Hepimiz Akrabayız: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
740 kelime 148 kel/dk

Video özeti: Michael soy ağaçları, hücre yenilenmesi ve atomlarla insanların atalar, tarih ve gelecek üzerinden bağlarını anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. couldn't be here without — dil bilgisi ve cümle kalıpları: önceki bir koşulun bugünkü sonuç için gerekli olduğunu bildiren gerçek dışı kalıbı kullanın. 2. sure don't. — konuşma edimbilimi ve tutum: sure sözcüğünün eksiltili olumsuz yanıtı güçlendirdiğini fark edin, eksik fiili bağlamdan tamamlayın ve ifadeyi tarafsız sanmayın. 3. mind-blowing — sözcük anlamı ve dil düzeyi: şaşırtıcı ve kavranması güç gerçek ya da fikirler için gündelik sıfatı öğrenin; ne zaman tarafsız seçenek gerektiğini ayırt edin.

Bu derste

Hey Vsauce, Michael here.

0:03

Selam Vsauce, Michael burada.

And you guys are my family.

0:05

Ve siz benim ailemsiniz.

Scientifically speaking, Kalıp ifadeler

0:10

Bilimsel olarak konuşursak,

geneticists tell us that every single person on Earth Dilbilgisi

0:12

genetikçiler bize Dünya'daki her bir insanın

is at the least

0:16

en azından

50th cousins with everybody else on Earth.

0:17

Dünya'daki diğer herkesle 50. dereceden kuzen olduğunu söylüyor.

Kalıp ifadeler

Scientifically speaking: bir iddiayı bilimsel kanıt açısından sunmak

Scientifically speaking, cümlenin başında kullanılan ve bakış açısını belirten bir ifadedir. Dinleyiciye, ardından gelen iddiayı duygulara veya günlük izlenimlere göre değil, bilimsel kanıtlara ya da bilimsel akıl yürütmeye göre değerlendirmesini söyler. Buradaki speaking, bilimsel bir konuşma yapma eylemini anlatmaz. İfadenin bütünü “bilimsel açıdan bakıldığında” anlamına gelir ve ardından genellikle virgül gelir.

Alıştırma

Cümleyi “bilimsel açıdan bakıldığında” anlamına gelen iki sözcüklük İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____, regular exercise can improve your mood.

Cevabı göster

Scientifically speaking

Dilbilgisi

Every single person: hiçbir istisna olmadığını vurgulamak

every single person, “hiç kimse dışarıda kalmadan her insan” anlamına gelir ve istisna olmadığını özellikle vurgular. Burada single, every sözcüğünü güçlendirir; “bekâr” veya “yalnız” anlamına gelmez. Kalıp every single + tekil sayılabilir isim biçimindedir: every single person, every single day. every, insanları veya nesneleri tek tek gösterdiği için isim tekil olur.

Alıştırma

Hangi cümlede every single, hiçbir istisna olmadığını vurgulamak için doğru kullanılmıştır?

  1. Every student was single.
  2. Every single student brought a pencil.
  3. Every single students brought a pencil.
Cevabı göster

Every single student brought a pencil.

It kind of has to be that way. Notlar

0:21

Bir bakıma böyle olmak zorunda.

Ton ve niyet

konuşmayı yumuşatan kind of

Burada kind of bir yumuşatıcıdır: güçlü has to be that way iddiasının daha az keskin ve daha az mutlak duyulmasını sağlar. Konuşan kişi sonucun yine de zorunlu olduğuna inanır, ancak bunu daha yumuşak ve konuşma diline uygun bir tavırla sunar. Bu yapıda kind of, yumuşatılan bölümden önce gelir ve kabaca “biraz” ya da “bir bakıma” anlamı taşır. Temel sonucu değil, konuşanın ne kadar kesin konuştuğunu değiştirir.

Alıştırma

“It kind of has to be that way,” cümlesinde kind of ne yapar?

  1. Birine emir verir.
  2. İddianın daha az mutlak duyulmasını sağlar.
  3. Bir durum türünü adlandırır.
Cevabı göster

İddianın daha az mutlak duyulmasını sağlar.

Dilbilgisi

mantıksal sonuç bildiren has to be

Burada has to be mantıksal zorunluluk ifade eder: gerçekler bunu tek makul sonuç hâline getirir. Be, it ile that way ifadelerini birbirine bağlar; that way ise durumun zorunlu olarak alması gereken hâli anlatır. Have to her zaman görev veya yükümlülük bildirmez. Konuşan kişi kanıtlardan çıkarım yaptığında ya da bir şeyin neden başka türlü olamayacağını açıkladığında has to be, “mantıksal olarak böyle olmak zorunda” anlamına gelebilir.

Alıştırma

Mia bütün odaları kontrol eder ve Leo'yu içeride bulamaz. “He has to be outside.” der. has to be ne ifade eder?

  1. Leo'nun daha sonra ne yapacağına dair bir plan
  2. Kanıtlara dayalı bir sonuç
  3. Leo'nun uyması gereken bir emir
Cevabı göster

Kanıtlara dayalı bir sonuç

Think of it like this. Anlatım akışı

0:24

Şöyle düşünün.

Anlatım akışı

Açıklamanın bakış açısını değiştiren “Think of it like this.”

“Think of it like this”, daha basit bir bakış açısına, modele veya karşılaştırmaya geçildiğini bildirir. Dinleyiciye, sıradaki açıklamanın aynı fikri takip etmeyi kolaylaştıracağını söyler. Burada like, “beğenmek” değil, “bu şekilde” veya “bu karşılaştırmayla” anlamına gelir. İfade tek başına kanıt eklemek yerine, ardından gelecek bilgileri düzenler.

Alıştırma

Konuşmacı “Think of it like this” diyerek ne yapıyor?

  1. Fikri anlamanın daha basit bir yolunu sunmak.
  2. Konuşmacının bu fikri beğendiğini söylemek.
  3. Başka bir örnek vermeden açıklamayı bitirmek.
Cevabı göster

Fikri anlamanın daha basit bir yolunu sunmak.

