Ya Sadece Kola (Gazlı İçecek) İçip Başka Hiçbir Şey İçmeseydiniz?: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Coca-Cola tarihi, dev içecekler, vakalar, araştırmalar ve politikalar şekerin diş, kilo, tansiyon ve hastalıklar üzerindeki etkisini gösteriyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “what would happen if” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: if ile koşul kurup sağlık, bilim, politika veya günlük seçimlerde olası sonuçları sorun. 2. “lose out on” — Öbek fiiller: büyük içecek avantajı gibi fayda, fırsat veya tekliften mahrum kalmayı anlatır; nesne kaybetmek değildir. 3. “the bottom line” — Deyimler ve mecazi ifadeler: nihai kârı sonuç veya öncelikten ayırın; burada şirket çıkarları halk sağlığıyla karşılaştırılır.
Bu derste
have a sweet tooth: tatlıya düşkün olmak
Have a sweet tooth ifadesi şekerleme, pasta veya tatlı gibi şekerli yiyecekleri çok sevmek anlamına gelir. Bu bir deyimdir; tooth gerçek bir dişi veya diş sorununu anlatmaz. Kalıp have/has a sweet tooth şeklindedir. Genel bir damak zevkini veya alışkanlığı anlatır; her türlü açlık ya da iştah anlamına gelmez.
Alıştırma
“Şekerli yiyecekleri çok sevmek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Nina rarely skips dessert because she has ____.
Cevabı göster
a sweet tooth
It wasn't always that way: her zaman böyle değildi
It wasn't always that way ifadesindeki that way, az önce anlatılan duruma, yani günümüzde insanların çoğunun tatlı yiyecekleri sevmesine gönderme yapar. Cümle, geçmişte bir zamanda durumun farklı olduğunu belirtir; “o yöntemle” anlamına gelmez. Cümle, önceki düşüncenin tamamını tekrarlamadan günümüzle geçmişi karşılaştırarak bilgiyi düzenler. Günümüzdeki durum + but it wasn't always that way kalıbı, bundan sonra değişimin tarihinin anlatılacağını doğal biçimde gösterir.
Alıştırma
Şu ifadeden sonra geçmişle karşıtlığı en iyi hangi cümle başlatır: “Online shopping is quick and common now”?
- It wasn't always that way.
- It isn't always that way.
- It won't always be that way.
Cevabı göster
It wasn't always that way.
the British were refining large amounts of sugar,
0:04İngilizler büyük miktarlarda şeker rafine ediyordu,
but it was still considered quite the luxury item. Dilbilgisi
0:06ama o zamanlar şeker hâlâ oldukça lüks bir ürün sayılıyordu.
quite the luxury item: güçlü vurgu yapan quite the kalıbı
Quite the luxury item, şekerin gerçekten dikkat çekici bir lüks sayıldığı anlamına gelir. Daha genel olarak quite the + tekil sayılabilen isim öbeği, birini veya bir şeyi bir kategorinin öne çıkan örneği olarak sunar. Burada quite güçlü bir vurgu katar; yalnızca “oldukça” anlamına gelmez. The bu kalıbın bir parçasıdır ve dinleyicinin zaten bildiği belirli bir nesneye işaret etmez.
Alıştırma
“Dikkat çekici bir örnek” anlamına gelen bu nottaki iki sözcüklü kalıpla İngilizce cümleyi tamamlayın: After winning three awards, the school play was ____ success.
Cevabı göster
quite the
değerli şeker için bir mecaz olarak white gold
Bu tarihsel bağlamda white gold, rafine şeker için kullanılan mecazi bir addır. White şekerin rengine, gold ise az bulunmasına, yüksek fiyatına ve değerine işaret eder. Bu ifade söz konusu gerçekleri canlı bir görüntüye dönüştürür: şeker, altından yapılmış bir şey olarak değil, değerli bir şey olarak görülüyordu.
Alıştırma
Bir tarih yazısında "Sugar was known as white gold." cümlesini okuyorsunuz. Burada white gold ne anlama gelir?
- Rafine şeker beyazdı ve son derece değerliydi.
- İnsanlar şekeri yalnızca takı yapmak için kullanıyordu.
- Şeker açık renkli bir altın alaşımından yapılmıştı.
Cevabı göster
Rafine şeker beyazdı ve son derece değerliydi.
so precious and expensive that: sonuca yol açan derece
so + sıfat/zarf + that kalıbı, bir derecenin that yan cümlesindeki sonuca yol açacak kadar yüksek olduğunu gösterir. Burada so, precious ve expensive sözcüklerinin derecesini güçlendirir; that ise sonucu, yani yalnızca çok zengin insanların onu yediğini belirtir. Bu kalıpta so, “bu derece” anlamına gelir; “bu nedenle” anlamındaki bağımsız bağlayıcı so değildir.
Alıştırma
Cümleyi so ... that sonuç kalıbını oluşturan iki sözcükle tamamlayın: The puzzle was ____ difficult ____ nobody finished it.
