FELSEFE - Heidegger: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Heidegger modern insanın varoluşla bağını kaybettiğini, toplumsal beklentilere boyun eğdiğini ve ölümle yüzleşerek sahiciliğe dönebileceğini savunur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “Yet beneath the jargon,” — Söylem, anlatı ve retorik: karşıtlığın ürkütücü terimlerden anlaşılır bir düşünceye nasıl geçtiğini incelemelerde görün. 2. “thrown into the world” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: thrown sözcüğünü fiziksel eylem değil, seçilmeyen koşullarda doğmak olarak kavrayın. 3. “the lion's share of” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: zamanın, paranın, işin veya enerjinin en büyük bölümünü kesin oran vermeden anlatın.
Bu derste
Martin Heidegger is without doubt the most incomprehensible German philosopher that ever Kalıp ifadeler
0:04Martin Heidegger şüphesiz bugüne kadar yaşamış en anlaşılmaz Alman filozoftur.
lived. Nothing quite rivals the prose in his masterpiece Being and Time, Dilbilgisi
0:09Başyapıtı Varlık ve Zaman'daki düzyazısıyla boy ölçüşebilecek pek bir şey yoktur,
without doubt: tam kesinlik ifade etmek
Without doubt, “kesinlikle” veya “makul hiçbir şüphe olmadan” anlamına gelir. Ardından gelen yargının tamamını güçlendiren bir zarf öbeğidir: Konuşan kişi, Martin Heidegger'ın yaşamış en anlaşılmaz Alman filozof olduğundan tamamen emindir. Without doubt ifadesini, cümlenin kesin olarak sunmak istediğiniz bölümünden önce kullanın. İfadenin doğruluğuna yönelik bir değerlendirme yapar; kelimesi kelimesine birinin “şüphe” adlı bir nesnesinin olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede without doubt tam bir kesinlik belirtmek için kullanılmıştır?
- Leah is without doubt the strongest player on the team.
- Leah is probably the strongest player on the team.
- Leah may become the strongest player on the team.
- Leah is one of the stronger players on the team.
Cevabı göster
Leah is without doubt the strongest player on the team.
which is filled with complex compound German words
0:14ki bu kitap karmaşık bileşik Almanca kelimelerle doludur,
like Seinsvergessenheit, Bodenständigkeit, and Wesensverfassung.
0:16örneğin Seinsvergessenheit, Bodenständigkeit ve Wesensverfassung.
Nothing quite rivals...: bir şeyin gerçek bir eşinin olmadığını söylemek
Nothing quite rivals X yapısında nothing öznedir; rivals ise “eşit olmak” veya “boy ölçüşmek” anlamına gelir. Bu kalıp, ele alınan özellik bakımından başka hiçbir şeyin X'e tam olarak erişemediğini söyler. Burada X, Being and Time'ın düzyazısıdır; dolayısıyla cümle bu yazıyı karmaşıklığı veya zorluğu bakımından eşsiz olarak güçlü biçimde sunar. Burada quite, “tam olarak” veya “gerçekten” anlamına gelir. Olumsuz özne nothing ile kullanıldığında, pek çok şeyin yarışabildiğini ifade etmez. Nothing dilbilgisel olarak tekil olduğundan fiil rival değil, rivals olur.
Alıştırma
Hedef fiil rival sözcüğünü doğru biçimde, nothing ve quite sözcükleriyle birlikte kullanarak cümleyi tamamlayın: On a cold morning, ____ a bowl of hot soup.
Cevabı göster
nothing quite rivals
Yet beneath the jargon, Heidegger tells us some simple, Anlatım akışı
0:21Ancak jargonun ardında, Heidegger bize hayatımızın anlamı,
even at times, homespun truths about the meaning of our lives,
0:24çağımızın hastalıkları ve özgürlüğe giden yollar hakkında bazı basit,
Yet beneath the jargon: karmaşıklıktan ana düşünceye geçmek
Yet bu cümleyi daha önce sözü edilen zor terimlere bağlar ve bir karşıtlık işareti verir: sıradaki düşünce, bu fikirlerin yalnızca karmaşık olduğu izlenimine karşı çıkacaktır. Beneath the jargon mekânsal bir metafor kullanır. Dinleyiciyi uzmanlık dilinin ötesine bakmaya ve onun örttüğü daha basit fikirleri görmeye yönlendirir. Cümle başındaki bu ifade, anlatımı karmaşık bir yüzeyden ana düşünceye taşır; beneath burada fiziksel bir konumu belirtmez.
Alıştırma
Teknik dilin ardındaki basit düşünceyi ortaya çıkaran ders ifadesiyle yorumu tamamlayın: ____, the plan has one clear purpose.
Cevabı göster
Yet beneath the jargon
bother with: bir şeyin çabaya değip değmediğine karar vermek
bother with someone or something yapısında bother, bir kişi ya da şeyle ilgilenmek, onu değerlendirmek veya tanımak için zaman ya da emek harcamak anlamına gelir; rahatsız etmek anlamına gelmez. Burada We should bother with him, bu düşünürü anlamak için çaba göstermeye değer olduğunu söyler. Bu ifade Why bother with it? ve Don't bother with it. gibi soru ve olumsuz cümlelerde sık görülür. should ile kullanılan olumlu biçim, bu çabayı göstermeyi önerebilir.
Alıştırma
Bir uzmanı anlamak zor, ancak uzmanın önemli kanıtları var. Hangi cümle bu kişinin zaman ve çaba harcamaya değer olduğunu anlatır?
- We should bother the expert.
- The expert should bother us.
- We should bother with the expert.
Cevabı göster
We should bother with the expert.
He was born and in many ways remained a rural provincial German who loved picking mushrooms,
0:32O, kırsal ve taşralı bir Alman olarak doğdu ve birçok yönden öyle kaldı; mantar toplamayı,
walking in the countryside, and going to bed early.
