- Kişisel bir tercihin tek bir sabit ölçüte göre değerlendirilemeyeceğini söyler.
- Bütün cevapların gerçekler açısından yanlış olduğunu söyler.
- Sorunun mümkün olan hiçbir cevabı olmadığını söyler.
Cevabı göster
Kişisel bir tercihin tek bir sabit ölçüte göre değerlendirilemeyeceğini söyler.
It's all a question of taste: değerlendirme kişisel tercihe bağlıdır
“It's all a question of X”, sonucun ya da değerlendirmenin eninde sonunda X'e bağlı olduğu anlamına gelir. Buradaki question, birinin sorduğu bir soru değildir; a question of, “belirli bir etken tarafından belirlenen mesele” demektir. Taste, kişisel tercih veya neyin iyi olduğuna dair zevk anlamına gelir. Yemek bağlamında bu kelime, gerçek anlamı olan “tat”ı da çağrıştırabilir.
Alıştırma
Bu cümlede “It's all a question of taste” ne anlama geliyor?
- Değerlendirme kişisel tercihe bağlıdır.
- Birisi tat hakkında soru soruyor.
- Nesnel olarak doğru olan tek bir değerlendirme vardır.
Cevabı göster
Değerlendirme kişisel tercihe bağlıdır.
isn't simply a matter of opinion. Kalıp ifadeler
0:28sadece bir görüş meselesi olmadığı ortaya çıktı.
it turns out: sonradan öğrenilen bir gerçeği sunmak
It turns out, konuşanın daha sonra öğrenilen bir gerçeği sunacağını gösterir. Bu gerçek çoğu zaman önceki bir düşünceyi düzeltir veya derinleştirir. Burada dinleyiciye, “zevk yalnızca görüşten ibarettir” şeklindeki basit düşüncenin birazdan düzeltileceğini bildirir. Bu cümlede it turns out, özne olan our taste ifadesinden sonra eklenmiş bir ara açıklamadır. Onsuz da ana cümle çalışır: But our taste isn't simply a matter of opinion. Cümle başında aynı düzenleyici çoğunlukla It turns out that + yan cümle biçimini alır.
Alıştırma
Bu cümlede it turns out dinleyiciye ne anlatıyor?
- Konuşan bir emir veriyor.
- Birisi fiziksel olarak dönüyor.
- Konuşan, daha sonra keşfedilen bir gerçeği sunuyor.
Cevabı göster
Konuşan, daha sonra keşfedilen bir gerçeği sunuyor.
a matter of opinion: kişisel bir yargıyı ifade etmek
a matter of opinion, yalnızca gerçeklerin kesinleştirebileceği tek bir cevabı olan bir şeyden ziyade, kişisel yargıya veya tercihe bağlı bir şeyi anlatır. Bu cümlede isn't simply a matter of opinion, tadın sadece öznel olduğu düşüncesini düzeltir. Burada matter, fiziksel madde veya malzeme değil, mesele ya da yön anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümlede a matter of opinion, insanların makul olarak farklı görüşlere sahip olabileceği bir yargı için kullanılmıştır?
- The height of the Eiffel Tower is a matter of opinion.
- The temperature at which pure water freezes is a matter of opinion.
- Whether the sculpture is beautiful is a matter of opinion.
Cevabı göster
Whether the sculpture is beautiful is a matter of opinion.
Rather, scientists have discovered that taste is influenced by our genes and DNA. Dilbilgisi
0:31Aksine, bilim insanları damak zevkinin genlerimizden ve DNA'mızdan etkilendiğini keşfettiler.
is influenced by: tadı etkileyen etkeni belirtmek
is influenced by, yalnızca gerçeklerin belirleyebileceği tek bir cevabı olan bir şeyden ziyade, kişisel yargıya veya tercihe bağlı bir şeyi anlatır. Bu cümlede isn't simply a matter of opinion, tadın sadece öznel olduğu düşüncesini düzeltir. Bu yapı bir etkiyi gösterir; mutlaka tek nedeni veya sonucu tamamen belirleyen şeyi göstermez. by yalnızca bilerek eylem yapan bir kişiyi değil, bir nedeni veya etkeni de tanıtabilir.
Alıştırma
influence fiilinin pasif biçimini tamamlayın: Our choices ____ our friends.
Cevabı göster
are influenced by
whose job is to tell us what to eat and drink?
0:45İşi bize ne yiyip içeceğimizi söylemek olan uzmanları?
worth listening to ... experts: dinlemeye değer mi?
Be worth doing, bir eylemin ona harcanan zamana veya gösterilen ilgiye değdiğini anlatır. Worth listening to ifadesinde listening, worth sonrasında gelen bir gerund'dür; to ise listen to fiil grubunun parçasıdır. Bu nedenle bütün ifade dinlemeye değer anlamına gelir. Burada konuşan kişi, bu uzmanların tavsiyelerinin dikkatimizi hak edip etmediğini soruyor; uzmanların bir şeyi duyup duyamadığını sormuyor. Aynı yapı başka eylemleri değerlendirmek için de kullanılabilir: worth reading, worth watching veya worth trying.
Alıştırma
Hangi cümle worth + gerund yapısını kullanıyor ve listen to içindeki edatı koruyor?
- This advice is worth listening.
- This advice is worth to listen to.
- This advice is worth listening to.
Cevabı göster
This advice is worth listening to.
we'll be learning some useful new vocabulary as well.
0:49faydalı bazı yeni kelimeler de öğreneceğiz.
