Erkenciler vs Gece Kuşları: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
621 kelime 204 kel/dk

Video özeti: Video genetik uyku tercihini toplumsal programlara ve bildirilen performansa bağlayıp hiçbir kronotipin üstün olmadığı sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "The early bird gets the worm." — Deyimler ve mecazlı ifadeler: erken davranmayı fırsatla bağlayın ve videonun atasözünü nasıl sınırladığını görün. 2. social jet lag — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: biyolojik saatle toplumsal takvim arasındaki uyumsuzluğu yolculuk jet lag'inden ayırın. 3. What they lack in white matter, they make up in cortisol levels. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir eksikliği dengeleyen güçle karşılaştırmak için “what ... lack in ..., ... make up in ...” kalıbını kullanın.

Bu derste

You may have heard the saying, "The early bird gets the worm." Deyimler

0:00

“Erken kalkan kuş solucanı kapar” sözünü duymuş olabilirsiniz.

Deyimler

The early bird gets the worm: erken davranmak fırsat yaratır

“The early bird gets the worm” bir atasözüdür. Kuş ve solucan bir mecaz oluşturur: erken başlayan ya da harekete geçen kişi, bir fırsata başkalarından önce ulaşmaya daha yatkındır. Bu söz, her erken kalkanın başarılı olacağına dair olgusal bir vaat değil, zamanında davranmanın genel bir avantajını anlatır. Bu cümlede, erken harekete geçmenin kişiyi öne geçirebileceğine dair yaygın inanışı sunar.

Alıştırma

Bu cümlede atasözü ne anlama geliyor?

  1. Kuşlar her zaman insanlardan daha başarılıdır.
  2. Erken kalkmak her durumda başarıyı garanti eder.
  3. Erken harekete geçen kişilerin bir fırsat yakalama olasılığı daha yüksektir.
Cevabı göster

Erken harekete geçen kişilerin bir fırsat yakalama olasılığı daha yüksektir.

But when it comes to humans, Kalıp ifadeler

0:03

Ama söz konusu insanlar olduğunda,

do morning people really have an advantage over night owls? Kelime

0:04

sabah insanları gece kuşlarına göre gerçekten avantajlı mı?

Kalıp ifadeler

when it comes to: konuyu sınırlandırmak

“When it comes to + isim/ulaç” yapısı, “o konu ele alındığında veya değerlendirildiğinde” anlamına gelir. İfadenin hangi konu için geçerli olduğunu belirtir; comes fiziksel bir hareketi anlatmaz. Burada when it comes to humans, konuyu atasözündeki kuş imgesinden insanların uyku düzenleriyle ilgili özel soruya taşır. to sonrasında bir isim öbeği, zamir veya -ing biçimi kullanılır: when it comes to bedtime, them veya choosing.

Alıştırma

Cümleyi “bu konu ele alındığında” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: “____ choosing a laptop, battery life matters.”

Cevabı göster

When it comes to

Kelime

morning people ve night owls

“Morning people” (tekili “morning person”), doğal olarak erken saatlerde uyanık ve hareketli olmayı seven kişilerdir. “Night owls” (tekili “night owl”) ise geç saatlere kadar uyanık kalmayı tercih eder ve çoğu zaman geceleri daha zinde hisseder. Bu ifadeler, bir kişinin yalnızca bir gün erken kalkmasını veya bir gece geç yatmasını değil, genel uyku ve enerji düzenini anlatır. “Night owl” mecazidir; kuşu değil, bir insanı ifade eder.

Alıştırma

Lena genellikle en iyi işini gece geç saatlerde yapıyor ve erken saatleri sevmiyor. Hangi İngilizce cümle onun genel düzenine uyuyor?

  1. She is a morning person.
  2. She is a night owl.
Cevabı göster

She is a night owl.

Does one come out on top as more intelligent or successful than the other Deyimler

0:07

Taraflardan biri diğerinden daha zeki ya da başarılı olarak öne çıkıyor mu

in this battle over bedtime?

0:11

bu yatma vakti savaşında?

Deyimler

come out on top: sonunda üstün gelmek

“Come out on top”, bir yarışma, karşılaştırma veya zorlu süreçten sonra kazanan ya da en güçlü konumdaki taraf olmak demektir. Buradaki “top” mecazidir; kimse fiziksel olarak yüksek bir yere çıkmaz. Bu soruda ifade, sabah insanlarının mı yoksa gece kuşlarının mı sonunda diğer gruptan daha zeki veya başarılı olduğunun ortaya çıktığını soruyor.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “kazanan olarak bitirdi” anlamındaki deyimle tamamlayın: After a close final round, Leo ____.

Cevabı göster

came out on top

The somewhat surprising truth is that we have little say in sleep preference Kalıp ifadeler

0:12

Biraz şaşırtıcı olan gerçek şu ki uyku tercihimiz üzerinde pek söz hakkımız yok,

as it's almost entirely genetically predetermined.

0:16

çünkü bu tercih neredeyse tamamen genetik olarak önceden belirleniyor.

