Neden Bu Kadar Çok CEO Mühendis?: İngilizce çalışma notları
Newsthink
Video özeti: Video, Musk, Nadella, Dyson, Bezos ve Sprecher üzerinden mühendislik eğitimini ürün odağı, yenilik, kararlılık, analitik işe alım ve sorun çözmeyle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. used to be — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: MBA'in CEO'luğa giden olağan yol sayılması gibi, geçmişte geçerli olup artık değişmiş bir durumu anlatmak. 2. goes a long way toward — Kalıp ifadeler ve eşdizimler: bir niteliğin sonuca büyük katkısını belirtmek ve toward ardından isim ya da -ing biçimi kullanmak. 3. make it to the top — Deyimler ve mecazlı ifadeler: üst düzey göreve veya büyük başarıya ulaşmayı fiziksel tırmanma anlamı olmadan anlatmak.
Bu derste
These days, the heads of some of the most successful companies in the world have one thing in common. Kalıp ifadeler
0:13Bugünlerde, dünyanın en başarılı şirketlerinden bazılarının yöneticilerinin ortak bir noktası var.
have one thing in common: ortak bir noktası olmak
Have one thing in common, şirket yöneticilerinin ortak bir özelliğe sahip olduğu anlamına gelir. Burada, hemen ardından açıklanacak ortak bir gerçeği önceden ortaya koyar. Yapı have + isim öbeği + in common şeklindedir. İsim öbeği ne kadar şeyin paylaşıldığını belirtir; örneğin one thing, something, a lot veya nothing kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “benzerlikleri paylaşmak” anlamındaki kalıpla tamamlayın: Lina and Omar enjoy the same books and sports, so they have a lot ____.
Cevabı göster
in common
For those who aspire to be CEO of a company one day,
0:19Bir gün bir şirketin CEO'su olmayı arzulayanlar için,
Değişmiş bir geçmiş durumu anlatan used to be
Used to be, bir durumun geçmişte doğru olduğunu ancak artık geçerli olmadığını anlatır. Bu cümlede the way to go ifadesini güncel değil, geçmişteki bir görüş olarak gösterir. Yapı used to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada yalın fiil be'dir; başka fiiller geçmişte tekrarlanan eylemleri anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi used to + doğru fiilin yalın hâliyle tamamlayın: Mina ____ afraid of dogs, but now she volunteers at an animal shelter.
Cevabı göster
used to be
the way to go: tavsiye edilen seçenek
The way to go, içinde bulunulan durumda en iyi, en mantıklı veya en etkili seçeneği anlatan bir deyimdir. Burada MBA yapmayı bir kariyer stratejisi olarak değerlendirir; bir yol tarif etmez. Belirli tanımlık the, bu seçeneği tavsiye edilen seçenek gibi gösterir; ancak ifade mantıksal olarak başka hiçbir seçeneğin bulunmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi en iyi veya en uygun seçenek anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: For short trips downtown, the bus is ____.
Cevabı göster
the way to go
an annual list of the top 100 best-performing CEOs.
0:31en iyi performans gösteren 100 CEO'nun yıllık listesini yayınlardı.
for a second year in a row: art arda iki yıl
For a second year in a row, aynı sonucun arada kesinti olmadan iki yıl üst üste gerçekleştiği anlamına gelir. Her yıl tekrarlanan bir örüntüyü vurguladığı için sonuç veya eğilim raporlarında yaygındır. Yeniden kullanılabilen yapı for + a/an + sıra sayısı + zaman birimi + in a row biçimindedir; örneğin for a third month in a row. Buradaki a second year, mevcut sonucu bir tekrar daha olarak sunar; yalnızca ikinci yılı adlandırmaz.
Alıştırma
Bunun iki yıl üst üste gerçekleştiğini belirtmek için cümleyi for + a + sıra sayısı + year + in a row yapısıyla tamamlayın: The café won the local award ____.
Cevabı göster
for a second year in a row
there were more CEOs with an engineering degree than an MBA,
0:38mühendislik derecesine sahip CEO'ların sayısının MBA yapanlardan daha fazla olduğunu buldular,
Getting an MBA can come with a hefty price tag. Kalıp ifadeler
0:45MBA yapmak yüksek bir maliyete sahip olabilir.
come with a hefty price tag: yüksek bir toplam maliyet getirmek
Burada come with, "sonuç olarak içermek veya beraberinde getirmek" anlamındadır. A hefty price tag, bir ürünün üzerindeki fiziksel fiyat etiketi değil, çok yüksek bir toplam maliyet demektir. X comes with a hefty price tag kalıbı, yüksek maliyeti bir seçeneğe bağlı dezavantaj olarak sunar. Yalnızca X is expensive demekten daha belirgin bir değerlendirme içerir.
Alıştırma
"The upgrade comes with a hefty price tag" cümlesi ne anlama gelir?
- Yükseltme son fiyatı düşürür.
