Hasselblad Kameraları Neden Bu Kadar Pahalı | So Expensive: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
871 kelime 159 kel/dk

Video özeti: Hasselblad'ın fiyatı; sensörler, renk kalibrasyonu, elle montaj, testler ve daha ucuz model arayışıyla açıklanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “zoom way in,” — Öbek fiiller: zoom in ifadesinin görüntüyü büyüttüğünü, way sözcüğünün dereceyi güçlendirdiğini öğrenip fotoğraf, harita veya ekran incelemelerini anlatın. 2. “off-the-shelf” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: hazır standart ürünü tanıyın ve özel üretim araçlarla karşılaştırın. 3. “What's unique about Hasselblad cameras is that” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: What ... is that ... yapısıyla ayırt edici özelliği kanıtından önce belirtin; karşılaştırma, sunum ve analizde kullanın.

Bu derste

Do you recognize this photo?

0:00

Bu fotoğrafı tanıyor musunuz?

What about these?

0:03

Peki ya bunları?

They were all taken with a Hasselblad camera. Dilbilgisi

0:05

Hepsi bir Hasselblad fotoğraf makinesiyle çekildi.

Dilbilgisi

were all taken: all ile edilgen yapı

“Were taken”, basit geçmiş zamanda edilgen yapıdır: were + geçmiş zaman ortacı. Fotoğraflar eyleme maruz kalan ögedir; onları çeken kişi ise belirtilmez. Burada “taken”, “götürüldü” değil, “fotoğraflandı” anlamına gelir. “All”, yardımcı fiil “were”den sonra ve “taken”dan önce gelir; böylece bütün fotoğrafların kapsandığını gösterir. Sonuç, yöntem veya araç fotoğrafçıdan daha önemli olduğunda bu yapı kullanışlıdır: özne + was/were + all + geçmiş zaman ortacı.

Alıştırma

Her portrenin fotoğraflandığını göstermek için cümleyi “take” fiilinin basit geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: The portraits ____ during the afternoon session.

Cevabı göster

were all taken

It's a name every photographer knows. Dilbilgisi

0:08

Bu, her fotoğrafçının bildiği bir isim.

Dilbilgisi

a name every photographer knows: nesne ilgi zamirinin düşürülmesi

“Every photographer knows”, “a name” ifadesini niteler. Tam biçimi “a name that every photographer knows” şeklindedir, ancak nesne görevindeki ilgi zamiri “that” düşürülmüştür. İlgi cümleciğinin içinde “every photographer” öznedir; “knows” fiilinin anlaşılmasına rağmen belirtilmeyen nesnesi ise “the name”dir. “That”, “which” veya “who(m)” gibi nesne görevindeki bir ilgi zamiri, tanımlayıcı ilgi cümleciğinde çoğu zaman düşürülebilir. Bu yapı isim + özne + fiil kalıbından tanınabilir: “the book I bought”, “the person we met”.

Alıştırma

Hangi cümlede nesne görevindeki ilgi zamiri doğru şekilde düşürülmüştür?

  1. The film we watched last night was excellent.
  2. The film that won three awards was excellent.
  3. The film won three awards was excellent.
Cevabı göster

The film we watched last night was excellent.

But if you wanted to buy this Hasselblad camera, Dilbilgisi

0:11

Ama bu Hasselblad fotoğraf makinesini satın almak isteseydiniz,

you'd need over $30,000,

0:14

30.000 dolardan fazlasına ihtiyacınız olurdu,

Dilbilgisi

Varsayım bildiren if you wanted ..., you'd need ... kalıbı

if yan cümlesinde wanted basit geçmiş biçimi, sonuç cümlesinde ise would kullanılır; you'd, you would ifadesinin kısaltmasıdır. Buradaki wanted, isteğin geçmişte olduğunu göstermez. Bu biçimler, fotoğraf makinesini satın almayı şu anda gerçekleşen bir alışveriş olarak değil, hayal edilen bir olasılık olarak sunar. if + geçmiş biçim, ... would + fiilin yalın biçimi kalıbı, şimdiki veya gelecekteki varsayımsal durumları ve sonuçlarını anlatmak için yaygın olarak kullanılır. Bu cümlede sonuç, gereken para miktarıdır.

Alıştırma

Satın alma yalnızca hayal ediliyor, mevcut bir plan olarak sunulmuyor. Hangi cümle uygundur?

  1. You wanted to buy the camera, so you needed a much bigger budget.
  2. If you want to buy the camera, you will need a much bigger budget.
  3. If you wanted to buy the camera, you would need a much bigger budget.
Cevabı göster

If you wanted to buy the camera, you would need a much bigger budget.

and that doesn't even include the lens. Dilbilgisi

0:17

üstelik buna objektif bile dâhil değil.

Dilbilgisi

doesn't even include ifadesindeki vurgu

Olumsuz doesn't even include ifadesinde even, lensin dinleyicinin makul olarak fiyata dahil olmasını bekleyebileceği bir şey olduğunu gösterir. Cümle, zaten yüksek olan fiyatın lensi kapsamadığını söyler ve even bu eksikliği şaşırtıcı veya aşırı bir durum olarak vurgular. Başka durumlarda da kullanılabilen not even + fiil kalıbı, sonucun asgari beklentinin bile altında kaldığını gösterir: olması, yapılması veya doğru çıkması beklenen bir şey hâlâ yoktur, yapılmamıştır ya da doğru değildir.

Alıştırma

Hangi cümle kahvaltının olmamasının şaşırtıcı olduğunu vurgular?

  1. The $200 room charge doesn't include breakfast.
  2. The $200 room charge doesn't even include breakfast.
  3. The $200 room charge includes breakfast too.
Cevabı göster

The $200 room charge doesn't even include breakfast.

So why would anyone pay so much for a camera? Anlatım akışı

0:20

Öyleyse biri neden bir fotoğraf makinesine bu kadar para ödesin?

Anlatım akışı

So why would anyone ...? ile yönlendirici soru oluşturmak

So, daha önce belirtilen şaşırtıcı gerçeği, yani kameranın çok yüksek fiyatını, açıklamaya yön verecek soruya bağlar. Bilinen bir bilgiyi, sırada incelenecek meseleye dönüştürür. Why would anyone ...?, herhangi bir kişiyi bunu yapmaya neyin motive edebileceğini sorar. Burada would, satın alma davranışını şaşırtıcı ya da anlaşılması güç bir seçenek olarak çerçeveler; anyone ise belirli bir kişiyi değil, olası herhangi bir alıcıyı ifade eder. Soru gerekçeleri açıklamaya çağırır; kimsenin kamerayı satın almadığı sonucuna varmaz.

Alıştırma

Cümledeki “So why would anyone” ifadesinin işlevini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Şaşırtıcı fiyatı, açıklanacak nedenleri ortaya koyan bir soruya dönüştürür.
  2. Kameranın parasını hangi belirli alıcının ödediğini sorar.
  3. Hiç kimsenin bu kamerayı satın almadığını belirtir.
Cevabı göster

Şaşırtıcı fiyatı, açıklanacak nedenleri ortaya koyan bir soruya dönüştürür.

And what makes Hasselblads so expensive? Dilbilgisi

0:23

Hasselblad'ları bu kadar pahalı yapan ne?

Dilbilgisi

What makes A so B? ile neden sormak

What makes A so B?, hangi nedenin ya da etkenlerin A’ya belirgin derecede güçlü bir B özelliği kazandırdığını sorar. Bu cümlede A Hasselblads, B ise expensive olduğundan, yüksek fiyatlarına neyin yol açtığı sorulmaktadır. Yapı what + makes + nesne + so + sıfat biçimindedir. Makes, “üretir” değil “bir durumda olmasına neden olur” anlamına gelir; so ise “bu yüzden” anlamına gelmek yerine sıfatın derecesini güçlendirir. Bu kalıp ürünlere, insanlara, yerlere ve durumlara doğal biçimde uygulanabilir.

