American Sniper'ın (Keskin Nişancı) sorunu nedir, açıklıyoruz: İngilizce çalışma notları
Vox
Video özeti: Konuşmacı, American Sniper filminin tarihi nasıl sıkıştırıp Irak Savaşı'nın nedenlerini çarpıttığını inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. But then bang, - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: ani geçişin sert bir film kesmesini taklit edip önemli zaman ile nedenlerin atlandığını gösterdiğini fark edin. 2. was sold on the pretense of - Deyimler ve mecazi ifadeler: sold sözcüğünün politikayı halka kabul ettirmek, pretense sözcüğünün resmî gerekçeyi sahte bahane saymak olduğunu anlayın. 3. While - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ödünleme bildiren While ile zaman anlamını ayırın ve uzun karşıtlığı eleştirmenin temel sonucuna dek izleyin.
Bu derste
American Sniper is currently one of the most popular movies in the country. Dilbilgisi
0:01American Sniper şu anda ABD'deki en popüler filmlerden biri.
one of the most popular movies yapısı
One of + the + sıfatın en üstünlük derecesi + çoğul sayılabilen isim yapısı, bir kişiyi veya nesneyi bir ölçekte en üst düzeyde bulunan grubun içine yerleştirir. Burada one of the most popular movies, filmin son derece popüler filmler grubuna ait olduğunu belirtir; onun tek başına en popüler film olduğunu söylemez. One of sonrasındaki isim çoğuldur çünkü grupta birden fazla üye vardır. Yapının dilbilgisel merkezi one olduğundan, tüm ifade özne olduğunda fiil normalde tekil olur: One of the movies is...
Alıştırma
Cümleyi one of + talented sıfatının en üstünlük biçimi + çoğul isim kullanarak tamamlayın: Maya is ____ in the program.
Cevabı göster
one of the most talented students
the sniper with the most confirmed kills in American military history. Kelime
0:06Kyle, Amerikan askerî tarihinde en fazla doğrulanmış öldürme kaydına sahip keskin nişancı.
Askerî kayıtlarda confirmed kills
Bu askerî bağlamda confirmed kills, bir makamın inceleyip belirli bir askerin hanesine resmen kaydettiği düşman ölümlerini ifade eder. Confirmed, kaydın durumunu niteler; yalnızca konuşanın zihninde kesin olanı değil, doğrulanmış veya belgelenmiş olanı anlatır. Bu sayı, belirli bir doğrulama süreci kapsamında oluşturulmuş resmî bir sayımdır. Bu nedenle gerçekten meydana gelen her ölümle veya ileri sürülen her iddiayla aynı olmayabilir.
Alıştırma
Askerî bir biyografide confirmed kills ifadesinin en kesin anlamı nedir?
- Kayda geçirilmiş olsun veya olmasın, kesin olarak gerçekleşen tüm ölümler
- Biyografi yazarının şahsen gerçekleştiğine inandığı öldürmeler
- Bir raporlama sürecinde resmen doğrulanıp bir kişinin hanesine kaydedilen ölümler
Cevabı göster
Bir raporlama sürecinde resmen doğrulanıp bir kişinin hanesine kaydedilen ölümler
and the trauma that he experienced as a soldier. Dilbilgisi
0:14ve asker olarak yaşadığı travmaya odaklanıyor.
focuses on: sebuah karya的 ana odağını belirtme
Bu cümlede focuses on, bir şeyi ana konu veya ilgi merkezi yapmak anlamına gelir. Filmin sözünü ettiği her ayrıntıyı değil, incelemeyi seçtiği konuları tanıtır. Kalıp özne + focus(es) on + konu şeklindedir. Burada It filmi belirtir ve on ifadesinden sonraki liste, filmin merkezine aldığı konuları verir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The article ____ how sleep affects memory.
Cevabı göster
focuses on
trauma that he experienced: nesne ilgi cümleciği
Trauma that he experienced, ardından sınırlayıcı bir ilgi cümleciği gelen bir isim yapısıdır. Cümlecik hangi travmanın kastedildiğini belirler: asker olduğu sırada yaşadığı travma. Burada that, experienced fiilinin nesnesi; he ise öznesidir. Experienced burada “yaşadı” veya “başından geçti” anlamındadır, “deneyimli” ya da “bilgili” anlamında değildir. That bir nesne ilgi zamiri olduğu için çıkarılabilir: the trauma he experienced. Anlam değişmez; that sözcüğünü korumak ise cümleciğin başlangıcını daha kolay görmeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede that, ilgi cümleciğindeki fiilin nesnesi olarak kullanılmıştır?
- The fear that surprised her faded after the call.
- The fear that she felt faded after the call.
- The fear that was strongest faded after the call.
Cevabı göster
The fear that she felt faded after the call.
But viewers of the movie may be surprised at the way that it talks about the Iraq War in general. Dilbilgisi
0:16Ancak filmi izleyenler, filmin genel olarak Irak Savaşı'nı ele alış biçimine şaşırabilir.
the way that it talks about the Iraq War: bir şeyin nasıl sunulduğunu anlatma
the way (that) + özne + fiil kalıbı, bir eylemin nasıl yapıldığını veya bir şeyin nasıl sunulduğunu belirtir. Burada that it talks about the Iraq War yan cümlesi way sözcüğünü niteler ve filmin bu konuyu sunuş biçimini açıklar; way burada “yol” anlamına gelmez. Bu kalıpta that, way sözcüğünü niteleyen bir yan cümleyi başlatır ve çoğu zaman atılabilir: the way it talks about the Iraq War. Bir film için talks about ifadesinin kullanılması mecazidir; filmin konuyu sunduğu veya ele aldığı anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi the way that kalıbıyla tamamlayın: I like ____ this documentary explains the science.
Cevabı göster
the way that
From the very beginning of Kyle's military career, Kalıp ifadeler
0:21Kyle'ın askerî kariyerinin en başından itibaren,
it's about a response to terrorism. Kalıp ifadeler
0:24hikâye terörizme verilmiş bir karşılık olarak sunuluyor.