- Yükseltmenin içinde büyük bir fiziksel fiyat etiketi vardır.
- Yükseltme yüksek bir toplam maliyet gerektirir.
Cevabı göster
Yükseltme yüksek bir toplam maliyet gerektirir.
Top graduate schools such as the University of Pennsylvania's Wharton
0:47Pennsylvania Üniversitesi'nin Wharton'u gibi en iyi lisansüstü okullar
or Harvard Business School will set you back over $200,000. Öbek fiiller
0:51veya Harvard Business School size 200.000 dolardan fazlaya mal olacaktır.
set you back over $200,000: sana bu miktara mal olmak
Set someone back + miktar, "bir kişiye o miktara mal olmak" anlamına gelir. Burada Harvard Business School, orada eğitim görmenin maliyetini temsil eder; you ise belirli bir dinleyiciyi değil, genel olarak ödeme yapan kişiyi belirtir. Bu ifade, masrafın ödeme yapan kişi üzerindeki mali etkisini vurgular. Over $200,000, iki yüz bin dolardan fazla demektir; bu cümlede set back geri hareket ettirmek veya ilerlemeyi geciktirmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi set kullanan ve "sana mal olmak" anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A last-minute flight could ____ nearly a thousand dollars.
Cevabı göster
set you back
Now, some CEOs are telling you to save your money.
0:55Artık bazı CEO'lar size paranızı biriktirmenizi söylüyor.
went so far as to say: şaşırtıcı derecede ileri bir sözü belirtmek
“Went so far as to say”, Musk’ın konuşmacıya göre alışılmadık ölçüde cesur, aşırı veya şaşırtıcı bir şey söylediğini belirtir. Buradaki far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi anlatır. Kalıp go so far as to + fiilin yalın hâlidir. Burada go geçmiş zamanda went olurken say, to’dan sonra yalın hâlde kalır. İfade anlatıcının değerlendirmesini de eklediği için yalnızca said demekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi go so far as to say ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the debate, he ____ that the rules were completely useless.
Cevabı göster
went so far as to say
"I think there might be too many MBAs running companies,"
1:01Wall Street Journal ile yaptığı bir röportajda,
in an interview with the Wall Street Journal.
1:03"Bence şirketleri yöneten çok fazla MBA'li olabilir," dedi.
He thinks those with business degrees spend too much time in board
1:06İşletme mezunlarının toplantı odalarında,
meetings pouring over PowerPoints and finances
1:09PowerPoint sunumları ve finansalları incelemek için çok fazla zaman harcadığını,
when their focus should be on the product.
1:12halbuki odaklarının ürün olması gerektiğini düşünüyor.
The thinking being that if the product is good, Anlatım akışı
1:14Düşüncesine göre eğer ürün iyiyse,
The thinking being that: bir iddianın arkasındaki gerekçeyi tanıtmak
“The thinking being that”, bir iddiadan onun arkasındaki gerekçeye geçer. Dinleyiciye “Az önce söyleneni destekleyen mantık budur” mesajını verir ve that ile başlayan yan cümle bu mantığı açıklar. Bu yorum anlatımında being, ifadeyi bağımsız ve tam bir cümle yerine kısaltılmış bir açıklayıcı ek hâline getirir. Tam cümle “The thinking is that ...” olurdu. Bu yapı önce sonucu, ardından gerekçesini sunarak bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Bu cümlede “The thinking being that” ne işe yarıyor?
- Önceki iddianın arkasındaki gerekçeyi tanıtır.
- Koşuldan sonra ulaşılan nihai sonucu duyurur.
- Devam eden bir düşünme eylemini betimler.
Cevabı göster
Önceki iddianın arkasındaki gerekçeyi tanıtır.
that means building great electric cars at Tesla
1:19bu, Tesla'da harika elektrikli arabalar inşa etmek
or great reusable rockets at SpaceX.
1:21veya SpaceX'te harika yeniden kullanılabilir roketler yapmak anlamına geliyor.
Engineers can design, build, create, and improve their product
1:26Mühendisler, ürünlerini tasarlayabilir, inşa edebilir, yaratabilir ve geliştirebilir
because of their background in math, science, and technology.
1:30çünkü matematik, bilim ve teknoloji geçmişlerine sahiptirler.
And they can help solve challenging technical problems
1:33Ve aksi takdirde hayallerini suya düşürebilecek
that might otherwise scuttle their dreams. Deyimler
1:36zorlu teknik sorunları çözmeye yardımcı olabilirler.
scuttle their dreams: hayalleri tamamen suya düşürmek
Bu cümlede scuttle their dreams, “hayallerinin tamamen başarısız olmasına yol açmak” anlamına gelir. Çözülmemiş teknik sorunlar planların başarıya ulaşmasını tümüyle engelleyebilir; bu, yalnızca süreci yavaşlatmaktan çok daha güçlüdür. Scuttle burada mecaz anlamdadır. Fiil aslında bir gemiyi kasıtlı olarak batırmayı anlatır; bu görüntü daha sonra bir planı, anlaşmayı, umudu veya fırsatı yok etme anlamına genişlemiştir.