A good way of finding out about British tastes Öbek fiiller
0:57İngilizlerin damak zevkini öğrenmenin iyi bir yolu,
is with the nation's best-loved snack, crisps. Kalıp ifadeler
1:00ülkenin en sevilen atıştırmalığı olan cipstir.
of finding out about ... İngilizlerin damak zevkini öğrenmek
Find out about something, genellikle sorarak, okuyarak, kontrol ederek veya gözlemleyerek bir konu hakkında bilgi edinmek demektir. Of finding out about British tastes ifadesinde finding, of edatından sonra gelen gerund'dür; about ise araştırılan konuyu belirtir. Cümle, İngilizlerin hangi tatları sevdiğini öğrenmek için cipsleri bir yöntem olarak sunuyor. Find out about bir konu hakkında bilgi edinmeye odaklanır; fiziksel bir nesnenin yerini bulmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Yerel tarih hakkında bilgi edinmek için kütüphaneye gittiğimizi doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- We visited the library to find out about local history.
- We visited the library to find out local history about.
- We visited the library to find about local history.
Cevabı göster
We visited the library to find out about local history.
nation's best-loved snack: ülke genelinde sevilen atıştırmalık
the nation's best-loved snack ifadesinde best-loved, tireyle yazılan birleşik bir sıfattır ve çok sayıda insanın sevdiği anlamına gelir. snack kelimesini niteler; nation's ise bu beğeninin bütün ülkeyle ilişkilendirildiğini gösterir. Burada ifade, crisps kelimesini İngilizlerin damak zevkini temsil eden bir yiyecek olarak sunar. Best-loved, yaygın bir beğeniyi anlatır; mutlaka resmî olarak birinci sırada olduğunu göstermez.
Alıştırma
“the nation's best-loved snack” ifadesinde best-loved ne anlatır?
- En yüksek kaliteli malzemelerle yapılmış bir atıştırmalık
- Ülke genelinde birçok kişinin sevdiği bir atıştırmalık
- Resmî olarak birinci seçilmiş bir atıştırmalık
Cevabı göster
Ülke genelinde birçok kişinin sevdiği bir atıştırmalık
what is the most popular flavor of crisps in the UK? Kültür
1:05İngiltere'deki en popüler cips aroması nedir?
crisps in the UK: ince patates atıştırmalıkları için Britanya sözcüğü
Birleşik Krallık İngilizcesinde crisps, ince kesilip çıtır olana kadar kızartılan veya fırınlanan ve genellikle paketlerde atıştırmalık olarak satılan patates dilimleri demektir. Bu soruda bir yiyeceğin adıdır; crisp sıfatı değildir. Birleşik Krallık'ta chips genellikle sıcak, daha kalın kesilmiş kızarmış patatesleri, yani fries'i ifade eder. Amerikan İngilizcesinde Birleşik Krallık İngilizcesindeki crisps için yaygın olarak potato chips denir; bu nedenle anlamı kullanılan İngilizce çeşidine göre belirlenir.
Alıştırma
Birleşik Krallık İngilizcesinde a bag of crisps istediğinizde genellikle ne alırsınız?
- Tatlı bir bisküvi
- Bir paket ince patates atıştırmalığı
- Bir porsiyon sıcak ve kalın fries
Cevabı göster
Bir paket ince patates atıştırmalığı
I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı
1:21Cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.
Programın ilerleyen bölümünde cevabı açıklayacağım
Bu cümlede I'll reveal, daha önce saklanan bir cevabı dinleyicilere açıklayacağım anlamına gelir. Reveal, basitçe say demekten daha özeldir; bilginin henüz kamuya açık olmadığını vurgular. later in the program, programdaki bilgilerin zamanlamasını düzenler. Sunucu cevabı bilerek erteler; böylece insanlar önce tahmin edebilir ve sonucu öğrenene kadar dinlemeye devam eder.
Alıştırma
Bu cümlede reveal the answer neyi ima ediyor?
- Cevabı başka bir dile çevirmek
- İzleyicilerden tahmin etmeyi bırakmalarını istemek
- Daha önce saklanan bir cevabı açıklamak
Cevabı göster
Daha önce saklanan bir cevabı açıklamak
Science's understanding of how taste works started only 25 years ago Dilbilgisi
1:24Bilimin tat almanın nasıl çalıştığına dair anlayışı sadece 25 yıl önce başladı
how taste works: iç içe geçmiş how yan cümlesi
how taste works, understanding of how taste works yapısında understanding kelimesinin içeriğini belirtir. Buradaki anlamı tadın nasıl işlediğidir; doğrudan sorulan bir soru değildir. Yan cümle daha büyük bir cümlenin içine yerleştiği için bildirme cümlesi söz dizimini korur: taste, works kelimesinden önce gelir. Bu bağlamda works, işlemek veya çalışmak anlamındadır.
Alıştırma
understand fiilinden sonra iç içe geçmiş how yan cümlesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- I want to understand how does the sensor work?
- I want to understand how the sensor work.
- I want to understand how the sensor works.
Cevabı göster
I want to understand how the sensor works.
cells located in the taste buds on your tongue. Kelime
1:33dilinizdeki tat tomurcuklarında bulunan hücreler.
taste receptors: tadı algılayan biyolojik yapılar
Bu cümlede taste receptors, yiyeceklerdeki maddelere tepki veren ve vücudun tadı algılamasına yardımcı olan biyolojik yapıları ifade eder. Burada receptor, vücutta bir sinyali alan veya ona tepki veren bir yapıdır; ziyaretçileri karşılayan bir kişi değildir. Virgülden sonraki cells located in the taste buds on your tongue ifadesi, konuşmacının taste receptors ile neyi kastettiğini ve bunların nerede bulunduğunu açıklar.
