Bizi Seven İnsanlardan Neden Soğuruz?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Bu deneme, karşılık gören sevginin zedelenmiş benlik algısını neden tehdit edip kişiyi reddedilmeyi kışkırtmaya yönelttiğini açıklar. İngilizce öğrenme noktaları: 1. hold it against people — Deyimler: bir şeyi birine dayamak değil, yaptığı bir şey yüzünden ona kin duymak veya onu suçlamak anlamını öğrenip kırgınlığı anlatın. 2. seen something in us — Deyimler: bir kişide gizli değer veya potansiyel görmek anlamını kavrayın ve bu güveni anlatmak için see something in someone kullanın. 3. not as ... but as — Dil bilgisi: bir yorumu reddedip yerine başkasını koyarak, vazgeçilen açıklama ile seçilen bakış açısını karşılaştırın.
Bu derste
Ostensibly: olası bir kuşku içeren yüzeysel iddia
Ostensibly, bir ifadeyi görünüşte ya da kamuya açıklanan anlatıma göre doğru olarak sunar; ancak gerçeğin farklı olabileceği ihtimalini açık bırakır. Burada we all want love, sorgulanamaz bir gerçek değil, görünürdeki başlangıç iddiası olarak sunulur. Bu zarf, dinleyiciyi yakında gelecek bir sınırlamaya veya tersine dönüşe hazırlar.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşanın daha sonra sorgulayabileceği yüzeydeki bir iddiayı ostensibly ile sunuyor?
- Ostensibly, the meeting was called to improve communication, but no one was allowed to speak.
- She quietly closed the door.
- Obviously, water freezes below 0°C.
Cevabı göster
Ostensibly, the meeting was called to improve communication, but no one was allowed to speak.
but oddly, one of the hardest things to do
0:03ancak tuhaf bir şekilde, yapılması en zor şeylerden biri,
hold it against people: bir eylem nedeniyle kin tutmak
Hold something against someone, belirli bir şey nedeniyle birine karşı içerlemeye, onu suçlamaya veya olumsuz değerlendirmeye devam etmek demektir. Bu, hold fiilinin fiziksel anlamı değil, bir deyimdir. Hold it against people ifadesinde it, kusur gibi değerlendirilen olayı; people ise içerlemenin yöneldiği kişileri gösterir. Burada it, insanların konuşanın duygularına karşılık vermesini anlatır. Böylece normalde olumlu olan bir tepki, kasıtlı olarak kin nedeniymiş gibi sunulur.
Alıştırma
Cümleyi, it kullanan ve “bu nedenle sana içerlemeye devam etmek” anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: I was disappointed that you canceled, but I won't ____.
Cevabı göster
hold it against you
Mecaz anlamda turn around: önceki tepkiyi değiştirmek
Bu cümlede turn around mecazidir. Önceki bir tutum veya tepkiyi değiştirip farklı davranmaya başlamak anlamına gelir. Ardından gelen reciprocate our feelings eylemi, yeni tepkinin ne olduğunu belirtir. Bağlam önceki ve zıt tepkiyi ortaya koyduğunda turn around and + fiil yapısı belirgin bir dönüşü anlatabilir: Kişi önce belli bir şekilde karşılık vermez, sonra değişip bunu yapar. Değişim tutum, karar ya da davranışla ilgili olabilir; fiziksel yönle değil.
Alıştırma
“The manager rejected the idea at first, then turned around and supported it.” cümlesinde turned around neyi gösterir?
- Yöneticinin herhangi bir karar vermeyi ertelediği anlamına gelir.
- Yöneticinin fiziksel olarak ters yöne döndüğü anlamına gelir.
- Önceki bir tutum veya tepkinin değiştiğini gösterir.
Cevabı göster
Önceki bir tutum veya tepkinin değiştiğini gösterir.
reciprocate our feelings: aynı duyguyla karşılık vermek
Reciprocate our feelings, bizim onlara karşı hissettiğimiz türden duyguyu onların da bize karşı hissetmesi anlamına gelir. Burada reciprocate, bu duyguları yalnızca fark etmekten veya kabul etmekten fazlasını ifade eder; denk bir duygusal karşılık anlatır. Bu yapıda reciprocate geçişli bir fiildir: reciprocate + someone's feelings. İyelik ifadesi, mevcut duyguları karşılık gören kişi veya grubun kim olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki hedef fiilin doğru biçimiyle tamamlayın: She cared deeply for him, but he did not ____ her feelings.
