Neden Bu Kadar Çok CEO Mühendis?: İngilizce çalışma notları

Newsthink

Öğrenme zorluğu
989 kelime 179 kel/dk

Video özeti: Video, Musk, Nadella, Dyson, Bezos ve Sprecher üzerinden mühendislik eğitimini ürün odağı, yenilik, kararlılık, analitik işe alım ve sorun çözmeyle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. used to be — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: MBA'in CEO'luğa giden olağan yol sayılması gibi, geçmişte geçerli olup artık değişmiş bir durumu anlatmak. 2. goes a long way toward — Kalıp ifadeler ve eşdizimler: bir niteliğin sonuca büyük katkısını belirtmek ve toward ardından isim ya da -ing biçimi kullanmak. 3. make it to the top — Deyimler ve mecazlı ifadeler: üst düzey göreve veya büyük başarıya ulaşmayı fiziksel tırmanma anlamı olmadan anlatmak.

Bu derste

There's one similarity between

0:01

Şu kişiler arasında bir benzerlik var:

Amazon and Blue Origin CEO Jeff Bezos,

0:02

Amazon ve Blue Origin CEO'su Jeff Bezos,

Apple's Tim Cook,

0:05

Apple'dan Tim Cook,

Alphabet's Sundar Pichai,

0:06

Alphabet'ten Sundar Pichai,

AMD's Lisa Su,

0:08

AMD'den Lisa Su,

General Motors' Mary Barra,

0:09

General Motors'tan Mary Barra,

and Nvidia's Jensen Huang.

0:11

ve Nvidia'dan Jensen Huang.

These days, the heads of some of the most successful companies in the world have one thing in common. Kalıp ifadeler

0:13

Bugünlerde, dünyanın en başarılı şirketlerinden bazılarının yöneticilerinin ortak bir noktası var.

Kalıp ifadeler

have one thing in common: ortak bir noktası olmak

Have one thing in common, şirket yöneticilerinin ortak bir özelliğe sahip olduğu anlamına gelir. Burada, hemen ardından açıklanacak ortak bir gerçeği önceden ortaya koyar. Yapı have + isim öbeği + in common şeklindedir. İsim öbeği ne kadar şeyin paylaşıldığını belirtir; örneğin one thing, something, a lot veya nothing kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “benzerlikleri paylaşmak” anlamındaki kalıpla tamamlayın: Lina and Omar enjoy the same books and sports, so they have a lot ____.

Cevabı göster

in common

They're engineers.

0:17

Hepsi mühendis.

For those who aspire to be CEO of a company one day,

0:19

Bir gün bir şirketin CEO'su olmayı arzulayanlar için,

getting an MBA,

0:22

MBA yapmak,

a master of business administration degree,

0:23

yani işletme yüksek lisans derecesi almak,

used to be the way to go. Notlar

0:25

eskiden gidilmesi gereken bir yoldu.

Dilbilgisi

Değişmiş bir geçmiş durumu anlatan used to be

Used to be, bir durumun geçmişte doğru olduğunu ancak artık geçerli olmadığını anlatır. Bu cümlede the way to go ifadesini güncel değil, geçmişteki bir görüş olarak gösterir. Yapı used to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada yalın fiil be'dir; başka fiiller geçmişte tekrarlanan eylemleri anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi used to + doğru fiilin yalın hâliyle tamamlayın: Mina ____ afraid of dogs, but now she volunteers at an animal shelter.

Cevabı göster

used to be

Deyimler

the way to go: tavsiye edilen seçenek

The way to go, içinde bulunulan durumda en iyi, en mantıklı veya en etkili seçeneği anlatan bir deyimdir. Burada MBA yapmayı bir kariyer stratejisi olarak değerlendirir; bir yol tarif etmez. Belirli tanımlık the, bu seçeneği tavsiye edilen seçenek gibi gösterir; ancak ifade mantıksal olarak başka hiçbir seçeneğin bulunmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi en iyi veya en uygun seçenek anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: For short trips downtown, the bus is ____.

Cevabı göster

the way to go

But that's not so true anymore.

0:27

Ancak bu artık pek de doğru değil.

Harvard Business Review used to publish

0:29

Harvard Business Review eskiden

an annual list of the top 100 best-performing CEOs.

0:31

en iyi performans gösteren 100 CEO'nun yıllık listesini yayınlardı.

In 2018,

0:35

2018'de,

they found that for a second year in a row, Kalıp ifadeler

0:36

üst üste ikinci yıl da,

Kalıp ifadeler

for a second year in a row: art arda iki yıl

For a second year in a row, aynı sonucun arada kesinti olmadan iki yıl üst üste gerçekleştiği anlamına gelir. Her yıl tekrarlanan bir örüntüyü vurguladığı için sonuç veya eğilim raporlarında yaygındır. Yeniden kullanılabilen yapı for + a/an + sıra sayısı + zaman birimi + in a row biçimindedir; örneğin for a third month in a row. Buradaki a second year, mevcut sonucu bir tekrar daha olarak sunar; yalnızca ikinci yılı adlandırmaz.

Alıştırma

Bunun iki yıl üst üste gerçekleştiğini belirtmek için cümleyi for + a + sıra sayısı + year + in a row yapısıyla tamamlayın: The café won the local award ____.

Cevabı göster

for a second year in a row

there were more CEOs with an engineering degree than an MBA,

0:38

mühendislik derecesine sahip CEO'ların sayısının MBA yapanlardan daha fazla olduğunu buldular,

34 compared to 32.

0:41

32'ye karşı 34 kişi.

Some had both.

0:43

Bazılarının ise her ikisi de vardı.

Getting an MBA can come with a hefty price tag. Kalıp ifadeler

0:45

MBA yapmak yüksek bir maliyete sahip olabilir.

