Ya Sadece Kola (Gazlı İçecek) İçip Başka Hiçbir Şey İçmeseydiniz?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.321 kelime 221 kel/dk

Video özeti: Coca-Cola tarihi, dev içecekler, vakalar, araştırmalar ve politikalar şekerin diş, kilo, tansiyon ve hastalıklar üzerindeki etkisini gösteriyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “what would happen if” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: if ile koşul kurup sağlık, bilim, politika veya günlük seçimlerde olası sonuçları sorun. 2. “lose out on” — Öbek fiiller: büyük içecek avantajı gibi fayda, fırsat veya tekliften mahrum kalmayı anlatır; nesne kaybetmek değildir. 3. “the bottom line” — Deyimler ve mecazi ifadeler: nihai kârı sonuç veya öncelikten ayırın; burada şirket çıkarları halk sağlığıyla karşılaştırılır.

Bu derste

Most of us humans have a sweet tooth, Deyimler

0:00

Çoğu insanın tatlıya düşkünlüğü vardır,

but it wasn't always that way. Anlatım akışı

0:01

ancak bu durum her zaman böyle değildi.

Deyimler

have a sweet tooth: tatlıya düşkün olmak

Have a sweet tooth ifadesi şekerleme, pasta veya tatlı gibi şekerli yiyecekleri çok sevmek anlamına gelir. Bu bir deyimdir; tooth gerçek bir dişi veya diş sorununu anlatmaz. Kalıp have/has a sweet tooth şeklindedir. Genel bir damak zevkini veya alışkanlığı anlatır; her türlü açlık ya da iştah anlamına gelmez.

Alıştırma

“Şekerli yiyecekleri çok sevmek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Nina rarely skips dessert because she has ____.

Cevabı göster

a sweet tooth

Anlatım akışı

It wasn't always that way: her zaman böyle değildi

It wasn't always that way ifadesindeki that way, az önce anlatılan duruma, yani günümüzde insanların çoğunun tatlı yiyecekleri sevmesine gönderme yapar. Cümle, geçmişte bir zamanda durumun farklı olduğunu belirtir; “o yöntemle” anlamına gelmez. Cümle, önceki düşüncenin tamamını tekrarlamadan günümüzle geçmişi karşılaştırarak bilgiyi düzenler. Günümüzdeki durum + but it wasn't always that way kalıbı, bundan sonra değişimin tarihinin anlatılacağını doğal biçimde gösterir.

Alıştırma

Şu ifadeden sonra geçmişle karşıtlığı en iyi hangi cümle başlatır: “Online shopping is quick and common now”?

  1. It wasn't always that way.
  2. It isn't always that way.
  3. It won't always be that way.
Cevabı göster

It wasn't always that way.

In the 18th century,

0:03

18. yüzyılda,

the British were refining large amounts of sugar,

0:04

İngilizler büyük miktarlarda şeker rafine ediyordu,

but it was still considered quite the luxury item. Dilbilgisi

0:06

ama o zamanlar şeker hâlâ oldukça lüks bir ürün sayılıyordu.

Dilbilgisi

quite the luxury item: güçlü vurgu yapan quite the kalıbı

Quite the luxury item, şekerin gerçekten dikkat çekici bir lüks sayıldığı anlamına gelir. Daha genel olarak quite the + tekil sayılabilen isim öbeği, birini veya bir şeyi bir kategorinin öne çıkan örneği olarak sunar. Burada quite güçlü bir vurgu katar; yalnızca “oldukça” anlamına gelmez. The bu kalıbın bir parçasıdır ve dinleyicinin zaten bildiği belirli bir nesneye işaret etmez.

Alıştırma

“Dikkat çekici bir örnek” anlamına gelen bu nottaki iki sözcüklü kalıpla İngilizce cümleyi tamamlayın: After winning three awards, the school play was ____ success.

Cevabı göster

quite the

In fact,

0:08

Hatta,

it was known as white gold Deyimler

0:08

beyaz altın olarak biliniyordu

and it was so precious and expensive Dilbilgisi

0:10

ve o kadar değerli ve pahalıydı ki

that only the very wealthy ate it.

0:11

sadece çok zenginler tüketebiliyordu.

Deyimler

değerli şeker için bir mecaz olarak white gold

Bu tarihsel bağlamda white gold, rafine şeker için kullanılan mecazi bir addır. White şekerin rengine, gold ise az bulunmasına, yüksek fiyatına ve değerine işaret eder. Bu ifade söz konusu gerçekleri canlı bir görüntüye dönüştürür: şeker, altından yapılmış bir şey olarak değil, değerli bir şey olarak görülüyordu.

Alıştırma

Bir tarih yazısında "Sugar was known as white gold." cümlesini okuyorsunuz. Burada white gold ne anlama gelir?

  1. Rafine şeker beyazdı ve son derece değerliydi.
  2. İnsanlar şekeri yalnızca takı yapmak için kullanıyordu.
  3. Şeker açık renkli bir altın alaşımından yapılmıştı.
Cevabı göster

Rafine şeker beyazdı ve son derece değerliydi.

Dilbilgisi

so precious and expensive that: sonuca yol açan derece

so + sıfat/zarf + that kalıbı, bir derecenin that yan cümlesindeki sonuca yol açacak kadar yüksek olduğunu gösterir. Burada so, precious ve expensive sözcüklerinin derecesini güçlendirir; that ise sonucu, yani yalnızca çok zengin insanların onu yediğini belirtir. Bu kalıpta so, “bu derece” anlamına gelir; “bu nedenle” anlamındaki bağımsız bağlayıcı so değildir.

Alıştırma

Cümleyi so ... that sonuç kalıbını oluşturan iki sözcükle tamamlayın: The puzzle was ____ difficult ____ nobody finished it.

Cevabı göster

so · that

Today,

0:13

Bugün ise,

the sugar industry is huge

0:13

şeker endüstrisi devasa boyutlarda

and while our daily intake of this sweet delight

0:15

ve bu tatlı zevki günlük tüketim miktarımız

should only be about 50 grams,

0:17

sadece 50 gram civarında olması gerekirken,

according to health experts,

0:18

sağlık uzmanlarına göre,

it's thought when American sugar consumption

0:20

Amerikalıların şeker tüketiminin

was at its peak in 1999, Kalıp ifadeler

0:21

1999'da zirveye ulaştığı dönemde,

citizens were consuming close to 111 grams a day on average. Kalıp ifadeler

0:23

vatandaşların günde ortalama 111 grama yakın şeker tükettiği düşünülüyor.

Kalıp ifadeler

at its peak: bir seviyenin veya faaliyetin en yüksek noktası

At its peak, “en yüksek seviyesinde veya en yoğun noktasında” anlamına gelir. Its, American sugar consumption ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla bu ifade tüketimin 1999'da en yüksek seviyesinde olduğunu belirtir. Bu ifade talep, popülerlik, faaliyet, güç veya performans gibi zaman içindeki eğilimleri anlatmak için kullanışlıdır. Bağlamdaki zaman aralığı, bu zirvenin hangi dönemlerle karşılaştırıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “en yüksek seviyesinde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: By noon, website traffic was ____, with more visitors than at any other time that day.

Cevabı göster

at its peak

Kalıp ifadeler

günde ortalama 111 grama yakın

Bu istatistikte close to, 111 gramın yaklaşık bir miktar olduğunu gösterir: değer 111’e yakındır, kesin bir sayı olarak sunulmaz. A day, oranın zaman birimini, yani günlük miktarı belirtir. On average, sayının grubun genelini özetlediğini gösterir. Tek tek vatandaşlar daha fazla veya daha az tüketmiş olabilir; herkesin her gün tam olarak bu miktarı tükettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Close to 111 grams a day on average ifadesini doğru açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Vatandaşlar arasındaki ortalama günde yaklaşık 111 gramdı.
  2. Vatandaşlar bütün yıl boyunca toplam 111 gram tüketti.
  3. Her vatandaş her gün tam olarak 111 gram tüketiyordu.
Cevabı göster

Vatandaşlar arasındaki ortalama günde yaklaşık 111 gramdı.