Cevabı göster
so · that
citizens were consuming close to 111 grams a day on average. Kalıp ifadeler
0:23vatandaşların günde ortalama 111 grama yakın şeker tükettiği düşünülüyor.
at its peak: bir seviyenin veya faaliyetin en yüksek noktası
At its peak, “en yüksek seviyesinde veya en yoğun noktasında” anlamına gelir. Its, American sugar consumption ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla bu ifade tüketimin 1999'da en yüksek seviyesinde olduğunu belirtir. Bu ifade talep, popülerlik, faaliyet, güç veya performans gibi zaman içindeki eğilimleri anlatmak için kullanışlıdır. Bağlamdaki zaman aralığı, bu zirvenin hangi dönemlerle karşılaştırıldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “en yüksek seviyesinde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: By noon, website traffic was ____, with more visitors than at any other time that day.
Cevabı göster
at its peak
günde ortalama 111 grama yakın
Bu istatistikte close to, 111 gramın yaklaşık bir miktar olduğunu gösterir: değer 111’e yakındır, kesin bir sayı olarak sunulmaz. A day, oranın zaman birimini, yani günlük miktarı belirtir. On average, sayının grubun genelini özetlediğini gösterir. Tek tek vatandaşlar daha fazla veya daha az tüketmiş olabilir; herkesin her gün tam olarak bu miktarı tükettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Close to 111 grams a day on average ifadesini doğru açıklayan seçenek hangisidir?
- Vatandaşlar arasındaki ortalama günde yaklaşık 111 gramdı.
- Vatandaşlar bütün yıl boyunca toplam 111 gram tüketti.
- Her vatandaş her gün tam olarak 111 gram tüketiyordu.
Cevabı göster
Vatandaşlar arasındaki ortalama günde yaklaşık 111 gramdı.
It's thought right now that number is 94 grams.
0:27Şu anda bu rakamın 94 gram olduğu tahmin ediliyor.
A big part of that is sugar in our drinks
0:30Bunun büyük bir kısmı içeceklerimizdeki şekerden geliyor
what would happen if: eğer……olsaydı ne olurdu
What would happen if kalıbı, hayalî bir koşul sunar ve bunun olası sonucunu sorar. Bu cümlede if yan cümlesi yalnızca Coca-Cola içme koşulunu kurar; would ise sonucu bilinen bir gerçek değil, varsayım olarak gösterir. Gerçek dışı, düşük olasılıklı veya tamamen hayalî bir durumu incelemek için What would happen if + özne + fiilin geçmiş zaman biçimi...? kalıbını kullanın. Be fiiliyle, özenli İngilizcede were yaygındır: What would happen if the sun were closer?
Alıştırma
Varsayımsal soruyu dersteki dört kelimelik kalıpla tamamlayın: ____ you could breathe underwater?
Cevabı göster
What would happen if
so that you can be part of our notification squad.
0:39böylece bildirim ekibimizin bir parçası olabilirsiniz.
when an American pharmacist called Dr. John S. Pemberton
0:43Dr. John S. Pemberton adında Amerikalı bir eczacının
started messing around with carbonated water and syrup. Öbek fiiller
0:46karbonatlı su ve şurupla deneyler yapmaya başlamasıyla başlar.
messing around with: deneme yanılmayla uğraşmak
Mess around with, bir şeyi çoğu zaman belirli bir plan olmadan rahatça denemek, ayarlamak veya farklı biçimlerde birleştirmek demektir. Burada eczacının karbonatlı su ve şurupla yaptığı çalışma, kasıtlı zarar verme değil, rahat bir deneme yanılma süreci olarak sunuluyor. Kalıp mess around with + şey biçimindedir. Sonucu önceden belli olmayan bir keşif sürecini anlatabilir; ancak tam tonu nesneye ve bağlama bağlıdır.
Alıştırma
Belirli bir plan olmadan bir şeyi rahatça denemek anlamına gelen, burada öğrendiğiniz gündelik fiil öbeğiyle cümleyi tamamlayın: On weekends, Maya likes ____ new smoothie recipes.
Cevabı göster
messing around with
and within a year he was selling nine servings a day,
0:52ve bir yıl içinde günde dokuz porsiyon satmaya başlamıştı,
around 1.9 billion servings of Coke are sold daily.
0:56günde yaklaşık 1,9 milyar porsiyon Coke satılıyor.
That's more than a quarter of the world's 7.5 billion people
1:00Bu, dünyadaki 7,5 milyar insanın dörtte birinden fazlasının
guzzling: hızlı ve aşırı miktarda içmek
Guzzling, çok hızlı, büyük bir istekle veya büyük miktarlarda içmek demektir. Buradaki -ing biçimi insanların ne yaptığını anlatır. Burada tarafsız drinking yerine canlı ve gündelik bir seçimdir. Günlük dev tüketimin aşırı görünmesini sağlar ve abartılı ya da eleştirel bir ton ekler.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin çok hızlı veya büyük miktarda içtiğini göstermek için guzzling sözcüğünü doğal biçimde kullanıyor?
- After the long hike, they were guzzling water straight from their bottles.
- At the tasting, he was guzzling the juice slowly in careful little sips.
- The lab report neutrally recorded that each participant guzzled 20 milliliters.
