Meşhur JoJo düşünce deneyi - Michael Vazquez ve Sarah Stroud: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Zorbalığı normal kabul ederek yetişen bir diktatörün öyküsü; yetiştirilme biçiminin, kişisel değerlerin, ahlaki yeterliliğin ve değişme fırsatlarının bir kişinin ne ölçüde suçlanması gerektiğini etkileyip etkilemediğine dair felsefi bir tartışma sunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. bear full moral responsibility — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Etik ve hukuk tartışmalarında kullanılan bu resmî eşdizimi öğrenerek bir kişinin yalnızca eyleme karışıp karışmadığını veya ceza alıp almadığını değil, eylemin bütün ahlaki yükünü taşıması gerekip gerekmediğini sorabilirsiniz. 2. does that mean nobody is responsible — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bir sorunun, savı alışılmadık tek bir olaydan herkesi kapsayan geniş bir sonuca taşıyarak nasıl sınadığını fark edin. Bu kalıbı, olası bir çıkarımı henüz kanıtlanmış bir gerçek gibi sunmadan görünür kılmak için kullanabilirsiniz. 3. navigate a moral conundrum. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: navigate fiilinin zor bir etik ikilem üzerinde düşünmeyi belirsiz bir arazide yol bulmaya benzettiğini anlayın. İfadeyi, açıkça doğru bir yanıtı olmayan karmaşık bir çatışmayla başa çıkmayı problem sözcüğünden daha resmî biçimde anlatmak için kullanın.
Bu derste
Jo the 1st is a ruthless dictator who rules his country with an iron fist. Notlar
0:061. Jo, ülkesini demir yumrukla yöneten acımasız bir diktatördür.
Jo the 1st: numaralandırılmış bir dizideki ilk Jo
Jo the 1st, “Jo the First” diye okunur. Burada the 1st, unvan niteliğindeki adın bir parçasıdır: Jo’nun numaralandırılmış bir dizideki ilk kişi olduğunu belirtir ve böylece daha sonra aynı adı taşıyan kişilerden ayrılmasını sağlar. Bir takvim tarihini veya yarışma sonucunu belirtmez. Bir addan sonra the ve bir sıra sayısı geldiğinde bunun bir hükümdarı, ardılı veya özellikle görkemli olması amaçlanmış kurgusal bir unvanı gösterip göstermediğine bakın.
Alıştırma
“Jo the 1st” adında the 1st neyi belirtir?
- Jo’nun bir yarışmada birinci olduğunu söyler.
- Jo’nun numaralandırılmış bir dizideki ilk kişi olduğunu belirtir.
- Bir ayın ilk gününü belirtir.
Cevabı göster
Jo’nun numaralandırılmış bir dizideki ilk kişi olduğunu belirtir.
ruthless dictator: güçlü biçimde olumsuz bir tanım
A ruthless dictator, gücünü kullanırken zalim davranan ve merhamet göstermeyen otoriter bir yöneticidir. Ruthless, kişinin başkalarının acılarını veya haklarını önemsemediği anlamını ekler. Bu ifade çok güçlü bir olumsuz yargı taşır. Yalnızca katı veya talepkâr bir liderden çok daha fazlasını anlatır.
Alıştırma
“a ruthless dictator” ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Katı ama adil, seçimle gelmiş bir lider.
- Karar veremeyen bir yönetici.
- Merhamet göstermeyen zalim ve otoriter bir yönetici.
Cevabı göster
Merhamet göstermeyen zalim ve otoriter bir yönetici.
with an iron fist: sert ve baskıcı yönetim
With an iron fist, insanları çok katı, zorlayıcı ve baskıcı bir şekilde kontrol etmek veya yönetmek anlamına gelen bir deyimdir. Gerçek bir demir yumruk kullanmak anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, diktatörün yönetme biçimini anlatır: İnsanlar ikna oldukları için değil, baskı veya korku yüzünden itaat eder. Daha genel olarak, anlaşmazlığa veya özgürlüğe çok az izin veren bir otoriteyi anlatabilir.
Alıştırma
Jo rules his country with an iron fist cümlesinde with an iron fist ne anlama gelir?
- sakin ve dostça kararlar alarak
- elleriyle çalışarak
- sert ve baskıcı bir kontrol uygulayarak
Cevabı göster
sert ve baskıcı bir kontrol uygulayarak
Whenever he wants something: tekrarlanan tetikleyici
Whenever he wants something, tekrar tekrar gerçekleşebilen bir zaman koşulu başlatır. Anlamı, belirli tek bir anda değil, o ne zaman bir şey istese demektir. Bu yan cümleyi başa almak, önce tetikleyici durumu, sonra da alışılmış sonucu sunar: everyone hurries to appease him. Cümlenin başındaki whenever yan cümlesi ana cümleden virgülle ayrılır.
Alıştırma
Sonuç zil her çaldığında gerçekleşiyor. En uygun kelimeyi seçin: _____ the school bell rings, the students leave the room.
- When
- While
- Whenever
Cevabı göster
Whenever
appease him: taviz vererek onu yatıştırmak
Bu cümlede appease him, onun öfkelenmemesi veya sorun çıkarmaması için ona boyun eğerek onu yatıştırmak ya da memnun etmek demektir. Yalnızca “onu mutlu etmek” anlamına gelmez. Appease çoğu zaman baskı ve taviz anlamı taşır: diğerleri onunla aynı fikirde olmayabilir, ancak daha kötü bir tepkiyi önlemek için harekete geçer.
Alıştırma
Hangi cümlede appease, örnekteki anlamıyla kullanılmıştır?
- The company offered concessions to appease the angry protesters.
- The song pleased the crowd at the festival.
- She comforted her friend after the bad news.
Cevabı göster
The company offered concessions to appease the angry protesters.
And since complainers are permanently banished, Dilbilgisi
0:17Ve şikayet edenler kalıcı olarak sürgün edildiğinden,
Jo's terrified servants treat his every whim as a wise and noble decision. Notlar
0:20Jo'nun dehşete düşmüş hizmetkarları onun her hevesine bilgece ve asil bir kararmış gibi davranır.
since complainers are permanently banished: neden bildiren since ve edilgen yapı
Burada since bir neden bildirir: şikâyet edenler kalıcı olarak sürgün edilir. “Geçmişteki bir zamandan beri” anlamına gelmez. Are permanently banished ifadesindeki edilgen yapı, complainers sözcüğünü cezayı alan kişiler olarak öne çıkarır. Cümle onları kimin sürgün ettiğini belirtmez; permanently ise uzaklaştırmanın planlanmış bir sonu olmadığını gösterir.
Alıştırma
Başlangıçtaki yan cümlenin doğru çözümlemesi hangisidir?
- Bir karşıtlık bildirir ve cezanın geçici olduğunu söyler.
- Bir neden bildirir ve şikâyet edenlerin başına ne geldiğine odaklanır.
- Bir başlangıç zamanı belirtir ve şikâyet edenlerin başka insanları sürgün ettiğini söyler.
Cevabı göster
Bir neden bildirir ve şikâyet edenlerin başına ne geldiğine odaklanır.
Onun her kaprisini bilgece ve asil bir karar olarak görmek
treat X as Y yapısında treat, ‘X’i Y olarak görmek veya Y muamelesi yapmak anlamına gelir. X, birinin karşılık verdiği şeydir; Y ise X’e verdiği statü, kategori ya da değerlendirmedir. Bu yapı X’in nasıl görüldüğünü veya ele alındığını gösterir; X’in gerçekten Y olduğunu söylemez. Burada hizmetkârlar Jo’nun her kaprisini bilgece ve asil bir karar olarak sunuyor. Jo’dan korktukları için bu ifade adil bir değerlendirmeden çok, korkudan kaynaklanan abartılı övgüyü ima eder.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayın: They treat every delay ____ a disaster.
Cevabı göster
as
Every whim: onun her kaprisi
Whim, genellikle kişinin düşünmeden ya da kendi keyfine göre istediği ani ve keyfî bir arzuyu veya isteği anlatır. His every whim ifadesinde every, tekil isim olan whim’i belirler ve onun dürtüsel isteklerinin her birinin dahil olduğunu vurgular. Burada Jo’nun isteklerine whims denmesi, bunları üzerinde dikkatle düşünülmüş planlar veya gerekli emirler olarak değil, mantıksız seçimler olarak sunar. Hizmetkârların korkusu, hepsini kabul etmelerini abartılı gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede every whim ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- her resmî talimat
- özenle planlanmış her hedef
- ani ve kaprisli her arzu
Cevabı göster
ani ve kaprisli her arzu
To most onlookers, ...: Dışarıdan bir bakış açısını belirtmek
To most onlookers cümlenin başında yer alarak sonraki değerlendirmenin kimin bakış açısından yapıldığını belirtir. Anlamı “dışarıdan izleyen insanların çoğuna göre”dir; izleyicilerin bir yere doğru hareket ettiğini anlatmaz. Bu ifade önce değerlendirmenin kaynağını, sonra da bu kişilerin yönetimi nasıl gördüğünü sunar. Bu nedenle cruel and unjust gözlemcilerin yargısıdır; herkes için tartışmasız nesnel bir gerçek olarak sunulmaz.
Alıştırma
Cümlenin başındaki To most onlookers ifadesi hangi işlevi görür?
- İzleyicilerin nereye gittiğini anlatmak
- İzleyicilerin yönetimi kontrol ettiğini göstermek
- Yargıyı dışarıdaki gözlemcilerin çoğunun görüşü olarak çerçevelemek
Cevabı göster
Yargıyı dışarıdaki gözlemcilerin çoğunun görüşü olarak çerçevelemek
But his beloved son JoJo doesn't see any issues. Kalıp ifadeler
0:30Ancak çok sevdiği oğlu JoJo hiçbir sorun görmemektedir.
doesn't see any issues: Kişisel bir değerlendirme ifade etmek
doesn't see any issues, kişinin herhangi bir sorun fark etmediği, kabul etmediği veya sorun olduğuna karar vermediği anlamına gelir. Buradaki see yalnızca gözlerle görmeyi değil, bir durumu anlamayı veya değerlendirmeyi anlatır. doesn't ... any olumsuz yapısı, o kişiye göre hiçbir sorunun görünür olmadığını belirtir. Bu, kişinin değerlendirmesini aktarır; durumun nesnel olarak tamamen sorunsuz olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
doesn't see any issues burada ne anlama gelir? The manager doesn't see any issues with the new schedule.
- Yönetici programı fiziksel olarak göremiyor.
- Yönetici programa hiç bakmadı.