0:37kırsalda yürüyüş yapmayı ve erken yatmayı severdi.
He hated television, airplanes, pop music, and processed food.
0:40Televizyondan, uçaklardan, pop müzikten ve işlenmiş gıdalardan nefret ederdi.
“saw the error of his ways”: geçmişteki hatasını fark etmek
“Saw the error of his ways”, geçmişteki inançlarının veya davranışlarının yanlış olduğunu fark ettiği anlamına gelir. Bu, “see the error of one’s ways” deyiminin geçmiş zaman biçimidir; iyelik sözcüğü kişiye göre değişir. Burada “his ways”, daha önce belirtilen siyasi görüşü geniş anlamda ifade eder. Deyim, bir hatanın fark edildiğini gösterir; ancak kişinin nasıl ya da ne ölçüde değiştiğini tek başına anlatmaz.
Alıştırma
“see the error of one’s ways” kalıbını Leo’ya ve geçmiş zamana uygun biçimde tamamlayın: After hurting his friends for years, Leo finally ____ and apologized.
Cevabı göster
saw the error of his ways
Much of his life he spent in a hut in the woods away from modern civilization.
0:47Hayatının büyük bir kısmını modern medeniyetten uzak, ormandaki bir kulübede geçirdi.
He diagnosed modern humanity as suffering from a number of diseases of the soul. Notlar
0:52Modern insanlığın bir dizi ruh hastalığından muzdarip olduğunu teşhis etti.
“diagnosed X as suffering from Y” yapısı
“Diagnosed modern humanity as suffering from ...”, diagnose X as suffering from Y yapısını kullanır: X değerlendirilen kişi veya şeydir; Y ise onu etkilediği söylenen sorundur. Buradaki tıbbi çerçeve mecazidir. İnsanlık bir hasta gibi ele alınır ve “diseases of the soul”, tıbben belirlenmiş hastalıkları değil toplumsal veya manevi sorunları ifade eder.
Alıştırma
diagnose X as suffering from Y yapısını geçmiş zamanda tamamlayın: The historian ____ the empire ____ suffering from weak leadership.
Cevabı göster
diagnosed · as
diseases of the soul: hastalık olarak anlatılan içsel sorunlar
Diseases of the soul ifadesi; ciddi içsel, ahlaki, ruhsal veya varoluşsal sorunları anlatan bir mecazdır. Bu soyut sıkıntıları, insanlığı etkileyebilen hastalıklarmış gibi gösterir. Yakındaki diagnosed fiili tıbbi mecazı sürdürür ve sorunların acil, çare bulunması gereken durumlar gibi görünmesini sağlar. Bir doktorun tıbben teşhis edebileceği hastalıklardan söz edilmez.
Alıştırma
Bu cümlede diseases of the soul ne anlama geliyor?
- Doktorlar, ruh adı verilen bir vücut bölümünde birkaç fiziksel hastalık tespit etti.
- Modern insanlar bir grup bulaşıcı hastalığa yakalandı.
- Derin ruhsal veya varoluşsal sorunlar mecazi olarak hastalıklar şeklinde anlatılıyor.
Cevabı göster
Derin ruhsal veya varoluşsal sorunlar mecazi olarak hastalıklar şeklinde anlatılıyor.
Firstly, we have forgotten to notice we're alive.
0:56Birincisi, hayatta olduğumuzu fark etmeyi unuttuk.
but we aren't day-to-day properly in touch with the sheer mystery of existence, Kalıp ifadeler
1:02ancak günlük hayatta varoluşun saf gizemiyle,
the mystery of what Heidegger called das Sein or in English, being.
1:06Heidegger'in das Sein veya Türkçe'de varlık dediği şeyin gizemiyle tam anlamıyla temas halinde değiliz.
in theory: fikir olarak doğru, uygulamada ise kesin değil
In theory, bir şeyin fikirler, ilkeler veya zihinsel anlayış düzeyinde geçerli olduğunu belirtir. Genellikle gerçek deneyimin bu anlayışla uyuşmayabileceğini ima eder. Burada but bu uyumsuzluğu kurar: İnsanlar fikri bilir, ancak gündelik yaşamda onu gerçekten hissetmez. Bu ifadede theory mutlaka resmî bir bilimsel teori anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The routine looks easy ___, but it is difficult to maintain every day.
- in a theory
- in theory
- under theory
Cevabı göster
in theory
in touch with ifadesinin doğrudan farkındalık anlamı
Burada in touch with, bir şeyin doğrudan farkında olmak ve onunla zihinsel bir bağ kurmak anlamına gelir. Nesnesi the sheer mystery of existence olduğu için ifade, bir kişiyle iletişim kurmayı değil, hissedilen bir farkındalığı anlatır. be in touch with + bir düşünce, duygu, gerçeklik veya durum yapısı, ona karşı duyarlı olmayı ve onu etkin biçimde anlamayı anlatabilir. Properly zarfı bu anlamı güçlendirir: İnsanlar varoluşun gizemli olduğunu teoride bilir, fakat bu gerçeği gündelik hayatta tam olarak hissetmez.
Alıştırma
'Reading the local news helps Maya stay in touch with what is happening in her town.' cümlesinde 'stay in touch with' ne anlama gelir?
