Zevklerimizi ne belirler? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
827 kelime 145 kel/dk

Video özeti: BBC’deki bu konuşma, genlerin ve tat reseptörlerinin kişisel yiyecek tercihlerini nasıl şekillendirdiğini, daha çeşitli toplulukları araştırmanın neden önemli olduğunu ve uzman jüri üyelerinin kişisel önyargılarını nasıl bir kenara bırakmaya çalıştığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. What tastes sweet to me might taste sour or salty to someone else. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Aynı yiyecek, deneyim veya durumun farklı kişilerde farklı algılar oluşturabileceğini anlatan karşılaştırmalı bir kalıp öğrenin. might kullanımı sayesinde bu farkı kesin bir kural gibi sunmak yerine olasılık olarak doğal biçimde ifade edebilirsiniz. 2. are broadening our horizons — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bunun fiziksel olarak bir şeyi genişletmek değil, bilgi veya bakış açısını geliştirmek anlamına geldiğini kavrayın; daha fazla topluluğu kapsayan araştırmalardan, öğrenme süreçlerinden, seyahatten ya da yeni deneyimlerden söz ederken kullanın. 3. individual taste is subjective. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: subjective sözcüğünün nesnel gerçeklerden ziyade kişisel duygu ve yargılarla biçimlenen bir şeyi anlattığını öğrenin. Bu kısa ve nispeten resmî ifadeyle yemek, sanat, eleştiri veya yarışma tartışmalarında kişisel değerlendirmeyi kanıttan ayırabilirsiniz.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:00

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Phil.

0:10

Ben Phil.

And I'm Beth.

0:11

Ve ben Beth.

Now, let's talk about food.

0:13

Şimdi yiyecekler hakkında konuşalım.

Okay.

0:15

Tamam.

What food do you love?

0:16

Hangi yiyecekleri seversin?

What food do you hate?

0:18

Hangi yiyeceklerden nefret edersin?

If you ask around, Öbek fiiller

0:19

Etrafınıza sorarsanız,

you'll soon see there's no right or wrong answer. Kalıp ifadeler

0:20

doğru ya da yanlış bir cevap olmadığını yakında göreceksiniz.

Öbek fiiller

ask around, ...: birkaç kişiye sorup öğrenmek

Ask around, bilgi, tavsiye veya görüş almak için birkaç kişiye sormak anlamına gelen bir phrasal verb'dür. Bu cümlede farklı insanların ne düşündüğünü öğrenmek anlamındadır; yakındaki bir yer hakkında soru sormak anlamına gelmez. Kişiler ve konu belliyse tek başına ask around kullanılabilir. Konuyu belirtmek için ask around about something denebilir. Temel fikir, birden fazla kişiye sormaktır.

Alıştırma

“Birkaç kişiye sormak” anlamındaki ifadeyi yaz: Before choosing a club, I want to ____ and hear different opinions.

Cevabı göster

ask around

Kalıp ifadeler

there's no right or wrong answer.: kişisel tercih için sabit bir ölçüt yok

There's no right or wrong answer, bir cevabın tek bir sabit ölçüte değil, kişisel zevke, tercihe veya görüşe bağlı olduğunu anlatan bir kalıptır. Bu cümlede farklı yemek tercihlerinin hepsi geçerli olabilir. Bu ifade kimsenin cevap veremeyeceği anlamına gelmez. Sorunun öznel olduğunu ve cevabı doğru ya da yanlış diye değerlendirmenin uygun olmadığını anlatır.

Alıştırma

Bu derste there's no right or wrong answer ifadesinin anlamını seç.

  1. Kişisel bir tercihin tek bir sabit ölçüte göre değerlendirilemeyeceğini söyler.
  2. Bütün cevapların gerçekler açısından yanlış olduğunu söyler.
  3. Sorunun mümkün olan hiçbir cevabı olmadığını söyler.
Cevabı göster

Kişisel bir tercihin tek bir sabit ölçüte göre değerlendirilemeyeceğini söyler.

It's all a question of taste. Kalıp ifadeler

0:23

Bunların hepsi bir zevk meselesi.

Kalıp ifadeler

It's all a question of taste: değerlendirme kişisel tercihe bağlıdır

“It's all a question of X”, sonucun ya da değerlendirmenin eninde sonunda X'e bağlı olduğu anlamına gelir. Buradaki question, birinin sorduğu bir soru değildir; a question of, “belirli bir etken tarafından belirlenen mesele” demektir. Taste, kişisel tercih veya neyin iyi olduğuna dair zevk anlamına gelir. Yemek bağlamında bu kelime, gerçek anlamı olan “tat”ı da çağrıştırabilir.

Alıştırma

Bu cümlede “It's all a question of taste” ne anlama geliyor?

  1. Değerlendirme kişisel tercihe bağlıdır.
  2. Birisi tat hakkında soru soruyor.
  3. Nesnel olarak doğru olan tek bir değerlendirme vardır.
Cevabı göster

Değerlendirme kişisel tercihe bağlıdır.

But our taste, it turns out, Anlatım akışı

0:26

Fakat damak zevkimizin,

isn't simply a matter of opinion. Kalıp ifadeler

0:28

sadece bir görüş meselesi olmadığı ortaya çıktı.

Anlatım akışı

it turns out: sonradan öğrenilen bir gerçeği sunmak

It turns out, konuşanın daha sonra öğrenilen bir gerçeği sunacağını gösterir. Bu gerçek çoğu zaman önceki bir düşünceyi düzeltir veya derinleştirir. Burada dinleyiciye, “zevk yalnızca görüşten ibarettir” şeklindeki basit düşüncenin birazdan düzeltileceğini bildirir. Bu cümlede it turns out, özne olan our taste ifadesinden sonra eklenmiş bir ara açıklamadır. Onsuz da ana cümle çalışır: But our taste isn't simply a matter of opinion. Cümle başında aynı düzenleyici çoğunlukla It turns out that + yan cümle biçimini alır.

Alıştırma

Bu cümlede it turns out dinleyiciye ne anlatıyor?

  1. Konuşan bir emir veriyor.
  2. Birisi fiziksel olarak dönüyor.
  3. Konuşan, daha sonra keşfedilen bir gerçeği sunuyor.
Cevabı göster

Konuşan, daha sonra keşfedilen bir gerçeği sunuyor.

Kalıp ifadeler

a matter of opinion: kişisel bir yargıyı ifade etmek

a matter of opinion, yalnızca gerçeklerin kesinleştirebileceği tek bir cevabı olan bir şeyden ziyade, kişisel yargıya veya tercihe bağlı bir şeyi anlatır. Bu cümlede isn't simply a matter of opinion, tadın sadece öznel olduğu düşüncesini düzeltir. Burada matter, fiziksel madde veya malzeme değil, mesele ya da yön anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümlede a matter of opinion, insanların makul olarak farklı görüşlere sahip olabileceği bir yargı için kullanılmıştır?