It's thought right now that number is 94 grams.

0:27

Şu anda bu rakamın 94 gram olduğu tahmin ediliyor.

A big part of that is sugar in our drinks

0:30

Bunun büyük bir kısmı içeceklerimizdeki şekerden geliyor

and that's what we'll discuss today.

0:32

ve bugün tam da bunu tartışacağız.

In this episode of the Infographics Show,

0:33

Infographics Show'un bu bölümünde,

what would happen if you only drank Coke Dilbilgisi

0:35

sadece kola içseydiniz ne olurdu

and nothing else?

0:37

ve başka hiçbir şey içmeseydiniz?

Dilbilgisi

what would happen if: eğer……olsaydı ne olurdu

What would happen if kalıbı, hayalî bir koşul sunar ve bunun olası sonucunu sorar. Bu cümlede if yan cümlesi yalnızca Coca-Cola içme koşulunu kurar; would ise sonucu bilinen bir gerçek değil, varsayım olarak gösterir. Gerçek dışı, düşük olasılıklı veya tamamen hayalî bir durumu incelemek için What would happen if + özne + fiilin geçmiş zaman biçimi...? kalıbını kullanın. Be fiiliyle, özenli İngilizcede were yaygındır: What would happen if the sun were closer?

Alıştırma

Varsayımsal soruyu dersteki dört kelimelik kalıpla tamamlayın: ____ you could breathe underwater?

Cevabı göster

What would happen if

Don't forget to subscribe

0:38

Abone olmayı

and click the bell button

0:38

ve zil butonuna tıklamayı unutmayın,

so that you can be part of our notification squad.

0:39

böylece bildirim ekibimizin bir parçası olabilirsiniz.

The history of Coca-Cola starts in 1886

0:41

Coca-Cola'nın tarihi 1886'da,

when an American pharmacist called Dr. John S. Pemberton

0:43

Dr. John S. Pemberton adında Amerikalı bir eczacının

started messing around with carbonated water and syrup. Öbek fiiller

0:46

karbonatlı su ve şurupla deneyler yapmaya başlamasıyla başlar.

Öbek fiiller

messing around with: deneme yanılmayla uğraşmak

Mess around with, bir şeyi çoğu zaman belirli bir plan olmadan rahatça denemek, ayarlamak veya farklı biçimlerde birleştirmek demektir. Burada eczacının karbonatlı su ve şurupla yaptığı çalışma, kasıtlı zarar verme değil, rahat bir deneme yanılma süreci olarak sunuluyor. Kalıp mess around with + şey biçimindedir. Sonucu önceden belli olmayan bir keşif sürecini anlatabilir; ancak tam tonu nesneye ve bağlama bağlıdır.

Alıştırma

Belirli bir plan olmadan bir şeyi rahatça denemek anlamına gelen, burada öğrendiğiniz gündelik fiil öbeğiyle cümleyi tamamlayın: On weekends, Maya likes ____ new smoothie recipes.

Cevabı göster

messing around with

According to Coke's own website,

0:49

Coke'un kendi web sitesine göre,

he was quite pleased with the results

0:50

çıkan sonuçtan oldukça memnundu

and within a year he was selling nine servings a day,

0:52

ve bir yıl içinde günde dokuz porsiyon satmaya başlamıştı,

each for 5 cents.

0:54

hem de her birini 5 sente.

Right now,

0:56

Şu anda ise,

around 1.9 billion servings of Coke are sold daily.

0:56

günde yaklaşık 1,9 milyar porsiyon Coke satılıyor.

That's more than a quarter of the world's 7.5 billion people

1:00

Bu, dünyadaki 7,5 milyar insanın dörtte birinden fazlasının

guzzling this drink every day. Kelime

1:03

her gün bu içeceği lıkır lıkır içtiği anlamına geliyor.

Kelime

guzzling: hızlı ve aşırı miktarda içmek

Guzzling, çok hızlı, büyük bir istekle veya büyük miktarlarda içmek demektir. Buradaki -ing biçimi insanların ne yaptığını anlatır. Burada tarafsız drinking yerine canlı ve gündelik bir seçimdir. Günlük dev tüketimin aşırı görünmesini sağlar ve abartılı ya da eleştirel bir ton ekler.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin çok hızlı veya büyük miktarda içtiğini göstermek için guzzling sözcüğünü doğal biçimde kullanıyor?

  1. After the long hike, they were guzzling water straight from their bottles.
  2. At the tasting, he was guzzling the juice slowly in careful little sips.
  3. The lab report neutrally recorded that each participant guzzled 20 milliliters.
Cevabı göster

After the long hike, they were guzzling water straight from their bottles.

It's believed that half the population of the USA drinks

1:05

ABD nüfusunun yarısının

at least half a glass of soda

1:07

en az yarım bardak gazlı içecek içtiğine inanılıyor

every day of their lives.

1:08

hayatlarının her gününde.

But is that good for them?

1:09

Peki ama bu onlar için iyi mi?

First,

1:11

Öncelikle,

we have to know what's actually in Coke.

1:11

Coke'un içinde aslında ne olduğunu bilmeliyiz.

Is there really a secret ingredient

1:13

Gerçekten gizli bir bileşen var mı

that nobody can fathom except its creators?

1:14

yaratıcılarından başka kimsenin çözemediği?

The secret formula was actually created

1:17

Gizli formül aslında

as a marketing stunt in 1891, Kalıp ifadeler

1:18

1891'de bir pazarlama taktiği olarak oluşturuldu,

Kalıp ifadeler

marketing stunt: dikkat çekmek için tasarlanmış bir tanıtım eylemi

Bir marketing stunt, insanların bir ürünü, markayı veya şirketi fark edip onun hakkında konuşmasını sağlamak amacıyla planlanan alışılmadık ya da çarpıcı bir eylemdir. Buradaki stunt, film için yapılan tehlikeli bir gösteri değil, tanıtım amaçlı bir harekettir. Gizli formülü bir marketing stunt olarak adlandırmak, formülün gizeminin reklam yaratmak için bilinçli biçimde kullanıldığını düşündürür.

Alıştırma

Hangi durum en iyi marketing stunt olarak tanımlanır?

  1. Bir şirket, insanların ürün hakkında konuşması için ürünün çevresinde sahte bir gizem yaratır.
  2. Bir film ekibi, tehlikeli bir araba atlayışı için eğitimli bir sürücü kullanır.
  3. Bir mağaza stok sistemini sessizce günceller.
Cevabı göster

Bir şirket, insanların ürün hakkında konuşması için ürünün çevresinde sahte bir gizem yaratır.

but still today

1:20

ancak bugün bile

Coke says only a very few people

1:21

Coke, sadece çok az kişinin

on the inside know what that is. Deyimler

1:23

içeride bunun ne olduğunu bildiğini söylüyor.

Deyimler

on the inside: içeriden biri olarak bilgiye erişmek

On the inside, bir kuruluşun veya grubun içinde bulunmayı ve dışarıdakilerin sahip olmadığı bilgilere erişebilmeyi anlatan bir deyimdir. Yalnızca fiziksel bir konumu değil, içeriden biri olma durumunu veya içerideki bir bağlantıyı ifade eder. Bu cümlede the very few people on the inside, gizli formülü bilen ve şirketin güvendiği çok az sayıdaki içeriden kişidir.

Alıştırma

Bu cümlede on the inside neyi ima ediyor? Maya had a friend on the inside at the museum, so she learned about the schedule before it was public.

  1. Arkadaşı o sırada müzenin içinde duruyordu.
  2. Arkadaşı müzenin iç duvarlarını süsleme işinde çalışıyordu.
  3. Müzenin kamuya açık olmayan bilgilerine erişebilen güvenilir bir bağlantısı vardı.
Cevabı göster

Müzenin kamuya açık olmayan bilgilerine erişebilen güvenilir bir bağlantısı vardı.

Coke actually labels each ingredient as a merchandise

1:25

Coke aslında her bir malzemeyi bir ticari eşya olarak etiketliyor

and they are numbered 1 to 9.