- Yönetici programda herhangi bir sorun tespit etmiyor.
Cevabı göster
Yönetici programda herhangi bir sorun tespit etmiyor.
and he never witnesses any fear from Jo's subjects or violence against them. Kelime
0:37ve Jo'nun tebaasında herhangi bir korkuya ya da onlara yönelik bir şiddete asla tanık olmaz.
all JoJo's ever known: deneyiminin sınırı
all JoJo's ever known, JoJo'nun o ana kadar bildiği tek hayat anlamına gelir. JoJo's, JoJo has ifadesinin kısaltmasıdır; all ise bu hayatın onun bütün deneyim alanını oluşturduğunu gösterir. Ever, zaman aralığını o ana kadarki tüm yaşamına yayar. Bu yapı çoğu zaman kişinin karşılaştırabileceği farklı bir deneyimi olmadığını gösterir; gelecek zamana gönderme yapmaz.
Alıştırma
all ... has ever known yapısını tamamlayın: Island life is all she has ____ known.
Cevabı göster
ever
never witnesses any fear: doğrudan gözlem anlamındaki witness
never witnesses any fear, onun hiçbir korku belirtisini veya kanıtını doğrudan gözlemlemediği anlamına gelir. Burada witness bir fiildir; kanıt sunan kişiyi belirten isim değildir. Fiil olarak witness, bir kişiyi olayın veya olgunun gözlemcisi olarak sunar. See fiiline göre daha resmî ve olay odaklıdır. Cümle yalnızca onun neyi gözlemlemediğini bildirir; korkunun var olmadığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle, ciddi bir olayın doğrudan gözlemlendiğini vurgulamak için witness fiilini en uygun biçimde kullanır?
- Several residents watched the bridge lights for an hour.
- Several residents saw a bridge in the distance.
- Several residents witnessed the bridge collapse.
Cevabı göster
Several residents witnessed the bridge collapse.
All JoJo sees is ...: birinin fark ettiği şeyi sınırlandırmak
All JoJo sees is ... ifadesi “JoJo'nun fark ettiği tek şey ...” anlamına gelir. All JoJo sees ifadesinin tamamı öznedir; is ise onun görüş alanını dolduran içeriği tanıtır. Burada bu kalıp gücü, itaati ve övgüyü sıralamaktan fazlasını yapar. JoJo'nun bakış açısını sınırlı gösterir: JoJo bu dış belirtileri fark ederken babasının yönetiminin diğer yönlerini kaçırır. Başka durumlarda da kullanılabilen All + özne + sees + is ... kalıbı, dar veya seçici bir dikkati sık sık vurgular.
Alıştırma
Maya'yı özne olarak kullanıp cümleyi All + özne + sees + is kalıbıyla tamamlayın: ____ the price, not the product's quality.
Cevabı göster
All Maya sees is
After spending his entire childhood in the castle, Dilbilgisi
0:51Tüm çocukluğunu şatoda geçirdikten sonra,
JoJo grows up to inherit his father's role and his style of rule. Notlar
0:54JoJo büyür ve babasının rolünü ve yönetim tarzını miras alır.
After spending his entire childhood ...: önceki olayı arka plan olarak vermek
After spending his entire childhood ... cümlenin başında kullanılan bir zaman ifadesidir. After, uzun deneyimin ana olaydan önce gerçekleştiğini gösterir; spending ise burada para harcamak değil, “bir zaman dilimini geçirmek” anlamındadır. -ing ifadesi kendi öznesini belirtmez. Bu nedenle öznesinin, ana cümlenin öznesi olan JoJo olduğu anlaşılır. İki eylemi de aynı kişi veya şey gerçekleştiriyorsa ve önceki deneyimi arka plana yerleştirmek istiyorsanız After + -ing ifadesi, ana cümle yapısını kullanın.
Alıştırma
Cümleyi spend fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: After ____ a year in Canada, Leo understood local jokes better.
Cevabı göster
spending
grow up to inherit: büyüyünce sonunda miras almak
grows up to inherit ifadesindeki grow up to + fiilin yalın hâli, çocukluk veya gençlik dönemini yetişkinlikte daha sonra gerçekleşen bir olayla bağlar. Burada miras alma, JoJo'nun yaşamındaki nihai sonuç olarak sunulur. Buradaki to inherit, onun neden büyüdüğünü ifade etmez. Büyüdükten sonra sonunda ne yaptığını anlatır ve çoğunlukla biyografik bir yaşam öyküsü havası taşır.
Alıştırma
“Maya grew up to run her family's restaurant,” cümlesinde grew up to run ne anlama gelir?
- Restoranı işletmek, onun yetişkinlikte ulaştığı nihai sonuçtu.
- Çocukluğu boyunca restoranı düzenli olarak işletti.
- Büyümesinin amacı restoranı işletmekti.
Cevabı göster
Restoranı işletmek, onun yetişkinlikte ulaştığı nihai sonuçtu.
his style of rule: onun yönetme biçimi
his style of rule ifadesinde rule, bir ülke veya grup üzerinde güç ya da denetim uygulamak anlamına gelen bir isimdir. İfadenin tamamı, yazılı bir kuralın görünüşünü değil, kişinin kendine özgü yönetme biçimini anlatır. Bu cümlede JoJo bu tarzı babasının rolüyle birlikte devraldığı için ifade, babasının gücü kullanma biçimine gönderme yapar.
Alıştırma
“The history course examines the queen's style of rule,” cümlesinde style of rule ne anlama gelir?
- yönetmeliklerinin biçimlendirilme şekli
- uyması gereken yönetmelikler
- onun yönetme biçimi
Cevabı göster
onun yönetme biçimi
it's clear that JoJo's actions are wrong. Kalıp ifadeler
1:01JoJo'nun eylemlerinin de yanlış olduğu açıktır.
just as with: aynı düşünceyi başka bir duruma uygulamak
Just as with + isim öbeği, daha önce sözü edilen bir durumu karşılaştırma noktası olarak sunar. Ana cümledeki düşüncenin yeni duruma da aynı biçimde uygulandığını gösterir. Burada I. Jo karşılaştırılan durumdur; ana cümle ise JoJo hakkındaki yargıyı verir. Bu ifade, önceki yargıyı bütünüyle tekrarlamadan iki durumu birbirine bağlar.
Alıştırma
Just as with ifadesindeki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: Just as ____ the first rehearsal, the second rehearsal ran late.
Cevabı göster
with
it's clear that: güçlü bir sonuç sunmak
It's clear that + yan cümle, yan cümlenin içeriğini açık ya da güçlü biçimde desteklenen bir sonuç olarak sunar. It hazırlayıcı öznedir; yargının asıl içeriğini that ile başlayan yan cümle taşır. Bu cümledeki yargı JoJo's actions are wrong ifadesidir. Bu kalıp, konuşanın bu noktayı belirsiz değil, kesinleşmiş olarak gördüğünü belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, sonucunu açık ve son derece kesin olarak sunuyor?
- I wonder whether the plan needs more work.
- It seems that the plan needs more work.
- It's clear that the plan needs more work.
Cevabı göster
It's clear that the plan needs more work.
But his case raises a question about morality Kalıp ifadeler
1:05Ancak onun durumu ahlak hakkında bir soruyu gündeme getirir
that can also shed light on less extreme cases. Deyimler
1:08ve bu soru daha az aşırı durumlara da ışık tutabilir.
raises a question about morality: ahlakla ilgili bir soru ortaya çıkarmak
Bu cümlede raises a question about morality, vakanın doğru ve yanlışla ilgili bir konuyu tartışmaya değer hâle getirdiği anlamına gelir. Özne his case olduğu için birinin soruyu yüksek sesle sorması gerekmez. X raises a question about Y kalıbı, Y'yi X'in belirsizleştirdiği veya incelenmesi önemli hâle getirdiği bir konu olarak sunar.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The discovery ____ the safety of the water supply.
Cevabı göster
raises a question about
shed light on: açıklığa kavuşturmak
Bu cümlede shed light on, daha az uç vakaların anlaşılmasını kolaylaştırmak anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır: özne fiziksel ışık değil, bilgi veya kavrayış sağlar. X sheds light on Y kalıbı, X'in Y'yi açıklığa kavuşturduğunu veya Y hakkında yararlı ipuçları verdiğini anlatır. Y'nin tamamen açıklandığı veya kanıtlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new evidence may ____ the cause of the power failure.
Cevabı göster
shed light on
Given JoJo's unusual upbringing, Dilbilgisi
1:12JoJo'nun alışılmadık yetiştiriliş tarzı göz önüne alındığında,
does he bear full moral responsibility for his actions? Kalıp ifadeler
1:14eylemlerinin tüm ahlaki sorumluluğunu taşıyor mu?
Öncül bildiren Given + isim öbeği
Cümle başında Given + isim öbeği, “...göz önüne alındığında” veya “...dikkate alındığında” anlamına gelir. Burada Given JoJo's unusual upbringing, bu geçmişi sonraki sorunun öncülü olarak sunar; birinin ona böyle bir yetiştirilme tarzı “verdiği” anlamına gelmez. Bu yapı, bilinen hangi gerçeğin bir yargıyı etkilemesi gerektiğini gösterir. İlgili bağlamı sunar ancak bu bağlamın sonucu doğrudan meydana getirdiğini tek başına ileri sürmez.
Alıştırma
Cümleyi Given + belirtilen isim öbeğiyle tamamlayın. Şiddetli hava koşulları uyarısı var: ____, we should postpone the outdoor concert.
Cevabı göster
Given the severe weather warning
bear full moral responsibility: tüm ahlaki sorumluluğu taşımak
bear full moral responsibility ifadesinde bear, hayvan olan “ayı” değil, “üstlenmek” veya “sorumlu olmak” anlamındaki bir fiildir. İfade, yaptığı şey için tüm etik sorumluluğun ona yüklenip yüklenmemesi gerektiğini sorar. Full dereceyi belirtir: tam sorumluluğu azaltılmış veya paylaşılan sorumluluktan ayırır. Moral ise yargının türünü gösterir; ahlaki sorumluluk otomatik olarak hukuki sorumlulukla aynı değildir.
Alıştırma
Cümleyi “tüm etik sorumluluğa sahip olmak” anlamındaki resmî eşdizimle tamamlayın: The leaders who knowingly hid the danger ____ for the harm.