Kalıp ifadeler

have little say in: çok sınırlı söz hakkına sahip olmak

To have a say in something, bir kararı, düzenlemeyi veya sonucu etkileme hakkına ya da gerçek imkânına sahip olmak demektir. Little, bu etkinin çok sınırlı olduğunu gösterir; ancak etkinin mutlaka tamamen sıfır olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede have little say in, insanların uyku tercihlerini büyük ölçüde belirleyemediğini gösterir. Yeniden kullanılabilir kalıp have little say in + isim, ulaç veya karar verilen konuyu belirten yan cümledir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, derste geçen ve “çok sınırlı etkiye sahip olmak” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Although the students can make requests, they ____ which classes are offered.

Cevabı göster

have little say in

Chances are if you're a night owl, Dilbilgisi

0:19

Eğer bir gece kuşuysanız,

it was likely passed down from an ancestor who was also a night owl. Öbek fiiller

0:20

bunu büyük olasılıkla yine gece kuşu olan bir atanızdan miras aldınız.

Dilbilgisi

Chances are: muhtemel bir sonucu sunmak

Chances are, cümle başında kullanılan ve “büyük olasılıkla” anlamına gelen bir ifadedir. Bir sonucu kesin değil, muhtemel olarak sunar ve normalde tam bir yan cümle getirir. Are sonrasında that kullanılabilir, ancak özellikle konuşmada sıkça atılır. Burada if yan cümlesi koşulu verirken Chances are ana sonucu güçlü bir olasılık olarak çerçeveler. Chances burada ayrı fırsatları değil, olasılığı ifade eder.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, derste geçen ve muhtemel ancak kesin olmayan bir sonucu belirten iki sözcüklü başlangıç ifadesiyle tamamlayın: ____ the museum will be busy on Saturday.

Cevabı göster

Chances are

Öbek fiiller

passed down from: önceki bir nesilden gelmek

Bu cümlede was passed down from, gece kuşu olma özelliğinin bir atadan geldiğini belirtir. Bir nesneyi gerçekten aşağıya uzatmak değil, kalıtım anlatılır. be passed down from + kaynak kalıbı, bir şeyin hangi eski kişiden veya nesilden geldiğini gösterir. Nesilden nesle geçen özellikler, gelenekler, bilgiler, hikâyeler veya eşyalar için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade passed down from ile tamamlayın: This story was ____ my great-grandfather.

Cevabı göster

passed down from

And from an evolutionary perspective, Anlatım akışı

0:24

Evrimsel açıdan bakıldığında da

it makes sense.

0:25

bu gayet mantıklı.

Anlatım akışı

from an evolutionary perspective: bir bakış açısı çerçevesi kurmak

Cümle başındaki from an evolutionary perspective, ardından gelen yargıyı hangi bakış açısından değerlendirmemiz gerektiğini gösterir. Burada yalnızca bir kişinin deneyimine değil, bir özelliğin nesiller boyunca hayatta kalmaya veya uyum sağlamaya nasıl yardım etmiş olabileceğine bakılır. Yeniden kullanılabilen from a/an + adjective + perspective kalıbı, ana ifadeden önce bakış açısını belirterek bilgiyi düzenler. Cümlenin başında kullanıldığında bu çerçeve ile ana cümle arasına genellikle virgül konur.

Alıştırma

Bir sonraki yargının çevresel etkilere dayandığını en iyi hangi başlangıç gösterir?

  1. In the distance,
  2. From an environmental perspective,
  3. At the same time,
  4. To my surprise,
Cevabı göster

From an environmental perspective,

Having individuals with varying sleeping patterns

0:26

Farklı uyku düzenlerine sahip bireylerin bulunması,

would allow for better protection of a group throughout the day and night. Öbek fiiller

0:29

grubun gece gündüz daha iyi korunmasını sağlardı.

Öbek fiiller

“Mümkün kılmak” anlamındaki “allow for”

Bu cümlede allow for, “mümkün kılmak” anlamındadır. Farklı saatlerde uyuyan kişiler, grubun hem gündüz hem de gece daha iyi korunmasını mümkün kılar. Kalıp, koşul veya özellik + allow for + sonuç biçimindedir. allow for sonrasındaki sözler, koşulun ortaya çıkmasını sağladığı sonucu belirtir.

Alıştırma

“Mümkün kılmak” anlamındaki hedef iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Extra staff would ____ faster service.

Cevabı göster

allow for

Instead of everybody sleeping at one time, Dilbilgisi

0:32

Herkesin aynı anda uyuması yerine,

some people naturally stay up later and some wake up earlier

0:34

bazı insanlar doğal olarak daha geç saatlere kadar uyanık kalır, bazılarıysa daha erken uyanır

aware of threats or predators while others sleep.

0:37

ve diğerleri uyurken tehditlere ya da yırtıcılara karşı tetikte olur.