Cevabı göster
reciprocate
It can be immensely hard not to think that: kaçınılması zor bir düşünce
It can be immensely hard not to think that + yan cümle yapısında hard, bir düşünceden kaçınmanın zorluğunu anlatır. Olumsuzluk bildiren not, to think ile bağlantılıdır; dolayısıyla ifade, düşünmenin kolay olduğunu değil, o düşünceye direnmenin zor olduğunu söyler. Can be bunu mutlak bir kural olarak değil, yaşanabilecek veya tekrarlanabilecek bir insani güçlük olarak sunar. Immensely, hard sözcüğünü güçlendirir; that ile başlayan yan cümle ise akıldan uzak tutulması zor olan yargının tamamını verir.
Alıştırma
Düşünceden kaçınmanın son derece zor olduğunu belirten tam yapıyla cümleyi tamamlayın: When no one explains the sudden change, ____ something serious has happened.
Cevabı göster
it can be immensely hard not to think that
in some ways: bir yargıyı belirli yönlerle sınırlamak
In some ways, belirli açılardan veya belirli bakış açılarından değerlendirildiğinde anlamına gelir. Bir yargının kapsamını sınırlar: açıklama bazı özellikler için doğru olabilir, ancak eksiksiz bir açıklama olduğu ileri sürülmez. Burada kendisinden sonra gelen sıfat dizisinin tamamına uygulanır. Değerlendirmeyi daha az mutlak hâle getirir, ancak sometimes anlamına gelmez; sıklıktan değil, yönlerden söz eder.
Alıştırma
Hangi cümle tasarımın yalnızca bazı zamanlarda değil, belirli açılardan başarılı olduğunu ifade eder?
- The design is successful in some ways, but it is too expensive to build.
- The design is sometimes successful, but it is too expensive to build.
- The design is successful in every way, but it is too expensive to build.
Cevabı göster
The design is successful in some ways, but it is too expensive to build.
love was unrequited: karşılıksız kalan sevgi
Unrequited, sevginin ya da ilginin yöneldiği kişi tarafından karşılık görmediğini belirtir. love was unrequited yapısında unrequited sıfatı was'tan sonra özne tamamlayıcısı olarak gelir ve love sözcüğünü niteler. Bu ifade sevginin gizli olduğu anlamına gelmez. Diğer kişi bu duyguları biliyor olabilir; önemli olan onun aynı sevgiyi hissetmemesi veya bu sevgiye karşılık vermemesidir.
Alıştırma
Maya, Leo'ya ne hissettiğini söyledi ama Leo aynı duyguları paylaşmadı. Maya'nın duygularını en iyi hangi ifade anlatır?
- unrequited love
- mutual love
- a secret crush
Cevabı göster
unrequited love
a thrilling dread: heyecanla karışık korku
A thrilling dread, heyecan belirten bir sıfatı güçlü korku ifade eden bir isimle birleştirir. Bu gerilim bilinçlidir: dread olumsuz anlamını korur, fakat belirsizlik aynı zamanda bir heyecan dalgası yaratır. Burada ifade önce iki duyguyu tek bir isim öbeğinde toplar, ardından that yan cümlesi korkunun nedenini açıklar: hayran olunan kişinin onları fark etmemiş bile olma ihtimali. Bu şaşırtıcı niteleyici, okuyucunun iki duyguyu aynı anda aklında tutmasını sağlar.
Alıştırma
A thrilling dread burada nasıl bir duygusal etki ifade ediyor?
- Heyecanla karışık korku
- Gerçek bir korku içermeyen heyecan
- Hayranlık gördüğüne dair sakin bir kesinlik
Cevabı göster
Heyecanla karışık korku
no doubt anymore: önceki şüpheden kesinliğe
“there's ... no doubt anymore” ifadesinde no doubt, artık hiçbir belirsizlik kalmadığı anlamına gelir. Konuşmacı sonucu yalnızca olası değil, kesinleşmiş olarak sunar. Anymore, önce ile şimdi arasında bir karşıtlık kurar: daha önce şüphe vardı, şimdi ise sona erdi. Bu kalıp, belirsizlikten kesinliğe geçen her durum için kullanılabilir.
Alıştırma
“There is no doubt anymore” ne anlama gelir?
- İnsanlar hâlâ emin değildir.
- Konuşmacı bunun doğru olabileceğini düşünüyor ama hâlâ emin değil.
- Önceki belirsizlik ortadan kalkmıştır.
Cevabı göster
Önceki belirsizlik ortadan kalkmıştır.
do like us: olumlu cümlede vurgulu do
Buradaki do bir soru oluşturmuyor. Olumlu they do like us yan cümlesinde vurgu ekler: konuşmacı, özellikle daha önce bu konuda şüphe duyulduğu için, onların bizi gerçekten sevdiğini güçlü biçimde belirtir. Vurgulu do çoğunlukla şüphe edilen bir düşünceyi doğrulamak, bir varsayımı düzeltmek veya karşıtlık oluşturmak için kullanılır. Temel anlam yine like fiilinden gelir; do, konuşmacının iddiaya bağlılığını güçlendirir.
