Bu Karıncalar Yavrularını Silikon Tabancası Gibi Kullanıyor: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.109 kelime 166 kel/dk

Video özeti: Bu animasyon, dokumacı karıncaların yaprak yuvalar kurmasını, balözü böceklerini yetiştirmesini ve ağaç tepesi bölgeleri için savaşmasını anlatıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. high elves — Kültür, medya ve gerçek bağlam: zarif ama tehlikeli fantastik arketipi tanıyın; benzetmeyi biyolojik sınıflandırma sanmayın. 2. cultivate cattle — Deyimler ve mecazi ifadeler: balözü için yaprak bitleriyle tırtıllara bakan karıncalarda kullanılan hayvancılık benzetmesini anlayın ve yönetilen kaynak ilişkilerine uygulayın. 3. push back — Deyimsel fiiller: saldırganı fiziksel olarak geri itmekle bir fikre, talebe veya baskıya direnmek arasındaki farkı görün ve doğal bir nesne seçin.

Bu derste

Deep in tropical jungles lie floating kingdoms Deyimler

0:01

Tropik ormanların derinliklerinde yüzen krallıklar yatar,

ruled by beautiful and deadly masters.

0:04

güzel ve ölümcül efendiler tarafından yönetilen.

Deyimler

“floating kingdoms” metaforu

“Floating kingdoms” (“yüzen krallıklar”), anlatıyı düzenleyen bir metafordur. Karıncaların bölgeleri gerçekten yüzmez: yuvaları ve yolları, yukarıda birbirine bağlı bitkilerin arasında yer alır; bu yüzden bütün ağ yerden yukarıda asılı duruyormuş gibi görünür. Bunlara “krallık” denmesi, bu ağı yöneticileri, sınırları ve çatışmaları olan bir dünyaya dönüştürür. Bu imge, izleyiciye daha sonra anlatılan doğal sistemi anlamak için açık bir çerçeve verir.

Alıştırma

Bu cümlede “floating kingdoms” neyi düşündürüyor?

  1. Her karınca kolonisi ormandaki bir teknede yaşar.
  2. Gerçek ülkeler havada serbestçe sürüklenmektedir.
  3. Karıncaların bölgeleri, yerden yüksekte birbirine bağlı bitkiler arasında uzanır.
Cevabı göster

Karıncaların bölgeleri, yerden yüksekte birbirine bağlı bitkiler arasında uzanır.

They're sort of the high elves of the ant kingdoms. Notlar

0:07

Onlar bir bakıma karınca krallıklarının yüksek elfleridir.

Kalıp ifadeler

“sort of” ile bir benzetmeyi yumuşatmak

Burada “sort of”, “the high elves” ile yapılan karşılaştırmanın tamamını etkiler. “Bir bakıma” veya “onları şöyle düşünebilirsiniz” anlamına gelir. Konuşmacı canlı bir benzetme yapıyor; karıncaları gerçek bir kategoriye yerleştirmiyor. Bu yumuşatıcı ifade, karşılaştırmanın yararlı ama tam olmadığını dinleyiciye bildirir. Ayrıca anlatımın katı bir bilimsel tanım yerine sohbet havasında kalmasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede “sort of”, karşılaştırmanın kesin bir kategori değil yaklaşık bir benzetme olduğunu gösterir?

  1. The new library is sort of the town's living room.
  2. The new library is a sort of public building.
  3. The new library has several reading rooms.
Cevabı göster

The new library is sort of the town's living room.

Kültür

Bir fantastik arketip olarak high elves

High elves, fantastik eserlerde genellikle zarif, soylu, uzun ömürlü ve büyüde ya da savaşta becerikli gösterilen bir elf halkının bilinen adıdır. Bu karıncalara kendi dünyalarının high elves topluluğu demek, onları zarif ama tehlikeli savaşçılar olarak sunar. High burada bu fantastik tür adının bir parçasıdır. Yüksek statü ve görkem çağrıştırır; ayrıca karıncaların ağaçların yükseklerinde yaşamasını da hatırlatabilir. Yalnızca elflerin uzun boylu veya yüksek bir yerde yaşadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede high elves en çok neyi çağrıştırıyor?

  1. Yalnızca alışılmadık derecede uzun boylu elfler
  2. Bir karınca türünün bilimsel adı
  3. Zarafet, yüksek statü ve büyü ya da savaş gücüyle ilişkilendirilen fantastik bir elf türü
  4. Dağlık bir krallığı yöneten gerçek insanlar
Cevabı göster

Zarafet, yüksek statü ve büyü ya da savaş gücüyle ilişkilendirilen fantastik bir elf türü

Talented architects that create castles and city-states.

0:10

Kaleler ve şehir devletleri inşa eden yetenekli mimarlar.

But they are also fierce and expansionist warriors

0:15

Ancak aynı zamanda vahşi ve yayılmacı savaşçılardır

and their kingdoms are ensnared in a never-ending war for survival. Deyimler

0:18

ve krallıkları hayatta kalmak için bitmek bilmeyen bir savaşın tuzağına düşmüştür.

Deyimler

be ensnared in: içinden çıkılması zor bir durumda sıkışmak

Be ensnared in, içinden çıkılması zor bir duruma yakalanıp kalmak anlamına gelir. Ensnare sözcüğü gerçek anlamıyla bir şeyi ilmek veya ağla yakalamaktır; ancak burada savaş bir tuzak gibi düşünülmüştür. Edilgen are ensnared yapısı, krallıkların çatışmayı özgürce seçmesinden çok, çatışmanın içinde sıkışıp kaldığını vurgular. Never-ending ve for survival ifadeleri de bu tuzağı kalıcı ve ölüm kalım meselesi gibi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için be ensnared in ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: After the risky loan, the family ____ a cycle of debt.

Cevabı göster

was ensnared in

Oecophylla weaver ants.

0:23

Oecophylla dokumacı karıncalar.

Oecophylla weavers walk on long legs,

0:33

Oecophylla dokumacıları uzun bacakları üzerinde yürür,

have slender bodies and large eyes,

0:35

ince vücutları ve iri gözleri vardır,

which make them look pretty cute.

0:37

bu da onların oldukça sevimli görünmesini sağlar.

Although their strong mandibles and the ability to shoot acid

0:40

Güçlü çeneleri ve asit fışkırtma yetenekleri de

also make them pretty good at killing.

0:43

onları öldürme konusunda oldukça iyi yapsa da.

But more on that later. Anlatım akışı

0:46

Ama buna daha sonra değineceğiz.

Anlatım akışı

more on that later: ayrıntıları sonraya bırakmak

"More on that later" ifadesinde more, "daha fazla bilgi veya ayrıntı" anlamına gelir; that ise az önce sözü edilen karıncaların öldürme gücüne gönderme yapar. Anlatıcı, bir eylemin daha sonra daha çok yapılacağını söylemez. Bu, ileride anlatılacakları haber veren bir geçiştir: anlatıcı yan konuyu kısa süreliğine erteler ve ona daha sonra döneceğine söz verir. Böylece mevcut açıklama sırasını korurken dinleyicinin ertelenen noktayı hatırlamasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, daha sonra daha fazla bilgi verileceğini bildiren ve derste geçen dört kelimelik geçişle tamamlayın: "The schedule raises another issue, but ____."

Cevabı göster

more on that later

Their colonies usually have two to three worker classes

0:48

Kolonilerinde genellikle boyutları çarpıcı biçimde değişen

that vary dramatically in size.

0:52

iki veya üç işçi sınıfı bulunur.

Majors, minors, and sometimes even tiny minim workers. Kelime

0:54

Büyük (majör), küçük (minör) ve bazen çok küçük (minim) işçiler.