Cevabı göster
After the long hike, they were guzzling water straight from their bottles.
marketing stunt: dikkat çekmek için tasarlanmış bir tanıtım eylemi
Bir marketing stunt, insanların bir ürünü, markayı veya şirketi fark edip onun hakkında konuşmasını sağlamak amacıyla planlanan alışılmadık ya da çarpıcı bir eylemdir. Buradaki stunt, film için yapılan tehlikeli bir gösteri değil, tanıtım amaçlı bir harekettir. Gizli formülü bir marketing stunt olarak adlandırmak, formülün gizeminin reklam yaratmak için bilinçli biçimde kullanıldığını düşündürür.
Alıştırma
Hangi durum en iyi marketing stunt olarak tanımlanır?
- Bir şirket, insanların ürün hakkında konuşması için ürünün çevresinde sahte bir gizem yaratır.
- Bir film ekibi, tehlikeli bir araba atlayışı için eğitimli bir sürücü kullanır.
- Bir mağaza stok sistemini sessizce günceller.
Cevabı göster
Bir şirket, insanların ürün hakkında konuşması için ürünün çevresinde sahte bir gizem yaratır.
on the inside: içeriden biri olarak bilgiye erişmek
On the inside, bir kuruluşun veya grubun içinde bulunmayı ve dışarıdakilerin sahip olmadığı bilgilere erişebilmeyi anlatan bir deyimdir. Yalnızca fiziksel bir konumu değil, içeriden biri olma durumunu veya içerideki bir bağlantıyı ifade eder. Bu cümlede the very few people on the inside, gizli formülü bilen ve şirketin güvendiği çok az sayıdaki içeriden kişidir.
Alıştırma
Bu cümlede on the inside neyi ima ediyor? Maya had a friend on the inside at the museum, so she learned about the schedule before it was public.
- Arkadaşı o sırada müzenin içinde duruyordu.
- Arkadaşı müzenin iç duvarlarını süsleme işinde çalışıyordu.
- Müzenin kamuya açık olmayan bilgilerine erişebilen güvenilir bir bağlantısı vardı.
Cevabı göster
Müzenin kamuya açık olmayan bilgilerine erişebilen güvenilir bir bağlantısı vardı.
Coke actually labels each ingredient as a merchandise
1:25Coke aslında her bir malzemeyi bir ticari eşya olarak etiketliyor
the hidden ingredients and they were a mix of oils
1:47gizli bileşenleri bulduğunu ve bunların yağların bir karışımı olduğunu belirtti;
Neroli is an essential oil from the orange tree.
1:55Neroli, portakal ağacından elde edilen uçucu bir yağdır.
the drink did at one point contain cocaine, Kalıp ifadeler
1:58içecek bir zamanlar kokain içeriyordu,
Belirtilmemiş geçmiş bir dönem için at one point
Bu cümlede at one point, geçmişte tam olarak belirtilmeyen bir zaman veya aşamada demektir. İçeceğin tarihinde bir dönem kokain içerdiğini, kesin bir tarih vermeden anlatır. Bu ifade, daha uzun bir zaman çizgisindeki tek bir aşamayı işaretler. Burada point bir yer veya görüş değil, bir zaman ya da aşama anlamındadır.
Alıştırma
Binanın geçmişinde bu kullanımın belirtilmemiş bir dönemde gerçekleştiğini göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The building was _____ a train station.
- on one point
- at that point
- at one point
Cevabı göster
at one point
it only contained 1/400 of a grain of cocaine
2:04içinde sadece 1/400 grain ölçüsünde kokain bulunuyordu
That is not enough to make a person high, Dilbilgisi
2:08Bu, bir insanı kafayı buldurmaya yetecek bir miktar değil,
not enough to make + nesne + sıfat
Not enough to make, bir miktarın veya derecenin bir sonucu ortaya çıkarmak için gereken en düşük seviyenin altında olduğunu gösterir. Burada That çok küçük bir miktara gönderme yapar; bu nedenle o miktar sonraki etkiyi oluşturamaz. Kalıp not enough to + fiilin yalın hâlidir. make a person high ifadesinde make ettirgen anlamdadır: a person nesnedir; high ise fiziksel yüksekliği değil, uyuşturucudan etkilenme sonucunda oluşan durumu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için not, enough ve make sözcüklerini doğru sırada kullanın: One tiny heater is ____ the whole room warm.
Cevabı göster
not enough to make
11 years before cocaine was actually made illegal in the USA. Kalıp ifadeler
2:12kokainin ABD'de yasa dışı ilan edilmesinden tam 11 yıl önce.
made illegal: hukuki durumda değişiklik
Burada made, “üretilmiş” anlamına gelmez. Made illegal, make something illegal yapısının edilgen biçimidir: Bir yasa veya yetkili kurum; bir faaliyeti, ürünü ya da maddeyi yasalara aykırı hâle getirir. Cümlede değişiklikten etkilenen şey özne konumundadır: cocaine was made illegal. Bu yapı, hukuki durumdaki değişikliğe odaklanır; değişikliği yapan kişi, kurum veya yasa belirtilmeyebilir.