You have two biological parents

0:25

İki biyolojik ebeveyniniz,

and four biological grandparents

0:28

dört biyolojik büyükanne ve büyükbabanız

and eight biological great-grandparents.

0:31

ve sekiz biyolojik büyük büyükanneniz ve büyük büyükbabanız var.

It keeps doubling. Dilbilgisi

0:33

Sayı sürekli ikiye katlanıyor.

Dilbilgisi

“keeps doubling” ifadesinde keep + -ing

Keep + fiil-ing, bir eylemin veya değişimin devam ettiğini ya da tekrar tekrar gerçekleştiğini belirtir. “keeps doubling” ifadesinde keeps tekil özne it ile uyumludur; doubling ise devam eden değişimi adlandırır. Doubling, her aşamada iki kat büyümek anlamına gelir. Dolayısıyla cümle, “doubling” adlı bir şeyi elde tutmayı veya saklamayı değil, süren bir örüntüyü anlatır.

Alıştırma

Süren ve tekrarlanan bir değişimi göstermek için cümleyi keep + -ing ve double kullanarak tamamlayın: The number ____ at each stage.

Cevabı göster

keeps doubling

Well,

0:35

Şimdi,

if you follow your family tree all the way back Kalıp ifadeler

0:35

soy ağacınızı geriye doğru takip edip

to the time of the ancient Romans,

0:38

Antik Romalılar dönemine,

64 generations ago,

0:41

yani 64 nesil öncesine giderseniz,

that tree would need 1 quintillion separate individuals,

0:43

o ağaçta 1 kentilyon farklı kişi olması gerekirdi;

Kalıp ifadeler

all the way back: çok uzak bir geçmişe kadar gitmek

Bu cümlede all the way back, günümüzden Antik Romalılar dönemine kadar zamanda geriye gidişin tüm uzunluğunu vurgular. Back daha eski bir zamanı gösterirken all the way bu zaman aralığının son derece uzun ve baştan sona aşılmış olduğunu hissettirir. Başka durumlarda da kullanılabilen follow or trace something all the way back to + bir zaman ya da köken kalıbı, geçmişi incelemeyi o uzak noktaya varıncaya kadar sürdürmek demektir. Gerçek bir yol veya fiziksel yolculuk gerektirmez.

Alıştırma

Geçmişe doğru uzun zaman aralığının tamamını vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The museum can trace this custom ____ to the fifteenth century.

Cevabı göster

all the way back

which is a number that is larger

0:50

bu sayı,

than the number of humans who have ever existed,

0:52

bugüne dek yaşamış tüm insanların sayısından

ever.

0:55

bile daha büyüktür.

So what does that mean?

0:56

Peki bu ne anlama geliyor?

Well, I think Bill Bryson put it best Kalıp ifadeler

0:58

Bence bunu en iyi Bill Bryson ifade etti

when he said,

1:00

ve şöyle dedi:

"You couldn't be here Dilbilgisi

1:01

“Biraz ensest olmasaydı

without a little incest."

1:02

burada olamazdınız.”

Kalıp ifadeler

put it best: en iyi şekilde ifade etmek

Put it best ifadesinde put, “bir düşünceyi sözcüklerle ifade etmek veya formüle etmek” anlamına gelir; it ise konuşulan düşünceyi gösterir. Best bir üstünlük derecesidir: konuşmacı, Bill Bryson'ın sözlerini en açık, en etkili veya en akılda kalıcı anlatım olarak değerlendirir. X put it best when X said ... kalıbı hem birinin ifade biçimini över hem de bir alıntı veya başka sözlerle aktarımı tanıtır. Bir nesneyi fiziksel olarak bir yere koymaktan değil, sözcüklerin seçilişinden söz eder.

Alıştırma

Hangi cümle Lena'nın düşünceyi herkesten daha etkili biçimde ifade ettiğini söylüyor?

  1. Lena put it best when she called the plan simple but brave.
  2. Lena repeated the plan exactly as she heard it.
  3. Lena put the written plan on the desk.
Cevabı göster

Lena put it best when she called the plan simple but brave.

Dilbilgisi

couldn't be here without: gerekli bir koşula bağlılığı anlatmak

couldn't ... without ... kalıbı, bir sonucun gerekli bir koşula bağlı olduğunu anlatır. Bu cümlede be here, “bugün var olmak” anlamındadır. Konuşan kişi without sonrasındaki etkeni gerekli gösterir: o etken olmasaydı bugün var olamazdın. Buradaki could not izin ya da kural anlatmaz. Varsayımsal bir imkânsızlık bildirir: without sonrasındaki koşulu kaldırınca sonuç da artık mümkün olmaz.

Alıştırma

Hangi cümle bu bitkinin büyümesi için güneş ışığının gerekli olduğunu söylüyor?

  1. This plant couldn't grow without sunlight.
  2. This plant couldn't grow with sunlight.
  3. This plant could grow without sunlight.
Cevabı göster

This plant couldn't grow without sunlight.

Actually,

1:04

Aslında,

quite a lot of incest.

1:05

epey fazla ensest vardı.

Nothing ridiculous, mind you, Ton ve niyet

1:08

Yanlış anlamayın, öyle akıl almaz bir düzeyde değil,

Ton ve niyet

mind you: uyarı veya sınırlayıcı bir ekleme yapmak

Mind you, parantez gibi araya giren bir söylem belirtecidir. Genellikle başka bir düşünceyi sınırlayan, düzelten veya onunla karşıtlık kuran bir yoruma özellikle dikkat edilmesini ister. Burada abartılı bir yorumu önlemeye yardımcı olur: konuşan kişi devam etmeden önce durumun “saçma olmadığını” vurgular. Sözcüğü sözcüğüne “aklını kullan” anlamına gelmez ve do you mind? sorusu değildir.

Alıştırma

Günlük bir konuşmada uyarı veya sınırlayıcı bir eklemeyi doğal biçimde yapan ifade hangisidir?