Alıştırma
Bu bilimsel cümlede taste receptors ne anlama geliyor?
- Ziyaretçileri karşılayan kişiler
- Tatla ilgili uyaranlara tepki veren biyolojik yapılar
- Yoğun aromalı yiyecekler hazırlamak için tarifler
Cevabı göster
Tatla ilgili uyaranlara tepki veren biyolojik yapılar
taste buds: tat almaya katılan küçük yapılar
Taste buds, ağızda ve özellikle dilde bulunan, tat algılamaya katılan hücreleri içeren küçük duyu yapılarıdır. Taste buds, bu vücut yapısının standart ve kalıplaşmış adıdır. Bud tek başına bir bitkinin yeni filizi anlamına gelebilir, ancak taste buds ifadesinde bu anlam geçerli değildir.
Alıştırma
Cümleyi hedef terimle tamamlayın: The small structures on the tongue that help you sense taste are called ____.
Cevabı göster
taste buds
But people's taste is unique to them. Kalıp ifadeler
1:36Fakat insanların damak zevki kendilerine özgüdür.
unique to them: özel bir niteliğin kime ait olduğunu gösterme
be unique to + kişi, grup, yer veya tür kalıbı, bir özelliğin yalnızca o kişiye ya da şeye ait olduğunu veya yalnızca onu nitelediğini belirtir. Burada them, people sözcüğüne gönderme yapar: herkesin damak zevki kendine özgüdür. to edatı, ayırt edici özelliğe kimin sahip olduğunu gösterir. Onlara doğru bir hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi unique sözcüğünden sonra kullanılan edatla tamamlayın: This greeting is unique ____ the village.
Cevabı göster
to
What tastes sweet to me might ... to someone else: algıları karşılaştırma
Baştaki What tastes sweet to me yan cümlesi “bana tatlı gelen şey” anlamındadır. İsim gibi çalışan bir yan cümledir ve might taste bölümünün öznesidir; What burada bir soru başlatmaz. What + algı fiili + sıfat + to one person + might + algı fiili + farklı sıfat + to someone else kalıbı, iki kişinin aynı şeyi nasıl farklı deneyimleyebileceğini karşılaştırır. Taste burada bağlayıcı fiil olarak kullanıldığı için sweet, sour ve salty birer sıfattır.
Alıştırma
"What feels easy to me might feel hard to someone else," cümlesinde "What feels easy to me" ne anlama gelir?
- Beni rahat hissettiren kişi.
- Bana kolay gelen şey.
- Birinden kolay bir şey söylemesini isteyen doğrudan bir soru.
Cevabı göster
Bana kolay gelen şey.
And this is because of differences in the receptors we're born with. Kalıp ifadeler
1:44Ve bunun nedeni, doğuştan sahip olduğumuz reseptörlerdeki farklılıklardır.
we're born ... with: bir şeye doğuştan sahip olmak
receptors we're born with ifadesinin daha tam biçimi receptors that we're born with şeklindedir. Bağlayıcı that düşürülür ve with, receptors sözcüğüne bağlandığı için sonda kalır. Be born with, bir özelliğe, duruma veya yeteneğe doğuştan sahip olmak demektir. Burada insanların doğal olarak farklı reseptörlerle doğduğu anlatılır; with, doğuştan sahip olunan şeyi belirtir, doğum sırasında kişinin yanında bulunan birini değil.
Alıştırma
Cümleyi be born with yapısının doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Mia has had perfect pitch since birth. She ____ it.
Cevabı göster
was born with
In other words: açık bir yeniden anlatımı başlatmak
In other words, bir düşüncenin yeniden ifade edileceğini gösteren bir söylem işaretidir: ardından aynı temel düşünce daha basit, doğrudan veya açık bir şekilde anlatılır. Burada doğuştan gelen reseptör farklılıklarıyla ilgili açıklamayı taste is partly genetic özetiyle yeniden ifade eder. Bu sözü duyduğunuzda ilgisiz yeni bir iddia değil, bir açıklama veya özet bekleyin.
Alıştırma
İkinci cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? You must show your library card before borrowing a book. ___, you cannot borrow a book without it.
- However
- In other words
- For example
Cevabı göster
In other words
researcher at the Monell Chemical Senses Center in Philadelphia,
1:52Philadelphia'daki Monell Chemical Senses Center'da araştırmacı,
explaining more to BBC World Service program, The Food Chain.
1:56BBC World Service programı The Food Chain'e daha fazlasını açıklıyor.
to looking at a few Europeans, people of European ancestry. Kelime
2:06birkaç Avrupalıyı, Avrupa kökenli insanları incelemekle sınırlandırdık.
confine ourselves to looking at: kapsamı sınırlamak
confine ourselves to looking at something, kendi faaliyetimizi veya dikkatimizi yalnızca o şeyi incelemekle sınırlamak demektir. Burada araştırmacılar, ilk çalışmalarının yalnızca küçük bir Avrupalı örneklemi kapsadığını söylüyor; fiziksel olarak kapatılmaktan söz edilmiyor. Yapı confine oneself to + isim veya -ing biçimidir. to looking ifadesindeki to bir edattır, bu yüzden look fiili -ing biçimini alır. just, kapsamın ne kadar dar olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için confine itself to yapısının geçmiş zamanını ve examine fiilinin doğru biçimini kullanın: During its first audit, the company ____ invoices from 2024.
