Neden Yalnız Olmaya Mahkumuz?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
916 kelime 166 kel/dk

Video özeti: Deneme yalnızlığı iç dünyanın bedeli ve sanatın, öz bilginin, yakınlık ideallerinin kaynağı olarak görür. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “out on the ocean, drowning in the swell,” / “standing on the shore,” — Deyimler ve mecazi ifadeler: denizi gerçek kaza değil, kişisel acı ile sınırlı yardım arasındaki karşıtlık olarak okuyun. 2. “social intercourse” — Anlam ve dil düzeyi: cinsel ilişkiyi değil, toplumsal etkileşimi anlatan resmî ve eski bir terimdir. 3. “what companionship must and could be.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: must ile kesin standardı, could ile olasılığı karşılaştırarak asgari beklentiyi ve daha yüksek ideali anlatın.

Bu derste

There are a few more shameful confessions to make than that we are lonely.

0:05

Yalnız olduğumuzu itiraf etmekten daha utanç verici çok az itiraf vardır.

The basic assumption is that no respectable person could ever feel isolated, Anlatım akışı

0:10

Temel varsayım, saygın hiçbir insanın asla yalnız hissedemeyeceği yönündedir,

unless maybe they just moved country or been widowed. Kelime

0:15

belki ülke değiştirmiş veya dul kalmış olmaları dışında.

Anlatım akışı

The basic assumption is that: kanıtlanmamış bir öncülü sunmak

The basic assumption is that, bir savın ya da toplumsal görüşün dayandığı inancı tanıtır. That ile başlayan yan cümle bu inancın içeriğini belirtir. Buna assumption denmesi, onun doğrulanmış bir gerçek değil, kanıtlanmadan kabul edilmiş bir düşünce olduğunu gösterir. Bu kalıp, konuşan kişiyle söz konusu inanç arasına mesafe de koyar. Konuşan kişi önce yaygın bir öncülü sunabilir, ardından onu inceleyebilir, sınırlandırabilir veya ona karşı çıkabilir.

Alıştırma

Aşağıdaki düşünceyi temel ancak kanıtlanmamış bir öncül olarak sunan beş sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ every customer wants the cheapest option.

Cevabı göster

The basic assumption is that

Kelime

İngiliz İngilizcesinde moved country

Moved country, moved to another country to live anlamına gelen kısa bir İngiliz İngilizcesi ifadesidir. Bu ifadede country sözcüğü artikel veya to almaz; kalıp, kişinin ikamet ettiği ülkeyi değiştirmesini anlatır. Bir ülkeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Cümlede, bir kişiyi sosyal çevresinden ayırabilecek büyük bir yaşam değişikliğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle başka bir ülkeye taşınmak anlamındaki kısa İngiliz İngilizcesi ifadesini kullanıyor?

  1. After university, Maya moved to the country and started farming.
  2. After university, Maya moved the country with an inspiring speech.
  3. After university, Maya moved country and started a new job in Canada.
Cevabı göster

After university, Maya moved country and started a new job in Canada.

Yet in truth, a high degree of loneliness Anlatım akışı

0:18

Oysa gerçekte, yüksek derecede bir yalnızlık,

is an inexorable part of being a sensitive, intelligent human. Kalıp ifadeler

0:21

duyarlı, zeki bir insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır.

Anlatım akışı

Yet in truth, ile önceki bir varsayımı düzeltmek

Yet in truth, önceki bir varsayımdan uzaklaşıp yazarın gerçek durum olarak sunduğu görüşü başlatan bir söylem belirtecidir. Burada, saygın bir insanın yalnız olmaması gerektiği düşüncesini düzeltir. Yet karşıtlığı belirtirken in truth yeni iddiayı gerçeğe dayalı bir düzeltme olarak çerçeveler. Birlikte, tek başına but demekten fazlasını yapar ve savı “beklenti → düzeltme” biçiminde düzenler.

Alıştırma

Yazarın önceki bir varsayımı düzelttiğini ve şimdi gerçekte doğru olanı söylediğini en iyi hangi başlangıç belirtir?

  1. Loneliness can affect even successful people.
  2. Yet in truth, loneliness can affect even successful people.
  3. But loneliness can affect even successful people.
Cevabı göster

Yet in truth, loneliness can affect even successful people.

Kalıp ifadeler

an inexorable part of: kaçınılması mümkün olmayan bir unsur

An inexorable part of, bir deneyimin durdurulamayan, kaçışı olmayan veya ortadan kaldırılamayan bir parçası anlamına gelir. Bu cümlede yazar, yoğun yalnızlığı hassas ve zeki olmanın ayrılmaz bir unsuru olarak sunar. Inexorable, durdurulamayan bir güç veya süreç hissi katar; bu nedenle ifade, yalnızca a part of demekten daha güçlü ve resmîdir. Yeniden kullanılabilir kalıp an inexorable part of + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle an inexorable part of ifadesini bir şeyi kaçınılması veya durdurulması imkânsız olarak sunmak için kullanır?

  1. The blue cover is an inexorable part of this notebook.
  2. Change is an inexorable part of life, so we must learn to adapt.
  3. Fresh basil is an inexorable part of this recipe because I like its flavor.
Cevabı göster

Change is an inexorable part of life, so we must learn to adapt.

It's a built-in feature of a complex existence.

0:25

Karmaşık bir varoluşun doğuştan gelen bir özelliğidir.

There are several big reasons for this.

0:29

Bunun birkaç büyük nedeni var.

Much of what we need recognized and confirmed by others,

0:33

Başkaları tarafından tanınmasına ve onaylanmasına ihtiyaç duyduğumuz şeylerin çoğu,

a lot of what it would be extremely comforting to share,

0:37

paylaşmanın son derece rahatlatıcı olacağı şeylerin büyük bir kısmı,

is going to be disturbing to society at large. Kalıp ifadeler

0:40

toplumun geneli için rahatsız edici olacaktır.

Kalıp ifadeler

society at large: toplumun bütünü

society at large ifadesinde at large, “bir bütün olarak” veya “genel olarak” anlamına gelir. İfade, tek bir kişinin ya da sınırlı bir grubun ötesine geçerek daha geniş toplumu anlatır. Burada genel halkın verebileceği tepki ile bir şeyi özel olarak paylaşmanın sağlayacağı rahatlama karşılaştırılır. İfade, küçük ve güvenli bir dinleyici kitlesi ile toplumun bütünü arasındaki karşıtlığı düzenler.

Alıştırma

Cümleye göre society at large ne anlama geliyor?

  1. kaçmış ve henüz yakalanmamış biri
  2. sınırlı bir grup değil, toplumun tamamı
  3. fiziksel olarak büyük yerlerde yaşayan insanlar
Cevabı göster

sınırlı bir grup değil, toplumun tamamı

Many of the ideas in the recesses of our minds Deyimler

0:43

Zihnimizin derinliklerindeki fikirlerin birçoğu,

are too odd, contrary, subtle, or alarming Dilbilgisi

0:46

başkalarına güvenle açıklanamayacak kadar

to be safely revealed to anyone else.

0:49

tuhaf, aykırı, ince veya endişe vericidir.

Deyimler

the recesses of our minds: zihnin gizli derinlikleri

the recesses of our minds ifadesi mekânsal bir benzetme kullanır: recess, bir yerin derin ya da gizli bölümüdür; dolayısıyla zihnin ulaşılması zor iç bölgeleri varmış gibi düşünülür. Bu cümlede ifade, başkalarından gizli kalan ve bizim de kolayca inceleyemeyebileceğimiz düşünceleri anlatır. Bu imge derinlik, gizlilik ve sınırlı erişim hissi ekler.

Alıştırma

Bir kişinin nadiren incelediği kadar derinden gizlenmiş bir korkuyu en iyi hangi ifade anlatır?