  1. The height of the Eiffel Tower is a matter of opinion.
  2. The temperature at which pure water freezes is a matter of opinion.
  3. Whether the sculpture is beautiful is a matter of opinion.
Cevabı göster

Whether the sculpture is beautiful is a matter of opinion.

Rather, scientists have discovered that taste is influenced by our genes and DNA. Dilbilgisi

0:31

Aksine, bilim insanları damak zevkinin genlerimizden ve DNA'mızdan etkilendiğini keşfettiler.

Dilbilgisi

is influenced by: tadı etkileyen etkeni belirtmek

is influenced by, yalnızca gerçeklerin belirleyebileceği tek bir cevabı olan bir şeyden ziyade, kişisel yargıya veya tercihe bağlı bir şeyi anlatır. Bu cümlede isn't simply a matter of opinion, tadın sadece öznel olduğu düşüncesini düzeltir. Bu yapı bir etkiyi gösterir; mutlaka tek nedeni veya sonucu tamamen belirleyen şeyi göstermez. by yalnızca bilerek eylem yapan bir kişiyi değil, bir nedeni veya etkeni de tanıtabilir.

Alıştırma

influence fiilinin pasif biçimini tamamlayın: Our choices ____ our friends.

Cevabı göster

are influenced by

So, in this program, we'll be asking,

0:37

Bu yüzden, bu programda şunları soruyor olacağız:

what is taste?

0:39

Tat alma nedir?

Why can't we agree on it?

0:41

Neden bu konuda anlaşamıyoruz?

And is it worth listening to experts Kalıp ifadeler

0:43

Ve uzmanları dinlemeye değer mi?

whose job is to tell us what to eat and drink?

0:45

İşi bize ne yiyip içeceğimizi söylemek olan uzmanları?

Kalıp ifadeler

worth listening to ... experts: dinlemeye değer mi?

Be worth doing, bir eylemin ona harcanan zamana veya gösterilen ilgiye değdiğini anlatır. Worth listening to ifadesinde listening, worth sonrasında gelen bir gerund'dür; to ise listen to fiil grubunun parçasıdır. Bu nedenle bütün ifade dinlemeye değer anlamına gelir. Burada konuşan kişi, bu uzmanların tavsiyelerinin dikkatimizi hak edip etmediğini soruyor; uzmanların bir şeyi duyup duyamadığını sormuyor. Aynı yapı başka eylemleri değerlendirmek için de kullanılabilir: worth reading, worth watching veya worth trying.

Alıştırma

Hangi cümle worth + gerund yapısını kullanıyor ve listen to içindeki edatı koruyor?

  1. This advice is worth listening.
  2. This advice is worth to listen to.
  3. This advice is worth listening to.
Cevabı göster

This advice is worth listening to.

And as usual,

0:48

Ve her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new vocabulary as well.

0:49

faydalı bazı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

Great.

0:53

Harika.

But first, I have a question for you, Beth.

0:54

Ama önce, sana bir sorum var Beth.

A good way of finding out about British tastes Öbek fiiller

0:57

İngilizlerin damak zevkini öğrenmenin iyi bir yolu,

is with the nation's best-loved snack, crisps. Kalıp ifadeler

1:00

ülkenin en sevilen atıştırmalığı olan cipstir.

Öbek fiiller

of finding out about ... İngilizlerin damak zevkini öğrenmek

Find out about something, genellikle sorarak, okuyarak, kontrol ederek veya gözlemleyerek bir konu hakkında bilgi edinmek demektir. Of finding out about British tastes ifadesinde finding, of edatından sonra gelen gerund'dür; about ise araştırılan konuyu belirtir. Cümle, İngilizlerin hangi tatları sevdiğini öğrenmek için cipsleri bir yöntem olarak sunuyor. Find out about bir konu hakkında bilgi edinmeye odaklanır; fiziksel bir nesnenin yerini bulmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Yerel tarih hakkında bilgi edinmek için kütüphaneye gittiğimizi doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. We visited the library to find out about local history.
  2. We visited the library to find out local history about.
  3. We visited the library to find about local history.
Cevabı göster

We visited the library to find out about local history.

Kalıp ifadeler

nation's best-loved snack: ülke genelinde sevilen atıştırmalık

the nation's best-loved snack ifadesinde best-loved, tireyle yazılan birleşik bir sıfattır ve çok sayıda insanın sevdiği anlamına gelir. snack kelimesini niteler; nation's ise bu beğeninin bütün ülkeyle ilişkilendirildiğini gösterir. Burada ifade, crisps kelimesini İngilizlerin damak zevkini temsil eden bir yiyecek olarak sunar. Best-loved, yaygın bir beğeniyi anlatır; mutlaka resmî olarak birinci sırada olduğunu göstermez.

Alıştırma

“the nation's best-loved snack” ifadesinde best-loved ne anlatır?

  1. En yüksek kaliteli malzemelerle yapılmış bir atıştırmalık
  2. Ülke genelinde birçok kişinin sevdiği bir atıştırmalık
  3. Resmî olarak birinci seçilmiş bir atıştırmalık
Cevabı göster

Ülke genelinde birçok kişinin sevdiği bir atıştırmalık

So,

1:04

Peki,

what is the most popular flavor of crisps in the UK? Kültür

1:05

İngiltere'deki en popüler cips aroması nedir?

Kültür

crisps in the UK: ince patates atıştırmalıkları için Britanya sözcüğü

Birleşik Krallık İngilizcesinde crisps, ince kesilip çıtır olana kadar kızartılan veya fırınlanan ve genellikle paketlerde atıştırmalık olarak satılan patates dilimleri demektir. Bu soruda bir yiyeceğin adıdır; crisp sıfatı değildir. Birleşik Krallık'ta chips genellikle sıcak, daha kalın kesilmiş kızarmış patatesleri, yani fries'i ifade eder. Amerikan İngilizcesinde Birleşik Krallık İngilizcesindeki crisps için yaygın olarak potato chips denir; bu nedenle anlamı kullanılan İngilizce çeşidine göre belirlenir.

Alıştırma

Birleşik Krallık İngilizcesinde a bag of crisps istediğinizde genellikle ne alırsınız?

  1. Tatlı bir bisküvi
  2. Bir paket ince patates atıştırmalığı
  3. Bir porsiyon sıcak ve kalın fries
Cevabı göster

Bir paket ince patates atıştırmalığı

Is it A, salt and vinegar?

1:09

A, tuzlu ve sirkeli mi?

B, cheese and onion?

1:13

B, peynirli ve soğanlı mı?

Or C, prawn cocktail?

1:15

Yoksa C, karides kokteylli mi?

Hmm, I'm going to guess cheese and onion.

1:18

Hmm, peynirli ve soğanlı diye tahmin edeceğim.