From the very beginning: mümkün olan ilk noktadan başlayarak
From the very beginning, “mümkün olan ilk noktadan başlayarak” anlamına gelir. Very, beginning sözcüğünü güçlendirir; bu nedenle ifade from the beginning kalıbından daha vurguludur. Yalnızca “çok erken” anlamına gelmez ve very burada sıradan “çok” anlamıyla kullanılmaz. From bir başlangıç noktası belirtir ve çoğu zaman durumun, temanın veya sürecin o noktadan sonra da sürdüğünü düşündürür. Burada filmin terörizme verilen karşılığa odaklanmasını Kyle'ın askerî kariyerinin başlangıcına yerleştirir.
Alıştırma
Güvenin ilk andan itibaren var olduğunu ve ortaklık boyunca sürdüğünü vurgulamak için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Trust was there ___.
- near the beginning
- at the beginning
- from the very beginning
Cevabı göster
from the very beginning
A response to terrorism: response to isim kalıbı
a response to terrorism ifadesinde to, tepkiyi tetikleyen olayı veya sorunu belirtir. İsim kalıbı a response to + isim ya da isim öbeğidir; terrorism, tepkinin yöneldiği veya tepkiye neden olan şeydir. Burada askere katılma kararı, filmin ‘tehdide karşılık verme’ anlatısı içinde sunulur. İfade, hikâyenin bu kararı nasıl çerçevelediğini gösterir; bu nedensellik yorumunun konuşmacı tarafından onaylandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi gerekli edatla tamamlayın: The company changed its security procedures as a response ____ repeated cyberattacks.
Cevabı göster
to
He joins the military after we see the bombings of the American Embassy in Kenya and Tanzania. Kültür
0:25Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçiliklerine yönelik bombalı saldırıları görmemizin ardından orduya katılıyor.
Kenya ve Tanzanya’daki Amerikan büyükelçiliklerinin bombalanması: tarihsel bağlam
Bu ifade, Ağustos 1998’de Kenya’nın Nairobi ve Tanzanya’nın Darüsselam şehirlerindeki ABD büyükelçiliklerine düzenlenen eş zamanlı bombalı saldırıları anlatır. Saldırılar 11 Eylül 2001’den önce gerçekleştiği için zaman çizelgesinin bu bölümü 11 Eylül öncesine aittir. Cümlede film, bu tarihî görüntüleri karakterin orduya katılma kararını algılanan terör tehdidiyle ilişkilendirmek için kullanır. Bu, anlatıyı çerçeveleyen bir araçtır; görüntülerin tek başına basit bir tarihsel neden oluşturduğunu veya bunu onayladığını kanıtlamaz. Altyazıda American Embassy tekil olsa da gönderme iki büyükelçilikteki saldırıları kapsar.
Alıştırma
Cümledeki tarihsel göndermeye en uygun yorum hangisidir?
- Kenya ve Tanzanya’daki ABD askerî üslerine düzenlenen saldırıları anlatır.
- 11 Eylül 2001’den sonra tek bir büyükelçiliğe düzenlenen tek bir saldırıyı anlatır.
- 11 Eylül 2001’den önce, 1998’de Kenya ve Tanzanya’daki ABD büyükelçiliklerine düzenlenen eş zamanlı saldırıları anlatır.
Cevabı göster
11 Eylül 2001’den önce, 1998’de Kenya ve Tanzanya’daki ABD büyükelçiliklerine düzenlenen eş zamanlı saldırıları anlatır.
And we see his and his wife Taya's stunned reaction to 9/11. Kalıp ifadeler
0:30Ayrıca onunla eşi Taya'nın 11 Eylül karşısında yaşadıkları şoku görüyoruz.
stunned reaction to 9/11: 11 Eylül karşısında donakalmış tepki
stunned reaction to 9/11 ifadesindeki stunned, kişinin bir an konuşamayacak veya karşılık veremeyecek kadar güçlü bir şok yaşadığı tepkiyi anlatır. Yalnızca surprised demekten daha güçlüdür. reaction to + olay veya bilgi kalıbı, duygusal tepkiyi bu tepkiye yol açan şeyle bağlar. Burada 9/11, Kyle ve Taya'nın yaşadığı şoku tetikleyen olaydır.
Alıştırma
Cümleyi reaction ve doğru edatla tamamlayın: His stunned ____ the sudden announcement was obvious.
Cevabı göster
reaction to
“Got the call”: harekete geçmek için resmî çağrı almak
Bu cümlede got the call, beklenen resmî bildirimi veya harekete geçme çağrısını almak anlamına gelir. Buradaki mesaj askerî görevlendirme bildirimidir; önemli olan telefon görüşmesinin kendisi değil, görüşmede iletilen emirdir. get/got the call kalıbı genellikle birinin seçildiği, atandığı, görevlendirildiği veya acilen çağrıldığı durumlarda kullanılır. Belirli tanımlık the, belirli, beklenen ya da sonucu değiştiren bir bildirimi gösterir.
Alıştırma
Bir sağlık görevlisi, afet müdahale ekibine katılıp katılmayacağını öğrenmeyi bekliyor. Şefi ona “You report at dawn.” diyor. Daha sonra görevli “I got the call.” diyor. Bununla neyi kastediyor?
- Göreve gelmesi için resmî bildirimi aldı.
- Sıradan bir telefon araması aldı.
- Bir konuşmayı nazikçe bitirdi.
Cevabı göster
Göreve gelmesi için resmî bildirimi aldı.
Ani bir anlatı geçişi olarak But then bang
But önceki ana göre yön değiştirir, then hikâyeyi ileri taşır, bang ise sonraki gelişmeyi ani ve dramatik gösterir. But then bang birlikte, hikâyenin iki aşaması arasında sözlü bir sert kesme gibi çalışır. Buradaki bang, gerçek bir silah sesinin kanıtı değil, hikâye anlatımında kullanılan bir ses efektidir. 11 Eylül sahnesiyle eylem çağrısı arasındaki zamanı ve nedenleri bilinçli olarak sıkıştırarak filmin geçişi ne kadar ani yaptığını vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede bang gerçek bir ses yerine ani bir gelişmeyi gösteren gündelik bir anlatı işareti olarak kullanılmıştır?
- For weeks nothing changed, but then bang, three offers arrived at once.
- The formal report bang explains the final result.
- I heard a loud bang outside the window.
Cevabı göster
For weeks nothing changed, but then bang, three offers arrived at once.