Alıştırma
Hangi cümlede scuttle, altyazıdakiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?
- A last-minute legal dispute could scuttle the agreement.
- The team postponed the agreement until Friday.
- The crew scuttled the old ship in deep water.
Cevabı göster
A last-minute legal dispute could scuttle the agreement.
When engineering consultant Sandy Munro interviewed him
1:46Mühendislik danışmanı Sandy Munro, kendisiyle
he said it's Musk's knowledge that stands out. Öbek fiiller
1:51Musk'ın öne çıkan özelliğinin bilgisi olduğunu söyledi.
stands out: özellikle dikkat çekmek
Stands out, “diğerleriyle karşılaştırıldığında özellikle dikkat çekici veya etkileyici olmak” anlamına gelir. Burada Musk'ın bilgisi, diğer şirket yöneticileriyle karşılaştırıldığında dikkat çeken özelliktir. Stand out geçişsiz bir öbek fiildir: dikkat çeken kişi veya şey cümlenin öznesi olur. Karşılaştırılan grubu from veya among ile, kişinin dikkat çektiği rolü ya da niteliği ise as ile belirtebilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi “özellikle dikkat çekicidir” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Her application ____ because it includes a clear, original proposal.
Cevabı göster
stands out
Güçlü bir övgü olarak blown away
Blown away, son derece şaşırmış ve çok etkilenmiş olmayı anlatan gündelik bir deyimdir. Burada konuşan kişi, birinin olağanüstü bilgisini övüyor; fiziksel olarak savrulmaktan söz etmiyor. Edilgen yapı olan be + blown away çoğu zaman güçlü bir duygusal tepkiyi ifade eder: Bir kişi ya da şey beklentilerinizi büyük ölçüde aşar. İfadenin mecaz mı olduğu, yoksa rüzgâr ya da patlama kuvvetiyle gerçekten savrulmayı mı anlattığı bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
Bir yorumcu, “I was blown away by the performance.” diyor. Burada “blown away” ne anlama geliyor?
- Son derece etkilenmiş ve hayran kalmış
- Biraz ilgilenmiş ama şaşırmamış
- Güçlü rüzgâr tarafından fiziksel olarak itilmiş
Cevabı göster
Son derece etkilenmiş ve hayran kalmış
That technical know-how that comes with an engineering background Kelime
2:05Mühendislik geçmişinden gelen bu teknik bilgi birikimi,
Uygulamalı uzmanlık olarak technical know-how
Technical know-how, teknik bir alandaki pratik beceri ve uygulama bilgisini, yani bildiklerini gerçek işlere uygulayabilme yeteneğini ifade eder. Bu cümlede mühendislik geçmişi, söz konusu uygulamalı becerinin kaynağı olarak gösteriliyor. Know-how burada bir isimdir. Kısa çizgi bunun birleşik isim olduğunu göstermeye yardımcı olur; bu yönüyle know how to do something fiil yapısından ayrılır.
Alıştırma
Cümleyi pratik teknik beceri anlamındaki hedef isim öbeğiyle tamamlayın: Her years in the workshop gave her the ____ to diagnose the machine quickly.
Cevabı göster
technical know-how
goes a long way toward building better products. Kalıp ifadeler
2:08daha iyi ürünler inşa etme yolunda büyük bir mesafe kat edilmesini sağlıyor.
goes a long way toward + -ing: sonuca büyük katkı sağlamak
Bu cümlede goes a long way toward, bir şeyin sonuca büyük katkıda bulunduğunu veya sonuca ulaşmaya çok yardımcı olduğunu belirtir. Teknik bilgi, daha iyi ürünler geliştirmenin güçlü bir desteği olarak sunulur; burada fiziksel olarak uzun bir yol gitmekten söz edilmez. Kalıp go a long way toward + isim veya -ing biçimidir. Özne, yardımcı olan etkeni; toward sonrasındaki bölüm ise bu etkenin desteklediği hedefi veya sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “bu sonuca ulaşmaya çok yardımcı olur” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Regular backups ____ preventing data loss.
Cevabı göster
go a long way toward
took over the top job: bir görevin kontrolünü devralmak
Burada took over, en üst düzey görevin sorumluluğunu ve kontrolünü üstlenmek anlamına gelir. Önceki liderden yapılan bir devir teslimi belirtir; bir nesneyi fiziksel olarak almayı anlatmaz. take over + görev, ekip, kuruluş veya faaliyet kalıbı iş yaşamı ve haber metinlerinde yaygındır. took over the top job ifadesinde the top job, yeni lidere devredilen görevdir.
Alıştırma
Kontrol devrini en iyi vurgulayan öbek fiili seçin: After the director retired, Maya ____ the department.
