Rosalind Franklin: DNA'nın gizli kahramanı - Cláudio L. Guerra: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bu video, Rosalind Franklin’in DNA’nın çift sarmal yapısının keşfindeki rolünü yeniden ortaya koyuyor; Fotoğraf 51’in ve analizlerinin buluşu mümkün kılarken cinsiyetçiliğin ve yayın sıralamasının katkısını nasıl gölgelediğini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. You may have heard that — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Dinleyicinin daha önce duymuş olabileceği bir iddiayı, onu düzeltmeden veya ayrıntılandırmadan önce kabul etmeyi öğrenin. Dinleyiciyi gözeten bu giriş, tartışmalı bir hikâyeyi ya da yaygın bir yanılgıyı karşı tarafın mevcut bilgisini aniden reddetmeden sunmak için kullanılabilir. 2. photo 51, the most famous X-ray image of DNA. — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: Fotoğraf 51’in sıradan bir görüntü değil, X ışını deseniyle DNA’nın yapısına ilişkin temel kanıtlar sunan kritik bir bilimsel belge olduğunu anlayın. Bu bağlam, görüntünün nasıl elde edildiğini, başkalarına nasıl gösterildiğini ve araştırmada nasıl kullanıldığını anlatan sonraki bölümleri izlemenizi kolaylaştırır. 3. the unsung mother of the double helix. — Deyimler ve mecazi ifadeler: Franklin’i hak ettiği toplumsal takdiri görmemiş kurucu bir katkı sahibi olarak tanımlayan yoğun metaforu kavrayın. unsung yeterince tanınmayan veya övülmeyen kişiyi, mother ise büyük bir başarının doğmasına yardım eden kişiyi mecazen ifade eder.
Bu derste
was one of the most important scientific achievements in the last century, Dilbilgisi
0:09geçen yüzyılın en önemli bilimsel başarılarından biriydi,
one of the most important scientific achievements: en önemli bilimsel başarılardan biri
one of the + en üstünlük bildiren sıfat + çoğul sayılabilen isim kalıbı, en yüksek düzeydeki grubun bir üyesini ifade eder. Burada one of the most important scientific achievements, bu keşfi tarihin en büyük bilimsel başarıları arasına yerleştirir. Bu ifade, yalnızca çok önemli olduğunu söylemekten daha güçlü ve karşılaştırmalıdır. one of the sonrasında çoğul sayılabilen bir isim kullanılır; çünkü bir grubun içinden bir öğe seçilir. Bu nedenle achievement değil, achievements gerekir. En üstünlük yapısı most important öncesindeki the da korunur.
Alıştırma
Cümleyi one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim kalıbıyla tamamlayın: This is ____ most useful tools in the workshop.
Cevabı göster
one of the
The now-famous double helix is almost synonymous with Watson and Crick, Kelime
0:16Artık meşhur olan çift sarmal, neredeyse Watson ve Crick ile eş anlamlı hale gelmiştir,
almost synonymous with: neredeyse özdeşleşmiş olmak
Bu cümlede synonymous with mecaz anlamda kullanılır: iki şey arasındaki bağlantı o kadar güçlüdür ki biri diğerini hemen akla getirir. Çift sarmal ile bilim insanlarının gerçek anlamda aynı şey olduğu söylenmemektedir. Almost, iddiayı yumuşatır. Almost synonymous with, çok güçlü bir toplumsal çağrışım bildirirken çift sarmalın başka kişiler ve fikirlerle de ilişkilendirilebileceğine yer bırakır.
Alıştırma
Hangi cümle bir markanın lüksle güçlü biçimde ilişkilendirildiğini, ancak ikisinin gerçek anlamda aynı olmadığını doğal şekilde ifade eder?
- The brand is almost synonymous with luxury.
- The brand is named after luxury.
- The brand is similar to luxury.
Cevabı göster
The brand is almost synonymous with luxury.
two of the scientists who won the Nobel Prize for figuring it out. Öbek fiiller
0:20bu yapıyı çözdükleri için Nobel Ödülü'nü kazanan iki bilim insanı.
figuring it out: anlamak veya çözmek
Figure out, düşünerek, ipuçlarını inceleyerek veya çözüm yolları deneyerek bir şeyi anlamak ya da cevabı bulmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Buradaki it, daha önce sözü edilen DNA yapısını belirtir; bu nedenle figuring it out, bu yapının nasıl olduğunu çözmek demektir. Nesne bir zamir olduğunda figure ile out arasına gelir: figure it out denir, figure out it denmez. Figuring it out ifadesinin -ing biçiminde olmasının nedeni, for edatından sonra gelmesidir.
Alıştırma
figure, it ve out sözcüklerini doğru sırada kullanarak cümleyi tamamlayın: The lock looks tricky, but we can ____.
Cevabı göster
figure it out
But there's another name you may know too, Anlatım akışı
0:24Ama belki de bildiğiniz başka bir isim daha var,
But there's another name...: daha az dikkat çekmiş bir kişiye geçiş yapmak
Burada But, iyi bilinen anlatının hikâyenin tamamı olmadığını gösterir. There's another name, Rosalind Franklin'i dikkat edilmeye değer başka bir kişi olarak tanıtır; name burada kişiyi temsil eder, birinin adının ikinci bir biçimini değil. you may know too ifadesi, yeni odağı dinleyicinin mevcut bilgisiyle ilişkilendirir. İfade bir bütün olarak geçiş görevi görür: çok tanınan kişilerden daha az ilgi görmüş olabilecek birine yönelir.
Alıştırma
Vurgulanan ifade burada temel olarak ne yapıyor?
- Konuyu kapatıp ilgili kişilerden uzaklaşır.
- Dikkati hikâyede önemli olan başka bir kişiye yöneltir.
- Rosalind Franklin'in ikinci bir kişisel adı olduğunu söyler.
Cevabı göster
Dikkati hikâyede önemli olan başka bir kişiye yöneltir.
You may have heard that her data supported Watson and Crick's brilliant idea, Anlatım akışı
0:28Onun verilerinin Watson ve Crick'in parlak fikrini desteklediğini,
You may have heard that: bir iddiayı temkinli biçimde sunmak
You may have heard that, dinleyicinin daha önce biliyor olabileceği bir iddiayı ortaya koyar. May olasılık bildirir: konuşan kişi, dinleyicinin bunu kesinlikle duyduğunu ya da iddianın doğru olduğunu söylemez. Bu kalıp, konuşan kişi bir iddiayı doğrulamadan, ona ekleme yapmadan, onu sorgulamadan veya düzeltmeden önce bilinen bir haberi ya da inanışı gündeme getirir. Böylece insanların duyduğu şeyi hemen reddetmeye göre daha yumuşak bir geçiş sağlar.
Alıştırma
Şu ifadeyi değerlendirin: You may have heard that ... konuşan kişinin ardından gelen iddianın doğru olduğuna inandığını gösterir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
which is how Watson actually described her in The Double Helix. Anlatım akışı
0:37ki Watson da The Double Helix (İkili Sarmal) adlı kitabında onu tam olarak böyle tarif etmiştir.
a plain-dressing belligerent scientist: yüklü ve olumsuz bir etiket
a plain-dressing belligerent scientist ifadesinde plain-dressing sade ve gösterişsiz kıyafetler giymek, belligerent ise düşmanca, saldırgan ya da kavga etmeye hevesli olmak anlamına gelir. Her iki niteleyici de scientist sözcüğünden önce gelir ve araştırmayı değil, kişinin bir portresini oluşturur. Belligerent son derece olumsuz bir sözcüktür. Kıyafetle ilgili bir yorumun yanında yer aldığında, ifadeyi hem görünüşü hem de davranışı yargılayan yüklü bir kişisel etikete dönüştürür. Cümle bu sözleri Watson'a atfettiği için, tanımı tarafsız bir gerçek olarak görmek yerine içerdiği önyargıyı fark edin.