Kalıp ifadeler

come with a hefty price tag: yüksek bir toplam maliyet getirmek

Burada come with, "sonuç olarak içermek veya beraberinde getirmek" anlamındadır. A hefty price tag, bir ürünün üzerindeki fiziksel fiyat etiketi değil, çok yüksek bir toplam maliyet demektir. X comes with a hefty price tag kalıbı, yüksek maliyeti bir seçeneğe bağlı dezavantaj olarak sunar. Yalnızca X is expensive demekten daha belirgin bir değerlendirme içerir.

Alıştırma

"The upgrade comes with a hefty price tag" cümlesi ne anlama gelir?

  1. Yükseltme son fiyatı düşürür.
  2. Yükseltmenin içinde büyük bir fiziksel fiyat etiketi vardır.
  3. Yükseltme yüksek bir toplam maliyet gerektirir.
Cevabı göster

Yükseltme yüksek bir toplam maliyet gerektirir.

Top graduate schools such as the University of Pennsylvania's Wharton

0:47

Pennsylvania Üniversitesi'nin Wharton'u gibi en iyi lisansüstü okullar

or Harvard Business School will set you back over $200,000. Öbek fiiller

0:51

veya Harvard Business School size 200.000 dolardan fazlaya mal olacaktır.

Öbek fiiller

set you back over $200,000: sana bu miktara mal olmak

Set someone back + miktar, "bir kişiye o miktara mal olmak" anlamına gelir. Burada Harvard Business School, orada eğitim görmenin maliyetini temsil eder; you ise belirli bir dinleyiciyi değil, genel olarak ödeme yapan kişiyi belirtir. Bu ifade, masrafın ödeme yapan kişi üzerindeki mali etkisini vurgular. Over $200,000, iki yüz bin dolardan fazla demektir; bu cümlede set back geri hareket ettirmek veya ilerlemeyi geciktirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi set kullanan ve "sana mal olmak" anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A last-minute flight could ____ nearly a thousand dollars.

Cevabı göster

set you back

Now, some CEOs are telling you to save your money.

0:55

Artık bazı CEO'lar size paranızı biriktirmenizi söylüyor.

Elon Musk went so far as to say, Kalıp ifadeler

0:59

Elon Musk işi şu boyuta kadar götürdü:

Kalıp ifadeler

went so far as to say: şaşırtıcı derecede ileri bir sözü belirtmek

“Went so far as to say”, Musk’ın konuşmacıya göre alışılmadık ölçüde cesur, aşırı veya şaşırtıcı bir şey söylediğini belirtir. Buradaki far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi anlatır. Kalıp go so far as to + fiilin yalın hâlidir. Burada go geçmiş zamanda went olurken say, to’dan sonra yalın hâlde kalır. İfade anlatıcının değerlendirmesini de eklediği için yalnızca said demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi go so far as to say ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the debate, he ____ that the rules were completely useless.

Cevabı göster

went so far as to say

"I think there might be too many MBAs running companies,"

1:01

Wall Street Journal ile yaptığı bir röportajda,

in an interview with the Wall Street Journal.

1:03

"Bence şirketleri yöneten çok fazla MBA'li olabilir," dedi.

He thinks those with business degrees spend too much time in board

1:06

İşletme mezunlarının toplantı odalarında,

meetings pouring over PowerPoints and finances

1:09

PowerPoint sunumları ve finansalları incelemek için çok fazla zaman harcadığını,

when their focus should be on the product.

1:12

halbuki odaklarının ürün olması gerektiğini düşünüyor.

The thinking being that if the product is good, Anlatım akışı

1:14

Düşüncesine göre eğer ürün iyiyse,

the profits will follow.

1:16

kâr onu takip edecektir.

Anlatım akışı

The thinking being that: bir iddianın arkasındaki gerekçeyi tanıtmak

“The thinking being that”, bir iddiadan onun arkasındaki gerekçeye geçer. Dinleyiciye “Az önce söyleneni destekleyen mantık budur” mesajını verir ve that ile başlayan yan cümle bu mantığı açıklar. Bu yorum anlatımında being, ifadeyi bağımsız ve tam bir cümle yerine kısaltılmış bir açıklayıcı ek hâline getirir. Tam cümle “The thinking is that ...” olurdu. Bu yapı önce sonucu, ardından gerekçesini sunarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Bu cümlede “The thinking being that” ne işe yarıyor?

  1. Önceki iddianın arkasındaki gerekçeyi tanıtır.
  2. Koşuldan sonra ulaşılan nihai sonucu duyurur.
  3. Devam eden bir düşünme eylemini betimler.
Cevabı göster

Önceki iddianın arkasındaki gerekçeyi tanıtır.

In the case of Musk,

1:18

Musk'ın durumunda,

that means building great electric cars at Tesla

1:19

bu, Tesla'da harika elektrikli arabalar inşa etmek

or great reusable rockets at SpaceX.

1:21

veya SpaceX'te harika yeniden kullanılabilir roketler yapmak anlamına geliyor.

That's where being an engineer is helpful.

1:24

Mühendis olmanın faydalı olduğu yer de burasıdır.

Engineers can design, build, create, and improve their product

1:26

Mühendisler, ürünlerini tasarlayabilir, inşa edebilir, yaratabilir ve geliştirebilir

because of their background in math, science, and technology.

1:30

çünkü matematik, bilim ve teknoloji geçmişlerine sahiptirler.

And they can help solve challenging technical problems

1:33

Ve aksi takdirde hayallerini suya düşürebilecek

that might otherwise scuttle their dreams. Deyimler

1:36

zorlu teknik sorunları çözmeye yardımcı olabilirler.

Deyimler

scuttle their dreams: hayalleri tamamen suya düşürmek

Bu cümlede scuttle their dreams, “hayallerinin tamamen başarısız olmasına yol açmak” anlamına gelir. Çözülmemiş teknik sorunlar planların başarıya ulaşmasını tümüyle engelleyebilir; bu, yalnızca süreci yavaşlatmaktan çok daha güçlüdür. Scuttle burada mecaz anlamdadır. Fiil aslında bir gemiyi kasıtlı olarak batırmayı anlatır; bu görüntü daha sonra bir planı, anlaşmayı, umudu veya fırsatı yok etme anlamına genişlemiştir.