- took on
- took over
- took after
Cevabı göster
took over
he had to figure out a way to make Microsoft relevant Kalıp ifadeler
2:19Apple'dan gelen şiddetli bir saldırıyla karşı karşıya kalan Microsoft'un
figure out a way to + fiil
“Figure out a way to”, bir sorun üzerinde düşünüp bir şeyi yapmanın yöntemini bulmak veya geliştirmek anlamına gelir. Burada Microsoft'un yeniden önemli ve rekabetçi hâle nasıl gelebileceğini düşünmesi gerekiyordu. Yapı figure out + a way + to ile kurulan mastardır. Mastar, yöntemin gerçekleştirmeyi amaçladığı eylemi belirtir; örneğin “figure out a way to reduce costs”.
Alıştırma
Bir ekibin hedefe ulaşmak için bir yöntem düşünmesi gerektiğini hangi cümle doğal biçimde anlatır?
- We need to figure a way finish the project on time.
- We need to figure out a way to finish the project on time.
- We need to calculate a way to finish the project on time.
Cevabı göster
We need to figure out a way to finish the project on time.
as it faced an onslaught from Apple. Deyimler
2:22varlığını nasıl sürdürebileceğinin bir yolunu bulmak zorundaydı.
face an onslaught from: bir kaynaktan gelen yoğun baskıyla karşılaşmak
“Face an onslaught from”, belirli bir kaynaktan gelen yoğun bir saldırı, baskı, eleştiri veya rekabet dalgasıyla karşı karşıya kalmak anlamına gelir. Bu cümlede onslaught, Apple'ın uyguladığı güçlü ve sürekli rekabet baskısını anlatan askerî bir mecazdır; gerçek bir saldırı değildir. Face fiili bir şeyle yüzleşmek veya onunla başa çıkmak anlamına gelirken from kaynağı belirtir. Tarafsız “competition” sözcüğüyle karşılaştırıldığında onslaught, baskıyı güçlü ve bunaltıcı olabilecek bir şey gibi gösterir.
Alıştırma
Bir iş raporunda “faced an onslaught from a new competitor” ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Yeni rakibin gönderdiği askerler tarafından fiziksel olarak saldırıya uğradı.
- Yeni rakibinden gelen yoğun ve sürekli rekabet baskısıyla karşılaştı.
- Yeni rakibinden dostça tavsiye aldı.
Cevabı göster
Yeni rakibinden gelen yoğun ve sürekli rekabet baskısıyla karşılaştı.
The software company struggled to thrive under the leadership of his predecessor,
2:27Yazılım şirketi, selefi Steve Ballmer'ın liderliğinde
Its products were far from revolutionary. Kalıp ifadeler
2:32Ürünleri devrimsel olmaktan çok uzaktı.
far from revolutionary: güçlü olumsuz değerlendirme
Far from + sıfat, bir şeyin o sıfatın anlattığı nitelikte kesinlikle olmadığını belirtir. Bir tanım ya da beklenti ile gerçeklik arasındaki büyük farkı vurgular; far burada fiziksel uzaklığı değil, dereceyi gösterir. Bu cümlede far from revolutionary, ürünlerin yenilikçi ya da çığır açıcı olmadığına dair güçlü bir olumsuz değerlendirme yapar. Yalnızca not revolutionary demekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi kesinlikle hazır değil anlamına gelen iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: The report looks polished, but it is ____ ready to publish.
Cevabı göster
far from
from Harvard, which helped balance the books, Deyimler
2:42matematik ve ekonomi derecesi vardı ve bu bilançoyu dengelemeye yardımcı oldu,
balance the books: mali durumu dengelemek
Balance the books, gelir ve giderlerin birbirini karşılamasını sağlamak veya daha geniş anlamda mali durumu düzene koymak anlamına gelen bir muhasebe deyimidir. Buradaki books, sıradan kitapları değil, muhasebe defterlerini ve mali kayıtları ifade eder. Cümlede bu ifade, mali eğitim geçmişini bir kuruluşun parasını yönetme becerisiyle ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi gelir ve giderleri dengelemek anlamına gelen üç sözcüklü muhasebe deyimiyle tamamlayın: By reducing waste, the cafe finally managed to ____.
Cevabı göster
balance the books
but didn't do much when it comes to innovation. Kalıp ifadeler
2:44ancak iş yeniliğe gelince pek bir işe yaramadı.
when it comes to innovation: inovasyon söz konusu olduğunda
When it comes to innovation, “inovasyonu ele aldığımızda” veya “inovasyon alanında” anlamına gelir. Değerlendirmenin kapsamını daraltır: söz konusu şey genel olarak bir miktar etkili olmuş olabilir, ancak bu belirli alanda fazla etkili olmamıştır. Kalıp when it comes to + isim veya -ing biçimidir. Buradaki comes gerçek bir hareketi ya da gelişi anlatmaz; ifadenin tamamı bir konuyu açmak veya tartışmayı belirli bir alanla sınırlamak için kullanılır.