Cevabı göster
confined itself to examining
people of European ancestry: vatandaşlık değil, ata kökeni
People of European ancestry, atalarının kökenleri Avrupa ile bağlantılı olan insanlar demektir. Ancestry, önceki nesiller boyunca aile soyunu ifade eder; bir kişinin doğduğu veya şu anda yaşadığı yeri otomatik olarak göstermez. Bu araştırma bağlamında ifade, örneklem grubunun geçmişini tanımlar. Tek başına gruptaki herkesin şu anda bir Avrupa ülkesi vatandaşlığına sahip olduğunu veya aynı kültürel kimliği taşıdığını söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede people of European ancestry neyi tanımlar? The survey included people of European ancestry.
- Şu anda Avrupa’yı ziyaret eden insanlar
- Şu anda bir Avrupa ülkesinin vatandaşlığına sahip insanlar
- Ataları Avrupa’dan gelen insanlar
Cevabı göster
Ataları Avrupa’dan gelen insanlar
our understanding of the broad diversity of humans on the planet Kalıp ifadeler
2:12gezegendeki insanların geniş çeşitliliğine dair anlayışımız
the broad diversity of humans on the planet: gezegendeki insanların geniş çeşitliliği
the broad diversity of humans on the planet isim öbeğinde temel fikir diversity sözcüğüdür: insanlar birçok yönden birbirinden farklıdır. Broad, diversity sözcüğünü niteler ve bu farklılıkların geniş bir alanı kapsadığını belirtir. İnsanları fiziksel olarak geniş diye tanımlamaz. of humans on the planet bölümü grubu ve kapsamı, yani dünya üzerindeki tüm insanlığı belirler. Bu resmî ifade, yalnızca birçok farklı insan bulunduğunu söylemek yerine pek çok nüfus grubundaki farklılıkların genişliğine odaklanır.
Alıştırma
Çeşitliliğin geniş bir alanı kapsadığını göstermek için broad sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- The report examines the diversity broad of languages spoken in the city.
- The report examines the broad people who speak languages in the city.
- The report examines the broad diversity of languages spoken in the city.
Cevabı göster
The report examines the broad diversity of languages spoken in the city.
and studying people of Asian and African ancestry,
2:21ve Asya ve Afrika kökenli insanları da inceliyoruz,
are broadening our horizons: bilgimizi ve deneyimimizi genişletiyoruz
Broaden our horizons, bildiklerimizi, deneyimlerimizi veya dikkate aldığımız şeyleri genişletmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede are broadening devam eden bir değişimi gösterir: araştırmacılar inceledikleri insan gruplarının kapsamını ve böylece kendi anlayışlarını genişletmektedir. Yeniden kullanılabilen kalıp broaden someone's horizons şeklindedir. someone's yerine kişiye uygun iyelik sözcüğünü getirerek broaden my horizons, broaden your horizons veya broaden their horizons diyebilirsiniz. Horizons burada mecazidir; gökyüzü ile yeryüzünün birleşiyor gibi göründüğü gerçek çizgiyi anlatmaz.
Alıştırma
Okuyucuya hitap eden ve broaden ile başlayan deyimi tamamlayın: Visiting a new country can ____.
Cevabı göster
broaden your horizons
and that has really opened up the knowledge Öbek fiiller
2:25ve bu da gerçekten şu bilgiyi ortaya çıkardı
that people are much more diverse than we ever realized. Dilbilgisi
2:29insanların sandığımızdan çok daha çeşitli olduğunu.
has really opened up the: yeni bilgiyi erişilebilir kılmak
Burada open up soyut anlamda kullanılır. has really opened up the knowledge... ifadesinde araştırmanın daha geniş bir anlayışı erişilebilir hâle getirdiği anlatılır; fiziksel bir nesne açılmıyor. Really, anlayışın ne kadar büyük ölçüde değiştiğini vurgular. Has opened up, present perfect yapısındadır: daha önce yapılan araştırma, sonucu şimdi de önemli olan bir değişime yol açmıştır. Aktarılabilir temel fikir, open up ifadesinin soyut bir alanı daha erişilebilir veya anlaşılır hâle getirmeyi anlatabilmesidir.
Alıştırma
Hangi cümlede open up, altyazıdakiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?
- Leo opened up the box to find his keys.
- The discovery opened up new ways of understanding the brain.
- The wind opened the gate.
Cevabı göster
The discovery opened up new ways of understanding the brain.
much more diverse than we ever realized: güçlendirilmiş bir karşılaştırma
More diverse than bir karşılaştırma kurar: gerçek çeşitlilik, insanların daha önce anladığı düzeyden fazladır. Much, karşılaştırma ifadesi more diverse önünde yer alır ve farkın büyük olduğunu gösterir: yalnızca biraz daha çeşitli değil, far more diverse anlamındadır. Than we ever realized, eski anlayışı karşılaştırma noktası olarak belirler. Ever, yeni bulgudan önceki tüm zamanı kapsar; bu nedenle ifade çoğu zaman yeni kanıtların önceki bir inancı düzelttiğini veya genişlettiğini gösterir.
Alıştırma
Karşılaştırmayı much more ... than ile tamamlayın: The full survey showed that the neighborhood was ____ diverse ____ we had ever realized.