“It's on”: eylemin başladığını bildiren kararlı bir işaret
Bu cümlede It's on, eylemin kesinlikle gerçekleşeceği veya artık başladığı anlamına gelir. Görevlendirme bildiriminden sonra konuşmacı, belirsizliğin sona erdiğini ve operasyonun başladığını göstermek için bu kısa ifadeyi kullanır. Başka bağlamlarda planlanmış bir etkinliğin yapılacağını veya bir yarışma, meydan okuma ya da çatışmanın başladığını gösterebilir. Anlam bağlamdan gelir; on burada fiziksel bir konumu anlatmaz.
Alıştırma
Organizatörler yağmura rağmen yarışın başlayacağını doğruluyor. Bir arkadaş “It's on.” diyor. Bununla neyi kastediyor?
- Yarış kesinlikle yapılacak.
- Yarış ekipmanlarından biri açıldı.
- Yarış bir şeyin üzerinde bulunuyor.
Cevabı göster
Yarış kesinlikle yapılacak.
weapons of mass destruction (kitle imha silahları)
Weapons of mass destruction, uluslararası güvenlik ve askerî konulardaki tartışmalarda kullanılan yerleşik bir üst terimdir ve yaygın olarak WMD diye kısaltılır. Birleşmiş Milletler Silahsızlanma İşleri Ofisi nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları bu başlık altında toplar. Kaynak: UNODA, Weapons of Mass Destruction, https://disarmament.unoda.org/wmd/ Bu cümlede ifade, konuşmacının zaman çizelgesinde atlandığını söylediği konulardan birini adlandırır. Yalnızca konuyu belirtir; tek başına bu tür silahların Irak'ta bulunduğunu veya var olduğunu ileri sürmez. Kaynak: sağlanan altyazının 19–21. satırları.
Alıştırma
weapons of mass destruction bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?
- Zaman çizelgesindeki kısa bir boşluk anlamına gelir.
- Bu silahların Irak'ta bulunduğunu doğrular.
- Konuşmacının atlandığını söylediği bir askerî politika konusunu adlandırır.
Cevabı göster
Konuşmacının atlandığını söylediği bir askerî politika konusunu adlandırır.
is that the invasion of Iraq was a logical response to 9/11.
0:49Irak'ın işgalinin 11 Eylül'e verilmiş mantıklı bir karşılık olduğudur.
The implication ... is that ...: açıkça söylenmeyen bir sonucu sunmak
Implication, doğrudan söylenmeden ima edilen bir düşünce veya sonuçtur. The implication that the viewer gets is that ... yapısında that the viewer gets, implication sözcüğünü niteler; is that ise ima edilen sonucun içeriğini tanıtır. Kaynak: Cambridge Dictionary, implication, https://dictionary.cambridge.org/dictionary/english/implication Bu yapı, bir eserin açıkça söylediği şeylerle kurgusunun izleyiciyi çıkarmaya yönelttiği sonucu birbirinden ayırır. Bu bölümde konuşmacı, sonucu izleyicinin edindiği izlenim olarak gösterir ve bu örtük bağlantıyı eleştirir; sonraki yan cümleyi kendi doğruladığı bir gerçek olarak sunmaz. Kaynak: sağlanan altyazının 22–23. satırları.
Alıştırma
The implication that the viewer gets is that ... yapısına en uygun yorum hangisidir?
- İzleyici, sonraki sözleri yüksek sesle söylüyor.
- Eser, izleyiciyi dolaylı biçimde sonraki sonuca yönlendiriyor.
- Konuşmacı, sonraki sonucu doğrudan bir gerçek olarak doğruluyor.
Cevabı göster
Eser, izleyiciyi dolaylı biçimde sonraki sonuca yönlendiriyor.
Of course, that's not actually what happened: doğrudan bir düzeltme
Of course, yapılacak düzeltmeyi konuşanın açık veya ciddi biçimde şüphe götürmez bulduğu bir şey olarak sunar. Ardından gelen that's not actually what happened bölümü, biraz önce sözü edilen anlatımı veya imayı reddeder. Burada actually “aslında” anlamına gelir ve ima edilen hikâyeyle gerçekler arasındaki farkı vurgular. Cümle bir bütün olarak konuşmayı bir imayı tekrarlamaktan onu doğrudan düzeltmeye geçirir.
Alıştırma
Konuşan, “Of course, that's not actually what happened.” diyerek hangi söylem hareketini yapıyor?
- Önceki bir anlatımı reddedip düzeltmeyi açık bir gerçek olarak sunmak
- Önceki anlatımın doğru olduğunu onaylamak
- Bir görüş belirtmeden daha fazla ayrıntı istemek
Cevabı göster
Önceki bir anlatımı reddedip düzeltmeyi açık bir gerçek olarak sunmak
where Al-Qaeda actually was: yer bilgisini eklemek ve düzeltmek
where Al-Qaeda actually was, Afghanistan sözcüğüne gönderme yapan açıklayıcı bir ilgi cümleciğidir. Bu yer hakkında ek bir bilgi verir; hangi Afghanistan’dan söz edildiğini belirlemek için gerekli değildir. Cümleciğin içinde where yer bağlantısını kurar: El Kaide Afganistan’daydı. actually ise Afganistan’ı daha önce ima edilen başka bir yerle karşılaştırarak gerçek konum olarak sunar ve düzeltmeyi öne çıkarır.
Alıştırma
Hangi cümle bir yer hakkında ek bilgi verip beklenen konumu actually ile düzeltiyor?
- We entered the library, which the guide had recommended.
- We entered the library, where the guide actually was.
- We entered the library when the guide arrived.
Cevabı göster
We entered the library, where the guide actually was.
The decision to invade Iraq came as a result of a pre-existing political project that members of the Bush administration had, Notlar
1:05Irak'ı işgal etme kararı, Bush yönetimi üyelerinin zaten var olan siyasi bir projesinin sonucuydu
came as a result of: resmî neden-sonuç kalıbı
Bu cümlede came as a result of, “…… nedeniyle ortaya çıktı veya gerçekleşti” anlamına gelir. Özne olan The decision to invade Iraq sonuç olarak sunulur; of sonrasındaki isim öbeği ise nedeni belirtir. Came burada fiziksel hareket anlatmaz. “Sonuç + came as a result of + neden” kalıbı, nedenselliği resmî ve adlaştırılmış biçimde düzenler. Nedenlerin tam because cümlecikleri yerine isim öbekleri hâlinde sunulduğu tarih, politika ve araştırma analizlerinde özellikle yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “…… nedeniyle gerçekleşti” anlamına gelen beş kelimelik resmî ifadeyle tamamlayın: The policy change ____ months of public consultation.