  1. a fear on my mind
  2. a fear in the recesses of the mind
  3. a fear at the back of my mind
Cevabı göster

a fear in the recesses of the mind

Dilbilgisi

too + sıfat + to be sonuç yapısı

too + sıfat + to mastarı yapısında too, derecenin aşırı olduğunu belirtir. Burada odd, contrary, subtle ve alarming sıfatlarının dördünü de kapsar; to be safely revealed ise sonucu verir: Bu özellikler, düşüncelerin açıklanmasını güvensiz veya uygunsuz hâle getirir. To be revealed edilgen bir mastardır; düşüncelerin biri tarafından açıklanacağını belirtir. Amaç değil, engellenen veya uygun olmayan bir sonuç ifade eder. Buradaki too, “de/da” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi too + sıfat + to be sonuç yapısıyla tamamlayın: The crate is ____ heavy ____ lifted by one person.

Cevabı göster

too · to be

We face a choice between honesty and acceptability, Kalıp ifadeler

0:52

Dürüstlük ve kabul edilebilirlik arasında bir seçimle karşı karşıya kalırız

and understandably, mostly choose the latter. Kelime

0:56

ve anlaşılır bir şekilde, çoğunlukla ikincisini seçeriz.

Kalıp ifadeler

face a choice between A and B: iki seçenek arasında bir kararla yüzleşmek

Face a choice, “bir kararla yüzleşmek ve onu ele almak zorunda olmak” anlamına gelir. face a choice between A and B yapısı, iki seçeneği kişinin önüne gelmiş ve ele alınması gereken bir karar olarak sunar; çoğu zaman bir miktar baskı veya zorluk da hissettirir. Burada A honesty, B ise acceptability'dir. Face burada yüz anlamındaki isim değil, “yüzleşmek” anlamındaki fiildir; between iki seçeneği tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi face a choice between A and B ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The council ____ raising taxes and reducing services.

Cevabı göster

faces a choice between

Kelime

the latter: belirtilen iki seçenekten ikincisi

The latter, az önce adı geçen iki kişi, şey veya fikirden ikincisine gönderme yapar. Burada honesty önce, acceptability sonra gelir; bu nedenle the latter, acceptability anlamındadır. Bu gönderme biçimi, ismi tekrarlamadan karşılaştırmayı düzenlemeye yardımcı olur. Yalnızca iki öğe ve bunların sırası açık olduğunda kullanılabilir.

Alıştırma

Ekip toplantıyı kısaltabilir veya erteleyebilir. “_____ would give us more preparation time” cümlesinde ertelemeye doğru biçimde gönderme yapan seçenek hangisidir?

  1. Later
  2. The former
  3. The latter
Cevabı göster

The latter

It takes a lot of energy to listen to another person Dilbilgisi

1:00

Başka bir insanı dinlemek

and enter sympathetically into their experiences.

1:03

ve onların deneyimlerine empatiyle dahil olmak çok fazla enerji gerektirir.

Dilbilgisi

It takes a lot of energy to: bir eylemin ne gerektirdiğini belirtmek

It takes + kaynak veya miktar + to + fiilin yalın biçimi kalıbında it, biçimsel öznedir ve belirli bir şeye gönderme yapmaz. Mastar yapısı eylemi, ortadaki bölüm ise bu eylemin ne gerektirdiğini belirtir. Burada iki bağlı eylemin ikisi de a lot of energy gerektirir: başka birini dinlemek ve onun deneyimlerine empatiyle dahil olmak. Kaynak bölümünde zaman, sabır, cesaret veya eylemin gerektirdiği başka bir şey de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi It takes ... to kalıbıyla tamamlayın: “____ patience ____ explain the rule calmly.”

Cevabı göster

It takes · to

We shouldn't blame others for their failure to focus on who we are.

1:06

Kim olduğumuza odaklanamadıkları için başkalarını suçlamamalıyız.

They may want to meet us,

1:10

Bizimle tanışmak isteyebilirler,

but we should accept the energy with which they will keep Dilbilgisi

1:12

ama onların kendi hayatlarını konuşmanın merkezinde tutmak için harcayacakları

the topic of their own lives at the center of the conversation.

1:15

enerjiyi kabullenmeliyiz.

Dilbilgisi

keep A at the center of B: A’yı B’nin merkezinde tutmak

keep + nesne + at the center of + isim kalıbı, bir şeyin bir etkinliğin veya tartışmanın ana odağı olarak kalmasını sağlamak anlamına gelir. Burada nesne “the topic of their own lives”, daha geniş ortam ise “the conversation”dır. Buradaki keep, bir şeyi saklamak veya ona sahip olmak değil, bir durumu sürdürmek anlamındadır. Bu kalıp keeping safety at the center of a decision örneğinde olduğu gibi başka odaklar ve ortamlarla da kullanılabilir.

Alıştırma

keep A at the center of B hedef kalıbını tamamlayın: The moderator tried to keep climate policy ____ the conversation.

Cevabı göster

at the center of

We must all die alone,

1:19

Hepimiz yalnız ölmek zorundayız,

which really means that our pain is for us alone to endure.

1:22

bu da acımızı yalnızca bizim çekmemiz gerektiği anlamına gelir.

Others can throw us words of encouragement,

1:26

Başkaları bize cesaret verici sözler atabilirler,

but in every life, we are out on the ocean, drowning in the swell, Deyimler

1:29

ama her hayatta, okyanusun ortasındayız, dalgalarda boğuluyoruz,

and others, even the nice ones, are standing on the shore,

1:33

ve diğerleri, iyi olanlar bile, kıyıda durmuş,

waving cheerily.

1:37

neşeyle el sallıyorlar.

Deyimler

out on the ocean ... standing on the shore: genişletilmiş bir metafor

Bu okyanus sahnesi gerçek bir olay değil, genişletilmiş bir metafordur. “out on the ocean, drowning in the swell” ifadesi, insanın ezici bir acının içinde sıkışıp kalmasını canlandırır. Burada swell denizin yükselen hareketini anlatır ve kontrol edilmesi zor güçleri düşündürür. Buna karşılık diğerleri “standing on the shore” durumundadır; güvendedirler ve bu deneyimin dışındadırlar. El sallayıp cesaret verebilirler, ancak kişinin mücadelesine bütünüyle giremez veya onu yüklenemezler. Eşleşen imgeler, desteğin iyi niyetli olsa da sınırlı kalabileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede eşleştirilen okyanus ve kıyı imgesi ne anlama geliyor?

  1. Herkes aynı tehlikeyle birlikte karşı karşıyadır ve yardım etme güçleri eşittir.
  2. Acı çeken kişi bunalmış durumdadır; diğerleri ise deneyimi bütünüyle paylaşmadan yalnızca cesaret verebilir.
  3. Konuşmacı, kıyıdaki insanların harekete geçmeyi reddettiği gerçek bir kurtarma olayını anlatmaktadır.
Cevabı göster

Acı çeken kişi bunalmış durumdadır; diğerleri ise deneyimi bütünüyle paylaşmadan yalnızca cesaret verebilir.

It's deeply unlikely that we will ever find someone

1:41

Ruhsal olarak bizimle tam anlamıyla aynı sayfada olan birini

on exactly the same page of the soul as us. Deyimler

1:44

bulmamız son derece ihtimal dışıdır.

Deyimler

on exactly the same page of the soul as us: bizimle ruhsal olarak tamamen uyumlu olmak

On the same page, insanların aynı anlayışı, görüşü veya amacı paylaştığını belirten bir deyimdir. Gerçek bir sayfadan söz edilmez. Burada of the soul ifadesi deyimi yaratıcı biçimde genişletir: pratik bir uzlaşma, insanların en derin duyguları ve iç dünyalarındaki bakışları bakımından tam bir uyuma dönüşür. Exactly bu uyumun eksiksiz olduğunu vurgular; of the soul yazarın oluşturduğu bir ektir ve deyimin zorunlu bir parçası değildir.