Cevabı göster
much more · than
What you're saying is: Karşı tarafın düşüncesini yeniden ifade edip doğrulamak
What you're saying is, başka bir kişinin düşüncesini kendi sözlerinizle özetlemeye giriş yapar. Burada sunucu, uzmanın zevkin yalnızca kişisel görüşe değil biyolojiye dayandığını söyleyip söylemediğini kontrol ediyor. Bu ifade, kelimesi kelimesine bir alıntı yapılacağını göstermez. What you're saying is (that) + özet kalıbı, konuşmayı ilerletmeden önce ana fikri doğrulamanızı sağlar.
Alıştırma
Başka bir kişinin düşüncesini yeniden ifade eden dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: So ____, we need a cheaper plan.
Cevabı göster
what you're saying is
or for dressing in colors we don't appreciate.
2:47ya da beğenmediğimiz renklerde giyindikleri için.
Chastise someone for doing something: Birini yaptığı bir şey nedeniyle sertçe azarlamak
Chastise someone for something, bir kişiyi bir şey nedeniyle sert biçimde eleştirmek veya azarlamak demektir. we wouldn't chastise them for... içinde them eleştiriyi alan kişiyi belirtir; for ise kırmızıyı görememek ve belirli renklerde giyinmek gibi nedenleri açıklar. Wouldn't, konuşanın böylesine sert bir suçlamayı burada uygunsuz bulduğunu gösterir. Kullanılabilir kalıp chastise + kişi + for + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Sert biçimde azarlama kalıbını tamamlayın. İlk boşlukta chastise fiilinin geçmiş zamanını, ikinci boşlukta doğru edatı kullanın: The coach ____ the players ____ ignoring the safety rules.
Cevabı göster
chastised · for
But we feel very free to criticize our friends' sense of taste. Ton ve niyet
2:50Ama arkadaşlarımızın damak zevkini eleştirmekte kendimizi çok özgür hissederiz.
we feel very free to criticize: çekinmeden eleştirmek
Burada we feel very free to criticize, insanların çok az tereddüt ederek ya da kendilerini çok az tutarak eleştirmeleri anlamına gelir. İfade, bu davranışı yaparken kendilerini ne kadar rahat hissettiklerini anlatır; izin vermez. Eylem criticize olduğu ve cümle But ile başladığı için very free onaylamayan bir ton taşır. Konuşmacı, insanların arkadaşlarının zevklerini yargılamaya gereğinden fazla hazır olduğunu söylüyor; bu özgürlüğü övmüyor.
Alıştırma
Örnekte feel very free to criticize ne anlama geliyor?
- İnsanlar kendilerini yeterince tutmadan eleştiriyor ve konuşmacı bunu onaylamıyor.
- İnsanlar özgür olmadıkları için eleştiremiyor.
- Birisi insanlara eleştirmeleri için nazikçe izin veriyor.
Cevabı göster
İnsanlar kendilerini yeterince tutmadan eleştiriyor ve konuşmacı bunu onaylamıyor.
It was only when scientists looked outside Europe, Dilbilgisi
2:54Bilim insanları Avrupa'nın dışına,
that they realized the diversity of human taste.
2:59insan damak zevkinin çeşitliliğini ancak o zaman fark ettiler.
It was only when ... that they realized: ancak o zaman fark ettiler
It was only when + yan cümle + that + sonuç kalıbı, sonucun ancak belirli bir zaman veya olaydan sonra gerçekleştiğini özellikle vurgular. Örnekte bilim insanlarının bunu ancak Avrupa'nın ötesine baktıktan sonra fark ettiği vurgulanır. Bu, it-cleft adı verilen bir vurgu yapısıdır. when yan cümlesi önemli dönüm noktasını, that yan cümlesi ise sonucu verir. Yalnızca iki olayın ne zaman gerçekleştiğini söylemek yerine, sonucun o zamana kadar gerçekleşmediğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi It was only when ... that ... kalıbıyla tamamlayın: It was ____ Ben opened the box ____ he saw the note.
Cevabı göster
only when · that
Danielle says they broadened their horizons.
3:03Danielle onların ufuklarını genişlettiklerini (broadened their horizons) söylüyor.
to increase their knowledge and understanding of it.
3:09onunla ilgili bilgilerini ve anlayışlarını artırmak için.
Danielle compares taste to another genetically controlled condition, Kalıp ifadeler
3:13Danielle tat almayı genetik olarak kontrol edilen başka bir durumla karşılaştırıyor,
or unable to see the difference between certain colors like green and red. Kalıp ifadeler
3:18veya yeşil ve kırmızı gibi belirli renkler arasındaki farkı görememekle.
Danielle tadı ... ile kıyaslıyor
compare A to B yapısında konuşan kişi, B'yi A için bir benzetme olarak sunar. Burada Danielle, tanıdık bir durum olan renk körlüğünü kullanarak tat alma duyusunun da genetik olarak belirlenebileceği fikrini açıklıyor. Bu karşılaştırma yararlı bir benzerliğe dikkat çeker; tat alma duyusuyla renk körlüğünün aynı durum olduğunu söylemez. Bu yapı, soyut bir fikri daha kolay anlaşılır hâle getirmek için sık kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede Danielle compares taste to ifadesini kullanarak ne yapıyor?
- Tat alma duyusunun başka bir duruma dönüştüğünü söylemek.
- Tat alma duyusuyla başka bir durum arasındaki tüm farkları listelemek.
- Tat alma duyusunu bir fikri açıklamak için başka bir duruma benzetmek.