Alıştırma

Soruyu What makes A so B? kalıbıyla tamamlayın: “____ this neighborhood ____ quiet at night?”

Cevabı göster

What makes · so

To understand why people love Hasselblad cameras, Anlatım akışı

0:28

İnsanların Hasselblad fotoğraf makinelerini neden sevdiğini anlamak için,

it helps to look at this image.

0:31

bu görüntüye bakmak faydalı olacaktır.

Anlatım akışı

To understand why ... it helps to look ile bir açıklamayı yapılandırmak

"To understand why", konuşmacı kanıt sunmadan önce anlaşılması amaçlanan soruyu veya hedefi belirtir. Böylece dinleyici, sıradaki gözlemin neyi açıklamak için verildiğini anlar. "it helps to look at this image" ifadesinde "it" biçimsel bir öznedir; asıl yararlı eylem "to look at this image" kısmıdır. Bu iki bölüm birlikte tekrar kullanılabilir bir açıklama kalıbı oluşturur: önce açıklanması gereken şey belirtilir, ardından yararlı bir örnek, bakış açısı veya adım sunulur.

Alıştırma

Cümleyi "To understand why" ve "it helps to look" kalıplarıyla tamamlayın: ____ the route changed, ____ at the updated map.

Cevabı göster

To understand why · it helps to look

If you zoom way in, you can see incredible detail. Öbek fiiller

0:33

Çok fazla yakınlaştırırsanız inanılmaz ayrıntılar görebilirsiniz.

Öbek fiiller

Güçlü büyütme için zoom way in

"Zoom way in" ifadesindeki "zoom in", daha küçük bir alanı daha büyük göstermek için bir görüntüyü veya görünümü büyütmek anlamına gelen bir öbek fiildir. "In" fiilin bir parçasıdır; bir hedef konumu göstermez. Buradaki "way", dereceyi artıran gündelik bir pekiştiricidir. "Zoom" ile "in" arasına gelir ve çok fazla ya da büyük ölçüde anlamı katar; bu nedenle talimat yalnızca "zoom in" demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Talimatı, derste geçen ve “görünümü büyük ölçüde büyütmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ to inspect the tiny text on the label.

Cevabı göster

Zoom way in

The photos are fantastic,

0:37

Fotoğraflar muhteşem,

but it's a little more complicated than that. Anlatım akışı

0:39

ama mesele bundan biraz daha karmaşık.

Anlatım akışı

a little more complicated than that: aşırı basit bir açıklamayı nazikçe düzeltmek

a little ifadesi düzeltmenin tonunu yumuşatır. Konuşan kişi önceki açıklamanın doğrudan yanlış olduğunu söylemez; eksik olduğunu belirtir. more complicated than that, bir nesnenin boyutunu değil, az önce verilen açıklamanın yeterliliğini değerlendirir. Konuşmayı basit bir açıklamadan ek nedenlere, ayrıntılara veya koşullara taşır.

Alıştırma

Bir takım arkadaşı “The event was canceled because of the rain.” diyor. Maliyet ve personel durumunun da etkili olduğunu biliyorsunuz. Hangi yanıt açıklamanın fazla basit olduğunu nazikçe belirtir?

  1. It's a little farther than that.
  2. It's a little more expensive than that.
  3. It's a little more complicated than that.
Cevabı göster

It's a little more complicated than that.

Hasselblad has been making cameras for 80 years, Dilbilgisi

0:42

Hasselblad 80 yıldır fotoğraf makinesi üretiyor,

Dilbilgisi

has been making ... for 80 years: bugüne kadar süren bir faaliyet

Has been making, has + been + -ing yapısındaki present perfect continuous biçimidir. Fotoğraf makinesi üretimini geçmişte başlayıp hâlâ süren bir faaliyet olarak sunar. For 80 years bu süren faaliyetin ne kadar zamandır devam ettiğini belirtir. Böylece cümle şirketin uzun geçmişini bugünkü çalışmasına doğrudan bağlar; sona ermiş 80 yıllık bir dönemi anlatmaz.

Alıştırma

make fiilinin present perfect continuous biçimini ve süre bildiren edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: The studio ____ animated films ____ twenty years.

Cevabı göster

has been making · for

but they weren't always this expensive.

0:45

ama makineleri her zaman bu kadar pahalı değildi.

In 1948,

0:47

1948'de,

Hasselblad's first consumer camera cost around $500,

0:49

Hasselblad'ın tüketicilere yönelik ilk fotoğraf makinesi yaklaşık 500 dolardı,

or about $5900 today.

0:52

yani bugünün parasıyla yaklaşık 5.900 dolar.

And adjusted for inflation, Kelime

0:55

Enflasyona göre uyarlandığında ise,

Kelime

Yıllar arası karşılaştırmalarda adjusted for inflation

Ekonomik karşılaştırmalarda adjusted for inflation, bir tutarın zaman içindeki fiyat ve satın alma gücü değişikliklerini hesaba katacak şekilde yeniden hesaplandığını belirtir. Böylece farklı yıllara ait tutarlar daha eşdeğer bir temelde karşılaştırılabilir. Cümlenin başındaki bu ortaç öbeği, ardından gelen tutarın nasıl anlaşılması gerektiğini gösterir: sıradaki rakam enflasyona göre düzeltilmiş değerdir, geçmişte gerçekten ödenen ilk tutar değildir.

Alıştırma

Cümleyi “satın alma gücündeki değişiklikler hesaba katılarak yeniden hesaplanmış” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The old salary seems low, but ____, it is equivalent to about $50,000 today.

Cevabı göster

adjusted for inflation

its film cameras from the '70s cost around $5300.

0:57

70'lerdeki filmli fotoğraf makineleri yaklaşık 5.300 dolara mal oluyordu.

But when the company transitioned to digital, Kalıp ifadeler

1:01

Ancak şirket dijitale geçince,

Kalıp ifadeler

transitioned to digital: transition to + hedef

Transitioned to digital, önceki bir sistem veya teknolojiden dijital bir sisteme geçildiği anlamına gelir. Burada transition, geçmiş zamanda kullanılan geçişsiz bir fiildir ve to hedef durumu belirtir. Başka bağlamlarda kullanılabilecek kalıplar transition to + yeni durum ve transition from + eski durum + to + yeni durum yapılarıdır. Örneğin transition from paper files to digital records denebilir.

Alıştırma

Cümleyi yeni bir sisteme geçmeyi belirten geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: The newspaper ____ digital publishing over several years.

Cevabı göster

transitioned to

the price exploded. Deyimler

1:04

fiyat bir anda fırladı.

Deyimler

the price exploded: ani ve büyük bir artış

Burada exploded mecazidir: fiyat çok hızlı ve büyük miktarda yükselmiştir. Fiziksel olarak patlayan bir şey yoktur. Bir fiyat veya başka bir sayısal değerle explode kullanmak, artışın ani ve çarpıcı görünmesini sağlar. Canlı iş dünyası haberlerinde ve konuşmalarda yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede exploded örnektekiyle aynı mecazi anlamda kullanılmıştır?

  1. The price changed by one cent over six months.
  2. Sales exploded after the product went viral.
  3. The damaged battery exploded in the garage.
Cevabı göster

Sales exploded after the product went viral.

In 2004,

1:06

2004'te,

Hasselblad's first digital camera sold for around $24,000.

1:07

Hasselblad'ın ilk dijital fotoğraf makinesi yaklaşık 24.000 dolara satıldı.

That was more than a 200% price increase from its previous model,

1:12

Bu, önceki modele göre %200'den fazla fiyat artışı demekti.

which used film.

1:16

Önceki model film kullanıyordu.

Okay,

1:18

Peki,

so it's expensive.

1:18

pahalı olduğunu anladık.