Cevabı göster
bear full moral responsibility
Philosophers Gary Watson and Harry Frankfurt would say yes. Ton ve niyet
1:19Filozoflar Gary Watson ve Harry Frankfurt evet derdi.
would say yes: birinin muhtemel cevabını ihtiyatla çıkarma
Bu cümlede would say yes, konuşanın Watson ve Frankfurt'un felsefi görüşlerine dayanarak önceki soruya olumlu cevap verecekleri sonucuna vardığını gösterir. Bu, onların tutumuna ilişkin bir çıkarımdır; doğrudan alıntı ya da kesinlikle kullandıkları sözlerin aktarımı değildir. would'un bu kullanımı, örtük bir koşul altında muhtemel bir cevabı sunar: kendilerine bu soru sorulsaydı veya teorileri bu soruya uygulansaydı. Böylece bir başkasının görüşü belirli bir ihtiyatla özetlenebilir.
Alıştırma
Bu cümlede would say yes ne anlama geliyor?
- Konuşan, teorilerinin onları evet cevabına götüreceği çıkarımını yapıyor.
- Geçmişte tekrar tekrar evet dediler.
- Evet dedikleri sözler doğrudan alıntılanıyor.
Cevabı göster
Konuşan, teorilerinin onları evet cevabına götüreceği çıkarımını yapıyor.
According to: bir iddianın kaynağını belirtme
According to, ardından gelen bilginin kaynağını veya çerçevesini tanıtır. Burada their deep self view, sonraki iddianın otomatik olarak anlatıcının kendi iddiası değil, Watson ve Frankfurt'un teorisinin bir parçası olarak sunulduğunu gösterir. according to + kaynak kalıbı, atfedilen görüşü yazarın değerlendirmesinden ayırarak bir argümanı düzenlemeye yardımcı olur. Kaynak belirtir; tek başına onaylama veya doğrudan alıntı anlamına gelmez.
Alıştırma
According to their deep self view argümanda ne işe yarıyor?
- Anlatıcının teoriye katıldığını kanıtlar.
- Sözleri doğrudan alıntı olarak işaretler.
- Ardından gelen iddiayı o teoriye atfeder.
Cevabı göster
Ardından gelen iddiayı o teoriye atfeder.
Felsefi bir terim olarak deep self view
Deep self view, ahlaki sorumluluğu açıklayan felsefi bir yaklaşımın adıdır. Bu cümlede their, Watson ve Frankfurt’a gönderme yapar; bu düşünürler sorumluluğu, kişinin kimliğini belirleyen değer ve bağlılıkları ifade eden eylemlerle ilişkilendirir. Deep self tek bir kavram olarak anlaşılmalıdır. Buradaki deep, kişinin gerçekte kim olduğunun merkezinde yer alan şey demektir; fiziksel bir derinlik ya da yalnızca yoğunluk anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede deep self view ne anlama geliyor?
- Bir kişinin kendisi hakkında olağanüstü ölçüde düşünülmüş kişisel görüşü
- Vücudun derinlerinde bulunan bir bölümle ilgili tıbbi bir görüş
- Sorumluluğu kişinin en derin değerleri ve bağlılıklarıyla ilişkilendiren felsefi bir yaklaşım
Cevabı göster
Sorumluluğu kişinin en derin değerleri ve bağlılıklarıyla ilişkilendiren felsefi bir yaklaşım
people are morally responsible for actions that stem from their true self, Kalıp ifadeler
1:27insanlar gerçek benliklerinden kaynaklanan,
be morally responsible for actions: eylemlerden ahlaken sorumlu olmak
To be morally responsible for an action ifadesi, o eylemin ahlaki övgü ya da kınama için haklı bir temel olabileceği anlamına gelir. Morally sorumluluğun türünü belirtir; for ise sorumluluğun yüklendiği eylem veya sonucu tanıtır. Tekrar kullanılabilecek kalıp be morally responsible for + isim veya -ing biçimidir. Yalnızca “sorumlu davranmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: A person can be ____ harm they intentionally cause.
Cevabı göster
morally responsible for
stem from their true self: gerçek benliklerinden kaynaklanmak
Burada stem from, “kaynaklanmak” veya “kökenini bir şeyden almak” anlamına gelir; stem burada fiildir, bitkinin gövdesini ifade eden isim değildir. that stem from their true self ilgi cümleciği, hangi eylemlerden söz edildiğini belirtir. Their true self, dış baskıdan ziyade kişinin temel değerlerini ve içten bağlılıklarını ifade eder. Bu ifade, eylemlerin kişinin derinden savunduğu şeylerden doğduğunu anlatır.
Alıştırma
“Many errors stem from unclear instructions,” cümlesinde stem from ne anlama gelir?
- saklanmak
- kaynaklanmak
- sona erdirmek
Cevabı göster
kaynaklanmak
meaning actions that reflect their deepest values and commitments. Kalıp ifadeler
1:33yani en derin değerlerini ve bağlılıklarını yansıtan eylemlerden ahlaki olarak sorumludurlar.
deepest values and commitments: en derin değerler ve bağlılıklar
Bu ifadede values, bir kişinin önemli olduğuna inandığı ilkeleri; commitments ise kişinin zaman içinde kendini adadığı insanları, davaları, görevleri veya hedefleri ifade eder. Deepest yalnızca “çok güçlü” değil, “en merkezi” anlamındadır. reflect fiilinin nesnesi olan deepest values and commitments, eylemlerin gösterdiği içsel ölçütleri belirtir. Bu ikili, kişinin inandığı şeylerle bağlı kalmaya devam ettiği şeyleri bir araya getirir.
Alıştırma
“Her choice reflected her deepest values and commitments,” cümlesinde deepest values and commitments ifadesini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?
- bir kişinin en pahalı eşyaları ve takvimindeki randevuları
- bir kişinin en merkezî ilkeleri ve uzun vadeli bağlılıkları veya sorumlulukları
- bir kişinin en güçlü duyguları ve en yeni planları
Cevabı göster
bir kişinin en merkezî ilkeleri ve uzun vadeli bağlılıkları veya sorumlulukları
They believe people are less morally responsible for actions performed under the influence of external forces, Kalıp ifadeler
1:37İnsanların dış güçlerin etkisi altında gerçekleştirilen eylemlerden,
under the influence of external forces: dış güçlerin etkisi altında
under the influence of external forces, dış güçler bir kişinin seçimlerini veya muhakemesini etkilerken bir eylemin gerçekleştiğini anlatır. Buradaki external forces baskı, tehdit, uyuşturucu veya kişinin özerkliğini azaltan başka koşullar olabilir. Bu ifade actions performed söz öbeğini niteleyen bir koşul belirtir. Eylemin kişinin tamamen özgür seçimini yansıtmayabileceğini ve bu nedenle ahlaki sorumluluğun daha düşük değerlendirilebileceğini açıklar.
Alıştırma
They believe people are less morally responsible for actions performed under the influence of external forces cümlesinde vurgulanan ifade esas olarak neyi anlatıyor?
- Eylemler kesinlikle ahlaken doğruydu
- Bu kişiler dış otoriteler tarafından beğeniliyordu
- Eylemler tamamen gönüllü olmayabilir
Cevabı göster
Eylemler tamamen gönüllü olmayabilir
such as committing a crime under duress or while intoxicated. Notlar
1:44örneğin baskı altında veya sarhoşken suç işlemek gibi durumlardan daha az ahlaki olarak sorumlu olduğuna inanırlar.
such as + example phrase: örnekleri tanıtmak
Such as, hemen önce söylenen genel bir düşünceye ilişkin bir veya daha fazla örnek sunar. Bu cümlede external forces gibi geniş bir düşünceyi, baskı altında suç işlemek veya sarhoş olmak gibi sonraki belirli durumlarla ilişkilendirir. Yapı such as + isim öbeği veya -ing öbeğidir. Sonraki öğelerin örnek olduğunu, tam bir liste ya da yeni bir ana sonuç olmadığını gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede örnekleri doğru şekilde tanıtan ifadeyi seçin: Several hobbies, _____ painting and cycling, can help reduce stress.
- because of
- instead of
- such as
Cevabı göster
such as
under duress: tehdit veya zorlama nedeniyle hareket etmek
Bu cümlede under duress, kişinin seçim özgürlüğünü sınırlayan bir tehdit veya ciddi zorlama nedeniyle hareket etmesi demektir. Sıradan bir baskı ya da stres anlamına gelmez. Bu edat öbeği committing a crime ifadesini niteler ve eylemin gerçekleştiği koşulları açıklar. Hukuki veya ahlaki değerlendirmelerde bu koşul, sorumluluk ya da bir kararın geçerliliği incelenirken önemli olabilir.
Alıştırma
'Bir tehdit veya ciddi zorlama nedeniyle' anlamına gelen resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The witness said he signed the false statement ____.
Cevabı göster
under duress
while intoxicated: resmî ve kısaltılmış bir zaman yan cümlesi
While intoxicated, 'kişinin sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olduğu süre boyunca', yani alkol ya da uyuşturucunun kişinin normal muhakeme veya kontrol yetisini etkilediği sırada anlamına gelir. Bu, while ile kurulan kısaltılmış bir yan cümledir: özne ve be fiilinin bir biçimi, committing a crime eylemini yapan kişiden anlaşıldığı için çıkarılır. Burada while intoxicated, eylem gerçekleştiğinde kişinin durumunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi while ve 'alkol veya uyuşturucu etkisinde' anlamına gelen resmî sıfatla tamamlayın: The safety rules forbid employees from driving company vehicles ____.
Cevabı göster
while intoxicated
no such excuse: daha önce belirtilen bir türe gönderme
no such excuse ifadesinde such, daha önce sözü edilen ya da bağlamdan anlaşılan bir mazeret türüne gönderme yapar. İfade, yalnızca “hiç mazereti yok” değil, “o türden bir mazereti yok” demektir. no such + isim yapısı, daha önce açıklanan türü bütün ayrıntılarıyla tekrarlamadan reddetmeyi sağlar. Buradaki but, bu tür bir mazereti olabilecek kişilerle böyle bir mazereti olmayan JoJo arasında karşıtlık kurar.
Alıştırma
Cümleyi “o türden bir mazereti yok” anlamındaki vurgulanan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Some runners were delayed by the road closure, but Eva had ____ excuse for arriving late.
Cevabı göster
no such
the product of his values: bir kaynak tarafından şekillendirilen soyut sonuç
the product of his values ifadesinde product soyut anlamda kullanılır. Satılmak üzere üretilmiş bir nesneyi değil, kişinin değerleri tarafından oluşturulmuş veya şekillendirilmiş bir sonucu ifade eder. be the product of + kaynak yapısı; bir davranışın, niteliğin, durumun veya düşüncenin nereden geldiğini açıklar. Genellikle yalnızca tek ve anlık bir nedeni değil, zaman içindeki şekillenme sürecini de ima eder.