Alıştırma
“Yasayla artık izin verilmeyen hâle getirildi” anlamındaki, derste geçen iki kelimelik edilgen ifadeyle tamamlayın: After the new law passed, selling the product was ____.
Cevabı göster
made illegal
it was the drink's selling point with its creator, Kalıp ifadeler
2:16içeceğin yaratıcısı için satış noktası buydu,
Prior to that: daha önceki bir zamana gönderme
Prior to that, “ondan önce” anlamına gelir. That, hemen önce belirtilen olaya veya zamana gönderme yapar; böylece ifade zaman çizgisini daha önceki bir aşamaya taşır. Cümlenin başında Prior to that, resmî bir zaman bağlantısı görevi görür. Prior to yapısından sonra bir isim öbeği veya zamir gelir; virgül de baştaki bağlantıyı ana cümleden ayırır.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen resmî zaman bağlantısıyla tamamlayın: The library reopened in May. ____, it had operated from a temporary building.
Cevabı göster
Prior to that
saying that Coke was a most wonderful invigorator
2:19Coke'un en harika canlandırıcı olduğunu söylüyordu
selling point: satışta öne çıkan özellik
Selling point, bir ürünü, hizmeti veya fikri insanlar için çekici kılan özellik ya da avantajdır. “Birisi bunu neden seçsin?” sorusuna cevap verir. the drink's selling point ifadesinde iyelik yapısı, bu çekici özelliği içeceğe bağlar. Bu cümlede, içeceğin sahip olduğu iddia edilen uyarıcı etki, yaratıcısı tarafından tanıtıma yardımcı olabilecek bir avantaj olarak görülmüştür.
Alıştırma
Cümleyi, alıcıları çeken bir özelliği anlatan iki sözcüklü İngilizce iş terimiyle tamamlayın: The camera's light weight is its biggest ____.
Cevabı göster
selling point
but Coke's marketing strategy is still often related
2:23ancak Coke'un pazarlama stratejisi genellikle hâlâ
a lust for life: yaşama tutkusu
a lust for life kalıplaşmış ifadesinde lust mecazidir: hayatı dolu dolu yaşama, deneyimlerden keyif alma ve etkin kalma konusunda çok güçlü bir istek anlamına gelir. İfade normalde olumludur. Burada Coca-Cola'nın pazarlamasıyla bağlantılı enerjik imgeyi anlatır. Anlatılan şey yaşama duyulan coşkudur; sexiness ise listedeki ayrı bir unsurdur.
Alıştırma
Cümleyi “yaşamaya karşı güçlü coşku” anlamına gelen dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Even after a difficult year, Leo still had ____ and planned a long bike trip.
Cevabı göster
a lust for life
There are 9 grams of sugar in every 100 grams of the drink.
2:30İçeceğin her 100 gramında 9 gram şeker bulunuyor.
But we all know how much people like to overdose on Coke. Deyimler
2:36Ancak insanların kolayı fazla kaçırmayı ne kadar sevdiğini hepimiz biliyoruz.
Kasıtlı bir abartı olarak overdose on
Tıbbi ve gerçek anlamıyla overdose on, bir maddeden ciddi zarara yol açacak veya böyle bir risk yaratacak kadar fazla almak demektir. Bu cümlede, insanların çok fazla kola içtiğini anlatmak için mecazi anlamda kullanılmıştır. Tıbbi sözcük kullanımı, aşırı tüketimi tehlikeli derecede uç bir davranış gibi göstererek kara mizah ve eleştiri yaratır. Cümle, tıbben doğrulanmış bir aşırı doz olayını bildirmez.
Alıştırma
Örnekte overdose on ne anlama geliyor?
- Tam olarak önerilen miktarda kola içmek.
- Kasıtlı bir abartıyla çok fazla kola içmek.
- Kolayı ilk kez denemek.
Cevabı göster
Kasıtlı bir abartıyla çok fazla kola içmek.
almost double the recommended daily dose. Dilbilgisi
2:42bu, önerilen günlük dozun neredeyse iki katıdır.
almost double the recommended daily dose: önerilen günlük dozun neredeyse iki katı
Almost double the recommended daily dose, önerilen günlük miktarın iki katına yakın ama yine de iki katından az demektir. Almost, sayının yaklaşık olduğunu gösterir; dolayısıyla ifade tam olarak iki kat anlamına gelmez. almost double + isim öbeği yapısında double, karşılaştırma ölçütü olan isim öbeğinin hemen önüne gelir: almost double the price, almost double the time. Bu yapıda double sözcüğünden sonra than eklemeyin.
Alıştırma
Onarımın beklenen sürenin iki katına yakın, ancak iki katından az sürdüğünü belirten doğal cümleyi seçin.
- The repair took almost double the expected time.
- The repair took slightly less than the expected time.
- The repair took exactly double the expected time.
Cevabı göster
The repair took almost double the expected time.
A large Coke at McDonald's contains about 77 grams of sugar.
2:50McDonald's'taki büyük boy bir kola yaklaşık 77 gram şeker içeriyor.
but that didn't affect 7-Eleven's monstrous portions.