Kelime

Majors, minors ve minim workers: işçi karınca kastları

Karıncalarla ilgili bu bağlamda major workers, minor workers ve minim workers, işçi karınca kastlarının özel adlarıdır. Karıncaları temel olarak göreceli vücut büyüklüklerine ve çoğu zaman bu büyüklükle bağlantılı görevlerine göre ayırırlar; üniversite, yaş veya askerî kategori değildirler. Altyazıda majors ve minors, workers sözcüğü anlaşılır olduğu için atılmış hâlde, çoğul isim olarak tek başına kullanılır. Tiny minim workers ifadesinde minim, workers sözcüğünü niteler ve en küçük işçi karınca kastını adlandırır.

Alıştırma

"The colony has major, minor, and minim workers," cümlesinde major, minor ve minim neyi tanımlar?

  1. Temel olarak büyüklüğe göre ayrılan özel işçi karınca kastları
  2. Farklı önem düzeylerine sahip üniversite bölümleri
  3. İşçilere verilen askerî rütbeler
  4. Koloninin yetişkin, ergen ve çocuk üyeleri
Cevabı göster

Temel olarak büyüklüğe göre ayrılan özel işçi karınca kastları

Depending on location and species, Dilbilgisi

0:59

Bulundukları yere ve türlerine bağlı olarak,

they vary in color from dark brown to emerald green. Dilbilgisi

1:02

renkleri koyu kahverenginden zümrüt yeşiline kadar değişir.

Dilbilgisi

Depending on + koşul

Depending on + isim öbeği, ana ifadeden önce koşulu ya da sonucu belirleyen etkeni arka plan bilgisi olarak verir. Burada location and species, karıncaların rengini değiştirebilen etkenlerdir. Bu cümle başı kalıbında depending, koşulu tanıtmak için kullanılan -ing biçimidir; karıncaların bilinçli olarak yaptığı bir eylemi anlatmaz. Aktarılabilir anlamı “sonuç bu etkene göre değişebilir” şeklindedir.

Alıştırma

Sonucun bir koşula göre değiştiğini belirten vurgulanmış cümle başı ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ the weather, practice will be indoors or outside.

Cevabı göster

Depending on

Dilbilgisi

vary in color from A to B

vary in + özellik, bir grubun üyelerinin hangi yönden farklı olduğunu belirtir. Burada in color, farklı olan şeyin renk olduğunu açıkça gösterir. from A to B bu farklılığın aralığını verir. dark brown ve emerald green renk aralığının uç noktalarıdır; ortaya çıkabilecek yalnızca iki renk oldukları anlamına gelmez.

Alıştırma

Kalıbı tamamlamak için vary fiilini doğru edatlarla kullanın: These butterflies ____ wing color ____ pale yellow to deep orange.

Cevabı göster

vary in · from

Other than their fancy looks,

1:06

Gösterişli görünümlerinin dışında,

what makes weavers special is that they're in the kingdom-building business. Notlar

1:07

dokumacıları özel kılan şey, krallık inşa etme işinde olmalarıdır.

Dilbilgisi

What makes X special is that...: X'i özel kılan şeyi açıklama kalıbı

Bu bildirme cümlesinde What makes weavers special, özne görevinde kullanılan bir isim yan cümleciğidir. What, dokumacı karıncalara özel niteliğini veren özelliği belirtir ve the thing that şeklinde anlaşılabilir. Burada doğrudan soru sormaz. Bağlayıcı fiil is, bu özneyi yanıtı veren that they're in the kingdom-building business bölümüyle birleştirir. Başka durumlarda da kullanılabilen What makes X special is that + yan cümle kalıbı, önce ayırt edici özelliğe odaklanır, sonra onu açıklar.

Alıştırma

Hedef kalıbın iki bölümünü kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ this library special ____ it stays open all night.

Cevabı göster

What makes · is that

Deyimler

In the kingdom-building business: be in the ... business kalıbı

Be in the X business genellikle X alanında veya etkinliğinde düzenli olarak çalışmak ya da bunu sürekli bir görev edinmek anlamına gelir. Kingdom-building ifadesinde -ing biçimindeki building, kingdom ile birleşerek business türünü açıklayan kısa çizgili bir niteleyici oluşturur. Burada ifade mecazlı ve mizahidir. Dokumacı karıncalar gerçekten bir şirket işletmez; anlatıcı, kolonilerini düzenli biçimde genişletmelerini profesyonel bir işmiş gibi sunar. Bu kalıp yalnızca gerçek anlamda ücretli ticareti değil, birinin düzenli görevini de vurgulayabilir.

Alıştırma

As coaches, we're in the confidence-building business cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?

  1. Antrenörler bir işletme için bina inşa etmektedir.
  2. Özgüven geliştirmek, antrenörlerin düzenli görevinin temel bir parçasıdır.
  3. Antrenörler özgüven satan bir şirkete sahiptir.
Cevabı göster

Özgüven geliştirmek, antrenörlerin düzenli görevinin temel bir parçasıdır.

They like to build at pretty much all heights,

1:12

Neredeyse her yükseklikte inşa etmeyi severler,

starting in shrubs a few centimeters above the ground

1:15

yerden birkaç santimetre yüksekteki çalılıklardan başlayıp

and up to 10 m in the tree canopy.

1:18

ağaç gölgeliklerinde 10 metreye kadar çıkarlar.

But they're not satisfied with ruling just one plant. Kalıp ifadeler

1:21

Ancak tek bir bitkiye hükmetmekle yetinmezler.

Kalıp ifadeler

not satisfied with ruling: satisfied with + -ing yapısı

Be satisfied with, bir şeyi yeterince iyi veya kabul edilebilir bulmak anlamına gelir. With bir edat olduğu için ardından fiil gelirse -ing biçimi kullanılır; bu nedenle ruling, etkinliği adlandıran bir isim-fiildir ve sürerlik bildiren bir fiilin parçası değildir. Burada not satisfied with ruling just one plant, yalnızca bir bitkiyi kontrol etmenin dokumacı karıncalara yetmediğini anlatır. Ruling, onları bir krallığı yönetiyorlarmış gibi kişileştirir; olumsuz yapı da daha fazla yayılmak istediklerini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi satisfied ve doğru edatla tamamlayın: The team is not ____ finishing second every year.

Cevabı göster

satisfied with

Weavers will look for twigs or lianas that bridge the gap to other trees Deyimler

1:24

Dokumacılar, diğer ağaçlarla aradaki boşluğu kapatan dallar veya lianalar arayacak

Deyimler

bridge the gap: bir ayrılık üzerinden bağlantı kurmak

Bridge the gap ifadesinde bridge, “iki taraf arasında bağlantı kurmak” anlamında bir fiildir. Buradaki gap fiziksel bir boşluktur: ince dallar veya sarmaşıklar bir ağaçtan diğerine uzanarak karıncaların karşıya geçmesini sağlar. Aynı ifade mecaz olarak da kullanılabilir. İki grup, düşünce veya beceri düzeyi arasında bridge the gap denildiğinde, yararlı bir bağlantı kurmak ya da aralarındaki ayrılığı azaltmak kastedilir. Boşluğun veya farkın türünü bağlam gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede bridge the gap, bir farkın iki tarafı arasında bağlantı kurmak anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. The runner closed the gap on the leader.
  2. The worker filled the gap in the wall with foam.
  3. The mentor helped bridge the gap between classroom theory and real work.
Cevabı göster

The mentor helped bridge the gap between classroom theory and real work.

and expand to every plant they can reach.

1:29

ve ulaşabildikleri her bitkiye doğru yayılacaklardır.

This way,

1:32

Bu şekilde,

colonies spread upwards and sideways through the treetops.

1:33

koloniler ağaç tepeleri boyunca yukarı ve yanlara doğru yayılır.