Alıştırma

Bu cümlede on exactly the same page of the soul ne anlama gelir?

  1. Yalnızca tek bir pratik plan üzerinde anlaşmak
  2. En derin duyguların ve içsel bakışın tamamen aynı olması
  3. Aynı kitabı aynı anda okumak
Cevabı göster

En derin duyguların ve içsel bakışın tamamen aynı olması

We will long for utter congruity, Kalıp ifadeler

1:47

Tam bir uyum için can atarız,

but there will be constant dissonance because we appeared on the earth at different times, Deyimler

1:49

ancak dünyaya farklı zamanlarda geldiğimiz için sürekli bir uyumsuzluk olacaktır,

Kalıp ifadeler

long for utter congruity: tam bir uyum için derin özlem duymak

Long for, bir şeyi çok derinden ve genellikle uzun süre boyunca istemek anlamına gelir; çoğu zaman istenen şey uzaktadır veya ona ulaşmak zordur. Burada long bir fiildir ve for istenen şeyi belirtir. Utter “tam” veya “mutlak” anlamına gelir; congruity ise uzlaşma ya da uyumu belirten resmî bir sözcüktür. Bu nedenle long for utter congruity, tam bir uyum için güçlü bir özlem duymak demektir. Ardından gelen constant dissonance karşıtlığı, bu isteğin ulaşılamaz görünmesini sağlar.

Alıştırma

We will long for utter congruity cümlesini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. Tam bir uyumu derinden arzulayacağız.
  2. Birbirimizle anlaşmaktan kaçınacağız.
  3. Kısaca küçük bir uzlaşma isteyeceğiz.
Cevabı göster

Tam bir uyumu derinden arzulayacağız.

Deyimler

constant dissonance: tekrarlanan insani uyumsuzluk

Dissonance kelimesi gerçek anlamıyla müzikal uyum eksikliğini ifade eder. Buradaki constant dissonance, insanların düşünceleri, duyguları ve dünyaya bakışları arasında tekrar tekrar oluşan gerilim veya uyumsuzluğun mecazıdır. Gerçek bir ses ya da müzikten söz edilmez. Bu ifade, kusursuz anlaşma ve uyum anlamındaki utter congruity ile karşıtlık oluşturur. İnsanlar tam bir uyum isteyebilir, ancak farklı aile geçmişleri ve deneyimleri sürekli olarak uyumsuzluk yaratır.

Alıştırma

Bu cümlede “constant dissonance” ne anlama gelir?

  1. Arka planda kesintisiz çalan müzik
  2. Herkesin aynı görüşte olduğu kısa bir konuşma
  3. İnsanların düşünce ve duyguları arasında süregelen uyumsuzluk
Cevabı göster

İnsanların düşünce ve duyguları arasında süregelen uyumsuzluk

are the product of different families and experiences,

1:54

farklı ailelerin ve deneyimlerin ürünüyüz,

and are just not made of quite the same fabric. Deyimler

1:57

ve tam olarak aynı kumaştan yapılmadık.

Deyimler

not made of quite the same fabric: temelde tamamen aynı yapıda olmamak

Fabric gerçek anlamıyla kumaştır, ancak burada bir insanı şekillendiren özellikler, geçmiş ve deneyimler için kullanılan bir mecazdır. İki kişi not made of quite the same fabric ise temel yapıları tamamen aynı değildir; bu ifade kıyafet veya bedenden söz etmez. not ... quite the same yapısında quite, tamamen anlamına gelir. Olumsuzluk böylece yumuşar: kişiler bazı özellikleri paylaşabilir, ancak karakterleri veya bakış açıları birebir aynı değildir.

Alıştırma

Bu bağlamda “not made of quite the same fabric” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. İnsanların bedenleri farklı kumaş türlerinden yapılmıştır.
  2. Farklı deneyimlere rağmen insanların karakterleri tamamen aynıdır.
  3. İnsanların bazı benzerlikleri vardır, ancak geçmişleri ve özellikleri tamamen aynı değildir.
Cevabı göster

İnsanların bazı benzerlikleri vardır, ancak geçmişleri ve özellikleri tamamen aynı değildir.

So, they won't be thinking just the same as us on coming out of the cinema, Dilbilgisi

2:01

Bu yüzden, sinemadan çıkarken bizimle aynı şeyleri düşünmeyecekler

and looking out at the night sky.

2:05

ya da gece gökyüzüne bakarken.

Dilbilgisi

on coming out of the cinema: zamanı anlatan on + -ing

“on coming out of the cinema,” ifadesinde on + -ing, “...olduğunda” ya da “hemen ardından” anlamına gelir. Cümle, onların sinemadan çıktıkları sırada olanı anlatır; fiziksel olarak bir şeyin “üzerinde” olmayı anlatmaz. coming eyleminin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan they ile aynıdır. Bu kısa kalıp, bir eylemi sonraki durumun başladığı ana yerleştirir.

Alıştırma

“As soon as Maya opened the email” ifadesini on + -ing ile yeniden yazın: ____, Maya called me.

Cevabı göster

On opening the email

Just when we want them to say something high-flown and beautiful, Kelime

2:07

Tam da onlardan yüce ve güzel bir şey söylemelerini istediğimizde,

they will perhaps be remembering a painfully banal

2:11

belki de ev hayatlarına dair acı verecek kadar sıradan

and untimely detail from an area of domestic life,

2:13

ve yersiz bir detayı hatırlıyor olacaklar,

or vice versa. Kalıp ifadeler

2:17

veya tam tersi.

Kelime

high-flown: kasıtlı biçimde görkemli ve eleştirel çağrışımlı dil

High-flown; görkemli, yüce veya önemli duyulmaya çalışan sözleri, fikirleri ya da bir üslubu anlatır. Çoğu zaman etkinin abartılı veya doğal olmadığını ima eder; bu nedenle tarafsız bir övgüden çok hafif bir olumsuz değerlendirme taşır. Burada something high-flown and beautiful, konuşanın duymayı umduğu yüce türde bir sözdür. High-flown ayrıca bu dilin gereğinden fazla görkemli olabileceğini ima ederek a painfully banal ... detail ile karşıtlığı güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümlede high-flown, dil hakkında hafif eleştirel bir değerlendirme yapmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. His speech was full of high-flown phrases that sounded impressive but said very little.
  2. The safety instructions were high-flown because they were short, clear, and practical.
  3. The high-flown kite disappeared behind the trees.
Cevabı göster

His speech was full of high-flown phrases that sounded impressive but said very little.

Kalıp ifadeler

vice versa ile bir ilişkiyi tersine çevirmek

Vice versa, az önce anlatılan ilişkinin iki tarafı ters çevrildiğinde de geçerli olduğu anlamına gelir. Burada, söylenmesi umulan yüce sözlerle ilişkilendirilen kişi ile sıradan bir ev yaşamı düşüncesiyle ilişkilendirilen kişi yer değiştirebilir. Bu ifade tekrarlanacak bir yan cümlenin yerine geçer. Bu nedenle okur, hangi iki rolün, yönün veya ilişkinin yer değiştirdiğini tam olarak belirleyebilmelidir.

Alıştırma

Rolleri tersine çeviren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: At work, I review Sam's reports, and ____.

Cevabı göster

vice versa

It is almost comic.

2:18

Bu neredeyse komik.

We will almost certainly never meet the people

2:22

Bizi anlama konusunda en nitelikli insanlarla

best qualified to understand us,

2:25

neredeyse kesinlikle hiç tanışmayacağız,

but they do exist. Dilbilgisi

2:27

ama onlar varlar.