Alıştırma

Hangi cümlede scuttle, altyazıdakiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. A last-minute legal dispute could scuttle the agreement.
  2. The team postponed the agreement until Friday.
  3. The crew scuttled the old ship in deep water.
Cevabı göster

A last-minute legal dispute could scuttle the agreement.

Technically,

1:38

Teknik olarak,

Musk has a degree in physics and economics,

1:39

Musk'ın fizik ve ekonomi derecesi var,

not engineering.

1:41

mühendislik değil.

He's a self-taught engineer who read books

1:42

O, roket bilimini öğrenmek için kitap okuyan

to learn about rocket science.

1:44

kendi kendini yetiştirmiş bir mühendistir.

When engineering consultant Sandy Munro interviewed him

1:46

Mühendislik danışmanı Sandy Munro, kendisiyle

for his YouTube channel Munro Live,

1:49

YouTube kanalı Munro Live için röportaj yaptığında,

he said it's Musk's knowledge that stands out. Öbek fiiller

1:51

Musk'ın öne çıkan özelliğinin bilgisi olduğunu söyledi.

Öbek fiiller

stands out: özellikle dikkat çekmek

Stands out, “diğerleriyle karşılaştırıldığında özellikle dikkat çekici veya etkileyici olmak” anlamına gelir. Burada Musk'ın bilgisi, diğer şirket yöneticileriyle karşılaştırıldığında dikkat çeken özelliktir. Stand out geçişsiz bir öbek fiildir: dikkat çeken kişi veya şey cümlenin öznesi olur. Karşılaştırılan grubu from veya among ile, kişinin dikkat çektiği rolü ya da niteliği ise as ile belirtebilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi “özellikle dikkat çekicidir” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Her application ____ because it includes a clear, original proposal.

Cevabı göster

stands out

I was blown away. Deyimler

1:53

"Aklım başımdan gitmişti.

Deyimler

Güçlü bir övgü olarak blown away

Blown away, son derece şaşırmış ve çok etkilenmiş olmayı anlatan gündelik bir deyimdir. Burada konuşan kişi, birinin olağanüstü bilgisini övüyor; fiziksel olarak savrulmaktan söz etmiyor. Edilgen yapı olan be + blown away çoğu zaman güçlü bir duygusal tepkiyi ifade eder: Bir kişi ya da şey beklentilerinizi büyük ölçüde aşar. İfadenin mecaz mı olduğu, yoksa rüzgâr ya da patlama kuvvetiyle gerçekten savrulmayı mı anlattığı bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Bir yorumcu, “I was blown away by the performance.” diyor. Burada “blown away” ne anlama geliyor?

  1. Son derece etkilenmiş ve hayran kalmış
  2. Biraz ilgilenmiş ama şaşırmamış
  3. Güçlü rüzgâr tarafından fiziksel olarak itilmiş
Cevabı göster

Son derece etkilenmiş ve hayran kalmış

I've seen dozens of CEOs.

1:56

Düzinelerce CEO gördüm.

I've never seen a CEO ever

1:59

Hayatımda ürün hakkında bundan daha fazla bilgi sahibi olan bir CEO

or a president that knew more about the product.

2:02

ya da başkan hiç görmedim."

That technical know-how that comes with an engineering background Kelime

2:05

Mühendislik geçmişinden gelen bu teknik bilgi birikimi,

Kelime

Uygulamalı uzmanlık olarak technical know-how

Technical know-how, teknik bir alandaki pratik beceri ve uygulama bilgisini, yani bildiklerini gerçek işlere uygulayabilme yeteneğini ifade eder. Bu cümlede mühendislik geçmişi, söz konusu uygulamalı becerinin kaynağı olarak gösteriliyor. Know-how burada bir isimdir. Kısa çizgi bunun birleşik isim olduğunu göstermeye yardımcı olur; bu yönüyle know how to do something fiil yapısından ayrılır.

Alıştırma

Cümleyi pratik teknik beceri anlamındaki hedef isim öbeğiyle tamamlayın: Her years in the workshop gave her the ____ to diagnose the machine quickly.

Cevabı göster

technical know-how

goes a long way toward building better products. Kalıp ifadeler

2:08

daha iyi ürünler inşa etme yolunda büyük bir mesafe kat edilmesini sağlıyor.

Kalıp ifadeler

goes a long way toward + -ing: sonuca büyük katkı sağlamak

Bu cümlede goes a long way toward, bir şeyin sonuca büyük katkıda bulunduğunu veya sonuca ulaşmaya çok yardımcı olduğunu belirtir. Teknik bilgi, daha iyi ürünler geliştirmenin güçlü bir desteği olarak sunulur; burada fiziksel olarak uzun bir yol gitmekten söz edilmez. Kalıp go a long way toward + isim veya -ing biçimidir. Özne, yardımcı olan etkeni; toward sonrasındaki bölüm ise bu etkenin desteklediği hedefi veya sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “bu sonuca ulaşmaya çok yardımcı olur” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Regular backups ____ preventing data loss.

Cevabı göster

go a long way toward

Just ask Satya Nadella,

2:12

Sadece Microsoft'ta mühendisken yükselip CEO olan

the engineer at Microsoft who rose to become CEO.

2:13

Satya Nadella'ya sorun.

When he took over the top job in 2014, Öbek fiiller

2:17

2014 yılında tepe görevi devraldığında,

Öbek fiiller

took over the top job: bir görevin kontrolünü devralmak

Burada took over, en üst düzey görevin sorumluluğunu ve kontrolünü üstlenmek anlamına gelir. Önceki liderden yapılan bir devir teslimi belirtir; bir nesneyi fiziksel olarak almayı anlatmaz. take over + görev, ekip, kuruluş veya faaliyet kalıbı iş yaşamı ve haber metinlerinde yaygındır. took over the top job ifadesinde the top job, yeni lidere devredilen görevdir.