- durumun farkında ve onunla bağlantılı kalmak
- duruma mesaj göndermek
- duruma fiziksel olarak dokunmak
Cevabı göster
durumun farkında ve onunla bağlantılı kalmak
It's only at a few odd moments, perhaps late at night, or when we're ill and have been alone all day,
1:11Sadece bazı tuhaf anlarda, belki gece geç saatlerde veya hasta olup bütün gün yalnız kaldığımızda
or are on a walk through the countryside, that we come up against the uncanny strangeness of everything. Öbek fiiller
1:16veya kırsalda yürüyüş yaparken, her şeyin tekinsiz tuhaflığıyla yüz yüze geliriz.
come up against: Bir engel veya zor gerçeklikle karşılaşmak
Come up against, size direnen, sizi sınırlayan veya zorlayan bir şeyle karşılaşmak ve onunla yüzleşmek zorunda kalmak anlamına gelir. Burada nesnesi the uncanny strangeness of everything olduğundan, söz konusu engel bir kişi ya da fiziksel bir bariyer değil, huzursuz edici bir gerçekliktir. Bu deyimsel fiilin tamamı tek bir birim olarak çalışır: come up against + engel, sınır, karşı koyma veya zor gerçeklik. Genellikle beklenmedik biçimde bir şeyle karşı karşıya gelme duygusu verir; yukarı doğru hareket etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede come up against, ‘bir engelle karşılaşmak’ anlamında kullanılmıştır?
- Lena came across an old photo in a drawer.
- The builders came up against a safety rule that delayed the work.
- Omar came up with a clever solution.
Cevabı göster
The builders came up against a safety rule that delayed the work.
Why things exist as they do, why we're here rather than there, Anlatım akışı
1:22Nesnelerin neden oldukları gibi var oldukları, neden orada değil de burada olduğumuz,
Why ... why ... why: paralel bir soru dizisi kurmak
Why ... why ... why tekrarı, soyut bir gizemi birbirine paralel üç soru yapısı hâlinde düzenler. Her yan cümle yeni bir açı ekler: şeylerin biçimi, bizim konumumuz ve dünyanın niteliği. Bu yan cümleler retorik bir sıralama oluşturduğu için konuşmacı, ayrı ayrı yanıtlanması gereken ilgisiz üç soru sormak yerine tek bir büyük düşünceyi geliştirir. Başta aynı soru sözcüğünün tekrarlanması ritim oluşturur ve dinleyicinin düşüncenin ilerleyişini takip etmesini kolaylaştırır.
Alıştırma
Üç yan cümlenin başında Why sözcüğünün tekrarlanması burada ne sağlar?
- Tek bir büyük gizemi üç açıdan sunar ve belirgin bir ritim oluşturur.
- Belirli bir sıra olmadan üç kısa olgusal yanıt ister.
- Konuşmacının ilk soruyu nasıl bitireceğini unuttuğunu gösterir.
Cevabı göster
Tek bir büyük gizemi üç açıdan sunar ve belirgin bir ritim oluşturur.
What we're running away from is a confrontation with the opposite of being, Dilbilgisi
1:28Kaçtığımız şey, varlığın zıddıyla bir yüzleşmedir,
What we're running away from is ...: bir what-cleft yapısı
What we're running away from, tüm cümlenin öznesi olarak görev yapan bir isim yan cümlesidir. Burada What, “... olan şey” anlamına gelir; ayrı bir soru soran soru sözcüğü değildir. Ana cümledeki is, bu özneyi a confrontation with the opposite of being tanımlamasıyla bağlar. Bu yapıya what-cleft veya pseudo-cleft denir. Temel bilgiyi is sonrasına bırakarak tamamlayıcı kısmın bir yanıt ya da açıklama gibi öne çıkmasını sağlar. Düz sıra olan We're running away from a confrontation ... aynı temel gerçeği ifade eder, ancak tanımlanan bilgiye daha az odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümle temel tanımlamayı sona bırakıp vurgulamak için what-cleft kullanır?
- What do we need most?
- What we need most is a clear plan.
- We need a clear plan more than anything else.
Cevabı göster
What we need most is a clear plan.
what Heidegger called das Nichts, the nothing. Kültür
1:32Heidegger'in das Nichts, yani hiçlik dediği şeyle.
das Nichts, ... the nothing: eşlemeli bir açıklama
Das Nichts, burada Martin Heidegger’le ilişkilendirilen Almanca bir felsefe terimidir. “Hiç” veya “hiçlik”, yani varlığın yokluğu ya da karşıtı anlamına gelir. Das, İngilizcedeki the sözcüğüne karşılık gelen Almanca tanımlıktır; bu nedenle Nichts bir kişi veya yer adı değildir. Terimin hemen ardından gelen the nothing sözleri, eşlemeli bir açıklamadır. Akademik konuşmada virgülden sonra gelen daha basit bir isim öbeği, bilinmeyen bir yabancı terimi sık sık açıklar. Bu açıklamayı kullanarak ana düşünceyi takip etmeyi sürdürebilirsiniz.
Alıştırma
“The guide explains hygge, a Danish idea of cozy comfort” cümlesinde “a Danish idea of cozy comfort” ne işe yarar?
- İlgisiz ikinci bir konu sunar.
- Rehberin yazarının adını verir.
- Bilinmeyen hygge sözcüğünü açıklar.
Cevabı göster
Bilinmeyen hygge sözcüğünü açıklar.
The second problem is we've forgotten that all being is connected.
1:37İkinci sorun ise tüm varlıkların birbirine bağlı olduğunu unutmuş olmamız.
Most of the time, our jobs and daily routines make us egoistic and focused. Dilbilgisi
1:41Çoğu zaman işlerimiz ve günlük rutinlerimiz bizi bencil ve odaklanmış hale getiriyor.
make us egoistic and focused: make + nesne + sıfat
make us egoistic and focused ifadesinde make ettirgen anlamdadır: “neden olmak” veya “bir duruma getirmek” demektir. us zamiri nesnedir; egoistic ve focused ise bizde oluşan durumu anlatan sıfatlardır. Yeniden kullanılabilen kalıp make + nesne + sıfat biçimindedir. Burada focused, egoistic sözcüğüne and ile bağlanır; bu nedenle iki sözcük de us zamirini tanımlar. Bu bağlamda focused, kişinin kendisine ve günlük kaygılara dar biçimde gömülmesini anlatır; iyi odaklanma becerisine yönelik olumlu bir övgü olmak zorunda değildir.