Dilbilgisi

they do exist ifadesinde vurgu yapan do

Olumlu bir cümlede do + fiilin yalın hâli, bir şeyin gerçekten doğru olduğunu vurgulayabilir. They do exist, “Gerçekten varlar” demektir ve never meet ifadesinin oluşturduğu şüpheye karşı çıkar. Bu bir soru değildir ve do “gerçekleştirmek” anlamına gelmez. Zaman ve özne uyumu yardımcı fiil üzerinde gösterilir: şimdiki veya geniş zamanda do/does, geçmişte did kullanılır; ana fiil yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız Mia'nın kuralı anladığından şüphe ediyor. Vurgulu do ve understand kullanarak yanıtı tamamlayın: Mia ____ the rule.

Cevabı göster

does understand

Probably, they once walked past us in the street,

2:29

Muhtemelen bir zamanlar sokakta yanımızdan geçip gittiler,

though neither of us had the slightest idea of the potential for connection. Kalıp ifadeler

2:31

gerçi ikimizin de bağlantı kurma potansiyelinden haberi yoktu.

Kalıp ifadeler

Olumsuzluk kapsamında “the slightest idea”

Bu cümlede neither of us öznesi, had the slightest idea ifadesini olumsuzluğun kapsamına sokar. Bu nedenle ifade “en küçük bir bilgi bile” anlamına gelir: iki kişi de hiçbir şey bilmiyordu. not/neither ... have the slightest idea kalıbı, “hiçbir fikri olmamak” anlamını vurgulu biçimde verir. Ardından sıkça of, about ya da what ve why gibi bir soru sözcüğü gelir.

Alıştırma

Cümleyi “hiçbir bilgi yok” anlamındaki vurgulu ifadeyle tamamlayın: Neither of us had ____ why the door was locked.

Cevabı göster

the slightest idea

Or maybe, they died in Sydney 2 weeks ago,

2:36

Ya da belki 2 hafta önce Sidney'de öldüler,

or wouldn't be born until the 22nd century. Dilbilgisi

2:38

ya da 22. yüzyıla kadar doğmayacaklar.

Dilbilgisi

Hayalî bir zaman çizgisinde “wouldn't be born until ...”

Burada would, hayalî bir zaman çizgisindeki olasılıklardan birini sunar: bu kişi belki geleceğe aittir ve ancak 22. yüzyılda doğacaktır. Bu, diğer varsayımsal olasılık olan died in Sydney 2 weeks ago ile paraleldir; doğrudan bir tahmin değildir. would not ... until kalıbı geciktirilmiş bir zaman sınırı kurar. wouldn't be born until the 22nd century, doğumun ancak o yüzyıl geldiğinde gerçekleşeceği anlamına gelir; kişi o yüzyıl geldikten sonra da doğmamış kalacak demek değildir.

Alıştırma

Hayalî zaman çizgisini wouldn't kısaltması ve “ancak o zaman, daha önce değil” anlamındaki bağlaçla tamamlayın: In that version of history, she ____ be born ____ 2200.

Cevabı göster

wouldn't · until

It isn't a conspiracy.

2:41

Bu bir komplo değil.

We would just have needed a lot more luck. Dilbilgisi

2:43

Sadece daha fazla şansa ihtiyacımız olacaktı.

Dilbilgisi

Gerçek dışı bir geçmiş ihtiyaç için “would just have needed”

Would have needed, would + have + geçmiş zaman ortacı needed yapısından oluşur. Geçmişteki bir olasılığa dönüp gerçekleşmemiş veya kaçırılmış o durum yaşansaydı neyin gerekli olacağını belirtir. Burada just, eksik olan tek unsurun şans olduğunu gösterir; miktarın az olduğunu söylemez, çünkü a lot more açıkça büyük bir miktarı anlatır. Bu nedenle cümle şimdiki veya gelecekteki bir ihtiyacı değil, artık sona ermiş bir olasılığı değerlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle gerçekleşmemiş veya kaçırılmış bir geçmiş durumdaki ihtiyacı açıkça anlatır?

  1. We would need another key if we went back tomorrow.
  2. We would have needed another key to enter, but the office had already closed.
  3. We needed another key, so we borrowed one.
Cevabı göster

We would have needed another key to enter, but the office had already closed.

The problem is sure to get worse Dilbilgisi

2:47

Düşünceli ve algısı açık oldukça

the more thoughtful and perceptive we are.

2:49

bu sorunun daha da kötüleşeceği kesin.

Dilbilgisi

Birlikte değişen iki dereceyi bağlayan “get worse the more thoughtful and perceptive we are”

The more thoughtful and perceptive we are, karşılaştırmalı derece bildiren bir yan cümledir. “Düşünceliliğimiz ve algı gücümüz arttıkça” anlamına gelir; “daha fazla düşünceli insan” anlamına gelmez. The more, thoughtful ve perceptive sıfatlarının ikisini de niteler. İngilizcede birlikte değişen iki dereceyi bağlamak için sıkça the ... the ... kalıbı kullanılır. Burada sonuç cümlesi önce gelir: The problem is sure to get worse. Ardından gelen the more cümlesi, bu sonuçla bağlantılı ölçeği verir: düşüncelilik ve algı gücü arttıkça sorun kötüleşir.

Alıştırma

“The trail becomes steeper the higher we climb” ne anlama gelir?

  1. Yol dik olduğunda daha fazla kişi tırmanır.
  2. Zirveye ulaştığımızda yol kolaylaşır.
  3. Daha yükseğe çıktıkça yol daha dikleşir.
Cevabı göster

Daha yükseğe çıktıkça yol daha dikleşir.

There will simply be less people like us around. Dilbilgisi

2:51

Etrafımızda bizim gibi daha az insan olacak.

Dilbilgisi

less people ile fewer people arasındaki fark

People burada çoğul ve sayılabilen bir isimdir. Standart yazılı İngilizcede, daha küçük bir sayıdan söz ederken çoğul sayılabilen isimlerle normalde fewer kullanılır: fewer people. Altyazıdaki less people, gündelik konuşmada yaygın ve anlaşılırdır. Bu kullanım less sözcüğünü sayılabilen isimlere de taşır, ancak resmî yazıda tercih edilen biçim değildir.

Alıştırma

Cümleyi standart yazılı İngilizceye göre tamamlayın: After the route changed, ____ people took the late bus.

Cevabı göster

fewer

It isn't a romantic myth.

2:54

Bu romantik bir efsane değil.

Loneliness truly is a kind of tax Deyimler

2:56

Yalnızlık gerçekten de ödemek zorunda olduğumuz bir tür vergidir,

we have to pay to atone Kalıp ifadeler

2:58

zihnin belirli bir karmaşıklığının

for a certain complexity of mind.

3:01

bedelini ödemek için.

Deyimler

Loneliness truly is a kind of tax: mecazi bir bedel olarak tax

Buradaki tax mecazidir. Yalnızlık, karmaşık bir zihne sahip olmanın beraberinde getirdiği bir bedel veya yük olarak sunulur; devlete borç olunan para anlamına gelmez. X is a kind of tax kalıbı, yarar ile bedel arasındaki ilişkiyi canlı bir görüntüye dönüştürür: değerli bir şey kaçınılmaz bir fiyat taşıyabilir. Truly iddiayı güçlendirirken a kind of bunun gerçek anlamda bir özdeşlik değil, bir benzetme olduğunu gösterir.

Alıştırma

'The constant pressure was a tax she paid for leading the project,' cümlesinde a tax ne anlama gelir?