1:28

ve bunlar 1'den 9'a kadar numaralandırılıyor.

One of them is of course

1:29

Bunlardan biri elbette

sugar or other sweeteners

1:30

şeker veya diğer tatlandırıcılar

and we know it also contains caffeine,

1:32

ve kafein içerdiğini de biliyoruz,

caramel coloring and phosphoric acid.

1:34

karamel renklendirici ve fosforik asit.

The rest of the ingredients are a mystery,

1:36

Geri kalan bileşenler ise bir sır,

although it's thought there might be orange,

1:37

ancak şurubun içinde portakal,

lime, vanilla, cinnamon

1:39

misket limonu, vanilya, tarçın

and even nutmeg in the syrup.

1:40

ve hatta muskat olabileceği düşünülüyor.

One of the ingredients is called 7X.

1:42

Bileşenlerden biri 7X olarak adlandırılıyor.

In a book on the subject,

1:44

Konuyla ilgili bir kitapta,

writer Mark Pendergrast said he had found

1:45

yazar Mark Pendergrast,

the hidden ingredients and they were a mix of oils

1:47

gizli bileşenleri bulduğunu ve bunların yağların bir karışımı olduğunu belirtti;

containing extract of orange,

1:50

içinde portakal özü,

lemon, nutmeg, cinnamon, coriander,

1:51

limon, muskat, tarçın, kişniş,

neroli and also some alcohol.

1:53

neroli ve aynı zamanda biraz alkol barındıran.

Neroli is an essential oil from the orange tree.

1:55

Neroli, portakal ağacından elde edilen uçucu bir yağdır.

And yes,

1:57

Ve evet,

the drink did at one point contain cocaine, Kalıp ifadeler

1:58

içecek bir zamanlar kokain içeriyordu,

but in those days the coca leaf

2:00

ancak o günlerde koka yaprağı

was promoted as a health benefit.

2:01

sağlığa faydalı bir şey olarak tanıtılıyordu.

Kalıp ifadeler

Belirtilmemiş geçmiş bir dönem için at one point

Bu cümlede at one point, geçmişte tam olarak belirtilmeyen bir zaman veya aşamada demektir. İçeceğin tarihinde bir dönem kokain içerdiğini, kesin bir tarih vermeden anlatır. Bu ifade, daha uzun bir zaman çizgisindeki tek bir aşamayı işaretler. Burada point bir yer veya görüş değil, bir zaman ya da aşama anlamındadır.

Alıştırma

Binanın geçmişinde bu kullanımın belirtilmemiş bir dönemde gerçekleştiğini göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The building was _____ a train station.

  1. on one point
  2. at that point
  3. at one point
Cevabı göster

at one point

According to Snopes,

2:03

Snopes'a göre,

it only contained 1/400 of a grain of cocaine

2:04

içinde sadece 1/400 grain ölçüsünde kokain bulunuyordu

per ounce of syrup.

2:07

her bir ons şurup başına.

That is not enough to make a person high, Dilbilgisi

2:08

Bu, bir insanı kafayı buldurmaya yetecek bir miktar değil,

Dilbilgisi

not enough to make + nesne + sıfat

Not enough to make, bir miktarın veya derecenin bir sonucu ortaya çıkarmak için gereken en düşük seviyenin altında olduğunu gösterir. Burada That çok küçük bir miktara gönderme yapar; bu nedenle o miktar sonraki etkiyi oluşturamaz. Kalıp not enough to + fiilin yalın hâlidir. make a person high ifadesinde make ettirgen anlamdadır: a person nesnedir; high ise fiziksel yüksekliği değil, uyuşturucudan etkilenme sonucunda oluşan durumu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için not, enough ve make sözcüklerini doğru sırada kullanın: One tiny heater is ____ the whole room warm.

Cevabı göster

not enough to make

but it was still removed from the drink in 1903,

2:09

ancak 1903'te yine de içecekten çıkarıldı,

11 years before cocaine was actually made illegal in the USA. Kalıp ifadeler

2:12

kokainin ABD'de yasa dışı ilan edilmesinden tam 11 yıl önce.

Kalıp ifadeler

made illegal: hukuki durumda değişiklik

Burada made, “üretilmiş” anlamına gelmez. Made illegal, make something illegal yapısının edilgen biçimidir: Bir yasa veya yetkili kurum; bir faaliyeti, ürünü ya da maddeyi yasalara aykırı hâle getirir. Cümlede değişiklikten etkilenen şey özne konumundadır: cocaine was made illegal. Bu yapı, hukuki durumdaki değişikliğe odaklanır; değişikliği yapan kişi, kurum veya yasa belirtilmeyebilir.

Alıştırma

“Yasayla artık izin verilmeyen hâle getirildi” anlamındaki, derste geçen iki kelimelik edilgen ifadeyle tamamlayın: After the new law passed, selling the product was ____.

Cevabı göster

made illegal

Prior to that, Anlatım akışı

2:15

Ondan önce,

it was the drink's selling point with its creator, Kalıp ifadeler

2:16

içeceğin yaratıcısı için satış noktası buydu,

Anlatım akışı

Prior to that: daha önceki bir zamana gönderme

Prior to that, “ondan önce” anlamına gelir. That, hemen önce belirtilen olaya veya zamana gönderme yapar; böylece ifade zaman çizgisini daha önceki bir aşamaya taşır. Cümlenin başında Prior to that, resmî bir zaman bağlantısı görevi görür. Prior to yapısından sonra bir isim öbeği veya zamir gelir; virgül de baştaki bağlantıyı ana cümleden ayırır.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen resmî zaman bağlantısıyla tamamlayın: The library reopened in May. ____, it had operated from a temporary building.

Cevabı göster

Prior to that

a morphine addict himself,

2:18

kendisi de bir morfin bağımlısı olarak,

saying that Coke was a most wonderful invigorator

2:19

Coke'un en harika canlandırıcı olduğunu söylüyordu

of sexual organs.

2:21

cinsel organlar için.

Kalıp ifadeler

selling point: satışta öne çıkan özellik

Selling point, bir ürünü, hizmeti veya fikri insanlar için çekici kılan özellik ya da avantajdır. “Birisi bunu neden seçsin?” sorusuna cevap verir. the drink's selling point ifadesinde iyelik yapısı, bu çekici özelliği içeceğe bağlar. Bu cümlede, içeceğin sahip olduğu iddia edilen uyarıcı etki, yaratıcısı tarafından tanıtıma yardımcı olabilecek bir avantaj olarak görülmüştür.

Alıştırma

Cümleyi, alıcıları çeken bir özelliği anlatan iki sözcüklü İngilizce iş terimiyle tamamlayın: The camera's light weight is its biggest ____.

Cevabı göster

selling point

Much has changed,

2:22

Çok şey değişti,

but Coke's marketing strategy is still often related

2:23

ancak Coke'un pazarlama stratejisi genellikle hâlâ

to having a lust for life, Deyimler

2:26

yaşama sevinci,

youth, spirit and sexiness.

2:27

gençlik, enerji ve çekicilikle ilgilidir.

Deyimler

a lust for life: yaşama tutkusu

a lust for life kalıplaşmış ifadesinde lust mecazidir: hayatı dolu dolu yaşama, deneyimlerden keyif alma ve etkin kalma konusunda çok güçlü bir istek anlamına gelir. İfade normalde olumludur. Burada Coca-Cola'nın pazarlamasıyla bağlantılı enerjik imgeyi anlatır. Anlatılan şey yaşama duyulan coşkudur; sexiness ise listedeki ayrı bir unsurdur.

Alıştırma

Cümleyi “yaşamaya karşı güçlü coşku” anlamına gelen dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Even after a difficult year, Leo still had ____ and planned a long bike trip.

Cevabı göster

a lust for life

Now,

2:29

Şimdi,

let's talk about the sugar.

2:29

şeker hakkında konuşalım.

There are 9 grams of sugar in every 100 grams of the drink.

2:30

İçeceğin her 100 gramında 9 gram şeker bulunuyor.