Cevabı göster
came as a result of
pre-existing political project: önceden var olan siyasi gündem
Burada project soyut anlamdadır: zaman içinde izlenen, örgütlü bir siyasi hedefler, fikirler ve planlar bütününü ifade eder. Political bunun alanını ve amacını belirtirken pre-existing, tartışılan karardan önce zaten var olduğunu gösterir. Dolayısıyla pre-existing political project, sonraki kararı tek başına verilmiş bir tepki olarak değil, daha önceki bir siyasi gündemle bağlantılı olarak çerçeveler. Resmî adı olan bir kurumu veya kısa süreli bir görevi anlatmaz.
Alıştırma
Bir hükûmet stratejisi analizinde a pre-existing political project büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- zaten var olan, örgütlü bir siyasi hedefler ve planlar bütünü
- yeni verilmiş kısa süreli bir idari görev
- adında Project geçen resmen kayıtlı bir kurum
Cevabı göster
zaten var olan, örgütlü bir siyasi hedefler ve planlar bütünü
and was sold on the pretense of weapons of mass destruction in Iraq. Deyimler
1:12ve Irak'ta kitle imha silahları bulunduğu bahanesiyle halka pazarlandı.
was sold on the pretense of: sahte bir gerekçeyle kabul ettirmek
was sold ifadesinde sell mecaz anlamda kullanılır: Bir karar, politika veya fikir para karşılığında satılmamış, insanlara tanıtılarak kabul ettirilmiştir. on the pretense of + isim öbeği, “... öne sürülen gerekçe olarak kullanılarak” anlamına gelir ve bu gerekçenin sahte veya yanıltıcı olduğunu belirtir. Burada Irak’ı işgal etme kararı, kitle imha silahlarıyla ilgiliymiş gibi sunuluyor; kullanılan ifade ise bu gerekçeyi yalnızca görünürdeki bir neden olarak eleştiriyor.
Alıştırma
Bu cümlede was sold on the pretense of ifadesi ne ima eder? “The surveillance plan was sold on the pretense of protecting children online.”
- Çocuklara fiziksel bir ürün olarak satıldı
- Amacını kimse bilmediği için plan açıkça reddedildi
- O amaca hizmet ediyormuş gibi sunuldu, ancak konuşan amacın gerçek olmadığını söylüyor
Cevabı göster
O amaca hizmet ediyormuş gibi sunuldu, ancak konuşan amacın gerçek olmadığını söylüyor
The main reason we went into Iraq at the time was we thought he had weapons of mass destruction. Dilbilgisi
1:15O dönemde Irak'a girmemizin temel nedeni, onun kitle imha silahlarına sahip olduğunu düşünmemizdi.
The main reason ... was we thought ...: ana nedeni belirtmek
The main reason X was (that) Y tek bir ana nedeni belirtir: X açıklanan eylemi veya durumu, Y ise açıklamayı ifade eder. Burada we went into Iraq at the time eylemi belirtirken we thought he had weapons of mass destruction öne sürülen nedeni verir. Konuşmada was sonrasındaki that sık sık atılır; bu nedenle was we thought alışılmadık gelebilir ama dilbilgisi bakımından doğrudur. went, eylemi belirten yan cümleye aittir; thought ise was sonrasındaki açıklamayı başlatır. Özenli yazıda was that bağlantıyı daha açık hâle getirir.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Doğal konuşmada “The main reason I left was I felt sick” cümlesi, was sonrasında that sözcüğünü atıp aynı neden belirtme yapısını koruyabilir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
but he had the capacity to make weapons of mass... Kalıp ifadeler
1:21ama kitle imha silahı üretme kapasitesi vardı...
It turns out: sonradan öğrenilen bir sonucu belirtmek
It turns out, daha sonra öğrenilen veya doğrulanan bir gerçeği, özellikle de önceki bir inanışı ya da beklentiyi düzeltiyorsa, anlatıma sokar. Fiziksel olarak dönmek veya dışarı çıkmak değil, sonradan anlaşıldı ya da sonuçta anlamına gelir. Ardından bir yan cümle gelir ve that çoğu zaman isteğe bağlıdır: It turns out (that) + yan cümle. Buradaki it yapısal öznedir; belirli bir şeye gönderme yapmaz. Bu cümlede he didn't eksiltilidir: didn't sonrasındaki tekrar eden fikir önceki bağlamdan anlaşılır; It turns out ise bu olumsuz sonucu daha sonra ulaşılan bulgu olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, daha sonra öğrenilen bir sonucu anlatıma sokan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We expected the museum to be closed, but ____ it was open all day.
Cevabı göster
it turns out
had the capacity to: geçmişteki yetenek veya potansiyel
Had the capacity to, bir kişinin veya şeyin o sırada bir işi yapacak yeteneğe, kaynaklara ya da potansiyele sahip olduğu anlamına gelir. Had geçmiş zamanı gösterir; to ise eylemi başlatır: had the capacity to + fiilin yalın hâli. Bu ifade eylemin gerçekleştiğini söylemez. Bu cümlede silahlara sahip olmamak ile onları üretebilme yeteneğine sahip olmak karşılaştırılır. Bu nedenle capacity, mevcut silahları veya tamamlanmış üretimi değil, yapabilme gücünü anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, üretimin gerçekten gerçekleştiğini iddia etmeden laboratuvarın malzemeyi üretebilecek durumda olduğunu söyler?
- The lab had the capacity to produce the material.
- The lab had the material.
- The lab managed to produce the material.
Cevabı göster
The lab had the capacity to produce the material.
But I also talked about the human suffering in Iraq.
1:23Ama Irak'taki insanların çektiği acılardan da söz ettim.
And I also talked the need to advance a freedom agenda. Kültür
1:26Ayrıca özgürlük gündemini ilerletme gereğinden de söz ettim.