Okay, Beth.

1:20

Tamam, Beth.

I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı

1:21

Cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Anlatım akışı

Programın ilerleyen bölümünde cevabı açıklayacağım

Bu cümlede I'll reveal, daha önce saklanan bir cevabı dinleyicilere açıklayacağım anlamına gelir. Reveal, basitçe say demekten daha özeldir; bilginin henüz kamuya açık olmadığını vurgular. later in the program, programdaki bilgilerin zamanlamasını düzenler. Sunucu cevabı bilerek erteler; böylece insanlar önce tahmin edebilir ve sonucu öğrenene kadar dinlemeye devam eder.

Alıştırma

Bu cümlede reveal the answer neyi ima ediyor?

  1. Cevabı başka bir dile çevirmek
  2. İzleyicilerden tahmin etmeyi bırakmalarını istemek
  3. Daha önce saklanan bir cevabı açıklamak
Cevabı göster

Daha önce saklanan bir cevabı açıklamak

Science's understanding of how taste works started only 25 years ago Dilbilgisi

1:24

Bilimin tat almanın nasıl çalıştığına dair anlayışı sadece 25 yıl önce başladı

Dilbilgisi

how taste works: iç içe geçmiş how yan cümlesi

how taste works, understanding of how taste works yapısında understanding kelimesinin içeriğini belirtir. Buradaki anlamı tadın nasıl işlediğidir; doğrudan sorulan bir soru değildir. Yan cümle daha büyük bir cümlenin içine yerleştiği için bildirme cümlesi söz dizimini korur: taste, works kelimesinden önce gelir. Bu bağlamda works, işlemek veya çalışmak anlamındadır.

Alıştırma

understand fiilinden sonra iç içe geçmiş how yan cümlesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. I want to understand how does the sensor work?
  2. I want to understand how the sensor work.
  3. I want to understand how the sensor works.
Cevabı göster

I want to understand how the sensor works.

with the discovery of taste receptors, Kelime

1:30

tat alma reseptörlerinin keşfiyle,

cells located in the taste buds on your tongue. Kelime

1:33

dilinizdeki tat tomurcuklarında bulunan hücreler.

Kelime

taste receptors: tadı algılayan biyolojik yapılar

Bu cümlede taste receptors, yiyeceklerdeki maddelere tepki veren ve vücudun tadı algılamasına yardımcı olan biyolojik yapıları ifade eder. Burada receptor, vücutta bir sinyali alan veya ona tepki veren bir yapıdır; ziyaretçileri karşılayan bir kişi değildir. Virgülden sonraki cells located in the taste buds on your tongue ifadesi, konuşmacının taste receptors ile neyi kastettiğini ve bunların nerede bulunduğunu açıklar.

Alıştırma

Bu bilimsel cümlede taste receptors ne anlama geliyor?

  1. Ziyaretçileri karşılayan kişiler
  2. Tatla ilgili uyaranlara tepki veren biyolojik yapılar
  3. Yoğun aromalı yiyecekler hazırlamak için tarifler
Cevabı göster

Tatla ilgili uyaranlara tepki veren biyolojik yapılar

Kelime

taste buds: tat almaya katılan küçük yapılar

Taste buds, ağızda ve özellikle dilde bulunan, tat algılamaya katılan hücreleri içeren küçük duyu yapılarıdır. Taste buds, bu vücut yapısının standart ve kalıplaşmış adıdır. Bud tek başına bir bitkinin yeni filizi anlamına gelebilir, ancak taste buds ifadesinde bu anlam geçerli değildir.

Alıştırma

Cümleyi hedef terimle tamamlayın: The small structures on the tongue that help you sense taste are called ____.

Cevabı göster

taste buds

But people's taste is unique to them. Kalıp ifadeler

1:36

Fakat insanların damak zevki kendilerine özgüdür.

Kalıp ifadeler

unique to them: özel bir niteliğin kime ait olduğunu gösterme

be unique to + kişi, grup, yer veya tür kalıbı, bir özelliğin yalnızca o kişiye ya da şeye ait olduğunu veya yalnızca onu nitelediğini belirtir. Burada them, people sözcüğüne gönderme yapar: herkesin damak zevki kendine özgüdür. to edatı, ayırt edici özelliğe kimin sahip olduğunu gösterir. Onlara doğru bir hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi unique sözcüğünden sonra kullanılan edatla tamamlayın: This greeting is unique ____ the village.

Cevabı göster

to

What tastes sweet to me Dilbilgisi

1:39

Bana tatlı gelen bir şey

might taste sour or salty to someone else.

1:41

başka birine ekşi veya tuzlu gelebilir.

Dilbilgisi

What tastes sweet to me might ... to someone else: algıları karşılaştırma

Baştaki What tastes sweet to me yan cümlesi “bana tatlı gelen şey” anlamındadır. İsim gibi çalışan bir yan cümledir ve might taste bölümünün öznesidir; What burada bir soru başlatmaz. What + algı fiili + sıfat + to one person + might + algı fiili + farklı sıfat + to someone else kalıbı, iki kişinin aynı şeyi nasıl farklı deneyimleyebileceğini karşılaştırır. Taste burada bağlayıcı fiil olarak kullanıldığı için sweet, sour ve salty birer sıfattır.

Alıştırma

"What feels easy to me might feel hard to someone else," cümlesinde "What feels easy to me" ne anlama gelir?

  1. Beni rahat hissettiren kişi.
  2. Bana kolay gelen şey.
  3. Birinden kolay bir şey söylemesini isteyen doğrudan bir soru.
Cevabı göster

Bana kolay gelen şey.

And this is because of differences in the receptors we're born with. Kalıp ifadeler

1:44

Ve bunun nedeni, doğuştan sahip olduğumuz reseptörlerdeki farklılıklardır.

Kalıp ifadeler

we're born ... with: bir şeye doğuştan sahip olmak

receptors we're born with ifadesinin daha tam biçimi receptors that we're born with şeklindedir. Bağlayıcı that düşürülür ve with, receptors sözcüğüne bağlandığı için sonda kalır. Be born with, bir özelliğe, duruma veya yeteneğe doğuştan sahip olmak demektir. Burada insanların doğal olarak farklı reseptörlerle doğduğu anlatılır; with, doğuştan sahip olunan şeyi belirtir, doğum sırasında kişinin yanında bulunan birini değil.

Alıştırma

Cümleyi be born with yapısının doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Mia has had perfect pitch since birth. She ____ it.

Cevabı göster

was born with

In other words, Anlatım akışı

1:48

Başka bir deyişle,

taste is partly genetic.

1:48

tat alma kısmen genetiktir.