But what actually makes this camera different?

1:20

Ama bu fotoğraf makinesini gerçekten farklı yapan ne?

Hasselblad's high-end cameras consist of three main parts: Kalıp ifadeler

1:24

Hasselblad'ın üst düzey fotoğraf makineleri üç ana parçadan oluşur:

Kalıp ifadeler

consist of: bir bütünü parçalarına bağlamak

Consist of, bir bütünü onu oluşturan parçalara bağlar. Yapı whole + consist of + parts şeklindedir. Burada kameralar bütündür; iki nokta ise üç parçanın sırada listeleneceğini gösterir. Aynı yapıyı fiziksel parçalar, bir grubun üyeleri veya soyut unsurlar için de kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi “-den oluşmak” anlamındaki standart iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The science kit will ____ a thermometer and two measuring cups.

Cevabı göster

consist of

the digital back, the body, and the lens. Just the digital back, Kelime

1:28

dijital arkalık, gövde ve objektif. Yalnızca dijital arkalık bile,

Kelime

Modüler bir fotoğraf makinesi bileşeni olarak digital back

Bu fotoğrafçılık bağlamında digital back, uyumlu modüler veya orta format bir fotoğraf makinesi gövdesiyle kullanılan özel bir dijital görüntüleme modülünü ifade eder. Genellikle görüntü sensörünü ve ilgili elektronik bileşenleri barındırır; back yalnızca konumu göstermez, teknik adın bir parçasıdır. “the digital back, the body, and the lens” sıralamasındaki üç isim öbeği ayrı bileşenleri adlandırır. “Just the digital back” yalnızca bu modülü öne çıkarır; çoğunlukla gövde ve lensten bağımsız olarak fiyatını ya da teknik özelliklerini konuşmak için kullanılır.

Alıştırma

Modüler bir orta format fotoğraf makinesi incelemesinde digital back büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Herhangi bir dijital fotoğraf makinesinin arka yüzeyi
  2. Bir dizüstü bilgisayarın arkasına takılmış ekran
  3. Sensörü ve ilgili elektronik bileşenleri içeren değiştirilebilir bir dijital görüntüleme modülü
Cevabı göster

Sensörü ve ilgili elektronik bileşenleri içeren değiştirilebilir bir dijital görüntüleme modülü

which includes the sensor,

1:32

ki sensör de buna dâhildir,

costs over $26,000.

1:34

26.000 dolardan fazlaya mal olur.

The Hasselblad sensor is unique in the way that it's much larger in an area.

1:36

Hasselblad sensörünü benzersiz kılan, yüzey alanının çok daha büyük olmasıdır.

The individual pixel is bigger,

1:42

Her bir piksel daha büyüktür,

and that provides lower noise and wider dynamic range. Kelime

1:46

bu da daha az parazit ve daha geniş dinamik aralık sağlar.

Kelime

Görüntü kalitesinde lower noise and wider dynamic range

Fotoğrafçılıkta noise, özellikle düşük ışıkta veya gölgelerde görülen rastgele grenleri, renkli benekleri ve görüntüdeki diğer istenmeyen değişimleri ifade eder. Bu nedenle lower noise, sesin daha az çıkmasını değil, görüntü verisinin daha temiz olmasını anlatır. Dynamic range, gölgeler tamamen siyaha dönüşmeden veya parlak alanlar kırpılmadan önce bir fotoğraf makinesinin kaydedebildiği en karanlık ayrıntı ile en parlak ayrıntı arasındaki aralıktır. Wider dynamic range, daha geniş bir parlaklık aralığında ayrıntıları korumak demektir; lower ve wider, başka bir sensöre veya ayara göre daha iyi performans bildiren karşılaştırma sözcükleridir.

Alıştırma

Bir fotoğraf makinesi testinde daha az grenli bozulma ve karanlık gölgelerden parlak alanlara kadar daha fazla korunmuş ayrıntı bulunuyor. Hangi özet standart fotoğrafçılık kalıplarını kullanır?

  1. The sensor provides lower noise and wider dynamic range.
  2. The sensor provides lower sound and wider brightness.
  3. The sensor provides quieter noise and longer dynamic range.
Cevabı göster

The sensor provides lower noise and wider dynamic range.

Take a look at this photo of a motorcycle. Kalıp ifadeler

1:50

Şu motosiklet fotoğrafına bir bakın.

Kalıp ifadeler

Take a look at + bakılacak nesne

Take a look at, birinin dikkatini bir şeye yöneltmek ve onu bakmaya ya da kısaca incelemeye davet etmek için kullanılan doğal bir ifadedir. Burada konuşmacı bu ifadeyle motosiklet fotoğrafını tanıtıyor. Kalıp take a look at + nesne şeklindedir: take a look at this photo, take a look at the chart. Buradaki take “alıp götürmek” anlamına gelmez; ifadenin tamamı tek bir bütün olarak çalışır.

Alıştırma

Hangi cümle birini grafiğe bakmaya doğal biçimde davet eder?

  1. Take a look this chart.
  2. Take this chart a look.
  3. Take a look at this chart.
Cevabı göster

Take a look at this chart.

When you zoom in,

1:53

Yakınlaştırdığınızda,

you can clearly see the texture of the handle and the wear on its tires. Kelime

1:54

gidon tutamağının dokusunu ve lastiklerdeki aşınmayı net bir şekilde görebilirsiniz.

Kelime

wear on its tires: isim olarak wear

Burada wear, tekrarlanan kullanımın zamanla oluşturduğu izler, incelme veya bozulma anlamına gelen bir isimdir. wear on its tires ifadesi, lastiklerin uzun süre kullanıldığını gösteren görünür aşınma izlerini anlatır. Bu isim, bir şeyin durumunu tarif ederken yaygındır: wear on a surface veya signs of wear. “Üzerinde giysi bulunmak” anlamındaki wear fiili değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede wear, kullanımın yol açtığı kademeli aşınma anlamında bir isimdir?

  1. The mechanic noticed wear on the brake pads.
  2. She will wear a helmet on the ride.
  3. Where did the mechanic put the tools?
Cevabı göster

The mechanic noticed wear on the brake pads.

Larger sensors capture more detail,

1:59

Daha büyük sensörler daha fazla ayrıntı yakalar,

and Hasselblad's is one of the biggest available. Dilbilgisi

2:01

Hasselblad'ınki de piyasadaki en büyük sensörlerden biridir.

Dilbilgisi

one of the biggest available: mevcut en büyüklerden biri

one of the biggest available ifadesindeki one of, Hasselblad sensörünün boyut ölçeğinin en üstündeki bir gruba ait olduğunu belirtir. Bu sensörün tek başına en büyük olduğunu iddia etmez. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı one of the + üstünlük derecesi + çoğul sayılabilen isim biçimindedir; çoğul grup bağlamdan anlaşılıyorsa isim söylenmeyebilir. Burada bağlam zaten verdiği için biggest sonrasında sensors atılmıştır. available ise grubu elde edilebilen sensörlerle sınırlar.

Alıştırma

Verilen sözcükleri hedef yapıya yerleştirin: one of the / largest / animals. The blue whale is ____ on Earth.

Cevabı göster

one of the largest animals

Its cameras are what's called medium format. Kelime

2:04

Bu fotoğraf makineleri, orta format olarak adlandırılan türdendir.

Kelime

fotoğrafçılıkta medium format

Medium format, yaygın 35 mm tam kare formattan daha büyük film veya görüntü sensörleri kullanan bir kamera sınıfının yerleşik fotoğrafçılık terimidir. Burada Hasselblad kameralarının teknik kategorisini adlandırır. Medium sözcüğü ortalama kalite, ortalama fiyat veya sıradan bir dosya formatı anlamına gelmez. Bu ad, fotoğrafçılığın boyut kategorilerinden gelir: orta format, 35 mm gibi küçük formatlardan daha büyüktür; geleneksel büyük format ise ondan da büyüktür.