Alıştırma
Bu cümlede a plain-dressing belligerent scientist nasıl bir etki yaratıyor?
- Bilimsel çalışmasını tarafsız biçimde özetler.
- Hem görünüşünü hem de davranışını yargılayarak olumsuz bir portre oluşturur.
- Sade kıyafetlerini ve cesaretini över.
Cevabı göster
Hem görünüşünü hem de davranışını yargılayarak olumsuz bir portre oluşturur.
which is how Watson actually described her ile kaynak belirtme
Buradaki which, yalnızca tek bir isme değil, Franklin hakkında hemen önce verilen betimlemenin tamamına gönderme yapar. which is how Watson actually described her yan cümlesi, bu betimlemenin kaynağının Watson’ın İkili Sarmal’da kullandığı sözler olduğunu belirtir. Bu kaynak gösterme biçimi bilgiyi açıkça düzenler: anlatıcı bir nitelendirmeyi aktarır, ancak onu bağımsız olarak doğrulanmış bir gerçek gibi sunmaz. Actually, Watson’ın onu gerçekten bu şekilde betimlediğini vurgular; anlatıcının buna katıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
which is how Watson actually described her bu cümlede ne işe yarıyor?
- Önceki betimlemeyi Watson’a bağlar.
- Anlatıcının bu betimlemeye katıldığını gösterir.
- Franklin’ın kendisini bu sözlerle anlattığını söyler.
Cevabı göster
Önceki betimlemeyi Watson’a bağlar.
But thanks to Franklin's biographers Kalıp ifadeler
0:41Ancak Franklin'in biyografi yazarları sayesinde
who investigated her life and interviewed many people close to her, Kelime
0:43hayatını araştıran ve ona yakın olan birçok kişiyle röportaj yapan kişiler,
But thanks to Franklin's biographers: nedeni takdir ederek belirtme
thanks to Franklin’s biographers ifadesindeki thanks to, “nedeniyle” anlamına gelen ve buna takdir ya da minnettarlık duygusu ekleyen iki sözcüklü bir edattır. Franklin’ın daha iyi anlaşılmasının nedenini biyografi yazarlarının çalışmalarına bağlar; doğrudan onlara teşekkür etmez. But, daha önceki olumsuz anlatımla karşıtlık kurar. Dil bilgisi açısından thanks to burada Franklin’s biographers isim grubundan önce gelir; who ile başlayan ilgi cümlesi de bu biyografi yazarlarının ne yaptığını açıklar.
Alıştırma
Yararlı bir nedene pay veren iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ your quick warning, we avoided the flooded road.
Cevabı göster
Thanks to
people close to her: onunla yakın ilişkisi olan kişiler
people close to her ifadesindeki close to kişisel bir ilişkiyi anlatır: bunlar onu iyi tanıyan veya onunla güçlü bir bağı olan kişilerdir. Nerede durduklarını anlatmaz. be close to + kişi yapısı duygusal yakınlık, güven veya birbirini iyi tanıma durumunu ifade edebilir. Bağlama göre bu grup akrabaları, arkadaşları veya meslektaşları içerebilir.
Alıştırma
"For the biography, the writer interviewed people close to the singer," cümlesinde people close to the singer ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- şarkıcıyı iyi tanıyan kişiler
- o anda şarkıcının yakınında duran kişiler
- şarkıcının hemen yanında oturan kişiler
Cevabı göster
şarkıcıyı iyi tanıyan kişiler
we now know that that account is far from true, Kelime
0:47bu anlatının gerçeklerden çok uzak olduğunu,
account is far from true: çok hatalı bir anlatım
Burada account, yaşananların bir anlatımı veya bir versiyonu anlamına gelir. that account ifadesindeki that, daha önce belirtilmiş belirli bir anlatıma gönderme yapar; account finansal hesap anlamında değildir. Far from true güçlü bir olumsuz değerlendirmedir. Anlatımın yalnızca biraz hatalı değil, gerçekten çok farklı olduğunu belirtir. far from + sıfat yapısı, far from easy örneğinde olduğu gibi genellikle hiç de veya olmaktan çok uzak anlamına gelir.
Alıştırma
"The witness's account was far from true" ne anlama gelir?
- Tanığın anlatımı küçük bir hata dışında kısmen doğruydu.
- Tanığın olaylarla ilgili anlatımı çok hatalıydı.
- Tanığın anlatımı tamamen doğruydu.
Cevabı göster
Tanığın olaylarla ilgili anlatımı çok hatalıydı.
and her scientific contributions have been vastly underplayed. Kelime
0:50ve onun bilimsel katkılarının büyük ölçüde hafife alındığını artık biliyoruz.
have been vastly underplayed: katkıların çok daha az önemli gösterilmesi
Underplayed, bir şeyin gerçekte olduğundan daha az önemli, ciddi veya değerli gösterildiği anlamına gelir. Burada bilimsel katkıların yeterince takdir edilmediğini anlatır; birinin kötü performans gösterdiği anlamına gelmez. Have been underplayed, present perfect yapısının edilgen biçimidir. Kimin önemi azalttığını söylemeden, günümüze kadar uzanan bir dönemdeki duruma ve katkılara ne yapıldığına odaklanır. Vastly değerlendirmeyi çok daha güçlü hâle getirir: katkıların gerçek önemi ile gördüğü takdir arasında büyük bir fark vardır.
Alıştırma
Bir rapor büyük bir tehlikeden söz ediyor ama onu gerçekte olduğundan çok daha az ciddi gösteriyor. Bu durumu en iyi hangi cümle anlatır?
- The danger was fully recognized.
- The danger was completely ignored.
- The danger was vastly underplayed.
Cevabı göster
The danger was vastly underplayed.
Let's hear the real story: daha eksiksiz bir anlatıma geçiş
Let's hear the real story yalnızca bir hikâyeyi dinlemeye yönelik gerçek anlamlı bir davet değil, aynı zamanda bir geçiş ifadesidir. Güvenilmez veya eksik bir anlatımdan söz edildikten sonra, konuşmacının daha eksiksiz ve doğru olarak sunduğu anlatıma geçeceğini bildirir. Let's geçişi kapsayıcı ve davetkâr kılar. Real story önceki anlatımla karşıtlık kurar; böylece cümle hazırlık bölümünü kapatıp asıl anlatıyı başlatır.
Alıştırma
Konuşmacı güvenilmez bir anlatıma karşı çıktıktan sonra Let's hear the real story genellikle ne işe yarar?
- Yanıltıcı bir anlatımı düzeltmekten daha eksiksiz bir anlatım sunmaya geçer.
- Hikâyenin bittiğini bildirir.
- Dinleyicilerden birinin işitmesini değerlendirmelerini ister.