Anlatım akışı

In other words: açık bir yeniden anlatımı başlatmak

In other words, bir düşüncenin yeniden ifade edileceğini gösteren bir söylem işaretidir: ardından aynı temel düşünce daha basit, doğrudan veya açık bir şekilde anlatılır. Burada doğuştan gelen reseptör farklılıklarıyla ilgili açıklamayı taste is partly genetic özetiyle yeniden ifade eder. Bu sözü duyduğunuzda ilgisiz yeni bir iddia değil, bir açıklama veya özet bekleyin.

Alıştırma

İkinci cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? You must show your library card before borrowing a book. ___, you cannot borrow a book without it.

  1. However
  2. In other words
  3. For example
Cevabı göster

In other words

Here's Danielle Reid,

1:51

İşte Danielle Reid,

researcher at the Monell Chemical Senses Center in Philadelphia,

1:52

Philadelphia'daki Monell Chemical Senses Center'da araştırmacı,

explaining more to BBC World Service program, The Food Chain.

1:56

BBC World Service programı The Food Chain'e daha fazlasını açıklıyor.

When we first started doing genetic studies,

2:00

Genetik çalışmalara ilk başladığımızda,

we really just confined ourselves Kalıp ifadeler

2:03

kendimizi gerçekten sadece

to looking at a few Europeans, people of European ancestry. Kelime

2:06

birkaç Avrupalıyı, Avrupa kökenli insanları incelemekle sınırlandırdık.

Kalıp ifadeler

confine ourselves to looking at: kapsamı sınırlamak

confine ourselves to looking at something, kendi faaliyetimizi veya dikkatimizi yalnızca o şeyi incelemekle sınırlamak demektir. Burada araştırmacılar, ilk çalışmalarının yalnızca küçük bir Avrupalı örneklemi kapsadığını söylüyor; fiziksel olarak kapatılmaktan söz edilmiyor. Yapı confine oneself to + isim veya -ing biçimidir. to looking ifadesindeki to bir edattır, bu yüzden look fiili -ing biçimini alır. just, kapsamın ne kadar dar olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için confine itself to yapısının geçmiş zamanını ve examine fiilinin doğru biçimini kullanın: During its first audit, the company ____ invoices from 2024.

Cevabı göster

confined itself to examining

Kelime

people of European ancestry: vatandaşlık değil, ata kökeni

People of European ancestry, atalarının kökenleri Avrupa ile bağlantılı olan insanlar demektir. Ancestry, önceki nesiller boyunca aile soyunu ifade eder; bir kişinin doğduğu veya şu anda yaşadığı yeri otomatik olarak göstermez. Bu araştırma bağlamında ifade, örneklem grubunun geçmişini tanımlar. Tek başına gruptaki herkesin şu anda bir Avrupa ülkesi vatandaşlığına sahip olduğunu veya aynı kültürel kimliği taşıdığını söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede people of European ancestry neyi tanımlar? The survey included people of European ancestry.

  1. Şu anda Avrupa’yı ziyaret eden insanlar
  2. Şu anda bir Avrupa ülkesinin vatandaşlığına sahip insanlar
  3. Ataları Avrupa’dan gelen insanlar
Cevabı göster

Ataları Avrupa’dan gelen insanlar

And so,

2:11

Ve bu yüzden,

our understanding of the broad diversity of humans on the planet Kalıp ifadeler

2:12

gezegendeki insanların geniş çeşitliliğine dair anlayışımız

was extremely limited.

2:16

son derece sınırlıydı.

Kalıp ifadeler

the broad diversity of humans on the planet: gezegendeki insanların geniş çeşitliliği

the broad diversity of humans on the planet isim öbeğinde temel fikir diversity sözcüğüdür: insanlar birçok yönden birbirinden farklıdır. Broad, diversity sözcüğünü niteler ve bu farklılıkların geniş bir alanı kapsadığını belirtir. İnsanları fiziksel olarak geniş diye tanımlamaz. of humans on the planet bölümü grubu ve kapsamı, yani dünya üzerindeki tüm insanlığı belirler. Bu resmî ifade, yalnızca birçok farklı insan bulunduğunu söylemek yerine pek çok nüfus grubundaki farklılıkların genişliğine odaklanır.

Alıştırma

Çeşitliliğin geniş bir alanı kapsadığını göstermek için broad sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The report examines the diversity broad of languages spoken in the city.
  2. The report examines the broad people who speak languages in the city.
  3. The report examines the broad diversity of languages spoken in the city.
Cevabı göster

The report examines the broad diversity of languages spoken in the city.

We are broadening our horizons Deyimler

2:19

Ufkumuzu genişletiyoruz

and studying people of Asian and African ancestry,

2:21

ve Asya ve Afrika kökenli insanları da inceliyoruz,

Deyimler

are broadening our horizons: bilgimizi ve deneyimimizi genişletiyoruz

Broaden our horizons, bildiklerimizi, deneyimlerimizi veya dikkate aldığımız şeyleri genişletmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede are broadening devam eden bir değişimi gösterir: araştırmacılar inceledikleri insan gruplarının kapsamını ve böylece kendi anlayışlarını genişletmektedir. Yeniden kullanılabilen kalıp broaden someone's horizons şeklindedir. someone's yerine kişiye uygun iyelik sözcüğünü getirerek broaden my horizons, broaden your horizons veya broaden their horizons diyebilirsiniz. Horizons burada mecazidir; gökyüzü ile yeryüzünün birleşiyor gibi göründüğü gerçek çizgiyi anlatmaz.

Alıştırma

Okuyucuya hitap eden ve broaden ile başlayan deyimi tamamlayın: Visiting a new country can ____.

Cevabı göster

broaden your horizons

and that has really opened up the knowledge Öbek fiiller

2:25

ve bu da gerçekten şu bilgiyi ortaya çıkardı

that people are much more diverse than we ever realized. Dilbilgisi

2:29

insanların sandığımızdan çok daha çeşitli olduğunu.

Öbek fiiller

has really opened up the: yeni bilgiyi erişilebilir kılmak

Burada open up soyut anlamda kullanılır. has really opened up the knowledge... ifadesinde araştırmanın daha geniş bir anlayışı erişilebilir hâle getirdiği anlatılır; fiziksel bir nesne açılmıyor. Really, anlayışın ne kadar büyük ölçüde değiştiğini vurgular. Has opened up, present perfect yapısındadır: daha önce yapılan araştırma, sonucu şimdi de önemli olan bir değişime yol açmıştır. Aktarılabilir temel fikir, open up ifadesinin soyut bir alanı daha erişilebilir veya anlaşılır hâle getirmeyi anlatabilmesidir.

Alıştırma

Hangi cümlede open up, altyazıdakiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?

  1. Leo opened up the box to find his keys.
  2. The discovery opened up new ways of understanding the brain.
  3. The wind opened the gate.
Cevabı göster

The discovery opened up new ways of understanding the brain.