The largest weaver ant kingdoms we know of

1:37

Bildiğimiz en büyük dokumacı karınca krallıkları

occupy up to 1,600 square meters,

1:40

1.600 metrekareye kadar bir alanı kaplar,

around four basketball courts.

1:44

yani yaklaşık dört basketbol sahası kadar.

A lot of ground to cover for tiny ants Deyimler

1:46

Minik karıncalar için kapsanması gereken çok fazla alan

Deyimler

A lot of ground to cover: geriye kalan geniş alan veya çok miktarda iş

Bu cümlede A lot of ground to cover, minik karıncaların geçmesi, kullanması veya kontrol etmesi gereken alanın çok büyük olduğunu anlatır. Buradaki cover, zeminin üzerine bir şey koymak değil, alanın tamamına ulaşmak veya onu ele almak demektir. İfade, buradaki gibi tek başına kısa bir yorum olarak kullanılabilir ya da have fiilinden sonra gelebilir: We have a lot of ground to cover. Mecaz anlamda hâlâ ele alınması gereken çok iş, bilgi, mesafe veya birçok konu olduğunu belirtir.

Alıştırma

Hâlâ konuşulması gereken çok şey olduğunu belirten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We have a lot of ____ before the meeting ends.

Cevabı göster

ground to cover

and impossibly hard to control.

1:49

ve kontrol edilmesi imkânsız bir durum.

So, weaver ants construct dozens of nests

1:52

Bu yüzden dokumacı karıncalar krallığı savunmak için

scattered all over their territory,

1:55

topraklarının dört bir yanına dağılmış,

outposts to defend the kingdom.

1:57

düzinelerce yuva ve karakol inşa ederler.

Tubes or balls made from leaves

1:59

Yapraklardan yapılmış tüpler veya toplar

and ghostly silk sheets.

2:01

ve hayaletimsi ipek örtüler.

These masterpieces of high-ant architecture

2:04

Bu yüksek karınca mimarisi başyapıtları,

are created by the weaver majors,

2:07

büyük işçi karıncalar olan

the larger worker ants,

2:09

dokumacı majörler tarafından yaratılır.

which are responsible for the more dangerous jobs Kalıp ifadeler

2:10

Bunlar savaşmak, yiyecek aramak ve yuva inşa etmek gibi

like fighting, foraging, and nest construction.

2:13

daha tehlikeli görevlerden sorumludurlar.

Kalıp ifadeler

Responsible for: bir görevden sorumlu olmak

Burada are responsible for, bir şeyi yapma görevi bulunmak anlamına gelir. Daha büyük işçi karıncalara tehlikeli işler verilmiştir. İfade, kötü bir şeyin suçunu değil, onların görevini anlatır. be responsible for + isim veya -ing biçimi kullanılır: responsible for nest construction; responsible for fighting. for sonrasındaki sözcükler, birinin sorumluluğundaki görevi, alanı, kişiyi veya sonucu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle bir iş görevini anlatmak için responsible for ifadesini doğru kullanıyor?

  1. Maya is responsible for preparing the safety report.
  2. Maya is responsible to preparing the safety report.
  3. Maya is responsible for prepare the safety report.
Cevabı göster

Maya is responsible for preparing the safety report.

To start a new nest,

2:17

Yeni bir yuvaya başlamak için,

a major tries to bend different leaves

2:18

bir majör etrafındaki farklı yaprakları

in her surroundings into a tube.

2:20

kıvırarak tüp haline getirmeye çalışır.

If one of the leaves is flexible enough, Dilbilgisi

2:22

Eğer yapraklardan biri yeterince esnekse,

more workers will arrive to help.

2:24

yardım etmek için daha fazla işçi gelir.

Dilbilgisi

flexible enough: sıfat + enough

Flexible enough, “gereken düzeyde esnek” anlamına gelir. Enough, adjective + enough yapısında sıfattan sonra gelir. Bu yapının ardından to + fiil veya bir sonuç gelebilir. Burada yaprak gereken esnekliğe ulaştığı için daha fazla işçi karınca yardıma gelebilir.

Alıştırma

Strong sözcüğünü adjective + enough yapısında kullanın: The rope is ____ to hold the box safely.

Cevabı göster

strong enough

Chains of workers pull the leaves' edges together

2:27

İşçi zincirleri yaprakların kenarlarını birbirine çeker

or reach across gaps and grab distant leaves

2:30

veya boşlukların üzerinden uzanıp uzak yaprakları tutarak

to add them to the construction.

2:33

onları yapıya dahil eder.

While the bending and pulling is going on, Öbek fiiller

2:35

Kıvırma ve çekme işlemleri devam ederken,

other workers carry larvae from the closest nest

2:37

diğer işçiler larvaları en yakın yuvadan

to the construction site.

2:40

inşaat alanına taşır.

Öbek fiiller

going on: gerçekleşmek veya devam ediyor olmak

Buradaki is going on, “oluyor” veya “devam ediyor” anlamındadır. Bükme ve çekme, diğer işçi karıncalar larvaları taşırken gerçekleşen arka plan faaliyetidir. Bu anlamda go on, What is going on? veya The work is still going on. örneklerinde olduğu gibi çoğunlukla ana fiil görevindedir. Go on ifadesinden sonra başka bir fiilin geldiği yapılardan farklıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede go on, “gerçekleşmek veya devam ediyor olmak” anlamındadır?

  1. The meeting is going on upstairs.
  2. She went on reading after the break.
  3. He went on to explain the next step.
Cevabı göster

The meeting is going on upstairs.

Usually, ant larvae spin themselves a cocoon

2:42

Genellikle karınca larvaları kendilerini korumak için

to protect themselves,

2:44

kendi kozalarını örerler,

but the weaver ant larvae give all of their silk

2:46

ancak dokumacı karınca larvaları tüm ipeklerini

to the colony as building material.

2:49

inşaat malzemesi olarak koloniye verir.

So, when the workers tap the larvae's heads on the leaf,

2:52

Yani işçiler larvaların kafalarını yaprağın üzerine hafifçe vurduğunda,

they release their sticky thread

2:55

yapışkan ipliklerini salgılarlar,

like tiny cute glue guns. Anlatım akışı

2:56

tıpkı minik, sevimli silikon tabancaları gibi.

Anlatım akışı

like tiny cute glue guns: işleve dayalı bir benzetme

like tiny cute glue guns ifadesi, like ile bir benzetme kurar. Bilinmeyen bir süreci tanıdık bir görüntüye dönüştürür: Larvalara hafifçe dokunulduğunda, küçük tutkal tabancalarının tutkal çıkarmasına benzer biçimde yapışkan iplik salgılarlar. Benzetme kimlikle değil, işlevle ilgilidir. Larvalar canlıdır; benzetme yalnızca dinleyicinin bu aşamada ne yaptıklarını hızla anlamasını sağlar.

Alıştırma

“The seed pods burst open like tiny fireworks,” cümlesindeki benzetme temel olarak neyi karşılaştırıyor?

  1. Kabukların içindeki madde ile havai fişeklerin içindeki madde
  2. Tohum kabuklarının açılma biçimi ile havai fişeklerin patlama biçimi
  3. Tohum kabuklarının büyüklüğü ile bir şehrin büyüklüğü
Cevabı göster

Tohum kabuklarının açılma biçimi ile havai fişeklerin patlama biçimi

This way, the workers sew the bent leaf onto itself,

2:59

İşçiler bu şekilde kıvrılmış yaprağı kendisine diker,

so it won't unfold anymore.

3:02

böylece artık açılmaz.

This creates a central chamber that's used as the basis Kalıp ifadeler

3:04

Bu, etrafına sarılan 300'e kadar yaprak için bir temel

for up to 300 more leaves that are wound around it. Kelime

3:08

görevi gören merkezi bir oda oluşturur.