Alıştırma
Parantez içindeki fiilin vurgulu biçimiyle cümleyi tamamlayın: I know Sam seems quiet, but he ____ talking with us. (enjoy)
Cevabı göster
does enjoy
feeling a bit sick: fiziksel hastalık mı, duygusal sıkıntı mı
Burada feeling a bit sick duygusal bir tepkiyi anlatır: konuşan kişi, kendisiyle ilgili olumsuz düşüncesiyle çelişen bir sevgi görünce huzursuz, kaygılı veya neredeyse midesi bulanmış gibi hisseder. Bu, mutlaka gerçekten hasta olduğu anlamına gelmez. Feel sick gerçek mide bulantısını veya fiziksel rahatsızlığı da anlatabilir; anlamı bağlam belirler. A bit tepkiyi yumuşatır ve daha az güçlü ya da daha az doğrudan gösterir; hissin yalnızca fiziksel olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
“When I discovered that my closest friend had lied to me, I felt a bit sick,” cümlesinde felt a bit sick büyük olasılıkla neyi ifade eder?
- Doğrulanmış bir tıbbi teşhis
- İyi haber almanın heyecanı
- Neredeyse fiziksel hissedilen duygusal şok veya sıkıntı
Cevabı göster
Neredeyse fiziksel hissedilen duygusal şok veya sıkıntı
tempted to say: güçlü bir dürtü ve olası özdenetim
Be tempted to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için güçlü bir istek veya dürtü hissetmek demektir. Tempted to say ifadesinde konuşan kişi bir düşünceyi dile getirme dürtüsü hisseder; çoğu zaman bunu söylemenin akıllıca veya yararlı olmayabileceğinin de farkındadır. Bu ifade son eylemi değil, dürtüyü anlatır. Kişi bunu söyleyebilir, kendini tutabilir veya hâlâ karar veriyor olabilir; buradaki temptation mutlaka ahlaki bir yanlışla ilgili değildir.
Alıştırma
Cümleyi “konuşmak için güçlü bir dürtü hissetti, ancak bunu yapmak akıllıca olmayabilirdi” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: At first, I ____ the plan would fail, but I decided to stay quiet.
Cevabı göster
was tempted to say
got them wrong: Başkaları hakkındaki yargıyı düzeltmek
get someone wrong ifadesinde get, biri hakkında yanlış bir anlayış veya yargı oluşturmak anlamına gelir. Nesne get ile wrong arasına gelir: get + kişi + wrong. Buradaki got them wrong, bu kişiler hakkındaki önceki yargının yanlış olabileceği anlamındadır. Nesne bir kişi olduğunda ifade çoğunlukla o kişinin karakteri, amaçları veya değeri hakkındaki yargıyla ilgilidir. Genellikle kişiyi başka biriyle karıştırmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşanın Lina hakkındaki genel yargısının yanlış olduğu anlamına gelir?
- I mistook Lina for her sister.
- I got Lina's answer wrong.
- I got Lina wrong.
Cevabı göster
I got Lina wrong.
isn't really to do with them at all: Bağlantıyı tamamen reddetmek
Be to do with + isim veya zamir, o kişi ya da şeyle ilgili olmak anlamına gelir. Bu cümlede mesele onlarla bağlantılı değildir; do burada yapmak veya gerçekleştirmek anlamındaki sıradan eylem fiili değildir. Isn't really ... at all olumsuz yapısı bu bağlantıyı güçlü biçimde reddeder. Not really, daha yakından bakıldığında görünürdeki bağlantının geçerli olmadığını belirtir; at all ise olumsuzluğu pekiştirir.
Alıştırma
Cümleyi is related to anlamına gelen Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: The delay ____ a signal problem.
Cevabı göster
is to do with
lies somewhere else entirely: asıl kaynak bambaşka bir yerde
Bu cümlede lies, “yalan söyler” değil, “bulunur” veya “asıl kaynağı oradadır” anlamına gelir. Soyut bir meseleye konum verir: gerçek açıklama başka bir yerdedir. Ardından gelen in our relationship with ourselves, bu başka yerin ne olduğunu belirtir. Analitik anlatımda lie in, lie with, lie beyond ve lie elsewhere kalıpları bir nedenin, cevabın, sorumluluğun veya önemin nerede bulunduğunu gösterir.
Alıştırma
Gerçek kaynağın tamamen farklı bir yerde olduğunu anlatan, dersteki dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The problem does not lie in the budget; it ____—in the way tasks are assigned.