Dilbilgisi

much more diverse than we ever realized: güçlendirilmiş bir karşılaştırma

More diverse than bir karşılaştırma kurar: gerçek çeşitlilik, insanların daha önce anladığı düzeyden fazladır. Much, karşılaştırma ifadesi more diverse önünde yer alır ve farkın büyük olduğunu gösterir: yalnızca biraz daha çeşitli değil, far more diverse anlamındadır. Than we ever realized, eski anlayışı karşılaştırma noktası olarak belirler. Ever, yeni bulgudan önceki tüm zamanı kapsar; bu nedenle ifade çoğu zaman yeni kanıtların önceki bir inancı düzelttiğini veya genişlettiğini gösterir.

Alıştırma

Karşılaştırmayı much more ... than ile tamamlayın: The full survey showed that the neighborhood was ____ diverse ____ we had ever realized.

Cevabı göster

much more · than

And what you're saying is, Ton ve niyet

2:34

Yani şunu mu söylüyorsunuz?

no, taste isn't a matter of opinion,

2:35

Hayır, tat alma bir görüş meselesi değildir,

it's a matter of biology.

2:37

biyolojik bir meseledir.

Ton ve niyet

What you're saying is: Karşı tarafın düşüncesini yeniden ifade edip doğrulamak

What you're saying is, başka bir kişinin düşüncesini kendi sözlerinizle özetlemeye giriş yapar. Burada sunucu, uzmanın zevkin yalnızca kişisel görüşe değil biyolojiye dayandığını söyleyip söylemediğini kontrol ediyor. Bu ifade, kelimesi kelimesine bir alıntı yapılacağını göstermez. What you're saying is (that) + özet kalıbı, konuşmayı ilerletmeden önce ana fikri doğrulamanızı sağlar.

Alıştırma

Başka bir kişinin düşüncesini yeniden ifade eden dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: So ____, we need a cheaper plan.

Cevabı göster

what you're saying is

Exactly.

2:39

Kesinlikle.

And we wouldn't,

2:40

Ve biz,

you know, for our friends who are colorblind,

2:41

bilirsiniz, renk körü olan arkadaşlarımız için,

we wouldn't chastise them for not being able to see red Kelime

2:44

kırmızı rengi göremedikleri için onları azarlamayız

or for dressing in colors we don't appreciate.

2:47

ya da beğenmediğimiz renklerde giyindikleri için.

Kelime

Chastise someone for doing something: Birini yaptığı bir şey nedeniyle sertçe azarlamak

Chastise someone for something, bir kişiyi bir şey nedeniyle sert biçimde eleştirmek veya azarlamak demektir. we wouldn't chastise them for... içinde them eleştiriyi alan kişiyi belirtir; for ise kırmızıyı görememek ve belirli renklerde giyinmek gibi nedenleri açıklar. Wouldn't, konuşanın böylesine sert bir suçlamayı burada uygunsuz bulduğunu gösterir. Kullanılabilir kalıp chastise + kişi + for + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Sert biçimde azarlama kalıbını tamamlayın. İlk boşlukta chastise fiilinin geçmiş zamanını, ikinci boşlukta doğru edatı kullanın: The coach ____ the players ____ ignoring the safety rules.

Cevabı göster

chastised · for

But we feel very free to criticize our friends' sense of taste. Ton ve niyet

2:50

Ama arkadaşlarımızın damak zevkini eleştirmekte kendimizi çok özgür hissederiz.

Ton ve niyet

we feel very free to criticize: çekinmeden eleştirmek

Burada we feel very free to criticize, insanların çok az tereddüt ederek ya da kendilerini çok az tutarak eleştirmeleri anlamına gelir. İfade, bu davranışı yaparken kendilerini ne kadar rahat hissettiklerini anlatır; izin vermez. Eylem criticize olduğu ve cümle But ile başladığı için very free onaylamayan bir ton taşır. Konuşmacı, insanların arkadaşlarının zevklerini yargılamaya gereğinden fazla hazır olduğunu söylüyor; bu özgürlüğü övmüyor.

Alıştırma

Örnekte feel very free to criticize ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar kendilerini yeterince tutmadan eleştiriyor ve konuşmacı bunu onaylamıyor.
  2. İnsanlar özgür olmadıkları için eleştiremiyor.
  3. Birisi insanlara eleştirmeleri için nazikçe izin veriyor.
Cevabı göster

İnsanlar kendilerini yeterince tutmadan eleştiriyor ve konuşmacı bunu onaylamıyor.

It was only when scientists looked outside Europe, Dilbilgisi

2:54

Bilim insanları Avrupa'nın dışına,

to the rest of the world,

2:57

dünyanın geri kalanına baktıklarında,

that they realized the diversity of human taste.

2:59

insan damak zevkinin çeşitliliğini ancak o zaman fark ettiler.

Dilbilgisi

It was only when ... that they realized: ancak o zaman fark ettiler

It was only when + yan cümle + that + sonuç kalıbı, sonucun ancak belirli bir zaman veya olaydan sonra gerçekleştiğini özellikle vurgular. Örnekte bilim insanlarının bunu ancak Avrupa'nın ötesine baktıktan sonra fark ettiği vurgulanır. Bu, it-cleft adı verilen bir vurgu yapısıdır. when yan cümlesi önemli dönüm noktasını, that yan cümlesi ise sonucu verir. Yalnızca iki olayın ne zaman gerçekleştiğini söylemek yerine, sonucun o zamana kadar gerçekleşmediğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi It was only when ... that ... kalıbıyla tamamlayın: It was ____ Ben opened the box ____ he saw the note.

Cevabı göster

only when · that

Danielle says they broadened their horizons.

3:03

Danielle onların ufuklarını genişlettiklerini (broadened their horizons) söylüyor.

They investigated something in a new way

3:07

Bir şeyi yeni bir şekilde araştırdılar

to increase their knowledge and understanding of it.

3:09

onunla ilgili bilgilerini ve anlayışlarını artırmak için.

Danielle compares taste to another genetically controlled condition, Kalıp ifadeler

3:13

Danielle tat almayı genetik olarak kontrol edilen başka bir durumla karşılaştırıyor,

being colorblind,

3:17

renk körü olmakla,

or unable to see the difference between certain colors like green and red. Kalıp ifadeler

3:18

veya yeşil ve kırmızı gibi belirli renkler arasındaki farkı görememekle.

Kalıp ifadeler

Danielle tadı ... ile kıyaslıyor

compare A to B yapısında konuşan kişi, B'yi A için bir benzetme olarak sunar. Burada Danielle, tanıdık bir durum olan renk körlüğünü kullanarak tat alma duyusunun da genetik olarak belirlenebileceği fikrini açıklıyor. Bu karşılaştırma yararlı bir benzerliğe dikkat çeker; tat alma duyusuyla renk körlüğünün aynı durum olduğunu söylemez. Bu yapı, soyut bir fikri daha kolay anlaşılır hâle getirmek için sık kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede Danielle compares taste to ifadesini kullanarak ne yapıyor?