Alıştırma

35 mm full frame üzerindeki bir kamera kategorisi için bu dersteki standart terimi yazın: This camera belongs to the ____ category.

Cevabı göster

medium format

Basically,

2:07

Temel olarak,

it means the sensor is big,

2:07

bu, sensörün büyük olduğu anlamına gelir

and it's what makes these cameras so expensive.

2:10

ve bu makineleri bu kadar pahalı yapan da budur.

Your smartphone camera sensor is around this big.

2:12

Akıllı telefonunuzun kamera sensörü yaklaşık bu büyüklüktedir.

A popular professional camera, like the Sony A7R,

2:16

Sony A7R gibi popüler bir profesyonel fotoğraf makinesinin sensörü,

is much larger.

2:19

çok daha büyüktür.

But it looks tiny compared to Hasselblad's sensor.

2:21

Ama Hasselblad'ın sensörünün yanında küçücük görünür.

When medium format technology transitioned from analog to digital, Kalıp ifadeler

2:24

Orta format teknolojisi analogdan dijitale geçtiğinde,

Kalıp ifadeler

transition from A to B: A'dan B'ye geçmek

Burada transitioned from analog to digital, orta format kamera teknolojisinin eski bir analog sistemden dijital bir sisteme geçtiği anlamına gelir. transition from A to B yapısı hem başlangıç durumunu hem de son durumu belirtir. Önceden var olan şey için from, onun yerini alan yeni şey için to kullanılır. Böylece değişimin yönü, yalnızca changed demeye göre daha açık olur.

Alıştırma

Başlangıç ve bitiş noktalarını gösteren iki sözcükle cümleyi tamamlayın: Over the next year, the library will transition ____ paper records ____ a digital archive.

Cevabı göster

from · to

the medium format sensors became extremely expensive

2:30

orta format sensörler son derece pahalı hâle geldi

and the camera systems became extremely expensive and very niche. Kelime

2:34

ve fotoğraf makinesi sistemleri de aşırı pahalı, çok niş ürünlere dönüştü.

Kelime

niche: küçük ve uzmanlaşmış bir pazara yönelik

Bu cümlede niche, küçük ve uzmanlaşmış bir pazar ya da grup için tasarlanmış veya böyle bir grup tarafından kullanılan anlamına gelen bir sıfattır. Very bu fikri güçlendirir: Kamera sistemleri kitlesel pazardan ziyade özellikle dar bir kullanıcı grubuna hizmet ediyordu. Bu sözcük sistemlerin pazardaki konumunu sınıflandırır; tek başına sistemlerin iyi, kötü, modern veya eski olduğu yargısını vermez.

Alıştırma

Hangi durum en iyi niche sözcüğüyle tanımlanır?

  1. Cihazın yerine yıllar önce başka bir ürün geçti ve cihaz artık güncel yazılımlarla çalışmıyor.
  2. Müşterilerin çoğu ürünü biliyor ancak güvenilmez tasarımı nedeniyle ürünü sevmiyor.
  3. Bir şirket yalnızca küçük bir laboratuvar uzmanı grubuna özel üretim mikroskoplar satıyor.
Cevabı göster

Bir şirket yalnızca küçük bir laboratuvar uzmanı grubuna özel üretim mikroskoplar satıyor.

The sensor in this camera is actually made by Sony,

2:39

Bu fotoğraf makinesindeki sensörü aslında Sony üretiyor,

but Hasselblad has its own proprietary calibration process Kelime

2:43

ancak Hasselblad'ın kendine ait özel bir kalibrasyon süreci var

Kelime

şirkete özel kalibrasyon süreci

Bu cümlede proprietary, Hasselblad'ın yönteme sahip olduğu veya onu kontrol ettiği ve genel kullanıma açık bir standart olarak sunmadığı anlamına gelir. Yalnızca 'kişisel ya da özel' demek değildir ve yöntemin daha ileri olduğunu kanıtlamaz. Calibration process, ekipmanı bir referansa veya istenen sonuca göre ayarlamak ve kontrol etmek için planlanmış adımlar bütünüdür. Proprietary calibration process birlikte, belirli bir teknik sonuca ulaşmak için şirket tarafından kontrol edilen bir prosedürü anlatır.

Alıştırma

Bir şirket, ölçüm araçlarını ayarlamak için kullandığı prosedüre sahip ve onu kontrol ediyor; ayrıca bu prosedür açık bir sektör standardı değil. En uygun tanım hangisidir?

  1. a proprietary calibration process
  2. a personal calibration process
  3. an advanced public calibration process
Cevabı göster

a proprietary calibration process

to achieve the colors and image quality it wants.

2:46

ve bu süreçle istediği renkleri ve görüntü kalitesini elde ediyor.

It's very useful for the skin tones or the reproduction of the artwork and so on

2:50

Bu; cilt tonlarında, sanat eserlerinin çoğaltılmasında ve benzeri işlerde çok kullanışlıdır,

where you really need to make sure that the colors you have in real life Kalıp ifadeler

2:55

çünkü gerçek hayatta gördüğünüz renklerin,

Kalıp ifadeler

make sure that + yan cümle

Make sure that, bir kişinin doğrulaması veya gerçekleşmesini sağlaması gereken koşulu belirten tam bir yan cümle başlatır. Burada doğru renk eşleşmesini yalnızca bakılacak bir şey değil, mutlaka elde edilmesi gereken bir sonuç olarak sunar. Yapı make sure that + özne + fiil şeklindedir. Günlük İngilizcede that çoğu zaman atılabilir, ancak kullanılması yan cümleyi daha açık hâle getirir. Bu kalıp sağlamak veya doğrulamak anlamına gelir; make burada oluşturmak anlamına gelmez.

Alıştırma

'Sağlamak' anlamına gelen, derste öğrendiğiniz iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Before you submit the report, ____ that all the figures are correct.

Cevabı göster

make sure

are the ones that will end up later in the photographs.

3:00

daha sonra fotoğraflarda da aynen yer aldığından emin olmanız gerekir.

Medium format cameras are mainly used for product and fashion photography,

3:04

Orta format fotoğraf makineleri çoğunlukla ürün ve moda fotoğrafçılığında,

as well as art reproduction. Kalıp ifadeler

3:08

ayrıca sanat eserlerinin çoğaltılmasında kullanılır.

Kalıp ifadeler

Ek bir öge sunmak için as well as

Bu parçada as well as, daha önce belirtilen kullanım alanlarına sanat eseri çoğaltmayı ekler. Genellikle önceki ögeyi veya listeyi ana bilgi, sonraki ögeyi ise ek bilgi olarak sunar. B, A ile eşit ölçüde vurgulanmak yerine A’ya ekleniyorsa iki ilgili ögeyi A as well as B yapısıyla düzenleyebilirsiniz. Bu yapı çoğu zaman “ve ayrıca” anlamına gelir, ancak bilgi düzeni her zaman and ile aynı değildir.

Alıştırma

Müzik derslerini ikincil bir seçenek olarak ekleyen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The school offers art classes ____ music lessons.

Cevabı göster

as well as

Photographers who need this type of specialized technology

3:10

Bu tür özel bir teknolojiye ihtiyaç duyan fotoğrafçılar,

can't use off-the-shelf consumer cameras, Kelime

3:13

piyasada hazır bulunan tüketici fotoğraf makinelerini kullanamaz

Kelime

Hazır standart ürünler için off-the-shelf

Off-the-shelf, belirli bir müşterinin özel ihtiyaçları için tasarlanmamış; önceden üretilmiş ve satın alınmaya ya da kullanılmaya hazır standart bir ürünü anlatır. Burada consumer cameras ifadesini niteler ve bunların sıradan, hazır modeller olduğunu belirtir. İfade, ürünlerin mağaza rafından doğrudan alınabilmesi fikrinden gelir; ancak normalde tek bir sıfat olarak anlaşılır. Bir isimden önce geldiğinde kısa çizgilerle yazılır: off-the-shelf software.