Kalıp ifadeler

used as the basis for: temel rolü verme

be used as the basis for something yapısında as, ilk şeye verilen rolü belirtir: O şey bir temel görevi görür. For ise bu temele bağlı olan sonraki yapıyı, planı veya kararı tanıtır. Burada merkezi bölme, çok sayıda ek yaprağın etrafına yerleştirildiği başlangıç yapısıdır. Aynı kalıp, bir sonucu destekleyen kanıtlar veya daha büyük bir planı destekleyen ilk deneme gibi soyut bir temeli de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “... için temel kabul edilen” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The interviews will be ____ the documentary.

Cevabı göster

used as the basis for

Kelime

wound around: wind fiilinin geçmiş zaman ortacı

are wound around it ifadesinde wound, wind fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve “bir şeyi başka bir şeyin etrafına sarmak ya da dolamak” anlamına gelir. Edilgen are wound yapısı, sarılan şeyin yapraklar olduğunu gösterir; it ise central chamber ifadesine gönderme yapar. Wind düzensizdir: wind–wound–wound. Buradaki wound, “yara” anlamındaki wound ismi ya da “yaralamak” anlamındaki wound–wounded–wounded fiili değildir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. Wound sözcüğünün /waʊnd/ mı yoksa /wuːnd/ mı okunduğuna dikkat edin.

  1. The nurse cleaned the wound on his arm.
  2. The nurse wound the bandage around his arm.
Cevabı göster

The nurse wound the bandage around his arm.

Together, they form little pockets

3:12

Hep birlikte küçük cepler oluştururlar

and act as additional rooms for the new outpost.

3:14

ve yeni karakol için ek odalar olarak işlev görürler.

To make it even more cozy,

3:17

Daha da rahat hale getirmek için,

minor workers use the larvae to weave additional floors and chambers.

3:19

küçük (minör) işçiler ek zeminler ve odalar örmek için larvaları kullanırlar.

Nests are usually constructed as barracks on the territory's borders Dilbilgisi

3:23

Yuvalar genellikle bölge sınırlarında kışla olarak

or as storage for brood and food supplies. Kelime

3:27

veya yavrular ve gıda malzemeleri için depo olarak inşa edilir.

Dilbilgisi

constructed as barracks ... or as storage: as ile paralel görevler

As ile başlayan iki ifade, constructed sözcüğünü paralel biçimde tamamlar. Yuvaları amaçlanan görevlerine göre sınıflandırırlar: seçeneklerden biri bölgenin sınırlarındaki kışlalar, diğeri ise yavrular ve yiyecek stokları için depodur. Or sözcüğünden sonra as ifadesini tekrarlamak, uzun bir cümlede ikinci görevin başladığı yeri görmeyi kolaylaştırır. Ayrıca yakındaki ayrıntıları doğru şekilde gruplandırır: on the territory's borders, barracks ile; for brood and food supplies ise storage ile bağlantılıdır. İki alternatif görev, biçim veya kullanımı belirtmek için construct, design ya da use something as A or as B kalıbı başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

İki paralel görev belirten tek sözcüklük işaretleyiciyi iki boşluğa da yazın: The new building was designed ____ a clinic or ____ an emergency shelter.

Cevabı göster

as · as

Kelime

brood: koloninin gelişmekte olan yavruları

Burada brood, bir kolonide hâlâ gelişmekte olan genç üyeleri, özellikle yumurta ve larvaları topluca belirten biyolojik bir isimdir. Tek bir bireyi değil, bunların bir grup olarak tamamını anlatır. storage for brood and food supplies ifadesinde brood ve food supplies, yuvada tutulan iki şeydir. İsmin bu anlamı, bir şeyi üzülerek veya kaygıyla düşünmeye devam etmek anlamındaki brood fiilinden farklıdır.

Alıştırma

Cümleyi, bir koloninin yumurta ve larvalarını topluca belirten biyolojik isimle tamamlayın: During the move, worker ants carry the ____ to a safer chamber.

Cevabı göster

brood

This way, the ants don't need to cross vast distances to the headquarters,

3:30

Bu şekilde karıncalar karargaha ulaşmak için çok büyük mesafeler kat etmek zorunda kalmazlar,

but have soldiers close to any potential point of conflict.

3:34

ancak olası herhangi bir çatışma noktasının yakınında asker bulundururlar.

Apart from one special nest in the middle of the network,

3:38

Ağın ortasındaki özel bir yuva hariç;

which is reserved for the queen and her guards.

3:41

burası kraliçe ve onun muhafızlarına ayrılmıştır.

Here, she produces hundreds of eggs a day,

3:44

Burada kraliçe günde yüzlerce yumurta üretir

which get transferred to suitable nests with brood chambers.

3:46

ve bunlar kuluçka odaları olan uygun yuvalara aktarılır.

So, a colony is a network of little castles and moats

3:50

Kısacası bir koloni, yapraklar, lianalar ve dallardan yapılmış asma köprülerle birbirine bağlanan

connected by suspension bridges made from leaves, lianas, and twigs.

3:53

küçük kaleler ve hendeklerden oluşan bir ağdır.

An established colony easily has half a million individuals

3:59

Yerleşik bir koloni, beslenmesi gereken yarım milyon bireye

that need to be fed.

4:02

kolaylıkla sahip olabilir.

Fortunately, weaver ants evolved to have very close

4:04

Neyse ki dokumacı karıncalar,

and beneficial relationships with their hosts, Kelime

4:07

konakları olan çalılar ve ağaçlarla

shrubs, and trees.

4:10

çok yakın ve faydalı ilişkiler kuracak şekilde evrimleşmiştir.

Kelime

hosts: yaşam alanı veya kaynak sağlayan organizmalar

Burada hosts, karıncalara yaşayacak yer ve yararlı kaynaklar sağlayan canlı organizmaları ifade eder. shrubs ve trees sözcükleri bu konakların ne olduğunu açıklar; ayrı bir üçüncü ortak türünü belirtmez. Ekolojide host, iki canlı arasındaki ilişkiyi anlatan bir sözcüktür: bir organizma diğerini destekler, taşır veya barındırır. Sözcük tek başına taraflardan birinin yarar mı yoksa zarar mı gördüğünü göstermez.

Alıştırma

Hangi cümlede host, örnektekiyle aynı ekolojik anlamda kullanılmıştır?

  1. The oak tree is a host for several species of caterpillar.
  2. Our host showed us to the dining room.
  3. Maya will host the school concert tonight.
Cevabı göster

The oak tree is a host for several species of caterpillar.

The tree gives the ants a home and access to sweet sap to drink,

4:12

Ağaç, karıncalara bir yuva ve içebilecekleri tatlı özsuya erişim sağlar,

but maybe even more importantly,

4:16

ama belki daha da önemlisi,

it allows them to cultivate cattle Deyimler

4:18

kendileri için tatlı özsu (bal çiği) üreten yaprak bitleri veya tırtıllar gibi

like aphids or caterpillars that produce honeydew for them. Kelime

4:20

böcekleri yetiştirmelerine izin verir.

Deyimler

Hayvancılık benzetmesi olarak cultivate cattle

Burada cultivate cattle canlı bir benzetmedir. Karıncalar, bal çiği üretmeye devam etsinler diye yaprak bitleri ya da tırtıllarla ilgilenir. Bu durum, insanların yararlı ürünler elde etmek için çiftlik hayvanlarını yönetmesine benzetilir. Cultivate genellikle bir şeyi sürekli bakım yoluyla yetiştirmek veya geliştirmek demektir. Buradaki cattle gerçek sığırlar değildir; korunup yönetilen ve sürekli bir besin kaynağı sağlayan böcekleri “çiftlik hayvanı” olarak gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede cultivate cattle ne anlama geliyor?