  1. mind you
  2. do you mind
  3. never mind
Cevabı göster

mind you

but if you go far enough back in your family tree, Dilbilgisi

1:10

ama soy ağacınızda yeterince geriye giderseniz

you're going to find that quite frequently

1:12

oldukça sık

people who were distantly related

1:14

uzaktan akraba olan insanların

had kids.

1:17

çocuk sahibi olduğunu görürsünüz.

Dilbilgisi

far enough back: geçmişte yeterince geriye gitmek

Bu cümlede far enough back, “geçmişte yeterince uzak bir noktaya kadar” anlamına gelir. Far dereceyi belirtir, enough nitelediği far sıfatından sonra gelir ve back uzamsal olarak birinin arkasını değil, zamanda geçmişe doğru gitmeyi gösterir. Bu ifade sık sık look, go, trace veya search ile kullanılır. Bir eşik belirler: araştırma zamanda o derinliğe ulaştığında, belirtilen sonuç mümkün hâle gelebilir veya görünür olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “geçmişte yeterince uzak bir noktaya kadar” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: If you search ____ in the town records, you may discover that the two families were once connected.

Cevabı göster

far enough back

In fact,

1:18

Hatta,

if you are currently dating or married to somebody

1:19

şu anda birlikte olduğunuz ya da evli olduğunuz kişi

who is from your own country

1:23

sizinle aynı ülkedense

and is of your own ethnicity,

1:24

ve aynı etnik kökene sahipse,

there's a 1 in 5 chance that the two of you Dilbilgisi

1:26

ikinizin beşte bir ihtimalle

share a common family member

1:29

ortak bir atası vardır,

fewer than 10 generations ago. Dilbilgisi

1:31

hem de 10 nesilden daha yakın bir geçmişte.

Dilbilgisi

there's a 1 in 5 chance that: bir olasılığı belirtmek

There's a 1 in 5 chance that, tam bir olayı olasılık olarak sunar. Kalıp there's a + olasılık + chance that + yan cümle şeklindedir; burada sonraki yan cümle, olasılığı ölçülen olayı belirtir. One in five yaklaşık %20 olasılık anlamına gelir. Her beşli grubun tam olarak birinde olayın gerçekleşeceğini garanti etmez; karşılaştırılabilir birçok durumdaki ihtimali özetler.

Alıştırma

Tahmini derste gösterilen olasılık kalıbıyla tamamlayın: Based on the current weather model, ____ the outdoor concert will be canceled.

Cevabı göster

there's a 1 in 5 chance that

Dilbilgisi

fewer than ve çoğul sayılabilen isimler

Fewer than, bir sayının kendisinden sonra gelen sayıdan daha düşük olduğunu anlatır. Burada generations çoğul ve sayılabilen bir isim olduğu için kullanılır: one generation, two generations şeklinde sayılabilir. Ayrı ayrı sayılabilen çoğul kişilerden veya nesnelerden önce fewer than kullanın.

Alıştırma

Çoğul ve sayılabilen bir isimden önce “bir sayının altında” anlamına gelen standart ifadeyle cümleyi tamamlayın: The class has ____ thirty students.

Cevabı göster

fewer than

Furthermore,

1:35

Dahası,

because our society is becoming more and more mobile, Dilbilgisi

1:36

toplumumuz giderek daha hareketli hâle geldiği için,

our most recent common ancestor Kelime

1:40

en son ortak atamız

is becoming more recent.

1:43

giderek daha yakın bir geçmişte kalıyor.

Dilbilgisi

Süregelen bir eğilim için more and more mobile

More and more + sıfat, bir özelliğin zamanla artmaya devam ettiğini gösterir. Burada more and more mobile, toplumdaki insanların farklı yerler arasında giderek daha kolay veya daha sık hareket edebildiğini ve bölgeler arasında bağlantı kurabildiğini anlatır; mobile cep telefonuyla ilgili değildir. İki more da yapının bir parçasıdır. More mobile tek bir karşılaştırma yapar, more and more mobile ise devam eden bir eğilimi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi more and more + sıfat yapısının tamamını kullanarak tamamlayın: With every lesson, Mia became ____. (graceful)

Cevabı göster

more and more graceful

Kelime

Most recent common ancestor: en yakın ortak ata

most recent common ancestor, belirli bir gruptaki herkesin kendisinden türediği atalar arasında günümüze en yakın olan atadır. Soybilim, evrim ve popülasyon genetiğinde common “ortak” demektir; “sıradan” demek değildir. Most recent, bu kişi ya da canlıyı daha eski ortak atalarla karşılaştırır. Atanın yaşını veya genç bir akraba olup olmadığını değil, zaman bakımından günümüze yakınlığını anlatır. Buradaki our, söz konusu olan tüm insanları ifade eder. Is becoming more recent, bu ortak atanın tahmin edilen tarihinin günümüze yaklaştığı anlamına gelir; ata gerçekten gençleşmiyordur.

Alıştırma

Cümleyi, gruptaki herkesin paylaştığı ve geçmişte günümüze en yakın olan atayı belirten teknik terimle tamamlayın: Researchers identified the group's ____.

Cevabı göster

most recent common ancestor

Mathematical models are now showing us that

1:45

Matematiksel modeller artık şunu gösteriyor:

for everybody,

1:47

herkesin,

every human on Earth right now,

1:48

şu anda Dünya'da yaşayan her insanın

our most recent common ancestor

1:50

en son ortak atası

probably lived only 2 to 4,000 years ago.

1:52

muhtemelen yalnızca 2.000 ila 4.000 yıl önce yaşadı.

A recent study, it's a great one,

1:56

Yakın zamanda yapılmış harika bir araştırma var,

you should read it,

1:57

onu okumalısınız;

found that there was a person alive

1:58

bu araştırma, birinin yaşadığını gösterdi,

as early as 300 BC Kalıp ifadeler

2:02

hem de MÖ 300 gibi erken bir tarihte.

who is related to every single person

2:05

Bu kişi her bir insanla akrabaydı,

alive on Earth today.

2:08

bugün Dünya'da hayatta olan herkesle.