Cevabı göster
Yanıltıcı bir anlatımı düzeltmekten daha eksiksiz bir anlatım sunmaya geçer.
Rosalind Elsie Franklin was born in London in 1920.
0:57Rosalind Elsie Franklin, 1920'de Londra'da doğdu.
She wanted to be a scientist ever since she was a teenager, Dilbilgisi
1:01Gençliğinden beri bilim insanı olmak istiyordu,
ever since she was a teenager, ...: devam eden bir istek
Ever since she was a teenager onun isteğinin başlangıç noktasını gösterir. Bu ifade, isteğin ergenlik döneminde başladığı ve daha sonra devam ettiği anlamına gelir; ever since o noktadan sonraki sürekliliği özellikle belirginleştirir. Cümlede wanted geçmiş zamandadır, çünkü anlatım onun hayatına geriye dönüp bakar. Bu ifade zaman çizgisini düzenler: ergenlik başlangıç noktasıdır ve bilim insanı olma isteği bundan sonra devam eden durumdur.
Alıştırma
Ever since she was a teenager bu cümlede onun isteği hakkında ne gösteriyor?
- İsteği ergenlik döneminde başladı ve daha sonra devam etti
- Bu isteği ergenlik döneminde yalnızca bir kez oldu
- İsteği ancak yetişkin olduktan sonra başladı
Cevabı göster
İsteği ergenlik döneminde başladı ve daha sonra devam etti
which wasn't a common or easy career path for girls at that time. Kelime
1:04ki o zamanlar kızlar için bu yaygın veya kolay bir kariyer yolu değildi.
wasn't a common or easy career path for girls at that time: o dönemde kızlar için kolay olmayan kariyer yolu
Career path fiziksel bir yol değil, bir kişinin çalışma hayatındaki yönünü ve zaman içindeki gelişimini anlatan soyut bir ifadedir. Burada bilim, kızların seçebileceği ve içinde ilerleyebileceği bir kariyer yolu olarak sunuluyor. Wasn't common, bu yolu izleyen kızların az olduğunu; wasn't easy ise sosyal veya pratik engeller bulunduğunu anlatır. Bunlar birbirinden farklı iki değerlendirmedir. At that time ise bu değerlendirmeyi o tarihsel dönemle sınırlar.
Alıştırma
Bu cümlede career path ne anlama geliyor?
- Uzun vadeli çalışma yönü ve gelişim
- İşe gitmek için kullanılan fiziksel bir yol
- Bir işte yapılan tek bir görev
Cevabı göster
Uzun vadeli çalışma yönü ve gelişim
excelled at science anyway: yine de fen bilimlerinde başarılıydı
Excel at, bir ders, beceri veya etkinlikte çok iyi performans göstermek anlamına gelir. Bu cümlede excelled, excel fiilinin geçmiş zamanıdır ve at, özellikle başarılı olduğu alanı, yani science alanını tanıtır. Anyway, bu başarıyı daha önce belirtilen bir zorlukla veya ters bir beklentiyle ilişkilendirir. “Buna rağmen” anlamı verir; yani engel olsa da sonuç değişmemiştir ve cümle yeteneğin yanında bir karşıtlık da anlatır.
Alıştırma
Mina'nın ders zor olmasına rağmen fen bilimlerinde çok iyi performans gösterdiğini anlatmak için excel at ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Mina excelled to science even when the class was difficult.
- Mina excelled science at even when the class was difficult.
- Mina excelled at science even when the class was difficult.
Cevabı göster
Mina excelled at science even when the class was difficult.
She won a scholarship to Cambridge to study chemistry, Kalıp ifadeler
1:11Cambridge'de kimya okumak için burs kazandı,
won a scholarship to Cambridge to study chemistry: Cambridge'de kimya okumak için burs kazandı
Win a scholarship, yalnızca bir yarışmayı kazanmak değil, başarı veya seçim sonucunda burs almak anlamına gelir. Bu cümlede burs, onun Cambridge'de eğitim görmesini destekler. to Cambridge ve to study chemistry içindeki iki to farklı görev üstlenir. To Cambridge, bursla bağlantılı üniversiteyi veya gidilecek yeri belirtir; to study chemistry ise orada ne yapacağını açıklayan amaç bildiren mastardır. Yararlı kalıp şudur: win a scholarship to + okul + to study + ders veya alan.
Alıştırma
Bir eğitim bursunu anlatırken to + okul + to study + alan yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Nora won a scholarship to Oxford to study history.
- Nora won a scholarship to Oxford study to history.
- Nora won a scholarship Oxford to study history.
Cevabı göster
Nora won a scholarship to Oxford to study history.
where she earned her PhD: Cambridge’e gönderme yapan where
where she earned her PhD ifadesindeki where, daha önce geçen Cambridge’e gönderme yapar ve “o yerde” anlamına gelir. Orada gerçekleşen olayı ek bilgi olarak veren tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. Yer, where + özne + fiil kalıbı, at Cambridge ifadesini tekrarlamadan bir yeri daha sonra gerçekleşen olayla bağlar. Where yalnızca küçük bir fiziksel alanı değil, yer olarak düşünülen üniversite, kurum veya şehir gibi adları da gösterebilir.
Alıştırma
Daha önce adı geçen bir üniversitede gerçekleşen olayı eklemek için where sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- Lena studied at Howard University, where earned her degree.
- Lena studied at Howard University, where she earned her degree.
- Lena studied at Howard University, who she earned her degree.
Cevabı göster
Lena studied at Howard University, where she earned her degree.
and she later conducted research on the structure of coal Kalıp ifadeler
1:16ve daha sonra kömürün yapısı üzerine araştırmalar yaptı,
conducted research on the structure of coal: resmî bir araştırma kalıbı
Conducted research on the structure of coal, “kömürün yapısı üzerine resmî bir araştırma yürüttü” anlamına gelir. Conducted, conduct fiilinin geçmiş zaman biçimidir; research burada sayılamayan bir isimdir ve on araştırma konusunu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp conduct research on + konu şeklindedir. Akademik ve mesleki anlatımlarda yaygındır ve do research on ifadesinden daha resmî duyulur.
Alıştırma
Cümleyi conduct research on kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last year, the team ____ research ____ the effects of air pollution.
Cevabı göster
conducted · on
that led to better gas masks for the British during World War II. Kalıp ifadeler
1:19bu da İkinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler için daha iyi gaz maskelerinin yapılmasına yol açtı.
that led to better gas masks: neden-sonuç bağlantısı
Bu cümlede that, daha önce sözü edilen kömürün yapısıyla ilgili araştırmaya gönderme yapar. Led to, “neden oldu veya ortaya çıkmasına katkı sağladı” demektir; böylece araştırmayı better gas masks sonucuna bağlar. Bir nedeni sonuca bağlamak için lead to + isim ya da isim öbeği kullanılır. Burada sonuç önceki bir çalışmadan doğduğu için geçmiş zaman biçimi led kullanılır; ardından yönlendirilen bir kişi değil, sonuç olan better gas masks gelir.
Alıştırma
Cümleyi lead to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A small design change ____ a big improvement in safety.