In a 12-ounce can of Coke,

2:33

12 onsluk bir kutu kola ise,

there are 39 grams of sugar.

2:35

39 gram şeker içeriyor.

But we all know how much people like to overdose on Coke. Deyimler

2:36

Ancak insanların kolayı fazla kaçırmayı ne kadar sevdiğini hepimiz biliyoruz.

Deyimler

Kasıtlı bir abartı olarak overdose on

Tıbbi ve gerçek anlamıyla overdose on, bir maddeden ciddi zarara yol açacak veya böyle bir risk yaratacak kadar fazla almak demektir. Bu cümlede, insanların çok fazla kola içtiğini anlatmak için mecazi anlamda kullanılmıştır. Tıbbi sözcük kullanımı, aşırı tüketimi tehlikeli derecede uç bir davranış gibi göstererek kara mizah ve eleştiri yaratır. Cümle, tıbben doğrulanmış bir aşırı doz olayını bildirmez.

Alıştırma

Örnekte overdose on ne anlama geliyor?

  1. Tam olarak önerilen miktarda kola içmek.
  2. Kasıtlı bir abartıyla çok fazla kola içmek.
  3. Kolayı ilk kez denemek.
Cevabı göster

Kasıtlı bir abartıyla çok fazla kola içmek.

A 7-Eleven Big Gulp of Coke

2:39

7-Eleven'ın Big Gulp boy bir kolası

contains 91 grams of sugar,

2:40

91 gram şeker içerir,

almost double the recommended daily dose. Dilbilgisi

2:42

bu, önerilen günlük dozun neredeyse iki katıdır.

Dilbilgisi

almost double the recommended daily dose: önerilen günlük dozun neredeyse iki katı

Almost double the recommended daily dose, önerilen günlük miktarın iki katına yakın ama yine de iki katından az demektir. Almost, sayının yaklaşık olduğunu gösterir; dolayısıyla ifade tam olarak iki kat anlamına gelmez. almost double + isim öbeği yapısında double, karşılaştırma ölçütü olan isim öbeğinin hemen önüne gelir: almost double the price, almost double the time. Bu yapıda double sözcüğünden sonra than eklemeyin.

Alıştırma

Onarımın beklenen sürenin iki katına yakın, ancak iki katından az sürdüğünü belirten doğal cümleyi seçin.

  1. The repair took almost double the expected time.
  2. The repair took slightly less than the expected time.
  3. The repair took exactly double the expected time.
Cevabı göster

The repair took almost double the expected time.

A Super Gulp contains 146 grams of sugar

2:44

Bir Super Gulp 146 gram şeker içerirken,

and a Double Gulp 186 grams of sugar.

2:47

bir Double Gulp 186 gram şeker içeriyor.

A large Coke at McDonald's contains about 77 grams of sugar.

2:50

McDonald's'taki büyük boy bir kola yaklaşık 77 gram şeker içeriyor.

Drinks got so big

2:54

İçecekler o kadar büyüdü ki

that New York created the sugary drinks portion cap rule, Kültür

2:55

New York, şekerli içecek porsiyon sınırı kuralını getirdi,

but that didn't affect 7-Eleven's monstrous portions.

2:58

ancak bu kural 7-Eleven'ın devasa porsiyonlarını etkilemedi.

Kültür

sugary drinks portion cap rule: boyut sınırı, yasak değil

Buradaki sugary drinks portion cap rule, “şekerli içeceklerin tek porsiyonuna azami boyut getiren bir politika” anlamındaki birleşik bir isim öbeğidir. Cap üst sınır, rule ise bağlayıcı bir kural demektir. Bu kural, belirli işletmelerin sunabileceği porsiyonları sınırlıyordu; şekerli içecekleri her yerde yasaklamıyordu. Bu ayrım, bazı satıcıların neden etkilenmemiş olabileceğini açıklar.

Alıştırma

“a sugary drinks portion cap rule” ne yapar?

  1. Bir kural koymadan yalnızca daha az şeker tüketilmesini önerir.
  2. Şekerli içeceklerin tek porsiyonuna azami boyut getirir.
  3. Her yerde tüm şekerli içecekleri yasaklar.
Cevabı göster

Şekerli içeceklerin tek porsiyonuna azami boyut getirir.

It only applied to restaurants,

3:01

Bu kural sadece restoranlara uygulandı,

which were prohibited from serving sugary drinks Dilbilgisi

3:02

ki onların şekerli içecek servis etmesi yasaklandı

bigger than 16 ounces.

3:04

16 onstan büyük boyutta.

Dilbilgisi

were prohibited from serving: resmî be prohibited from + -ing yapısı

were prohibited from serving ifadesinde were prohibited edilgen yapıdadır: bir kural veya yetkili makam, restoranların belirli bir eylemi yapmasını yasaklamıştır. Kısıtlanan grup restoranlar, yasaklanan eylem ise 16 onstan büyük şekerli içecekler sunmaktır. be prohibited from + isim veya -ing biçimi kullanılır. from sonrasında serve değil, serving denir. be fiilinin zamanı ve biçimi değişebilir: is prohibited, were prohibited, will be prohibited.

Alıştırma

Resmî kuralı be prohibited from + -ing ile tamamlayın: Visitors ____ photographs inside the archive.

Cevabı göster

are prohibited from taking

No surprise,

3:05

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde,

the sugar drink conglomerates opposed the bill,

3:06

şekerli içecek holdingleri tasarıya karşı çıktı,

stating that poor-income families

3:08

düşük gelirli ailelerin

would lose out on those great deals. Öbek fiiller

3:10

bu harika fırsatları kaçıracaklarını belirterek.

Öbek fiiller

lose out on: bir faydayı kaçırmak

Lose out on something, mevcut ya da beklenen bir faydayı, fırsatı veya avantajlı bir teklifi elde edememek demektir. Bu cümlede şirketler, düşük gelirli ailelerin büyük içeceklerle ilgili avantajlı fırsatlardan artık yararlanamayacağını ileri sürüyor. Bir şeyi kaybetmek anlamındaki lose ifadesinden farklı olarak lose out on, bir faydayı alamamanın yarattığı dezavantajı vurgular. On'dan sonra kaybedilen fiziksel bir nesne değil, elde edilemeyen fayda veya fırsat gelir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi tamamlamak için en doğal seçeneği seçin: If the discount ends tomorrow, many riders may ...。

  1. lose track of the cheaper fare
  2. lose out on the cheaper fare
  3. lose the cheaper fare
Cevabı göster

lose out on the cheaper fare

You could of course splurge and buy three separate drinks.

3:12

Tabii ki paraya kıyıp üç ayrı içecek de satın alabilirdiniz.

According to Mother Jones,

3:14

Mother Jones'a göre,

the biggest drinks out there are these in order:

3:15

piyasadaki en büyük içecekler sırasıyla şunlar:

7-Eleven Team Gulp at 128 fluid ounces,

3:17

128 sıvı ons ile 7-Eleven Team Gulp,

Humongous convenience store at 100 ounces,

3:20

100 ons ile Humongous convenience store,

the Beast's Arco at 85 ounces

3:23

85 ons ile Arco'nun Beast'i

and KFC's Mega Jug at 64 ounces.

3:25

ve 64 ons ile KFC'nin Mega Jug'ı.

That would mean one Team Gulp

3:28

Bu, bir Team Gulp'ın

is 10.6 cans of Coke

3:30

10,6 kutu kolaya

or 415 grams of sugar.

3:32

yani 415 gram şekere eşit olduğu anlamına gelir.

That is more than eight times more sugar Dilbilgisi

3:33

Bu, sekiz katından daha fazla bir şeker miktarı demektir,

than what doctors say is safe to consume each day.

3:35

doktorların her gün tüketilmesi güvenli dediği miktarın.