Alıştırma
Cümleyi make fiilinin doğru biçimi ve me, calm, focused sözcükleriyle tamamlayın: A quiet workspace ____.
Cevabı göster
makes me calm and focused
We treat others and nature as means and not as ends. Kelime
1:46Başkalarına ve doğaya amaç olarak değil araç olarak davranıyoruz.
Etik tartışmada as means and not as ends
Burada means, bir amaca ulaşmak için kullanılan araçları; ends ise kendi başına değer verilen amaçları ya da varlıkları ifade eder. Cümle, insanların ve doğanın kendi başlarına değeri olan şeyler olarak değil, yararlı araçlar olarak görüldüğünü söyler. treat X as Y kalıbı, X'i Y rolünde görmek ya da kullanmak demektir. Etik tartışmalarda means ile ends karşıtlığı, birini yalnızca bir sonuç elde etmek için kullanmayı çoğu zaman eleştirir. Burada means bir isimdir; ends ise şeylerin son kısımları anlamına gelmez.
Alıştırma
“The company treated workers as means rather than ends,” cümlesinde “as means rather than ends” ne anlatır?
- Şirketin çalışanlara kendi başlarına değer vermek yerine onları hedefleri için araç olarak kullandığını söyler.
- Şirketin bir proje sonunda çalışanları işten çıkardığını söyler.
- Şirketin hedeflerini çalışanlara açıkça anlattığını söyler.
Cevabı göster
Şirketin çalışanlara kendi başlarına değer vermek yerine onları hedefleri için araç olarak kullandığını söyler.
But occasionally, and again, walks in the country are particularly conducive to this realization, Kalıp ifadeler
1:50Ancak ara sıra ve yine kırsal kesimdeki yürüyüşler bu farkındalığa özellikle elverişlidir,
conducive to: elverişli koşullar yaratmak
Be conducive to, “belirli bir sonucun oluşmasına veya desteklenmesine yardımcı olmak” demektir. Burada kır yürüyüşleri farkındalığın oluşması için elverişli koşullar yaratır; sonucu garanti etmez. Conducive bir sıfattır, to ise bir edattır. Ardından bir isim ya da -ing biçimi gelir: conducive to health; conducive to learning.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: A quiet, well-lit room is ____ focused study.
Cevabı göster
conducive to
we may step outside our narrow orbit and take a more expansive view. Notlar
1:55dar yörüngemizin dışına çıkıp daha geniş bir perspektiften bakabiliriz.
step outside our narrow orbit ifadesindeki mecaz
Burada step outside our narrow orbit, mekânla ilgili bir mecazdır. Dikkatimizi çoğunlukla kendimize yakın tutan rutinlerin, işin ve kişisel kaygıların oluşturduğu küçük çemberin düşünsel olarak ötesine geçmek anlamına gelir. Bu imge, bakış açısındaki değişimi bir harekete dönüştürür: step outside bir sınırı aşmayı, narrow orbit ise aynı kaygıların çevresinde tekrar tekrar dönmeyi düşündürür. Başka bağlamlarda bu mecaz, alışılmış dünyamızın dışındaki insanları, fikirleri veya sorunları fark etmeyi anlatabilir.
Alıştırma
Örnekte step outside our narrow orbit ne anlama geliyor?
- Genellikle bizi meşgul eden küçük ilgi çemberinin ötesine bakmak.
- Yürümeyi bırakıp günlük işe dönmek.
- Uzaydaki gerçek bir dairesel yoldan çıkmak.
Cevabı göster
Genellikle bizi meşgul eden küçük ilgi çemberinin ötesine bakmak.
take a more expansive view eşdizimi
Take a ... view, bir şeye bakma veya onu düşünme biçimini benimsemek anlamına gelir. Burada expansive; daha fazla insanı, fikri veya sonucu içine alabilecek kadar geniş demektir. More ise bu bakış açısını daha önce belirtilen dar bakış açısıyla karşılaştırır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp take + a/an + adjective + view şeklindedir ve ardından konuyu belirten of gelebilir: take a balanced view of the issue. Bu kalıpta take, bir şeyi fiziksel olarak almak değil, “benimsemek” anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: To make a fair decision, we need to ____ and consider how every group will be affected.
Cevabı göster
take a more expansive view
We may sense what Heidegger termed the unity of being,
2:00Heidegger'in varlığın birliği olarak adlandırdığı şeyi hissedebiliriz,
noticing, for example, that we, and that ladybug on the bark,
2:03örneğin, bizim, ağaç kabuğundaki uğur böceğinin,
are all in existence right now and are fundamentally united by the basic fact of our common being.
2:08hepsinin şu an var olduğunu ve ortak varlığımızın temel gerçeğiyle temelde birleştiğini fark ederek.
Heidegger values these moments immensely and wants us to use them as the springboard to a deeper form of generosity, Deyimler
2:16Heidegger bu anlara son derece değer veriyor ve bunları daha derin bir cömertlik biçimine,
the springboard to: sonraki bir sonuca doğru ivme
Bu cümlede the springboard to, daha sonraki bir gelişmeye doğru itici güç sağlayan bir deneyim anlamına gelir. Bu anlar gerçek bir spor ekipmanı değildir; daha derin bir cömertlik biçiminin başlamasına yardımcı olabilir. Yararlı bir başlangıç deneyimiyle onun yol açabileceği sonucu bağlamak için a/the springboard to + isim veya isim öbeği yapısını kullanın.
Alıştırma
Hangi cümlede springboard, erken bir fırsatın daha sonraki başarıya etkin biçimde yol açtığını göstermek için doğal biçimde kullanılmıştır?
- The internship was a springboard to a career in engineering.
- The internship prevented a career in engineering.
- The internship was the final result of a career in engineering.
Cevabı göster
The internship was a springboard to a career in engineering.
and a more profound appreciation of the brief time that remains to us
2:26ve bize kalan kısa zamanın daha derin bir şekilde takdir edilmesine yönelik bir sıçrama tahtası olarak kullanmamızı istiyor,
The third problem is we forget to be free and to live for ourselves.