Cevabı göster
Tat alma duyusunu bir fikri açıklamak için başka bir duruma benzetmek.
Renkler arasındaki farkı görememek
Unable to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli gelir ve bu yapı birinin bir şeyi yapamadığını belirtir. Unable to see the difference between A and B ifadesinde see the difference, A ile B'yi ayırt etmek anlamına gelir; between ise ayırt edilen şeyleri tanıtır. Burada yeşil ve kırmızı gibi renkleri görsel olarak ayırt edememek anlatılıyor. Bu yapı başka algı veya tanıma türleri için de kullanılabilir, ancak fiil duyuyla uyumlu olmalıdır: sesler için hear the difference kullanılır.
Alıştırma
İki görsel rengi ayırt edemeyen birini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- She is unable to see the difference between the two shades of blue.
- She is unable to seeing the difference between the two shades of blue.
- She is unable to see the difference of the two shades of blue.
Cevabı göster
She is unable to see the difference between the two shades of blue.
So, why criticize someone's taste? Anlatım akışı
3:29Öyleyse, neden birinin zevkini eleştiresiniz ki?
“So, why criticize someone's taste?” ifadesinin retorik gücü
Bu cümlede So, soruyu önceki akıl yürütmeye bağlar ve onu sıradaki sonuç olarak sunar. Why criticize someone's taste? retorik bir sorudur; konuşan kişi ayrıntılı bir neden listesi istemez. Örtük mesaj, birinin zevkini eleştirmek için geçerli bir neden olmadığıdır. Genel olarak So, why + fiilin yalın hâli...? kalıbı, önceki kanıtı bir eylemin yerindeliğini sorgulayan bir soruya dönüştürebilir.
Alıştırma
Konuşan kişi “So, why criticize someone's taste?” ile esas olarak ne yapıyor?
- Birinin zevkini eleştirmenin makul olup olmadığını sorgulamak
- Ayrıntılı bir neden listesi istemek
- Konuyu zevkin nasıl işlediğine çevirmek
Cevabı göster
Birinin zevkini eleştirmenin makul olup olmadığını sorgulamak
But if scientists are telling us taste is largely genetic,
3:32Fakat eğer bilim insanları bize tat almanın büyük ölçüde genetik olduğunu söylüyorsa,
what about restaurant critics and wine connoisseurs? Notlar
3:36restoran eleştirmenleri ve şarap uzmanları ne olacak?
what about: önceki iddiayı sorgulatabilecek gözden kaçmış bir durumu gündeme getirmek
Bu cümlede what about, tartışmayı genel bir iddiadan, rolleri bu iddiayla bağdaştırılması zor görünen kişilere, yani restoran eleştirmenleri ile şarap uzmanlarına taşır. İfade, “bu iddia onlar için ne anlama geliyor?” veya “onların durumu bu iddiayı sorgulatıyor mu?” anlamına gelir. Gözden kaçmış bir durumu, olası bir istisnayı ya da sonucu gündeme getirerek savı düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle, ilk iddiayı sorgulatabilecek gözden kaçmış bir durumu what about ile gündeme getiriyor?
- Can you tell me what the article is about?
- What about meeting at three?
- Cars can use the new road, but what about people on bicycles?
Cevabı göster
Cars can use the new road, but what about people on bicycles?
wine connoisseurs: uzman şarap değerlendiricileri
Bu soruda wine connoisseurs, şarap hakkında derin bilgi sahibi olan, şarabı dikkatle tadıp kalitesini değerlendirebilen kişileri ifade eder. Yalnızca şarap içmeyi seven herkes anlamına gelmez. Connoisseur, an art connoisseur veya a connoisseur of coffee örneklerinde olduğu gibi bilinçli değerlendirme gerektiren başka alanlarda da kullanılabilir. Sözcük, kişinin değerlendirmesinin deneyimden ve kaliteyi ayırt etme konusunda gelişmiş bir beceriden geldiğini anlatır.
Alıştırma
Hangi kişi doğal olarak wine connoisseur diye adlandırılabilir?
- Bilinçli bir tadımla şarap bölgelerini ve rekolteleri belirleyebilen biri
- Şarabı bir kez tatmış ama şarap hakkında hiçbir şey bilmeyen biri
- Açılmamış şarap şişelerini teslim eden biri
Cevabı göster
Bilinçli bir tadımla şarap bölgelerini ve rekolteleri belirleyebilen biri
People whose job it is to tell us what to eat and drink.
3:40İşi bize ne yiyip içeceğimizi söylemek olan insanlar.
wine judge for the International Wine and Spirits Competition,
3:48International Wine and Spirits Competition için şarap jürisi,
Scientists have established that taste is individual
3:57Bilim insanları damak zevkinin kişisel olduğunu kanıtladılar
to a large extent actually: güçlü ama sınırlanmış bir iddia
To a large extent, 'çoğunlukla' veya 'büyük ölçüde' demektir. Burada genetic sözcüğünü sınırlar: genler tat algısını güçlü biçimde etkiler, fakat ifade başka etkiler için de yer bırakır. Actually ayrı bir zarftır ve to a large extent ifadesinin parçası değildir. 'Aslında' anlamını ekleyerek genetik noktasını dikkat çekici veya bir düşünceyi düzelten bilgi gibi sunar. Cümle önce tat algısının kişiden kişiye değiştiğini söyler, sonra bunun yine de büyük ölçüde genetik olduğunu ekler.
Alıştırma
'Çoğunlukla, ama tamamen değil' anlamındaki ders ifadesiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: The damage is ____ actually reversible.