Alıştırma

Kontrol devrini en iyi vurgulayan öbek fiili seçin: After the director retired, Maya ____ the department.

  1. took on
  2. took over
  3. took after
Cevabı göster

took over

he had to figure out a way to make Microsoft relevant Kalıp ifadeler

2:19

Apple'dan gelen şiddetli bir saldırıyla karşı karşıya kalan Microsoft'un

Kalıp ifadeler

figure out a way to + fiil

“Figure out a way to”, bir sorun üzerinde düşünüp bir şeyi yapmanın yöntemini bulmak veya geliştirmek anlamına gelir. Burada Microsoft'un yeniden önemli ve rekabetçi hâle nasıl gelebileceğini düşünmesi gerekiyordu. Yapı figure out + a way + to ile kurulan mastardır. Mastar, yöntemin gerçekleştirmeyi amaçladığı eylemi belirtir; örneğin “figure out a way to reduce costs”.

Alıştırma

Bir ekibin hedefe ulaşmak için bir yöntem düşünmesi gerektiğini hangi cümle doğal biçimde anlatır?

  1. We need to figure a way finish the project on time.
  2. We need to figure out a way to finish the project on time.
  3. We need to calculate a way to finish the project on time.
Cevabı göster

We need to figure out a way to finish the project on time.

as it faced an onslaught from Apple. Deyimler

2:22

varlığını nasıl sürdürebileceğinin bir yolunu bulmak zorundaydı.

Deyimler

face an onslaught from: bir kaynaktan gelen yoğun baskıyla karşılaşmak

“Face an onslaught from”, belirli bir kaynaktan gelen yoğun bir saldırı, baskı, eleştiri veya rekabet dalgasıyla karşı karşıya kalmak anlamına gelir. Bu cümlede onslaught, Apple'ın uyguladığı güçlü ve sürekli rekabet baskısını anlatan askerî bir mecazdır; gerçek bir saldırı değildir. Face fiili bir şeyle yüzleşmek veya onunla başa çıkmak anlamına gelirken from kaynağı belirtir. Tarafsız “competition” sözcüğüyle karşılaştırıldığında onslaught, baskıyı güçlü ve bunaltıcı olabilecek bir şey gibi gösterir.

Alıştırma

Bir iş raporunda “faced an onslaught from a new competitor” ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Yeni rakibin gönderdiği askerler tarafından fiziksel olarak saldırıya uğradı.
  2. Yeni rakibinden gelen yoğun ve sürekli rekabet baskısıyla karşılaştı.
  3. Yeni rakibinden dostça tavsiye aldı.
Cevabı göster

Yeni rakibinden gelen yoğun ve sürekli rekabet baskısıyla karşılaştı.

We now need to make Microsoft thrive.

2:24

"Artık Microsoft'un gelişmesini sağlamamız gerekiyor."

The software company struggled to thrive under the leadership of his predecessor,

2:27

Yazılım şirketi, selefi Steve Ballmer'ın liderliğinde

Steve Ballmer.

2:31

gelişmekte zorlanıyordu.

Its products were far from revolutionary. Kalıp ifadeler

2:32

Ürünleri devrimsel olmaktan çok uzaktı.

Kalıp ifadeler

far from revolutionary: güçlü olumsuz değerlendirme

Far from + sıfat, bir şeyin o sıfatın anlattığı nitelikte kesinlikle olmadığını belirtir. Bir tanım ya da beklenti ile gerçeklik arasındaki büyük farkı vurgular; far burada fiziksel uzaklığı değil, dereceyi gösterir. Bu cümlede far from revolutionary, ürünlerin yenilikçi ya da çığır açıcı olmadığına dair güçlü bir olumsuz değerlendirme yapar. Yalnızca not revolutionary demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi kesinlikle hazır değil anlamına gelen iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: The report looks polished, but it is ____ ready to publish.

Cevabı göster

far from

The Surface was a response to the iPad,

2:34

Surface, iPad'e bir yanıt,

the Windows Phone an answer to the iPhone.

2:37

Windows Phone ise iPhone'a bir cevaptı.

Ballmer has a degree in mathematics and economics

2:39

Ballmer'ın Harvard'dan

from Harvard, which helped balance the books, Deyimler

2:42

matematik ve ekonomi derecesi vardı ve bu bilançoyu dengelemeye yardımcı oldu,

Deyimler

balance the books: mali durumu dengelemek

Balance the books, gelir ve giderlerin birbirini karşılamasını sağlamak veya daha geniş anlamda mali durumu düzene koymak anlamına gelen bir muhasebe deyimidir. Buradaki books, sıradan kitapları değil, muhasebe defterlerini ve mali kayıtları ifade eder. Cümlede bu ifade, mali eğitim geçmişini bir kuruluşun parasını yönetme becerisiyle ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümleyi gelir ve giderleri dengelemek anlamına gelen üç sözcüklü muhasebe deyimiyle tamamlayın: By reducing waste, the cafe finally managed to ____.

Cevabı göster

balance the books

but didn't do much when it comes to innovation. Kalıp ifadeler

2:44

ancak iş yeniliğe gelince pek bir işe yaramadı.

Kalıp ifadeler

when it comes to innovation: inovasyon söz konusu olduğunda

When it comes to innovation, “inovasyonu ele aldığımızda” veya “inovasyon alanında” anlamına gelir. Değerlendirmenin kapsamını daraltır: söz konusu şey genel olarak bir miktar etkili olmuş olabilir, ancak bu belirli alanda fazla etkili olmamıştır. Kalıp when it comes to + isim veya -ing biçimidir. Buradaki comes gerçek bir hareketi ya da gelişi anlatmaz; ifadenin tamamı bir konuyu açmak veya tartışmayı belirli bir alanla sınırlamak için kullanılır.