Dilbilgisi

“Instead of everybody sleeping”: instead of + özne + -ing

Instead of, bir planın veya eylemin yerini başka bir planın ya da eylemin aldığını gösterir. Burada gerçekleşmeyen plan everybody sleeping at one time ifadesidir; bunun yerine farklı kişiler farklı zamanlarda uyanık kalır. Instead of sonrasında isim veya -ing grubu kullanılır; çekimli fiilli sıradan bir cümlecik doğrudan kullanılmaz. everybody sleeping içinde everybody, sleeping eylemini yapan kişileri belirtir. Bu kalıp, vazgeçilen düzen ile gerçek alternatifi karşılaştırmanızı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi everybody ve read fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Instead of ____ aloud together, Maya read the story.

Cevabı göster

everybody reading

But considering most modern societal activities happen between 9:00 a.m. and 5:00 p.m.,

0:39

Ancak modern toplumdaki faaliyetlerin çoğunun sabah 9 ile akşam 5 arasında gerçekleştiğini düşünürsek,

it may seem clear that night owls are put at a disadvantage. Kalıp ifadeler

0:44

gece kuşlarının dezavantajlı olduğu açık gibi görünebilir.

Kalıp ifadeler

be put at a disadvantage: dezavantajlı duruma düşürülmek

be put at a disadvantage ifadesindeki put, “birini daha elverişsiz bir konuma getirmek” anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen yapı put + kişi veya grup + at a disadvantage şeklindedir. Buradaki edilgen are put yapısı, gece kuşlarını etkilenen grup olarak gösterirken gündüz saatlerine göre düzenlenen programları neden olarak sunar. İfade, onların başarılı olma fırsatının veya kapasitesinin azaldığını belirtir; yalnızca programı sevmedikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Hedef ifadeyi tamamlayın: A poor internet connection can put a job applicant ____ during an online interview.

Cevabı göster

at a disadvantage

And researchers have actually coined the term social jet lag Notlar

0:47

Hatta araştırmacılar “sosyal jet lag” terimini ortaya attı

to describe the sleep deprivation many experience to accommodate social norms.

0:50

ve bununla pek çok kişinin toplumsal normlara uymak için yaşadığı uyku yoksunluğunu tanımladı.

Kalıp ifadeler

coin the term: yeni bir terim yaratmak

To coin a term, yeni bir sözcük veya ifade yaratıp onu bir fikrin adı olarak kullanmak demektir. Burada coin fiildir; madeni para anlamına gelmez. coined the term social jet lag ifadesinde araştırmacılar, toplumsal programların yol açtığı bir uyku kaybı örüntüsüne ad vermiş kişiler olarak sunulur. Yeniden kullanılabilen yapılar coin the term + ad ve coin a term for + adlandırılan kavram şeklindedir.

Alıştırma

Bir koç, hatadan sonraki kısa mola için “reset minute” adlı yeni bir ifade yaratıyor. Hangi ifade uygundur?

  1. coined the term — koç yeni adı yarattı
  2. used the term — koç adı söyledi veya yazdı
  3. defined the term — koç adın ne anlama geldiğini açıkladı
Cevabı göster

coined the term — koç yeni adı yarattı

Kelime

social jet lag: biyolojik saat toplumsal programlarla çatıştığında

Social jet lag, kişinin iç biyolojik saati ile işin, okulun veya diğer toplumsal yükümlülüklerin gerektirdiği uyuma ve uyanma saatleri arasında tekrar tekrar oluşan uyumsuzluktur. Bu terim jet lag ifadesini mecaz olarak kullanır: kişi seyahat etmese bile biyolojik saati başka bir saat dilimine ayarlanmış gibi hissedebilir. Doğal programı toplumsal beklentilere göre değiştirmenin neden uyku yoksunluğuna yol açabileceğini açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Kişinin biyolojik saati ile okul veya işin gerektirdiği saatler arasındaki tekrarlanan uyumsuzluğu ifade eden araştırma terimini tamamlayın: Many early-shift workers experience ____.

Cevabı göster

social jet lag

For night owls,

0:54

Gece kuşları için

this social jet lag feels like living in a different time zone every single day. Deyimler

0:55

bu sosyal jet lag, her gün farklı bir saat diliminde yaşamak gibi hissettirir.

Deyimler

feels like living in a different time zone: deneyimler arasında benzetme yapmak

Bu cümlede feels like living in a different time zone, social jet lag deneyimini başka bir saate göre yaşamanın bilinen şaşkınlığıyla karşılaştırır. Bu mecazi bir ifadedir; hiç kimse gerçekten saat dilimi değiştirmemektedir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp özne + feel(s) like + -ing öbeğidir. Özne bir durum veya deneyim olduğunda bu kalıp çoğu zaman “bu deneyimi yaşamak, bir şeyi yapmaya benziyor” anlamına gelir ve soyut bir hissi gözde canlandırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Hangi cümlede feel like + -ing bir istek belirtmek yerine iki deneyimi karşılaştırmak için kullanılmıştır?

  1. I feel like sleeping until noon.
  2. Staying in this noisy hotel feels like sleeping beside a train station.
  3. She would like to sleep until noon.
Cevabı göster

Staying in this noisy hotel feels like sleeping beside a train station.