Cevabı göster
lies somewhere else entirely
a touch repulsive: biraz itici
Burada a touch, “az miktarda” veya “biraz” anlamına gelir. Repulsive sıfatını niteler; fiziksel dokunmayı anlatmaz. Repulsive güçlü ve olumsuz bir değerlendirmedir. a touch eklenmesi temel anlamı değiştirmek yerine dereceyi azaltır: bu sevgi yoğun biçimde tiksindirici olmaktan çok, bir ölçüde itici gelir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “biraz” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The room feels ____ crowded after everyone arrives.
Cevabı göster
a touch
Bir yargıyı sınırlayan at some level
Burada at some level, ifadenin konuşanın düşünce veya duygularının bir bölümünde ya da katmanında doğru olduğunu anlatır. Bu katmanı belirlemek zor olabilir veya kişi bunun tam olarak farkında olmayabilir. Ayrıca yargıyı sınırlar. Konuşan bunu eksiksiz açıklama olarak değil, altta yatan olası bir gerçek olarak sunar.
Alıştırma
Konuşan, bir kaygının düşüncenin kısmen gizli bir katmanında bulunabileceğini anlatmak istiyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Even after agreeing to the plan, ____ I still do not trust it.
- at some level
- to some extent
- at a high level
Cevabı göster
at some level
what we're used to: be used to ile kullanılan ad işlevli what tümcesi
What we're used to, bize tanıdık gelen şey veya durum anlamına gelir. What, kaynaşmış bir ilgi tümcesi başlatırken aynı zamanda bu tümcede to'nun tümleci olur; tüm tümce bir ad öbeği gibi işlev görür. Be used to yapısında to bir edattır. Bu nedenle tümleci bir ad, -ing biçimi veya ad gibi işlev gören bir what tümcesi olabilir: we're used to the noise; we're used to waiting; this is what we're used to.
Alıştırma
Cümleyi alışık olduğumuz durum anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: Working from home is ____.
Cevabı göster
what we're used to
It doesn't tally with our view of ourselves. Kalıp ifadeler
1:05Bu, kendimize dair görüşümüzle uyuşmuyor.
doesn't tally with: … ile uyuşmuyor
Burada doesn't tally with, bir şeyin başka bir şeyle eşleşmediğini veya uyuşmadığını anlatır. Alınan sevgi, konuşanların kendileri hakkındaki olumsuz görüşüyle çelişir. tally with + isim yapısında özne bir olgu, anlatım, sonuç veya inançtır; with ise bunun karşılaştırıldığı unsuru tanıtır. Yapı, iki taraf arasındaki uyumu veya uyuşmazlığı vurgular.
Alıştırma
Tutarlar farklı. Cümleyi tally with ifadesinin kısaltılmış olumsuz biçimiyle tamamlayın: The final invoice ____ the amount in our records.
Cevabı göster
doesn't tally with
not fundamentally convinced of our own lovability: sevilmeye değer olduğumuza temelden inanmamak
Burada not fundamentally convinced of our own lovability, derinlerde sevgiyi uyandırabildiğimize veya sevilmeye değer olduğumuza gerçekten inanmadığımız anlamına gelir. Fundamentally, geçici bir şüpheyi değil, temel bir iç inancı anlatır. Be convinced of yapısından sonra bir isim öbeği gelir: convinced of our own lovability. Tam bir yan cümleyle convinced that kullanılır: convinced that we are lovable. Lovability, sevilebilir olma niteliğini adlandıran soyut bir isimdir.
Alıştırma
Cümleyi convinced ve isim öbeğinden önce gereken edatla tamamlayın: Despite his progress, Leo is not yet ____ his own ability to lead.
Cevabı göster
convinced of
seek out: bilinçli ve hedefli bir arama
Seek out, belirli bir kişiyi ya da şeyi bilinçli olarak aramak demektir; çoğu zaman o hedefe ulaşmak bir seçim veya çaba gerektirir. Burada seeking out, bu insanlarla tesadüfen karşılaşmadığımızı; tanıdık türde bir acıya neden olan kişileri etkin biçimde seçip aradığımızı gösterir. Out, bu öbek fiilin bir parçasıdır. Aramayı belirli bir hedefe yöneltir; dışarı çıkmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle belirli bir uzmanı bulmak için gösterilen bilinçli çabayı en iyi anlatır?
- The reporter ran into a local scientist at the bus stop.
- The reporter sought out a local scientist for an interview.
- The reporter heard that a local scientist had moved away.
Cevabı göster
The reporter sought out a local scientist for an interview.
make us suffer içinde make + nesne + fiilin yalın hâli
Make us suffer ifadesinde make ettirgen bir fiildir. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: bu kişiler acı çekmemize neden olur. Etken cümlede nesneden sonraki fiil to almaz: make us suffer denir, make us to suffer denmez. Edilgen yapıda to geri gelir: we are made to suffer.