Dilbilgisi

more than eight times more sugar than: belirsiz bir çarpan karşılaştırması

More than eight times more sugar than, içecekte güvenli miktardan çok daha fazla şeker bulunduğunu vurgulamaya çalışan bir karşılaştırmadır. Bu cümlede anlatılmak istenen, toplam şeker miktarının doktorların her gün güvenli bulduğu miktarın sekiz katından fazla olmasıdır. Ancak times more than iki şekilde yorumlanabilir. Katı bir yoruma göre eight times more, ilk miktara sekiz miktar daha eklemek, yani toplamın dokuz katı anlamına gelebilir. Günlük konuşmada ise insanlar bunu çoğu zaman toplamın sekiz katı anlamında kullanır. Kesin çarpan önemliyse more than eight times as much sugar as kullanın.

Alıştırma

İngilizce cümleyi tamamlamak için en açık ve doğru seçeneği seçin: The new battery stores ...。

  1. more than eight times more energy than the old battery
  2. more than eight times as many energy as the old battery
  3. more than eight times as much energy as the old battery
Cevabı göster

more than eight times as much energy as the old battery

Maybe if you just drank Coke and nothing else,

3:37

Belki sadece kola içip başka hiçbir şey içmeseydiniz,

you might consume that amount,

3:39

bu miktarı tüketebilirdiniz,

but what effect would it have on the body? Kalıp ifadeler

3:41

ama bunun vücut üzerinde nasıl bir etkisi olurdu?

Kalıp ifadeler

What effect would it have on ...?: etkisini sormak

What effect would it have on + isim/zamir? olası bir eylemin, olayın veya durumun bir kişi ya da şey üzerinde ne gibi sonuçlar doğuracağını sorar. Burada it, yalnızca kola içip bu kadar şeker tüketme varsayımını, the body ise etkilenen şeyi ifade eder. Bu yapıda effect bir isimdir: have an effect on something. Would, durumun hayalî veya varsayımsal olduğunu gösterir. Bu kalıp sağlık, planlar, politikalar veya teknoloji hakkında soru sormak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Soruyu hedef kalıpla tamamlayın. The city may close this road. What ____ local traffic?

Cevabı göster

effect would it have on

Maybe we can imagine a zombie apocalypse

3:42

Belki bir zombi kıyameti hayal edebiliriz

and you are locked in a Coke warehouse

3:44

ve bir Coke deposunda kilitli kalıyorsunuz

and there's nothing but stock. Kalıp ifadeler

3:46

ve içerideki stoklardan başka hiçbir şey yok.

Kalıp ifadeler

nothing but + isim: yalnızca o ve başka hiçbir şey

Nothing but + isim, yalnızca o şeyin bulunduğu ve başka hiçbir şeyin olmadığı anlamına gelir. Cümlede depoda sadece stock vardır. Stock, kullanılmak veya satılmak üzere saklanan malları; bu hayalî durumda ise kola stokunu ifade eder. Burada but, “ama” değil “dışında” anlamındadır. Bu ifade only sözcüğünden daha vurguludur ve sınırlamayı çoğu zaman aşırı ya da dramatik gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “yalnızca ve başka hiçbir şey değil” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın. After the storm, the cupboard held ____ canned beans.

Cevabı göster

nothing but

As you can imagine, Anlatım akışı

3:47

Tahmin edebileceğiniz gibi,

your teeth would soon start to rot.

3:48

dişleriniz çok geçmeden çürümeye başlardı.

Anlatım akışı

As you can imagine, ...: kolayca tahmin edilebilen bir sonucu sunmak

As you can imagine, dinleyiciye sıradaki düşüncenin az önce anlatılanlardan kolayca çıkarılabileceğini bildiren bir söylem ifadesidir. Dinleyiciyi şaşırtıcı bir sonuca değil, beklenebilir bir sonuca hazırlar. Burada depo durumunu dişlerin çürümeye başlaması gibi öngörülebilir bir sonuca bağlar. Dinleyiciden gerçekten zor bir hayal kurmasını istemez; çoğu zaman yalnızca bu sonucun kolayca tahmin edilebileceği anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede As you can imagine neyi ifade ediyor?

  1. Sıradaki sonucun tamamen beklenmedik olduğunu belirtir.
  2. Dinleyiciden ilgisiz bir hayalî sahne oluşturmasını ister.
  3. Dinleyicinin bağlamdan kolayca tahmin edebileceği bir sonucu tanıtır.
Cevabı göster

Dinleyicinin bağlamdan kolayca tahmin edebileceği bir sonucu tanıtır.

The acid content in the Coke would destroy the enamel

3:50

Kolanın içindeki asit mineleri tahrip ederdi

on your teeth and the sugar would soon lead to cavities. Kalıp ifadeler

3:52

dişlerinizdeki ve şeker de kısa sürede çürüklere yol açardı.

Kalıp ifadeler

lead to: bir şeyin sonuca neden olduğunu göstermek

Lead to, bir sonuca neden olmak veya bir sonuç üretmek anlamına gelen bir fiil öbeğidir. To kelimesinden sonraki isim öbeği sonucun ne olduğunu gösterir: the sugar would soon lead to cavities ifadesinde sonuç cavities'tir. Bu cümlede sugar nedendir, cavities ise sonuçtur. Bu ifade neden-sonuç bağlantısını anlatır; bir yere doğru fiziksel hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümleyi doğru şekilde tamamlayan ifade hangisidir? Regular practice can ____ better balance.

  1. lead
  2. lead to
  3. led to
Cevabı göster

lead to

The calories you consumed

3:55

Tükettiğiniz kaloriler

would be less than the recommended 2,000

3:56

önerilen 2.000 kaloriden daha az olurdu,

if you drank 10 point 6 cans of Coke

3:58

eğer 10 nokta 6 kutu kola içseydiniz,

at 150 calories a can,

4:00

kutusu 150 kaloriden,

but still the contents would hurt you.

4:01

ama içerik size yine de zarar verirdi.

According to one health website,

4:03

Bir sağlık web sitesine göre,

all that high-fructose corn syrup you are consuming

4:05

tükettiğiniz onca yüksek fruktozlu mısır şurubu

would start to increase fat on your liver.

4:07

karaciğerinizdeki yağlanmayı artırmaya başlardı.

It also said you would be at risk of getting cardiovascular disease. Kalıp ifadeler

4:09

Ayrıca kalp-damar hastalığına yakalanma riskinizin olacağını da belirtiyordu.

Kalıp ifadeler

be at risk of getting: olası zararlı bir sonuç

Be at risk of + isim ya da -ing biçimi, istenmeyen bir sonucun gerçekleşmesi için gerçek bir olasılık bulunduğunu anlatır. Burada getting cardiovascular disease gelecekteki olası bir sonuçtur; konmuş bir teşhis değildir. Kalıp be at risk of + isim/-ing biçimidir: be at risk of injury; be at risk of developing an illness. Bir tehlike bulunduğunu gösterir, ancak sonucun kesin olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle zararlı bir sonucun mümkün olduğunu, fakat mutlaka gerçekleşmiş olmadığını söyler?

  1. Workers without ear protection already have hearing loss.
  2. Workers without ear protection are at risk of developing hearing loss.
  3. Workers without ear protection will definitely develop hearing loss.
Cevabı göster

Workers without ear protection are at risk of developing hearing loss.

Believe it or not, Anlatım akışı

4:12

İster inanın ister inanmayın,

one super fit guy from Los Angeles named George Prior

4:13

Los Angeles'tan George Prior adında süper fit bir adam

actually drank 10 cans of Coke

4:16

gerçekten de 10 kutu kola içti,

every day for 30 days.

4:17

30 gün boyunca her gün.

Anlatım akışı

Believe it or not, şaşırtıcı bir gerçekten önce

Believe it or not, konuşanın şaşırtıcı ya da inanılması güç görüneceğini düşündüğü bilgiden önce gelen bir söylem belirtecidir. Anlamı şudur: Bu sizi şaşırtabilir, ama gerçektir. Ana iddiadan önce kısa bir merak ve beklenti oluşturur. Bu cümlede adamın fit olmasıyla aşırı miktarda kola içtiği deney arasındaki karşıtlığı vurgular; normalde dinleyenin dürüstlüğünü sorgulamaz.

Alıştırma

Şaşırtıcı ama gerçek bir bilgiyi tanıtan söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: ____, our quiet neighbor once toured with a rock band.