Cevabı göster
led to
she joined King's College to use X-ray techniques to study the structure of DNA, Dilbilgisi
1:24DNA'nın yapısını incelemek için X-ışını tekniklerini kullanmak üzere King's College'a katıldı,
then one of the hottest topics in science. Kelime
1:29ki bu o zamanlar bilimin en popüler konularından biriydi.
to use X-ray techniques to study the structure of DNA: iki amaç katmanı
İlk mastar olan to use X-ray techniques, onun neden King's College'a katıldığını açıklar. Joined fiiline bağlanır ve katılma amacını belirtir. Bu amaç ifadesinin içinde yer alan ikinci mastar to study the structure of DNA, tekniklerin ne için kullanıldığını açıklar. Eylem + to use bir araç + to study bir konu kalıbı, iki amaç ilişkisini tek cümlede toplar; iki to-mastarı zaman sırası göstermez.
Alıştırma
“She joined the lab to use a microscope to study cells,” cümlesinde “to study cells” neyi açıklar?
- Mikroskopla bağlantısı olmayan ayrı bir eylem.
- Mikroskobu kullanmanın amacı.
- Laboratuvara katıldığı zaman.
Cevabı göster
Mikroskobu kullanmanın amacı.
one of the hottest topics in science: bilimin en çok ilgi gören konularından biri
Burada hottest, sıcaklığın en yüksek olması değil; en fazla ilgi, tartışma veya araştırma odağı olması anlamına gelir. A hot topic, birçok kişinin odaklandığı bir konudur. One of the hottest topics, bunun özellikle öne çıkan az sayıdaki konudan biri olduğunu anlatır. Then, bu ilginin mutlaka bugüne değil, anlatılan döneme ait olduğunu gösterir.
Alıştırma
It was one of the hottest topics in science. cümlesinde hottest topics ne anlama gelir?
- sıcaklığı en yüksek olan konular
- en çok ilgi gören konular
- anlaması en zor olan konular
Cevabı göster
en çok ilgi gören konular
Franklin upgraded the X-ray lab and got to work, Kalıp ifadeler
1:32Franklin, X-ışını laboratuvarını geliştirdi ve çalışmaya koyuldu,
got to work: göreve başlamak
Got to work, get to work ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede görevi yapmaya başladı anlamına gelir: Franklin laboratuvarı geliştirdikten sonra araştırma çalışmasına başladı. Burada get to work ifadesini bütün hâlinde bir eylem kalıbı olarak düşünün. İş yerine ulaştı anlamına gelmez ve bu yapıda get to, bir şeyi yapma fırsatı buldu anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi get to work ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The team checked the equipment and ____.
Cevabı göster
got to work
shining high-energy X-rays on tiny wet crystals of DNA. Kelime
1:35yüksek enerjili X-ışınlarını DNA'nın minik, ıslak kristallerinin üzerine tutuyordu.
shining high-energy X-rays on ...: ışını hedefe yöneltmek
Bu deneyde shining high-energy X-rays on tiny wet crystals of DNA, X ışınlarını kristallere çarpacak şekilde yönlendirmek anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp shine + bir ışık ya da ışınım türü + on + hedef şeklindedir. Burada shine, ışığın ya da ışınımın bir şeyin üzerine düşmesini sağlama eylemini anlatır. X ışınlarının veya kristallerin kendilerinin parladığı anlamına gelmez ve çok iyi performans göstermek şeklindeki mecaz anlamda kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi shine ... on ... kalıbıyla tamamlayın: The researcher is ____ a laser ____ the sample.
Cevabı göster
shining · on
But the academic culture at the time wasn't very friendly to women, Kültür
1:40Ancak o dönemdeki akademik kültür kadınlara pek dostça değildi,
wasn't very friendly to women: dışlanmanın yumuşatılmış bir anlatımı
Burada academic culture, akademik kurumlardaki ortak kuralları, tutumları, alışkanlıkları ve gücün kimde olduğuna dair düşünceleri ifade eder. At the time, iddiayı söz konusu olan 1950’lerdeki Britanya akademik ortamıyla sınırlar. Wasn't very friendly to women, ciddi bir sorunu daha yumuşak biçimde ifade eden bir küçümsemedir. Yalnızca bazı kişilerin kaba olduğunu değil, kadınların karşılaştığı dışlanmayı, eşitsiz muameleyi ve engelleri anlatır. Bu ifade, her ayrımcılık biçimini tek tek saymadan ortamın kadınlar için neden zor olduğunu gösterir.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Bu cümlede wasn't very friendly to women yalnızca insanların kişisel olarak kaba olduğunu anlatır.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
and Franklin was isolated from her colleagues. Kelime
1:43ve Franklin meslektaşlarından izole edilmişti.
was isolated from her colleagues: sosyal ve mesleki olarak dışlanmak
was isolated from ifadesinde was + isolated edilgen bir yapı oluşturur: Durumdan etkilenen kişi Franklin'dir; from her colleagues ise bağının kesildiği grubu belirtir. Burada isolated, fiziksel olarak tek başına bir yere konmaktan ziyade sosyal ve mesleki açıdan dışlanmayı ya da normal iletişim ve destekten yoksun bırakılmayı ifade eder. Kullanılabilir be isolated from kalıbı bir gruptan, yerden, bilgiden veya yardımdan kopuk olmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “sosyal olarak kopuk olmak” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: After joining a new team, Sam felt ____ his coworkers.
Cevabı göster
isolated from
clashed with Maurice Wilkins: ciddi kişiler arası çatışma
clashed with ifadesinde clash mecaz anlamda kullanılır: O ve Maurice Wilkins iş ilişkilerinde ciddi anlaşmazlıklar ya da çatışmalar yaşamıştır. Bu, fiziksel olarak birbirlerine çarptıkları anlamına gelmez. clash with + kişi kalıbı, çatışmanın iki tarafı da içerdiğini gösterir. Nedeni belirtmek için clash with someone over a decision örneğindeki gibi over + konu ekleyin.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: The editor ____ the writer over the ending.
Cevabı göster
clashed with
a labmate who assumed Franklin had been hired as his assistant. Dilbilgisi
1:48Franklin'in kendi asistanı olarak işe alındığını sanan bir laboratuvar arkadaşı.
who assumed ... had been hired as his assistant: onun asistanı olarak daha önce işe alındığını varsayan
who assumed ... ilgi cümleciği labmate sözcüğünü açıklar. assumed, ardından gelen düşüncenin anlatıcı tarafından doğrulanmış bir gerçek değil, laboratuvar arkadaşının inancı olduğunu gösterir. Burada Franklin'ın görevi hakkındaki bu inanç yanlıştır. had been hired, geçmişte tamamlanmış zamanın edilgen biçimidir: had been + past participle. Varsayılan işe alımın geçmişteki assumed anından daha önce olduğunu gösterir, Franklin'ı işe alınan kişi yapar ve as his assistant onun sahip olduğunu düşündüğü görevi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi hire fiilinin geçmişte tamamlanmış edilgen biçimiyle tamamlayın: Maya assumed Leo ____ as the team's editor.
Cevabı göster
had been hired
But ... kept working: ama çalışmaya devam etti
kept working, keep + -ing yapısının geçmiş zaman biçimidir. Franklin'ın durmak yerine etkinliği sürdürdüğünü söyler; işini koruduğu anlamına gelmez. But, bu eylemi önceki zorlukla ilişkilendirir ve beklenen sonuçla karşıtlık kurar. But ... kept working birlikte, zorluğa rağmen devam etmeyi kararlılık olarak gösterir.