Alıştırma
“Bir alan söz konusu olduğunda” anlamındaki kalıbı tamamlayın: The laptop is fast, but when it ____ battery life, it falls short.
Cevabı göster
comes to
Azure, which has become the biggest rival to Amazon's AWS.
2:58Amazon'un AWS'sinin en büyük rakibi haline gelen Azure'u büyüttü.
Nadella wrote, "Our industry does not respect tradition. Anlatım akışı
3:05Nadella şöyle yazdı: "Sektörümüz geleneğe saygı duymaz.
does not respect tradition ... only respects innovation: geleneği reddedip yalnızca inovasyonu vurgulamak
İki cümle aynalı bir karşıtlık kurar: önce Our industry + does not respect + tradition, ardından It + only respects + innovation gelir. Olumsuzluk önce geleneği yönlendirici değer olmaktan çıkarır; only ise dikkati sektörün kabul ettiği tek değer olarak inovasyona yöneltir. Buradaki respect kişileştirmedir. Bir sektör gerçek anlamda saygı hissedemez; fiil, sektörün neyi ödüllendirdiğini, neye değer verdiğini veya neye tepki verdiğini anlatır. Dengeli yapı mesajı güçlü ve akılda kalıcı yapar.
Alıştırma
Bir yönetici kıdemi bir ölçüt olarak reddetmek ve sonuçların tek ölçüt olduğunu vurgulamak istiyor. Hangi cümle aynı olumsuzluk + only paralel yapısını kullanıyor?
- This team rewards results more than seniority.
- This team rewards seniority and results equally.
- This team does not reward seniority. It only rewards results.
Cevabı göster
This team does not reward seniority. It only rewards results.
That innovative spirit of engineering saved Microsoft.
3:11Mühendisliğin bu yenilikçi ruhu Microsoft'u kurtardı.
It requires risky moves and not accepting failure.
3:15Riskli hamleler gerektiriyor ve başarısızlığı kabul etmemeyi gerektiriyor.
As American inventor Thomas Edison famously said,
3:18Amerikalı mucit Thomas Edison'un ünlü sözünde olduğu gibi,
I have not failed ... I've only found: bir aksiliği yeniden çerçevelemek
İlk cümle en belirgin olumsuz yorumu sunar: Bu girişimler başarısızlık olarak adlandırılabilir. İkinci cümle bu etiketi başka bir sonuçla, yani işe yaramayan yöntemleri bulmakla değiştirir. Only, başarısız olan girişimleri nihai bir yenilgi olarak değil, keşif sürecinin bir aşaması olarak gösterir. Bu, söz sanatıyla yapılan bir yeniden çerçevelemedir; hiç başarısızlık yaşanmadığına dair gerçek anlamlı bir iddia değildir. Dengeli I have not X; I have only Y kalıbı aynı deneyimi iki farklı çerçevede düzenler. Konuşan veya yazan kişi bu kalıpla bir aksiliği ilerleme, azim ya da öğrenme kanıtına dönüştürebilir. 10,000 sayısı ölçeği vurgular; ana fikir bu sayının kesin olmasına bağlı değildir.
Alıştırma
Hangi cümle bir aksiliği yararlı ilerleme olarak göstermek için aynı yeniden çerçeveleme stratejisini kullanıyor?
- We completed the project exactly as planned.
- We haven't reached the answer yet; we've only learned which approach to avoid.
- The prototype failed, and nothing useful happened.
Cevabı göster
We haven't reached the answer yet; we've only learned which approach to avoid.
knows a thing or two: deneyimi ölçülü biçimde ifade etmek
Knows a thing or two about, bir kişinin bir konuda yararlı ve çoğu zaman oldukça fazla bilgi ya da deneyime sahip olduğu anlamına gelir. Küçük sayı bilinçli bir hafifletmedir; kişinin tam olarak yalnızca bir ya da iki şey bildiği anlamına gelmez. Burada about not giving up deneyimin alanını belirtir. Deyim, övgüye rahat ve biraz mizahi bir ton katar; konuşanın uzmanlığı güçlü biçimde ilan etmek yerine ima etmesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “oldukça fazla deneyime sahip olmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: After twenty years as a chef, Nina ____ making bread.
Cevabı göster
knows a thing or two about
about sonrasında not giving up
Bu cümlede not giving up, durmak yerine denemeye devam etmek anlamına gelir. Give up burada bir öbek fiildir; bir nesneyi birine teslim etmek anlamına gelmez. Bir fiil about edatından sonra geldiğinde -ing biçimi kullanılır; bu nedenle give, giving olur. Not sözcüğünü -ing grubunun önüne getirin: about not giving up. Bu yapı, zorluklara rağmen devam etmeyle ilgili bilgi, alışkanlık veya deneyimleri anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi about sonrasında not + give up fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Leo wrote an article about ____ when progress feels slow.
Cevabı göster
not giving up
He became frustrated when a vacuum he had at home kept losing suction.