Alıştırma

“Bir alan söz konusu olduğunda” anlamındaki kalıbı tamamlayın: The laptop is fast, but when it ____ battery life, it falls short.

Cevabı göster

comes to

When Nadella took over,

2:47

Nadella görevi devraldığında,

he transformed Microsoft,

2:48

Microsoft'u dönüştürdü,

moving its software to non-Windows devices,

2:50

yazılımlarını Windows dışı cihazlara taşıdı,

for example,

2:52

örneğin,

bringing Microsoft Word to the iPad and the iPhone.

2:53

Microsoft Word'ü iPad ve iPhone'a getirdi.

He also expanded its cloud business,

2:56

Ayrıca bulut işini de genişletti,

Azure, which has become the biggest rival to Amazon's AWS.

2:58

Amazon'un AWS'sinin en büyük rakibi haline gelen Azure'u büyüttü.

In his first email to employees as CEO,

3:02

CEO olarak çalışanlara gönderdiği ilk e-postada,

Nadella wrote, "Our industry does not respect tradition. Anlatım akışı

3:05

Nadella şöyle yazdı: "Sektörümüz geleneğe saygı duymaz.

It only respects innovation."

3:08

Sadece yeniliğe saygı duyar."

Anlatım akışı

does not respect tradition ... only respects innovation: geleneği reddedip yalnızca inovasyonu vurgulamak

İki cümle aynalı bir karşıtlık kurar: önce Our industry + does not respect + tradition, ardından It + only respects + innovation gelir. Olumsuzluk önce geleneği yönlendirici değer olmaktan çıkarır; only ise dikkati sektörün kabul ettiği tek değer olarak inovasyona yöneltir. Buradaki respect kişileştirmedir. Bir sektör gerçek anlamda saygı hissedemez; fiil, sektörün neyi ödüllendirdiğini, neye değer verdiğini veya neye tepki verdiğini anlatır. Dengeli yapı mesajı güçlü ve akılda kalıcı yapar.

Alıştırma

Bir yönetici kıdemi bir ölçüt olarak reddetmek ve sonuçların tek ölçüt olduğunu vurgulamak istiyor. Hangi cümle aynı olumsuzluk + only paralel yapısını kullanıyor?

  1. This team rewards results more than seniority.
  2. This team rewards seniority and results equally.
  3. This team does not reward seniority. It only rewards results.
Cevabı göster

This team does not reward seniority. It only rewards results.

That innovative spirit of engineering saved Microsoft.

3:11

Mühendisliğin bu yenilikçi ruhu Microsoft'u kurtardı.

But it's not easy.

3:14

Ancak bu kolay değil.

It requires risky moves and not accepting failure.

3:15

Riskli hamleler gerektiriyor ve başarısızlığı kabul etmemeyi gerektiriyor.

As American inventor Thomas Edison famously said,

3:18

Amerikalı mucit Thomas Edison'un ünlü sözünde olduğu gibi,

"I have not failed. Anlatım akışı

3:21

"Başarısız olmadım.

I've only found 10,000 ways that won't work."

3:22

Sadece işe yaramayacak 10.000 yol buldum."

Anlatım akışı

I have not failed ... I've only found: bir aksiliği yeniden çerçevelemek

İlk cümle en belirgin olumsuz yorumu sunar: Bu girişimler başarısızlık olarak adlandırılabilir. İkinci cümle bu etiketi başka bir sonuçla, yani işe yaramayan yöntemleri bulmakla değiştirir. Only, başarısız olan girişimleri nihai bir yenilgi olarak değil, keşif sürecinin bir aşaması olarak gösterir. Bu, söz sanatıyla yapılan bir yeniden çerçevelemedir; hiç başarısızlık yaşanmadığına dair gerçek anlamlı bir iddia değildir. Dengeli I have not X; I have only Y kalıbı aynı deneyimi iki farklı çerçevede düzenler. Konuşan veya yazan kişi bu kalıpla bir aksiliği ilerleme, azim ya da öğrenme kanıtına dönüştürebilir. 10,000 sayısı ölçeği vurgular; ana fikir bu sayının kesin olmasına bağlı değildir.

Alıştırma

Hangi cümle bir aksiliği yararlı ilerleme olarak göstermek için aynı yeniden çerçeveleme stratejisini kullanıyor?

  1. We completed the project exactly as planned.
  2. We haven't reached the answer yet; we've only learned which approach to avoid.
  3. The prototype failed, and nothing useful happened.
Cevabı göster

We haven't reached the answer yet; we've only learned which approach to avoid.

James Dyson, the British engineer,

3:25

İngiliz mühendis James Dyson,

knows a thing or two about not giving up. Notlar

3:27

pes etmemek konusunda çok şey biliyor.

Deyimler

knows a thing or two: deneyimi ölçülü biçimde ifade etmek

Knows a thing or two about, bir kişinin bir konuda yararlı ve çoğu zaman oldukça fazla bilgi ya da deneyime sahip olduğu anlamına gelir. Küçük sayı bilinçli bir hafifletmedir; kişinin tam olarak yalnızca bir ya da iki şey bildiği anlamına gelmez. Burada about not giving up deneyimin alanını belirtir. Deyim, övgüye rahat ve biraz mizahi bir ton katar; konuşanın uzmanlığı güçlü biçimde ilan etmek yerine ima etmesini sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “oldukça fazla deneyime sahip olmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: After twenty years as a chef, Nina ____ making bread.

Cevabı göster

knows a thing or two about

Öbek fiiller

about sonrasında not giving up

Bu cümlede not giving up, durmak yerine denemeye devam etmek anlamına gelir. Give up burada bir öbek fiildir; bir nesneyi birine teslim etmek anlamına gelmez. Bir fiil about edatından sonra geldiğinde -ing biçimi kullanılır; bu nedenle give, giving olur. Not sözcüğünü -ing grubunun önüne getirin: about not giving up. Bu yapı, zorluklara rağmen devam etmeyle ilgili bilgi, alışkanlık veya deneyimleri anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi about sonrasında not + give up fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Leo wrote an article about ____ when progress feels slow.