  1. Görevle birlikte gelen zor bir bedel
  2. Devletin topladığı para
  3. İşi iyi yapmanın ödülü
Cevabı göster

Görevle birlikte gelen zor bir bedel

Kalıp ifadeler

atone for: bir yanlışın kefaretini ödemek

Atone for, bir yanlışın, günahın veya verilen zararın kefaretini ödemek ya da bunları telafi etmek anlamına gelir. for sonrasındaki nesne neyin telafi edildiğini belirtir: atone for a mistake, atone for the damage. Bu cümlede kullanım mecazlıdır: a certain complexity of mind, gerçekten bir günah olduğu söylenmeden, sanki bedel ödenmesi gereken bir kusurmuş gibi ele alınır.

Alıştırma

Hangi cümlede atone for doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The larger suitcase atoned for all our clothes.
  2. She atoned for the ticket at the station.
  3. He spent years helping the community to atone for the harm he had caused.
Cevabı göster

He spent years helping the community to atone for the harm he had caused.

The desire to undress someone

3:04

Birini soyma arzusu

is for a long time far more urgent

3:06

uzun bir süre boyunca

than the desire for good conversation.

3:09

iyi bir konuşma arzusundan çok daha acildir.

And so, we end up locked in relationships Öbek fiiller

3:11

Ve böylece, pek de söyleyecek sözümüz olmayan

with certain people we don't have much to say to Kalıp ifadeler

3:13

bazı insanlarla ilişkilere hapsolmuş buluruz kendimizi,

Öbek fiiller

end up + sonuç: planlanmamış bir sonuca varmak

End up, özellikle planlanmamış veya beklenmemiş bir sürecin nihai sonucunu belirtir. Buradaki end up locked, koşulların sonunda insanları bu ilişkilerin içinde sıkışmış durumda bırakması anlamına gelir. Yaygın kalıplar end up waiting örneğindeki gibi end up + -ing; end up alone veya end up locked out örneklerindeki gibi end up + sıfat ya da geçmiş zaman ortacı; ve end up at home örneğindeki gibi end up + yer ifadesidir. Bu anlamda end up to do kullanmayın.

Alıştırma

Planlanmamış bir sonucu göstermek için cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We missed the last bus and ____ walking home.

Cevabı göster

ended up

Kalıp ifadeler

don't have much to say to: konuşacak fazla şey olmaması

Burada don't have much to say to, belirli insanlarla konuşacak fazla şey olmaması anlamına gelir. Ortak noktaların veya duygusal bağın sınırlı olduğunu düşündürür; konuşanın konuşma yeteneğinin olmadığı ya da ciddi bir çatışma yaşandığı anlamına gelmez. Much olumsuz bir yapıda kullanıldığı için ifade, have nothing to say to yapısından daha yumuşaktır. people we don't have much to say to yapısında people, sondaki to edatının anlamca nesnesidir. İngilizcede bir ilgi cümleciğinde edat sık sık sonda bırakılır: we don't have much to say to those people.

Alıştırma

Cümleyi much kullanan daha yumuşak ifadeyle tamamlayın: Although Leo is friendly, we ____ him because we share almost no interests.

Cevabı göster

don't have much to say to

because we were once fatefully interested in the shape of their nose

3:17

çünkü bir zamanlar kaderin bir cilvesi olarak burunlarının şekline

or the color of their remarkable eyes.

3:21

veya o dikkat çekici gözlerinin rengine ilgi duymuşuzdur.

And yet, despite all this, Anlatım akışı

3:25

Ve yine de, tüm bunlara rağmen,

we shouldn't be frightened or discomfited by our pervasive loneliness. Kelime

3:26

içimize işleyen bu yalnızlığımızdan korkmamalı veya rahatsız olmamalıyız.

Anlatım akışı

And yet, despite all this: pekiştirilmiş bir ödün geçişi

And yet, dinleyiciye sıradaki düşüncenin önceki bilgilerden beklenebilecek sonuca ters düşeceğini bildirir. Despite all this, önceki güçlükleri tek bir ödün çerçevesinde toplar: bu sorunlar kabul edilir, ancak sonucu onlar belirlemez. İki işaret birlikte, sorunların açıklanmasından güven veren bir sonuca doğru paragraf düzeyinde güçlü bir geçiş oluşturur. Bu örtüşme, konuşmada kasıtlı bir vurgudur; mantıksal çelişki veya yanlışlıkla yapılmış tekrar değildir.

Alıştırma

And yet, despite all this, cümlede nasıl bir söylem geçişi yapıyor?

  1. all this ifadesinin anlamındaki olgusal bir hatayı düzeltir.
  2. Önceki güçlükleri kabul eder ve beklenmedik, güven veren bir sonuca geçer.
  3. Önceki olumsuz sonucu destekleyen bir güçlük daha ekler.
Cevabı göster

Önceki güçlükleri kabul eder ve beklenmedik, güven veren bir sonuca geçer.

Kelime

discomfited by: duygusal huzursuzluğu resmî biçimde anlatmak

Bu cümlede discomfited, “huzursuz edilmiş, mahcup olmuş veya zihnen sarsılmış” anlamına gelir. frightened ile birlikte kullanılmıştır; ancak korkudan çok içsel bir rahatsızlığı veya kişinin soğukkanlılığını kaybetmesini vurgular. be discomfited by + neden yapısı, bu tepkiyi neyin oluşturduğunu belirtir. Burada by our pervasive loneliness nedeni gösterir; fiziksel bir rahatsızlığı anlatmaz.

Alıştırma

Resmî bir anlatımda “The witness was discomfited by the sudden accusation” ne anlama gelir?

  1. Suçlama tanığın fiziksel olarak rahat hissetmesini sağladı.
  2. Tanık suçlamayı sakince görmezden geldi.
  3. Suçlama tanığı huzursuz edip mahcup etti.
Cevabı göster

Suçlama tanığı huzursuz edip mahcup etti.

At an exasperated moment near the end of his life,

3:30

Hayatının sonlarına doğru bıkkın bir anında,

the German writer Goethe, who appeared to have had a lot of friends, Dilbilgisi

3:33

çok sayıda arkadaşı varmış gibi görünen Alman yazar Goethe,

exploded bitterly,

3:37

acıyla patlamıştı:

Dilbilgisi

appeared to have had: daha önceki bir durum için tamamlanmış mastar

Appeared to have had, birinin “daha önce bir şeye sahip olmuş veya bir şeyi yaşamış gibi göründüğünü” belirtir. Appeared doğrulanmış bir olguyu değil, bir izlenimi aktarır; tamamlanmış mastar to have had ise o bakış açısından daha önceki bir zamana döner. İki have biçiminin görevleri farklıdır. to have had içinde have, tamamlanmış mastarı kuran yardımcı fiildir; had ise burada “sahip olmak” anlamındaki asıl fiil have'in geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Başarının değerlendirmeden önce gerçekleştiğini göstermek için have fiilinin tamamlanmış mastarını kullanın: From the old reviews, the play appeared ____ considerable success before it closed.

Cevabı göster

to have had

"No one has ever properly understood me. Anlatım akışı

3:38

"Beni hiç kimse doğru dürüst anlamadı.

I have never fully understood anyone.

3:41

Ben de hiç kimseyi tam olarak anlamadım.

No one understands anyone else."

3:44

Kimse kimseyi anlamıyor."

Anlatım akışı

No one ... never ... No one: kapsamı giderek genişleyen olumsuzluk zinciri

Üç cümle No one, never ve No one çevresinde paralel bir olumsuzluk kalıbı kurar. understood/understands ile anyone tekrarları düzenli bir ritim oluşturur; böylece her iddia bir öncekini güçlendirir. Kapsam adım adım genişler: önce başkalarının konuşanı gerçekten anlamamış olması, sonra konuşanın da başka hiç kimseyi tam olarak anlamamış olması, en sonunda da herkes hakkında evrensel bir iddia gelir. İlk iki cümle deneyimi present perfect ile aktarırken son cümle simple present ile düşünceyi genel bir kural gibi sunar. Burada properly ve fully “yeterince veya tamamen” demektir; “kibarca” ya da “teknik olarak tamamlanmış bir biçimde” demek değildir.