Bir dış politika çerçevesi olarak a freedom agenda
Bu dış politika bağlamında a freedom agenda, özgürlüğü veya demokratik değerleri ilerletmek üzere sunulan bir dizi politika hedefidir. Buradaki agenda, toplantı gündemi değil, önceliklerden oluşan bir politika programıdır. Bu politikayı a freedom agenda diye adlandırmak ona olumlu bir ahlaki çerçeve kazandırır. Savaş gerekçelerinin sıralandığı bir bağlamda bu etiket, konuşanın iddiası kabul edilsin ya da edilmesin, askerî eylemi özgürlüğe hizmet eden bir şey olarak sunabilir.
Alıştırma
Bu cümlede a freedom agenda en yakın olarak ne anlama gelir?
- Özgürlük hakkında yapılacak bir toplantının gündemi
- İki olayı birbirinden ayıran bir süre
- Özgürlüğü ilerlettiği öne sürülen bir dizi dış politika hedefi
Cevabı göster
Özgürlüğü ilerlettiği öne sürülen bir dizi dış politika hedefi
there's no intervening time between the American invasion and Kyle fighting Al-Qaeda in Iraq. Kelime
1:30Amerikan işgaliyle Kyle'ın Irak'ta El Kaide'yle savaşması arasında hiçbir zaman aralığı yok.
İki olay arasındaki no intervening time
Intervening time, açıkça belirtilen iki olay arasında geçen süreyi ifade eder. Buradaki iki uç nokta Amerikan işgali ve Kyle'ın Irak'taki El Kaide'yle savaşmasıdır. No intervening time, filmin zaman çizelgesini nasıl düzenlediğini anlatır: film, aradaki geçiş süresini göstermeden bir olaydan diğerine geçer. Bu ifade, gerçek tarihte ne kadar zaman geçtiğinden çok anlatıdaki bir atlamayı belirtir.
Alıştırma
İki olay arasında hiçbir süre olmadığını belirten üç kelimelik resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The documentary jumps from the launch to the landing, with ____ shown between the two events.
Cevabı göster
no intervening time
Now this asshole is right now the crown prince of Al-Qaeda in Iraq. Notlar
1:42Bu pislik şu anda Irak El Kaidesi'nin veliaht prensi.
“asshole” sözcüğünün hakaret gücü ve kullanım riski
Burada asshole, söz edilen kişiye yönelik doğrudan ve son derece saldırgan bir hakarettir. Küçümseme ifade eder ve o kişiyi bütünüyle aşağılık biri gibi gösterir; tarafsız bir betimleme değildir. Bu sözcük, olgusal bilgilendirmeye konuşanın düşmanca yargısını ekler. Duyduğunuzda kişi hakkındaki iddia ile konuşanın saldırgan tutumunu birbirinden ayırın.
Alıştırma
Yargı: Resmî bir iş yeri e-postasında bir iş arkadaşına asshole demek uygun mudur?
- Hayır, uygun değildir.
- Evet, uygundur.
Cevabı göster
Hayır, uygun değildir.
“the crown prince of Al-Qaeda in Iraq” ifadesinin mecaz kullanımı
Kelime anlamıyla crown prince, bir monarşinin erkek taht varisidir. Bu cümlede unvan mecaz olarak kullanılır: Adam bir kraliyet üyesi değil, Irak El Kaidesi içinde önde gelen bir halef ya da yükselen bir güç olarak sunulur. Gösterişli kraliyet unvanı onun konumunu ve tehdit düzeyini dramatikleştirir. the crown prince of + kraliyetle ilgisi olmayan bir grup kalıbı, birini o grubun muhtemel sonraki lideri olarak gösterebilir; ancak bu resmî bir görev unvanı değil, retorik bir ifadedir.
Alıştırma
Bu cümlede the crown prince of Al-Qaeda in Iraq ne anlama geliyor?
- Kelimenin gerçek anlamıyla bir kraliyet tahtının varisidir.
- Örgütte önde gelen bir halef veya yükselen bir güç olarak sunulmaktadır.
- Örgütte crown prince adlı resmî bir rütbesi vardır.
Cevabı göster
Örgütte önde gelen bir halef veya yükselen bir güç olarak sunulmaktadır.
That leaves viewers with the impression that the Iraq War was against Al-Qaeda at the outset Kalıp ifadeler
1:47Bu da izleyicilerde Irak Savaşı'nın en başından beri El Kaide'ye karşı yürütüldüğü
at the outset: başlangıçta
At the outset bir olayın, sürecin, tartışmanın veya dönemin başlangıcında demektir. Bu cümlede iddiayı Irak Savaşı'nın başlangıç noktasına yerleştirir ve daha sonra olanlarla örtük bir karşıtlık kurar. Zaman bildiren bir zarf öbeğidir; sıkça be fiilinden sonra, bir yan cümlenin sonunda veya At the outset, ... biçiminde cümle başında yer alır.
Alıştırma
Cümleyi “başlangıçta” anlamındaki resmî hedef ifadeyle tamamlayın: ____, the team expected the repair to take one day, but new problems appeared later.
Cevabı göster
At the outset
and that America had invaded Iraq because it had become a hotbed of Al-Qaeda operations. Deyimler
1:51ve Irak, El Kaide operasyonlarının yuvası hâline geldiği için ABD'nin ülkeyi işgal ettiği izlenimini bırakıyor.
leave viewers with the impression that: izleyicilerde ... izlenimi bırakmak
leave + person + with the impression that + clause kalıbı, bir şeyin kişide belirli bir düşünce oluşturması anlamına gelir. Bu düşünce, açık bir ifadeden değil, bilginin sunuluş biçiminden veya bir imadan kaynaklanabilir. Burada That önceki sunuş biçimine, viewers ise bundan etkilenen kişilere işaret eder. Cümle, izleyicilerin çıkarabileceği sonucu anlatır; her izleyicinin buna inandığını veya bu sonucun doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
leave viewers with the impression that ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?
- İzleyicilerin düşünceyi doğrudan başka birine söylediği anlamına gelir.
- Sunuş biçiminin, doğrudan söylenmese bile izleyicilerin bir düşünceyi çıkarmasına yol açabileceği anlamına gelir.
- Sunuş biçiminin, düşüncenin her izleyici için doğru olduğunu kanıtladığı anlamına gelir.