Cevabı göster

not giving up

He became frustrated when a vacuum he had at home kept losing suction.

3:29

Evindeki bir elektrikli süpürgenin sürekli emiş gücünü kaybetmesinden bıktığında hüsrana uğradı.

So he decided to build a better vacuum himself.

3:33

Bu yüzden kendisi daha iyi bir elektrikli süpürge yapmaya karar verdi.

He spent 15 years tinkering with over 5,000 different prototypes

3:36

15 yılını 5.000'den fazla farklı prototiple uğraşarak

to come up with the perfect bagless design. Öbek fiiller

3:41

mükemmel torbasız tasarımı bulmak için harcadı.

Öbek fiiller

come up with a design: bir tasarım geliştirmek

Burada come up with, çaba veya deneme yoluyla bir tasarım geliştirmek ya da düşünmek anlamına gelir. Bir yere doğru hareketi değil, problem çözme sonucunda elde edilen ürünü anlatır. Tam ifade come up with şeklindedir ve ardından üretilen fikir veya çözüm gelir: come up with an idea, a plan, a solution ya da a design. To come up with içindeki to, önceki denemelerin amacını belirtir. Gerektiğinde zamana göre come biçimini değiştirin: came up with, coming up with.

Alıştırma

Cümleyi fikir geliştirmek anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The team met to ____ a safer plan.

Cevabı göster

come up with

I'd like to give you a little demonstration.

3:43

"Size küçük bir gösteri yapmak istiyorum."

The payoff for his perseverance

3:45

Azminin karşılığı,

was a multi-billion-dollar company that bears his name. Kalıp ifadeler

3:46

adını taşıyan milyar dolarlık bir şirket oldu.

Kalıp ifadeler

bear someone's name: birinin adını taşımak

To bear someone's name, bir şeyin kendi adında veya resmî unvanında bir kişinin adını taşıması demektir. Bu cümlede şirket, kurucusunun soyadını şirket adı olarak taşır. Buradaki bear, “taşımak” veya “üzerinde bulundurmak” anlamında kullanılan resmî bir fiildir; hayvan olan “ayı” ya da “katlanmak” anlamında değildir. Kalıp şöyledir: şey + bear + kişinin adı.

Alıştırma

Cümleyi bear fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The science prize ____ its founder's name.

Cevabı göster

bears

In order to be successful,

3:51

Başarılı olmak için,

Dyson was invested in the fine details of his company.

3:52

Dyson şirketinin en ince ayrıntılarına kadar yatırım yaptı.

Engineers aren't afraid to get involved in the day-to-day business, Öbek fiiller

3:56

Mühendisler günlük işleyişe dahil olmaktan korkmazlar,

Öbek fiiller

get involved in the day-to-day business: günlük işlere aktif olarak katılmak

Get involved in, bir şeye aktif biçimde katılmak anlamına gelir ve çoğu zaman daha önce dışarıda veya daha az aktif olan birinin katılmaya başlamasını ifade eder. Burada mühendisler, şirketin rutin işlerini yalnızca yöneticilere bırakmak yerine doğrudan katılım gösterir. Day-to-day business, şirketi yürütmek için yapılan düzenli ve pratik işleri anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp get involved in + isim veya -ing biçimidir; nesne, katılımın gerçekleştiği etkinliği veya alanı belirtir.

Alıştırma

"Engineers get involved in the day-to-day business," cümlesindeki vurgulanan düşünce ne anlama gelir?

  1. Şirketin rutin işleyişine aktif biçimde katılırlar.
  2. Rutin işlerden kaçınır ve yalnızca tavsiye verirler.
  3. Şirkete duygusal olarak bağlanırlar.
Cevabı göster

Şirketin rutin işleyişine aktif biçimde katılırlar.

especially when it comes to hiring.

3:58

özellikle de işe alım konusunda.

Amazon is notorious for tough interviews.

4:01

Amazon zorlu mülakatlarıyla ünlüdür.

Bezos, who has a degree in electrical engineering and computer science,

4:04

Elektrik mühendisliği ve bilgisayar bilimi derecesine sahip olan Bezos,

used to meet every candidate himself during Amazon's early days.

4:08

Amazon'un ilk günlerinde her adayla bizzat görüşürdü.

He would ask quirky questions like, Dilbilgisi

4:12

Şu tür ilginç sorular sorardı:

Dilbilgisi

Tekrarlanan geçmiş eylem için would ask

Geçmiş zamanda geçen bir anlatıda would + fiilin yalın hâli, tekrar tekrar gerçekleşen bir eylemi gösterebilir. Burada would ask, geçmişteki o dönemde sıra dışı sorular sormanın onun düzenli davranışı olduğu, tek seferlik olmadığı anlamına gelir. Bu, anlatıdaki would kullanımıdır: geçmiş zaman çerçevesi bağlamda zaten kurulmuştur. Burada varsayımsal bir sonuç, istek veya kibar rica anlatmaz.

Alıştırma

Eylemi geçmiş zamanda geçen bir hikâyede tekrarlanan bir davranış olarak en iyi sunan fiil ifadesini seçin: “During her first year as coach, every Monday she ___ the team one difficult question.”

  1. would have asked
  2. will ask
  3. would ask
Cevabı göster

would ask

"How many gas stations are there in America?"

4:14

"Amerika'da kaç tane benzin istasyonu var?"

He wasn't after the right answer, Öbek fiiller

4:16

O doğru cevabın peşinde değildi,

Öbek fiiller

wasn't after the right answer: be after ile bir hedefi istemek

Be after something, bir şeyi istemek, aramak veya elde etmeye çalışmak anlamına gelen yaygın bir konuşma ifadesidir. He wasn't after the right answer cümlesindeki olumsuzluk, doğru cevabı elde etmenin onun amacı olmadığını gösterir. be after ifadesinden sonraki isim veya zamir hedefi belirtir. İfade, onun zaman bakımından cevaptan sonra geldiği veya cevabı fiziksel olarak kovaladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“Maya wasn't after praise; she wanted honest feedback,” cümlesinde “wasn't after praise” ne anlama gelir?