Alıştırma
Leave fiilini doğru biçimde kullanın: The fire alarm made everyone ____ the building.
Cevabı göster
leave
it becomes natural to assume that ...: bir varsayımın zamanla doğal gelmesi
Bu yapıda it, asıl içeriğin yerini geçici olarak tutan biçimsel öznedir. Asıl fikir daha sonra gelen to assume that + yan cümlesindedir: burada sevgi dolu bir sevgilinin bir şeyi gözden kaçırdığı varsayılır. Becomes natural, kişinin alışkanlıkları veya deneyimleri nedeniyle bu varsayımın zamanla kolay ya da beklenen bir düşünce gibi gelmeye başladığını anlatır. Varsayımın doğru veya kanıtlarla desteklenmiş olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Tekrarlanan deneyimin bir varsayımı zamanla doğal göstermesini anlatmak için cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: After several buses passed without stopping, ____ the stop has moved.
Cevabı göster
it becomes natural to assume that
Amaç bildiren just to make sure
Just to make sure, kendisinden önce gelen eylemin amacını belirtir. Burada iğrenç biçimde davranmak, sevgilinin verilmek istenen mesajı anlamasını sağlamak için yapılan ek bir eylem olarak sunulur. Just, doğrudan ve pratik tek bir neden olduğu anlamını ekler: ek eylem özellikle şüpheyi ortadan kaldırmak için yapılır. Yapı, eylem + just to make sure + yan cümle şeklindedir; emin olma sonucunu anlatmaz.
Alıştırma
Tekrar kontrol etmenin eylemin amacı olduğunu göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? I checked the address twice ___ I had written it correctly.
- just make sure
- just to make sure
- just made sure
Cevabı göster
just to make sure
in painful but somehow psychologically gratifying ways. Anlatım akışı
1:33acı verici ama bir şekilde psikolojik olarak tatmin edici yollarla.
acı veren ama bir şekilde psikolojik açıdan tatmin edici biçimler
Bu ifade, but aracılığıyla painful ile psychologically gratifying ifadelerini karşı karşıya getirir. Önce açık olan acıyı kabul eder, ardından daha az görünür bir sonuç ekler: yaşanan deneyim gizli bir psikolojik ihtiyacı karşılayabilir veya kişinin kendisi hakkındaki tanıdık bir olumsuz inancı doğrulayabilir. Somehow, bu tatminin şaşırtıcı ve açıklanması güç olduğunu belirtir. Gratifying acının kendisini değil, psikolojik etkiyi niteler; cümle incinmenin hoş olduğunu söylemez.
Alıştırma
“painful but somehow psychologically gratifying ways” ifadesindeki karşıtlık neyi gösteriyor?
- Deneyim acı verir, ancak gizli bir psikolojik ihtiyacı karşılayabilir.
- Konuşan kişi deneyimin acı verip vermediğine karar veremiyor.
- Acının kendisi fiziksel açıdan hoş olarak anlatılıyor.
Cevabı göster
Deneyim acı verir, ancak gizli bir psikolojik ihtiyacı karşılayabilir.
Özet sunmak için In short
In short, dinleyiciye ardından gelen kısmın önceki açıklamanın kısa bir özeti ya da bundan çıkarılan sonuç olduğunu bildirir. Yeni bir destekleyici nokta eklemek yerine akıl yürütmeyi toparlar. Burada önceki psikolojik açıklamayı kendini küçümseyen bir retorik soruya sıkıştırır: Biri bizim hakkımızda bu kadar iyi düşünüyorsa o kişinin yargısı ne kadar iyi olabilir? Bu ifade, dinleyicinin soruyu ana sonuç olarak değerlendirmesini sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, ifadeyi önceki akıl yürütmenin kısa bir özeti olarak sunan bir başlangıç kullanıyor?
- For a short time, the plan is too costly to continue.
- In short, the plan is too costly to continue.
- Shortly, the plan is too costly to continue.
Cevabı göster
In short, the plan is too costly to continue.
have the bad taste to + fiilin yalın hâli
Bu cümlede have the bad taste to think well of, “birini olumlu değerlendirerek kötü muhakeme ya da zevk göstermek” anlamına gelir. Konuşan kişi, ardından gelen eylemi zevksiz birinin yapacağı bir şey gibi sunar. Kalıp have/has/had the bad taste to + fiilin yalın hâlidir. Konuşanın olumsuz değerlendirmesini taşır. Burada ironiktir: “someone like us” ifadesindeki kişileri övmek kötü zevk olarak adlandırılır. Bu, görgü kurallarıyla ilgili gerçek bir şikâyetten çok, konuşanın kendisi hakkındaki olumsuz görüşünü gösterir.