3:29Evindeki bir elektrikli süpürgenin sürekli emiş gücünü kaybetmesinden bıktığında hüsrana uğradı.
So he decided to build a better vacuum himself.
3:33Bu yüzden kendisi daha iyi bir elektrikli süpürge yapmaya karar verdi.
He spent 15 years tinkering with over 5,000 different prototypes
3:3615 yılını 5.000'den fazla farklı prototiple uğraşarak
to come up with the perfect bagless design. Öbek fiiller
3:41mükemmel torbasız tasarımı bulmak için harcadı.
come up with a design: bir tasarım geliştirmek
Burada come up with, çaba veya deneme yoluyla bir tasarım geliştirmek ya da düşünmek anlamına gelir. Bir yere doğru hareketi değil, problem çözme sonucunda elde edilen ürünü anlatır. Tam ifade come up with şeklindedir ve ardından üretilen fikir veya çözüm gelir: come up with an idea, a plan, a solution ya da a design. To come up with içindeki to, önceki denemelerin amacını belirtir. Gerektiğinde zamana göre come biçimini değiştirin: came up with, coming up with.
Alıştırma
Cümleyi fikir geliştirmek anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The team met to ____ a safer plan.
Cevabı göster
come up with
was a multi-billion-dollar company that bears his name. Kalıp ifadeler
3:46adını taşıyan milyar dolarlık bir şirket oldu.
bear someone's name: birinin adını taşımak
To bear someone's name, bir şeyin kendi adında veya resmî unvanında bir kişinin adını taşıması demektir. Bu cümlede şirket, kurucusunun soyadını şirket adı olarak taşır. Buradaki bear, “taşımak” veya “üzerinde bulundurmak” anlamında kullanılan resmî bir fiildir; hayvan olan “ayı” ya da “katlanmak” anlamında değildir. Kalıp şöyledir: şey + bear + kişinin adı.
Alıştırma
Cümleyi bear fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The science prize ____ its founder's name.
Cevabı göster
bears
Dyson was invested in the fine details of his company.
3:52Dyson şirketinin en ince ayrıntılarına kadar yatırım yaptı.
Engineers aren't afraid to get involved in the day-to-day business, Öbek fiiller
3:56Mühendisler günlük işleyişe dahil olmaktan korkmazlar,
get involved in the day-to-day business: günlük işlere aktif olarak katılmak
Get involved in, bir şeye aktif biçimde katılmak anlamına gelir ve çoğu zaman daha önce dışarıda veya daha az aktif olan birinin katılmaya başlamasını ifade eder. Burada mühendisler, şirketin rutin işlerini yalnızca yöneticilere bırakmak yerine doğrudan katılım gösterir. Day-to-day business, şirketi yürütmek için yapılan düzenli ve pratik işleri anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp get involved in + isim veya -ing biçimidir; nesne, katılımın gerçekleştiği etkinliği veya alanı belirtir.
Alıştırma
"Engineers get involved in the day-to-day business," cümlesindeki vurgulanan düşünce ne anlama gelir?
- Şirketin rutin işleyişine aktif biçimde katılırlar.
- Rutin işlerden kaçınır ve yalnızca tavsiye verirler.
- Şirkete duygusal olarak bağlanırlar.
Cevabı göster
Şirketin rutin işleyişine aktif biçimde katılırlar.
Bezos, who has a degree in electrical engineering and computer science,
4:04Elektrik mühendisliği ve bilgisayar bilimi derecesine sahip olan Bezos,
used to meet every candidate himself during Amazon's early days.
4:08Amazon'un ilk günlerinde her adayla bizzat görüşürdü.
Tekrarlanan geçmiş eylem için would ask
Geçmiş zamanda geçen bir anlatıda would + fiilin yalın hâli, tekrar tekrar gerçekleşen bir eylemi gösterebilir. Burada would ask, geçmişteki o dönemde sıra dışı sorular sormanın onun düzenli davranışı olduğu, tek seferlik olmadığı anlamına gelir. Bu, anlatıdaki would kullanımıdır: geçmiş zaman çerçevesi bağlamda zaten kurulmuştur. Burada varsayımsal bir sonuç, istek veya kibar rica anlatmaz.
Alıştırma
Eylemi geçmiş zamanda geçen bir hikâyede tekrarlanan bir davranış olarak en iyi sunan fiil ifadesini seçin: “During her first year as coach, every Monday she ___ the team one difficult question.”
- would have asked
- will ask
- would ask
Cevabı göster
would ask
wasn't after the right answer: be after ile bir hedefi istemek
Be after something, bir şeyi istemek, aramak veya elde etmeye çalışmak anlamına gelen yaygın bir konuşma ifadesidir. He wasn't after the right answer cümlesindeki olumsuzluk, doğru cevabı elde etmenin onun amacı olmadığını gösterir. be after ifadesinden sonraki isim veya zamir hedefi belirtir. İfade, onun zaman bakımından cevaptan sonra geldiği veya cevabı fiziksel olarak kovaladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
“Maya wasn't after praise; she wanted honest feedback,” cümlesinde “wasn't after praise” ne anlama gelir?