Alıştırma

Bir şirketin özel olarak geliştirtmeden satın alıp kullanabileceği standart muhasebe yazılımını hangi seçenek anlatır?

  1. off-the-shelf software
  2. second-hand software
  3. custom-built software
Cevabı göster

off-the-shelf software

and these shoots usually take place in a studio Öbek fiiller

3:16

ve bu çekimler genellikle stüdyoda yapılır;

Öbek fiiller

Olaylar ve etkinlikler için “take place”

Bu cümlede take place, “gerçekleşmek” veya “yapılmak” anlamındadır. Tek bir birim olarak kullanılır: shoots, stüdyoda gerçekleşen profesyonel fotoğraf çekimlerini anlatır; take “almak”, place de birinin kapladığı “yer” anlamında değildir. take place kullanıldığında özne genellikle bir olay, etkinlik, toplantı veya süreçtir ve ardından çoğu zaman bir zaman ya da yer ifadesi gelir. Özne, olayı gerçekleştiren kişi değil, gerçekleşen şeydir.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekleşmek” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The parent meeting will ____ in the library at six.

Cevabı göster

take place

where the camera's bulky size isn't an issue.

3:18

dolayısıyla fotoğraf makinesinin hantallığı sorun olmaz.

But there's another factor that makes Hasselblad cameras unique. Anlatım akışı

3:21

Ancak Hasselblad fotoğraf makinelerini benzersiz kılan bir etken daha var.

Anlatım akışı

Ek bilgiye geçiş olarak “But there's another factor”

Burada But, önceki açıklamayı reddetmez. Bir geçişi gösterir: Konuşmacı daha önce bir neden vermiştir ve şimdi farklı bir açıdan, yine önemli olan başka bir neden eklemektedir. There’s another factor, yeni etkenin ne olduğunu söylemeden önce bir sonraki bölümü haber verir. Bu kalıp, dinleyicinin çok parçalı bir açıklamayı izlemesini kolaylaştırır: Daha önce anlatılanı devam ettirir, bir ekleme yapılacağını belirtir ve ardından onu açıklar.

Alıştırma

Bu kısa açıklamada geçişin işlevi nedir? The price is high because the materials are rare. But there's another factor: each piece is made by hand.

  1. Farklı bir açıya geçerken yeni bir neden ekler.
  2. Bir neden eklemeden nihai sonucu verir.
  3. İlk nedenin yanlış olduğunu söyler.
Cevabı göster

Farklı bir açıya geçerken yeni bir neden ekler.

Unlike other companies, Anlatım akışı

3:25

Diğer şirketlerin aksine,

Anlatım akışı

Unlike other companies: karşıtlığı önceden kurmak

Unlike other companies ana cümleden önce gelerek bir karşıtlık çerçevesi kurar. Dinleyiciye sonraki bilgiyi nasıl düzenlemesi gerektiğini gösterir: Hasselblad, karşılaştırılan şirket grubundan farklı olarak sunulacaktır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp Unlike + karşılaştırma hedefi, ana cümle şeklindedir. Karşılaştırma hedefini önce söylemek, ardından gelecek farkı öngörmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki karşılaştırma başlangıcıyla tamamlayın: ____ the other robots, this one can climb stairs.

Cevabı göster

Unlike

Hasselblad doesn't mass produce its cameras. Kelime

3:26

Hasselblad fotoğraf makinelerini seri üretmez.

Kelime

mass produce: standartlaştırılmış biçimde büyük ölçekte üretmek

Bu cümlede mass produce, kameraları tekrarlanabilir ve standartlaştırılmış bir süreçle büyük miktarlarda üretmek anlamına gelir. Buradaki odak, yalnızca çok sayıda kamera yapılması değil, endüstriyel ölçek ve tutarlılıktır. Mass, produce eylemine büyük ölçekli üretim anlamını ekler. Kameraların ne kadar ağır olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle büyük ölçekli ve standartlaştırılmış üretimi doğru biçimde anlatır?

  1. This artist makes a few unique batteries by hand.
  2. This worker checks how heavy each battery is.
  3. This factory can mass-produce identical batteries on automated lines.
Cevabı göster

This factory can mass-produce identical batteries on automated lines.

It makes them in small batches assembled by hand. Kalıp ifadeler

3:29

Onları küçük partiler hâlinde, elle monte ederek üretir.

Kalıp ifadeler

in small batches: küçük partiler hâlinde

Burada in small batches, şirketin bir seferde sınırlı sayıda kamera üretmesi ve daha sonra başka bir grup üretmesi anlamına gelir. Batch, birlikte üretilen veya işlenen bir gruptur; çoğul batches biçimi, bunun tekrarlanan bir üretim yöntemi olduğunu gösterir. Bu ifade bir kamera modelini değil, üretimin nasıl gruplara ayrıldığını anlatır. Small sözcüğünün ölçüsü sektöre veya duruma bağlıdır; bu nedenle ifade kesin bir sayı vermez.

Alıştırma

Ayrı ve sınırlı üretim grupları anlamındaki vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The workshop makes these mugs in ____.

Cevabı göster

small batches

This is partly because Hasselblad doesn't make that many cameras.

3:33

Bunun bir nedeni de Hasselblad'ın zaten çok fazla fotoğraf makinesi üretmemesidir.

Hasselblad doesn't disclose exactly how many cameras it makes, Dilbilgisi

3:37

Hasselblad tam olarak kaç fotoğraf makinesi ürettiğini açıklamıyor,

Dilbilgisi

how many cameras it makes: kaç kamera ürettiği

how many cameras it makes yapısında how many, kameraların sayısını sorar. Yan cümlenin tamamı disclose fiilinin nesnesi olan dolaylı bir soru yan cümlesidir: şirket bu sayıyı açıklamaz. Dolaylı soru yan cümlesi düz cümle söz dizimini kullanır; bu nedenle özne it, makes fiilinden önce gelir. Does eklenmez ve özne ile fiil devrik hâle getirilmez; bu yapı doğrudan soru olan How many cameras does it make? cümlesine aittir.

Alıştırma

Hangi cümlede know sonrasında dolaylı soru doğru kullanılmıştır?

  1. We don't know how many units the factory makes.
  2. We don't know how many units makes the factory.
  3. We don't know how many units does the factory make.
Cevabı göster

We don't know how many units the factory makes.

but in 2018,

3:41

ancak 2018'de,

The Verge reported that Hasselblad's yearly production was under 10,000 units.

3:42

The Verge, Hasselblad'ın yıllık üretiminin 10.000 adedin altında olduğunu bildirdi.

Other manufacturers like Canon produce millions of cameras each year.

3:47

Canon gibi diğer üreticiler her yıl milyonlarca fotoğraf makinesi üretiyor.

But this process also ensures that each camera meets Hasselblad's quality standards. Kalıp ifadeler

3:52

Ancak bu süreç, her makinenin Hasselblad'ın kalite standartlarını karşılamasını da sağlıyor.

Kalıp ifadeler

meets Hasselblad's quality standards: Hasselblad'ın kalite standartlarını karşılamak

Bu cümlede meets, ‘karşılar’ veya ‘yerine getirir’ anlamındadır; ‘buluşur’ anlamında değildir. Süreç, her kameranın gerekli kalite düzeyine ulaşmasını sağlar. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp meet + standart, gereklilik veya ölçüt şeklindedir. each camera tekil bir özne olduğu için fiil -s alır: meets.

Alıştırma

‘Gerekli ölçütleri karşılar’ anlamına gelen fiille cümleyi tamamlayın: Before shipping, the inspector confirms that every repaired device ____ our safety standards.