2:58ancak bu kural 7-Eleven'ın devasa porsiyonlarını etkilemedi.
sugary drinks portion cap rule: boyut sınırı, yasak değil
Buradaki sugary drinks portion cap rule, “şekerli içeceklerin tek porsiyonuna azami boyut getiren bir politika” anlamındaki birleşik bir isim öbeğidir. Cap üst sınır, rule ise bağlayıcı bir kural demektir. Bu kural, belirli işletmelerin sunabileceği porsiyonları sınırlıyordu; şekerli içecekleri her yerde yasaklamıyordu. Bu ayrım, bazı satıcıların neden etkilenmemiş olabileceğini açıklar.
Alıştırma
“a sugary drinks portion cap rule” ne yapar?
- Bir kural koymadan yalnızca daha az şeker tüketilmesini önerir.
- Şekerli içeceklerin tek porsiyonuna azami boyut getirir.
- Her yerde tüm şekerli içecekleri yasaklar.
Cevabı göster
Şekerli içeceklerin tek porsiyonuna azami boyut getirir.
which were prohibited from serving sugary drinks Dilbilgisi
3:02ki onların şekerli içecek servis etmesi yasaklandı
were prohibited from serving: resmî be prohibited from + -ing yapısı
were prohibited from serving ifadesinde were prohibited edilgen yapıdadır: bir kural veya yetkili makam, restoranların belirli bir eylemi yapmasını yasaklamıştır. Kısıtlanan grup restoranlar, yasaklanan eylem ise 16 onstan büyük şekerli içecekler sunmaktır. be prohibited from + isim veya -ing biçimi kullanılır. from sonrasında serve değil, serving denir. be fiilinin zamanı ve biçimi değişebilir: is prohibited, were prohibited, will be prohibited.
Alıştırma
Resmî kuralı be prohibited from + -ing ile tamamlayın: Visitors ____ photographs inside the archive.
Cevabı göster
are prohibited from taking
the sugar drink conglomerates opposed the bill,
3:06şekerli içecek holdingleri tasarıya karşı çıktı,
would lose out on those great deals. Öbek fiiller
3:10bu harika fırsatları kaçıracaklarını belirterek.
lose out on: bir faydayı kaçırmak
Lose out on something, mevcut ya da beklenen bir faydayı, fırsatı veya avantajlı bir teklifi elde edememek demektir. Bu cümlede şirketler, düşük gelirli ailelerin büyük içeceklerle ilgili avantajlı fırsatlardan artık yararlanamayacağını ileri sürüyor. Bir şeyi kaybetmek anlamındaki lose ifadesinden farklı olarak lose out on, bir faydayı alamamanın yarattığı dezavantajı vurgular. On'dan sonra kaybedilen fiziksel bir nesne değil, elde edilemeyen fayda veya fırsat gelir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi tamamlamak için en doğal seçeneği seçin: If the discount ends tomorrow, many riders may ...。
- lose track of the cheaper fare
- lose out on the cheaper fare
- lose the cheaper fare
Cevabı göster
lose out on the cheaper fare
You could of course splurge and buy three separate drinks.
3:12Tabii ki paraya kıyıp üç ayrı içecek de satın alabilirdiniz.
the biggest drinks out there are these in order:
3:15piyasadaki en büyük içecekler sırasıyla şunlar:
That is more than eight times more sugar Dilbilgisi
3:33Bu, sekiz katından daha fazla bir şeker miktarı demektir,
than what doctors say is safe to consume each day.
3:35doktorların her gün tüketilmesi güvenli dediği miktarın.
more than eight times more sugar than: belirsiz bir çarpan karşılaştırması
More than eight times more sugar than, içecekte güvenli miktardan çok daha fazla şeker bulunduğunu vurgulamaya çalışan bir karşılaştırmadır. Bu cümlede anlatılmak istenen, toplam şeker miktarının doktorların her gün güvenli bulduğu miktarın sekiz katından fazla olmasıdır. Ancak times more than iki şekilde yorumlanabilir. Katı bir yoruma göre eight times more, ilk miktara sekiz miktar daha eklemek, yani toplamın dokuz katı anlamına gelebilir. Günlük konuşmada ise insanlar bunu çoğu zaman toplamın sekiz katı anlamında kullanır. Kesin çarpan önemliyse more than eight times as much sugar as kullanın.
Alıştırma
İngilizce cümleyi tamamlamak için en açık ve doğru seçeneği seçin: The new battery stores ...。
- more than eight times more energy than the old battery
- more than eight times as many energy as the old battery
- more than eight times as much energy as the old battery
Cevabı göster
more than eight times as much energy as the old battery
Maybe if you just drank Coke and nothing else,
3:37Belki sadece kola içip başka hiçbir şey içmeseydiniz,
but what effect would it have on the body? Kalıp ifadeler
3:41ama bunun vücut üzerinde nasıl bir etkisi olurdu?