Considering chronic sleep deprivation has a direct effect on brain functioning, Kalıp ifadeler

1:00

Kronik uyku yoksunluğunun beyin işlevlerini doğrudan etkilediği düşünülürse,

it's no surprise that studies report night owl university students have lower overall grades. Kalıp ifadeler

1:03

gece kuşu üniversite öğrencilerinin genel notlarının daha düşük olduğunu bildiren çalışmalar şaşırtıcı değildir.

Kalıp ifadeler

have a direct effect on: üzerinde doğrudan etkisi olmak

have a direct effect on ifadesinde effect bir isimdir. Kalıp have + a/an + sıfat + effect on + değişen şey biçimindedir. Bu cümlede kronik uyku yoksunluğu beynin çalışma biçimini değiştirir. direct, bir şeyin arada başka bir aşama olmadan diğerini değiştirdiğini belirtir. Bu, iki şeyin yalnızca bağlantılı olduğunu söylemekten daha güçlüdür. Bu kalıp neden ve sonuç açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam isim kalıbıyla tamamlayın: Regular exercise can ____ heart health.

Cevabı göster

have a direct effect on

Kalıp ifadeler

it's no surprise that: şaşırtıcı değil ki

It's no surprise that, konuşanın kolayca beklenebileceğini düşündüğü bir sonucu tanıtır. That yan cümlesi beklenen sonucu belirtir; neden genellikle daha önce verilir veya zaten açıktır. Burada Considering ile başlayan yan cümle nedeni verir. İfade, sözcüğü sözcüğüne kimsenin irkilmediği anlamına gelmez. Konuşanın sonucun mantıklı olduğu yönündeki değerlendirmesini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi sonucun beklendiğini gösteren tam ifadeyle tamamlayın: Leo read every day, so ____ he became a faster reader.

Cevabı göster

it's no surprise that

Not to mention early birds tend to display more positive social traits Anlatım akışı

1:09

Üstelik sabah insanları daha olumlu sosyal özellikler sergileme eğilimindedir;

such as being proactive and optimistic

1:12

örneğin daha proaktif ve iyimserdirler

and are less prone to depression or addictions to nicotine, alcohol, and food. Kalıp ifadeler

1:14

ve depresyona ya da nikotin, alkol ve yeme bağımlılıklarına daha az yatkındırlar.

Anlatım akışı

Not to mention: daha güçlü bir destekleyici nokta eklemek

Not to mention, bir veya daha fazla nokta zaten belirtildikten sonra ek bir nokta sunar. Eklenen nokta genellikle özellikle dikkat çekici veya ikna edicidir; bu nedenle ifade, ona yalnızca bir and daha kullanmaktan daha fazla vurgu kazandırır. Sözcük anlamına rağmen “bundan söz etmeyelim” değil, “bir de şu önemli gerçek var” anlamına gelir. Burada, daha önce belirtilen avantajların araştırmalarda bildirilen başka yararlarla güçlendirildiğini gösterir.

Alıştırma

Ek ve ikna edici bir yarar sunan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new park has a playground and a pond, ____ a free splash pad.

Cevabı göster

not to mention

Kalıp ifadeler

less prone to: daha düşük bir eğilim veya riski anlatmak

Be prone to, bir şeye karşı eğilimli veya yatkın olmak anlamına gelir. Less prone to bu eğilimi karşılaştırır: kişi ya da grup için olasılık veya risk daha düşüktür, ancak sıfır değildir. Yapı be + less prone to + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede to bir edattır ve ardından depression ile addictions isimleri gelir. Bu kullanım sağlık, davranış, hatalar veya istenmeyen başka sonuçlar hakkında konuşurken yaygındır.

Alıştırma

“Bir şeye karşı daha düşük eğilime sahip olmak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Well-maintained machines are ____ sudden breakdowns.

Cevabı göster

less prone to

And we can see these traits represented physically in the brain,

1:19

Bu özelliklerin beyinde fiziksel olarak yansıdığını da görebiliriz;

particularly the white matter which helps neurons communicate. Kültür

1:22

özellikle de nöronların iletişim kurmasına yardımcı olan beyaz maddede.

Kültür

Nörobilimde white matter (beyaz cevher)

White matter, beyinde ve omurilikte bulunan, çok sayıda sinir lifi demeti yani akson içeren doku için kullanılan bir nörobilim terimidir. Bu lifler farklı bölgeleri birbirine bağlar ve sinir hücreleri arasında sinyal taşır. Bu cümlede white matter, sinir sistemindeki gerçek bir doku türünü adlandırır; yalnızca beyaz görünen herhangi bir madde anlamına gelmez. Konuşmacı, bu özelliklerin söz konusu dokuyla ilgili fiziksel farklılıklar olarak görülebildiğini söylüyor.

Alıştırma

Bu cümlede white matter ne anlama geliyor?