Alıştırma
Tam olarak iki sözcükle tamamlayın: keep fiilinin geçmiş biçiminin hemen ardından work fiilinin -ing biçimini yazın. Although the code failed twice, Omar ____ on the problem.
Cevabı göster
kept working
Photo 51, DNA'nın en ünlü X-ışını görüntüsü
Photo 51, Rosalind Franklin'ın ekibi tarafından üretilen bir X-ışını kırınım görüntüsünün adıdır. DNA'nın yapısını anlamaya yönelik çalışmalarda temel bir kanıt hâline geldiği için 51 sayısı önemsiz bir fotoğraf etiketi değildir. Virgülden sonraki ad öbeği olan the most famous X-ray image of DNA açıklayıcı bir eşleme yapısıdır. Photo 51'i başka sözlerle adlandırır ve ne olduğunu açıklar; iki ad öbeği de aynı görüntüyü belirtir.
Alıştırma
Photo 51, the most famous X-ray image of DNA ifadesinde virgülden sonraki bölüm ne yapar?
- Farklı bir görüntüyü tanıtır.
- Photo 51'i başka sözlerle adlandırır ve ne olduğunu açıklar.
- Görüntüyü üreten bilim insanının adını verir.
Cevabı göster
Photo 51'i başka sözlerle adlandırır ve ne olduğunu açıklar.
Just getting the image took 100 hours. Dilbilgisi
2:01Sadece o görüntüyü elde etmek bile 100 saat sürdü.
Just getting ... took ...: yalnızca bir adımın maliyetini vurgulamak
Burada just, 'yalnızca' veya 'sadece' anlamına gelir. Getting the image eylemini daha büyük bir sürecin tek bir parçası olarak öne çıkarır: yalnızca bu adım 100 saat gerektirmiştir. 'Az önce' anlamına gelmez. Getting the image, özne görevi gören -ing biçimli bir isim-fiil öbeğidir. Yeniden kullanılabilen Just + -ing phrase + took + time kalıbı, tek bir adımın bile çok zaman veya çaba gerektirdiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için just ve prepare fiilinin -ing biçimini kullanın: ____ the equipment took three days.
Cevabı göster
Just preparing
The calculations necessary to analyze it would take a year. Dilbilgisi
2:03Onu analiz etmek için gerekli olan hesaplamalar ise bir yıl sürecekti.
analiz için gerekli hesaplamalar... bir yıl sürecekti
necessary to analyze it ifadesi calculations sözcüğünden sonra gelir ve hangi hesaplamaların kastedildiğini belirtir: görüntüyü analiz etmek için gereken hesaplamalar. İngilizcede sıfat kendi tamamlayıcısını aldığında sıfat öbeği çoğu zaman isimden sonra gelir; burada tamamlayıcı to analyze it mastar yapısıdır. Bu, resmî bilimsel anlatımı daha özlü yapar. Geçmişte geçen bu anlatıda would take a year, daha önceki o andan bakılarak yapılan bir tahmini aktarır: çalışmanın bir yıl süreceği bekleniyordu. Burada would istek bildirmez.
Alıştırma
Hangi cümlede necessary bir isimden sonra gelir ve would geçmişteki bir bakış açısından tahmin edilen süreyi bildirir?
- The team finished the necessary tests several months earlier.
- The team wondered whether the result was necessary.
- The team realized that the tests necessary to confirm the result would take several months.
Cevabı göster
The team realized that the tests necessary to confirm the result would take several months.
Meanwhile: paralel bir olaya geçiş
Meanwhile, aynı anda durumun başka bir tarafında bir şey olduğunu gösteren bir geçiş ifadesidir. Burada odağı Franklin’in görüntüsü ve hesaplamalarından aynı dönemde Watson ile Crick’in yürüttüğü çalışmalara kaydırır. Paralel bilgileri düzenler; yalnızca olaylar dizisindeki bir sonraki olayı göstermez.
Alıştırma
Bir muhabir az önce bir binanın içinde çalışan itfaiyecileri anlattı. Başka bir yerde aynı anda gerçekleşen olaya en iyi geçişi hangi cümle yapar?
- Meanwhile, paramedics were helping people across the street.
- Then, the paramedics arrived after the fire was out.
- Therefore, the paramedics left because no one needed help.
Cevabı göster
Meanwhile, paramedics were helping people across the street.
the American biologist James Watson and the British physicist Francis Crick
2:08Amerikalı biyolog James Watson ve İngiliz fizikçi Francis Crick de
were also working on finding DNA's structure. Kalıp ifadeler
2:12DNA'nın yapısını bulmak üzerinde çalışıyorlardı.
were also working on finding DNA's structure: devam eden bir araştırma çabası
Work on, bir görev veya sorun üzerinde zaman ve çaba harcamak anlamına gelir. Kalıp work on + isim veya work on + fiilin -ing biçimidir. Bu nedenle working on finding DNA's structure, DNA'nın yapısının ne olduğunu belirlemek için devam eden bir çabayı anlatır. Araştırma bağlamında find, kayıp bir nesneyi bulmak değil, keşfetmek veya belirlemek anlamına gelebilir. Geçmişte devam eden eylemi anlatan were working, araştırmanın o sırada sürdüğünü gösterir. Also, Watson ve Crick'i daha önce sözü edilen diğer kişilerle ilişkilendirir: onlar da aynı sorunu araştırıyordu.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için work ve find sözcüklerinin doğru biçimlerini kullanın: The scientists are ____ a way to clean the water safely.
Cevabı göster
working on finding
Wilkins took photo 51 and showed it to Watson and Crick.
2:17Wilkins 51 numaralı fotoğrafı aldı ve onu Watson ile Crick'e gösterdi.
Without Franklin's knowledge: Franklin bundan habersizdi
Without Franklin's knowledge, Franklin'in yapılan eylemden haberi olmadığı anlamına gelir. Buradaki knowledge, bilimsel uzmanlık veya genel bilgi değil, belirli bir eylemden haberdar olma durumudur. İfadenin cümlenin başında yer alması, Wilkins'in eylemi anlatılmadan önce Franklin'in habersiz olduğunu öne çıkarır. Bu ifade tek başına Franklin'in izni açıkça reddettiğini kanıtlamaz; ancak bu bağlamda rıza ve araştırma etiğiyle ilgili kaygılar doğurur.
Alıştırma
Cümleyi okuyun ve without Maya's knowledge ifadesinin en doğrudan anlamını seçin: The file was shared without Maya's knowledge.
- Maya dosyayı paylaşmak için gereken teknik beceriye sahip değildi.
- Maya dosyanın paylaşıldığını bilmiyordu.
- Maya bunu biliyordu ve açıkça izin verdi.
Cevabı göster
Maya dosyanın paylaşıldığını bilmiyordu.
Instead of calculating the exact position of every atom, Dilbilgisi
2:21Her bir atomun tam konumunu hesaplamak yerine,
Her atomun tam konumunu hesaplamak yerine
Instead of + -ing biçimi bir alternatifi tanıtır: bir eylemin seçilmediğini belirtir ve onun yerine seçilen eyleme hazırlar. Burada her atomun tam konumunu hesaplamak, bir kenara bırakılan daha ayrıntılı seçenektir; sonraki cümle onun yerine kullanılan yöntemi verir. Bu kalıp iki eylem arasındaki seçimi anlatır. Instead of ifadesinden sonra isim veya -ing biçimi gelir; diğer eylem ana cümlede yer alır.