Cevabı göster
Sunuş biçiminin, doğrudan söylenmese bile izleyicilerin bir düşünceyi çıkarmasına yol açabileceği anlamına gelir.
a hotbed of: zararlı faaliyetlerin yoğunlaştığı yer
a hotbed of + isim kalıbında hotbed, bir şeyin hızla geliştiği veya yoğun biçimde toplandığı yer ya da ortam için kullanılan bir benzetmedir. Genellikle zararlı bir faaliyet veya sorunu tanıtır; gerçek anlamda ısıtılmış bir yatak demek değildir. Burada Iraq, Al-Qaeda operations faaliyetlerinin yoğun olduğu bir yer olarak betimleniyor. İfade güçlü bir olumsuz değerlendirme taşır; bağlamda bu nitelemeyi gerçek olarak doğrulamak yerine filmin yarattığı izlenimi aktarır.
Alıştırma
Haber üslubundaki cümleyi “zararlı bir faaliyetin yoğun biçimde toplandığı yer” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Investigators warned that the unmoderated forum had become ____ financial scams.
Cevabı göster
a hotbed of
The reverse is true: bir ilişkiyi tersine çevirmek
The reverse is true, az önce belirtilen ilişkinin tamamına gönderme yapar ve yönünün bütünüyle ters olduğunu söyler. Birisi A’nın B’ye neden olduğunu iddia ederse bu cümle, aslında B’nin A’ya neden olduğu düzeltmesini başlatabilir. Kısa ve bağımsız bir cümle olduğu için güçlü bir tartışma geçişi oluşturur ve tersine çevrilmiş ilişkinin açıklamasının sırada olduğunu bildirir. Buradaki reverse, küçük bir olgusal farklılıktan daha fazlasını ifade eder.
Alıştırma
İlişkinin diğer yönde işlediğini söyleyen dört sözcüklü ifadeyle düzeltmeyi tamamlayın: Maya did not copy Leo. ____: Leo copied Maya.
Cevabı göster
The reverse is true
Al-Qaeda in Iraq grew out of the US invasion. Öbek fiiller
1:56Irak El Kaidesi, ABD işgalinden doğdu.
Grew out of: daha önceki bir nedenden gelişmek
Bu cümlede grew out of, “bir şeyden gelişti veya ortaya çıktı” anlamına gelir. Irak el-Kaidesini, kelimenin gerçek anlamıyla büyüyen bir şey olarak değil, ABD işgalinin yarattığı koşullardan şekillenen bir sonuç olarak gösterir. X grew out of Y kalıbı bir kökeni açıklar: X daha sonra ortaya çıkan kuruluş, fikir veya durumdur; Y ise daha önceki olay ya da koşuldur. Başka bağlamlarda grow out of, büyüdüğü için kıyafetlerin artık olmaması veya bir alışkanlığın geride bırakılması anlamına gelebilir. Ancak burada tarihsel konu ve neden ilişkisi “kaynaklanmak” anlamını seçtirir.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeyden gelişti” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The neighborhood arts festival ____ a small weekly market.
Cevabı göster
grew out of
It was weak and wasn't even Al-Qaeda in Iraq when the invasion happened. Dilbilgisi
2:00İşgal sırasında zayıftı ve henüz Irak El Kaidesi bile değildi.
Wasn't even ... when ...: zaman çizelgesini düzeltmek
wasn't even Al-Qaeda in Iraq when the invasion happened yapısında when referans zamanını belirler, wasn't ise bu kimliğin o sırada henüz geçerli olmadığını gösterir. Even düzeltmeyi güçlendirir: Daha sonraki bir anlatı o dönemde bu kimliğin zaten var olduğunu düşündürebilse de Al-Qaeda in Iraq adı ve kimliği o sırada geçerli değildi. subject wasn't even X when Y yapısı, daha sonra oluşan bir kimliğin veya durumun daha önceki bir ana geriye dönük olarak yüklenmesini düzeltmek için kullanışlıdır. Bu yapı tek başına öznenin var olmadığı anlamına gelmez; burada önceki cümlecik onun zayıf olduğunu açıkça söyler.
Alıştırma
Kuruluşun işgal sırasında Al-Qaeda in Iraq adına ve kimliğine zaten sahip olduğu iddiasını en iyi hangi cümle düzeltir?
- The organization stopped being Al-Qaeda in Iraq when the invasion happened.
- The organization wasn't even Al-Qaeda in Iraq when the invasion happened.
- The organization was already Al-Qaeda in Iraq when the invasion happened.
Cevabı göster
The organization wasn't even Al-Qaeda in Iraq when the invasion happened.
correctly assessed that the US invasion would allow him to build up his group. Notlar
2:07ABD işgalinin ona örgütünü büyütme fırsatı vereceğini doğru biçimde öngördü.
correctly assessed that: olayların doğruladığı bir değerlendirme
Burada assessed that, durumun değerlendirilmesiyle ulaşılan bir sonucu aktarır: Zerkavi, işgalin örgütünü güçlendirmek için bir fırsat yaratacağına hükmetmiştir. Correctly, anlatıcının geriye dönük değerlendirmesidir ve sonraki gelişmelerin bu öngörüyü doğruladığını belirtir. Correctly, değerlendirmenin isabetli olduğunu anlatır; Zerkavi'nin veya amaçlarının ahlaken doğru olduğunu söylemez. assess that + yan cümle kalıbı, kanıta dayalı bir yargıyı analitik veya resmî bir dille bildirmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
“The director correctly assessed that the market would recover.” cümlesinde correctly neyi belirtir?
- Yöneticinin kararı ahlaken iyiydi.
- Yönetici kanıtları değerlendirmeden gelişigüzel bir tahminde bulundu.
- Daha sonraki sonuç, yöneticinin değerlendirmesinin isabetli olduğunu gösterdi.
Cevabı göster
Daha sonraki sonuç, yöneticinin değerlendirmesinin isabetli olduğunu gösterdi.
would allow him to + fiil
allow + kişi + to + fiil yapısı, bir durumun birine izin, fırsat veya harekete geçmek için gerekli koşulları sağlaması anlamına gelir. Burada işgal, onun örgütünü büyütmesini mümkün kılacak koşul olarak sunulur. Would, geçmişteki bir noktadan bakılan beklenen gelecek sonucu belirtir: Zerkavi o sırada işgalin daha sonra neyi mümkün kılacağını değerlendirmiştir. Bu, kibar rica için kullanılan would değildir. Allow sonrasında kişi, ardından to'lu mastar gelir: allow him to build denir, allow him build denmez.