  1. Övgü almak Maya'nın amacı değildi.
  2. Maya kayıp bir ödülü aramıyordu.
  3. Maya toplantıdan sonra birini övdü.
Cevabı göster

Övgü almak Maya'nın amacı değildi.

but wanted to see whether the candidate had an analytical approach

4:18

bunun yerine adayın, mantıklı bir cevap bulmak için

in order to come up with an informed response.

4:21

analitik bir yaklaşım sergileyip sergileyemediğini görmek istiyordu.

Bezos once said,

4:24

Bezos bir keresinde,

"Setting the bar high for hiring was the most important factor Deyimler

4:25

"İşe alımda çıtayı yüksek tutmak, bu çevrimiçi perakendecinin

Deyimler

İşe alımda çıtayı yüksek koymak

Set the bar high, zorlayıcı bir standart belirlemek demektir. İmge, gerçek bir çıtayı yüksek bir konuma yerleştirmektir; ancak burada bar, işe alımdaki kalite eşiğini ifade eder. Setting the bar high for hiring ifadesinde setting bu eşiği belirleme eylemini anlatır, for hiring ise standardın işe alım alanında geçerli olduğunu gösterir. Ortada gerçek bir çıta yoktur.

Alıştırma

Yeni bir şirket, ilk işe alım sürecinden önce yüksek ve zorlayıcı bir standart belirliyor. Bu düşünceyi en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The company is raising the bar after last year's weak results.
  2. The company is setting the bar high for hiring.
  3. The company is lowering the bar to hire faster.
Cevabı göster

The company is setting the bar high for hiring.

for the online retailer's success."

4:28

başarısındaki en önemli faktördü," demişti.

It's no surprise that engineers make it to the top of the tech industry, Deyimler

4:30

Mühendislerin yıllar içinde patlayıcı bir büyüme kaydeden

Deyimler

Zirveye ulaşmak

Make it to the top, bir alanın, sıralamanın veya kuruluşun en yüksek düzeyine başarıyla ulaşmak demektir. Make it, başarılı olmayı veya bir yere ulaşmayı başarmak anlamına gelen deyimsel bir fiil öbeğidir; to the top ise başarıyla ulaşılan hedefi belirtir. Burada the top fiziksel bir yer değil, teknoloji sektörünün en yüksek düzeyidir. İfade çoğu zaman başarıyı zor veya rekabetçi bir yolculuğun son noktası olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi make it to the top ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years in junior positions, Lena finally ____ of her field.

Cevabı göster

made it to the top

which has seen explosive growth over the years.

4:33

teknoloji sektörünün zirvesine çıkması şaşırtıcı değil.

But they're also doing well at non-tech companies.

4:36

Ancak teknoloji dışı şirketlerde de iyi iş çıkarıyorlar.

Like Jeffrey Sprecher,

4:38

Tıpkı Jeffrey Sprecher gibi,

the CEO of the holding company that owns the New York Stock Exchange.

4:40

New York Menkul Kıymetler Borsası'na sahip olan holding şirketinin CEO'su.

He has a degree in chemical engineering.

4:43

Kimya mühendisliği derecesine sahip.

I've never had a job that had anything to do with chemistry, Kalıp ifadeler

4:45

"Hiç kimya ile ilgisi olan bir işte çalışmadım,

Kalıp ifadeler

Have anything to do with chemistry: kimyayla ilgili olmak

Have anything to do with ifadesi “herhangi bir şekilde bağlantılı veya ilişkili olmak” anlamına gelir. Burada I've never had ... zaten olumsuzluk bildirdiği için anything kullanımı doğaldır: Konuşmacı, yaptığı işlerin hiçbirinin kimyayla ilgili olmadığını söylüyor. Have ... to do with yapısını ilişki bildiren tek bir kalıp olarak düşünün; do sözcüğünü gerçek anlamıyla “yapmak” şeklinde yorumlamayın. Bir kişi, nesne, konu, neden veya sorumluluk ile başka bir şey arasındaki bağlantıyı sormak ya da reddetmek için kullanılabilir.

Alıştırma

“Herhangi bir şekilde bağlantılı olmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: My summer job didn't have ____ chemistry.

Cevabı göster

anything to do with

but the discipline that I went through there

4:48

ancak orada gördüğüm disiplin

taught me about problem-solving

4:51

bana problem çözmeyi öğretti

and business is really just that.

4:53

ve iş dünyası da aslında tam olarak budur."

Engineers are very good at solving problems,

4:56

Mühendisler problem çözme konusunda çok iyidirler

and that's the key to doing everything from building a bridge across a river Dilbilgisi

4:58

ve bu, bir nehrin üzerine köprü kurmaktan

to designing a rocket to get to Mars.

5:02

Mars'a gitmek için roket tasarlamaya kadar her şeyi yapmanın anahtarıdır.

Dilbilgisi

Everything from building a bridge to designing a rocket: köprü kurmaktan roket tasarlamaya kadar her şey

Everything from A to B yapısı, çok geniş bir aralığın iki ucunu örnek olarak sunar. Burada birbirinden çok farklı iki proje olan bir köprü ile Mars roketinin seçilmesi, aynı problem çözme becerisinin birçok farklı işte kullanılabileceğini vurgular. A ve B, building ... ve designing ... biçimindeki paralel -ing ifadeleridir. Designing önündeki to, from A to B yapısını tamamlar. Daha sonra gelen to get to Mars farklı bir işlev görür: roketin amacını belirtir; get to Mars ise Mars'a ulaşmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi from ... to ... aralık yapısıyla tamamlayın: The club teaches everything ____ taking simple photos ____ editing short films.