2:34Üçüncü sorun, özgür olmayı ve kendimiz için yaşamayı unutmamızdır.
We are in Heidegger's unusual formulation, thrown into the world at the start of our lives, Kültür
2:40Heidegger'in o alışılmadık ifadesiyle, hayatımızın başlangıcında dünyaya fırlatıldık,
thrown into the world: seçilmemiş bir başlangıç
Heidegger'in ifadesinde thrown into the world, insanların aile, toplum, tarihsel dönem ve pratik ihtiyaçlar gibi seçmedikleri koşulların içine zaten yerleşmiş olarak hayata başlamaları anlamına gelir. Thrown edilgen ve ani bir his yaratır ve bu başlangıç noktası üzerindeki kontrol eksikliğimizi vurgular. Bu ifade mecazdır: kimse bir insanı gerçekten fırlatmaz. Hayatın seçilmemiş başlangıcını anlatır; daha sonra hiçbir seçim yapamayacağımızı söylemez.
Alıştırma
Felsefi bir tartışmada We are thrown into the world ifadesinin en yakın anlamı nedir?
- Hayatımızın geri kalanında hiçbir seçim yapamayız.
- Hayata seçmediğimiz koşullar içinde başlarız.
- Her insan doğduğunda biri onu gerçekten fırlatır.
Cevabı göster
Hayata seçmediğimiz koşullar içinde başlarız.
thrown into a particular and narrow social milieu,
2:47belirli ve dar bir sosyal çevreye fırlatıldık,
surrounded by rigid attitudes, archaic prejudices, and practical necessities not of our own making. Kalıp ifadeler
2:50bizim eserimiz olmayan katı tutumlar, arkaik önyargılar ve pratik zorunluluklarla çevriliyiz.
not of our own making: duruma kim sebep oldu
Burada making, of someone's own making kalıbında kullanılan bir isimdir. a situation of our own making, bizzat bizim sebep olduğumuz veya yarattığımız bir durumdur. Not bu sorumluluk ilişkisini tersine çevirir: tutumlar, önyargılar ve zorunluluklar, ilgili kişilerin kendi seçimlerinden değil, onların dışındaki güçlerden kaynaklanır. Bu ifade gerçek anlamda üretimden değil, neden ve sorumluluktan söz eder.
Alıştırma
Sorunun dış olaylardan kaynaklandığını gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: We were facing a crisis ____.
Cevabı göster
not of our own making
The philosopher wants to help us to overcome this thrownness, Geworfenheit,
2:56Filozof, bu fırlatılmışlığı, Almanca ifade ettiği şekliyle Geworfenheit'i,
as he put it in German, by understanding it. Kalıp ifadeler
3:01anlayarak aşmamıza yardımcı olmak istiyor.
as he put it: birinin kullandığı ifadeyi belirtmek
Burada put, 'yerleştirmek' değil, 'sözcüklerle ifade etmek' anlamına gelir. as he put it, Almanca Geworfenheit terimi de dâhil olmak üzere, onun bu fikir için kullandığı belirli ifadeye işaret eder. Kullanılabilir kalıp as + kişi + put it şeklindedir. Bir alıntıyı veya akılda kalan ifadeyi o kişiye atfeder, ancak tek başına bu fikre katılındığını göstermez.
Alıştırma
Leo'nun tam ifadesini aktarmak için cümleyi as ... put it ile tamamlayın: The design feels "quiet but confident," ____.
Cevabı göster
as Leo put it
We need to grasp our psychological, social, and professional provincialism
3:04Psikolojik, sosyal ve mesleki dar görüşlülüğümüzü kavramalı
and then rise above it to a more universal perspective. Öbek fiiller
3:08ve sonra onun üzerine çıkarak daha evrensel bir perspektife ulaşmalıyız.
rise above it: etkisini aşmak
Burada rise above it mecazi anlamda kullanılmıştır. Az önce sözü edilen psikolojik, sosyal ve mesleki dar görüşlülüğün kişiyi artık sınırlamaması veya yönetmemesi anlamına gelir. it zamiri, bu farklı provincialism biçimlerini tek bir genel sınırlama olarak toplar. Bu ifade, kişinin kendi geçmişini reddetmesi demek değildir. Bir sıra sunar: önce dar bakış açısını fark etmek, ardından onun etkisini aşarak daha geniş bir bakış açısı benimsemek.
Alıştırma
“After hearing the insult, Maya chose to rise above it and answer calmly,” cümlesinde rise above it ne anlama gelir?
- Konuşan kişiden daha yüksek bir şeyin üzerine çıktı.
- Hiç hakaret edilmemiş gibi davrandı.
- Hakaretin vereceği yanıtı kontrol etmesine izin vermedi.
- Hakareti daha yüksek sesle tekrarladı.
Cevabı göster
Hakaretin vereceği yanıtı kontrol etmesine izin vermedi.
In so doing, we'll make the classic Heideggerian journey away from Uneigentlichkeit to Eigentlichkeit, Anlatım akışı
3:12Bunu yaparken, Uneigentlichkeit'ten Eigentlichkeit'e uzanan klasik Heideggerci yolculuğu yapacağız,
Uneigentlichkeit'ten Eigentlichkeit'e ... sahici olmayıştan sahiciliğe
Cümle, tek bir değişimi birbiriyle eşleşen iki from ... to ... yapısıyla düzenler. İlk yapı, başlangıç noktasını ve varış yerini Heidegger'in Almanca terimleriyle adlandırır: Uneigentlichkeit to Eigentlichkeit. İkinci yapı aynı hareketi hemen daha tanıdık İngilizceyle yeniden ifade eder: inauthenticity to authenticity. Yapılar paralel olduğu için ikinci yapı, yolculuğun ikinci aşaması değil, sade dille verilmiş bir açıklama olarak anlaşılır. İlk yapıdaki away, başlangıç noktasından uzaklaşma düşüncesini güçlendirir; bu yön tekrarlanan ikinci yapıda da devam eder.