Alıştırma
Maya, bursun yurt dışında okumasını mümkün kılacağına inanıyordu. Cümleyi would allow + person + to kullanarak tamamlayın: The scholarship ____ study abroad the following year.
Cevabı göster
would allow her to
build up: aşamalı büyüme ve güçlendirme
Bu cümlede build up, grubu zamanla daha büyük, daha güçlü veya daha yetkin hâle getirmek anlamındadır. Bir şeyi tek seferde inşa etmeyi değil, zaman içindeki gelişimi anlatır. Burada geçişli kullanılmıştır: build up + his group. Nesne bir isimse build his group up da mümkündür; nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: build it up.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “giderek artırmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: We saved a little each month to ____ our emergency fund.
Cevabı göster
build up
Eastwood wanted to make a movie about one guy.
2:11Eastwood tek bir adam hakkında film yapmak istedi.
He didn't set out to make a movie about the Iraq War. Öbek fiiller
2:14Irak Savaşı hakkında bir film çekmek için yola çıkmadı.
set out to: başlangıçtaki niyet
Set out to + fiilin yalın hâli, belirli bir amaç veya niyetle bir işe başlamak demektir. Olumsuz biçim didn't set out to, Irak Savaşı hakkında bir film yapmanın onun başlangıçtaki amacı olmadığını belirtir. Bu ifade, onun deneyip başarısız olduğu anlamına gelmez. İlk planı, eserin daha sonra dönüştüğü şeyle veya nasıl anlaşıldığıyla karşılaştırır.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “belirli bir amaçla başlamak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Maya ____ write a short article, but it grew into a book.
Cevabı göster
set out to
he ended up letting the film get wrapped up in Kyle's perspective. Notlar
2:18sonunda filmin Kyle'ın bakış açısına hapsolmasına izin verdi.
though ... he himself is anti-war: ödünleme yapısı
Though cümlenin başında bir ödünleme bildirir. İlk bilginin, yani onun savaş karşıtı olmasının, doğru olduğunu kabul eder; ardından ana cümlede beklenen yönde ilerlemeyen bir sonuç sunar. Burada though, yönetmenin açıkladığı tutum ile filmin sonunda odaklandığı bakış açısı arasında bir gerilim kurar. Yararlı kalıp “although X, Y” şeklindedir: önce X'i kabul edin, sonra Y'deki şaşırtıcı veya karşıt sonucu arayın.
Alıştırma
Bu cümlede though neyi bildiriyor?
- Filmin ne zaman yapıldığını belirtir.
- Film yapımcısının filmin Kyle'ın bakış açısını kullanmasına neden izin verdiğini belirtir.
- Ödünleme bildirir: İlk fikir doğrudur, ancak ana cümle beklenmedik bir karşıtlık sunar.
Cevabı göster
Ödünleme bildirir: İlk fikir doğrudur, ancak ana cümle beklenmedik bir karşıtlık sunar.
ended up letting ... in Kyle's perspective: nihai sonuç
Ended up bir sürecin veya bir dizi seçimin ulaştığı nihai sonucu anlatır. Çoğu zaman bu sonucun başlangıçtaki plan veya beklenti olmadığını ima eder. Bu cümlede ended up letting, film yapım sürecinden sonra onun filmin Kyle'ın bakış açısıyla şekillenmesine en sonunda izin verdiği anlamına gelir. end up + -ing kalıbı, sonunda gerçekleşen bir eylemi veya durumu anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede ended up letting ne anlama geliyor?
- Süreçten sonra sonunda filmin o yönde ilerlemesine izin verdiği anlamına gelir.
- En baştan filmin her bölümünü kontrol etmeyi planladığı anlamına gelir.
- Fiziksel olarak filmin içinde sona erdiği anlamına gelir.
Cevabı göster
Süreçten sonra sonunda filmin o yönde ilerlemesine izin verdiği anlamına gelir.
get wrapped up in: kendini kaptırmak veya egemenlik altında kalmak
Get wrapped up in genellikle bir şeye kendini tamamen kaptırmak veya onunla iç içe geçip çıkamaz hâle gelmek anlamına gelir. get + geçmiş zaman ortacı yapısında get, ortaya çıkan durumu vurgular; letting something get wrapped up in X, X'in o şeyi ele geçirmesine veya sınırlamasına izin vermek demektir. Burada film, bir bakış açısının içine sıkışabilen bir şeymiş gibi kişileştirilir. Eleştiri, Kyle'ın bakış açısının filmin çerçevesine egemen olmasıdır; filmin fiziksel olarak sarılması veya yalnızca onun bakış açısından söz etmesi değildir.
Alıştırma
Eleştiriyi “egemenliği altında kaldı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The documentary ____ the director's personal viewpoint.
Cevabı göster
got wrapped up in
Or you want these motherfuckers to come to San Diego or New York? Notlar
2:21Yoksa bu orospu çocuklarının San Diego'ya ya da New York'a gelmesini mi istiyorsun?
you want these motherfuckers to come to San Diego or New York?: retorik baskı
Dil bilgisi bakımından bu, dinleyicinin ne istediğini soran bir soru gibi görünür; ancak konuşan kişi tarafsız bir evet veya hayır cevabı beklemez. Düşman savaşçıların ABD şehirlerine ulaşmasını diğer seçenek olarak sunarak bunun reddedilmesini kaçınılmaz gösterir ve dinleyiciyi onlarla başka yerde savaşmayı kabul etmeye zorlar. San Diego ve New York, tehlikenin ABD ana karasına ulaşmasını temsil eder. Dolayısıyla soru korkuya başvuran ve seçimi zorlayan bir işlev görür: konuşanın tercih ettiği sonucu gösterir, fakat tehdit edilen sonucun gerçekleşeceğini kanıtlamaz.
Alıştırma
"Or you want these motherfuckers to come to San Diego or New York?" sorusunun temel işlevi nedir?
- Ülke içinde saldırıya uğrama korkusunu kullanarak dinleyiciyi konuşanın tercih ettiği politikaya yöneltir.
- Her iki şehre de kesinlikle saldırılacağını kanıtlar.
- Dinleyiciye savaşçıların nereye gitmesini istediğini tarafsız biçimde sorar.