Cevabı göster

meets

Here in production,

3:57

Buradaki üretim bölümünde,

we have people that work here for over 30 years.

3:58

30 yılı aşkın süredir çalışan kişilerimiz var.

And for special uh tasks,

4:01

Ve bazı özel, şey, işler için,

we have people that they just do that task,

4:04

yalnızca o işi yapan kişilerimiz var;

nobody else can do that.

4:06

o işi başka hiç kimse yapamaz.

Hasselblad assembles its cameras here,

4:10

Hasselblad fotoğraf makinelerini burada monte ediyor,

in Gothenburg,

4:12

Göteborg'da,

Sweden.

4:13

İsveç'te.

Remember this old photo?

4:14

Bu eski fotoğrafı hatırlıyor musunuz?

Production today looks pretty similar.

4:16

Günümüzdeki üretim de buna oldukça benziyor.

Its facility is more like a lab than an assembly line. Dilbilgisi

4:19

Tesis, montaj hattından çok bir laboratuvarı andırıyor.

Dilbilgisi

more like a lab than an assembly line: montaj hattından çok laboratuvara benzeyen

more like A than B kalıbı, bir şeyin beklenen B tanımına uymak yerine A'ya benzediğini veya A'nın özelliklerini daha çok taşıdığını belirtir. Burada tesis, yüksek hacimli bir montaj hattından ziyade dikkatli ve kontrollü bir laboratuvar havasına sahiptir. X is more like A than B yapısında like, ‘benzer’ anlamına gelen bir edattır. A daha uygun tanımdır; B ise konuşanın geri plana ittiği tanımdır.

Alıştırma

workshop ifadesini daha uygun tanım olarak sunan iki parçalı karşılaştırmayla cümleyi tamamlayın: The event was ____ a workshop ____ a formal lecture.

Cevabı göster

more like · than

Here, each component is tested, connected, and soldered.

4:23

Burada her bileşen test ediliyor, bağlanıyor ve lehimleniyor.

But learning how to adjust each part isn't easy.

4:27

Ancak her parçanın nasıl ayarlanacağını öğrenmek kolay değil.

Assemblers rely on both precise instruments Notlar

4:32

Montaj çalışanları hem hassas ölçüm cihazlarından

Kalıp ifadeler

rely on: dayanmak veya güvenmek

Bu cümlede rely on, bir görevi tamamlamak için gerekli destek olarak bir şeye dayanmak veya güvenmek anlamına gelir. Montaj çalışanları, bileşenlerin düzgün çalıştığını gösteren kaynaklardan biri olarak hassas cihazları kullanır. Dayanılan nesne açıkça belirtildiğinde rely sözcüğünü on izler: rely on instruments, information veya a person. On, desteğin kaynağını belirtir ve atılamaz.

Alıştırma

Bir araca bağımlılığı anlatmak için rely on ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The technicians rely on the sensor to detect leaks.
  2. The technicians rely at the sensor to detect leaks.
  3. The technicians rely the sensor to detect leaks.
Cevabı göster

The technicians rely on the sensor to detect leaks.

and the sound and feel of each component to know that it's working properly.

4:35

hem de her bileşenin çıkardığı sesten ve verdiği histen yararlanarak doğru çalışıp çalışmadığını anlıyor.

Dilbilgisi

both A and B: hem hassas cihazlar hem de ses ve dokunma hissi

Both A and B, aynı dilbilgisel düzeydeki iki kaynağı bağlar ve bunları alternatifler olarak değil, yönteme birlikte dahil edilen unsurlar olarak sunar. Burada A precise instruments, B ise the sound and feel of each component ifadesidir; montaj çalışanları ikisine de güvenir. Both sözcüğünü ilk bağlanan unsurdan önce, and sözcüğünü de ikinci unsurdan önce kullanın. Unsurları paralel tutun: bu cümlede iki taraf da ad öbeğidir, ancak ikinci taraf daha uzundur ve kendi içinde sound and feel ikilisini içerir.

Alıştırma

Cümleyi both ... and eşli yapısıyla tamamlayın: The job requires ____ careful planning ____ quick decisions.

Cevabı göster

both · and

My favorite part is the mirror assembly.

4:40

En sevdiğim bölüm ayna düzeneği.

This part.

4:44

Şu kısım.

I know that's not working well because of the click. Kalıp ifadeler

4:47

Çıkardığı klik sesinden düzgün çalışmadığını anlıyorum.

Kalıp ifadeler

because of + isim öbeği

Because of bir şeyin nedenini belirtir ve ardından bir isim, zamir veya isim öbeği gelir. Bu cümlede because of the click, konuşanın bunu neden bildiğini açıklar: çıtırtı sesi sorunun kanıtıdır, ancak mutlaka arızanın fiziksel nedeni değildir. Because of tek başına özne ve yüklem içeren tam bir yan cümle başlatamaz. because it clicks örneğinde olduğu gibi özne ve fiilden önce because; because of the click örneğinde olduğu gibi isim öbeğinden önce because of kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, ardından bir isim öbeği gelmesi gereken iki sözcüklü neden ifadesiyle tamamlayın: The flight was delayed ____ a storm.

Cevabı göster

because of

You have to work here maybe just in assembling these parts,

4:50

Burada belki yalnızca bu parçaları monte ederek çalışmanız gerekir,

maybe months,

4:53

belki aylar boyunca,

until you're capable of making it right. Dilbilgisi

4:55

bunu doğru yapabilecek hâle gelene dek.

Dilbilgisi

capable of making: yapma yeteneğine sahip olmak

Capable of, bir şeyi yapma yeteneğine, niteliklerine veya potansiyeline sahip olmak anlamına gelir. Bu cümlede capable of making it right, eğitim alan kişinin sonunda neyi yapabilecek duruma geleceğini anlatır; kişinin bunu şu anda yaptığı anlamına gelmez. capable of + eylem yapısında of bir edattır. Bu yüzden ardından gelen eylem fiili normalde -ing biçimini alır: capable of making denir, capable of make denmez. Mastar kullanan benzer yapı able to make biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi capable of sonrasında gereken repair biçimiyle tamamlayın: This technician is capable of ____ the fault without help.

Cevabı göster

repairing

When you charge $30,000 for a camera,

4:58

Bir fotoğraf makinesine 30.000 dolar fiyat biçtiğinizde,

quality control is a top priority, Kalıp ifadeler

5:00

kalite kontrol en büyük önceliktir

Kalıp ifadeler

a top priority: en önemli önceliklerden biri

Bu cümlede a top priority, en yüksek önem düzeyindeki konulardan biri demektir; dolayısıyla kalite kontrolüne erkenden dikkat ve kaynak ayrılmalıdır. Top yüksek sıralamayı vurgularken priority, daha az önemli konulardan önce ele alınacak bir şeyi belirtir. a tanımlığı önemlidir: başka konuların da aynı en yüksek düzeyi paylaşmasına izin verir. Kalite kontrolünün mutlaka tek ve en önemli konu olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Bir yönetici, siber güvenliğin en yüksek önem düzeyindeki birkaç konudan biri olduğunu söylemek istiyor. Hangi cümle uygundur?

  1. Cybersecurity is a top priority.
  2. Cybersecurity is the top priority.
  3. Cybersecurity is an important detail.
Cevabı göster

Cybersecurity is a top priority.

and assemblers take their job very seriously. Kalıp ifadeler

5:03

ve montaj çalışanları işlerini son derece ciddiye alır.

Kalıp ifadeler

take their job very seriously: işlerini çok ciddiye almak

Take their job very seriously, take + nesne + seriously kalıbını kullanır ve nesneyi önemli, dikkatle ele alınmaya değer bir şey olarak görmek demektir. Buradaki take, bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Very, seriously ifadesini güçlendirir; bu nedenle cümle montaj çalışanlarının güçlü özen ve sorumluluk duygusunu över. İşin kendisinin tehlikeli veya ciddi olduğunu değil, çalışanların işe karşı tutumunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle çalışanların sorumluluklarını büyük özenle ele aldığını açıkça ifade eder?