Alıştırma
Cümleyi “tarafından oluşturulan sonuç” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Her calm response is ____ years of training.
Cevabı göster
the product of
and as such, deep self theorists would argue that he's responsible for them. Anlatım akışı
1:56ve bu nedenle, derin benlik kuramcıları onun bunlardan sorumlu olduğunu iddia edeceklerdir.
as such: önceki bir iddiayı sonucuna bağlamak
Bu cümlede as such, hemen önce ortaya konan duruma geri gönderme yapar ve sonraki iddiayı bunun bir sonucu olarak sunar: derin benlik kuramcıları bu nedenle onu sorumlu sayacaktır. Bir söylem bağlayıcısı olarak dinleyiciye, sonraki yan cümleyi ayrı bir nokta olarak değil, önceki açıklamadan çıkan bir sonuç olarak değerlendirmesi gerektiğini gösterir.
Alıştırma
As such ifadesinin şu cümledeki görevini en iyi hangi seçenek açıklar: The device is still under warranty, and as such, the repair is free?
- Garantinin neden hâlâ var olduğunu açıklar.
- Onarımın garantiyle karşıtlık oluşturduğunu gösterir.
- Garanti durumunu bunun sonucundaki ücretsiz onarıma bağlar.
Cevabı göster
Garanti durumunu bunun sonucundaki ücretsiz onarıma bağlar.
what if: varsayımsal bir itiraz ortaya atmak
What if + yan cümle, dinleyiciden olası bir koşulu hayal etmesini ve ardından ne olacağını düşünmesini ister. Burada But what if ..., önceki sonucu zayıflatabilecek veya sorgulayabilecek bir durum ortaya atar. Bu yapı, koşulun doğru olduğunu iddia etmez. Söylemdeki görevi, bir koşulu değiştirerek bir iddiayı, planı veya varsayımı sınamaktır.
Alıştırma
“Bu olursa sonra ne olacak?” anlamındaki standart iki sözcüklü soru başlangıcını kullanarak tamamlayın: ____ the last train is canceled?
Cevabı göster
What if
have been compromised?: JoJo'nun değerleri zarar görmüş olabilir mi
Bu soruda have been compromised, JoJo'nun değerlerinin zarar görmüş, çarpıtılmış veya artık güvenilirliğini yitirmiş olabileceği anlamına gelir. Buradaki compromise, bir pazarlıkta uzlaşmak anlamında değildir. have been compromised, present perfect zamanının edilgen yapısıdır: have been geçmişteki bir değişikliği bugüne bağlar; edilgen yapı ise zarara kimin yol açtığından çok etkilenen değerlere odaklanır. What if bunun kesinleşmiş bir gerçek değil, değerlendirilen bir olasılık olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bu soruda have been compromised ifadesinin en yakın anlamı hangisidir?
- karşılıklı tavizlerle anlaşmaya varmış
- zarar görmüş veya daha az güvenilir hâle gelmiş
- tamamen değişmeden kalmış
Cevabı göster
zarar görmüş veya daha az güvenilir hâle gelmiş
but he was raised in a very atypical environment. Kelime
2:08ancak çok atipik bir ortamda büyütüldü.
might be a monster, but: bir yargıyı kabul edip sonra sınırlamak
might be ..., but ... bir tavizli karşıtlık yapısıdır. İlk bölümde olası veya daha önce dile getirilmiş olumsuz bir yargı kabul edilir; but ise bu yargıyı sınırlayan, niteleyen veya daha karmaşık hâle getiren bilgiyi getirir. Burada might, monster etiketini kesin bir gerçek değil, bir olasılık olarak sunar. Konuşan kişi JoJo'yu mutlaka mazur göstermiyor. Onun alışılmadık yetişme ortamı, JoJo'yu nasıl anlayıp değerlendirmemiz gerektiğini etkileyebilecek bir bağlam olarak veriliyor; bu nedenle cümle, onu tek bir etiketle açıklamaya karşı çıkar.
Alıştırma
Bir noktayı kabul edip ardından onu sınırlamak için might be ..., but ... yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The route might be longer, but it is safer at night.
- The route might be longer, because it is safer at night.
- The route might be longer, so it is safer at night.
Cevabı göster
The route might be longer, but it is safer at night.
a very atypical environment: çok sıra dışı bir ortam
An atypical environment, olağan veya tipik kabul edilen örüntüden belirgin biçimde farklı bir ortamdır. Burada onun yetiştirildiği çevreyi ve koşulları anlatır; very, bu ortamın normdan ne kadar uzak olduğunu vurgular. Atypical nispeten resmî ve analitik bir sözcüktür. Ortamı alışılmadık olarak sınıflandırır, ancak tek başına onun kötü veya zararlı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümledeki a very atypical environment ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Mutlaka tehlikeli ve zararlı bir ortam
- Olağan örüntüden büyük ölçüde farklı bir ortam
- Tamamen sıradan bir ortam
Cevabı göster
Olağan örüntüden büyük ölçüde farklı bir ortam
as someone who had a normal childhood and then became a cruel dictator?
2:14normal bir çocukluk geçirip sonradan zalim bir diktatöre dönüşen biri kadar mı sorumlu?
just as responsible ... as someone: başka biriyle aynı derecede sorumlu olmak
Just as + sıfat + as, derecelerin eşit olduğunu gösteren bir karşılaştırma kurar. Cümle, onun normal bir çocukluk geçirip daha sonra acımasız bir diktatöre dönüşen biriyle aynı derecede sorumlu olup olmadığını sorar; really soruya daha kuşkulu veya itiraz eden bir ton verir. Karşılaştırmanın iskeleti just as responsible ... as someone şeklindedir. for his crimes, neden sorumlu olduğunu belirterek responsible sözcüğünü tamamlar; ikinci as ise karşılaştırılan kişiyi tanıtır. İskeletin arasına başka sözcükler girebilir, bu yüzden iki as kullanımını da bulun.
Alıştırma
Eşitlik karşılaştırmasını gerekli iki sözcükle tamamlayın: Maya is just ____ responsible for the delay ____ her supervisor.
Cevabı göster
as · as
And if JoJo isn't to blame for who he is, Kalıp ifadeler
2:20Ve eğer JoJo kim olduğu konusunda suçlanmayacaksa,
how can we blame him for what he does? Anlatım akışı
2:23yaptığı şeyler için onu nasıl suçlayabiliriz?
isn't to blame for who he is: olduğu kişi olduğu için suçlanmamak
Be to blame for, bir şeyden sorumlu olmayı veya o şey yüzünden suçlanmayı hak etmeyi anlatır. Olumsuz biçim isn't to blame for, ardından gelen şey için kişiye sorumluluk yüklenmemesi gerektiğini belirtir. Buradaki who he is bir isim cümleciğidir; “onun nasıl biri olduğu” anlamına gelir, adını sormaz. Bu cümlede anlam, JoJo'nun olduğu kişi olduğu için suçlanmaması gerektiğidir.
Alıştırma
Bu cümlede isn't to blame for who he is ne anlama geliyor?
- Yaptıklarının sorumluluğunu kabul etmeyi reddediyor.
- Nasıl bir insan olduğunu bilmiyor.
- Olduğu kişi haline gelmesinden sorumlu tutulmamalı.
Cevabı göster
Olduğu kişi haline gelmesinden sorumlu tutulmamalı.
how can we blame him for what he does?: retorik soruyla suçlamanın haklılığını sorgulamak
How can we blame him for what he does? retorik bir sorudur; onu suçlamanın yöntemini sormaz. Buradaki how can ...? onu suçlamanın gerekçesini sorgular ve kabaca “Onu hangi gerekçeyle suçlayabiliriz?” anlamına gelir. Bu akıl yürütmede soru, önceki önermeyi onun eylemleriyle ilgili bir sorgulamaya dönüştürür: olduğu kişi olduğu için suçlanmamalıysa, şimdi yaptıkları yüzünden neden suçlanmalıdır? Dinleyeni, onu suçlamanın haklı olmayabileceği sonucuna yöneltir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Bu cümlede How can we blame him for what he does? onu suçlamanın en iyi yolunu soran tarafsız bir sorudur.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
invented JoJo's case: felsefi bir örnek oluşturmak
Burada invented, “tartışmak üzere tasarladı veya oluşturdu” anlamındadır; JoJo's case ise JoJo hakkındaki varsayımsal örneği ifade eder. Felsefede a case, bir düşünceyi sınamak için kullanılan durumdur; bir eşya kabı veya bu bağlamda bir dava değildir. Bu ifade, Susan Wolf'un bu örneği ortaya atan filozof olduğunu belirtir. Daha genel olarak invent a case, analiz için hayali bir durum oluşturmak anlamına gelebilir.
Alıştırma
'The philosopher invented a case to test the theory,' İngilizce cümlesinde invented a case ne anlama gelir?
- gerçek bir dava süreci başlattı
- tartışmak için varsayımsal bir örnek oluşturdu
- fiziksel bir kap üretti
Cevabı göster
tartışmak için varsayımsal bir örnek oluşturdu
Wolf believes that even though JoJo's actions do reflect his deep self, Dilbilgisi
2:33Wolf, JoJo'nun eylemleri derin benliğini yansıtsa da,
even though: zıt ana noktadan önce bir gerçeği kabul etmek
Even though bir ödünleme yan cümlesi başlatır. Dinleyiciye, “Bu gerçeği kabul ediyorum, ancak ana noktayı bu belirlemez,” mesajını verir. Burada Wolf, JoJo'nun eylemlerinin onun derin benliğini gerçekten yansıttığını kabul eder; cümle, farklı yönde ilerleyen başka bir koşula veya sonuca hazırlık yapar. even though sonrasındaki bilgi arka plana alınırken ana cümle konuşanın temel iddiasını taşır. Yaygın yapı even though + yan cümle, ana cümle şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi “... olduğu gerçeğine rağmen” anlamındaki iki sözcüklü bağlaçla tamamlayın: ____ the road was icy, the bus arrived safely.
Cevabı göster
Even though
do reflect: olumlu cümlede vurgulu do
do reflect ifadesinde do, vurgu amacıyla kullanılan bir yardımcı fiildir. Olumlu iddiayı güçlendirir: davranışlar onun derin benliğini gerçekten yansıtır. Do ayrı bir eylem anlatmaz ve ardından reflect yalın fiil biçiminde kalır. Buradaki vurgu, cümle ilerlemeden önce bir noktayı kabul eder: konuşan kişi davranışların derin benliği yansıttığını kabul ederken başka bir şeyin de dikkate alınması gerektiğini savunur. Bu yapı, şüphe edilen veya yalnızca kısmen kabul edilen bir noktayı açıkça doğrulayabilir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu do ile tamamlayarak iddiayı güçlü biçimde doğrulayın: The evidence ____ support your conclusion.