  1. Vücutta bulunan açık renkli herhangi bir sıvı
  2. Çok sayıda bağlantı sağlayan sinir lifi içeren bir sinir sistemi dokusu
  3. Bir kişinin iyi veya kötü kişilik özellikleri
Cevabı göster

Çok sayıda bağlantı sağlayan sinir lifi içeren bir sinir sistemi dokusu

Night owls exhibit significantly less white matter and as a result,

1:25

Gece kuşlarında önemli ölçüde daha az beyaz madde bulunur ve bunun sonucunda

there are fewer pathways for feel-good hormones such as serotonin or dopamine to travel through. Kelime

1:29

serotonin ya da dopamin gibi iyi hissettiren hormonların geçebileceği daha az yol vardır.

Kelime

Gayriresmî bir etiket olarak feel-good hormones

Feel-good, ‘insanların kendini daha mutlu veya olumlu hissetmesini sağlayan’ anlamında gayriresmî bir sıfattır. feel-good hormones ifadesinde zevk, ruh hâli veya ödül duygusuyla ilişkilendirilen vücut kimyasalları için kolay anlaşılır bir etiket oluşturur. İfadenin tamamı popüler bilimde kullanılan bir kısa yoldur; kesin bir bilimsel kategori değildir. Serotonin ve dopamin farklı biçimlerde kimyasal haberci olarak işlev görebilir, bu yüzden ikisine birden yalnızca ‘hormon’ demek aşırı bir basitleştirmedir.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: Titiz bilimsel yazılarda feel-good hormones, serotonin ve dopamin için kullanılan kesin bir teknik kategoridir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

But it's not all bad for the late nighters. Anlatım akışı

1:33

Ama geç saatlere kadar uyanık kalanlar için her şey kötü değil.

Anlatım akışı

it's not all bad: olumsuz bir tabloyu yeniden değerlendirmek

it's not all bad ifadesinde kısmi olumsuzluk vardır: not, all sözcüğünü etkiler; dolayısıyla durumun kötü yanları olsa da bazı iyi yanları da vardır. Bu ifade her şeyin iyi olduğu anlamına gelmez. Burada but, önceki olumsuz tablodan olumlu kanıtlara geçiş yapar. İfade, sorunları inkâr etmeden dinleyicinin aşırı olumsuz bir değerlendirmeyi gözden geçirmesini sağlar.

Alıştırma

Bir arkadaşınız gezide gecikmeler ve kötü hava olduğunu, ancak harika anılar da biriktirdiğini söylüyor. Hangi yanıt en dengeli yeniden değerlendirmeyi yapar?

  1. It was all good.
  2. It wasn't bad.
  3. It wasn't all bad.
Cevabı göster

It wasn't all bad.

In fact, they tend to be much more creative, have been found to have higher cognitive abilities, Dilbilgisi

1:35

Aslında çok daha yaratıcı olma eğilimindedirler, bilişsel yeteneklerinin daha yüksek olduğu görülmüştür

Dilbilgisi

have been found to have: araştırma bulgularını aktarmak

Have been found to have, present perfect zamanında edilgen bir aktarım yapısıdır. İlk have, have been found içindeki yardımcı fiildir; found, find fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. İkinci have ise to sonrasında gelen ve “sahip olmak” anlamını taşıyan yalın fiildir. Yapı, özelliği konuşanın dayanaksız doğrudan iddiası olarak değil, araştırma veya gözlemlerle belirlenmiş bir durum olarak sunar. Present perfect bulguları güncel tartışmayla ilişkilendirirken, ifade mutlak bir kuralı değil grup eğilimini aktarır.

Alıştırma

Araştırma üslubundaki cümleyi hedef present perfect edilgen aktarım yapısıyla tamamlayın: Regular breaks ____ positive effects on concentration.

Cevabı göster

have been found to have

and are known to be risk takers.

1:39

ve risk almalarıyla tanınırlar.

What they lack in white matter, they make up in cortisol levels. Dilbilgisi

1:41

Beyaz madde eksikliklerini kortizol seviyeleriyle telafi ederler.

Dilbilgisi

What X lacks in A, X makes up in B: A'daki eksikliği B ile telafi etmek

Baştaki what yan cümlesi eksikliği tek bir birim hâlinde sunar: what they lack in white matter, o alanda eksik olan miktar ya da niteliği anlatır. Yan cümlenin tamamı, karşılaştırmanın nesne benzeri konusu olarak başa alınır. Ana cümle ardından telafi eden alanı verir: they make up in cortisol levels. Bu paralel kalıpta make up, uydurmak değil telafi etmek demektir. Cümle, iki ölçümün bilimsel olarak eşit olduğunu değil, retorik bir dengeyi ifade eder.

Alıştırma

Hedef kalıbın iki bölümünü kullanarak kısa karşılaştırmayı tamamlayın: What the backpack ____ storage space, it ____ comfort.