Alıştırma

Üç cümlenin düşünceyi nasıl düzenlediğini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Aynı kişisel şikâyeti kapsamını genişletmeden üç kez tekrarlar.
  2. Cümleler, konuşanın anlaşılmamasından onun da başkalarını anlayamamasına ve sonunda herkes hakkında evrensel bir iddiaya ilerler.
  3. Herkes hakkındaki bir kuraldan tek bir küçük kişisel olaya doğru kapsamı daraltır.
Cevabı göster

Cümleler, konuşanın anlaşılmamasından onun da başkalarını anlayamamasına ve sonunda herkes hakkında evrensel bir iddiaya ilerler.

It was a helpful outburst from such a great man.

3:47

Böylesine büyük bir adamdan gelen faydalı bir isyandı bu.

It isn't our fault.

3:50

Bu bizim suçumuz değil.

A degree of distance and mutual incomprehension

3:52

Belirli bir ölçüdeki mesafe ve karşılıklı anlayışsızlık

isn't a sign that life has gone wrong. Öbek fiiller

3:55

hayatın ters gittiğinin bir işareti değildir.

Öbek fiiller

has gone wrong: bir sorunun şu anki sonucu

Go wrong “bir sorun geliştirmek, başarısız olmak veya beklenen gidişattan sapmak” anlamına gelir. Burada has gone wrong, fiziksel olarak yanlış yöne hareket etmeyi anlatmaz; hayatın kötü veya başarısız bir duruma geldiğini belirtir. Has gone present perfect yapıdadır: daha önce gerçekleşen bir değişiklik, şu anki sonucuna göre değerlendirilir. isn't a sign that... yapısının içinde bu ifade, konuşanın reddettiği bir sonucu belirtir: belirli bir mesafe, hayatın bütünüyle başarısız olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi go wrong ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The printer has stopped working, but we do not know what ____.

Cevabı göster

has gone wrong

It's what we should expect from the very start.

3:57

En başından beri beklememiz gereken şey budur.

And when we do, benefits can follow. Dilbilgisi

4:00

Ve bunu beklediğimizde, faydaları peşinden gelebilir.

Dilbilgisi

when we do: tekrarı önlemek için do kullanımı

when we do ifadesindeki do, hemen önce sözü edilen fiil öbeğinin tamamının yerini tutar. Buradaki anlamı yaklaşık olarak when we expect this from the very start şeklindedir; bağımsız ve yeni bir 'yapmak' eylemi eklemez. Bu, yardımcı fiille yapılan bir yerine koymadır. Eksik bırakılan eylem açıksa do'nun uygun biçimi, fiil öbeğinin tamamını tekrarlamadan zaman ve özne uyumunu taşır. Dinleyen kişi anlamı önceki cümleden tamamlar.

Alıştırma

Önceki cümle 'We often overlook small warning signs.' şeklindedir. Hangi devam cümlesi fiil öbeğini tekrarlamamak için do kullanır?

  1. When we are, problems can grow.
  2. When we do, problems can grow.
  3. When we do warning signs, problems can grow.
Cevabı göster

When we do, problems can grow.

Once we accept loneliness, we can get creative. Dilbilgisi

4:03

Yalnızlığı kabul ettiğimizde, yaratıcı olabiliriz.

Dilbilgisi

Once we accept loneliness, we can ...: once sonrasında geniş zaman

Once we accept loneliness yan cümlesi, yalnızlığı kabul etmeyi sonucun mümkün hâle geldiği zaman noktası olarak gösterir. Ayrıca kabul etmeyi bu sonucun koşulu yapar. Burada once hem 'bu olduktan sonra' zaman anlamını hem de 'bu koşul gerçekleştiğinde' koşul anlamını taşır. Sonuç gelecekle ilgili olsa bile once'lı yan cümlede accept geniş zamanda kullanılır. can bulunan ana cümle, o noktadan sonra ortaya çıkan yeteneği veya olasılığı anlatır: we can get creative. Yeniden kullanılabilir yapı Once + geniş zaman, ... can + fiilin yalın hâli şeklindedir.

Alıştırma

Ekibin anlaşacağına inanıyorsunuz ve planlamanın o noktadan sonra başlayabileceğini söylemek istiyorsunuz. En uygun cümle hangisidir?

  1. If the team agrees, we can begin planning.
  2. Once the team agrees, we can begin planning.
  3. Once the team will agree, we can begin planning.
Cevabı göster

Once the team agrees, we can begin planning.

We can start to send out messages in a bottle. Deyimler

4:07

Denize şişe içinde mesajlar göndermeye başlayabiliriz.

Deyimler

send out messages in a bottle ifadesindeki mecaz

Burada send out messages in a bottle, bir şey üretip onu yaratıcısının belki de hiç tanımayacağı insanlara doğru göndermenin mecazıdır. Denizde sürüklenen bir şişe gibi eser de çok uzaklara gidebilir ve çok daha sonra anlaşılabilir. Bu imge şarkıları, şiirleri, kitapları ve blogları aynı tür eylem olarak birbirine bağlar: Hepsi kişisel bir mesajı konuşanın yakın çevresinin ötesine taşır. Burada gerçekten şişelerin içine not koymaktan söz edilmez.

Alıştırma

Bu cümlede send out messages in a bottle neyi anlatıyor?

  1. Yakındaki arkadaşlara sıradan özel mesajlar göndermek
  2. Mesafe veya zaman aşarak tanımadık insanlara ulaşabilecek sanat eserleri yaratmak
  3. El yazısıyla yazılmış notları gerçek şişelere koymak
Cevabı göster

Mesafe veya zaman aşarak tanımadık insanlara ulaşabilecek sanat eserleri yaratmak

We can sing, write poetry, produce books and blogs,

4:09

Şarkı söyleyebilir, şiir yazabilir, kitaplar ve bloglar üretebiliriz,

activities stemming from the realization Kalıp ifadeler

4:12

etrafımızdaki insanların bizi asla tam olarak anlamayacağı,

that people around us won't ever fully get us, Kelime

4:14

ama zaman ve mekanla ayrılmış diğerlerinin

Kalıp ifadeler

Neden bildiren stemming from the realization ifadesi

stemming from the realization ifadesinde stem from, “kaynaklanmak” veya “nedeni olmak” anlamındadır. -ing yan cümlesi activities sözcüğünü niteler ve şarkı söyleme, yazma ve yayımlama etkinliklerinin kaynağını gösterir. The realization, anlaşılmış veya fark edilmiş bir gerçeği belirtir; ardından gelen that yan cümlesi de bu farkındalığın içeriğini açıklar. Bu kısa yapı bir eylemin, sorunun veya eğilimin temel nedenini açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört sözcüklü ifadeyle tam olarak tamamlayın: The new policy was one of several changes ____ that the old rules were unfair.

Cevabı göster

stemming from the realization

Kelime

get us: Birini kişisel olarak anlamak

Bu cümlede get us, özellikle düşüncelerimizi, duygularımızı veya gerçekte kim olduğumuzu anlamak anlamında “bizi anlamak” demektir. Nesne zamiri us, anlaşılan kişileri gösterir; get burada “almak”, “gidip getirmek” veya “varmak” anlamına gelmez. Fully ve ever olumsuzluğu güçlendirir: won't ever fully get us, yakınımızdaki insanların bizi hiçbir zaman tamamen anlayamayabileceğini anlatır. Get fiilinin bu samimi anlamı, kişisel anlayıştan veya insanlar arasındaki bağdan söz ederken yaygındır.