Cevabı göster
does
we also need to consider how someone's deep self came to be. Öbek fiiller
2:42birinin derin benliğinin nasıl ortaya çıktığını da göz önünde bulundurmamız gerektiğine inanır.
came to be: bir şeyin nasıl oluştuğu
how someone's deep self came to be ifadesindeki came to be, “gelişip bugünkü biçimini aldı” anlamına gelir. Bu ifade yalnızca durumun kendisine değil, o durumu oluşturan süreç ve nedenlere dönüp bakar. how + özne + came to be yapısı bir kişinin, geleneğin, kurumun, inancın veya durumun kökenini sorarken kullanışlıdır. Burada bağlam “bu biçimde var olma” fikrini sağladığı için be ardından bir tümleç gelmeden kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir geleneğin hangi süreçle geliştiğini doğal biçimde sorar?
- We wanted to understand how did the tradition come to be.
- We wanted to understand how the tradition came to be.
- We wanted to understand what the tradition became.
Cevabı göster
We wanted to understand how the tradition came to be.
Wolf believes that even if JoJo is acting on his own values, Notlar
2:49Wolf, JoJo kendi değerlerine göre hareket etse bile,
even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul
Even if, ödünleme bildiren bir koşul sunar: konuşan kişi JoJo'nun kendi değerlerine göre hareket ediyor olabileceğini geçici olarak kabul eder ve ardından gelen iddianın yine de geçerli olabileceğini belirtir. Sıradan bir if cümleciğinin aksine, sonraki sonucun bu koşula bağlı olduğu anlamına gelmez. Koşul doğru da olabilir yanlış da; temel fikir, böyle bir durumda bile sonucun değişmeyeceğidir.
Alıştırma
Olası bir koşulun planı değiştirmeyeceğini gösteren iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The game will continue ____ it rains.
Cevabı göster
even if
acting on his own values: değerlerin eyleme yön vermesi
Act on something, bir şeyin yaptığınız eyleme yön vermesi veya onu ortaya çıkarması anlamına gelir. acting on his own values ifadesinde değerler, JoJo'nun yalnızca sahip olduğu düşünceler değil, davranışının temelidir. Burada acting, is sözcüğünden sonra kullanılan -ing biçimidir; his own ise değerlerin JoJo'ya ait olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi “tavsiyeyi eylemin temeli olarak kullandı” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: She ____ her doctor's advice and booked a follow-up visit.
Cevabı göster
acted on
his upbringing makes him less responsible for his cruelty. Dilbilgisi
2:54yetiştiriliş tarzının onu zulmünden daha az sorumlu hale getirdiğine inanır.
makes him less responsible for: sorumluluğunu azaltmak
make + kişi + sıfat kalıbı, bir etkenin kişinin durumunda veya o kişiye yönelik değerlendirmede değişiklik oluşturduğunu ya da bu değişikliği desteklediğini anlatır. Burada makes fiilinin nesnesi him, ortaya çıkan değerlendirme ise less responsible for his cruelty ifadesidir. Less responsible, sorumluluğun tamamen ortadan kalktığı değil, derecesinin azaldığı anlamına gelir. Cümle, yetiştirilme biçimini onun acımasızlığı nedeniyle ne kadar suçlanacağını azaltan bir etken olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi make someone less responsible for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The lack of training ____ the mistake.
Cevabı göster
makes him less responsible for
Wolf's logic seems pretty reasonable in JoJo's case. Kalıp ifadeler
2:59Wolf'un mantığı JoJo'nun durumunda oldukça makul görünmektedir.
seems pretty reasonable: oldukça makul görünüyor
Seems reasonable, değerlendirmeyi kesin bir gerçek gibi sunmadan olumlu bir görüş belirtir. is reasonable ile karşılaştırıldığında seems reasonable, başka bir görüşe veya ek kanıtlara yer bırakır. Burada pretty, oldukça veya epey anlamına gelen gündelik bir derece zarfıdır. reasonable sözcüğünü niteler ve fiziksel görünüşle ilgili değildir. İfadenin tamamı, bu durumda mantığın oldukça akla yatkın göründüğünü belirtir.
Alıştırma
"The plan seems pretty reasonable" ifadesinin en doğal anlamı nedir?
- Plan çekici görünüyor ama muhtemelen mantıksız.
- Plan oldukça mantıklı görünüyor, ancak konuşan kişi şüpheye yer bırakıyor.
- Konuşan kişi planın doğru olduğundan tamamen emin.
Cevabı göster
Plan oldukça mantıklı görünüyor, ancak konuşan kişi şüpheye yer bırakıyor.
But if everyone's deepest values are shaped by their upbringing, Kalıp ifadeler
3:03Ancak herkesin en derin değerleri yetiştirilme tarzıyla şekilleniyorsa,
are shaped by their upbringing: yetiştirilme tarzlarıyla şekillenmek
Be shaped by, bir şeyin etkisi altında gelişmek veya biçimlenmek anlamına gelen edilgen bir yapıdır. Bu cümlede upbringing etkileyen unsuru, everyone's deepest values ise biçimlenen şeyi belirtir. Upbringing, kişinin büyürken gördüğü bakım, eğitim, alışkanlıklar ve aile ortamını ifade eder. Bu ifade, değerlerin bu deneyimler aracılığıyla zaman içinde biçimlendiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi be shaped by yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Our ideas ____ the communities we live in.
Cevabı göster
are shaped by
does that mean nobody is responsible for their actions? Anlatım akışı
3:07bu kimsenin eylemlerinden sorumlu olmadığı anlamına mı gelir?
does that mean nobody is responsible: bir çıkarımı sınamak
Does that mean ...?, önceki ifadeyi bir öncül olarak alır ve önerilen bir sonucun bu öncülden çıkıp çıkmadığını sorar. Buradaki that, insanların en derin değerlerinin yetiştirilme tarzlarıyla şekillendiği düşüncesine gönderme yapar. Konuşan kişi nobody ile devam ederek öncülü geniş ve aşırı bir sonuca taşır. Soru, bu çıkarımı otomatik olarak onaylamak yerine sınar.
Alıştırma
İnsanların değerlerinin yetiştirilme tarzlarıyla şekillendiğini duyan biri “Does that mean nobody is responsible for their actions?” diye soruyor. Bu kişi ne yapıyor?
- Önceki iddianın aşırı ve genel bir sonuca yol açıp açmadığını sınamak
- Sonucu tartışmasız biçimde doğru kabul etmek
- Kişisel sorumlulukla ilgili alakasız bir bilgi sunmak
Cevabı göster
Önceki iddianın aşırı ve genel bir sonuca yol açıp açmadığını sınamak
This is the attitude held by incompatibilists. Kelime
3:12Bu, bağdaşmazcıların benimsediği tutumdur.
held by incompatibilists: bir tutumu belirli bir gruba atfetmek
held by incompatibilists ifadesindeki held, hold fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Nesne attitude gibi soyut bir şey olduğunda hold, bir şeyi fiziksel olarak tutmak değil, “kendi görüşü olarak kabul etmek veya desteklemek” anlamına gelir. Buradaki incompatibilists, özgür irade ile determinizmin bağdaşıp bağdaşamayacağına ilişkin felsefi tartışmanın bir tarafıdır. Dil bilgisi açısından held by incompatibilists, attitude sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: the attitude that is held by incompatibilists. Bu kısa edilgen yapı, odağı tutum üzerinde bırakırken onu kabul eden grubu belirtir.
Alıştırma
Resmî görüş atfını tamamlamak için hold fiilinin edilgen biçimini kullanın: This position is ____ several constitutional scholars.
Cevabı göster
held by
These philosophers believe that if everything is predetermined by factors like our environment or biology, Notlar
3:16Bu filozoflar, eğer her şey çevremiz veya biyolojimiz gibi faktörler tarafından önceden belirlenmişse,
factors like our environment or biology: like ile örnek verme
factors like our environment or biology ifadesinde like, “gibi” veya “örneğin” anlamına gelir. Söz konusu etken türlerine örnekler verir; “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir. Bu örnekler temsilîdir ve tam bir liste oluşturmaz. İfade, çevre ve biyolojinin dışında başka etki türlerinin de bulunabileceğine yer bırakır.
Alıştırma
“factors like sleep and stress” ifadesinde like ne işe yarar?
- Mümkün olan yalnızca iki etkeni listeler.
- Etkenlerin çevre ve biyolojiden hoşlandığını söyler.
- Etkenlere ilişkin temsilî örnekler verir.
Cevabı göster
Etkenlere ilişkin temsilî örnekler verir.
then no one is truly morally responsible for anything.
3:23o zaman kimsenin gerçekten hiçbir şeyden ahlaki olarak sorumlu olmadığına inanırlar.
if everything is predetermined ... then no one: öncül ve sonuç
if ... then ... çifti koşullu bir argümanı düzenler. if yan cümlesi bir öncül veya varsayım sunar, then yan cümlesi ise bundan çıkan sonucu verir. Bu cümlede if everything is predetermined öncüldür; then no one is truly morally responsible ise sonuçtur. Cümleyi bu yapıya göre okumak akıl yürütmeyi ortaya çıkarır: argüman ilk iddiayı varsayım olarak alır ve ikinci iddiayı onun sonucu olarak sunar.
Alıştırma
if-then öncül ve sonuç yapısını tamamlayın: ____ the evidence is unreliable, ____ the conclusion must be reconsidered.
Cevabı göster
If · then
By contrast, compatibilist philosophers argue that even if our decisions are the inevitable result of past events, Notlar
3:28Buna karşılık, bağdaşırcı filozoflar, kararlarımız geçmiş olayların kaçınılmaz bir sonucu olsa bile,
By contrast: karşıt bir görüşü sunma
By contrast, okuyucuya bir sonraki noktanın öncekinden belirgin biçimde farklı olduğunu bildiren bir cümle bağlacıdır. Burada bağdaşırcı görüşün, az önce ele alınan konumla karşılaştırıldığını gösterir. Yalnızca başka bir bilgi eklemez; iki konum arasındaki ilişkiyi göstererek argümanı düzenler.
Alıştırma
Bu karşıtlığı en iyi hangi bağlaç tamamlar? The first route is fast but expensive. _____, the second is slower but cheaper.