Cevabı göster
Ülke içinde saldırıya uğrama korkusunu kullanarak dinleyiciyi konuşanın tercih ettiği politikaya yöneltir.
motherfuckers: son derece müstehcen bir hakaret
Bu cümlede motherfuckers, tehdit oluşturan bir grubu tanımlamak için kullanılan son derece müstehcen, çoğul bir isimdir. Anneler veya cinsellikle ilgili gerçek anlamlı bir ifade değildir; hedefteki kişilere duyulan tüm saygıyı yok eder ve konuşanın saldırganlığını ve tehdit algısını büyük ölçüde güçlendirir. Düşmanca bir film diyaloğunda duyduğunuzda bunu those people, guys ve hatta enemies ifadelerinden çok daha ağır kabul edin. Sözcük, grubun nesnel bir özelliğinden çok konuşanın öfkesini ve karşısındakileri insanlıktan çıkaran tutumunu gösterir.
Alıştırma
Yargı: Yalnızca those guys demek istiyorsanız sıradan bir konuşmada yabancılara motherfuckers demek genellikle güvenlidir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
more than just: dar bir bakışı genişletmek
more than just + isim öbeği, ardından gelen açıklamanın bütünü kapsadığı düşüncesini reddeder. We're protecting more than just this dirt cümlesinde this dirt, yüzeyde görünen sınırlı nesnedir; konuşan kişi, korunan şeyin daha geniş çıkarlar veya daha büyük bir önem taşıdığını savunur. Burada more than sayısal bir karşılaştırma değil, kavramsal bir genişletmedir. X is more than just Y kalıbı, Y'nin doğru olabileceğini kabul eder ancak önemli bir şeyi dışarıda bıraktığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “ile sınırlı olmayan” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Good leadership is ____ giving orders; it also involves listening.
Cevabı göster
more than just
this dirt: bir bölgeyi küçümseyerek adlandırma
Bu cümlede this dirt yalnızca gevşek toprak ya da kirli bir şey anlamına gelmez. Fiziksel zemini, konuşanın bulunduğu bölgenin yerine kullanan bir ad aktarmasıdır; bağlamda Irak'ı ifade eder. Bölgeye dirt demek, bir ülkeyi ve toprağını düşük değerli, sıradan bir maddeye indirger. Bu küçümseyici söz seçimi more than just yapısını hazırlar: konuşan, görevin yabancı toprağın kendisinden daha değerli bir şeyi koruduğunu savunur.
Alıştırma
Özgün cümlede this dirt nasıl bir tutum aktarıyor?
- Bir toprak örneğini tarafsız biçimde tanımlar.
- Konuşanın vatanını sevgiyle betimler.
- Yabancı bölgeyi küçümseyerek yalnızca bir toprak parçasına indirger.
Cevabı göster
Yabancı bölgeyi küçümseyerek yalnızca bir toprak parçasına indirger.
especially one that tries hard not to shove politics in your face, Deyimler
2:30özellikle de o film siyaseti gözünüze sokmamaya özen gösteriyorsa,
shove politics in your face: siyaseti gözünüze sokmak
Burada shove politics in your face fiziksel bir itme hareketini anlatmaz. Siyasi mesajların izleyicinin dikkatine zorla ve saldırgan biçimde sokulmasını, böylece görmezden gelinmesinin veya ondan kaçınılmasının zorlaşmasını anlatan bir mecazdır. Bu ifade eleştiriyi güçlendirir: konuşmacı her türlü siyasi içeriğe değil, rahatsız edici, dayatmacı veya aşırı belirgin biçimde sunulan içeriğe karşı çıkar. tries hard not to... kısmında film, bu etkiden kaçınmaya çalıştığı için olumlu değerlendirilir.
Alıştırma
Notta yer alan ve “siyasi mesajı saldırgan biçimde izleyicinin dikkatine dayatmak” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The series seems designed to ____.
Cevabı göster
shove politics in your face
as simply a movie about heroism,
2:35yalnızca kahramanlığı anlatan bir yapım olarak görmek kolaydır,
Başa gelen ödünleme yan cümlesinde although anlamındaki While
Burada While, during the time that değil although anlamına gelir. Bir ödünleme yan cümlesi başlatır: konuşan önce izleyicilerin filmi yalnızca bir kahramanlık hikâyesi olarak kolayca beğenebileceğini kabul eder. Uzun While yan cümlesi this movie isn't just that ifadesinden önce biter. Ardından gelen ana cümle daha önemli karşı savı verir. Bir cümle While ile başlıyor ve sonraki cümlecik eş zamanlı olayları anlatmak yerine ilk görüşü tersine çeviriyor veya sınırlıyorsa while ödünleme anlamında okunmalıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede while, videodakiyle aynı ödünleme anlamına sahiptir?
- Please wait here while the doctor finishes.
- I listened to a podcast while I cooked dinner.
- While the route is longer, it is much safer.
Cevabı göster
While the route is longer, it is much safer.
leave viewers with a false perception of what happened: izleyicilerde yanlış bir algı bırakmak
leave someone with + noun phrase kalıbı, bir deneyimden sonra kişide kalan durumu, inancı veya izlenimi belirtir. Burada filmin izleyicilerde tarihsel olaylar ve bu olayların birbiriyle ilişkisi hakkında hatalı bir anlayış bırakacağı söylenir; filmin her bölümünün kurmaca olduğu iddia edilmez. Sonuç cümlesi olarak bu bölüm, önceki örnekleri izleyici açısından bir sonuca dönüştürür. False perception, filmin yarattığı izlenimle ilgili önceki kaygıyı tekrar ele alır ve açık bir olumsuz değerlendirme ekler. Bu, başka tartışmalara da aktarılabilecek bir yöntemdir: ayrıntıları sunduktan sonra, bunların birlikte oluşturduğu genel etkiyi adlandırarak bitirin.
Alıştırma
leave viewers with a false perception of what happened ifadesi argümanda nasıl bir rol oynuyor?
- Önceki örneklerle ilgisiz yeni bir konu başlatır.
- Önceki örnekleri, izleyici üzerindeki etkileri hakkında sonuç niteliğinde bir yargıda toplar.
- Filmde gösterilen her olayın uydurulduğunu iddia eder.
Cevabı göster
Önceki örnekleri, izleyici üzerindeki etkileri hakkında sonuç niteliğinde bir yargıda toplar.