Alıştırma
Bir alternatifi göstermek için instead of + -ing biçimini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Instead of checking every answer, Leo reviewed the key ideas.
- Instead of check every answer, Leo reviewed the key ideas.
- Instead checking every answer, Leo reviewed the key ideas.
Cevabı göster
Instead of checking every answer, Leo reviewed the key ideas.
they did a quick analysis of Franklin's data Kalıp ifadeler
2:25Franklin'in verilerinin hızlı bir analizini yaptılar
Franklin'in verilerini hızlıca analiz ettiler
did a quick analysis of Franklin's data ifadesi, Franklin'in verilerini hızlı bir şekilde inceledikleri anlamına gelen isim merkezli bir yapıdır. Do + a/an + analysis of etkinliği bir analiz olarak sunar; quick ise analysis ismini niteler. Buradaki quick, her atomun tam konumunu hesaplamakla karşıtlık kurar ve bu nedenle daha hızlı, daha az ayrıntılı bir yönteme işaret eder. Analizin nasıl yapıldığını açıklar; sonucun mutlaka iyi ya da kötü olduğunu söylemez.
Alıştırma
Do an analysis of isim yapısını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- We did an analysis of the survey results.
- We did analyze of the survey results.
- We made an analysis to the survey results.
Cevabı göster
We did an analysis of the survey results.
and used that to build a few potential structures. Dilbilgisi
2:28ve bunu birkaç potansiyel yapı oluşturmak için kullandılar.
used that to build ...: use X to do Y kalıbı
used that to build ... ifadesinde used, kullanılan yöntemi veya dayanağı; to build ise bu sayede gerçekleştirilen eylemi gösterir. use X to do Y kalıbı, “Y'yi yapmak için X'i araç, bilgi kaynağı veya dayanak olarak kullanmak” anlamına gelir. Buradaki that, daha önce sözü edilen Franklin verilerinin analizine gönderme yapar. Belirsiz bir “şey” değildir; birkaç aday yapı oluşturmak için kullanılan şey bu analizdir.
Alıştırma
Hangi cümlede measurements sözcüğünün bir model oluşturmak için dayanak olduğu use X to do Y kalıbıyla gösteriliyor?
- We used to build digital models from measurements.
- We were used to building digital models from measurements.
- We used the measurements to build a digital model.
Cevabı göster
We used the measurements to build a digital model.
arrived at the right one: doğru sonuca ulaşmak
Arrived at burada mecaz anlamda kullanılmıştır. answer, conclusion, decision veya solution ile kullanılan arrive at, bir yere gitmek değil; düşünme, tartışma veya deneme sürecinden sonra bir sonuca “ulaşmak” anlamına gelir. the right one, “doğru yapı” demektir. One, daha önce sözü edilen structures arasındaki bir yapının yerine geçer; böylece structure sözcüğünü tekrar etmek gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “dikkatli bir düşünmenin ardından ulaştı” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After reviewing the evidence, the team ____ the same conclusion.
Cevabı göster
arrived at
is made of: bir şeyin nelerden oluştuğunu söylemek
Burada is made of, DNA’yı onu oluşturan iki sarmal iplikle ilişkilendirir. be made of + malzeme veya bileşenler kalıbı, bir şeyin nelerden oluştuğunu belirtir. Made geçmiş zaman ortacı olsa da bu ifade yapan kişiye odaklanmaz. Bu cümlede yapıyı ve bileşimi açıklar.
Alıştırma
“Şunlardan oluşur” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: A water molecule ____ hydrogen and oxygen atoms.
Cevabı göster
is made of
with bases in the center like rungs of a ladder. Deyimler
2:38merkezde de bir merdivenin basamakları gibi bazlar vardı.
like rungs of a ladder: görsel bir benzetme yapmak
Like rungs of a ladder bir benzetmedir. DNA’nın ortasındaki bazları, merdivene çıkarken basılan yatay parçalara benzetir. Bu karşılaştırma, bazların biçimini veya dizilişini gözünüzde canlandırmanıza yardımcı olur. Like benzerlik bildirir; DNA’nın gerçekten merdiven parçaları içerdiğini söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede like rungs of a ladder ne işe yarar?
- Bazları yapmak için bir merdiven kullanılmıştır.
- Bazların dizilişi merdiven basamaklarına benzer.
- Bazlar DNA’nın içindeki gerçek merdiven parçalarıdır.
Cevabı göster
Bazların dizilişi merdiven basamaklarına benzer.
Watson and Crick published their model in April 1953.
2:42Watson ve Crick, modellerini Nisan 1953'te yayınladılar.
come to the same conclusion: akıl yürüterek aynı sonuca varmak
Burada come to the same conclusion, hesaplamaları yaptıktan sonra aynı yargıya varmak demektir. Come to fiziksel bir hareketi anlatmaz; sonucu düşünmenin veya kanıtları incelemenin ürünü olarak sunar. The same conclusion, Franklin'in bağımsız çalışmasının başkalarının ulaştığı sonuçla örtüştüğünü gösterir. İfade, birini kopyalamaya veya mutlaka birlikte çalışmaya değil, sonuçların aynı olmasına odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi come to the same conclusion ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The engineers checked the figures independently and ____.
Cevabı göster
came to the same conclusion
put Franklin's last: onun makalesini en sona yerleştirmek
put Franklin's last ifadesinde put, bir şeyi belirli bir konuma yerleştirmek veya sıralamak demektir. Kalıp put + nesne + tamamlayıcı şeklindedir: Franklin's nesnedir ve last bu nesnenin sıralamadaki konumunu açıklar. Önceki bağlamda manuscript açıkça belli olduğu için Franklin's, Franklin's manuscript yerine kullanılır. Burada last önceki veya en yeni değil, son konumda anlamındadır. But, makalelerin birlikte yayımlanmasıyla onun makalesinin sona yerleştirilmesi arasındaki karşıtlığı vurgular.
Alıştırma
Cümleyi son konumda anlamına gelen sıralama sözcüğüyle tamamlayın: The editor put my article ____ in the issue.
Cevabı göster
last
making it look like: yanıltıcı olabilecek bir izlenim yaratmak
make it look like + yan cümle yapısında make 'neden olmak', look 'görünmek' anlamındadır; it ise sunulan durumu temsil eden biçimsel bir ögedir. Bu kalıp, bir eylemin ya da sunuş biçiminin insanlarda belirli bir izlenim oluşturduğunu anlatır; fiziksel benzerlikten söz etmez. Burada making, yayın sırasının sonucunu gösterir: deneylerinin yalnızca zaten var olan bir buluşu doğruladığı izlenimini yaratmıştır. Bu ifade, söz konusu izlenimin eksik veya yanlış olabileceğini düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan kalıbın geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The edited graph ____ sales had doubled, but they had not.