- In addition
- For example
- By contrast
Cevabı göster
By contrast
we can still be held responsible for them. Kalıp ifadeler
3:36onlardan yine de sorumlu tutulabileceğimizi savunurlar.
even if ... we can still: bir koşula rağmen sonucu korumak
Even if, ana iddiayı engelliyor gibi görünen bir koşulu tanıtır. Bu cümledeki koşul, kararların geçmiş olayların kaçınılmaz sonucu olmasıdır. We can still, bu koşula rağmen ana iddianın geçerli kaldığını gösterir: yine de sorumlu tutulabiliriz. Bu yapı bir öncülü kabul eder, ancak bu öncülden beklenebilecek sonucu kabul etmez.
Alıştırma
Koşula rağmen ana sonucun mümkün kaldığını gösteren ifadeyi seçin: Even if the map is wrong, ____ find another route.
- we cannot
- we must not
- we can still
Cevabı göster
we can still
held responsible for them: dışarıdan sorumluluk yüklenmesi
Be held responsible for bir şey, başkalarının, bir kurumun ya da daha geniş bir ahlaki veya toplumsal değerlendirmenin bir kişiyi o şeyden sorumlu tutması anlamına gelir. Buradaki held, hold fiilinin edilgen yapısının bir parçasıdır; kişinin fiziksel olarak tutulduğu anlamına gelmez. Bu cümlede them, daha önce geçen decisions sözcüğüne gönderme yapar. Edilgen yapı, yargının kime yöneltildiğine odaklanır ve bu yargıyı kimin verdiğini söylemez. İfade, yalnızca kişinin kendini sorumlu hissetmesini ya da sıradan bir görevi olmasını değil, sorumluluğun kişiye yüklenmesini anlatır.
Alıştırma
Başkalarının yöneticiyi sorumlu tuttuğu anlamını veren ve cümleyi tamamlayan ifadeyi seçin: The manager was ____ the data breach.
- responsible for
- held responsible for
- held accountable to
Cevabı göster
held responsible for
The debate between these factions has been raging for centuries, Deyimler
3:39Bu gruplar arasındaki tartışma yüzyıllardır şiddetle devam etmektedir,
has been raging for centuries: uzun süredir devam eden yoğun bir tartışma
Burada has been raging, “büyük bir şiddetle devam ediyor” anlamına gelir. Özne bir kişi değil, debate olduğu için rage fiili mecazidir: anlaşmazlığı güçlü ve çatışma dolu gösterir. Has been raging, present perfect continuous yapısındadır. Tartışmayı geçmişte başlamış ve hâlâ devam ediyor olarak sunar; for centuries süresini belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp şöyledir: çatışma veya güçlü olay + has/have been raging + for + süre.
Alıştırma
“The debate has been raging for years” ne anlama gelir?
- Tartışma yıllardır yoğun biçimde devam ediyor.
- Tartışan kişiler yıllardır her an öfkeli hissediyor.
- Tartışma birkaç yıl önce sona erdi.
Cevabı göster
Tartışma yıllardır yoğun biçimde devam ediyor.
but Wolf created JoJo's case to focus on a different question. Kalıp ifadeler
3:44ancak Wolf farklı bir soruya odaklanmak için JoJo vakasını yarattı.
focus on a different question: dikkati başka bir soruya yöneltmek
Focus on a different question, dikkati veya tartışmayı başka bir konuya yöneltmek anlamına gelir. Açıklayıcı veya akademik bağlamlarda question, yalnızca birinin sorduğu cümleyi değil, araştırılacak bir konuyu da ifade edebilir. Bu cümlede focus, amaç bildiren to focus ifadesinin parçasıdır: vaka, tartışmanın yönünü değiştirmek amacıyla oluşturulmuştur. Yeniden kullanılabilecek yapı do, use veya create something to focus on + konu şeklindedir.
Alıştırma
İngilizce cümledeki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The workshop will focus ____ practical writing skills.
Cevabı göster
on
JoJo had no meaningful opportunity to learn right from wrong. Kalıp ifadeler
3:50JoJo'nun doğruyu yanlıştan ayırt etmeyi öğrenmek için anlamlı bir fırsatı olmadı.
Cümle başında karşıtlık kuran Unlike most people,
Unlike most people, cümlenin başına alınmış bir edat öbeğidir. Ana cümleden önce karşılaştırma grubunu belirtir; ardından ana cümle JoJo’nun bu gruptan hangi yönden farklı olduğunu açıklar. Burada unlike, “sevmemek” değil, “-den farklı olarak” anlamına gelir. Karşıtlığı başa almak, JoJo’nun durumunun çoğu insan için normal olan durumdan farklı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Elena’yı çoğunlukla karşılaştırmak için dersteki üç kelimelik başlangıç ifadesini aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, Elena prefers working at night.
Cevabı göster
Unlike most people
no meaningful opportunity to learn: öğrenmek için gerçek bir fırsatın olmaması
have no meaningful opportunity to learn, öğrenmenin gerçekleşmesini sağlayacak gerçek ve kullanılabilir bir fırsata sahip olmamak demektir. Meaningful, duygusal açıdan önemli bir deneyimi değil, fırsatın niteliğini ve işe yararlılığını anlatır. Yapı have no meaningful opportunity to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Kısa süreli veya yalnızca biçimsel bir temas yaşanmış olabilir; ancak bunun gerçek öğrenmeyi sağlayacak kadar yeterli olmadığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “gerçek ya da etkili bir fırsatın olmaması” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Because the lab was closed, the interns had ____ practice before the test.
Cevabı göster
no meaningful opportunity to
right from wrong: doğruyu yanlıştan ayırmak
right from wrong, ahlaken doğru davranış ile yanlış davranış arasındaki farkı anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. learn right from wrong içinde bu ayrımı yapma yetisinin gelişmesini ifade eder; buradaki right yön olarak “sağ” anlamına gelmez. know, tell, distinguish ve learn gibi fiillerle kullanıldığında right from wrong, kişinin birbirinden ayırabileceği iki kategori sunar. Bu cümlede learn right from wrong, temel ahlaki muhakemenin gelişmesine odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi temel ahlaki muhakemeyi anlatan kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: A child needs guidance to learn ____.
Cevabı göster
right from wrong
And since he continues to be cruel even as an adult, Dilbilgisi
3:55Ve bir yetişkin olarak bile zalim olmaya devam ettiği için,
continues to be cruel even as an adult: yetişkin olduğunda bile zalim kalmak
continues to be cruel, zalim olma durumunun sona ermediğini anlatır. Continue to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli gelir; bu nedenle yapı continue(s) to + fiilin yalın hâlidir. even as an adult, daha sonraki bir rolü veya yaşam evresini ekler ve bu devamlılığı dikkat çekici ya da değişim beklentisine aykırı olarak sunar. Başka durumlara da aktarılabilen continue(s) to + fiil ... even as + rol/evre kalıbı, statü değiştikten sonra da bir şeyin geçerli olmaya devam ettiğini gösterir.
Alıştırma
Yeni bir rolde de devam eden bir alışkanlığı gösteren iki parçayla cümleyi tamamlayın: She ____ to ask for feedback ____ a department head.
Cevabı göster
continues · even as
it would seem JoJo also lacks the capacity to self-reflect and change his values. Kalıp ifadeler
3:59görünüşe göre JoJo ayrıca kendi kendine düşünme ve değerlerini değiştirme kapasitesinden de yoksundur.
lacks the capacity to self-reflect: yeterliliğe ilişkin resmî bir değerlendirme
lack the capacity to do something fiil yapısı, bir şeyi yapmak için gereken yeteneğe veya zihinsel donanıma sahip olmamak anlamına gelir. Burada lacks, JoJo öznesine uyan üçüncü tekil biçimdir; to self-reflect ise yapamadığına hükmedilen eylemi belirtir. Self-reflect, kişinin kendi düşüncelerini, güdülerini veya davranışlarını incelemesi demektir. Bu nedenle cümle, JoJo'nun yalnızca bir defasında düşünmediğini değil, genel olarak bu yeteneğe sahip olmadığını ileri sürer.
Alıştırma
Cümleyi lack the capacity to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Even after repeated feedback, he ____ self-reflect.
Cevabı göster
lacks the capacity to
To Wolf, this indicates that JoJo lacks basic moral competence. Notlar
4:06Wolf için bu, JoJo'nun temel ahlaki yetkinlikten yoksun olduğunu gösterir.
Bakış açısı belirteci olarak To Wolf
Cümle başındaki To Wolf, Wolf'un bakış açısından veya Wolf'un değerlendirmesine göre anlamına gelir. Sonraki yan cümledeki yorumu, anlatıcının sınırsız bir sonucu olarak sunmak yerine Wolf'a atfeder. Başa getirilen bu tür bir bakış açısı ifadesi, birden fazla ses içeren açıklamaları düzenlemeye yardımcı olur: Okuyucu, sıradaki akıl yürütmenin kime ait olduğunu bilir.
Alıştırma
Cümlenin başındaki To Wolf ifadesinin temel işlevi nedir?
- Wolf'tan karar vermesini ister.
- Sonraki yorumu Wolf'a atfeder.
- Bir şeyin Wolf'a verildiğini söyler.
Cevabı göster
Sonraki yorumu Wolf'a atfeder.
basic moral competence: ahlaki yargı için gereken asgari kapasite
Basic moral competence, temel ahlaki gerekçeleri anlama ve doğruyla yanlışı ayırt etme konusunda gereken asgari kapasitedir. Burada competence, kusursuz davranmak ya da uzman bilgisine sahip olmak değil, bu tür yargılarda bulunabilme kapasitesi anlamına gelir. Bu cümlede JoJo'nun bu kapasiteden yoksun olduğunun söylenmesi sorumluluk açısından önemlidir: Bir kişi, sorumluluğun gerektirdiği temel ahlaki yargılarda bulunamıyorsa ona yöneltilen kınama azalabilir.
Alıştırma
Sorumlulukla ilgili bir tartışmada basic moral competence ne anlama gelir?
- Tüm yasalar hakkında uzman bilgisi
- Her ahlaki durumda kusursuz davranmak
- Ahlaki gerekçeleri anlama ve ahlaki yargıda bulunma konusunda gereken asgari yetenek
Cevabı göster
Ahlaki gerekçeleri anlama ve ahlaki yargıda bulunma konusunda gereken asgari yetenek
If he doesn't know right from wrong and can no longer learn the difference, Dilbilgisi
4:11Eğer doğruyu yanlışı bilmiyorsa ve artık aradaki farkı öğrenemiyorsa,
no longer: daha önce doğru olan bir durum artık doğru değil
No longer, daha önce var olan bir durumun, eylemin veya yeteneğin artık sona erdiğini belirtir. can no longer learn ifadesinde öğrenme yeteneği ya da olasılığı önceden vardı, ancak artık yoktur. no longer ifadesini sıradan bir ana fiilden önce kullanın: The key no longer works. Bir modal fiil varsa ondan sonra kullanın: can no longer learn.