Kalıp ifadeler

As early as 300 BC: MÖ 300 gibi erken bir tarihte

as early as + zaman kalıbı, bir tarih veya saati şaşırtıcı derecede erken ya da mümkün olan en erken nokta olarak sunar. Bu cümlede as early as 300 BC, söz konusu kişinin MÖ 300 kadar eski bir tarihte yaşamış olabileceği anlamına gelir. Bu, as ... as yapısındaki sıradan eşitlik karşılaştırması değildir. As early as, bir zaman ifadesinden önce gelen sabit bir vurgu kalıbıdır. Tarihsel iddialarda kanıtın veya tahminin geçmişte ne kadar geriye uzandığını vurgular; gelecekteki bir olayla kullanıldığında ise genellikle mümkün olan en erken zamanı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “şaşırtıcı derecede erken bir olası zamanda” anlamına gelen üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: The package could arrive ____ Tuesday.

Cevabı göster

as early as

Their study also found that

2:11

Araştırma ayrıca

that person most likely lived in Taiwan,

2:12

bu kişinin büyük olasılıkla Tayvan'da,

near a busy port city,

2:16

işlek bir liman kentinin yakınında yaşadığını,

so their descendants could quickly spread around the world.

2:17

böylece soyundan gelenlerin dünyanın dört bir yanına hızla yayılabildiğini de ortaya koydu.

Now, all that said, Anlatım akışı

2:20

Tüm bunları söyledikten sonra,

you only receive half of your genetic information

2:22

genetik bilginizin yalnızca yarısını

from your mother and half from your father.

2:24

annenizden, diğer yarısını da babanızdan alırsınız.

Anlatım akışı

Kabul edip yön değiştiren bir geçiş olarak all that said,

All that said, söylemde geçiş sağlayan bir ifadedir. All that önceki açıklamanın tamamına gönderme yapar; said ise bu açıklamayı tartışmada daha önce dile getirilmiş ve kabul edilmiş bir içerik olarak ele alır. İfade, bir sınırlama ya da dengeleyici nokta sunmadan önce önceki içeriği kabul eder. Şöyle anlaşılmalıdır: “Önceki noktalar geçerliliğini koruyor, ancak sıradaki husus da önemlidir.”

Alıştırma

Önceki noktaları kabul edip ardından bir sınırlama ekleyen üç sözcüklü geçiş ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The plan could save time and money. ____, we need to test it before using it everywhere.

Cevabı göster

All that said

And as you go up your tree,

2:27

Soy ağacınızda geriye gittikçe,

it's quite possible that distant, distant ancestors Kalıp ifadeler

2:29

çok ama çok uzak atalarınızın

had literally no contribution to your genome.

2:31

genomunuza kelimenin tam anlamıyla hiçbir katkıda bulunmamış olması gayet mümkündür.

Kalıp ifadeler

Ölçülü olasılık çerçevesi olarak it's quite possible that

It's quite possible that + yan cümle, bir önermeyi gerçek ve kayda değer bir doğru olma olasılığına sahipmiş gibi sunar ancak kesinlik iddia etmez. Bu, eksiksiz bir tutum çerçevesidir: possible değerlendirmeyi verir, quite onu güçlendirir ve that yan cümlesi neyin doğru olabileceğini belirtir. Bu cümlede konuşmacı, genetik katkının sıfır olmasını kanıtlanmış bir gerçek değil, ciddi bir olasılık olarak ele alır. Bu çerçeve, kesinlik düzeyini açık tutarak gerekçeli bir iddiada bulunmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Kesinlik iddia etmeden anlamlı bir olasılık belirten dört sözcüklü tutum çerçevesiyle cümleyi tamamlayın: ____ the meeting will end early, but we do not know yet.

Cevabı göster

It's quite possible that

So,

2:37

Öyleyse,

who are you?

2:38

siz kimsiniz?

I've said this before,

2:41

Bunu daha önce de söyledim,

but because bacteria are so much smaller than the average human body cell, Dilbilgisi

2:43

fakat bakteriler ortalama bir insan vücudu hücresinden çok daha küçük olduğu için

your body contains more bacteria

2:48

vücudunuz daha fazla bakteri barındırır,

than it contains its own cells.

2:51

kendi hücrelerinin sayısından bile.

Dilbilgisi

so much smaller than: çok büyük bir boyut farkını belirtmek

so much smaller than ifadesinde much, karşılaştırma biçimindeki smaller sıfatını güçlendirir ve “çok büyük ölçüde” anlamı katar. İngilizcede karşılaştırmalar genellikle very ile değil, much, far veya a lot gibi derece sözcükleriyle güçlendirilir. Burada so, because yan cümlesindeki büyük derece farkını vurgular ve bunu ardından gelen sonucun nedeni olarak sunar. Bakterilerin son derece küçük olması, vücutta insan hücrelerinden daha fazla sayıda bakteri bulunabilmesini açıklamaya yardım eder. Aktarılabilir kalıp so much + comparative + than ... biçimindedir ve bir sonuç ya da açıklamaya zemin hazırlayabilir.

Alıştırma

Cümleyi dört sözcüklü hedef karşılaştırmayla tamamlayın. Büyük boyut farkı sonucu açıklıyor: The model car is ____ the real car that it fits in your hand.

Cevabı göster

so much smaller than

And forget about trying to remember Ton ve niyet

2:54

Ayrıca, hatırlamaya çalışmayı aklınızdan çıkarın:

every individual cell and bacteria in your body,

2:56

vücudunuzdaki her bir hücreyi ve bakteriyi.

Ton ve niyet

forget about trying to...: gerçekçi olmayan bir girişimi reddetmek

Forget about trying to remember bir emir cümlesidir, ancak birinin bir anıyı çoktan kaybettiği anlamına gelmez. Forget about + -ing, dinleyene bir eylemden vazgeçmesini veya onu yapmayı hiç düşünmemesini söyler. Bu cümlede her bir hücreyi ve bakteriyi hatırlamak gerçekçi olmayan bir iş olarak sunulur. Bu nedenle konuşmacı esprili biçimde “Denemeyi bile düşünme” der. Aktarılabilir söz edimi forget about trying to + verb kalıbıdır ve önerilen bir girişimi uygulanamaz bularak reddetmek için kullanılır.