Alıştırma
Cümledeki “from inauthenticity to authenticity” bölümünün temel işlevi nedir?
- Almanca terim çiftini İngilizce açıklar ve değişimin aynı yönünü pekiştirir.
- İlkinden sonra ayrı bir ikinci yolculuk başlatır.
- Yönü sahicilikten tekrar sahici olmayışa doğru çevirir.
- Aralarında ilişki olmayan iki niteliği geçiş göstermeden sıralar.
Cevabı göster
Almanca terim çiftini İngilizce açıklar ve değişimin aynı yönünü pekiştirir.
We will, in essence, start to live for ourselves. Kalıp ifadeler
3:23Özünde kendimiz için yaşamaya başlayacağız.
in essence: temel özeti sunmak
In essence, ayrıntılardan veya karmaşık bir açıklamadan sonra en önemli düşünceyi kısa biçimde ifade eder. Burada start to live for ourselves ifadesinin, konuşmacının bu süreçle ilgili temel özeti olduğunu gösterir. Bu özet, her ayrıntıyı değil ana anlamı korur. İfade, “ana noktaya indirgersek” veya “temelde” şeklinde anlaşılabilir.
Alıştırma
Ana özeti tanıtan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The design has many technical parts, but ____, the app simply helps people share notes.
Cevabı göster
in essence
And yet, most of the time, for Heidegger, we fail dismally at this task. Kalıp ifadeler
3:27Ve yine de, Heidegger'e göre çoğu zaman bu görevde sefil bir şekilde başarısız oluyoruz.
fail dismally at: son derece kötü performansı anlatmak
Fail at, birinin başaramadığı etkinliği veya görevi belirtmek için bir isim ya da -ing biçimi alır. Dismally, fail ile at arasına gelir ve “çok kötü” ya da “büyük hayal kırıklığı yaratacak şekilde” anlamına gelir. Kişinin ruh hâlini değil sonucu değerlendirir. İfadenin tamamı, başarısızlığı küçük veya ara sıra yaşanan bir hata değil, ciddi bir sonuç olarak gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, ekibin haritayı izlemeye çalışırken son derece kötü performans gösterdiğini doğal biçimde anlatır?
- The team failed at following the map.
- The team failed to follow the map.
- The team failed dismally at following the map.
Cevabı göster
The team failed dismally at following the map.
We merely surrender to a socialized, superficial mode of being he called they-self as opposed to our-selves Kalıp ifadeler
3:31"Kendimiz"in aksine "onlar-benlik" (they-self) adını verdiği sosyalleşmiş, yüzeysel bir varoluş biçimine teslim oluyoruz,
Kesin bir karşıtlık kurmak için as opposed to
Bu cümlede as opposed to, they-self ile our-selves arasında açık bir karşıtlık kurar. “... yerine” veya “... ile karşıt olarak” anlamına gelir; iki benliğin birbiriyle çatıştığını söylemez. İki fikri ya da kategoriyi, özellikle bir açıklama veya tanım içinde kesin biçimde ayırmak istediğinizde as opposed to kullanın. Kalıp X as opposed to Y şeklindedir: önce X sunulur, ardından Y karşıt seçenek olarak belirtilir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve karşıtlık belirten üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The award is based on teamwork, ____ individual popularity.
Cevabı göster
as opposed to
and in the large cities that Heidegger hated to spend time in.
3:45ve Heidegger'in zaman geçirmekten nefret ettiği büyük şehirlerde duyduğumuz o gevezeliğe.
What will help us to pull away from the they-self is an appropriately intense focus on our own upcoming death. Öbek fiiller
3:49Bizi o "onlar-benlik"ten uzaklaştırmaya yardımcı olacak şey, yaklaşmakta olan kendi ölümümüze uygun şekilde yoğun bir şekilde odaklanmaktır.
Kademeli uzaklaşma için pull away from
Bu cümlede pull away from mecaz anlamda kullanılmıştır. Fiziksel bir nesneyi çekmek değil, they-self’in alışkanlıklarından, etkisinden veya düşünme biçiminden uzaklaşmak anlamına gelir. İfade bir süreci anlatır: kişi, grup, alışkanlık veya fikirle olan bağ ya da ilgilenme azalır ve bunların kontrolü veya etkisi zayıflar. İfade gerçek bir uzaklaşma hareketini de anlatabilir; hangi anlamın kastedildiğini bağlam gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede pull away from, bir etkinin altında giderek daha az kalmak veya onunla bağı azaltmak anlamında kullanılmıştır?
- After the club began bullying new members, Sam started to pull away from it.
- The bus pulled away from the curb at eight o'clock.
- Sam pulled the chair away from the table.
Cevabı göster
After the club began bullying new members, Sam started to pull away from it.
It's only when we realize that other people cannot save us from das Nichts that we're likely to stop living for them, Notlar
3:57Ancak diğer insanların bizi das Nichts'ten kurtaramayacağını fark ettiğimizde onlar için yaşamayı bırakabiliriz,
It's only when ... that ...: gerekli bir koşulu vurgulama
It's only when X that Y kalıbı, Y'nin olası veya mümkün hâle gelmesinden önce karşılanması gereken koşul olarak X'e özel vurgu yapar. Bu cümlede X, başkalarının bizi hiçlikten kurtaramayacağını fark etmektir; Y ise yaşama biçimimizin değişmesidir. Cümledeki iki that farklı görevler üstlenir. İlki, fark ettiğimiz içeriği başlatır: that other people cannot save us. Sonraki that ise vurgu kalıbını tamamlar, odaklanan when yan cümlesini kapatır ve we're likely to stop living for them ana cümlesine dönülmesini sağlar. Ana cümlede likely kullanıldığı için bu farkındalık gerekli bir eşik olarak sunulur; değişimin kesinlikle gerçekleşeceği garanti edilmez.