Alıştırma

“My best friend gets me even when I cannot find the right words.” cümlesinde gets me ne anlama gelir?

  1. Benden bir mesaj alıyor
  2. Beni almaya geliyor
  3. Duygularımı ve düşünce biçimimi anlıyor
Cevabı göster

Duygularımı ve düşünce biçimimi anlıyor

but that others, separated across time and space, Dilbilgisi

4:17

belki anlayabileceği gerçeğinden

might just.

4:20

doğan aktiviteler.

Dilbilgisi

might just: Atılmış bir fiil öbeğini tamamlama

İkinci that yan cümlesi birinciye paraleldir: that people around us won't ever fully get us, but that others ... might just. Might just ifadesinden sonra, zaten bilinen fully get us ifadesi atılmıştır. İngilizcede karşıtlık sayesinde kolayca tamamlanabilen tekrarlı bir fiil öbeği kullanılmayabilir. Burada might belirsizliği gösterirken just, “belki de beklentinin aksine” şeklinde ölçülü bir anlam katar. İkisi birlikte, uzaktaki insanların bizi anlayabileceğine dair küçük ama gerçek bir umut ifade eder. Just burada “az önce” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The rest of us may never solve the puzzle, but Lena might just.” cümlesinde might just ifadesinden sonra hangi anlam tamamlanır?

  1. solve the puzzle
  2. have solved the puzzle a moment ago
  3. leave the puzzle unfinished
Cevabı göster

solve the puzzle

The history of art is the record of people

4:22

Sanat tarihi, etrafında konuşacak

who couldn't find anyone in the vicinity to talk to.

4:24

kimseyi bulamayan insanların kaydıdır.

And we can take up the coded offer of intimacy, Deyimler

4:28

Ve biz de şifreli bir yakınlık teklifini kabul edebiliriz,

in say the words of a Roman poet who died in 10 BC,

4:31

diyelim ki M.Ö. 10 yılında ölen Romalı bir şairin kelimelerinde,

Deyimler

take up the coded offer of intimacy: örtük bir yakınlık davetini kabul edip karşılık vermek

Bu cümlede take up, “kabul etmek ve karşılık vermek” anlamına gelir. Buradaki offer gerçek anlamda bir teklif değildir; eser, izleyiciyi ya da okuru yaratıcısıyla bir yakınlık hissetmeye dolaylı olarak davet eder. Coded, bu davetin açıkça söylenmek yerine sözcükler, üslup veya kaydedilmiş bir ifade aracılığıyla iletildiğini gösterir. Buradaki intimacy, zamanın ötesine geçen duygusal veya düşünsel bir yakınlıktır; mutlaka romantik değildir.

Alıştırma

Bu cümlede take up the coded offer of intimacy ne anlama gelir?

  1. Kod içeren bir mesajı fiziksel olarak kaldırmak
  2. Yaratıcıya yakınlık hissetmeye yönelik dolaylı bir davete karşılık vermek
  3. Romantik ilişki için yapılan doğrudan bir isteği kabul etmek
Cevabı göster

Yaratıcıya yakınlık hissetmeye yönelik dolaylı bir davete karşılık vermek

or the lyrics of a singer who described just our blues

4:35

veya 1963'te Nashville'deki bir kayıtta,

in a recording from Nashville in 1963.

4:38

tam da bizim hüznümüzü anlatan bir şarkıcının sözlerinde.

Loneliness makes us more capable of true intimacy,

4:42

Yalnızlık, eğer daha iyi fırsatlar karşımıza çıkarsa,

if ever better opportunities do come along. Dilbilgisi

4:46

gerçek yakınlık kurma kapasitemizi artırır.

Dilbilgisi

do come along ifadesindeki vurgulu do

opportunities do come along olumlu yan cümlesinde do vurgu içindir. Soru oluşturmaz; “gerçekten” veya “hakikaten” anlamını ekler ve do sonrasında come yalın fiil biçiminde kalır. Burada come along, “ortaya çıkmak” veya “karşımıza çıkmak” anlamına gelir. if ever ile birlikte kullanıldığında ifade, önce bu tür fırsatların nadir olabileceğini kabul eder, ardından bunların gerçekten ortaya çıkabileceğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi vurgulu do ve come along ile tamamlayın: Useful ideas ____ when people keep experimenting.

Cevabı göster

do come along

It heightens the conversations we have with ourselves.

4:49

Kendimizle yaptığımız konuşmaları derinleştirir.

It gives us a character.

4:52

Bize bir karakter kazandırır.

We don't repeat what everyone else thinks.

4:54

Başkalarının düşündüklerini tekrar etmeyiz.

We develop a point of view.

4:56

Kendi bakış açımızı geliştiririz.

We might be isolated for now,

4:58

Şu an için izole olabiliriz,

but we'll be capable of far closer,

5:00

ama eninde sonunda bulacağımız kişiyle

more interesting bonds

5:02

çok daha yakın,

with anyone we do eventually locate.

5:04

çok daha ilginç bağlar kurabilecek kapasitede olacağız.

Loneliness renders us elegant and strangely alluring. Kelime

5:07

Yalnızlık bizi zarif ve garip bir şekilde çekici kılar.

Kelime

render + nesne + sıfat: “renders us elegant”

renders us elegant ifadesinde render, “birini ya da bir şeyi belirli bir duruma getirmek veya o durumda kılmak” demektir. Yapı render + nesne + sıfat biçimindedir: us nesnedir; elegant ise sonuç durumunu açıklayan nesne tamamlayıcısıdır. Bu yapı, bir şeyin bir kişide veya nesnede belirli bir nitelik oluşturduğunu ifade eder. Burada zarafet, yalnızlığın yarattığı bir etki olarak sunulur; yalnızca kıyafet ya da dış görünüşle ilgili değildir.

Alıştırma

“The new evidence rendered the old theory useless,” cümlesinde rendered the old theory useless ne anlama gelir?

  1. eski teoriyi işe yaramaz hâle getirdi
  2. eski teorinin dijital bir görüntüsünü oluşturdu
  3. eski teoriyi başka bir dile çevirdi
Cevabı göster

eski teoriyi işe yaramaz hâle getirdi

It suggests there's more about us to understand

5:11

Normal sosyal iletişim kalıplarının kapsayabileceğinden

than the normal patterns of social intercourse can accommodate, Kelime

5:14

daha anlaşılacak çok şeyimiz olduğunu gösterir,

Kelime

Resmî toplumsal etkileşim anlamında “social intercourse”

social intercourse ifadesinde intercourse, insanlar arasındaki iletişim ve ilişkiler anlamına gelir. social sıfatı bu cinsel olmayan anlamı kesinleştirir; dolayısıyla ifade insanların buluştuğu, konuştuğu ve birbirleriyle ilişki kurduğu sıradan yolları anlatır. Bu ifade resmî ve biraz eski moda bir kullanımdır. Burada, bir insan hakkında anlaşılabilecek her şeyi içine alamayabilecek normal insan etkileşimi kalıplarını adlandırır.

Alıştırma

Örnekteki social intercourse ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. cinsel etkinlik
  2. çevrim içi alışveriş
  3. sıradan toplumsal etkileşim ve iletişim
Cevabı göster

sıradan toplumsal etkileşim ve iletişim

which is something we can take pride in.

5:18

bu da gurur duyabileceğimiz bir şeydir.

A sense of isolation truly is,

5:20

Kibirli görünme korkusuyla

as we suspect but usually prevent ourselves from feeling

5:22

hissetmekten genelde kendimizi alıkoysak da, şüphelendiğimiz gibi,

from fear of arrogance,

5:25

bir soyutlanma duygusu gerçekten de

a sign of depth.