Alıştırma

“Forget about trying to finish all five hundred pages tonight” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Konuşmacı birine hemen okumaya başlamasını hatırlatıyor.
  2. Konuşmacı hedefin gerçekçi olmadığını düşünüyor ve denememeyi öğütlüyor.
  3. Konuşmacı sayfaların daha önce bitirilip bitirilmediğini hatırlamıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı hedefin gerçekçi olmadığını düşünüyor ve denememeyi öğütlüyor.

they're constantly dying and being replaced. Dilbilgisi

2:59

Onlar sürekli ölüyor ve yerlerine yenileri geliyor.

Dilbilgisi

constantly dying and being replaced: paralel etken ve edilgen süreçler

they're constantly dying and being replaced ifadesinde are, dying ve being replaced adlı iki paralel -ing biçimiyle kullanılır. Constantly, iki sürecin de tekrarlanan veya devam eden süreçler olduğunu gösterir. Dying etken biçimdedir: hücreler ve bakteriler değişimi kendileri yaşar. Being replaced ise devam eden edilgen biçimdir: being + geçmiş zaman ortacı replaced, onları başka bir şeyin değiştirdiğini gösterir. Bu iki biçimi bağlamak, farklı rollerini korurken yapıyı paralel tutar.

Alıştırma

Cümleyi losing ile paralel tutmak için replace fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: The old batteries are slowly losing power and ____ by new ones.

Cevabı göster

being replaced

Even cells like brain cells,

3:01

Beyin hücreleri gibi hücreler bile,

which seem to live for a very long time,

3:03

çok uzun süre yaşıyor gibi görünseler de,

still take in new nutrients and expel waste, Öbek fiiller

3:06

yeni besinleri almaya ve atıkları dışarı atmaya devam eder;

Öbek fiiller

“emmek” anlamındaki take in

Burada take in, bir şeyi bir bedenin veya sistemin içine almak ya da emmek anlamındaki bir öbek fiildir. Uzun ömürlü beyin hücreleri kullanabilecekleri besinleri alır; nesneleri fiziksel olarak bir yere taşımazlar. Take ve in tek bir anlam birimi olarak birlikte çalışır. Köklerin suyu emmesi veya bir makinenin havayı içine alması için de bu anlam kullanılabilir: dışarıdaki bir şey organizmanın ya da sistemin içine geçer.

Alıştırma

Cümleyi bu notta geçen ve “emmek” anlamına gelen iki kelimelik öbek fiille tamamlayın: During exercise, your lungs ____ more oxygen.

Cevabı göster

take in

meaning that within about every 5 years, Dilbilgisi

3:09

bu da yaklaşık her beş yılda bir

every single atom that used to make up your body Notlar

3:13

bir zamanlar vücudunuzu oluşturan her bir atomun

has been exchanged.

3:17

yenilenmiş olduğu anlamına gelir.

Dilbilgisi

Önceki ifadeden çıkan sonucu belirten meaning that

Burada meaning that, önceki sürecin tamamından çıkarılan sonucu belirtir: Hücreler besin almaya ve atık çıkarmaya devam ettiği için vücuttaki atomlar zamanla değiştirilir. meaning sözcüğünün örtük öznesi yalnızca hemen yanındaki waste ismi değil, önce anlatılan durumun tamamıdır. Aktarılabilir kalıp statement, meaning that + clause biçimindedir. Bu -ing yapısı, This means that ile yeni bir cümle başlatmadan bir sonucu veya yorumu kısa biçimde ekler.

Alıştırma

Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The school is closed because of the storm, _____ today's game is canceled.

  1. for example
  2. meaning that
  3. even though
Cevabı göster

meaning that

Dilbilgisi

Artık doğru olmayan geçmiş bir durumu anlatan used to

Bu ilgi yan cümlesinde used to + make geçmişteki bir durumu anlatır: Bu atomlar eskiden vücudu oluşturuyordu, ancak değiş tokuştan sonra artık oluşturmuyor. Şimdiki zamanla karşıtlık bağlamdan anlaşılır. Aktarılabilir kalıp used to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Geçmişte tekrarlanan bir eylemi veya sona ermiş geçmiş bir durumu anlatabilir; burada make, used to sonrasında yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Maya geçmişte istasyonun yakınında yaşıyordu, ancak artık orada yaşamıyor. Bu anlamı hangi cümle ifade eder?

  1. Maya's apartment is used to house visitors.
  2. Maya is used to living near the station.
  3. Maya used to live near the station.
Cevabı göster

Maya used to live near the station.

Öbek fiiller

make up: “oluşturmak” anlamı

Burada make up, “oluşturmak” anlamına gelir. Atomlar parçalardır; vücudun ise onların oluşturduğu bütündür. Bu anlamda kalıp, parçalar + make up + bütün şeklindedir. Anlamı bağlam belirler; burada “uydurmak”, “makyaj yapmak” veya “barışmak” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi “oluşturmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Many small cells ____ the leaf.

Cevabı göster

make up

Do you remember what you were like 5 years ago? Dilbilgisi

3:19

Beş yıl önce nasıl olduğunuzu hatırlıyor musunuz?

Dilbilgisi

what you were like: geçmişteki özellikleri ve durumu sormak

What you were like, geçmişteki özelliklerini, kişiliğini, alışkanlıklarını veya genel durumunu sorar; yalnızca dış görünüşünü sormaz. Bu kalıpta like, “hangi özelliklere sahip” anlamını veren bir ilgeçtir; “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir. Soru, Do you remember ifadesinden sonra gömülü olduğu için düz cümle sırasını kullanır: what + özne + be + like. Doğrudan soru olan What were you like?, gömülü hâlde Do you remember what you were like? olur.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kişinin ilkokuldaki yalnızca görünüşünü değil, genel özelliklerini ve durumunu doğru biçimde sorar?

  1. Do you remember what you looked like at primary school?
  2. Do you remember what were you like at primary school?
  3. Do you remember what you were like at primary school?
Cevabı göster

Do you remember what you were like at primary school?