  1. Tat alma duyusunun başka bir duruma dönüştüğünü söylemek.
  2. Tat alma duyusuyla başka bir durum arasındaki tüm farkları listelemek.
  3. Tat alma duyusunu bir fikri açıklamak için başka bir duruma benzetmek.
Cevabı göster

Tat alma duyusunu bir fikri açıklamak için başka bir duruma benzetmek.

Kalıp ifadeler

Renkler arasındaki farkı görememek

Unable to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli gelir ve bu yapı birinin bir şeyi yapamadığını belirtir. Unable to see the difference between A and B ifadesinde see the difference, A ile B'yi ayırt etmek anlamına gelir; between ise ayırt edilen şeyleri tanıtır. Burada yeşil ve kırmızı gibi renkleri görsel olarak ayırt edememek anlatılıyor. Bu yapı başka algı veya tanıma türleri için de kullanılabilir, ancak fiil duyuyla uyumlu olmalıdır: sesler için hear the difference kullanılır.

Alıştırma

İki görsel rengi ayırt edemeyen birini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. She is unable to see the difference between the two shades of blue.
  2. She is unable to seeing the difference between the two shades of blue.
  3. She is unable to see the difference of the two shades of blue.
Cevabı göster

She is unable to see the difference between the two shades of blue.

You wouldn't chastise,

3:23

Birini renk körü olduğu için azarlamaz (chastise),

criticize, or punish someone for being colorblind.

3:25

eleştirmez veya cezalandırmazsınız.

So, why criticize someone's taste? Anlatım akışı

3:29

Öyleyse, neden birinin zevkini eleştiresiniz ki?

Anlatım akışı

“So, why criticize someone's taste?” ifadesinin retorik gücü

Bu cümlede So, soruyu önceki akıl yürütmeye bağlar ve onu sıradaki sonuç olarak sunar. Why criticize someone's taste? retorik bir sorudur; konuşan kişi ayrıntılı bir neden listesi istemez. Örtük mesaj, birinin zevkini eleştirmek için geçerli bir neden olmadığıdır. Genel olarak So, why + fiilin yalın hâli...? kalıbı, önceki kanıtı bir eylemin yerindeliğini sorgulayan bir soruya dönüştürebilir.

Alıştırma

Konuşan kişi “So, why criticize someone's taste?” ile esas olarak ne yapıyor?

  1. Birinin zevkini eleştirmenin makul olup olmadığını sorgulamak
  2. Ayrıntılı bir neden listesi istemek
  3. Konuyu zevkin nasıl işlediğine çevirmek
Cevabı göster

Birinin zevkini eleştirmenin makul olup olmadığını sorgulamak

But if scientists are telling us taste is largely genetic,

3:32

Fakat eğer bilim insanları bize tat almanın büyük ölçüde genetik olduğunu söylüyorsa,

what about restaurant critics and wine connoisseurs? Notlar

3:36

restoran eleştirmenleri ve şarap uzmanları ne olacak?

Anlatım akışı

what about: önceki iddiayı sorgulatabilecek gözden kaçmış bir durumu gündeme getirmek

Bu cümlede what about, tartışmayı genel bir iddiadan, rolleri bu iddiayla bağdaştırılması zor görünen kişilere, yani restoran eleştirmenleri ile şarap uzmanlarına taşır. İfade, “bu iddia onlar için ne anlama geliyor?” veya “onların durumu bu iddiayı sorgulatıyor mu?” anlamına gelir. Gözden kaçmış bir durumu, olası bir istisnayı ya da sonucu gündeme getirerek savı düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle, ilk iddiayı sorgulatabilecek gözden kaçmış bir durumu what about ile gündeme getiriyor?

  1. Can you tell me what the article is about?
  2. What about meeting at three?
  3. Cars can use the new road, but what about people on bicycles?
Cevabı göster

Cars can use the new road, but what about people on bicycles?

Kelime

wine connoisseurs: uzman şarap değerlendiricileri

Bu soruda wine connoisseurs, şarap hakkında derin bilgi sahibi olan, şarabı dikkatle tadıp kalitesini değerlendirebilen kişileri ifade eder. Yalnızca şarap içmeyi seven herkes anlamına gelmez. Connoisseur, an art connoisseur veya a connoisseur of coffee örneklerinde olduğu gibi bilinçli değerlendirme gerektiren başka alanlarda da kullanılabilir. Sözcük, kişinin değerlendirmesinin deneyimden ve kaliteyi ayırt etme konusunda gelişmiş bir beceriden geldiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi kişi doğal olarak wine connoisseur diye adlandırılabilir?

  1. Bilinçli bir tadımla şarap bölgelerini ve rekolteleri belirleyebilen biri
  2. Şarabı bir kez tatmış ama şarap hakkında hiçbir şey bilmeyen biri
  3. Açılmamış şarap şişelerini teslim eden biri
Cevabı göster

Bilinçli bir tadımla şarap bölgelerini ve rekolteleri belirleyebilen biri

People whose job it is to tell us what to eat and drink.

3:40

İşi bize ne yiyip içeceğimizi söylemek olan insanlar.

Are their opinions any better than our own?

3:44

Onların görüşleri bizimkilerden daha mı iyi?

Here's David Kermode,

3:46

İşte David Kermode,

wine judge for the International Wine and Spirits Competition,

3:48

International Wine and Spirits Competition için şarap jürisi,

speaking with Ruth Alexander

3:52

Ruth Alexander ile konuşuyor

for BBC World Service's The Food Chain.

3:53

BBC World Service'in The Food Chain programı için.

Scientists have established that taste is individual

3:57

Bilim insanları damak zevkinin kişisel olduğunu kanıtladılar

and to a large extent actually genetic. Kalıp ifadeler

4:01

ve büyük ölçüde de aslında genetiktir.

Kalıp ifadeler

to a large extent actually: güçlü ama sınırlanmış bir iddia

To a large extent, 'çoğunlukla' veya 'büyük ölçüde' demektir. Burada genetic sözcüğünü sınırlar: genler tat algısını güçlü biçimde etkiler, fakat ifade başka etkiler için de yer bırakır. Actually ayrı bir zarftır ve to a large extent ifadesinin parçası değildir. 'Aslında' anlamını ekleyerek genetik noktasını dikkat çekici veya bir düşünceyi düzelten bilgi gibi sunar. Cümle önce tat algısının kişiden kişiye değiştiğini söyler, sonra bunun yine de büyük ölçüde genetik olduğunu ekler.

Alıştırma

'Çoğunlukla, ama tamamen değil' anlamındaki ders ifadesiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: The damage is ____ actually reversible.