Cevabı göster

Believe it or not

He did eat other things too, though.

4:18

Gerçi başka şeyler de yiyordu.

After his binge,

4:20

Bu aşırı tüketiminden sonra,

the British press said he put on 28 pounds. Öbek fiiller

4:21

İngiliz basını onun 28 pound (yaklaşık 12,7 kilo) aldığını söyledi.

Öbek fiiller

put on + alınan kilo miktarı

Bu kilo bağlamında put on, “almak” veya “kilo almak” anlamına gelir. Nesne olan 28 pounds, vücut ağırlığının ne kadar arttığını belirtir; ağırlık birimi bu anlamı açık hâle getirir. Yapı put on + alınan kilo miktarıdır; put on five pounds buna bir örnektir. Put on kıyafetlerle kullanıldığında “giymek” anlamına da gelebilir, ancak burada bu anlamda değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrenilen ve “kilo almak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Over the holidays, Mia ____ six pounds.

Cevabı göster

put on

From being slim,

4:24

Zayıf biriyken,

he developed love handles, Kelime

4:25

bel çevresinde yağlanma,

a pot belly and man boobs.

4:26

büyük bir göbek ve erkek memesi oluştu.

Kelime

love handles, a pot belly ve man boobs

Love handles belin iki yanındaki fazla yağları anlatır. A pot belly öne doğru çıkan yuvarlak bir göbektir. Man boobs ise bir erkeğin göğsündeki fazla yağ veya meme benzeri doku için kullanılan alaycı ve gündelik bir etikettir. Bu üçlü liste, vücudunun nasıl değiştiğini doğrudan ve abartılı bir biçimde gösterir. Bunlar kesin tıbbi tanımlar değil, günlük etiketlerdir.

Alıştırma

Hangi seçenek üç ifadeyi de doğru açıklar?

  1. love handles = kollardaki yağ; a pot belly = geçici mide ağrısı; man boobs = erkek göğsü için tarafsız bir tıbbi terim
  2. love handles = çıkık göbek; a pot belly = belin iki yanındaki yağ; man boobs = güçlü göğüs kasları
  3. love handles = belin iki yanındaki yağ; a pot belly = yuvarlak ve çıkık göbek; man boobs = bir erkeğin göğsündeki fazla yağ için kullanılan alaycı ve gündelik terim
Cevabı göster

love handles = belin iki yanındaki yağ; a pot belly = yuvarlak ve çıkık göbek; man boobs = bir erkeğin göğsündeki fazla yağ için kullanılan alaycı ve gündelik terim

He also said his blood pressure went up Öbek fiiller

4:28

Ayrıca tansiyonunun da fırladığını söyledi;

from 129 over 77

4:30

129'a 77'den

to 145 over 96.

4:32

145'e 96'ya.

Öbek fiiller

Sayısal artışı anlatan went up

Bu cümlede went up, go up ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve arttı ya da yükseldi anlamına gelir. Tansiyon ölçümü daha yüksek bir değere çıkmıştır; fiziksel olarak yukarı hareket etmeyi anlatmaz. from A to B kalıbı başlangıç ve bitiş değerlerini verir. go up bu anlamda fiyatlar, sıcaklıklar, oranlar, puanlar ve diğer ölçümlerle kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi arttı anlamındaki iki sözcüklü geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: The room temperature ____ from 20°C to 24°C.

Cevabı göster

went up

His conclusion,

4:34

Kendi vardığı sonuç şuydu,

"I think there are a lot of people suffering

4:35

"Bence acı çeken çok sayıda insan var,

health problems like diabetes and heart disease

4:36

diyabet ve kalp hastalığı gibi sağlık sorunlarından

aren't aware they could help themselves

4:38

kendilerine yardım edebileceklerinin farkında olmayan

by just stopping sugar." Dilbilgisi

4:40

sadece şekeri bırakarak."

Dilbilgisi

Yöntem bildiren by just stopping sugar

Burada by + -ing, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi anlatır. By just stopping sugar, insanların kendilerine nasıl yardımcı olabileceği sorusunu yanıtlar: yöntem şeker tüketimini bırakmaktır. Just, konuşanın bu adımı basit ya da yeterli gördüğü anlamını ekler. Bu bağlamda stopping sugar, şeker tüketimini bırakmak ya da büyük ölçüde azaltmak anlamına gelen kısaltılmış bir ifadedir.

Alıştırma

Yöntem ifadesini by + follow fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nina found the museum ____ the signs.

Cevabı göster

by following

He also admitted that the big corporations

4:41

Ayrıca büyük şirketleri

and their lobbying arms would be hard to stop. Deyimler

4:43

ve onların lobi kollarını durdurmanın zor olacağını da itiraf etti.

Deyimler

Kurumsal birimler anlamındaki lobbying arms

Lobbying arms ifadesindeki arms, daha büyük bir yapının gücünü genişleten departmanlar veya bağlı kuruluşlar için kullanılan bir benzetmedir. Lobbying niteleyicisi bu birimlerin görevini belirtir: hükümet kararlarını veya kamu politikasını etkilemeye çalışmak. Bu cümlede ifade, şirketlerin örgütlü lobi faaliyetlerini anlatır; insan kollarını veya silahları anlatmaz. arm sözcüğünün bu kullanımı, the research arm of a company örneğinde olduğu gibi, bir kuruluşun uzmanlaşmış bir kolunu belirtirken yaygındır.

Alıştırma

"The bank's lobbying arm contacted lawmakers," cümlesinde lobbying arm ne anlama gelir?

  1. Bankaya ait bir silah grubu
  2. Kamu politikasını etkilemeye çalışan bir departman veya bağlı kuruluş
  3. Bir yöneticinin fiziksel kolu
Cevabı göster

Kamu politikasını etkilemeye çalışan bir departman veya bağlı kuruluş

Back to our Coke binge. Anlatım akışı

4:45

Coke çılgınlığımıza dönelim.

Anlatım akışı

Back to + konu: sapmadan sonra konuya dönmek

Back to + konu, konuşmacının bir sapmayı bitirip daha önceki bir konuya döndüğünü dinleyicilere bildiren kısa bir geçiştir. Önceki ana konuyu yeniden odağa getirerek konuşmayı düzenler. Bu, eksiltili bir ifadedir: Back to our Coke binge, açıkça belirtilmiş bir öznesi veya fiili olmasa da tek başına doğal biçimde kullanılabilir. Burada our Coke binge, yeniden ele alınan konunun adıdır; binge ise kısa sürede çok miktarda tüketmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi önceki konuya dönmeyi sağlayan iki sözcüklü geçişle tamamlayın: ____ the schedule—when should we start?

Cevabı göster

Back to

According to some experts at Yale University,

4:47

Yale Üniversitesi'ndeki bazı uzmanlara göre,

we'd start aging rapidly as well as putting on pounds Kalıp ifadeler

4:49

kilo almanın yanı sıra hızla yaşlanmaya da başlardık

and losing teeth.

4:51

ve dişlerimizi kaybederdik.

Kalıp ifadeler

as well as: ilişkili ikinci bir sonucu eklemek

as well as, ilk öğeye bağlı başka bir öğe ekleyen bir bağlayıcıdır. Bu cümlede aging rapidly ilk sonuçtur; putting on pounds and losing teeth ise eklenen başka bir sonuçtur. Bağlanan bölümlerde birbirine paralel -ing biçimleri kullanılır: aging, putting ve losing. Bu ifade genellikle ilk öğeyi ana odak olarak bırakırken ikinci öğeyi ekler.

Alıştırma

İlişkili ikinci bir noktayı ekleyen bağlacı seçin: The course teaches basic budgeting ___ useful saving habits.

  1. instead of
  2. because
  3. despite
  4. as well as
Cevabı göster

as well as

The same study says that we'd feel really hungry

4:52

Aynı çalışma gerçekten aç hissedeceğimizi söylüyor

all the time

4:54

her zaman

as sweet tastes increase appetite.

4:55

çünkü tatlı tatlar iştahı artırır.