Well, the atoms that make up your body,

3:23

Vücudunuzu oluşturan atomlar ise

they sure don't. Ton ve niyet

3:25

kesinlikle hatırlamıyor.

Ton ve niyet

Vurgulu kısa olumsuz cevap olarak sure don't

they sure don't ifadesinde sure olumsuzluğu güçlendirir: konuşan kişi cevabın hayır olduğundan emindir. Bu, atomların kendilerinin bir şeyden emin olduğu anlamına gelmez. Don't, önceki sorudan anlaşılabilen sözcüklerin yerine geçen bir yardımcı fiildir; burada don't remember ifadesinin yerini tutar. İngilizcede kısa cevaplarda yardımcı fiilden sonra tekrarlanan fiil grubu sık sık düşürülür.

Alıştırma

sure ve do not ifadesinin kısaltılmış biçimini kullanarak vurgulu kısa olumsuz cevabı tamamlayın: "Do these old batteries still hold a charge?" "No, they ____."

Cevabı göster

sure don't

This is a little existentially scary,

3:27

Bu, varoluşsal açıdan biraz ürkütücü,

but it leads to a very good question. Kalıp ifadeler

3:29

ama bizi çok güzel bir soruya götürüyor.

Kalıp ifadeler

Bir sonuç veya soruyu ortaya çıkaran leads to

leads to a very good question ifadesinde leads to, bir sonuca yol açmak veya bir şeyi doğal olarak ortaya çıkarmak anlamına gelir. Önceki fikir, sorunun sırada gelmesi için bir neden oluşturur; hiç kimse başka birini fiziksel olarak bir yere götürmez. Kalıp lead to + isim veya -ing biçimidir. Bir sonucu göstermek ve açıklama sırasında bir fikirden diğerine geçmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi lead to ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: One unclear instruction often ____ unnecessary mistakes.

Cevabı göster

leads to

How many atoms are inside

3:31

Her şeyden önce,

my body to begin with? Kalıp ifadeler

3:33

vücudumda kaç atom var?

Kalıp ifadeler

Başlangıç öncülünü soran bir soruda to begin with

Bu soruda to begin with, “başlangıç noktası olarak” veya “başka herhangi bir şey hesaplanmadan önce” anlamına gelir. Tartışmayı önce bilinmesi gereken temel gerçeğe, yani vücuttaki toplam atom sayısına geri götürür. Bir sorunun sonunda kullanıldığında ifade “en başta” veya “her şeyden önce” anlamını da taşıyabilir. Yakında başlayacak bir eylemi değil, altta yatan bir öncülü sorgular.

Alıştırma

Hangi cümlede to begin with, daha ileri bir akıl yürütmeden önce temel bir öncüle dönmek için kullanılmıştır?

  1. At first, the trip seemed shorter than it was.
  2. Before estimating the trip, we need to know how far we're traveling to begin with.
  3. First of all, check the fuel level.
Cevabı göster

Before estimating the trip, we need to know how far we're traveling to begin with.

How much is a billion atoms?

3:35

Bir milyar atom ne kadar eder?

Well,

3:38

Peki,

here's one way to think about this. Anlatım akışı

3:39

bunu şöyle düşünebilirsiniz.

Anlatım akışı

Açıklayıcı bir çerçeve olarak one way to think about this

One way to think about this, dinleyicilere sırada yararlı bir zihinsel modelin veya bakış açısının olduğunu bildirir. Soyut bir konuyu anlaşılması daha kolay bir biçime dönüştürür. One sözcüğü önemlidir: konuşmacı tek doğru açıklamayı değil, olası bir çerçeveyi sunar. Bu ifade, sıradaki bilgilerin nasıl yorumlanacağını önceden bildirerek açıklamayı düzenler.

Alıştırma

Cümleyi olası bir zihinsel modeli tanıtan tam ifadeyle tamamlayın: The data looks confusing, but here's ____.

Cevabı göster

one way to think about this

If you were to count one number greater every second, Dilbilgisi

3:41

Her saniye bir sonraki sayıyı saysaydınız,

it would take you 12 days

3:44

bu, 12 gün sürerdi,

to count to a million.

3:47

ta ki bir milyona ulaşana kadar.

Dilbilgisi

If you were to ... it would take: hayalî bir koşul ve sonuç

If you were to + fiilin yalın biçimi, hayal edilen bir durumu ortaya koyar. Were to eylemi geçmiş zamana taşımaz; koşulun açıkça varsayımsal olduğunu gösterir. Sonuç cümleciğinde would + fiilin yalın biçimi kullanılır. it would take, hayal edilen bu durum içindeki hesaplanmış sonucu verir. İki bölüm birlikte, eylemin gerçekten gerçekleştiğini söylemeden ne olacağını düşünmeyi sağlar.

Alıştırma

Düşünce deneyi cümlesini aynı eşleşen yapıyla tamamla: If you ____ draw one circle every second, it ____ take ten seconds to draw ten circles.

Cevabı göster

were to · would

But if you wanted to count to a billion,

3:49

Ama bir milyara kadar saymak isteseydiniz,

that would take you 32 years.

3:51

bu 32 yıl sürerdi.

So, a billion is a very large number,

3:56

Yani bir milyar çok büyük bir sayı,

but not when it comes to atoms. Kalıp ifadeler

3:59

ama söz konusu atomlar olduğunda değil.

Kalıp ifadeler

when it comes to: bir yargıyı tek bir konuyla sınırlamak

When it comes to, “bir şeyi ele aldığımızda veya ondan söz ettiğimizde” anlamına gelir. Ardından ele alınan konu gelir; burada konu atoms sözcüğüdür. Bu ifade önceki yargının kapsamını daraltır: Bir milyar günlük yaşamda çok büyüktür, ancak atomların ölçeğinde büyük değildir. Buradaki comes hareket bildirmez.

Alıştırma

Hangi cümlede when it comes to ifadesi karşılaştırmayı tek bir konuyla sınırlandırmak için kullanılmıştır?

  1. Ana comes to art club after school.
  2. When it comes to drawing, Ana is the fastest in our group.
  3. When the bus comes, Ana will show us her drawing.
Cevabı göster

When it comes to drawing, Ana is the fastest in our group.