Cevabı göster

to a large extent

So, I wonder,

4:04

Yani, merak ediyorum,

does that render the wine competition a pointless exercise? Dilbilgisi

4:05

bu durum şarap yarışmasını anlamsız bir aktivite mi yapıyor?

Dilbilgisi

render + nesne + tümleç: render the wine competition a pointless exercise

Burada render, ‘görsel oluşturmak’ değil, ‘bir şeyi belli bir duruma getirmek’ anlamındadır. Yapı render + nesne + nesne tümlecidir: the wine competition nesnedir; a pointless exercise ise onun neye dönüşeceğini belirtir. A pointless exercise, yararlı bir sonuç ya da gerçek bir değer taşımayan etkinlik demektir. Soru, az önce sözü edilen durumun yarışmayı anlamsız hâle getirip getirmeyeceğini soruyor.

Alıştırma

Hangi cümlede render, ‘bir şeyi yeni bir duruma getirmek’ anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. The storm rendered the road unsafe.
  2. The storm rendered the road to unsafe.
  3. The storm rendered into the road unsafe.
Cevabı göster

The storm rendered the road unsafe.

No.

4:10

Hayır.

I mean, I would say that, wouldn't I? Ton ve niyet

4:10

Yani, ben öyle derdim, değil mi?

Ton ve niyet

I would say that, wouldn't I? ile öngörülebilir taraflılığı kabul etmek

I mean, konuşanın açık sözlü bir açıklama eklediğini gösterir. I would say that, wouldn't I? kişinin kendi taraflılığının farkında olduğunu gösteren bir soru eklentisidir: konuşan, rolü veya çıkarları nedeniyle bu görüşünün tahmin edilebilir olduğunu kabul eder. Soru eklentisinin asıl amacı onay istemek değildir. Verdiği mesaj, genellikle hafif mizahi ve kendisiyle dalga geçen bir tonla, ‘Konumum düşünüldüğünde elbette böyle söylerdim’ anlamına daha yakındır.

Alıştırma

“I'm the coach, so I would defend the team, wouldn't I?” cümlesindeki soru eklentisinin temel işlevi nedir?

  1. Konuşan, takımı desteklemek için izin istiyor.
  2. Konuşan, koç olduğu için görüşünün tahmin edilebilir olduğunu hafifçe kabul ediyor.
  3. Konuşan, hangi görüşü söylediğini hatırlayamıyor.
Cevabı göster

Konuşan, koç olduğu için görüşünün tahmin edilebilir olduğunu hafifçe kabul ediyor.

But of course,

4:12

Fakat elbette,

individual taste is subjective. Kelime

4:13

bireysel zevk özneldir.

Kelime

individual taste is subjective: kişisel yargılar farklı olabilir

Burada subjective, bir yargının kişinin kendi duyguları, deneyimleri ve tercihleri tarafından şekillendirildiği anlamına gelir. Cümle, zevkle ilgili yargıların ölçülebilen tek bir gerçek olmak yerine kişiden kişiye değişebileceğini söyler. Subjective; “rastgele”, “önemsiz” veya “yanlış” demek değildir. Yargının nereden geldiğini, yani o yargıyı veren kişiden kaynaklandığını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede subjective doğru kullanılmıştır?

  1. Subjective means an opinion is unimportant.
  2. The ruler says the desk is exactly one metre long, so the measurement is subjective.
  3. Whether a song is enjoyable is subjective.
Cevabı göster

Whether a song is enjoyable is subjective.

We all have our own personal prejudices

4:16

Hepimizin kendi kişisel önyargıları vardır

in whatever sphere of life you want to go into.

4:19

hayatın hangi alanına girmek isterseniz isteyin.

But we are encouraged,

4:23

Fakat bize teşvik ediliyor,

I mean, ordered almost,

4:25

yani, neredeyse emrediliyor,

to park those prejudices Deyimler

4:27

bu önyargıları bir kenara bırakmamız.

Deyimler

to park those ...: bir şeyi geçici olarak bir kenara bırakmak

to park those prejudices ifadesinde park bir mecazdır. Önyargıların şu an verilen kararı etkilememesi için onları bir kenara bırakmak anlamına gelir. Bir aracı park etmekten söz edilmez. Mastar yapısındaki to park, encouraged sözcüğünden sonra gelir; konuşan kişi kendini düzelttikten sonra bunun neredeyse ordered olduğunu söyler. Those, ardından gelen prejudices ismine gönderme yapar. Park sözcüğünün bu soyut kullanımı, şimdi ele alınmayacak bir konu, soru veya fikirle de kullanılabilir.

Alıştırma

Park etme mecazını kullanarak cümleyi tamamlayın: We do not have enough facts yet, so let's ____ that question until tomorrow.

Cevabı göster

park

Since people's tastes are naturally different,

4:29

İnsanların zevkleri doğal olarak farklı olduğu için,

Ruth asks if wine competitions are pointless,

4:32

Ruth şarap yarışmalarının anlamsız (pointless),

without purpose, and a waste of time. Kalıp ifadeler

4:35

amaçsız ve zaman kaybı olup olmadığını soruyor.

Kalıp ifadeler

a waste of time: değeri olmayan bir şey için isim öbeği

a waste of time, bir etkinlik ya da durumun zaman aldığı hâlde çok az yararlı sonuç verdiğini veya hiç vermediğini anlatan bir isim öbeğidir. Bu cümlede pointless sözcüğünü açıklamaya yardım eder: yararlı bir amacı olmayan bir şey a waste of time olarak değerlendirilebilir. Burada waste, waste fiili değil, sayılabilen bir isimdir. Yaygın kalıp, a tanımlığıyla kullanılan something is a waste of time yapısıdır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: We waited for two hours, but no one came. It was ____.

Cevabı göster

a waste of time

Being a wine judge, Dilbilgisi

4:38

Bir şarap jürisi olarak,

David of course disagrees,

4:40

David elbette buna katılmıyor,

Dilbilgisi

Being a wine judge: kimlik ve nedeni veren cümle başı öbeği

Being a wine judge, cümle başında kullanılan bir present participle öbeğidir. David'in kimliğini arka plan bilgisi olarak verir ve bu kimliği onun karşı çıkmasının nedeni yapar. Tam yan cümle biçiminde Because he is a wine judge veya As he is a wine judge yapılarına yakındır. Being burada devam eden bir eylemi anlatmaz ve bir şeye dönüşmek anlamına gelmez. Being a wine judge öbeğinin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi David'dir. Bu tür bir başlangıç öbeği mantıksal olarak ana cümlenin öznesini tanımlamalıdır.

Alıştırma

Because Leo was yerine Being ile başlayan bir öbek yazın ve diğer sözcükleri değiştirmeyin: Because Leo was the oldest child, he knew the family story. → ____, Leo knew the family story.

Cevabı göster

Being the oldest child

using the phrase,

4:42

şu ifadeyi kullanarak,

"But I would say that, wouldn't I?"