Cevabı göster
to a large extent
does that render the wine competition a pointless exercise? Dilbilgisi
4:05bu durum şarap yarışmasını anlamsız bir aktivite mi yapıyor?
render + nesne + tümleç: render the wine competition a pointless exercise
Burada render, ‘görsel oluşturmak’ değil, ‘bir şeyi belli bir duruma getirmek’ anlamındadır. Yapı render + nesne + nesne tümlecidir: the wine competition nesnedir; a pointless exercise ise onun neye dönüşeceğini belirtir. A pointless exercise, yararlı bir sonuç ya da gerçek bir değer taşımayan etkinlik demektir. Soru, az önce sözü edilen durumun yarışmayı anlamsız hâle getirip getirmeyeceğini soruyor.
Alıştırma
Hangi cümlede render, ‘bir şeyi yeni bir duruma getirmek’ anlamında doğru kullanılmıştır?
- The storm rendered the road unsafe.
- The storm rendered the road to unsafe.
- The storm rendered into the road unsafe.
Cevabı göster
The storm rendered the road unsafe.
I would say that, wouldn't I? ile öngörülebilir taraflılığı kabul etmek
I mean, konuşanın açık sözlü bir açıklama eklediğini gösterir. I would say that, wouldn't I? kişinin kendi taraflılığının farkında olduğunu gösteren bir soru eklentisidir: konuşan, rolü veya çıkarları nedeniyle bu görüşünün tahmin edilebilir olduğunu kabul eder. Soru eklentisinin asıl amacı onay istemek değildir. Verdiği mesaj, genellikle hafif mizahi ve kendisiyle dalga geçen bir tonla, ‘Konumum düşünüldüğünde elbette böyle söylerdim’ anlamına daha yakındır.
Alıştırma
“I'm the coach, so I would defend the team, wouldn't I?” cümlesindeki soru eklentisinin temel işlevi nedir?
- Konuşan, takımı desteklemek için izin istiyor.
- Konuşan, koç olduğu için görüşünün tahmin edilebilir olduğunu hafifçe kabul ediyor.
- Konuşan, hangi görüşü söylediğini hatırlayamıyor.
Cevabı göster
Konuşan, koç olduğu için görüşünün tahmin edilebilir olduğunu hafifçe kabul ediyor.
individual taste is subjective: kişisel yargılar farklı olabilir
Burada subjective, bir yargının kişinin kendi duyguları, deneyimleri ve tercihleri tarafından şekillendirildiği anlamına gelir. Cümle, zevkle ilgili yargıların ölçülebilen tek bir gerçek olmak yerine kişiden kişiye değişebileceğini söyler. Subjective; “rastgele”, “önemsiz” veya “yanlış” demek değildir. Yargının nereden geldiğini, yani o yargıyı veren kişiden kaynaklandığını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede subjective doğru kullanılmıştır?
- Subjective means an opinion is unimportant.
- The ruler says the desk is exactly one metre long, so the measurement is subjective.
- Whether a song is enjoyable is subjective.
Cevabı göster
Whether a song is enjoyable is subjective.
in whatever sphere of life you want to go into.
4:19hayatın hangi alanına girmek isterseniz isteyin.
to park those ...: bir şeyi geçici olarak bir kenara bırakmak
to park those prejudices ifadesinde park bir mecazdır. Önyargıların şu an verilen kararı etkilememesi için onları bir kenara bırakmak anlamına gelir. Bir aracı park etmekten söz edilmez. Mastar yapısındaki to park, encouraged sözcüğünden sonra gelir; konuşan kişi kendini düzelttikten sonra bunun neredeyse ordered olduğunu söyler. Those, ardından gelen prejudices ismine gönderme yapar. Park sözcüğünün bu soyut kullanımı, şimdi ele alınmayacak bir konu, soru veya fikirle de kullanılabilir.
Alıştırma
Park etme mecazını kullanarak cümleyi tamamlayın: We do not have enough facts yet, so let's ____ that question until tomorrow.
Cevabı göster
park
Since people's tastes are naturally different,
4:29İnsanların zevkleri doğal olarak farklı olduğu için,
without purpose, and a waste of time. Kalıp ifadeler
4:35amaçsız ve zaman kaybı olup olmadığını soruyor.
a waste of time: değeri olmayan bir şey için isim öbeği
a waste of time, bir etkinlik ya da durumun zaman aldığı hâlde çok az yararlı sonuç verdiğini veya hiç vermediğini anlatan bir isim öbeğidir. Bu cümlede pointless sözcüğünü açıklamaya yardım eder: yararlı bir amacı olmayan bir şey a waste of time olarak değerlendirilebilir. Burada waste, waste fiili değil, sayılabilen bir isimdir. Yaygın kalıp, a tanımlığıyla kullanılan something is a waste of time yapısıdır.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: We waited for two hours, but no one came. It was ____.
Cevabı göster
a waste of time
Being a wine judge: kimlik ve nedeni veren cümle başı öbeği
Being a wine judge, cümle başında kullanılan bir present participle öbeğidir. David'in kimliğini arka plan bilgisi olarak verir ve bu kimliği onun karşı çıkmasının nedeni yapar. Tam yan cümle biçiminde Because he is a wine judge veya As he is a wine judge yapılarına yakındır. Being burada devam eden bir eylemi anlatmaz ve bir şeye dönüşmek anlamına gelmez. Being a wine judge öbeğinin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi David'dir. Bu tür bir başlangıç öbeği mantıksal olarak ana cümlenin öznesini tanımlamalıdır.