What effect would it have on ...?: etkisini sormak
What effect would it have on + isim/zamir? olası bir eylemin, olayın veya durumun bir kişi ya da şey üzerinde ne gibi sonuçlar doğuracağını sorar. Burada it, yalnızca kola içip bu kadar şeker tüketme varsayımını, the body ise etkilenen şeyi ifade eder. Bu yapıda effect bir isimdir: have an effect on something. Would, durumun hayalî veya varsayımsal olduğunu gösterir. Bu kalıp sağlık, planlar, politikalar veya teknoloji hakkında soru sormak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Soruyu hedef kalıpla tamamlayın. The city may close this road. What ____ local traffic?
Cevabı göster
effect would it have on
nothing but + isim: yalnızca o ve başka hiçbir şey
Nothing but + isim, yalnızca o şeyin bulunduğu ve başka hiçbir şeyin olmadığı anlamına gelir. Cümlede depoda sadece stock vardır. Stock, kullanılmak veya satılmak üzere saklanan malları; bu hayalî durumda ise kola stokunu ifade eder. Burada but, “ama” değil “dışında” anlamındadır. Bu ifade only sözcüğünden daha vurguludur ve sınırlamayı çoğu zaman aşırı ya da dramatik gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “yalnızca ve başka hiçbir şey değil” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın. After the storm, the cupboard held ____ canned beans.
Cevabı göster
nothing but
As you can imagine, ...: kolayca tahmin edilebilen bir sonucu sunmak
As you can imagine, dinleyiciye sıradaki düşüncenin az önce anlatılanlardan kolayca çıkarılabileceğini bildiren bir söylem ifadesidir. Dinleyiciyi şaşırtıcı bir sonuca değil, beklenebilir bir sonuca hazırlar. Burada depo durumunu dişlerin çürümeye başlaması gibi öngörülebilir bir sonuca bağlar. Dinleyiciden gerçekten zor bir hayal kurmasını istemez; çoğu zaman yalnızca bu sonucun kolayca tahmin edilebileceği anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede As you can imagine neyi ifade ediyor?
- Sıradaki sonucun tamamen beklenmedik olduğunu belirtir.
- Dinleyiciden ilgisiz bir hayalî sahne oluşturmasını ister.
- Dinleyicinin bağlamdan kolayca tahmin edebileceği bir sonucu tanıtır.
Cevabı göster
Dinleyicinin bağlamdan kolayca tahmin edebileceği bir sonucu tanıtır.
The acid content in the Coke would destroy the enamel
3:50Kolanın içindeki asit mineleri tahrip ederdi
on your teeth and the sugar would soon lead to cavities. Kalıp ifadeler
3:52dişlerinizdeki ve şeker de kısa sürede çürüklere yol açardı.
lead to: bir şeyin sonuca neden olduğunu göstermek
Lead to, bir sonuca neden olmak veya bir sonuç üretmek anlamına gelen bir fiil öbeğidir. To kelimesinden sonraki isim öbeği sonucun ne olduğunu gösterir: the sugar would soon lead to cavities ifadesinde sonuç cavities'tir. Bu cümlede sugar nedendir, cavities ise sonuçtur. Bu ifade neden-sonuç bağlantısını anlatır; bir yere doğru fiziksel hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümleyi doğru şekilde tamamlayan ifade hangisidir? Regular practice can ____ better balance.
- lead
- lead to
- led to
Cevabı göster
lead to
all that high-fructose corn syrup you are consuming
4:05tükettiğiniz onca yüksek fruktozlu mısır şurubu
It also said you would be at risk of getting cardiovascular disease. Kalıp ifadeler
4:09Ayrıca kalp-damar hastalığına yakalanma riskinizin olacağını da belirtiyordu.
be at risk of getting: olası zararlı bir sonuç
Be at risk of + isim ya da -ing biçimi, istenmeyen bir sonucun gerçekleşmesi için gerçek bir olasılık bulunduğunu anlatır. Burada getting cardiovascular disease gelecekteki olası bir sonuçtur; konmuş bir teşhis değildir. Kalıp be at risk of + isim/-ing biçimidir: be at risk of injury; be at risk of developing an illness. Bir tehlike bulunduğunu gösterir, ancak sonucun kesin olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle zararlı bir sonucun mümkün olduğunu, fakat mutlaka gerçekleşmiş olmadığını söyler?
- Workers without ear protection already have hearing loss.
- Workers without ear protection are at risk of developing hearing loss.
- Workers without ear protection will definitely develop hearing loss.
Cevabı göster
Workers without ear protection are at risk of developing hearing loss.
one super fit guy from Los Angeles named George Prior
4:13Los Angeles'tan George Prior adında süper fit bir adam
Believe it or not, şaşırtıcı bir gerçekten önce
Believe it or not, konuşanın şaşırtıcı ya da inanılması güç görüneceğini düşündüğü bilgiden önce gelen bir söylem belirtecidir. Anlamı şudur: Bu sizi şaşırtabilir, ama gerçektir. Ana iddiadan önce kısa bir merak ve beklenti oluşturur. Bu cümlede adamın fit olmasıyla aşırı miktarda kola içtiği deney arasındaki karşıtlığı vurgular; normalde dinleyenin dürüstlüğünü sorgulamaz.