Alıştırma
It's only when ... that ... kalıbını tamamlayın: ____ the lights go out ____ we notice how quiet the building is.
Cevabı göster
It's only when · that
to stop worrying so much about what others think,
4:03başkalarının ne düşündüğü hakkında bu kadar çok endişelenmeyi bırakabiliriz,
and to cease giving up the lion's share of our lives and energies Deyimler
4:06ve hayatımızın ve enerjimizin aslan payını
to stop ..., to stop ... ve to cease ...: paralel üç parçalı liste
Bu bölüm, genel bir değişimi üç paralel mastar öbeğine ayırır ve bunların hepsi we're likely ifadesine bağlıdır: we're likely to stop living ..., we're likely to stop worrying ... ve we're likely to cease giving up .... Her öbekte to'nun tekrarlanması, bunların listede eşit konumdaki öğeler olduğunu gösterir ve uzun cümlenin izlenmesini kolaylaştırır. Sıralama, bir yaşam amacından başkalarının görüşleriyle ilgili kaygıya, oradan da kişinin hayatının ve enerjisinin çoğunu vermesine ilerler. Sondaki and son öğeyi işaretler. Öğelerin içinde stop ve cease fiillerinden sonra -ing biçimleri gelir; dolayısıyla living, worrying ve giving up, dıştaki paralel to + fiil birimlerinin içinde yer alır.
Alıştırma
Hangi cümle We're likely sonrasında üç sonucu da açık bir paralel to + fiil yapısında tutar?
- We're likely to stop blaming others, to start asking better questions, and to keep working on the problem.
- We're likely to stop blaming others, starting to ask better questions, and to keep working on the problem.
- We're likely that we stop blaming others, to start asking better questions, and keeping working on the problem.
Cevabı göster
We're likely to stop blaming others, to start asking better questions, and to keep working on the problem.
the lion's share of: en büyük kısım
the lion's share of + isim deyimi, bir şeyin en büyük veya baskın bölümünü ifade eder. Gerçek bir aslandan söz etmez ve kesin bir yüzde belirtmez. Burada, hayatımızın ve enerjimizin çoğunu feda ettiğimizi anlatır. Bu benzetme, söz konusu payın özellikle büyük olduğu hissini verir ve çoğu zaman değerlendirme içeren bir ton taşır.
Alıştırma
“En büyük kısım” anlamındaki deyimi tamamlayın: Rent takes ____ my monthly income.
Cevabı göster
the lion's share of
to impress people who never really liked us in the first place. Kalıp ifadeler
4:09en başından beri bizi hiç gerçekten sevmemiş insanları etkilemek için feda etmekten vazgeçebiliriz.
in the first place: en başından beri doğru
Burada in the first place, “en başından beri” veya “zaten baştan” anlamına gelir. Önceden beri doğru olan bir gerçeğe döner: Bu insanlar bizi aslında hiç sevmiyordu. Liked us ifadesinden sonra gelmesi, onları etkilemeye çalışmanın baştan beri yanlış bir varsayıma dayandığını vurgular. Bu kullanım çoğu zaman bir düzeltmeyi, eleştiriyi veya önceki bir eylemin neden mantıksız olduğunu açıklamayı destekler.
Alıştırma
İznin hiçbir zaman var olmadığını göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? We shouldn't have entered; we didn't have permission ______.
- first of all
- at first
- in the first place
Cevabı göster
in the first place
When, in a lecture in 1961, Heidegger was asked how we should better lead our lives, Kalıp ifadeler
4:131961'deki bir konferansta, hayatımızı nasıl daha iyi yönlendirmemiz gerektiği sorulduğunda Heidegger,
he replied tersely that we should simply aim to spend more time in graveyards.
4:18kısaca mezarlıklarda daha fazla zaman geçirmeyi hedeflememiz gerektiğini söyledi.
Lead our lives: nasıl yaşamayı seçtiğimiz
“how we should better lead our lives” ifadesinde lead, “yönetmek ya da komuta etmek” değil, “yaşamak veya şekillendirmek” anlamındadır. our lives nesnesi, yaşama biçimimize ve yaptığımız seçimlere gönderme yapar. lead + iyelik belirleyicisi + life/lives yapısı sık sık how ile veya yaşam biçimini anlatan bir ifadeyle kullanılır. Buradaki dolaylı soru, hangi yaşama biçiminin daha iyi olacağını sorar.
Alıştırma
Hangi cümlede lead one's life, “hayatı belirli bir biçimde yaşamak veya şekillendirmek” anlamında kullanılmıştır?
- The path will lead us to the station.
- At work, he was chosen to lead the design team.
- After retiring, he chose to lead his life at a slower pace.
Cevabı göster
After retiring, he chose to lead his life at a slower pace.
It would be lying to say that Heidegger's meaning and moral is ever very clear. Dilbilgisi
4:25Heidegger'in anlamının ve ahlaki mesajının her zaman çok açık olduğunu söylemek yalan olur.
It would be lying to say that ...: ölçülü ama güçlü bir inkâr
“It would be lying to say that ...”, konuşanın sonraki iddiayı dürüst olmayan veya dürüstçe söylenmesi mümkün olmayan bir iddia olarak gördüğünü belirtir. Bu cümlede, Heidegger'ın anlamının ve ahlaki mesajının her zaman çok açık olduğu iddiası reddedilir. It biçimsel öznedir; to say that ... ise değerlendirilen ifadeyi belirtir. Would, değerlendirmeyi varsayımsal bir çerçeveye yerleştirir: Birisi bunu söyleseydi, yalan söylemiş olurdu. Bu nedenle gelecekte söylenecek bir yalanı öngörmez. Kalıp ölçülü duyulur, ancak lying inkârı güçlü kılar.