- Övgü almak Maya'nın amacı değildi.
- Maya kayıp bir ödülü aramıyordu.
- Maya toplantıdan sonra birini övdü.
Cevabı göster
Övgü almak Maya'nın amacı değildi.
but wanted to see whether the candidate had an analytical approach
4:18bunun yerine adayın, mantıklı bir cevap bulmak için
in order to come up with an informed response.
4:21analitik bir yaklaşım sergileyip sergileyemediğini görmek istiyordu.
"Setting the bar high for hiring was the most important factor Deyimler
4:25"İşe alımda çıtayı yüksek tutmak, bu çevrimiçi perakendecinin
İşe alımda çıtayı yüksek koymak
Set the bar high, zorlayıcı bir standart belirlemek demektir. İmge, gerçek bir çıtayı yüksek bir konuma yerleştirmektir; ancak burada bar, işe alımdaki kalite eşiğini ifade eder. Setting the bar high for hiring ifadesinde setting bu eşiği belirleme eylemini anlatır, for hiring ise standardın işe alım alanında geçerli olduğunu gösterir. Ortada gerçek bir çıta yoktur.
Alıştırma
Yeni bir şirket, ilk işe alım sürecinden önce yüksek ve zorlayıcı bir standart belirliyor. Bu düşünceyi en iyi hangi cümle ifade eder?
- The company is raising the bar after last year's weak results.
- The company is setting the bar high for hiring.
- The company is lowering the bar to hire faster.
Cevabı göster
The company is setting the bar high for hiring.
It's no surprise that engineers make it to the top of the tech industry, Deyimler
4:30Mühendislerin yıllar içinde patlayıcı bir büyüme kaydeden
Zirveye ulaşmak
Make it to the top, bir alanın, sıralamanın veya kuruluşun en yüksek düzeyine başarıyla ulaşmak demektir. Make it, başarılı olmayı veya bir yere ulaşmayı başarmak anlamına gelen deyimsel bir fiil öbeğidir; to the top ise başarıyla ulaşılan hedefi belirtir. Burada the top fiziksel bir yer değil, teknoloji sektörünün en yüksek düzeyidir. İfade çoğu zaman başarıyı zor veya rekabetçi bir yolculuğun son noktası olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi make it to the top ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years in junior positions, Lena finally ____ of her field.
Cevabı göster
made it to the top
which has seen explosive growth over the years.
4:33teknoloji sektörünün zirvesine çıkması şaşırtıcı değil.
But they're also doing well at non-tech companies.
4:36Ancak teknoloji dışı şirketlerde de iyi iş çıkarıyorlar.
the CEO of the holding company that owns the New York Stock Exchange.
4:40New York Menkul Kıymetler Borsası'na sahip olan holding şirketinin CEO'su.
I've never had a job that had anything to do with chemistry, Kalıp ifadeler
4:45"Hiç kimya ile ilgisi olan bir işte çalışmadım,
Have anything to do with chemistry: kimyayla ilgili olmak
Have anything to do with ifadesi “herhangi bir şekilde bağlantılı veya ilişkili olmak” anlamına gelir. Burada I've never had ... zaten olumsuzluk bildirdiği için anything kullanımı doğaldır: Konuşmacı, yaptığı işlerin hiçbirinin kimyayla ilgili olmadığını söylüyor. Have ... to do with yapısını ilişki bildiren tek bir kalıp olarak düşünün; do sözcüğünü gerçek anlamıyla “yapmak” şeklinde yorumlamayın. Bir kişi, nesne, konu, neden veya sorumluluk ile başka bir şey arasındaki bağlantıyı sormak ya da reddetmek için kullanılabilir.
Alıştırma
“Herhangi bir şekilde bağlantılı olmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: My summer job didn't have ____ chemistry.
Cevabı göster
anything to do with
and that's the key to doing everything from building a bridge across a river Dilbilgisi
4:58ve bu, bir nehrin üzerine köprü kurmaktan
to designing a rocket to get to Mars.
5:02Mars'a gitmek için roket tasarlamaya kadar her şeyi yapmanın anahtarıdır.
Everything from building a bridge to designing a rocket: köprü kurmaktan roket tasarlamaya kadar her şey
Everything from A to B yapısı, çok geniş bir aralığın iki ucunu örnek olarak sunar. Burada birbirinden çok farklı iki proje olan bir köprü ile Mars roketinin seçilmesi, aynı problem çözme becerisinin birçok farklı işte kullanılabileceğini vurgular. A ve B, building ... ve designing ... biçimindeki paralel -ing ifadeleridir. Designing önündeki to, from A to B yapısını tamamlar. Daha sonra gelen to get to Mars farklı bir işlev görür: roketin amacını belirtir; get to Mars ise Mars'a ulaşmak anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi from ... to ... aralık yapısıyla tamamlayın: The club teaches everything ____ taking simple photos ____ editing short films.