Cevabı göster

lacks in · makes up in

This stress hormone gets your body ready to face an immediate threat,

1:45

Bu stres hormonu vücudunuzu yakın bir tehditle yüzleşmeye hazırlar,

contributing to their risk taking behavior, Dilbilgisi

1:48

bu da onların risk alma davranışlarını körükler;

Dilbilgisi

contributing to: katkıda bulunulan sonucu eklemek

Virgülden sonraki contributing to their risk taking behavior, şimdiki zaman ortacıyla kurulan bir ek bilgidir. Anlam bakımından kaynağı, önceki sürecin tamamıdır: vücudu yakın bir tehditle yüzleşmeye hazırlamak. Böylece yeni bir çekimli yan cümle başlatmadan veya özneyi tekrarlamadan bu sürecin etkisini ekler. Contribute to, bir sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olmak demektir. Önceki süreci davranışın arkasındaki etkenlerden biri olarak gösterir; onun mutlaka tek veya doğrudan neden olduğunu söylemez. Buradaki to bir edattır, bu yüzden ardından bir isim öbeği gelir; başka cümlelerde -ing biçimi de gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve ‘bir sonucun oluşmasına etkenlerden biri olarak yardım etmek’ anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A flexible schedule reduced commuting stress, ____ better morale.

Cevabı göster

contributing to

which studies show can translate into opportunities and potentially much more financial gain. Öbek fiiller

1:50

araştırmalar bunun fırsatlara ve potansiyel olarak çok daha büyük maddi kazançlara dönüşebileceğini gösteriyor.

Öbek fiiller

translate into: gerçek hayatta bir sonuç üretmek

Burada translate into soyut anlamda kullanılır: Bir şey somut bir sonuç üretir. Bu cümlede risk alma davranışı fırsatlar ve maddi kazançlar yaratabilir; sözcükler bir dilden başka bir dile çevrilmiyor. X translates into Y kalıbı, Y'yi X'in gerçek hayattaki etkisi veya sonucu olarak sunar.

Alıştırma

Extra training can translate into better results cümlesinde translate into ne anlama gelir?

  1. daha ayrıntılı açıklamak
  2. yol açmak veya üretmek
  3. sözcükleri başka bir dile çevirmek
Cevabı göster

yol açmak veya üretmek

Furthermore, even though morning people can be very energetic right after waking, Dilbilgisi

1:54

Dahası, sabah insanları uyandıktan hemen sonra çok enerjik olabilse de

they tend to lose steam faster than night owls throughout the day. Deyimler

1:58

gün boyunca gece kuşlarından daha çabuk yorulma eğilimindedir.

Dilbilgisi

even though + cümlecik: güçlü bir ödünleme kurmak

Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: Ardından gelen yan cümlecik doğru bir gerçeği verir, ancak bu gerçek sizi farklı bir sonuç beklemeye yöneltebilir. Burada sabah insanları uyandıktan sonra çok enerjiktir, fakat ana cümle daha sonra enerjilerini daha hızlı kaybettiklerini söyler. Even though ifadesinden sonra öznesi ve fiili olan tam bir cümlecik gelir. Şaşırtıcı veya karşıt sonuç ana cümlede yer alır.

Alıştırma

Hangi cümlede even though tam bir cümlecikten önce doğru kullanılmıştır?

  1. Despite the rain was heavy, we played outside.
  2. Even though the heavy rain, we played outside.
  3. Even though the rain was heavy, we played outside.
Cevabı göster

Even though the rain was heavy, we played outside.

Deyimler

Lose steam: enerjiyi veya ivmeyi giderek kaybetmek

Bu cümlede lose steam, gün ilerledikçe giderek daha az enerjik ve daha az verimli olmak anlamına gelir. Sabah insanlarının enerjisinin daha erken azalmasını anlatır; gerçek bir buhar kaçağından söz edilmez. Bu ifade ayrıca bir projenin, kampanyanın, tartışmanın veya etkinliğin ivmesinin ya da coşkusunun giderek azalmasını anlatabilir. Yapı özne + lose steam şeklindedir; lose, zaman yapısına göre lost steam gibi değişebilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “enerjiyi veya ivmeyi giderek kaybetmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The volunteers worked quickly in the morning, but began to ____ after lunch.

Cevabı göster

lose steam

Both sides perform equally well in reaction time tests an hour after waking,

2:01

Uyandıktan bir saat sonra yapılan tepki süresi testlerinde iki taraf da eşit derecede iyi performans gösterir,

but after 10 hours of being awake, night owls perform significantly better.

2:05

ancak on saat uyanık kaldıktan sonra gece kuşları çok daha iyi performans gösterir.

Your inner clock is regulated by many proteins Deyimler

2:09

İç saatiniz birçok protein tarafından düzenlenir;

which are created from various genes in your DNA.

2:11

bu proteinler DNA'nızdaki çeşitli genler tarafından üretilir.

Deyimler

Inner clock: vücudun iç zamanlama sistemi

Inner clock, vücudun iç zamanlama sistemi için kullanılan günlük bir benzetmedir. Burada, kişinin ne zaman uykulu veya uyanık hissettiğini düzenlemeye yardımcı olan biyolojik süreçleri anlatır; cümle, genlerden üretilen proteinlerin bu sistemi düzenlediğini söyler. Bu, fiziksel bir saat değildir ve yalnızca kişinin mevcut saati hissetmesi anlamına gelmez. Daha bilimsel bağlamlarda, yaklaşık 24 saatlik zamanlama mekanizması için circadian clock veya circadian system daha kesindir.