Alıştırma
Şaşırtıcı ama gerçek bir bilgiyi tanıtan söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: ____, our quiet neighbor once toured with a rock band.
Cevabı göster
Believe it or not
the British press said he put on 28 pounds. Öbek fiiller
4:21İngiliz basını onun 28 pound (yaklaşık 12,7 kilo) aldığını söyledi.
put on + alınan kilo miktarı
Bu kilo bağlamında put on, “almak” veya “kilo almak” anlamına gelir. Nesne olan 28 pounds, vücut ağırlığının ne kadar arttığını belirtir; ağırlık birimi bu anlamı açık hâle getirir. Yapı put on + alınan kilo miktarıdır; put on five pounds buna bir örnektir. Put on kıyafetlerle kullanıldığında “giymek” anlamına da gelebilir, ancak burada bu anlamda değildir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrenilen ve “kilo almak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Over the holidays, Mia ____ six pounds.
Cevabı göster
put on
love handles, a pot belly ve man boobs
Love handles belin iki yanındaki fazla yağları anlatır. A pot belly öne doğru çıkan yuvarlak bir göbektir. Man boobs ise bir erkeğin göğsündeki fazla yağ veya meme benzeri doku için kullanılan alaycı ve gündelik bir etikettir. Bu üçlü liste, vücudunun nasıl değiştiğini doğrudan ve abartılı bir biçimde gösterir. Bunlar kesin tıbbi tanımlar değil, günlük etiketlerdir.
Alıştırma
Hangi seçenek üç ifadeyi de doğru açıklar?
- love handles = kollardaki yağ; a pot belly = geçici mide ağrısı; man boobs = erkek göğsü için tarafsız bir tıbbi terim
- love handles = çıkık göbek; a pot belly = belin iki yanındaki yağ; man boobs = güçlü göğüs kasları
- love handles = belin iki yanındaki yağ; a pot belly = yuvarlak ve çıkık göbek; man boobs = bir erkeğin göğsündeki fazla yağ için kullanılan alaycı ve gündelik terim
Cevabı göster
love handles = belin iki yanındaki yağ; a pot belly = yuvarlak ve çıkık göbek; man boobs = bir erkeğin göğsündeki fazla yağ için kullanılan alaycı ve gündelik terim
He also said his blood pressure went up Öbek fiiller
4:28Ayrıca tansiyonunun da fırladığını söyledi;
Sayısal artışı anlatan went up
Bu cümlede went up, go up ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve arttı ya da yükseldi anlamına gelir. Tansiyon ölçümü daha yüksek bir değere çıkmıştır; fiziksel olarak yukarı hareket etmeyi anlatmaz. from A to B kalıbı başlangıç ve bitiş değerlerini verir. go up bu anlamda fiyatlar, sıcaklıklar, oranlar, puanlar ve diğer ölçümlerle kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi arttı anlamındaki iki sözcüklü geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: The room temperature ____ from 20°C to 24°C.
Cevabı göster
went up
health problems like diabetes and heart disease
4:36diyabet ve kalp hastalığı gibi sağlık sorunlarından
Yöntem bildiren by just stopping sugar
Burada by + -ing, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi anlatır. By just stopping sugar, insanların kendilerine nasıl yardımcı olabileceği sorusunu yanıtlar: yöntem şeker tüketimini bırakmaktır. Just, konuşanın bu adımı basit ya da yeterli gördüğü anlamını ekler. Bu bağlamda stopping sugar, şeker tüketimini bırakmak ya da büyük ölçüde azaltmak anlamına gelen kısaltılmış bir ifadedir.
Alıştırma
Yöntem ifadesini by + follow fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nina found the museum ____ the signs.
Cevabı göster
by following
and their lobbying arms would be hard to stop. Deyimler
4:43ve onların lobi kollarını durdurmanın zor olacağını da itiraf etti.
Kurumsal birimler anlamındaki lobbying arms
Lobbying arms ifadesindeki arms, daha büyük bir yapının gücünü genişleten departmanlar veya bağlı kuruluşlar için kullanılan bir benzetmedir. Lobbying niteleyicisi bu birimlerin görevini belirtir: hükümet kararlarını veya kamu politikasını etkilemeye çalışmak. Bu cümlede ifade, şirketlerin örgütlü lobi faaliyetlerini anlatır; insan kollarını veya silahları anlatmaz. arm sözcüğünün bu kullanımı, the research arm of a company örneğinde olduğu gibi, bir kuruluşun uzmanlaşmış bir kolunu belirtirken yaygındır.
Alıştırma
"The bank's lobbying arm contacted lawmakers," cümlesinde lobbying arm ne anlama gelir?
- Bankaya ait bir silah grubu
- Kamu politikasını etkilemeye çalışan bir departman veya bağlı kuruluş
- Bir yöneticinin fiziksel kolu
Cevabı göster
Kamu politikasını etkilemeye çalışan bir departman veya bağlı kuruluş
Back to + konu: sapmadan sonra konuya dönmek
Back to + konu, konuşmacının bir sapmayı bitirip daha önceki bir konuya döndüğünü dinleyicilere bildiren kısa bir geçiştir. Önceki ana konuyu yeniden odağa getirerek konuşmayı düzenler. Bu, eksiltili bir ifadedir: Back to our Coke binge, açıkça belirtilmiş bir öznesi veya fiili olmasa da tek başına doğal biçimde kullanılabilir. Burada our Coke binge, yeniden ele alınan konunun adıdır; binge ise kısa sürede çok miktarda tüketmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi önceki konuya dönmeyi sağlayan iki sözcüklü geçişle tamamlayın: ____ the schedule—when should we start?