Atoms are so inconceivably small Dilbilgisi

4:01

Atomlar akıl almayacak kadar küçüktür;

that even if you had a billion, Dilbilgisi

4:05

öyle ki bir milyar tanesine sahip olsanız bile,

say, sodium atoms, Anlatım akışı

4:06

diyelim ki bunlar sodyum atomları,

their entire weight would only be 38 femtograms.

4:08

toplam ağırlıkları yalnızca 38 femtogram olurdu.

Dilbilgisi

so inconceivably small that: aşırı derece ve sonuç

so + sıfat/zarf + that kalıbı, aşırı bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada so ... small that, atomların aşırı küçüklüğünü that sonrasında belirtilen şaşırtıcı sonucun nedeni olarak sunar. Inconceivably, small sözcüğünü güçlendirir: atomlar yalnızca küçük değil, kolayca hayal edilemeyecek kadar küçüktür. Bu yapıda that bir sonuç yan cümlesi başlatır; “şu” anlamına gelmez.

Alıştırma

Derece-sonuç kalıbını tamamlayın: The suitcase was ____ heavy ____ I could barely lift it.

Cevabı göster

so · that

Dilbilgisi

even if: sonucu değiştirmeyen varsayımsal koşul

Even if, hayal edilen, belirsiz veya henüz gelecekte olan bir koşulu belirtir ve ana sonucun bu koşul altında da geçerli kalacağını söyler. Burada bir milyar sodyum atomu aşırı bir varsayım olarak sunulur, ancak toplam ağırlıkları yine de çok küçük olurdu. Even vurgu ekler: koşul güçlü veya şaşırtıcı görünür, fakat sonucu değiştirmez. Sıradan if kullanımında sonuç genellikle koşulun gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı olarak sunulur.

Alıştırma

Yağmurun planı değiştirmeyeceğini göstermek için dersteki iki sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The picnic will continue ____ it rains.

Cevabı göster

even if

Anlatım akışı

Parantez içi örnek belirteci olarak kullanılan say

Burada say, “örneğin” veya “birini seçelim” anlamına gelir. Bir milyar atomla ilgili tahminde sodyum atomlarını somut bir atom türü olarak araya ekler. Bu, parantez içi bir söylem belirtecidir: say çıkarıldığında cümlenin yapısı yine tamamdır. Ana fiil değildir ve kimseye konuşmasını emretmez.

Alıştırma

Tahmini tamamlamak için “örneğin” anlamındaki tek sözcüklük parantez içi belirteci kullanın: The repair could take, ____, three days.

Cevabı göster

say

Each individual cell in your body,

4:14

Vücudunuzdaki her bir hücre,

too small to be even seen by the eye, Dilbilgisi

4:17

gözle görülemeyecek kadar küçük olmasına rağmen,

contains 100 times more atoms Dilbilgisi

4:19

100 kat daha fazla atom barındırır,

than there are stars in the Milky Way Galaxy.

4:23

Samanyolu Galaksisi'ndeki yıldızların sayısına kıyasla.

Dilbilgisi

too small to be even seen: edilgen mastarla too ... to

too + sıfat + to’lu mastar yapısında sıfat, mastardaki eylemin gerçekleşmesini engelleyen bir dereceyi anlatır. Bu nedenle too small to be even seen, hücrenin gözle görülemeyecek kadar küçük olduğu anlamına gelir; too yalnızca “çok” demek değildir. To be seen edilgen bir mastardır çünkü hücre görme eylemine maruz kalan taraftır. Even, şaşırtıcı sınırı vurgulamak için seen sözcüğünden önce gelir: çıplak göz bu temel eylemi bile gerçekleştiremez.

Alıştırma

Cümleyi see fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın ve even sözcüğünü vurgulanan ifadeyle aynı konuma yerleştirin: The crack is too small ____ without a microscope.

Cevabı göster

to be even seen

Dilbilgisi

100 times more atoms than there are stars: miktar karşılaştırması

number + times + more + çoğul sayılabilen isim + than kalıbı iki miktarı karşılaştırır. Burada 100 times more, atoms sözcüğünü niteler; than there are stars ise karşılaştırma ölçütünü, yani Samanyolu'nda bulunan yıldızların sayısını verir. Karşılaştırılan şey sayılardır. Bu ifade atomlarla yıldızların aynı özelliğe sahip olduğunu söylemez; ilk sayının ikinciden çok daha büyük olduğunu belirtir.

Alıştırma

Öğrenilen karşılaştırma kalıbını oluşturan iki sözcükle cümleyi tamamlayın: A research lab stores ten times ____ samples ____ there are drawers in the cabinet.

Cevabı göster

more · than

Multiply that by the number of cells Kelime

4:27

Bunu hücrelerin sayısıyla çarpın;

that make up what we call ourselves,

4:29

yani “biz” dediğimiz şeyi oluşturan hücrelerin sayısıyla.

and each human body contains more atoms

4:31

ve her insan vücudu daha fazla atom barındırır,

than there are stars in the known universe.

4:35

bilinen evrendeki yıldızların sayısına kıyasla.

Kelime

Multiply that by: multiply A by B kalıbı

Multiply A by B, A ile B'nin çarpımını hesaplama anlamına gelen standart aritmetik kalıptır. Multiply yönerge fiilidir, A çarpılan miktardır ve by ikinci çarpanı getirir. Multiply that by ifadesindeki that, daha önce belirtilen miktarı anlatır. Burada by bir çarpanı işaretler; yöntem, konum ya da edilgen bir eylemin yapanını ifade etmez.

Alıştırma

Bir kutuda 8 pastel boya vardır ve toplam 6 kutu bulunur. Standart aritmetik yönergesini tamamlayın: Multiply 8 ____ 6 to find the total number of crayons.

Cevabı göster

by

Numbers that large lead to some pretty mind-blowing truths. Kelime

4:39

Bu kadar büyük sayılar, akıllara durgunluk veren bazı gerçeklere götürür.