Alıştırma
Cümleyi have the bad taste to kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: “At the formal dinner, he ____ mock the host’s accent.”
Cevabı göster
had the bad taste to
think well of someone: biri hakkında olumlu düşünmek
Bu cümlede think well of someone, “biri hakkında olumlu bir görüşe sahip olmak” veya “birini iyi ya da değerli biri olarak görmek” anlamına gelir. Well olumlu görüşü belirtir; dikkatli düşünmek veya kişinin sağlıklı olmasını dilemek anlamına gelmez. Değerlendirilen kişi veya şey of sonrasında gelir: think well of + kişi ya da şey. Burada ifade ironik bir sorunun parçasıdır: konuşan kişi, başka birinin “us” hakkında olumlu düşünmesini kötü zevkin kanıtı gibi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi think well of ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: “After working with Maya for six months, her supervisor said he ____ her.”
Cevabı göster
thought well of
entertain another option: seçmeden değerlendirmek
Bu cümlede entertain, “ciddi biçimde değerlendirmek” veya “tartışmaya dâhil etmek” anlamına gelir. entertain another option, farklı bir açıklamayı bir olasılık olarak incelemek demektir. Burada “birini eğlendirmek” anlamına gelmez; ayrıca seçeneğin kabul edildiğini ya da seçildiğini de göstermez. Bu ifade, üzerinde düşünülürken olasılığı açık tutar.
Alıştırma
Cümleyi “farklı bir olasılığı seçmeden değerlendirmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Before we decide, we should ____.
Cevabı göster
entertain another option
is not a sign that ... Perhaps it's a sign that: bir açıklamayı yeniden çerçevelemek
Tekrarlanan a sign that yapısı, aynı kanıtı —sevgi görmeyi— iki farklı açıklamaya bağlar. İlk cümle eski yorumu reddeder: Bu sevgi, sevgilinin zayıf ya da yanılmış olduğunun veya başka seçeneği kalmadığının kanıtı değildir. Ardından Perhaps it's a sign that alternatif bir yorum sunar. Perhaps, yeni iddiayı kesin bir gerçek olarak değil, temkinli biçimde ortaya koyar; paralel anlatım da dönüşü izlemeyi kolaylaştırır: A’nın işareti değil; belki B’nin işareti.
Alıştırma
Metinde tekrarlanan is not a sign that ... Perhaps it's a sign that yapısı ne işe yarar?
- İki açıklamanın da eşit derecede olası olduğunu söyler ve onları değiştirmez.
- Sevgiyle ilgili bir açıklamayı reddeder ve temkinli biçimde başka bir açıklama sunar.
- Sevginin var olduğunu tamamen reddeder.
Cevabı göster
Sevgiyle ilgili bir açıklamayı reddeder ve temkinli biçimde başka bir açıklama sunar.
see something in someone: birindeki gizli değeri veya potansiyeli görmek
see something in someone ifadesinde see, gözle «bakmak» değil, «fark etmek» veya «değerini görmek» anlamındadır. Something, kişide bulunan ama adı konmamış bir niteliği, değeri ya da potansiyeli belirtir; kişi bunu kendisi henüz fark etmemiş olabilir. Burada they've seen something in us derin bir güven ifade eder: bizi sevenler, biz kendimiz fark etmeden önce bizde sevilmeye değer nitelikler görmüştür. Yeniden kullanılabilen kalıp see + something + in + kişi şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle bir koçun Lena'da değerli bir nitelik veya potansiyel fark ettiğini söyler?
- The coach saw Lena in the gym yesterday.
- The coach asked Lena to look inside the bag.
- The coach sees something in Lena, even though she lacks confidence.
Cevabı göster
The coach sees something in Lena, even though she lacks confidence.
don't yet quite see in ourselves: şu anda kendimizde tam olarak görememek
don't yet quite + fiil dizisi, bir şeyin şu ana kadar tam olarak gerçekleşmediğini belirtir. Don't cümleyi olumsuz yapar, yet «şu ana kadar» zaman sınırını gösterir, quite ise «tam olarak» derecesini ekler; birlikte daha sonra değişim olasılığını açık bırakırlar. don't yet quite see in ourselves ifadesindeki see, «fark etmek» anlamındadır. Başkaları bizdeki bir niteliği çoktan fark etmişken biz şu anda bunu kendimizde tam olarak göremiyoruz. Aynı kalıp understand, believe ve accept gibi fiillerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, «şu anda tam olarak anlamamak» anlamındaki ders kalıbıyla tamamlayın: I ____ why the plan will work.