Cevabı göster

from · to

If you've been inspired to become an engineer

5:04

Eğer mühendis olmak için ilham aldıysanız

or simply want to learn more about the world,

5:06

veya sadece dünya hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorsanız,

a good foundation in math and computer science is crucial.

5:09

matematik ve bilgisayar bilimlerinde iyi bir temel şarttır.

A problem-solving website called Brilliant can help put you on the path to success,

5:12

Brilliant adlı bir problem çözme sitesi sizi başarıya giden yola sokabilir,

and it's free to sign up.

5:16

üstelik kaydolmak da ücretsiz.

Whether you want to practice programming, Dilbilgisi

5:18

İster programlama pratiği yapmak isteyin,

you're struggling with calculus,

5:20

ister kalkülüsle uğraşıyor olun,

or you're hoping to brush up on your algorithms, Öbek fiiller

5:22

ya da algoritmalarınızı geliştirmeyi umuyor olun,

Öbek fiiller

brush up on: önceden öğrenilmiş bilgi veya beceriyi tazelemek

Brush up on something, daha önce öğrendiğiniz bir bilgiyi veya beceriyi yeniden gözden geçirip pratik yaparak taze ve kullanılabilir hâle getirmek demektir. Burada konuşan kişi algoritmaları zaten biliyor ve bu bilgisini tazelemek istiyor. Sabit kalıp brush up on + konu veya beceri biçimindedir. On ifadenin bir parçasıdır; bu nedenle brush up on my algorithms denir, brush up my algorithms denmez.

Alıştırma

Cümleyi, daha önce öğrenilmiş bir beceriyi tazelemek anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: I used to speak Italian well, so before my trip I want to ____ it.

Cevabı göster

brush up on

my sponsor Brilliant offers over 60 interactive courses in math,

5:24

sponsorum Brilliant size matematikte, bilimde ve bilgisayar bilimlerinde

Dilbilgisi

Whether A, B, or C, + tek bir ortak sonuç

Whether, olası durumlardan oluşan bir grubu tanıtır. Ardından gelen yan cümleler tüm olasılıkları kapsayan bir çerçeve oluşturur: bu durumların hangisi geçerli olursa olsun, ardından gelen ana cümle doğrudur. Buradaki seçenekler programlama pratiği yapmak istemek, kalkülüste zorlanmak ve algoritma bilgisini tazelemek istemektir. Bu, birinden seçim yapmasını isteyen bir soru değildir. Whether A, B, or C, + ana cümle kalıbını farklı kitleleri veya koşulları tek bir ortak sonuca bağlamak için kullanabilirsiniz. Seçeneklerin ifadeleri biraz farklı olabilir, ancak açık bir paralel yapı cümleyi genellikle daha kolay anlaşılır hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle, aynı sonucun her durumda geçerli olduğunu göstermek için Whether A, B, or C yapısını kullanır?

  1. You either work from home, commute to the office every day, or use a hybrid schedule.
  2. Do you work from home, commute to the office every day, or use a hybrid schedule?
  3. Whether you work from home, commute to the office every day, or use a hybrid schedule, the security policy applies.
Cevabı göster

Whether you work from home, commute to the office every day, or use a hybrid schedule, the security policy applies.

science, and computer science.

5:28

60'tan fazla etkileşimli kurs sunuyor.

You can learn at your own pace. Kalıp ifadeler

5:30

Kendi hızınızda öğrenebilirsiniz.

Kalıp ifadeler

Kendi hızında

At your own pace, herkes için belirlenmiş sabit bir hız yerine kişiye uygun bir hızda ilerlemek demektir. Bu cümlede at ilerleme hızını gösterir; your own ise hızı öğrencinin kendisinin belirlediğini vurgular. Bu ifade esnek ilerlemeyi anlatır: Öğrenci yavaşlayabilir, tekrar yapabilir veya öne geçebilir; bir grubun programına zorla uyması gerekmez. Öğrenme dışında iş, antrenman ve iyileşme süreçlerinde de kullanılır.

Alıştırma

You can review the lessons ____.

Cevabı göster

at your own pace

There are no exams.

5:31

Sınav yok.

If you make mistakes while practicing,

5:32

Pratik yaparken hata yaparsanız,

Brilliant explains exactly where you went wrong. Öbek fiiller

5:34

Brilliant nerede yanlış yaptığınızı tam olarak açıklıyor.

Öbek fiiller

Nerede yanlış yaptın

Go wrong, bir şeyin yanlış ilerlemesi veya beklenen sonucu vermemesi demektir. Where you went wrong ifadesinde went, go fiilinin geçmiş zamanıdır; where ise süreçte ya da akıl yürütmede hatanın ortaya çıktığı kesin noktayı gösterir. Burada ifade, öğrenenin hatasını bulup açıklanabilir ve düzeltilebilir hâle getirir. Öğrenenin karakterini değerlendirmez; çalışma veya akıl yürütme sırasında neyin yanlış gittiğini anlatır ve genellikle ahlaki olarak kötü olmayı ifade etmez.

Alıştırma

"The error log shows where the calculation went wrong" cümlesinde went wrong ne anlama gelir?

  1. Hesaplama yanlış bir sonuç üretti.
  2. Hesaplama bir kişinin ahlaken kötü olduğunu anlattı.
  3. Hesaplama yanlış yere taşındı.
Cevabı göster

Hesaplama yanlış bir sonuç üretti.

You can sign up with the link in my description,

5:37

Açıklamamdaki bağlantıdan kaydolabilirsiniz

and the first 200 people to use my link

5:39

ve bağlantımı kullanan ilk 200 kişi,

will get 20% off the premium subscription,

5:41

tüm kurslara sınırsız erişim sağlayan premium abonelikte

which gives you unlimited access to all the courses.

5:44

%20 indirim kazanacak.

Thanks for watching Newsthink.

5:48

Newsthink'i izlediğiniz için teşekkürler.

I'm Cindy Pom.

5:50

Ben Cindy Pom.