Kelime

Aşırı şaşırtıcı bir şey için mind-blowing

Mind-blowing, son derece şaşırtıcı veya hayal edilmesi zor anlamına gelen, gündelik ve canlı bir sıfattır. Burada, böylesine büyük sayılardan çıkan gerçeklerin hayret verici olduğunu değerlendirir. Bu ifade mecazidir: Bilgi o kadar güçlü gelir ki insanın zihnini adeta bunaltır. Yalnızca interesting veya surprising demekten çok daha güçlü bir tepki ifade eder.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The view from the telescope was mind-blowing. mind-blowing ne anlama gelir?

  1. Beyin için fiziksel olarak tehlikeli
  2. Son derece şaşırtıcı ve hayal edilmesi zor
  3. Yalnızca biraz kafa karıştırıcı ve bunun dışında sıradan
Cevabı göster

Son derece şaşırtıcı ve hayal edilmesi zor

For instance, this one mentioned by Bill Bryson. Anlatım akışı

4:44

Örneğin, Bill Bryson'ın sözünü ettiği şu gerçek.

Anlatım akışı

Belirli bir örnek sunmak için For instance,

For instance, konuşmacının genel bir ifadeden belirli bir örneğe geçtiğini gösterir. Dinleyiciye, bundan sonra gelen kısmı ayrı bir yeni iddia olarak değil, kanıt veya açıklayıcı bir örnek olarak değerlendirmesini söyler. Genellikle örneğin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Bu cümlede this one, örnek olarak seçilen belirli gerçeğe işaret eder.

Alıştırma

Genel bir ifadeden örneğe geçişi en iyi tamamlayan sözü seçin: Many planets have extreme weather. _____ Neptune has winds that can exceed 2,000 kilometers per hour.

  1. As a result,
  2. For instance,
  3. However,
Cevabı göster

For instance,

Because our bodies contain so many atoms

4:47

Vücudumuz çok fazla atom içerdiği

and because we so vigorously recycle them,

4:51

ve onları büyük bir hızla geri dönüştürdüğümüz için,

statistically speaking,

4:54

istatistiksel olarak,

about 1 billion of the atoms inside your body

4:55

vücudunuzdaki atomların yaklaşık 1 milyarı

used to belong to Shakespeare.

5:00

eskiden Shakespeare'e aitti.

A billion of your atoms used to belong to Beethoven.

5:03

Atomlarınızın bir milyarı eskiden Beethoven'a aitti.

A billion of the atoms in your body,

5:06

Vücudunuzdaki atomların bir milyarı,

right now as you sit and watch this, Anlatım akışı

5:09

şu anda oturmuş bunu izlerken,

used to be inside the body of Buddha.

5:11

eskiden Buda'nın bedenindeydi.

Anlatım akışı

tam şu anda, oturup bunu izlerken

“right now as you sit and watch this” ifadesi, cümleye eklenen bir zaman ve dinleyici çerçevesidir. Dikkati kısa süreliğine soyut iddiadan izleyicinin o anki deneyimine yönelterek iddiayı daha dolaysız hissettirir; asıl olgusal bilgi ise ana cümlede kalır. Bu ifadede “as”, “while”, yani ‘-iken’ anlamındadır: oturma ve izleme eylemleri, anlatılan durumla aynı anda gerçekleşir. Sebep bildirmez; bu yüzden ‘siz bunu izlediğiniz için’ şeklinde anlaşılmamalıdır.

Alıştırma

“right now as you sit and watch this” ara ifadesi cümlede ne işe yarıyor?

  1. İddianın tamamını belirsiz bir gelecek zamana taşır.
  2. Videoyu izlemenin atomların izleyicinin vücudunda bulunmasına neden olduğunu açıklar.
  3. İddiayı izleyicinin o anki etkinliğine bağlar ve daha dolaysız hissettirir.
Cevabı göster

İddiayı izleyicinin o anki etkinliğine bağlar ve daha dolaysız hissettirir.

You can also think of it this way.

5:15

Şöyle de düşünebilirsiniz.

A thousand years from now, Kalıp ifadeler

5:17

Bundan bin yıl sonra,

when humans first land on a planet outside of our solar system,

5:19

insanlar güneş sistemimizin dışındaki bir gezegene ilk kez indiğinde,

that first person to step onto the surface of the alien planet, Dilbilgisi

5:24

o yabancı gezegenin yüzeyine ilk adım atan kişinin

their body will contain a billion atoms

5:29

vücudunda bir milyar atom olacak

that are in you right now.

5:33

ve bu atomlar şu anda sizin içinizde.

Kalıp ifadeler

bundan bin yıl sonra

“A thousand years from now”, bir olayı içinde bulunduğumuz andan bin yıl sonrasına yerleştirir. Zaman miktarı “from now”dan önce gelir ve ifadenin tamamı bir tahmine veya gelecek anlatısına zaman çerçevesi sağlayabilir. Referans noktası, konuşanın içinde bulunduğu “şimdi”dir. İfade, gelecekteki bir olaydan geriye doğru saymaz.

Alıştırma

Gelecekteki zamanı şimdiki ana bağlayan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: This tree will be much taller twenty years ____.

Cevabı göster

from now

Dilbilgisi

first person to step onto: sıra sayısı + kişi bildiren ad + to-infinitive

“that first person to step onto the surface” ifadesinde “to step onto the surface” mastar öbeği “person” sözcüğünden sonra gelir ve hangi kişiden söz edildiğini belirtir: eylemi herkesten önce gerçekleştirecek kişi. Burada “step onto”, gezegenin yüzeyine ayak basmak demektir. Aktarılabilir kalıp “belirleyici + sıra sayısı + kişi bildiren ad + to-infinitive” şeklindedir; “the first student to finish” buna bir örnektir. to-infinitive, kişinin o sırayı almasını sağlayan eylemi anlatır; kişinin ayrı bir amacını belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi “solve” fiilinin mastar biçimiyle tamamlayın: Priya was the first student ____ the riddle.

Cevabı göster

to solve

And as always,

5:37

Ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

5:38

izlediğiniz için teşekkürler.