Alıştırma
Durumun daha önce geçerli olduğunu ancak artık geçerli olmadığını belirten iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The school ____ offers that course.
Cevabı göster
no longer
surely it's misplaced to fully blame him for his actions. Kelime
4:16eylemleri için onu tamamen suçlamak kesinlikle yersizdir.
it's misplaced to fully blame him: bütün suçu ona yüklemek yersizdir
it's misplaced to fully blame him ifadesinde misplaced, suçu bu şekilde ona yüklemenin uygun olmadığını veya suçlamanın yanlış yöne yöneltildiğini belirtir. to fully blame him değerlendirilen eylemi adlandırır; fully ise bütün suçu ona yüklemeyi vurgular. Bu cümle, onun bir miktar sorumluluğu olabileceğini kabul ederken bütün sorumluluğun ona yüklenmesini reddeder. Daha genel olarak misplaced, yanlış kişiye yöneltilen bir tepkiyi ya da dayanağı veya ölçüsü uygun olmayan bir yargıyı da anlatabilir.
Alıştırma
it's misplaced to fully blame him ifadesinin en doğal anlamı nedir?
- Suçlama fiziksel olarak başka bir yere taşınmalıdır.
- Bütün suçu ona yüklemek uygun değildir.
- Onun hiçbir sorumluluğu yoktur.
Cevabı göster
Bütün suçu ona yüklemek uygun değildir.
But this argument raises another important question.
4:21Ancak bu argüman başka bir önemli soruyu gündeme getiriyor.
Even with this horrible upbringing: bu korkunç yetiştirilme koşullarına rağmen
Even with this horrible upbringing bir karşıtlık veya taviz bildirir. even with + isim öbeği, virgülden önce güçlü bir koşulun varlığını kabul eder ve ardından bu koşulun düşündürebileceğinden farklı bir sonuca yer bırakır. Buradaki upbringing, aile bakımı, eğitim ve çevre de dahil olmak üzere bir kişinin nasıl yetiştirildiğini anlatır. Bu ifade, yetiştirilme koşullarının hiç etkisi olmadığını söylemez; yalnızca bundan sonra gelecek sonucu tek başına tamamen açıklayan bir neden olarak görmememizi sağlar.
Alıştırma
Taviz bildirmek için even with + isim öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Even with the team finished the report.
- Even with limited time, the team finished the report.
- Even though limited time, the team finished the report.
Cevabı göster
Even with limited time, the team finished the report.
was JoJo's moral incompetence truly inevitable? Kelime
4:27JoJo'nun ahlaki yetersizliği gerçekten kaçınılmaz mıydı?
truly inevitable?: bir sonucun önlenemez olup olmadığını sorgulamak
Burada inevitable, tartışılan koşullar altında önlenemeyecek bir sonucu anlatır. Truly soruyu güçlendirir; konuşmacı, böylesine güçlü bir zorunluluk iddiasının gerçekten haklı olup olmadığını sorgular. Bu ifade, sonucun yalnızca yüksek olasılıklı olup olmadığını sormaz. Gerçekçi olarak farklı bir sonucun mümkün olup olmadığını sorar.
Alıştırma
“Was the failure truly inevitable?” sorusuyla en iyi eşleşen ifade hangisidir?
- Konuşmacı, başarısızlığın herhangi bir şekilde mümkün olup olmadığını soruyor.
- Konuşmacı, başarısızlığın bir ölçüde olası olduğunu söylüyor.
- Konuşmacı, başarısızlığın önlenemeyecek olup olmadığını soruyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, başarısızlığın önlenemeyecek olup olmadığını soruyor.
Let's imagine JoJo had a sister who was raised in the same environment but developed different values. Anlatım akışı
4:32JoJo'nun aynı ortamda büyümüş ancak farklı değerler geliştirmiş bir kız kardeşi olduğunu hayal edelim.
Let's imagine — varsayımsal bir durum başlatmak
Let's imagine, dinleyicileri konuşmacıyla birlikte varsayımsal bir duruma girmeye davet eder. Ardından gelen bilgilerin gerçekten yaşanmış bir olay iddiası değil, düşünmek veya akıl yürütmek için oluşturulmuş bir örnek olduğunu gösterir. Yapı let's + fiilin yalın hâlidir: let's imagine. Let's imagine the rule changed örneğinde olduğu gibi ardından doğrudan tam bir yan cümle gelebilir veya yan cümle that ile başlatılabilir. Varsayımsal kullanımlarda had gibi bir geçmiş zaman biçimi, olayı geçmişe yerleştirmek yerine gerçeklikten uzaklık gösterebilir.
Alıştırma
Dinleyicileri varsayımsal bir duruma davet etmek için örnekteki iki kelimelik ifadeyi aynen kullanın: ____ a city where every bus is free.
Cevabı göster
Let's imagine
was raised in the same environment but developed different values: aynı arka plan, farklı sonuç
Bu yan cümle önce arka planı aynı tutar: kız kardeş, JoJo ile aynı etkiler altında büyümüştür. Ancak ardından karşıt sonucu verir: farklı değerler geliştirmiştir. Burada was raised yetiştirilme sürecini, developed ise değerlerin zaman içinde oluştuğunu anlatır. Bu «aynı arka plan, farklı sonuç» düzeni, çevrenin yalnızca tek bir sonucu mümkün kıldığı iddiasına karşı bir örnek oluşturur. Bu, çevrenin hiçbir etkisi olmadığı değil, sonucun mutlaka kaçınılmaz olmadığı anlamına gelir.
Alıştırma
was raised in the same environment but developed different values hangi akıl yürütmeyi destekliyor?
- Benzer koşullar yine de farklı sonuçlara yol açabilir.
- Çevre her zaman bir kişinin değerlerini belirler.
- Farklı değerler, ortamların farklı olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
Benzer koşullar yine de farklı sonuçlara yol açabilir.
If JoJa rejected their father's tyranny, Dilbilgisi
4:40Eğer JoJa babalarının zorbalığını reddettiyse,
If JoJa rejected their father's tyranny: hayali bir koşul oluşturma
If hayali bir koşul sunar: JoJa'nın babasının baskıcı yönetimini reddettiğini varsayalım. Geçmiş zaman biçimindeki rejected, bu eylemi varsayımsal durumun içine yerleştirir; if yan cümlesi ise sonuç değil, akıl yürütmenin öncülü olarak işlev görür. Yan cümle virgülle bittiği için düşünce henüz tamamlanmamıştır. Ardından gelen ana cümle, başka birinin de ne yapabileceğini savunmak için bu öncülü kullanabilir. Yan cümle tek başına reddetme eyleminin gerçekten gerçekleştiğini iddia etmez.
Alıştırma
Bu tartışmada if yan cümlesinin temel görevi nedir?
- Ardından gelen sonuç için hayali bir öncül sağlar.
- Tartışmanın nihai sonucunu verir.
- JoJa'nın zorbalığı gerçekten reddettiğini kanıtlar.
Cevabı göster
Ardından gelen sonuç için hayali bir öncül sağlar.
this suggests that JoJo could have done the same, Kalıp ifadeler
4:44bu JoJo'nun da aynısını yapabileceğini gösterir,
could have done the same: geçmişte kullanılmayan bir seçenek
Could have + geçmiş zaman ortacı, geçmişte var olan bir seçeneğe veya olasılığa dönüp bakar. Burada could have done the same, JoJo'nun daha önce sözü edilen eylemi tekrarlama seçeneği olduğunu, ancak akıl yürütmede bu seçeneği kullanmadığının kabul edildiğini anlatır. The same, daha önce belirtilen eylemin yerini alarak tekrar yapılmasını önler. Bu ifade o sırada mümkün olan başka bir seçeneği sunar; JoJo'nun bunu gerçekten seçtiğini söylemez.
Alıştırma
Ben'in kullanmadığı geçmiş bir seçeneği anlatmak için cümleyi could have ve do the same ile tamamlayın: Lena told the teacher about the mistake. Ben ____, but he stayed silent.
Cevabı göster
could have done the same
an outcome that seemingly increases his moral responsibility. Anlatım akışı
4:47bu da görünüşte ahlaki sorumluluğunu artıran bir sonuçtur.
an outcome that seemingly increases his moral responsibility: önceki durumu sonuç olarak özetlemek
An outcome, bu ifadeden hemen önce anlatılan durumun tamamına gönderme yapar ve onu tek bir sonuç olarak özetler. Ardından gelen that yan cümlesi bu sonucun neden önemli olduğunu, yani görünüşe göre onun ahlaki sorumluluğunu artırdığını açıklar. Bu isim öbeği biçimindeki özet, önceki iddianın tamamını tekrarlamadan tartışmayı o iddiadan sonucuna taşır. Seemingly bağlantıyı yumuşatır: sorumluluk daha büyük görünür, ancak ifade daha fazla incelemeye yer bırakır.
Alıştırma
Hangi cümle, önceki olayı bir sonuç olarak paketlemek ve ardından etkisini belirtmek için açıklayıcı bir isim öbeği kullanır?
- Although many applicants felt relieved, the review changed the final score.
- The review changed the final score, an outcome that relieved many applicants.
- The review changed the final score because many applicants felt relieved.
Cevabı göster
The review changed the final score, an outcome that relieved many applicants.
Similarly, what if a rogue court member tried to teach young JoJo about justice and morality, Notlar
4:53Benzer şekilde, ya isyankar bir saray mensubu genç JoJo'ya adalet ve ahlak hakkında bir şeyler öğretmeye çalıştıysa,
what if: varsayımsal bir durum ortaya koymak
What if, bir durumu gerçek olarak değil, üzerinde düşünülmesi gereken bir olasılık olarak sunar. Burada ardından tam bir yan cümle gelir: a rogue court member tried ... Bu cümlede dinleyiciden, JoJo'nun adalet ve ahlak öğrenmek için başka bir fırsatı olmuş olabileceğini hayal etmesi istenir. Similarly ile birlikte varsayımsal akıl yürütmeyi sürdürür ve bu ek fırsatın onun sorumluluğuna ilişkin değerlendirmeyi değiştirip değiştirmeyeceğini sınar.
Alıştırma
Varsayımsal bir olasılık sunan, bu nottaki iki kelimelik ifadeyle soruyu tamamlayın: ____ the train is canceled?