Cevabı göster
don't yet quite see
have never been allowed to believe in: edilgen present perfect yapısı
have/has never been allowed to + fiil kalıbı edilgen present perfect yapısıdır: have/has + never + been + geçmiş zaman ortacı. Özne kısıtlamaya maruz kalır; geçmişten bugüne kadar başka bir kişi ya da dış etki, özneye eylemi yapma izni veya alanı vermemiştir. Burada believe in, kişinin kendi değeriyle ilgili bir düşünceye inanmasını veya bu inancı sürdürmesini anlatır. Ardından gelen that yan cümlesi inancın içeriğini verir; by figures in our past ise kısıtlamayı oluşturan etkili kişileri belirtir. Cümle, uzun süreli bir dış etkiyi vurgular.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan edilgen present perfect ifadeyle tamamlayın: After years of discouragement, they ____ themselves.
Cevabı göster
have never been allowed to believe in
figures in our past: geçmiş yaşamımızdaki etkili kişiler
Burada figures, önemli ya da etkili bir rolü olan kişiler anlamına gelir. figures in our past ifadesi, hayatımızın daha önceki bir dönemindeki insanları anlatır; sayılar, diyagramlardaki şekiller veya beden biçimleri anlamına gelmez. Figure biraz resmî ve geniş kapsamlı bir tanımlamadır. Kesin ilişkiyi belirtmeden kişinin rolüne veya etkisine odaklanır. Bu cümledeki figures, bakım verenler, otorite konumundaki kişiler veya başka etkili insanlar olabilir; ancak ifade bunların tam olarak kim olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümlede figures in our past ifadesinin en yakın anlamı nedir?
- hayatımızın önceki dönemlerinden etkili insanlar
- eski bir diyagramdaki şekiller
- uzun zaman önce kaydedilmiş sayılar
Cevabı göster
hayatımızın önceki dönemlerinden etkili insanlar
deserving of love: be deserving of + isim
Bu cümlede deserving of love, sevgi görmeye layık olmak anlamına gelir. Sevgi, belirli bir başarının ödülü olarak değil, insanların özlerindeki değer nedeniyle hak ettikleri bir şey olarak sunulur. Kalıp be deserving of + isim veya isim öbeğidir. of edatı, kişinin neye layık olduğunu belirtir; bu yüzden burada deserving ile love arasında of bulunmalıdır.
Alıştırma
Hedef kalıp be deserving of + isim ile cümleyi tamamlayın: After years of honest work, she is ____ our trust.
Cevabı göster
deserving of
There is hope in all this, hope that ...: umudu ortaya koyup içeriğini açıklama
There is hope in all this ifadesinde varlık bildiren There is kalıbı, hope sözcüğünü az önce ele alınan sorunlardan sonra gelen yeni ve olumlu bir dönüş noktası olarak sunar. in all this, önceki sorunları tek bir arka planda toplar. Tekrarlanan hope, ikinci ve ayrı bir umut sunmaz. Eş görevli bir yeniden ifade etmedir: hope that we can ... soyut ismi hemen belirli bir önermeye dönüştürür. Bu ortaya koyma, tekrarlama ve açıklama kalıbı, genel bir iddiadan onun kesin içeriğine geçmeyi sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede tekrarlanan hope that ifadesi ne işe yarar?
- Konuşanın umudun var olup olmadığından emin olmadığını gösterir.
- hope sözcüğünü yeniden ifade eder ve umudun içeriğini belirten bir yan cümleyi başlatır.
- Ayrı bir ikinci umut sunar.
Cevabı göster
hope sözcüğünü yeniden ifade eder ve umudun içeriğini belirten bir yan cümleyi başlatır.
come to trust: bir süreç sonunda güvenmeye başlamak
Come to + fiilin yalın hâli, bir süreç sonunda yeni bir duruma, anlayışa veya davranışa ulaşmayı anlatır. Burada come to trust, güvenin zamanla gelişip sonunda yerleşmesi demektir; come bir yere hareket etmeyi anlatmaz. Bu yapı düşünce veya duygu değişimleriyle sık kullanılır; come to realize, come to understand ve come to appreciate buna örnektir.
Alıştırma
Güvenin zamanla geliştiğini gösteren come to yapısının iki sözcüklü biçimiyle cümleyi tamamlayın: After several successful projects together, I ____ trust Nina's judgment.
Cevabı göster
came to
trust A more than I trust B: iki güven düzeyini açıkça karşılaştırmak
Fiil + A + more than + özne + fiil + B yapısı, aynı eylemin A ve B'ye yönelik derecesini karşılaştırır. Cümlede, sevgililerin yargısına, konuşanın kendi gergin ve kendine zarar veren dürtülerinden daha fazla güvenmek anlamına gelir; sevgililerin veya dürtülerin sayısını karşılaştırmaz. İkinci tarafta we trust ifadesinin tekrarlanması karşılaştırmayı açık hâle getirir. Daha kısa bir more than ifadesi ikinci özneyi veya nesneyi belirsiz bırakabilecekse bu tam yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
İki güven düzeyini açıkça karşılaştıracak şekilde cümleyi tamamlayın: I trust the safety report ____ I trust anonymous comments.