Alıştırma

Bu cümlede inner clock neyi ifade ediyor?

  1. Bir kişinin bakmadan saati tahmin etme becerisi
  2. Vücudun uyku ve uyanıklık zamanlarını belirleyen iç sistemi
  3. Vücudun içinde bulunan fiziksel bir saat
Cevabı göster

Vücudun uyku ve uyanıklık zamanlarını belirleyen iç sistemi

Studies have even shown that a single change

2:14

Araştırmalar, tek bir değişikliğin bile

of the genetic code near a gene called period one

2:16

period one adlı bir genin yakınındaki genetik kodda olması hâlinde

can result in an hour difference in your waking time. Öbek fiiller

2:19

uyanma saatinizde bir saatlik farka yol açabileceğini gösterdi.

Öbek fiiller

result in: bir nedenin sonuç doğurduğunu ifade etmek

Result in, belirli bir sonucu “doğurmak” veya “bir sonuca yol açmak” demektir. Bu cümlede genetik değişiklik nedendir; uyanma saatindeki bir saatlik fark ise sonuçtur. Kalıp neden + result in + sonuç şeklindedir. Sonuç bir isim grubu veya -ing biçimi olabilir: result in delays; result in waking up later. Bu ifade tarafsız ve resmî açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Buzlu yolun kazalara neden olduğu anlamını vermek için result sözcüğünden sonra doğru edatı yazın: The icy road resulted ____ several crashes.

Cevabı göster

in

As crazy as it seems, Dilbilgisi

2:21

Kulağa ne kadar çılgınca gelse de

scientists also found a correlation between these same genes and your time of death. Kalıp ifadeler

2:23

bilim insanları aynı genlerle ölüm saatiniz arasında da bir bağlantı buldu.

Dilbilgisi

As crazy as it seems: bir fikrin şaşırtıcı geldiğini kabul etmek

As crazy as it seems, cümlenin başında kullanılan bir ödünleme ifadesidir. “Bu çılgınca veya inanması zor gelebilir ama” anlamına gelir. Konuşan kişi, ardından gelen iddianın şaşırtıcı geldiğini kabul eder fakat yine de onu gerçek olarak sunar. Buradaki it, ardından gelen iddiayı önceden işaret eder. Crazy, fikrin nasıl gelebileceğini anlatır; bir kişiyi tanımlamaz. Yeniden kullanılabilen kalıp As + adjective + as it seems şeklindedir ve ardından şaşırtıcı ifade gelir.

Alıştırma

As + adjective + as it seems kalıbını surprising ile tamamlayın: ____, this tiny key opens the biggest door in the building.

Cevabı göster

As surprising as it seems

Kalıp ifadeler

a correlation between A and B: A ile B arasındaki korelasyon

a correlation between A and B kalıbında A ve B, değerleri istatistiksel olarak ilişkili olan iki değişkendir. Buradaki iki değişken these same genes ve your time of death ifadeleridir. Korelasyon, değişkenlerin bir şekilde birlikte değiştiğini gösterir; ancak tek başına değişkenlerden birinin diğerine neden olduğunu göstermez. İlk değişkeni between ile tanıtın ve ikinci değişkeni and ile bağlayın.

Alıştırma

Cümleyi a correlation between A and B hedef kalıbıyla tamamlayın: Researchers found ____ daily screen time and sleep quality.

Cevabı göster

a correlation between

The early risers were more likely to die around 11:00 a.m., Dilbilgisi

2:27

Erken kalkanların sabah 11 civarında ölme olasılığı daha yüksekken,

while the night owls were more likely to die before 6:00 p.m.

2:31

gece kuşlarının akşam 6'dan önce ölme olasılığı daha yüksekti.

Dilbilgisi

be more likely to + fiilin yalın hâli: yapma olasılığı daha yüksek olmak

be more likely to + fiilin yalın hâli yapısı, bir olayın gerçekleşme olasılığını karşılaştırır. Olayın bir kişi veya grup için karşılaştırılan gruba göre daha yüksek bir gerçekleşme olasılığı olduğunu belirtir; olayın kesin olduğunu veya insanların çoğunun başına geldiğini göstermez. Cümlede erken kalkanlar ile gece kuşları paralel yapılarla karşılaştırılır: her grubun belirtilen zaman aralığında ölme olasılığı göreceli olarak daha yüksektir. to sonrasındaki fiilin yalın hâli, karşılaştırılan olayı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi be more likely to + base verb hedef yapısıyla tamamlayın: Compared with other commuters, cyclists are ____ arrive on time during heavy traffic.

Cevabı göster

more likely to

What about teenagers you say? Anlatım akışı

2:34

Peki ya ergenler?