  1. Ağaca gerçek inekler getirmek
  2. Belirli böceklerle ilgilenerek bal çiği üretmeye devam etmelerini sağlamak
  3. Sığırların yemesi için bitki yetiştirmek
Cevabı göster

Belirli böceklerle ilgilenerek bal çiği üretmeye devam etmelerini sağlamak

Kelime

Böceklerin ürettiği bir sıvı olarak honeydew

Burada honeydew, yaprak bitleri gibi bitki özsuyuyla beslenen böceklerin dışarı attığı tatlı ve yapışkan bir sıvı olan bal çiğidir. Karıncalar bunu içer; dolayısıyla böceklere bakmayı değerli kılan yararlı ürün budur. Yiyecek bağlamlarında honeydew bir kavun türünü de adlandırabilir, ancak bu anlam böcekler ve ağaçlarla ilgili bu bağlama uymaz. Ayrıca sıradan sabah çiyi de değildir.

Alıştırma

Bu cümlede honeydew neyi ifade ediyor?

  1. Bitki özsuyuyla beslenen böceklerin dışarı attığı şekerli bir sıvı
  2. Çiçeklerin ürettiği tatlı bir sıvı
  3. Bir bitkinin içinde hareket eden bir sıvı
Cevabı göster

Bitki özsuyuyla beslenen böceklerin dışarı attığı şekerli bir sıvı

This would usually hurt a tree,

4:24

Bu normalde bir ağaca zarar verirdi,

but these insects belong to a small group of VIPs. Deyimler

4:26

ancak bu böcekler küçük bir VIP grubuna aittir.

Deyimler

Eğlenceli bir mecaz olarak a small group of VIPs

VIP, very important person ifadesinin kısaltmasıdır ve özel ilgi ya da muamele gören önemli bir kişiyi belirtir. Böceklere a small group of VIPs denmesi onları insanlaştırır ve anlatımı daha canlı hâle getirir. Burada VIPs resmî bir unvan değildir. Bu az sayıdaki böceğin istisna olduğunu anlatır: Beslenmeleri normalde ağaca zarar verse de karıncalara yarar sağladıkları için kalmalarına izin verilir ve korunurlar. VIP insanlar dışındaki varlıklar için kullanıldığında bu mecaz özel muamele gördüklerini düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede a small group of VIPs ne anlama geliyor?

  1. Az sayıdaki böcek özel istisnalar olarak görülür ve korunur.
  2. Ağaçtaki bütün böcekler aynı muameleyi görür.
  3. Böceklerin resmî görevleri ve insanlara ait unvanları vardır.
Cevabı göster

Az sayıdaki böcek özel istisnalar olarak görülür ve korunur.

Only a few selected neighbors and the ants' cattle

4:29

Meyve ağacında yalnızca seçilmiş birkaç komşu ve karıncaların "sürülerine"

are allowed on the fruit tree.

4:32

izin verilir.

Many other insects and even larger herbivores

4:34

Birçok diğer böcek ve hatta daha büyük otçullar

are scared off or even killed and eaten. Öbek fiiller

4:37

korkutulup uzaklaştırılır veya öldürülüp yenir.

Öbek fiiller

scared off: korkutulup uzaklaştırılmış

Scare someone or something off, birini ya da bir şeyi korkutarak veya tehdit ederek bulunduğu yerden uzaklaştırmak anlamına gelir. Off, sonucu yani o yerden uzaklaşmayı ifade eder. Are scared off ifadesinde yapı edilgendir. Böcekler ve otoburlar eylemden etkilenen taraftır; dolayısıyla cümle, bir şeyin —bağlama göre karıncaların— onları korkutup uzaklaştırdığı anlamına gelir.

Alıştırma

Scare off ifadesini edilgen yapıda kullanarak cümleyi tamamlayın: The deer were ____ by the barking dogs.

Cevabı göster

scared off

So, in most cases,

4:41

Bu yüzden çoğu durumda,

the tree only has to tolerate acceptable levels of damage

4:42

ağaç sadece kabul edilebilir düzeyde bir hasara katlanmak zorundadır,

while being protected from more dangerous pests. Dilbilgisi

4:46

daha tehlikeli zararlılardan korunurken.

Dilbilgisi

while being protected from: ortak özneli edilgen yan cümle

while being protected from ... kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan the tree ile aynıdır. Tam biçimi while it is being protected from more dangerous pests şeklindedir. while eş zamanlılığı gösterir: ağaç bir miktar hasara dayanırken aynı anda korunur. from, uzak tutulan tehdidi belirtir; damage sözcüğünü nitelemez.

Alıştırma

Aynı öznenin aynı anda koruma aldığını doğru biçimde gösteren cümle hangisidir?

  1. The cyclist tolerates light rain while protecting a child from the wind.
  2. The cyclist tolerates light rain while being protected from the wind by a jacket.
  3. The cyclist tolerates light rain after being protected from the wind by a jacket.
Cevabı göster

The cyclist tolerates light rain while being protected from the wind by a jacket.

The weaver ant kingdom could be an ant paradise Dilbilgisi

4:49

Dokumacı karınca krallığı, çoğunlukla diğer krallıklardan gelen bir rekabet olmasaydı

if there wasn't competition, mostly from other kingdoms.

4:52

bir karınca cenneti olabilirdi.

Dilbilgisi

could be ... if there wasn't ...: şimdiki zamana aykırı koşul

could be ... if there wasn't ... şimdiki gerçekliğe aykırı bir varsayım sunar. if yan cümlesi geçmiş biçim olan wasn't kullanır, ancak geçmiş zamandan söz etmez. Rekabetin olmamasını mevcut durumun tersi olarak gösterir; could be ise hayal edilen sonucu verir. Bu nedenle cümle, şu anda rekabetin gerçekten var olduğunu ve karınca cennetinin gerçek değil, varsayımsal olduğunu ima eder.

Alıştırma

Bir park şu anda gürültülü. Bu sorun olmasaydı ortaya çıkacak gerçek dışı sonucu hayal eden cümle hangisidir?

  1. The park could be peaceful if there wasn't any traffic.
  2. The park can be peaceful if there isn't any traffic.
  3. The park was peaceful because there wasn't any traffic.
Cevabı göster

The park could be peaceful if there wasn't any traffic.

Just like medieval humans, Anlatım akışı

4:57

Tıpkı Orta Çağ insanları gibi,

every queen seeks to conquer others

4:59

her kraliçe diğerlerini fethetmek

and make their land their own. Deyimler

5:01

ve topraklarını kendi toprakları yapmak ister.

Anlatım akışı

Cümle başında karşılaştırma çerçevesi olarak Just like medieval humans,

Just like medieval humans, cümlenin başına getirilen bir karşılaştırma çerçevesidir. Önce dinleyiciye tanıdık bir model sunar; ardından ana cümle, her kraliçenin hangi belirli davranışta benzer olduğunu açıklar: rakipleri fethetmek ve toprak ele geçirmek. Buradaki just, like sözcüğünü güçlendirir ve yaklaşık olarak “aynı şekilde” anlamını verir. “Az önce” anlamında değildir. Karşılaştırma, genişleme ve egemenlik davranışıyla sınırlıdır; karınca toplumlarıyla Orta Çağ insan toplumlarının her yönden aynı olduğu söylenmez.

Alıştırma

Bu cümledeki “Just like medieval humans,” başlangıcı ne işe yarar?

  1. İnsan hükümdarların kraliçeleri az önce fethettiğini söyler.
  2. Karınca toplumlarıyla Orta Çağ insan toplumlarının her yönden aynı olduğunu ileri sürer.
  3. Önce tanıdık bir model sunar ve karşılaştırmayı kraliçelerin toprak ele geçirme davranışıyla sınırlar.
Cevabı göster

Önce tanıdık bir model sunar ve karşılaştırmayı kraliçelerin toprak ele geçirme davranışıyla sınırlar.