Cevabı göster
more than
not as a sign of their delusion or weakness, Dilbilgisi
2:23kuruntularının veya zayıflıklarının bir işareti olarak değil,
but as evidence of an inherent lovability in ourselves
2:26kendi içimizdeki doğal sevilebilirliğin kanıtı olarak
X'i A olarak değil, B olarak yorumlamak: interpret X not as A, but as B
interpret fiilinden sonra as, nesneye yüklenen anlamı belirtir. interpret X not as A, but as B yapısı A yorumunu reddeder ve onun yerine B yorumunu koyar. Burada karşılaştırılan, onların sevgisine ilişkin iki açıklamadır; sevginin varlığı inkâr edilmez. Bir yorumu düzeltip daha güçlü bir yorum sunmak istediğinizde bu yapıyı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi iki parçalı yeniden yorumlama kalıbı not as A, but as B ile tamamlayın: Interpret the mistake ____ proof that you cannot improve, ____ a clue about what to practice next.
Cevabı göster
not as · but as
to which ... blinded us, yet to which ... awaken us: fark ettirmemek ve sonra fark ettirmek
İki to which de an inherent lovability in ourselves ifadesine gönderme yapar. to edatı blind someone to something ve awaken someone to something kalıplarının parçasıdır; tekrarlanan yapı böylece aynı fikri odakta tutar. Blind us to mecazidir: geçmiş deneyimler sevilmeye değer olduğumuzu fark etmemizi engelleyebilir. Awaken us to bu hareketi tersine çevirir; sevgi ve şefkat bunun farkına varmamızı sağlayabilir. Yet, farkındalığın engellenmesinden yeni bir farkındalığa geçişi vurgular.
Alıştırma
"Fear blinded Maya to the help around her, but counseling awakened her to it," cümlesi ne anlama gelir?
- Korku Maya'nın görme yetisine zarar verdi, danışmanlık ise onu düzeltti.
- Maya başlangıçta yardımı fark etti, ancak danışmanlık onu görmezden gelmesine neden oldu.
- Korku Maya'nın çevresindeki yardımı fark etmesini engelledi, danışmanlık ise bunu görmesine yardımcı oldu.
Cevabı göster
Korku Maya'nın çevresindeki yardımı fark etmesini engelledi, danışmanlık ise bunu görmesine yardımcı oldu.
don't invariably have to: mutlak bir kuralı reddetmek
Burada don't, invariably sözcüğünü olumsuzlar; dolayısıyla anlam “bunu her seferinde yapmak zorunda olduğumuz doğru değil” şeklindedir. Yapı, mutlak bir kalıbı yumuşatır: başkalarına bunu karşı kullanmak her durumda kaçınılmaz değildir. Bu, “bunu asla yapmamalıyız” ya da genel olarak “bunu yapmamız gerekmiyor” demekle aynı değildir. Her zaman geçerli bir zorunluluğu reddeder, ancak bazı durumlarda bu tepkinin yine de ortaya çıkabileceği veya gerekli hissedilebileceği ihtimalini açık bırakır.
Alıştırma
Kuralın her durumda gerekli olmadığını, ancak bazı durumlarda gerekli olabileceğini anlatan cümle hangisidir?
- We invariably have to use the rule.
- We don't invariably have to use the rule.
- We never have to use the rule.
Cevabı göster
We don't invariably have to use the rule.
see some point in us: bir kişinin değerini görmek
Burada see some point in us, bizde bir değer, olumlu yön ya da bizi sevmek için bir neden görmek anlamına gelir. Point bir savı veya konumu ifade etmez; başka birinin bakış açısından bizde değerli bir şey bulunduğunu anlatır. in sözcüğünden sonraki nesne bir insandır ve bu, anlamı belirleyen ipucudur. see some point in + kişi yapısını, bir eylemin amacını anlamak olarak değil, o kişide bir değer görmek olarak yorumlayın.
Alıştırma
"Maya sees some point in Leo, even though others dislike him," cümlesinde "sees some point in Leo" ne anlama gelir?
- Leo'yu belirli bir yerde ayakta görüyor.
- Leo'da bir değer veya olumlu yön görüyor.
- Leo'nun ileri sürdüğü bir savı anlıyor.
Cevabı göster
Leo'da bir değer veya olumlu yön görüyor.