5:27

derinliğin bir işaretidir.

When we admit our loneliness,

5:29

Yalnızlığımızı kabul ettiğimizde,

we are signing up to a club Deyimler

5:31

Edward Hopper'ın tablolarından,

that includes the people we know

5:32

Baudelaire'in şiirlerinden

Deyimler

“signing up to a club” ifadesindeki benzetme

Burada signing up to a club bir benzetmedir. Yalnızlığı kabul etmek bir form doldurmayı, ücret ödemeyi veya gerçek bir kuruluşa katılmayı gerektirmez; aynı duyguyu yaşamış büyük bir insan grubuna ait olduğunuzu fark etmek anlamına gelir. Bu ifade kişisel bir duyguyu ortak bir aidiyete dönüştürür. Ayrıca dinleyiciyi, eserleri yalnızlıkla ilişkilendirilen yaratıcıların daha sonra sıralanmasına hazırlar.

Alıştırma

“Admitting loneliness can feel like signing up to a club” cümlesinde signing up to a club ne anlama gelir?

  1. Bir daha asla yalnız hissetmeyeceğinize söz vermek
  2. Gerçek bir sosyal kuruluşa kaydolmak için ödeme yapmak
  3. Bir deneyimi başka birçok insanla paylaştığınızı fark etmek
Cevabı göster

Bir deneyimi başka birçok insanla paylaştığınızı fark etmek

from the paintings of Edward Hopper, Kültür

5:34

ve Leonard Cohen'in şarkılarından

the poems of Baudelaire,

5:36

tanıdığımız insanları içeren

and the songs of Leonard Cohen.

5:38

bir kulübe kaydolmuş oluruz.

Kültür

Hopper, Baudelaire ve Cohen'in yalnızlığı çağrıştırma nedeni

Bu üç gönderme farklı sanat biçimlerinden gelir. Edward Hopper'ın resimleri çoğunlukla yalnız kalmış kişileri ve sessiz şehir mekânlarını gösterir; Baudelaire'in şiiri modern şehir yaşamını, melankoliyi ve yabancılaşmayı sık sık inceler; Leonard Cohen'in şarkıları ise yalnızlık, özlem ve duygusal mesafeyi sıklıkla ele alır. Bu liste, ünlü isimleri rastgele sıralamak yerine yalnızlığı farklı dönemler ve ortamlar boyunca tekrarlanan bir tema olarak sunar. “Tanıdığımız” kişiler, şahsen tanıdığımız insanlar değil, bu eserler aracılığıyla karşılaştığımız karakterler ve seslerdir.

Alıştırma

Edward Hopper, Baudelaire ve Leonard Cohen bu cümlede neden birlikte gruplandırılmıştır?

  1. Resim, şiir ve şarkı alanındaki eserleri yalnızlığı veya yabancılaşmayı sık sık inceler.
  2. Hepsi aynı resmî sanatçılar kulübüne üyeydi.
  3. Şehir yaşamını konu alan tek bir projede birlikte çalıştılar.
Cevabı göster

Resim, şiir ve şarkı alanındaki eserleri yalnızlığı veya yabancılaşmayı sık sık inceler.

Lonely, we enter a long and grand tradition. Dilbilgisi

5:40

Yalnız olarak, uzun ve görkemli bir geleneğe adım atarız.

Dilbilgisi

Lonely, we enter...: özneyi betimleyen cümle başı sıfatı

Lonely, we öznesini betimleyen ek bir sıfattır: konuşan kişilerin geleneğe katıldıkları sıradaki durumunu anlatır. Anlamı Being lonely, we enter... yapısına yakındır; ancak kısa biçim daha yoğun ve daha etkileyici bir anlatım sağlar. Lonely sözcüğünün başa alınması, ana olaydan önce bu duruma özel vurgu yapar. Lonely adlı birine seslenilmez ve sözcük tradition sözcüğünü nitelemez.

Alıştırma

“Lonely, we enter a long and grand tradition.” cümlesinde Lonely neyi betimliyor?

  1. Lonely diye çağrılan bir kişi
  2. Konuşan kişilerin geleneğe katılırken içinde bulunduğu durum
  3. Katıldıkları gelenek
Cevabı göster

Konuşan kişilerin geleneğe katılırken içinde bulunduğu durum

We find ourselves surprisingly in great company. Deyimler

5:43

Kendimizi şaşırtıcı bir şekilde harika bir arkadaş grubunun içinde buluruz.

Deyimler

in great company: seçkin insanlarla aynı gruba ait olmak

In great company, etkileyici ve saygı duyulan insanların arasında ya da onlarla aynı mecazi grupta olmak demektir. Burada company bir şirket değil, akranlardan oluşan bir gruptur; bu kişilerin fiziksel olarak orada bulunması da gerekmez. İfade bilinçli bir şaşkınlık yaratır: konuşan kişiler kendilerini yalnız hissederken, hayranlık duyulan pek çok sanatçının da aynı deneyimi paylaştığını fark eder. Great, bu mecazi gruptaki insanları güçlü biçimde över.

Alıştırma

“We find ourselves surprisingly in great company.” cümlesinde in great company ne anlama geliyor?

  1. Etkileyici ve saygı duyulan insanlarla aynı gruba ait olduğumuzu fark ederiz.
  2. Başarılı bir şirkete katıldığımızı fark ederiz.
  3. Neşeli arkadaşların fiziksel olarak yanımızda olduğunu fark ederiz.
Cevabı göster

Etkileyici ve saygı duyulan insanlarla aynı gruba ait olduğumuzu fark ederiz.

Enduring loneliness is almost invariably better

5:49

Yalnızlığa katlanmak, neredeyse her zaman,

than suffering the compromises of false community.

5:53

sahte bir topluluğun tavizlerine katlanmaktan daha iyidir.

Loneliness is simply a price we may have to pay

5:56

Yalnızlık, yoldaşlığın ne olması gerektiğine ve ne olabileceğine dair

for holding on to a sincere, ambitious view Öbek fiiller

6:00

samimi ve iddialı bir görüşe tutunmak için

Öbek fiiller

Samimi ve iddialı bir görüşe bağlı kalmak

Burada holding on to, bir görüşü bırakmak yerine onu korumayı ve ona inanmaya devam etmeyi anlatır. Nesnesi a sincere, ambitious view olduğu için ifade fiziksel değil, soyut anlamdadır. -ing öbeği for sözcüğünden sonra gelir ve bedeli olabilecek seçimi belirtir. pay a price for holding on to + inanç, ölçüt veya umut kalıbı, ısrarı zor ama değebilecek bir tutum olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi hold on to ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Despite criticism, Elena continued ____ her belief that the rule should be fair.

Cevabı göster

holding on to

of what companionship must and could be. Dilbilgisi

6:03

ödememiz gerekebilecek bir bedeldir sadece.

Dilbilgisi

Yoldaşlığın nasıl olması gerektiği ve nasıl olabileceği

what companionship must and could be yan cümlesi, a view of... yapısındaki of edatının tümlecidir. Soru dizilişini değil, what + özne + kiplik fiil + fiil biçimindeki iç içe yan cümle dizilişini kullanır. İki kiplik fiil be fiilini paylaşır, ancak farklı düzeyler belirler. Must be gerekli ve vazgeçilmez standartları gösterir; could be ise yoldaşlığın daha iyi bir biçime ulaşma olasılığını açar. Anlamlar birlikte çalışır: asgari bir gereklilik ve mümkün bir ideal.

Alıştırma

Vazgeçilmez bir gereklilik için must, mümkün bir ideal için could kullanarak tamamlayın: The workshop explored what a fair school system ____ and ____ be.

Cevabı göster

must · could