Deyimler

make their land their own: make + nesne + iyelik sözcüğü + own

make their land their own yapısında make, bir nesne (their land) ve ardından sonucu bildiren bir tümleç (their own) alır. make + nesne + iyelik sözcüğü + own kalıbı, bir şeyi birinin mülkü, sorumluluğu veya kontrolündeki alan hâline getirmek demektir. İlk their, land ile birlikte kullanılır ve fethedilen kraliçeleri gösterir; yani söz konusu topraklar onların elindedir. İkinci their ise fetheden kraliçeleri gösterir: topraklar onların olur. Başka bağlamlarda bu kalıp bir yeri, fikri veya performansı kişinin kendi tarzına göre uyarlamasını da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi make it one's own ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle ve Maya'ya uygun iyelik sözcüğüyle tamamlayın: After buying the neglected garden, Maya redesigned it and ____.

Cevabı göster

made it her own

Controlling fertile land is the key to survive in the jungle.

5:03

Ormanda hayatta kalmanın anahtarı verimli toprakları kontrol etmektir.

And if a kingdom loses too much of it,

5:07

Eğer bir krallık bunun çok büyük bir kısmını kaybederse,

it shrinks and is overrun or starves to death. Notlar

5:09

küçülür, istila edilir veya açlıktan ölür.

Kelime

is overrun: istila edilmiş veya altında kalmış

Bu cümlede is overrun edilgen yapıdadır. Krallığa karşı koyamayacağı güçlerin girip kontrolü ele geçirmesi demektir. Eylemi yapan taraf, çatışma bağlamından anlaşıldığı için belirtilmez. Temel fikir, sayı veya gücün karşı tarafı ezip geçecek kadar büyük olmasıdır. Savaş dışında da bir yer için be overrun with tourists or pests, bir sistem içinse be overrun with requests denebilir.

Alıştırma

Bu cümlede is overrun ne anlama geliyor?

  1. Ezici güçler tarafından istila edilip ele geçirilir.
  2. Planlanandan daha uzun süre çalışmaya devam eder.
  3. Bir araç çarpıp üzerinden geçer.
Cevabı göster

Ezici güçler tarafından istila edilip ele geçirilir.

Kalıp ifadeler

starves to death: ölümcül sonuç

Starves to death, “uzun süre çok az yiyeceği olduğu için ölür” anlamına gelir. Starves süreci, to death ise nihai sonucu belirtir. Bu ifade verb + to death kalıbını izler. Bu kalıpta to death, bir eylem veya durumun ölümcül bir sonuca ulaştığını gösterir. Starve tek başına, ölümün gerçekleştiğini söylemeden ciddi yiyecek yetersizliğini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “yiyecek olmadığı için ölmek” anlamındaki tam sonuç ifadesiyle tamamlayın: Without help, the stranded animals may ____.

Cevabı göster

starve to death

So, expanding and defending their borders

5:13

Bu nedenle sınırları genişletmek ve savunmak

is critical to keep the colony alive.

5:15

koloniyi hayatta tutmak için kritik öneme sahiptir.

When a kingdom invades another,

5:19

Bir krallık diğerini işgal ettiğinde,

it first gathers an army of a few thousand majors

5:20

önce karşı koloniye doğru yola çıkan

who make their way towards the opposing colony. Kalıp ifadeler

5:23

birkaç bin majörden oluşan bir ordu toplar.

Kalıp ifadeler

make their way towards: bir yöne doğru ilerlemek

Make their way towards, bir yere doğru hareket etmeyi anlatır ve tek bir hareket anından çok ilerleme sürecini veya izlenen yolu öne çıkarır. Burada ordu rakip koloniye doğru ilerlemektedir; ifade, ordunun oraya ulaştığını söylemez. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I make my way, we make our way ve they make their way. Towards, yönü veya varış noktasını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi make one's way towards ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: We left the museum and ____ the bus stop.

Cevabı göster

made our way towards

The goal is to steal a bit of territory

5:26

Amaç biraz toprak çalmak

and take it over. Öbek fiiller

5:28

ve orayı ele geçirmektir.

Öbek fiiller

take it over: kontrolü ele geçirmek ve zamiri yerleştirmek

Take it over, toprağın kontrolünü ele geçirip onu yönetmeye başlamak anlamına gelir. Buradaki it, a bit of territory ifadesine gönderme yapar. Take over ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it, him veya them gibi bir zamirse take ile over arasına yerleştirilir: take it over. Nesne bir isimse her iki sıralama da mümkündür: take over the territory veya take the territory over.

Alıştırma

Rakip bir grup radyo istasyonunun kontrolünü ele geçirmek istiyor. radio station yerine it kullanıldığında hangi cümle doğaldır?

  1. They want to take over it.
  2. They want to take it over.
  3. They want to take it.
Cevabı göster

They want to take it over.

Defending weaver patrols quickly spot the invaders

5:30

Savunmadaki dokumacı devriyeleri işgalcileri hızla fark eder

and immediately release an alarm pheromone.

5:33

ve derhal bir alarm feromonu salgılar.

Some rush to the front to defend,

5:36

Bazıları savunma yapmak için cepheye koşarken,

while others rush to the closest outpost for help,

5:38

diğerleri rotalarını feromonlarla işaretleyerek

marking their route with pheromones. Dilbilgisi

5:41

yardım için en yakın karakola koşar.

Dilbilgisi

marking their route with pheromones: eş zamanlı eylem bildiren -ing yan cümleciği

marking their route with pheromones şeklindeki -ing yan cümleciği, ileri karakola koşma eylemiyle aynı anda gerçekleşen başka bir eylem ekler. Bu, çekimsiz bir yan cümleciktir; bu nedenle marking ayrı bir zaman belirlemez, zaman çerçevesini rush sağlar. Örtük öznesi, en yakındaki yan cümleciğin öznesi olan others ifadesidir: hem koşan hem de işaretleyen onlardır. With pheromones kullanılan aracı belirtir. Bu yapı, aynı öznenin ana eylemiyle eş zamanlı eylemini tek ve kısa bir cümlede birleştirir.

Alıştırma

Gözcülerin koşarken yolu işaretlediğini göstermek için -ing yan cümleciğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Marking the path with chalk, the camp was reached by the scouts.
  2. The scouts ran back to camp after workers marked the path with chalk.
  3. The scouts ran back to camp, marking the path with chalk.
Cevabı göster

The scouts ran back to camp, marking the path with chalk.

Whenever they meet other sisters,

5:44

Diğer kız kardeşleriyle karşılaştıklarında,

they jerk their bodies as if in a fight Dilbilgisi

5:45

sanki dövüşüyormuş gibi vücutlarını sarsarak

to signal them to follow the pheromone trail

5:47

onlara feromon izini takip edip

to the front line.

5:49

cephe hattına gelmelerini işaret ederler.

Dilbilgisi

as if in a fight: gerçek değil, görünüş

as if in a fight ifadesinde as if, hayalî bir karşılaştırma başlatır. Karıncaların ani vücut hareketleri dövüşmeye benzer; ancak cümle gerçek bir dövüşün gerçekleştiğini söylemez. Hareketin asıl amacı diğer karıncalara işaret vermektir. In a fight kısaltılmış bir tamamlayıcıdır: as if in a fight, as if they were in a fight anlamına gelir. Eksik özne ile be biçimi cümleden açıkça anlaşılıyorsa as if sonrasında benzer kısa ifadeler kullanılabilir.

Alıştırma

Gerçek bir dövüş olduğunu söylemeden, çocukların yalnızca dövüşüyor gibi göründüğünü anlatan cümle hangisidir?