Cevabı göster
What if
rogue court member: denetim dışında hareket eden saray mensubu
Bu cümlede court, bir hükümdarın çevresindeki kişileri ve saray halkını ifade eder. Bu nedenle court member, modern bir adliyedeki kişi değil, hükümdarın saray çevresinden biridir. Rogue, court member ifadesini niteler. Bu kişinin bağımsız, izinsiz veya hükümdarın denetimi dışında hareket ettiğini düşündürür. Yalnızca sokak suçlusu ya da genel anlamda kötü biri demek değildir.
Alıştırma
Bu cümlede rogue court member ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Tesadüfen mahkeme salonuna giren bir sokak suçlusu
- Hükümdarın denetimi dışında hareket eden bir saray mensubu
- Modern bir adliyede çalışan sıradan bir yargıç
Cevabı göster
Hükümdarın denetimi dışında hareket eden bir saray mensubu
still chose tyranny: choose + soyut isim
still chose tyranny ifadesinde still, önceki gerçeklerin veya alternatiflerin farklı bir sonuca yol açabileceğini, ancak bunun gerçekleşmediğini gösterir. Seçim yine de yapılmıştır. Chose, choose fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Choose doğrudan soyut bir isim alabilir; bu nedenle chose tyranny fiziksel bir nesne seçmek değil, tiranlığı bir yönetim biçimi veya hareket tarzı olarak benimsemek demektir. Aynı yapı değerleri, politikaları veya yolları bilinçli seçimler olarak sunabilir.
Alıştırma
Barışçıl alternatifler bulunmasına rağmen liderin bir hareket tarzı olarak şiddeti seçtiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Despite the peaceful alternatives, the leader still chose violent.
- Despite the peaceful alternatives, the leader still chose violence.
- Despite the peaceful alternatives, the leader still chose to violence.
Cevabı göster
Despite the peaceful alternatives, the leader still chose violence.
Just as Wolf argues: yeni bir noktayı önceki iddiaya bağlama
Just as Wolf argues, sonraki düşünceyi düzenleyen bir giriş kalıbıdır. Dinleyiciye, ardından gelen ifadenin Wolf'un daha önce ortaya koyduğu bir iddiayla örtüştüğünü veya onu örneklediğini bildirir; böylece yeni nokta aynı akıl yürütme çizgisine bağlanır. Virgül bu giriş kalıbını ana ifadeden ayırır. Analitik İngilizcede argues, bir iddia ortaya koyup onu desteklemek anlamına gelir; Wolf'un biriyle tartıştığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi yazarın önceki iddiasına bağlamak için Just as + person + argues kalıbını kullanın. Tamamlayın: ____, access alone does not guarantee equality.
Cevabı göster
Just as the writer argues
it seems like the more chances JoJo has to develop moral competence, Notlar
5:06görünüşe göre JoJo'nun ahlaki yetkinlik geliştirme şansı ne kadar artarsa,
to develop moral competence: ahlaki yeterlilik geliştirmek
To develop moral competence, ahlaki meseleleri fark etme, doğruyla yanlışı değerlendirme ve sorumlu davranma yetisini zamanla geliştirmek anlamına gelir. Develop deneyim, eğitim veya düşünme yoluyla büyümeyi vurgular; competence yalnızca iyi niyeti değil, kullanılabilir bir yetiyi ifade eder. Altyazıda to develop moral competence, bu fırsatların hangi etkinliği mümkün kıldığını açıklar. Mastar, fırsatların amacını veya olası kullanımını belirterek chances sözcüğünün kapsamını daraltır.
Alıştırma
Cümleyi, “sorumlu ahlaki yargılarda bulunma yetisini zamanla geliştirmek” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: Ethics discussions can help young people ____.
Cevabı göster
develop moral competence
the more chances ... the less: fırsatlar arttıkça daha az...
the more ..., the less ... bağıntılı karşılaştırma yapısı iki değişimi birbirine bağlar: ilk cümlecikteki miktar veya derece arttıkça ikinci cümlecikteki miktar veya derece azalır. Burada JoJo'nun ahlaki yeterlilik geliştirme fırsatları arttıkça davranışları daha az mazur görülebilir hâle gelir. Her cümlecik the + karşılaştırma biçimiyle başlar; the bu yapının bir parçasıdır ve then eklemek gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlarken tam olarak the more ..., the less ... yapısını kullanın: ____ you prepare, ____ stressed you feel.
Cevabı göster
The more · the less
excuse his actions: davranışlarını mazur görmek
Burada İngilizce excuse sözcüğü, ‘neden veya bahane’ anlamındaki isim değil, fiildir. Onun davranışlarını affedilebilir görmek veya daha az suçlanması gerektiğini düşünmek anlamına gelir. Bu ifade sorumluluğu değerlendirir; yalnızca olanların nedenini açıklamaz. Yaygın yapı excuse + kişi veya davranış şeklindedir. Bu cümlede konuşmacı, onun yaptıklarını görmezden gelmek ya da affetmek için daha az gerekçe bulunduğunu söylüyor.
Alıştırma
Hangi cümle, baskının bir kişinin davranışını açıklayabileceğini ancak onu affedilebilir hâle getirmeyeceğini söyler?
- Pressure may justify her actions because they were clearly right.
- Pressure may explain her actions, but it does not excuse them.
- Pressure may excuse her actions, so they need no explanation.
Cevabı göster
Pressure may explain her actions, but it does not excuse them.
it's up to you to decide: karar vermek sana kalmış
It's up to you to decide, seçimin veya son kararın dinleyiciye ait olduğu anlamına gelir. Konuşmacı son cevabı kendisi vermek yerine kararı size bırakır. Aktarılabilir yapı It's up to + kişi + to + fiil şeklindedir. Bir şeyi yapma yetkisinin veya sorumluluğunun kimde olduğunu gösterir; burada to decide yapılacak eylemi açıkça belirtir.
Alıştırma
Dinleyiciye son seçim hakkını veren, derste öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: We can meet online or in person; it's ____ to decide.
Cevabı göster
up to you
How should we determine moral responsibility? Kalıp ifadeler
5:19Ahlaki sorumluluğu nasıl belirlemeliyiz?
determine moral responsibility: ahlaki sorumluluğu belirlemek
Determine moral responsibility, bir kişinin ahlaken sorumlu olup olmadığını ve ne ölçüde sorumlu olduğunu değerlendirmek demektir. Burada determine, yalnızca karar vermek değil; olgulara, ilkelere veya ölçütlere dayanarak gerekçeli bir sonuca ulaşmaktır. How should we, bu yargıya varmak için kullanılacak yöntemi veya ölçütleri sorar. Cümle bir cevap vermez ve henüz sorumluluğu kimseye yüklemez.
Alıştırma
Hangi cümlede determine, “kanıt veya ölçütlerden hareketle bir yargıya varmak” anlamında kullanılmıştır?
- The committee will determine moral responsibility after reviewing the facts.
- The committee will accept moral responsibility after reviewing the facts.
- The committee will discuss moral responsibility without reaching a conclusion.
Cevabı göster
The committee will determine moral responsibility after reviewing the facts.
And is JoJo's tyrannical nature truly inevitable, Kelime
5:23Ve JoJo'nun zalim doğası gerçekten kaçınılmaz mı,
kapanış sorusunda truly inevitable
Truly inevitable, “gerçekten kaçınılmaz” demektir. Truly soruyu güçlendirir: Gerçekten başka hiçbir sonuç mümkün değil mi? Bu ifade bir kapanış sorusunda yer aldığı için tartışmayı temel iddiaya geri döndürür ve dinleyiciyi iddiayı yeniden düşünmeye çağırır. Konuşan kişi bu doğanın kaçınılmaz olduğunu söylemez; bu sonucu sorgulamaya açık bırakır.
Alıştırma
Bir tartışmanın sonunda “Is this outcome truly inevitable?” sorusu ne yapar?
- Konuyu ilgisiz bir olasılığa çevirir.
- Sonucun zaten gerçekleştiğini bildirir.
- Temel iddiayı kabul etmek yerine yeniden incelemeye açar.
Cevabı göster
Temel iddiayı kabul etmek yerine yeniden incelemeye açar.
or can our understanding of right and wrong transcend our upbringing? Kelime
5:28yoksa doğru ve yanlış anlayışımız yetiştirilme tarzımızı aşabilir mi?
transcend our upbringing: yetiştirilme biçimimizin etkisini aşmak
Bu soruda transcend our upbringing, yetiştirilme biçimimizin getirdiği sınırları veya etkileri aşmak anlamına gelir. Upbringing, kişi büyürken onu şekillendiren aileyi, eğitimi, sosyal çevreyi ve değerleri kapsar. Transcend geçmişi silmek demek değildir. Soru, ahlaki yargının ilk dönemlerdeki etkiler tarafından tamamen belirlenmek yerine onların ötesinde gelişip gelişemeyeceğini sorar.
Alıştırma
Örnekteki transcend our upbringing ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Çocukluktaki her olayı unutmak
- Büyüdüğümüz yere geri dönmek
- Yetiştirilme biçimimizin sınırlarını aşmak
Cevabı göster
Yetiştirilme biçimimizin sınırlarını aşmak
Keep sharpening your reasoning skills with these videos and subscribe to our channel.
5:37Bu videolarla muhakeme becerilerinizi keskinleştirmeye devam edin ve kanalımıza abone olun.
You never know when you'll need the tools to navigate a moral conundrum. Deyimler
5:43Ahlaki bir ikilemde yolunuzu bulmak için bu araçlara ne zaman ihtiyaç duyacağınızı asla bilemezsiniz.
navigate a moral conundrum: ahlaki bir çıkmazda yol bulmak
Burada navigate mecazi anlamda kullanılır. Navigate a moral conundrum, seçenekleri, ilkeleri ve sonuçları değerlendirerek zor bir etik durumun içinde dikkatle yol almak demektir. Conundrum, kafa karıştırıcı ve çözülmesi zor bir sorundur; bu nedenle moral conundrum çatışan değerleri ve belirgin bir yanıtın bulunmamasını anlatır. Navigate, durumu kesin olarak çözmekten çok sorumlu bir geçiş yolu bulma sürecini vurgular.
Alıştırma
Bir kurul mahremiyet ile kamu güvenliği arasında denge kurmalıdır ve mükemmel bir yanıt bulunmayabilir. Görevi en iyi hangi cümle anlatır?
- The council must avoid all discussion of ethics.
- The council must navigate a moral conundrum.
- The council must solve a routine scheduling problem.
Cevabı göster
The council must navigate a moral conundrum.