Cevabı göster
made it look like
just confirmed ... instead of inspiring it: neden ve katkıyı tersine çevirmek
Bu ifade iki rolü karşı karşıya getirir. Just confirmed, onun deneylerini zaten var olan bir buluşu yalnızca doğrulayan çalışmalar gibi sunar; burada just 'yalnızca' demektir, 'az önce' değil. Instead of inspiring it ise buluşun ortaya çıkmasına yardım etme şeklindeki daha güçlü ve daha erken role işaret eder. confirmed ile inspiring şeklindeki karşıt fikirler, cümleyi nedensellik ve katkının kime ait olduğu etrafında düzenler. it, Watson and Crick's breakthrough ifadesine gönderme yapar. Bu karşıtlık, yayın sırasının bir fikrin kaynağını sonradan gelen destekleyici bir kanıt gibi gösterebileceğini anlatır.
Alıştırma
Cümledeki just confirmed ... instead of inspiring it neyi gösteriyor?
- Deneyleri, buluşun ortaya çıkmasına yardım etmiş olmalarına rağmen sonradan yapılan bir doğrulama gibi sunuldu.
- Deneyleri ile buluş arasında hiçbir ilişki yoktu.
- Deneyleri, buluştan yalnızca kısa bir süre önce tamamlandı.
Cevabı göster
Deneyleri, buluşun ortaya çıkmasına yardım etmiş olmalarına rağmen sonradan yapılan bir doğrulama gibi sunuldu.
But Franklin had already stopped working on DNA Dilbilgisi
3:05Ancak Franklin o zamana kadar DNA üzerindeki çalışmalarını bırakmıştı
had already stopped working on DNA: geçmişte daha önce gerçekleşen bir eylem
Had stopped past perfect yapısı, had + geçmiş zaman ortacı ile kurulur ve Franklin’in çalışmayı bırakmasını geçmiş anlatıdaki daha sonraki bir noktadan önceye yerleştirir. working on DNA, onun bıraktığı etkinliği belirtir. Already, bu değişikliğin geçmişteki o daha sonraki noktaya kadar gerçekleşmiş olduğunu, çoğu zaman da beklenenden erken gerçekleştiğini vurgular. Burada şimdiye kadar değil, o zamana kadar anlamındadır.
Alıştırma
stop fiilinin past perfect biçimini already ile kullanın: By the time the coach called, Maya ____ training for the day.
Cevabı göster
had already stopped
never knowing that Watson and Crick had seen her photographs. Dilbilgisi
3:10Watson ve Crick'in fotoğraflarını gördüğünü asla bilemeden.
never knowing that ...: bilinmeyen bir gerçeği eklemek
Never knowing that ... died fiiline bağlanan, present participle yapısıyla kurulmuş ek bir ifadedir. Anlamca öznesi Franklin’dir: that yan cümlesindeki gerçeği hiçbir zaman öğrenemeden ölmüştür. Bu yapı tek başına tam bir cümle olamaz. Bu yan cümlede had seen, Watson ve Crick’in fotoğrafları görmesini Franklin’in ölümünden önceye yerleştirir. Bu kısa son, bir biyografiye kişinin bilmediği bir gerçeği ekler ve üzüntü ya da dramatik ironi hissi yaratabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, ana cümlenin öznesinin bilmediği bir gerçeği eklemek için never knowing that ... yapısını doğru kullanır?
- The train left the station, never knowing that he had missed it.
- He left the station, never knew that his train had been canceled.
- He left the station, never knowing that his train had been canceled.
Cevabı göster
He left the station, never knowing that his train had been canceled.
Watson, Crick, and Wilkins won the Nobel Prize in 1962 for their work on DNA.
3:14Watson, Crick ve Wilkins, DNA üzerine yaptıkları çalışmalar nedeniyle 1962'de Nobel Ödülü'nü kazandılar.
if only they could be awarded posthumously. Dilbilgisi
3:25bir Nobel Ödülü ile onurlandırılacağı sıkça söylenir.
It's often said that: sık tekrarlanan bir görüşü tanıtmak
It's often said that, başkalarının söylediklerini aktaran kişisiz bir kalıptır. That sözcüğünden sonraki yan cümleyi, kimin söylediğini belirtmeden insanların sıkça tekrarladığı bir görüş olarak sunar. Bu cümlede yazar, Franklin hakkındaki bilinen bir iddiayı doğrudan kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmak yerine aktarıyor. Bu kalıp yazarla iddia arasında biraz mesafe oluşturur: often said, iddianın ne kadar yaygın olduğunu belirtir; ne kadar iyi kanıtlandığını değil.
Alıştırma
Şu ifadeyi değerlendirin: It's often said that X yapısında yazar, X'i kendiliğinden kanıtlanmış bir şey olarak değil, sık tekrarlanan bir görüş olarak sunar.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Doğru
would have been recognized: gerçekleşmemiş geçmişte edilgen bir sonuç
would have been recognized, would have been + geçmiş zaman ortacı kalıbına sahiptir. would have, farklı bir geçmiş için hayal edilen sonucu belirtir; been recognized ise bu sonucu edilgen yapar. Yani Franklin takdir eden değil, takdir edilen kişidir. Bu sonuç gerçek geçmişte meydana gelmedi. Burada gelecek zaman anlamı yoktur; geçmişe dönüp farklı bir koşul altında Franklin'ın takdir edilmiş olacağını söyler.
Alıştırma
Franklin would have been recognized ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Takdir edilmenin geçmişte gerçekten gerçekleştiğini bildirir.
- Geçmişte gerçekleşmemiş bir sonucu anlatır: Takdir edilmiş olabilirdi, ama edilmedi.
- Gelecekte kesinlikle gerçekleşecek bir takdir edilme durumunu anlatır.
Cevabı göster
Geçmişte gerçekleşmemiş bir sonucu anlatır: Takdir edilmiş olabilirdi, ama edilmedi.
if only ... could be awarded posthumously: ölümden sonra verilebilmesini dilemek
If only, gerçeklikle veya mevcut kurallarla çelişen güçlü bir isteği anlatır. Buradaki if only they could be awarded, konuşanın ödüllerin bu şekilde verilebilmesini istediğini, ancak bunun normalde mümkün olmadığını düşündüğünü gösterir. Posthumously, bir şeyin onu alması beklenen kişi öldükten sonra gerçekleşmesi demektir ve özellikle ödül veya onur gibi resmî bağlamlarda kullanılır. they zamiri Nobel Prizes ifadesine gönderme yapar; bu nedenle tüm cümle, Nobel ödüllerinin normalde ölümden sonra verilememesine duyulan üzüntüyü anlatır.
Alıştırma
Bu cümle en doğal biçimde neyi ifade eder?
- Ödüllerin, onları alması beklenen kişi öldükten sonra verilebilmesine yönelik üzüntülü bir dilek.
- Yalnızca belirli kişilerin ödül alabileceğini söyleyen tarafsız bir koşul.
- Ödüllerin ölümden sonra zaten verildiğini bildiren bir ifade.
Cevabı göster
Ödüllerin, onları alması beklenen kişi öldükten sonra verilebilmesine yönelik üzüntülü bir dilek.
it's possible ... could have won: geçmişteki olasılığı temkinli anlatmak
It's possible, konuşanın bir gerçeği değil, bir olasılığı sunduğunu gösterir. Could have won, could have + fiilin üçüncü hâli yapısını kullanır; bu nedenle olasılık geçmişteki bir sonuçla ilgilidir. Bu ifade onun gerçekten iki kez kazandığını söylemez. Bu bağlamda, alabileceği hâlde alamadığı iki ödül düşünülür. possible ile could have ifadelerinin birlikte kullanılması, iddiayı özellikle temkinli yapar.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz tam cümleyi seçin. won önündeki could have ifadesine dikkat edin.