It's true, most tend to be night owls due to the hormonal changes during puberty,

2:35

Doğru, ergenlikteki hormonal değişimler yüzünden çoğu gece kuşu olma eğilimindedir,

Anlatım akışı

What about teenagers you say?: hayalî bir dinleyici sorusu

Burada What about teenagers?, konuşmacının dinleyicilerin aklına geleceğini düşündüğü sorudur. Eklenen you say, hayalî bir dinleyici sesi oluşturur; gerçek bir kişinin daha önce söylediği sözleri aktarmıyordur. Bu sayede konuşmacı olası bir soruyu gündeme getirip hemen yanıtlayabilir. Bir açıklamada What about X, you say? kalıbı, tek kişinin yaptığı konuşmayı dinleyiciyle sohbet ediyormuş gibi gösterebilir.

Alıştırma

Konuşmacı bu cümlede you say ile ne yapıyor?

  1. Gençlere konuşmaları için talimat vermek
  2. Dinleyicinin sorabileceği bir soruyu hayal etmek
  3. Belirli bir gencin sözlerini aynen aktarmak
Cevabı göster

Dinleyicinin sorabileceği bir soruyu hayal etmek

but this tends to wane out into your genetic default as you enter adulthood.

2:39

ama yetişkinliğe girdiklerinde bu eğilim azalır ve genetik olarak yatkın oldukları düzene dönerler.

So while there may be some truth to early birds getting the worm, Dilbilgisi

2:43

Yani “erken kalkan kuş solucanı kapar” sözünde biraz gerçeklik payı olsa da

night owls aren't exactly lagging behind in life. Deyimler

2:46

gece kuşları hayatta pek de geride kalmıyor.

They're just lagging behind in time.

2:49

Yalnızca zaman bakımından gerideler.

Dilbilgisi

while there may be some truth to: temkinli kısmi kabul

while there may be some truth to kalıbı, “Bu fikir kısmen doğru olabilir” demektir. Konuşmacının tamamen katıldığı anlamına gelmez. May ve some, kabulün gücünü birlikte azaltır. While, ardından farklı veya sınırlayıcı bir noktanın geleceğini gösterir. Bir fikrin bir bölümünü kabul edip sonra başka bir sonuç vermek istediğinizde while there may be some truth to + isim veya iddia kalıbını kullanın.

Alıştırma

Dersin temkinli kısmi kabul kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____ the idea that practice makes you better, rest is important too.

Cevabı göster

While there may be some truth to

Deyimler

lagging behind in life ... lagging behind in time: tekrara dayalı bir kelime oyunu

Lag behind, bir referans noktasına göre daha yavaş ilerlemek veya geride kalmak demektir. lagging behind in life ifadesinde referans, toplumun beklediği yaşam ilerlemesidir; bu nedenle ifade, başka insanlardan daha az başarılı veya daha az ileride olmayı düşündürür. Sonraki cümle lagging behind sözünü tekrarlar, ancak referansı time olarak değiştirir. Burada yaşamda başarısız olmak değil, gece kuşlarının daha geç işleyen biyolojik saatleri esprili biçimde anlatılır. Aynı kalıbın kullanılıp yalnızca son ismin değiştirilmesi espriyi oluşturur; lag behind tek başına geç yatmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Son bölüm neden komiktir?

  1. lagging behind ifadesini tekrarlar ama anlamı yaşamda ilerlemekten daha geç bir biyolojik saate kaydırır.
  2. Bütün gece kuşlarının saati okuyamadıkları için başarısız olduğunu söyler.
  3. lagging behind ifadesini geç saatlere kadar uyanık kalmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifade olarak kullanır.
Cevabı göster

lagging behind ifadesini tekrarlar ama anlamı yaşamda ilerlemekten daha geç bir biyolojik saate kaydırır.

Don't forget to check out our latest AsapTHOUGHT video

2:51

En yeni AsapTHOUGHT videomuza göz atmayı unutmayın;

where you can participate in a scientific pop music experiment with us.

2:54

orada bizimle birlikte bilimsel bir pop müzik deneyine katılabilirsiniz.

We're finding out what makes songs so catchy in the first place Kalıp ifadeler

2:57

Şarkıları en başta bu kadar akılda kalıcı yapan şeyin ne olduğunu

and if there's an exact science behind it all.

3:00

ve tüm bunların ardında kesin bir bilimsel açıklama olup olmadığını araştırıyoruz.

Kalıp ifadeler

in the first place: temel nedene geri dönmek

Bu cümlede in the first place, what makes songs so catchy bölümüyle bağlantılıdır ve araştırmanın geri kalanından önce yanıtlanması gereken temel soruyu vurgular. Doğal bir yeniden ifade biçimi to begin with, why sorularında ise at all olabilir. İfade, fiziksel bir yeri anlatmak veya birinci maddeyi göstermek yerine düşünce akışını düzenler. Dinleyiciyi sık sık ilk nedene, varsayıma veya karara geri götürür.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kararın ilk nedenini sormak için in the first place ifadesini kullanır?

  1. We met in the first place near the station.
  2. In the first place, wash the vegetables, and then cut them.
  3. Why did you agree to the plan in the first place?
Cevabı göster

Why did you agree to the plan in the first place?

Click on the screen or the link in the description

3:02

Ekrana ya da açıklamadaki bağlantıya tıklayın

and subscribe for more weekly science videos.

3:05

ve her hafta daha fazla bilim videosu için abone olun.