  1. The children were in a fight.
  2. The children moved away from the fight.
  3. The children moved as if in a fight.
Cevabı göster

The children moved as if in a fight.

At the site of battle,

5:51

Savaş alanında,

majors from both parties raise their bodies, Kelime

5:52

her iki tarafın majörleri bedenlerini dikleştirir,

circle each other with mandibles wide open,

5:55

çeneleri ardına kadar açık bir şekilde birbirlerinin etrafında daire çizer

and try to seize their opponents.

5:57

ve rakiplerini kavramaya çalışırlar.

Kelime

Both parties: tam olarak iki resmî taraf

Burada both parties, çatışmaya katılan iki tarafı, yani saldıranları ve savunanları ifade eder. Party; bir anlaşmazlık, anlaşma, müzakere veya başka bir resmî durumda yer alan kişi ya da grup anlamına gelebilir. Burada eğlence veya kutlama anlamına gelmez. Both önemlidir, çünkü bu tür tarafların tam olarak iki tane olduğunu gösterir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: Both parties signed the contract. both parties kimleri ifade ediyor?

  1. İki siyasi örgüt
  2. Sözleşmede yer alan iki kişi veya grup
  3. Bir kutlamadaki herkes
Cevabı göster

Sözleşmede yer alan iki kişi veya grup

If an ant gets a hold of her opponent, Deyimler

6:00

Bir karınca rakibini yakalamayı başarırsa,

the victim is pulled into a group of allied majors

6:02

kurban müttefik majörlerin oluşturduğu bir grubun içine çekilir

and pinned down. Öbek fiiller

6:05

ve yere sabitlenir.

Deyimler

Get a hold of: kavramayı başarmak

Burada gets a hold of, rakibini yakalayıp sıkıca tutmayı başarmak anlamına gelir. Get, kavrayamamış durumdan kavramış duruma geçişi belirtir; a hold ise sıkı bir tutuş anlamındadır. get a hold of + isim yapısı ayrıca bir kişiye ulaşmayı veya bir şeyi elde etmeyi başarmak anlamına gelebilir. Fiziksel mücadele ve sonraki hareket, bu cümlede gerçek anlamda yakalama ve kontrol etme anlamının kullanıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi get a hold of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the rescue, Maya ____ the child's hand and pulled him to safety.

Cevabı göster

got a hold of

Öbek fiiller

pinned down: hareket edemeyecek şekilde bastırılıp tutulmak

Burada pinned down, kurbanın hareket edememesi veya kaçamaması için fiziksel olarak bir yüzeye bastırılması ya da bir yerde tutulması anlamına gelir. Down yalnızca daha aşağıdaki bir konumu değil, güç kullanılarak etkisiz hâle getirilme sonucunu anlatır. Fiil öbeği pin down şeklindedir. Nesne bir isimse pin the opponent down veya pin down the opponent denebilir; nesne bir zamirse ortaya yerleştirilir: pin her down. Özgürlüğü ortadan kaldırma düşüncesi mecaz anlamlara da temel olur: pin someone down, birini kesin bir cevap veya taahhüt vermeye zorlamak; pin something down ise bir şeyi tam olarak belirlemek anlamına gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede pin down, birini hareket edemeyecek şekilde fiziksel olarak tutmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The officers pointed down the street to show the way.
  2. The officers wrote the man's name down before he left.
  3. The officers pinned the man down until he stopped struggling.
Cevabı göster

The officers pinned the man down until he stopped struggling.

The ants then rip the victim apart,

6:07

Ardından karıncalar kurbanı paramparça eder,

clipping off antennae and legs,

6:09

antenlerini ve bacaklarını kesip koparır,

and slicing open their abdomens.

6:11

karınlarını yarıp açarlar.

To slow down the advance of the attackers,

6:14

Saldırganların ilerleyişini yavaşlatmak için,

the defending majors squirt formic acid over the battlefield

6:16

savunan majörler hedeflerini kimyasal olarak yakmak amacıyla

to chemically burn their targets.

6:19

savaş alanına formik asit püskürtür.

This is soon answered in the same way by the attackers. Kelime

6:22

Bu çok geçmeden saldırganlar tarafından aynı şekilde karşılık bulur.

Kelime

answered in the same way: aynı eylemle karşılık verdi

Burada answered, bir soruyu yanıtlamak anlamına gelmez. Bir eyleme başka bir eylemle karşılık vermek anlamındadır. Daha önceki asit kullanımına saldıranlar da asit kullanarak karşılık verir; by the attackers, aynı tür karşılığı kimin verdiğini gösterir. Bu eylem anlamı; bir hamleye, saldırıya, skora veya meydan okumaya başka bir eylemle karşılık verildiğinde yaygındır. Edilgen be answered by/with yapısında ilk olay, karşılığı ortaya çıkaran veya davet eden olay olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümlede answer, bilgi vermek veya telefonu açmak yerine bir karşı eylemle cevap vermek anlamındadır?

  1. The coach answered a reporter's question after the match.
  2. The visitors answered the home team's early goal with two goals before halftime.
  3. The referee answered the phone during the break.
Cevabı göster

The visitors answered the home team's early goal with two goals before halftime.

In the chaotic battle,

6:26

Kaotik savaşta,

both parties lose countless fighters

6:27

giderek asidik hale gelen savaş alanında

on the increasingly acidic battlefield.

6:29

her iki taraf da sayısız savaşçısını kaybeder.

After a few minutes,

6:32

Birkaç dakika sonra,

the backup from the outposts arrive,

6:33

karakollardan destek kuvvetler gelir

and the time window for a successful attack Deyimler

6:35

ve başarılı bir saldırı için zaman penceresi

slowly closes.

6:38

yavaş yavaş kapanır.

Deyimler

Bir zaman penceresi kapanırken

Burada time window, bir eylemin başarıya ulaşabileceği sınırlı bir süreyi ifade eder. Bu bir benzetmedir; gerçek bir pencereden söz edilmez. The time window closes dendiğinde kullanılabilir süre sona erer. Bu cümlede takviye birliklerinin gelişi başarılı bir saldırı olasılığını giderek azaltır; bu yüzden slowly closes, fırsatın zamanla ortadan kalktığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, başarının hâlâ mümkün olduğu sınırlı bir süreyi anlatan iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: With the battery losing power, the ____ for sending the data is closing.

Cevabı göster

time window

This is when the battle turns. Kelime

6:39

Savaşın seyrinin değiştiği an burasıdır.

Kelime

The battle turns: gidişatın değişmesi

Burada the battle turns, çatışmanın yönünün veya hızının değiştiği anlamına gelir. Turn geçişsizdir; fiziksel bir dönmeyi anlatmaz ve nesne almaz. Bu kısa cümle hikâyedeki belirleyici bir dönüm noktasını işaretler. Hangi tarafın üstünlük kazanmaya başladığını bağlam gösterir; bu açık değilse İngilizcede sıkça in our favor veya against them eklenir.

Alıştırma

Hangi cümlede turn, bir olayın gidişatının değiştiğini ifade eder?

  1. The meeting turned into a party after the announcement.
  2. Leo turned the handle to open the door.
  3. The game turned after the goalkeeper saved a penalty.
Cevabı göster

The game turned after the goalkeeper saved a penalty.

The defenders slowly push back the attack party. Öbek fiiller

6:42

Savunanlar saldırı grubunu yavaş yavaş geri püskürtür.