- It's possible she won twice.
- It's possible she could have won twice.
- It's possible she could win twice.
Cevabı göster
It's possible she could have won twice.
Her work on the structure of viruses led to a Nobel for a colleague in 1982. Kalıp ifadeler
3:31Virüslerin yapısı üzerine yaptığı çalışmalar, 1982'de bir meslektaşına Nobel kazandırdı.
led to a Nobel: çalışmayı sonraki bir sonuca bağlamak
led to a Nobel ifadesindeki led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. lead to + sonuç, o sonuca yol açmak veya sonucun gerçekleşmesine katkıda bulunmak demektir. A Nobel, a Nobel Prize ifadesinin kısa biçimidir. Her work öznesi ödülü alan kişiyi değil, nedeni gösterir. For a colleague, ödülü meslektaşının aldığını belirtir. Dolayısıyla cümle, onun Nobel kazandığını değil, çalışmasının başka birinin Nobel kazanmasına katkıda bulunduğunu anlatır.
Alıştırma
Örnekteki led to a Nobel ne anlama geliyor?
- Onun çalışması Nobel Ödülü törenine giden bir güzergâhı anlattı.
- Onun çalışması kendisinin Nobel Ödülü almasını garanti etti.
- Onun çalışması bir meslektaşının Nobel Ödülü almasına katkıda bulundu.
Cevabı göster
Onun çalışması bir meslektaşının Nobel Ödülü almasına katkıda bulundu.
It's time to tell the story...: kapanışta eylem çağrısı
It's time to + fiilin yalın hâli kalıbı yalnızca planlanmış bir saatin geldiğini değil, “artık bunu yapmalıyız” anlamını da verebilir. Burada tell the story of a brave woman, göz ardı edilmiş bir kadının yaşamını ve çalışmalarını kamuoyunun dikkatine sunmak demektir. Cümle sona yerleştirildiğinde önceki anlatımı bir eylem çağrısına dönüştürür. Geçmişi açıklamaktan, dinleyicilere şimdi ne yapılması gerektiğini söylemeye geçer: Bu kadın tanınmalı ve hikâyesi yeniden anlatılmalıdır.
Alıştırma
Göz ardı edilmiş bir kadınla ilgili anlatımın sonunda It's time to tell the story of a brave woman ne işe yarar?
- Önceki anlatımı, onu tanıma ve hikâyesini yeniden anlatma çağrısına dönüştürür.
- Onun hikâyesinin artık konuşulmaması gerektiğini söyler.
- Bir hikâye anlatma etkinliğinin planlanan başlangıç saatini bildirir.
Cevabı göster
Önceki anlatımı, onu tanıma ve hikâyesini yeniden anlatma çağrısına dönüştürür.
who fought sexism in science Kültür
3:40ve çalışmaları tıbbı, biyolojiyi ve tarımı baştan aşağı değiştiren,
who fought sexism in science: cinsiyet ayrımcılığına direnmek
Who fought sexism in science, hemen önce sözü edilen kadını tanımlayan bir ilgi cümleciğidir. Buradaki fought, zaman içinde direnmek veya karşı çıkmak anlamına gelir; fiziksel bir kavgaya katılmak anlamına gelmez. Sexism, cinsiyete dayalı haksız muamele veya önyargı demektir. Bu bağlamda ifade, karşılaşılan engelin sıradan bir kişisel zorluk değil, bilim ve akademi dünyasındaki cinsiyet ayrımcılığı olduğunu belirtir.
Alıştırma
Who fought sexism in science ifadesinde fought ne anlama gelir?
- Bilim dünyasında cinsiyete dayalı haksız muameleye direndi.
- Bir spor yarışmasında bilime karşı mücadele etti.
- Bir laboratuvarın içinde fiziksel bir kavgaya karıştı.
Cevabı göster
Bilim dünyasında cinsiyete dayalı haksız muameleye direndi.
and whose work revolutionized medicine, biology, and agriculture. Dilbilgisi
3:42cesur bir kadının hikayesini anlatmanın zamanı geldi.
whose work revolutionized ...: bir kişiyi büyük bir etkiye bağlamak
Whose, whose work ifadesinde iyelik bildiren ilgi sözcüğüdür. “Kadının çalışması” anlamına gelir ve daha önce sözü edilen kadın ile work arasında bağlantı kurar. İlgi cümleciğinin tamamı o kadını tanımlar; whose, science sözcüğüne gönderme yapmaz. Revolutionized, “bir şeyi temelden ve geniş ölçekte değiştirmek” anlamına gelen güçlü ve oldukça resmî bir fiildir. Burada onun çalışmalarının tıp, biyoloji ve tarım üzerinde büyük bir etkisi olduğunu söyler; yalnızca küçük bir iyileştirme yaptığını anlatmaz.
Alıştırma
“Bilim insanının çalışması” anlamını vermek için ilgi cümleciğini tamamlayın: We honored a scientist ____ work transformed modern medicine.
Cevabı göster
whose
It's time to honor ...: kamuoyu önünde tanınma çağrısı
It's time to honor ... sonucu, şimdi yapılması gereken bir eylem olarak sunar. It's time to + fiil kalıbı yalnızca saatten söz etmez; bir eylemin artık yapılması gerektiği yönündeki değerlendirmeyi ve çoğu zaman bir eylem çağrısını ifade edebilir. Buradaki honor, Franklin'a yalnızca saygı duymak değil, onun katkısını kamuoyu önünde tanımak ve anmak anlamına gelir. Cümle, önceki anlatıyı açık bir tutuma bağlar: Franklin hak ettiği itibarı görmelidir.
Alıştırma
Gecikmiş bir kamusal takdirin artık verilmesi için en doğal ve resmî çağrıyı hangi cümle yapar?
- It's time to describe the volunteers whose work was overlooked.
- It's time to honor the volunteers whose work was overlooked.
- It's time to greet the volunteers whose work was overlooked.
Cevabı göster
It's time to honor the volunteers whose work was overlooked.
the unsung mother of the double helix. Deyimler
3:51Rosalind Elsie Franklin'i onurlandırmanın zamanı geldi.
the unsung mother of the double helix: hakkı yeterince teslim edilmemiş temel katkı sahibi
İsim öbeğinin tamamı mecazi bir unvandır. Unsung, yeterince övülmemiş veya tanınmamış anlamına gelir. Mother of ... bir kişiyi önemli bir öncü ya da temel katkı sağlayan kişi olarak sunar; aile ilişkisini anlatmaz. The double helix, DNA'nın çift sarmal yapısıdır. Sözcükler birlikte Franklin'ı bu yapının anlaşılması açısından çok önemli biri olarak gösterirken katkısının aynı ölçüde kamuoyu takdiri görmediğini vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede the unsung mother of the double helix ne anlama gelir?
- DNA'nın yapısının keşfine temel katkı sağlayan, ancak çalışması tam olarak takdir edilmeyen kişi.
- Çift sarmal hakkında şarkı söyleyemeyen bir bilim insanı.
- DNA'yı inceleyen bilim insanlarının biyolojik annesi.
Cevabı göster
DNA'nın yapısının keşfine temel katkı sağlayan, ancak çalışması tam olarak takdir edilmeyen kişi.