Cevabı göster
from · to
or simply want to learn more about the world,
5:06veya sadece dünya hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorsanız,
a good foundation in math and computer science is crucial.
5:09matematik ve bilgisayar bilimlerinde iyi bir temel şarttır.
A problem-solving website called Brilliant can help put you on the path to success,
5:12Brilliant adlı bir problem çözme sitesi sizi başarıya giden yola sokabilir,
or you're hoping to brush up on your algorithms, Öbek fiiller
5:22ya da algoritmalarınızı geliştirmeyi umuyor olun,
brush up on: önceden öğrenilmiş bilgi veya beceriyi tazelemek
Brush up on something, daha önce öğrendiğiniz bir bilgiyi veya beceriyi yeniden gözden geçirip pratik yaparak taze ve kullanılabilir hâle getirmek demektir. Burada konuşan kişi algoritmaları zaten biliyor ve bu bilgisini tazelemek istiyor. Sabit kalıp brush up on + konu veya beceri biçimindedir. On ifadenin bir parçasıdır; bu nedenle brush up on my algorithms denir, brush up my algorithms denmez.
Alıştırma
Cümleyi, daha önce öğrenilmiş bir beceriyi tazelemek anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: I used to speak Italian well, so before my trip I want to ____ it.
Cevabı göster
brush up on
my sponsor Brilliant offers over 60 interactive courses in math,
5:24sponsorum Brilliant size matematikte, bilimde ve bilgisayar bilimlerinde
Whether A, B, or C, + tek bir ortak sonuç
Whether, olası durumlardan oluşan bir grubu tanıtır. Ardından gelen yan cümleler tüm olasılıkları kapsayan bir çerçeve oluşturur: bu durumların hangisi geçerli olursa olsun, ardından gelen ana cümle doğrudur. Buradaki seçenekler programlama pratiği yapmak istemek, kalkülüste zorlanmak ve algoritma bilgisini tazelemek istemektir. Bu, birinden seçim yapmasını isteyen bir soru değildir. Whether A, B, or C, + ana cümle kalıbını farklı kitleleri veya koşulları tek bir ortak sonuca bağlamak için kullanabilirsiniz. Seçeneklerin ifadeleri biraz farklı olabilir, ancak açık bir paralel yapı cümleyi genellikle daha kolay anlaşılır hâle getirir.
Alıştırma
Hangi cümle, aynı sonucun her durumda geçerli olduğunu göstermek için Whether A, B, or C yapısını kullanır?
- You either work from home, commute to the office every day, or use a hybrid schedule.
- Do you work from home, commute to the office every day, or use a hybrid schedule?
- Whether you work from home, commute to the office every day, or use a hybrid schedule, the security policy applies.
Cevabı göster
Whether you work from home, commute to the office every day, or use a hybrid schedule, the security policy applies.
Kendi hızında
At your own pace, herkes için belirlenmiş sabit bir hız yerine kişiye uygun bir hızda ilerlemek demektir. Bu cümlede at ilerleme hızını gösterir; your own ise hızı öğrencinin kendisinin belirlediğini vurgular. Bu ifade esnek ilerlemeyi anlatır: Öğrenci yavaşlayabilir, tekrar yapabilir veya öne geçebilir; bir grubun programına zorla uyması gerekmez. Öğrenme dışında iş, antrenman ve iyileşme süreçlerinde de kullanılır.
Alıştırma
You can review the lessons ____.
Cevabı göster
at your own pace
Brilliant explains exactly where you went wrong. Öbek fiiller
5:34Brilliant nerede yanlış yaptığınızı tam olarak açıklıyor.
Nerede yanlış yaptın
Go wrong, bir şeyin yanlış ilerlemesi veya beklenen sonucu vermemesi demektir. Where you went wrong ifadesinde went, go fiilinin geçmiş zamanıdır; where ise süreçte ya da akıl yürütmede hatanın ortaya çıktığı kesin noktayı gösterir. Burada ifade, öğrenenin hatasını bulup açıklanabilir ve düzeltilebilir hâle getirir. Öğrenenin karakterini değerlendirmez; çalışma veya akıl yürütme sırasında neyin yanlış gittiğini anlatır ve genellikle ahlaki olarak kötü olmayı ifade etmez.
Alıştırma
"The error log shows where the calculation went wrong" cümlesinde went wrong ne anlama gelir?
- Hesaplama yanlış bir sonuç üretti.
- Hesaplama bir kişinin ahlaken kötü olduğunu anlattı.
- Hesaplama yanlış yere taşındı.
Cevabı göster
Hesaplama yanlış bir sonuç üretti.
will get 20% off the premium subscription,
5:41tüm kurslara sınırsız erişim sağlayan premium abonelikte