Öbek fiiller

İlerleyen bir grubu geri püskürtme anlamında “push back”

Burada push back, ilerleyen bir kişiyi veya grubu geriye doğru hareket etmeye zorlamak anlamına gelir. Savunmacılar saldırıyı yalnızca durdurmaz; direnişleriyle alan kazanır ve saldırı birliğini ilerlediği konumdan uzaklaşmaya zorlar. Push burada geçişli bir fiildir: push back the attack party. Nesne bir zamir olduğunda back genellikle zamirden sonra gelir: push them back. Nesne, anlamı seçmenize yardımcı olur; hareket edebilen bir grubun nesne olması fiziksel anlamı açıkça gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede push back, altyazıdakiyle aynı fiziksel anlamda kullanılmıştır?

  1. The guards pushed back the crowd at the gate.
  2. The team pushed back on the new rule.
  3. We pushed back the meeting until Friday.
Cevabı göster

The guards pushed back the crowd at the gate.

In the end,

6:45

Sonunda,

the attackers can't keep up Öbek fiiller

6:46

saldırganlar ayak uyduramaz

and have to retreat.

6:47

ve geri çekilmek zorunda kalırlar.

Öbek fiiller

Hızı veya çabayı sürdürme anlamında “keep up”

Burada can't keep up, saldırganların çatışmanın gerektirdiği hızı, yoğunluğu veya çabayı sürdürememesi anlamına gelir. Mevcut eylemi devam ettiremediklerini anlatır; bu yüzden geri çekilmek zorunda kalırlar. Belirli bir kişi veya şey ölçüt olarak adlandırılmadığı için keep up burada with olmadan kullanılır. Başka bağlamlarda keep up with + isim, kişinin neye ayak uydurduğunu belirtir; örneğin keep up with the class.

Alıştırma

Hangi cümlede keep up, with olmadan ve gereken hız veya çabayı sürdürmek anlamında kullanılmıştır?

  1. At first Maya worked quickly, but she couldn't keep up.
  2. You're doing great, Maya—keep it up!
  3. Maya couldn't keep up with her older brother.
Cevabı göster

At first Maya worked quickly, but she couldn't keep up.

For both parties,

6:49

Her iki taraf için de

it was a costly battle. Kelime

6:50

ağır bedelleri olan bir savaştı.

Kelime

Costly battle: yalnızca yüksek fiyat değil, ağır kayıp

Burada costly, büyük bir kayba veya zarara yol açan anlamındadır. Savaş her iki tarafta da birçok cana mal oldu; dolayısıyla buradaki bedel yalnızca para değildir. costly, kötü sonuçları ağır olan bir eylemi veya olayı anlatabilir: a costly mistake, a costly delay, a costly victory ya da a costly conflict. Costly sonrasındaki isim, kayba yol açan şeyi belirtir.

Alıştırma

Bu durumdaki hatayı en iyi hangi kelime anlatır? The missed safety check caused injuries and a month-long shutdown.

  1. colorful
  2. expensive
  3. costly
Cevabı göster

costly

Thousands of corpses lie piled up on the ground

6:53

Savaş alanının altında yerde

under the battlefield,

6:55

binlerce ceset yığılıdır,

and many ants are severely injured.

6:56

ve birçok karınca ağır yaralıdır.

The defending colony's nests and brood

6:59

Ancak savunan koloninin yuvaları ve yavruları

are safe, though. Anlatım akışı

7:02

güvendedir.

Anlatım akışı

safe, though ifadesindeki cümle sonu though

Cümlenin sonunda though, however veya even so gibi ancak ya da yine de anlamına gelir. Savaşın ağır kayıplara yol açtığı önceki fikre dönüp karşıt bir sonuç ekler: yuvalar ve yavrular hâlâ güvendedir. Burada though yeni bir yan cümle başlatmaz. Konuşan kişi önce ana sonucu söyler, ardından tüm cümleyi önceki bilgiye bağlayan kısa bir ek düşünce olarak though sözcüğünü sona koyar.

Alıştırma

Hangi seçenek, The test was difficult. ifadesiyle karşıtlık kurmak için cümle sonundaki though sözcüğünü doğru kullanır?

  1. The test was difficult. I passed, although.
  2. The test was difficult. I passed, though.
  3. The test was difficult. Although I passed.
Cevabı göster

The test was difficult. I passed, though.

The attackers' attempt to steal new valuable territory

7:04

Saldırganların yeni ve değerli bir toprak çalma girişimi

has failed, for today.

7:07

bugünlük başarısız olmuştur.

They'll try again soon.

7:09

Yakında tekrar deneyeceklerdir.

But the kingdom will be ready.

7:11

Ancak krallık hazır olacaktır.

For the high ants of the floating kingdoms,

7:14

Yüzen krallıkların yüksek karıncaları için

war is nothing special,

7:16

savaş sıra dışı bir şey değil,

it's just a fact of life. Deyimler

7:18

sadece hayatın bir gerçeğidir.

Deyimler

a fact of life: kaçınılmaz bir gerçeklik

Bu cümlede a fact of life, insanların hoşlanmasalar bile kabul etmek zorunda oldukları kaçınılmaz bir gerçeklik demektir. Savaşlar, sıra dışı tek bir olay olarak değil, bu karıncaların yaşamının olağan ve tekrar eden bir parçası olarak sunulur. Bu ifade deyimseldir; yalnızca hayat hakkında doğru bir bilgi anlamına gelmez. Durumun yerleşik, değiştirilmesi zor ve başa çıkılması gereken bir şey olduğu tutumunu da taşır.

Alıştırma

Cümleyi “kaçınılmaz bir gerçeklik” anlamındaki deyimle tamamlayın: Unexpected delays are ____ when you travel in winter.

Cevabı göster

a fact of life

Because as we know, Anlatım akışı

7:20

Çünkü bildiğimiz gibi,

empires never ever have enough. Ton ve niyet

7:21

imparatorluklara asla ama asla hiçbir şey yetmez.

Anlatım akışı

as we know: paylaşılan bilgiyi belirtmek

As we know, bir ifadenin önünde kullanılarak onu konuşan kişiyle dinleyicilerin zaten paylaştığı bir bilgi olarak sunar. Sonraki iddiayı ortak zemin kabul ederek cümledeki bilgiyi düzenler; böylece konuşan kişi önce açıklama veya kanıt sunmadan devam edebilir. Bu ifade, iddianın nesnel olarak kanıtlanmış olduğunu garanti etmez. Buradaki never ever have enough, mizahi ve hafif alaycı bir genellemedir; as we know ise dinleyicileri bu bakış açısına katılmaya davet eder.

Alıştırma

Hangi cümle, iddiasını eksik olabilecek bir bilgi olarak değil, paylaşılan bilgi olarak sunar?

  1. We are checking whether the library closes at six.
  2. As we know, the library closes at six.
  3. As far as we know, the library closes at six.
Cevabı göster

As we know, the library closes at six.

Ton ve niyet

never ever ifadesindeki güçlü vurgu

never ever ifadesinde ever, never sözcüğünü güçlendirir. İfadenin bütünü “kesinlikle hiçbir zaman” anlamına gelir. Bu bir çift olumsuzluk değildir ve ever olumsuz anlamı olumluya çevirmez. Buradaki ek vurgu duygu ve alay katar: imparatorluklar sürekli daha fazla toprak ya da güç isteyen yapılar olarak sunulur. Bu kalıp ayrıca bir inkârın, reddin, sözün ya da genel iddianın tamamen kesin duyulması istendiğinde kullanılabilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “I will never ever break this promise.” never ever ifadeye ne katar?

  1. Olumsuzluğu daha güçlü ve duygulu hâle getirir.
  2. Olumsuz ifadeyi olumlu bir ifadeye dönüştürür.
  3. Sözün henüz bozulmadığını ama daha sonra bozulabileceğini belirtir.
Cevabı göster

Olumsuzluğu daha güçlü ve duygulu hâle getirir.

And the weaver ants are ready to fight.

7:24

Ve dokumacı karıncalar savaşmaya hazırdır.