Alıştırma
Konuşan “It would be lying to say that the plan is risk-free” derken neyi kastediyor?
- Konuşan, planı risksiz olarak nitelemenin dürüst olmayacağını düşünüyor.
- Konuşan, planın yalnızca biraz pahalı olduğunu düşünüyor.
- Konuşan, gelecekte birinin yalan söyleyeceğini öngörüyor.
Cevabı göster
Konuşan, planı risksiz olarak nitelemenin dürüst olmayacağını düşünüyor.
Nevertheless, what he tells us is intermittently fascinating, wise, and surprisingly useful.
4:29Yine de, bize anlattıkları aralıklarla büyüleyici, bilgece ve şaşırtıcı derecede faydalı.
Despite the extraordinary words and language, in a sense we know a lot of it already. Notlar
4:36Olağanüstü kelimelere ve dile rağmen, bir bakıma zaten pek çoğunu biliyoruz.
Ödünleme için Despite + isim öbeği
Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: normalde zıt bir sonuç bekletebilecek bir gerçeği belirtir. Burada alışılmadık derecede zor sözcükler fikirleri yabancı gösterebilir, fakat ana cümle temel anlamın büyük bölümünün zaten bilindiğini söyler. Başka durumlara aktarılabilen kalıp despite + isim öbeği veya -ing biçimidir; ardından karşıt sonucu veren ana cümle gelir. Despite tek başına but anlamına gelmez; karşıtlık iki bölüm arasındaki ilişkiden doğar.
Alıştırma
Cümleyi örnektekiyle aynı ödünleme edatıyla tamamlayın: ____ the heavy rain, the match continued.
Cevabı göster
Despite
in a sense: bir iddiayı tek bir bakış açısıyla sınırlamak
In a sense, belirli bir bakış açısından veya belirli bir yoruma göre anlamına gelir. İddianın mümkün olan her açıdan doğru olduğu düşünülmesin diye kapsamını sınırlar. Burada konuşmacı, dinleyicilerin alışılmadık terimlerin tümünü zaten bildiğini iddia etmez. Bu ifade yargıyı yumuşatır: temel fikirler düzeyinde dinleyiciler zaten çok şey biliyordur.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: In a sense, a map is a story about a place. Burada in a sense ne yapıyor?
- Harita karşılaştırmasının yararlı bir bakış açısından doğru olduğunu, ancak her açıdan doğru olmadığını gösterir.
- Harita ile öykünün bütünüyle ve gerçek anlamda aynı olduğunu söyler.
- Konuşmacının haritayı incelemek için fiziksel duyularından birini kullandığını söyler.
Cevabı göster
Harita karşılaştırmasının yararlı bir bakış açısından doğru olduğunu, ancak her açıdan doğru olmadığını gösterir.
We merely need reminding and emboldening to take it seriously, Kalıp ifadeler
4:41Sadece bunu ciddiye almamız için hatırlatılmaya ve cesaretlendirilmeye ihtiyacımız var,
take it seriously: ciddiye almak
Take it seriously, it zamirinin gönderme yaptığı düşünceyi önemli sayıp ona gerçekten dikkat etmek, onu göz ardı etmemek demektir. Buradaki take, bir şeyi eline almak veya taşımak anlamına gelmez. Yapı take + nesne + seriously şeklindedir; seriously, nesneye nasıl yaklaşıldığını belirtir.
Alıştırma
Take ve it zamirini kullanan, ‘uyarıyı önemli kabul etmek’ anlamındaki üç sözcüklü sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: The safety warning is clear, so please ____.
Cevabı göster
take it seriously
which the odd prose style helps us to do.
4:45ki o tuhaf düzyazı stili bunu yapmamıza yardımcı oluyor.
We know in our hearts that it's time to overcome our Geworfenheit,
4:48Kalbimizde biliyoruz ki artık Geworfenheit'imizi aşmanın zamanı geldi,
that we should become more conscious of das Nichts day-to-day,
4:52das Nichts'in günden güne daha çok farkına varmalıyız,
and that we owe it to ourselves to escape the clutches of das Gerede for the sake of Eigentlichkeit, Notlar
4:56ve Eigentlichkeit uğruna das Gerede'nin pençelerinden kaçmayı kendimize borçluyuz,
owe it to ourselves to ...: bunu kendimize borçlu olmak
Owe it to ourselves to escape, kaçmanın kendi iyiliğimiz için yerine getirmemiz gereken bir sorumluluk olduğunu belirtir. Nötr bir should önerisine göre kişinin kendisine karşı sorumluluğunu ve ahlaki baskıyı daha güçlü biçimde taşır. Kalıp owe it to + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Buradaki it, bir nesneyi veya para miktarını göstermez; yapıyı tamamlayan bir öğedir. Asıl eylemi to escape belirtir.
Alıştırma
Kendimize karşı bir sorumluluğu ifade eden, owe ile kurulan dört parçalı kalıpla cümleyi tamamlayın: After months of hard work, we ____ take a proper break.
Cevabı göster
owe it to ourselves to
escape the clutches of: zararlı bir denetimden kurtulmak
Escape the clutches of sizi kontrol eden, sizi tuzağa düşüren veya size zarar veren güçlü bir etkiden kurtulmak demektir. Bu ifade, kontrolü birinin pençeleriyle tutulmaya benzetir; bu yüzden o etkiden kurtulmanın zor olduğunu vurgular. Bu cümlede söz konusu güç gerçek pençeler değil, "das Gerede", yani çoğunluğa uymaya iten kamusal konuşma ve ortak görüş baskısıdır. Yapı escape the clutches of + kişi, güç, alışkanlık veya sistem şeklindedir. Burada ifade, konuşanın yalnızca bir yerden ayrılmak değil, otantik bir yaşam biçimini yeniden kazanmak istediğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki hedef deyimle tamamlayın: After years of gambling, Maya finally managed to ____ addiction.
Cevabı göster
escape the clutches of