We might even start gnawing at the crates in the warehouse.

4:57

Depodaki kasaları bile kemirmeye başlayabilirdik.

Weight gain would be definite.

5:00

Kilo almak kesin olurdu.

Studies have shown that 1/5

5:01

Araştırmalar beşte birinin,

of America's famous obesity epidemic

5:03

Amerika'nın meşhur obezite salgınının

is from people just drinking too many sugary drinks.

5:05

sadece çok fazla şekerli içecek içen insanlardan kaynaklandığını göstermiştir.

Another article explains that one woman drank 2 liters of soda

5:07

Başka bir makale bir kadının 2 litre gazlı içecek içtiğini anlatıyor

every day and no water at all for 16 years.

5:10

16 yıl boyunca her gün ve hiç su içmediğini.

Her addiction put her in the hospital Kalıp ifadeler

5:13

Bağımlılığı onu hastanelik etti

at the age of just 31.

5:14

henüz sadece 31 yaşındayken.

Kalıp ifadeler

put her in the hospital: hastaneye yatmasına neden olmak

put her in the hospital, kelimesi kelimesine olmayan bir neden-sonuç ifadesidir. Nedeni Her addiction, yani bağımlılığıdır; sonuç ise kadının ciddi biçimde hastalanıp hastanede tedavi görmesi gerektiğidir. Bu ifade genellikle birinin onu fiziksel olarak binanın içine koyduğu veya yatış işlemlerini bizzat yaptığı anlamına gelmez. İfade, ciddi sonuca vurgu yapar.

Alıştırma

Bu cümlede put her in the hospital ne anlama geliyor? Her addiction put her in the hospital.

  1. onu rutin bir randevuya götürdü
  2. hastanede tedavi görmesine neden oldu
  3. onu fiziksel olarak hastanenin içine koydu
  4. evde iyileşmesine yardım etti
Cevabı göster

hastanede tedavi görmesine neden oldu

She was suffering from arrhythmia,

5:16

Aritmi,

fainting spells and potassium deficiency. Kalıp ifadeler

5:17

bayılma nöbetleri ve potasyum eksikliği çekiyordu.

Kalıp ifadeler

fainting spells: kısa süreli bilinç kayıpları

Fainting spells, birinin bayılıp kısa süreliğine bilincini kaybettiği kısa nöbetler anlamına gelir. Burada spells çoğuldur çünkü sorun birden fazla kez yaşanmıştır. Sağlıkla ilgili anlatımlarda spell, bir durumun kısa sürdüğü dönem veya tek bir nöbet anlamına gelir. Bu ifadede büyü ya da kelimeyi harf harf söyleme anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve tekrarlanan kısa süreli bilinç kayıpları anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After skipping breakfast, he had two ____ at school.

Cevabı göster

fainting spells

You can only imagine what a Coke-only diet would do to us. Dilbilgisi

5:19

Sadece koladan oluşan bir diyetin bize neler yapacağını ancak hayal edebilirsiniz.

Dilbilgisi

what ... would do to us: dolaylı soruda sözcük sırası

what a Coke-only diet would do to us sözleri, imagine fiilinden sonra gelen dolaylı soru yan cümlesini oluşturur. Böyle bir beslenme düzeninin insanlar üzerinde yaratabileceği etki veya sonuçları sorar. Bu soru daha büyük bir cümlenin içinde olduğu için düz cümle sırasını kullanır: what + özne + would + fiil. Doğrudan soru ise What would a Coke-only diet do to us? olurdu.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan doğru dolaylı soruyu seçin: Can you imagine ___?

  1. what would this change do to our team
  2. what this change would do to our team
Cevabı göster

what this change would do to our team

Research has shown that just reducing the amount of sugar Anlatım akışı

5:22

Araştırmalar sadece şeker miktarını azaltmanın bile

in drinks could prevent over a million cases of obesity.

5:24

içeceklerde, bir milyondan fazla obezite vakasını önleyebileceğini göstermiştir.

Anlatım akışı

Research has shown that: araştırma destekli bir sonucu sunmak

Research has shown that, ardından gelen sonucu konuşanın kişisel görüşü olarak değil, mevcut araştırmalarla desteklenen bir bilgi olarak sunar. Dil bilgisi açısından research öznedir, has shown present perfect yapıdadır ve that araştırma bulgusunu başlatır. Bu kalıp önce kanıtın kaynağını, sonra bulguyu vererek bilgiyi düzenler. Araştırma desteği bulunduğunu gösterir; ancak araştırmanın ne kadar güçlü, güncel veya güvenilir olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kanıt sunma ifadesiyle tamamlayın: ____ getting enough sleep can improve concentration.

Cevabı göster

Research has shown that

What does the World Health Organization say about this?

5:27

Dünya Sağlık Örgütü bu konuda ne diyor?

"We have solid evidence that keeping intake of free sugars Notlar

5:29

"Serbest şeker alımını

to less than 10% of total energy intake

5:32

toplam enerji alımının %10'unun altında tutmanın

reduces the risk of overweight, Kalıp ifadeler

5:34

fazla kilolu olma,

obesity and tooth decay,"

5:36

obezite ve diş çürümesi riskini azalttığına dair sağlam kanıtlarımız var,"

Kalıp ifadeler

keeping intake of free sugars to less than 10%: bir üst sınır belirlemek

Burada keeping, bir şeyi saklamak değil, bir miktarı kontrol etmek veya belli bir düzeyde tutmak anlamına gelir. -ing yan cümlesi, belirtilen riskleri azaltan eylemi adlandırır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp keep + miktar veya alım + to + sınır biçimindedir. Less than 10%, %10’un altında bir üst sınır belirler ve bu cümlede yüzdenin ölçütü toplam enerji alımıdır.

Alıştırma

Hangi cümle son alım miktarının toplam enerji alımının %10’undan az kalması gerektiği anlamına gelir?

  1. Reduce intake of free sugars by 10%.
  2. Keep intake of free sugars to less than 10% of total energy intake.
  3. Reduce intake of free sugars to 10% of total energy intake.
Cevabı göster

Keep intake of free sugars to less than 10% of total energy intake.

Kelime

free sugars: beslenmedeki “serbest şekerler”

“Free sugars” (“serbest şekerler”), beslenme ve halk sağlığı alanında kullanılan bir terimdir. Yiyecek veya içeceklere eklenen şekerlerin yanı sıra balda, şuruplarda, meyve sularında ve meyve suyu konsantrelerinde doğal olarak bulunan şekerleri de kapsar. Buradaki free bir kategorinin adıdır; “ücretsiz”, “sınırsız” veya “şekersiz” anlamına gelmez. Bu terim, yiyeceklerdeki bütün şekerleri kapsamaz. Bütün meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunan şekerler ile sütte doğal olarak bulunan laktoz genellikle bu kategorinin dışındadır. Cümlede free sugars, tüketim sınırının uygulandığı belirli şeker türünü gösterir.

Alıştırma

Bir beslenme önerisinde “free sugars” neyi ifade eder?

  1. Yiyecek veya içeceklere eklenen şekerler ile bal, şurup ve meyve sularındaki şekerler
  2. Hiç şeker içermeyen yiyecek ve içecekler
  3. Herhangi bir yiyecekte doğal olarak bulunan her tür şeker
Cevabı göster

Yiyecek veya içeceklere eklenen şekerler ile bal, şurup ve meyve sularındaki şekerler

Kalıp ifadeler

reduces the risk of: bir sonucu daha az olası kılmak

“Reduces the risk of”, zararlı veya istenmeyen bir sonucun gerçekleşme olasılığını azaltmak anlamına gelir. Yapı reduce the risk of + isim veya -ing biçimidir: reduces the risk of tooth decay; reduces the risk of getting hurt. Bu ifade garanti değil, daha düşük bir olasılık anlatır. Cümledeki kanıtlar, serbest şekerleri sınırlamanın aşırı kilo, obezite ve diş çürüğünü daha az olası hâle getirdiğini söyler; bu sınırın onları her durumda tamamen önlediğini iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için “reduce the risk of” ifadesinin doğru biçimini kullanın: Wearing a helmet ____ head injury.