Alıştırma
Because Leo was yerine Being ile başlayan bir öbek yazın ve diğer sözcükleri değiştirmeyin: Because Leo was the oldest child, he knew the family story. → ____, Leo knew the family story.
Cevabı göster
Being the oldest child
"But I would say that, wouldn't I?"
4:43"But I would say that, wouldn't I?" (Ama ben bunu derdim, değil mi?)
It implies there's some reason
4:49Konuşmacının söylediklerinin açıkça kendinden yana taraflı olduğunu gösteren
that what the speaker is saying is obviously biased towards them.
4:51bazı sebepler olduğunu ima eder.
David admits that taste is subjective,
4:55David damak zevkinin öznel (subjective) olduğunu kabul ediyor,
based on personal opinions and feelings rather than on facts. Kalıp ifadeler
4:57gerçeklerden ziyade kişisel görüş ve duygulara dayalı olduğunu.
rather than on facts: başka bir dayanağı dışlamak
Rather than, kabul edilmeyen dayanağı belirtir: zevk gerçeklerden değil, kişisel görüş ve duygulardan gelir. Bu cümlede rather than on facts, “gerçeklere dayanmak yerine” anlamındadır. İki taraf paraleldir: based on A rather than on B. Facts öncesinde on sözcüğünün tekrarlanması, iki olası dayanağı özellikle açık hâle getirir. Aynı edatın iki tarafa da uygulandığı açık olduğunda based on A rather than B de denebilir.
Alıştırma
Planın hız temelinde değil, güvenlik temelinde seçildiğini hangi cümle anlatır?
- We picked the plan based on safety rather than on speed.
- We picked the plan based on both safety and speed.
- We picked the plan based on speed rather than on safety.
Cevabı göster
We picked the plan based on safety rather than on speed.
I think it's time to reveal the answer: sanırım cevabı açıklama zamanı geldi
I think it's time to reveal the answer, konuşan kişinin cevabı açıklamak için doğru zamanın geldiğini düşündüğünü belirtir. Bir programda ayrıca herkesi doğal biçimde cevabın açıklanacağı bölüme geçirir. Kalıp it's time to + fiilin yalın hâlidir. It, belirli bir şeyi göstermeyen biçimsel öznedir. I think, zamanlamayı konuşanın görüşü olarak sunar ve geçişi daha az ani yapar.
Alıştırma
Şimdi doğru zamanın geldiğini belirten sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: I think ____ to announce the winner.
Cevabı göster
it's time
I asked for Britain's most popular flavor of crisp,
5:06İngiltere'nin en popüler cips aromasını sormuştum,
Let's recap the vocabulary we've learned in this program, Anlatım akışı
5:15Bu programda öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim,
Kelime dağarcığını kısaca gözden geçirelim
“Let's recap the vocabulary”, daha önce öğretilen kelimelerin kısaca gözden geçirileceğini belirtir. Ders, program veya toplantıda yeni bilgilerden açık bir özete geçiş sağlar. Let's + fiilin yalın hâli yapısı, dinleyicileri bunu birlikte yapmaya davet eder. Buradaki recap, temel kelimeleri seçip gözden geçirmek demektir; bütün açıklamaları baştan sona tekrarlamak demek değildir.
Alıştırma
Bir dersin sonunda “Let's recap the main ideas” neyi belirtir?
- Konuşmacı kısa bir gözden geçirmeye başlıyor.
- Konuşmacı herkesten her cümleyi kelimesi kelimesine tekrarlamasını istiyor.
- Konuşmacı tamamen yeni bir konu tanıtıyor.
Cevabı göster
Konuşmacı kısa bir gözden geçirmeye başlıyor.
starting with the phrase to broaden or expand your horizons,
5:19ufkunu genişletmek (to broaden veya expand your horizons) ifadesiyle başlayalım,
which increases your knowledge and understanding of it.
5:26bu da sizin onun hakkındaki bilgi ve anlayışınızı artırır.
To chastise means to strongly punish or criticize.
5:30Azarlamak (to chastise), sert bir şekilde cezalandırmak veya eleştirmek anlamına gelir.
A colorblind person is unable to distinguish certain colors,
5:34Renk körü bir kişi (colorblind person) belirli renkleri ayırt edemez,
Something which is pointless has no purpose or meaning
5:41Anlamsız (pointless) olan bir şeyin hiçbir amacı veya anlamı yoktur
The phrase, "I would say that, wouldn't I?"
5:46"Ben bunu derdim, değil mi?" (I would say that, wouldn't I?) ifadesi
Altı dakikamız doldu
Bir zaman ifadesinde be up, ayrılan bir sürenin sona erdiğini veya tükendiğini belirtir. Yukarı doğru bir hareket anlatmaz. Bu cümlede our 6 minutes programın belirlenmiş altı dakikalık süresini ifade eder; are up da bu sürenin sona erdiğini bildirir. Çoğul özne olan minutes ile are kullanılır: 6 minutes are up. Aynı anlam daha kısa olarak Time is up şeklinde de duyurulabilir.
Alıştırma
Programdaki “Our 6 minutes are up” ne anlama gelir?
- Programın bitmesine altı dakika daha var.
- Belirlenmiş altı dakikalık süre sona erdi.
- Konuşmacılar altı dakikayı yukarı doğru hareket ettiriyor.
Cevabı göster
Belirlenmiş altı dakikalık süre sona erdi.