  1. The technicians take their job very seriously.
  2. The technicians are very serious.
  3. The technicians have a very serious job.
Cevabı göster

The technicians take their job very seriously.

The whole process requires a lot of patience.

5:06

Tüm süreç büyük sabır gerektirir.

You will end up learning to be very careful while mounting these tiny parts. Notlar

5:08

Bu küçücük parçaları takarken çok dikkatli olmayı zamanla öğrenirsiniz.

Öbek fiiller

end up learning: bir süreçten sonra sonuca ulaşmak

End up + -ing, bir süreçten sonra ulaşılan ve çoğu zaman başlangıçta planlanmamış olan sonucu anlatır. Buradaki end up learning, küçük parçalarla tekrar tekrar çalışmanın size zamanla dikkatli olmayı öğrettiğini belirtir. End up'tan sonra fiilin -ing biçimi gelir: end up learning, end up waiting. Bu ifade, bir dizideki son olayı söylemekten çok ulaşılan nihai sonucu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi end up'ın geçmiş zaman biçimi ve arrive'ın -ing biçimiyle tamamlayın: After taking the wrong bus, we ____ an hour late.

Cevabı göster

ended up arriving

Dilbilgisi

while mounting: kısaltılmış bir zaman yan cümlesi

While mounting, while you are mounting ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Monte etme eyleminin ana cümlede anlatılan öğrenmeyle aynı anda gerçekleştiğini belirtir. Eksik öznenin ana cümlenin öznesi olan you olduğu anlaşılır. İki eylemi yapan kişi aynı olduğunda while + -ing biçimindeki bu kısaltma doğal olur.

Alıştırma

Kısaltılmış while yan cümlesinin bu kullanımını değerlendirin: "While mounting the shelf, the screws fell onto the floor." Rafı bir kişinin monte ettiğini varsayın. Cümle doğal mı?

  1. Evet, kısaltılmış yan cümlenin anlaşılan öznesi doğrudur.
  2. Hayır, mounting eyleminin anlaşılan öznesi ana cümlenin öznesiyle eşleşmiyor.
Cevabı göster

Hayır, mounting eyleminin anlaşılan öznesi ana cümlenin öznesiyle eşleşmiyor.

Otherwise,

5:12

Aksi takdirde,

you will run into different issues afterward while testing the camera. Öbek fiiller

5:13

daha sonra fotoğraf makinesini test ederken çeşitli sorunlarla karşılaşırsınız.

Öbek fiiller

Run into issues: beklenmedik sorunlarla karşılaşmak

Bu cümlede run into, beklenmedik şekilde karşılaşmak anlamına gelir. Nesnesi different issues olduğu için bir yerin içine doğru koşmayı değil, test sırasında ortaya çıkan sorunlarla karşılaşmayı anlatır. run into + kişi, sorun veya durum yapısı, karşılaşmanın planlanmamış olduğunu gösterir. Nesne bir kişiyse genellikle tesadüfen karşılaşmak; bir zorluksa onu yaşamak veya onunla karşılaşmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi beklenmedik şekilde karşılaşmak anlamındaki run into ile tamamlayın: During final checks, we may ____ a few software problems.

Cevabı göster

run into

Assemblers complete a camera in around 6 to 8 hours,

5:17

Montaj çalışanları bir fotoğraf makinesini yaklaşık 6 ila 8 saatte tamamlar,

but calibration can take up to a third of that time. Kalıp ifadeler

5:21

ancak kalibrasyon bu sürenin üçte birine kadarını alabilir.

Kalıp ifadeler

Up to a third of that time: bir üst sınır

Up to, kesin bir değer yerine bir üst sınır belirler. Can take up to a third, kalibrasyonun daha önce belirtilen toplam sürenin en fazla üçte birini kullanabileceği, ancak daha az da sürebileceği anlamına gelir. A third of that time, önceki sürenin üç eşit parçasından biri demektir. Dilbilgisi açısından take, belirli bir süre gerektirmek anlamına gelir; up to ise a third of that time ile birlikte kullanılır. Burada take up öbek fiili yoktur.

Alıştırma

Kılavuzda “Calibration can take up to 30 minutes.” yazıyor. Bu ne anlatır?

  1. Her zaman tam olarak 30 dakika sürer.
  2. 30 dakika üst sınırdır; gerçek süre daha kısa olabilir.
  3. Asla 30 dakikadan daha kısa süremez.
Cevabı göster

30 dakika üst sınırdır; gerçek süre daha kısa olabilir.

What's unique about Hasselblad cameras Dilbilgisi

5:25

Hasselblad fotoğraf makinelerini benzersiz kılan şey,

is that each sensor is individually calibrated and tested

5:28

her sensörün ayrı ayrı kalibre edilip test edilmesidir;

Dilbilgisi

What's unique about A is that B: A'nın benzersiz yanını vurgulamak

What's unique about A is that B kalıbı, özel bir özelliği öne çıkarır. Bu cümlede What's unique about Hasselblad cameras özne, is bağ fiili ve that ile başlayan yan cümle de benzersizliği açıklayan özelliktir. Buradaki What's, What is ifadesinin kısaltmasıdır; ancak cümlenin tamamı doğrudan soru değil, bir bildirimdir. Bu kalıpla önce konuyu belirtip ardından that sonrasında tam bir cümlecikle onu farklı kılan özelliği açıklayabilirsiniz.

Alıştırma

Bildirimi sabit başlangıçla tamamlayın: ____ this museum is that every exhibit can be touched.

Cevabı göster

What's unique about

to a single pixel level,

5:33

üstelik bu işlem tek bir piksel düzeyine kadar yapılır.

which is very time-consuming and quite unique in this industry.

5:35

Bu da çok zaman alır ve sektörde oldukça benzersizdir.

But pressure to deliver a consumer-focused cameras has increased.

5:40

Ancak tüketicilere yönelik fotoğraf makineleri sunma baskısı arttı.

In the past few years, Dilbilgisi

5:45

Son birkaç yılda,

Hasselblad has released more affordable cameras,

5:46

Hasselblad daha uygun fiyatlı fotoğraf makineleri çıkardı;

Dilbilgisi

In the past few years ... has released: günümüze bağlanan yakın dönem

In the past few years, geçmişte başlayıp günümüze kadar uzanan yakın bir dönemi belirtir. Bu dönem hâlâ şimdiki zamanla bağlantılı olduğu için has released, o dönemdeki ürün çıkışlarını özetlemek amacıyla present perfect kullanır. Günümüzde hâlâ önem taşıyan yakın gelişmeler için in the past few years + have/has + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanın. a few years ago veya in 2021 gibi bitmiş geçmiş zaman ifadeleri ise normalde simple past gerektirir.

Alıştırma

Hangi cümle, şimdiye kadar devam eden bir dönemdeki değişikliği doğal biçimde anlatır?

  1. In 2021, our library added a makerspace.
  2. A few years ago, our library added a makerspace.
  3. In the past few years, our library has added a makerspace.
Cevabı göster

In the past few years, our library has added a makerspace.

around $6000.

5:48

bunların fiyatı yaklaşık 6.000 dolar.

These cameras have a smaller sensor compared to other more expensive models. Kalıp ifadeler

5:50

Bu makinelerin sensörü, daha pahalı diğer modellere kıyasla daha küçük.

Kalıp ifadeler

Compared to: karşılaştırma ölçütünü belirtme

Bu cümlede compared to, smaller sözcüğünü değerlendirmek için kullanılan ölçütü, yani karşılaştırmadaki daha pahalı diğer modelleri belirtir. Kameraların karşılaştırma eylemini yaptığını söylemez; sensör açıklamasına bir karşılaştırma ölçütü ekler. compared to + isim öbeği yapısı bir betimleme veya karşılaştırmadan sonra gelebilir. “Neye göre?” sorusunu yanıtlar ve smaller, faster ya da more expensive gibi sözcükleri değerlendirmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi karşılaştırma ölçütünü tanıtan iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: This battery's life is short ____ that of last year's model.