Cevabı göster

reduces the risk of

said the WHO's Department of Nutrition

5:37

dedi DSÖ'nün Beslenme Departmanı,

for Health and Development in 2015.

5:39

Sağlık ve Kalkınma için, 2015 yılında.

Things could soon change,

5:41

İşler yakında değişebilir,

but sugar politics is a big deal Deyimler

5:42

ancak şeker politikaları büyük bir mesele

and in the end the bottom line Deyimler

5:43

ve günün sonunda elde edilen net kâr

is more important than your health,

5:45

sizin sağlığınızdan daha önemlidir,

say most critics.

5:46

diyor çoğu eleştirmen.

Deyimler

a big deal: önemli veya kayda değer bir şey

Bu cümlede a big deal, önemli, ciddi veya etkili bir şeyi ifade eder. Burada bir deyimdir; deal, ticari bir anlaşma anlamına gelmez. Bu ifade, bir şeyin ne kadar önemli olduğunu değerlendirir. Burada şeker politikalarının politikaları ve sağlığı etkileyecek kadar güçlü olduğu anlatılır.

Alıştırma

Olayın çok önemli olduğunu göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Winning the national robotics contest was ___ for our small school.

  1. a deal
  2. a good deal of
  3. a big deal
Cevabı göster

a big deal

Deyimler

the bottom line: belirleyici sonuç veya etken

The bottom line başlangıçta bir mali tablodaki son rakamı ifade eder. Daha geniş anlamıyla nihai sonuç, çıkarım veya en önemli pratik etken demektir. Bu cümlede iş dünyası bağlamı, en güçlü yorumun “kâr” olmasını sağlar. Eleştirmenlerin anlatmak istediği, kâra toplum sağlığından daha fazla önem verildiğidir; ifade fiziksel olarak alttaki bir çizgiyi veya yalnızca ahlaki bir sınırı anlatmaz.

Alıştırma

“The bottom line is that we cannot afford the project,” cümlesinde the bottom line neyi sunar?

  1. Belirleyici pratik sonuç
  2. Projeyi bitirmek için en son zaman
  3. Kimsenin aşamayacağı bir sınır
Cevabı göster

Belirleyici pratik sonuç

The sugar industry has spent $54 million

5:47

Şeker endüstrisi 54 milyon dolar harcadı

lobbying in the last eight years.

5:49

son sekiz yılda lobi faaliyetleri için.

Well,

5:51

Peki,

in the UK politicians knew this and tried

5:52

Birleşik Krallık'ta politikacılar bunu biliyordu ve denediler

to come up with a way to reduce Notlar

5:54

azaltmanın bir yolunu bulmayı,

obesity in the country by taxing sugar higher.

5:55

şekeri daha yüksek vergilendirerek ülkedeki obeziteyi.

Öbek fiiller

come up with: bir fikir düşünüp ortaya çıkarmak

Bu cümlede come up with, “düşünüp ortaya çıkarmak” anlamına gelir. Siyasetçiler bir şeye doğru hareket etmeye değil, bir yöntem veya plan oluşturmaya çalışıyor. Yapı come up with + oluşturulan ya da önerilen şey şeklindedir. Yaygın nesneler arasında an idea, a plan, an answer ve a solution bulunur.

Alıştırma

“Düşünmek veya oluşturmak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: We need to ____ a simple plan before Friday.

Cevabı göster

come up with

Dilbilgisi

a way to reduce: way + to-infinitive yapısı

Burada a way to reduce, “azaltmak için bir yöntem” anlamına gelir. Way ismi yöntemi belirtir; to-infinitive yapısındaki to reduce ise yöntemin hedefini veya mümkün kıldığı eylemi gösterir. Bir yöntemi doğrudan amacına bağlamak için a way to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın: a way to save time, a way to solve the problem.

Alıştırma

a way + to-infinitive yapısını ve reduce fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: The school is looking for a way ____ food waste.

Cevabı göster

to reduce

This hasn't come in yet,

5:57

Bu henüz yürürlüğe girmedi,

but already drinks manufacturers have begun

5:58

ancak içecek üreticileri çoktan başladı

reducing the sugar in their drinks

6:00

içeceklerindeki şekeri azaltmaya

in the UK by as much as 50% Dilbilgisi

6:02

Birleşik Krallık'ta %50'ye kadar

because of this.

6:04

bu yüzden.

Dilbilgisi

by as much as 50%: değişim miktarı ve üst sınır

reduce the sugar by... ifadesinde by, son düzeyi değil değişimin miktarını belirtir. by 50% şeklindeki bir azalma, ilk miktarın yarısının çıkarılması demektir. as much as, %50’yi bildirilen üst sınır olarak vurgular. Bazı azalmalar daha küçük olabilir; hepsinin tam olarak %50 olduğu söylenmez. Birlikte by as much as 50%, azalmanın %50’ye kadar çıktığı anlamına gelir.

Alıştırma

Bir raporda "The company cut packaging by as much as 40%." yazıyor. Bu ne anlama gelir?

  1. Bazı durumlarda azalma %40’a kadar ulaştı.
  2. Artık her paket, ilk malzeme miktarının tam olarak %40’ını kullanıyor.
  3. Şirket her durumda malzeme miktarını ilk miktarın en fazla %40’ına indirdi.
Cevabı göster

Bazı durumlarda azalma %40’a kadar ulaştı.

Coke was one of those companies,

6:04

Coke da bu şirketlerden biriydi,

but the 30% sugar reduction will only happen

6:06

ancak %30'luk şeker azaltımı yalnızca

in the UK, according to CNN.

6:08

CNN'e göre Birleşik Krallık'ta gerçekleşecek.

So,

6:10

Peki,

how much soda do you drink in a day?

6:10

günde ne kadar gazlı içecek içiyorsunuz?

Will this video get you to reduce your intake? Dilbilgisi

6:12

Bu video tüketiminizi azaltmanızı sağlayacak mı?

Dilbilgisi

get you to reduce: get + kişi + to + fiil

Burada get, almak anlamına gelmez. get + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişinin bir şeyi yapmasını sağlamak veya onu buna ikna etmek demektir. this video etkileyen unsur, you eylemi yapan kişi, reduce ise eylemdir. Will this video get you to reduce your intake? sorusu, videoyu izlemenin davranışınızı gerçekten değiştirip değiştirmeyeceğini sorar. to, reduce önündeki mastar yapısının parçasıdır.

Alıştırma

“Yapmasını sağladı veya ikna etti” anlamındaki kalıbı tamamlamak için get fiilinin geçmiş zamanını kullanın: The coach's message ____ me to practice every day.

Cevabı göster

got

Let us know in the comments. Ton ve niyet

6:14

Yorumlarda bize bildirin.

Ton ve niyet

Let us know: nazikçe bilgi veya geri bildirim isteme

“Let us know” ifadesiyle konuşmacı, dinleyicileri konuşmacının grubuna bir cevap, görüş veya başka bir bilgi vermeye nazikçe davet eder. Bu cümlede “in the comments”, bu geri bildirimin nereye yazılacağını belirtir. Burada let us know, “lütfen bize söyleyin” anlamına gelir; sözcüğü sözcüğüne bir izin isteği değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp let + nesne zamiri + know şeklindedir: bilgi yalnızca konuşmacıya verilecekse me, konuşmacının ekibine veya grubuna verilecekse us kullanılır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi let + nesne zamiri + know yapısıyla tamamlayın. Bilgi konuşmacının tüm ekibine ulaşmalıdır: If your plans change, ____.

Cevabı göster

let us know

Also,

6:15

Ayrıca,

be sure to check out our other video

6:16

diğer videomuza da göz atmayı unutmayın:

called Vegans versus Meat Eaters.

6:17

Veganlar Et Yiyenlere Karşı.

Who will live longer?

6:19

Kim daha çok yaşayacak?

Thanks for watching and as always,

6:20

İzlediğiniz için teşekkürler ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share and subscribe.

6:21

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:23

Bir sonraki seferde görüşmek üzere.