4:43

"But I would say that, wouldn't I?" (Ama ben bunu derdim, değil mi?)

This phrase means something like,

4:45

Bu ifade şu anlama geliyor:

"Of course, I would say that."

4:47

"Elbette, ben bunu söylerdim."

It implies there's some reason

4:49

Konuşmacının söylediklerinin açıkça kendinden yana taraflı olduğunu gösteren

that what the speaker is saying is obviously biased towards them.

4:51

bazı sebepler olduğunu ima eder.

David admits that taste is subjective,

4:55

David damak zevkinin öznel (subjective) olduğunu kabul ediyor,

based on personal opinions and feelings rather than on facts. Kalıp ifadeler

4:57

gerçeklerden ziyade kişisel görüş ve duygulara dayalı olduğunu.

Kalıp ifadeler

rather than on facts: başka bir dayanağı dışlamak

Rather than, kabul edilmeyen dayanağı belirtir: zevk gerçeklerden değil, kişisel görüş ve duygulardan gelir. Bu cümlede rather than on facts, “gerçeklere dayanmak yerine” anlamındadır. İki taraf paraleldir: based on A rather than on B. Facts öncesinde on sözcüğünün tekrarlanması, iki olası dayanağı özellikle açık hâle getirir. Aynı edatın iki tarafa da uygulandığı açık olduğunda based on A rather than B de denebilir.

Alıştırma

Planın hız temelinde değil, güvenlik temelinde seçildiğini hangi cümle anlatır?

  1. We picked the plan based on safety rather than on speed.
  2. We picked the plan based on both safety and speed.
  3. We picked the plan based on speed rather than on safety.
Cevabı göster

We picked the plan based on safety rather than on speed.

And I think it's time Kalıp ifadeler

5:01

Ve bence zamanı geldi

to reveal the answer to your question, Phil.

5:02

sorunun cevabını açıklamaya, Phil.

Kalıp ifadeler

I think it's time to reveal the answer: sanırım cevabı açıklama zamanı geldi

I think it's time to reveal the answer, konuşan kişinin cevabı açıklamak için doğru zamanın geldiğini düşündüğünü belirtir. Bir programda ayrıca herkesi doğal biçimde cevabın açıklanacağı bölüme geçirir. Kalıp it's time to + fiilin yalın hâlidir. It, belirli bir şeyi göstermeyen biçimsel öznedir. I think, zamanlamayı konuşanın görüşü olarak sunar ve geçişi daha az ani yapar.

Alıştırma

Şimdi doğru zamanın geldiğini belirten sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: I think ____ to announce the winner.

Cevabı göster

it's time

Right.

5:05

Doğru.

I asked for Britain's most popular flavor of crisp,

5:06

İngiltere'nin en popüler cips aromasını sormuştum,

and you said cheese and onion,

5:09

ve sen peynirli ve soğanlı demiştin,

which was the correct answer.

5:11

ki bu doğru cevaptı.

Okay.

5:14

Tamam.

Let's recap the vocabulary we've learned in this program, Anlatım akışı

5:15

Bu programda öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim,

Anlatım akışı

Kelime dağarcığını kısaca gözden geçirelim

“Let's recap the vocabulary”, daha önce öğretilen kelimelerin kısaca gözden geçirileceğini belirtir. Ders, program veya toplantıda yeni bilgilerden açık bir özete geçiş sağlar. Let's + fiilin yalın hâli yapısı, dinleyicileri bunu birlikte yapmaya davet eder. Buradaki recap, temel kelimeleri seçip gözden geçirmek demektir; bütün açıklamaları baştan sona tekrarlamak demek değildir.

Alıştırma

Bir dersin sonunda “Let's recap the main ideas” neyi belirtir?

  1. Konuşmacı kısa bir gözden geçirmeye başlıyor.
  2. Konuşmacı herkesten her cümleyi kelimesi kelimesine tekrarlamasını istiyor.
  3. Konuşmacı tamamen yeni bir konu tanıtıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı kısa bir gözden geçirmeye başlıyor.

starting with the phrase to broaden or expand your horizons,

5:19

ufkunu genişletmek (to broaden veya expand your horizons) ifadesiyle başlayalım,

meaning to explore something in a new way

5:23

bir şeyi yeni bir yolla keşfetmek anlamına gelir

which increases your knowledge and understanding of it.

5:26

bu da sizin onun hakkındaki bilgi ve anlayışınızı artırır.

To chastise means to strongly punish or criticize.

5:30

Azarlamak (to chastise), sert bir şekilde cezalandırmak veya eleştirmek anlamına gelir.

A colorblind person is unable to distinguish certain colors,

5:34

Renk körü bir kişi (colorblind person) belirli renkleri ayırt edemez,

especially greens and reds.

5:38

özellikle yeşilleri ve kırmızıları.

Something which is pointless has no purpose or meaning

5:41

Anlamsız (pointless) olan bir şeyin hiçbir amacı veya anlamı yoktur

and is a waste of time.

5:44

ve bir zaman kaybıdır.

The phrase, "I would say that, wouldn't I?"

5:46

"Ben bunu derdim, değil mi?" (I would say that, wouldn't I?) ifadesi

is a tag question meaning,

5:49

bir onaylama sorusudur ve şu anlama gelir:

"Of course, I would say that."

5:51

"Elbette, ben bunu söylerdim."

And finally, if something is subjective,

5:53

Ve son olarak, eğer bir şey öznel (subjective) ise,

it's influenced by personal beliefs or feelings

5:56

gerçeklere dayanmaktan ziyade

rather than based on facts.

5:59

kişisel inançlardan veya duygulardan etkilenir.

Once again, our 6 minutes are up. Kalıp ifadeler

6:01

Bir kez daha 6 dakikamız doldu.

Kalıp ifadeler

Altı dakikamız doldu

Bir zaman ifadesinde be up, ayrılan bir sürenin sona erdiğini veya tükendiğini belirtir. Yukarı doğru bir hareket anlatmaz. Bu cümlede our 6 minutes programın belirlenmiş altı dakikalık süresini ifade eder; are up da bu sürenin sona erdiğini bildirir. Çoğul özne olan minutes ile are kullanılır: 6 minutes are up. Aynı anlam daha kısa olarak Time is up şeklinde de duyurulabilir.

Alıştırma

Programdaki “Our 6 minutes are up” ne anlama gelir?

  1. Programın bitmesine altı dakika daha var.
  2. Belirlenmiş altı dakikalık süre sona erdi.
  3. Konuşmacılar altı dakikayı yukarı doğru hareket ettiriyor.
Cevabı göster

Belirlenmiş altı dakikalık süre sona erdi.

Goodbye for now.

6:03

Şimdilik hoşça kalın.

Bye.

6:04

Hoşça kal.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:06

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.