Cevabı göster

compared to

But competition in this price range is steep.

5:55

Ancak bu fiyat aralığındaki rekabet çok çetin.

Sony's latest Alpha 1 camera costs a bit more, Dilbilgisi

5:58

Sony'nin en yeni Alpha 1 fotoğraf makinesi biraz daha pahalı,

Dilbilgisi

A bit more: küçük bir farkı belirtme

a bit more ifadesinde a bit, “küçük bir miktar” anlamına gelir ve karşılaştırma biçimi olan more sözcüğünü niteler. Burada kameranın fiyatı önceki referans fiyatından yüksektir, ancak fark küçük olarak sunulur. Bu yumuşatıcı ifade, karşılaştırmanın daha az güçlü ve daha az çarpıcı duyulmasını sağlar. Aynı yapı miktar veya derecedeki küçük artışları anlatabilir: a bit more time, a bit more difficult ya da costs a bit more.

Alıştırma

Cümleyi “küçük bir miktar daha fazla” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The larger box costs ____ than the smaller one.

Cevabı göster

a bit more

but it can shoot 8K video and has super fast autofocus.

6:01

ama 8K video çekebiliyor ve son derece hızlı otomatik netlemeye sahip.

And while the sensors on cheaper cameras aren't as large,

6:05

Daha ucuz fotoğraf makinelerindeki sensörler o kadar büyük olmasa da,

those cameras pack more features that appeal to a wide range of photographers. Notlar

6:08

bu makineler çok çeşitli fotoğrafçılara hitap eden daha fazla özellik sunuyor.

Deyimler

pack more features: birçok özellik barındırmak

Burada pack, sınırlı boyuttaki bir ürünün içinde çok miktarda şey bulundurmak veya sunmak anlamına gelir. Bu nedenle pack more features, bu kameraların daha fazla özelliğe sahip olduğunu söyler. Fiil, fiziksel olarak paketleme eylemini değil, özelliklerin yoğun biçimde bir arada bulunmasını anlatır. Bu kalıp ürünler ve deneyimler için yaygındır: Bir şey sınırlı bir boyuta, zamana veya alana features, power, information ya da activity pack edebilir.

Alıştırma

Ürün incelemesi cümlesini özneye uyan pack biçimiyle tamamlayın: Despite its small size, this camera ____ more features than many larger models.

Cevabı göster

packs

Kalıp ifadeler

appeal to a wide range of: çeşitli bir kitleye hitap etmek

Bu cümlede appeal to, çekici gelmek veya ilgi uyandırmak anlamına gelirken a wide range of, grubun birçok farklı insan türünü içerdiğini vurgular. Birlikte appeal to a wide range of photographers, özelliklerin farklı ihtiyaçları veya tarzları olan fotoğrafçılara çekici geldiği anlamına gelir. Yeniden kullanılabilir yapı appeal to + hedef kitle şeklindedir. a wide range of + isim eklendiğinde hedef kitle tek ve dar bir türün ötesine genişler.

Alıştırma

Cümleyi çekmek veya ilgi uyandırmak anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The museum's interactive exhibits ____ a wide range of visitors.

Cevabı göster

appeal to

Hasselblad says that it's working to introduce more entry-level medium format cameras, Kalıp ifadeler

6:13

Hasselblad, daha fazla giriş seviyesi orta format fotoğraf makinesi sunmak için çalıştığını söylüyor,

Kalıp ifadeler

working to introduce: lansmana yönelik devam eden çaba

Bu ürün duyurusunda “working to introduce”, daha fazla giriş seviyesi orta format fotoğraf makinesini piyasaya sunmak veya satışa çıkarmak için etkin ve sürekli bir çaba göstermek anlamına gelir. Buradaki “introduce”, bir kişiyi tanıştırmak değil, bir ürünü piyasaya sunmak demektir. work to + fiilin yalın hâli kalıbı, ardından gelen eylemi bir hedef olarak sunar. Çabayı ve yönelimi gösterir ancak ürünün zaten piyasaya çıktığını söylemez veya kesinlikle çıkacağını garanti etmez.

Alıştırma

Şirket güncellemesini, bir ürün lansmanına yönelik devam eden çabayı gösteren ifadeyle tamamlayın: “We are ____ a lower-cost subscription plan.”

Cevabı göster

working to introduce

but that it will continue to support its high-end customers. Kalıp ifadeler

6:18

ancak üst düzey müşterilerini desteklemeye devam edecek.

Kalıp ifadeler

continue to support: hizmet sunmayı sürdürmek

“Continue to support”, gelecekte de üst segment müşterilere hizmet, yardım, güncelleme, uyumluluk veya başka türde pratik destek sağlamayı sürdürmek anlamına gelir. Buradaki “support”, yalnızca müşterilerin görüşlerine katılmak değil, ticari ve ürünle ilgili bir taahhüttür. continue to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir eylemin durmak yerine sürmesini ifade eder. will ile kullanıldığında, şirketin giriş seviyesi ürünlere yönelik yeni yöneliminin mevcut üst segment desteğini sona erdirmeyeceğine ilişkin geleceğe dönük bir söz verir.

Alıştırma

Hizmet taahhüdünü, pratik yardım sağlamayı sürdürmek anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: “Even after the redesign, we will ____ our existing users.”

Cevabı göster

continue to support

And for many photographers who need uncompromising image quality, Kelime

6:22

Tavizsiz görüntü kalitesine ihtiyaç duyan pek çok fotoğrafçı içinse,

Kelime

Uncompromising image quality: ödünsüz görüntü kalitesi

Burada uncompromising image quality, önemli bir fedakârlığı kabul etmeden çok yüksek standartları karşılayan görüntü kalitesi anlamına gelir. Uncompromising, görüntülerin kişiliğini veya görünüşünü değil, fotoğrafçıların kalite standardını açıklar. Bu ifade high image quality ifadesinden daha güçlüdür; çünkü daha düşük fiyat veya daha fazla kullanım kolaylığı gibi avantajlar için kaliteden ödün vermeyi reddetmeyi vurgular. Bu vurgu yalnızca görüntü kalitesini ilk sıraya koyan fotoğrafçılar için yapılan değerlendirmeyi destekler.

Alıştırma

Bu cümlede uncompromising image quality ne anlama geliyor?

  1. İnatçı veya saldırgan görünen görüntüler.
  2. Kamera ucuz olduğu için ancak kabul edilebilir düzeyde olan görüntü kalitesi.
  3. Fotoğrafçıların başka avantajlar uğruna düşürmeyi reddettiği görüntü kalitesi.
Cevabı göster

Fotoğrafçıların başka avantajlar uğruna düşürmeyi reddettiği görüntü kalitesi.

this Hasselblad continues to be worth the price. Kalıp ifadeler

6:26

bu Hasselblad hâlâ fiyatını hak ediyor.

Kalıp ifadeler

Worth the price: fiyatına değmek

Worth the price, elde edilen değer veya faydaların ödenen miktarı haklı çıkaracak kadar yeterli olduğu anlamına gelir. Fiyat karşılığında alınan değeri değerlendirir; ürünün ucuz olduğu anlamına gelmez. Yapı worth + isim öbeğidir: worth the price; araya of gelmez. Bu cümlede değerlendirme, kameranın olağanüstü görüntü kalitesine ihtiyaç duyan fotoğrafçılara göredir, dolayısıyla her alıcı için geçerli olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Faydaların maliyeti haklı çıkardığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: For designers who use it every day, this editing app is ____.

Cevabı göster

worth the price