Cevabı göster
Back to
we'd start aging rapidly as well as putting on pounds Kalıp ifadeler
4:49kilo almanın yanı sıra hızla yaşlanmaya da başlardık
as well as: ilişkili ikinci bir sonucu eklemek
as well as, ilk öğeye bağlı başka bir öğe ekleyen bir bağlayıcıdır. Bu cümlede aging rapidly ilk sonuçtur; putting on pounds and losing teeth ise eklenen başka bir sonuçtur. Bağlanan bölümlerde birbirine paralel -ing biçimleri kullanılır: aging, putting ve losing. Bu ifade genellikle ilk öğeyi ana odak olarak bırakırken ikinci öğeyi ekler.
Alıştırma
İlişkili ikinci bir noktayı ekleyen bağlacı seçin: The course teaches basic budgeting ___ useful saving habits.
- instead of
- because
- despite
- as well as
Cevabı göster
as well as
The same study says that we'd feel really hungry
4:52Aynı çalışma gerçekten aç hissedeceğimizi söylüyor
We might even start gnawing at the crates in the warehouse.
4:57Depodaki kasaları bile kemirmeye başlayabilirdik.
is from people just drinking too many sugary drinks.
5:05sadece çok fazla şekerli içecek içen insanlardan kaynaklandığını göstermiştir.
Another article explains that one woman drank 2 liters of soda
5:07Başka bir makale bir kadının 2 litre gazlı içecek içtiğini anlatıyor
put her in the hospital: hastaneye yatmasına neden olmak
put her in the hospital, kelimesi kelimesine olmayan bir neden-sonuç ifadesidir. Nedeni Her addiction, yani bağımlılığıdır; sonuç ise kadının ciddi biçimde hastalanıp hastanede tedavi görmesi gerektiğidir. Bu ifade genellikle birinin onu fiziksel olarak binanın içine koyduğu veya yatış işlemlerini bizzat yaptığı anlamına gelmez. İfade, ciddi sonuca vurgu yapar.
Alıştırma
Bu cümlede put her in the hospital ne anlama geliyor? Her addiction put her in the hospital.
- onu rutin bir randevuya götürdü
- hastanede tedavi görmesine neden oldu
- onu fiziksel olarak hastanenin içine koydu
- evde iyileşmesine yardım etti
Cevabı göster
hastanede tedavi görmesine neden oldu
fainting spells and potassium deficiency. Kalıp ifadeler
5:17bayılma nöbetleri ve potasyum eksikliği çekiyordu.
fainting spells: kısa süreli bilinç kayıpları
Fainting spells, birinin bayılıp kısa süreliğine bilincini kaybettiği kısa nöbetler anlamına gelir. Burada spells çoğuldur çünkü sorun birden fazla kez yaşanmıştır. Sağlıkla ilgili anlatımlarda spell, bir durumun kısa sürdüğü dönem veya tek bir nöbet anlamına gelir. Bu ifadede büyü ya da kelimeyi harf harf söyleme anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve tekrarlanan kısa süreli bilinç kayıpları anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After skipping breakfast, he had two ____ at school.
Cevabı göster
fainting spells
You can only imagine what a Coke-only diet would do to us. Dilbilgisi
5:19Sadece koladan oluşan bir diyetin bize neler yapacağını ancak hayal edebilirsiniz.
what ... would do to us: dolaylı soruda sözcük sırası
what a Coke-only diet would do to us sözleri, imagine fiilinden sonra gelen dolaylı soru yan cümlesini oluşturur. Böyle bir beslenme düzeninin insanlar üzerinde yaratabileceği etki veya sonuçları sorar. Bu soru daha büyük bir cümlenin içinde olduğu için düz cümle sırasını kullanır: what + özne + would + fiil. Doğrudan soru ise What would a Coke-only diet do to us? olurdu.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayan doğru dolaylı soruyu seçin: Can you imagine ___?
- what would this change do to our team
- what this change would do to our team
Cevabı göster
what this change would do to our team
Research has shown that just reducing the amount of sugar Anlatım akışı
5:22Araştırmalar sadece şeker miktarını azaltmanın bile
in drinks could prevent over a million cases of obesity.
5:24içeceklerde, bir milyondan fazla obezite vakasını önleyebileceğini göstermiştir.
Research has shown that: araştırma destekli bir sonucu sunmak
Research has shown that, ardından gelen sonucu konuşanın kişisel görüşü olarak değil, mevcut araştırmalarla desteklenen bir bilgi olarak sunar. Dil bilgisi açısından research öznedir, has shown present perfect yapıdadır ve that araştırma bulgusunu başlatır. Bu kalıp önce kanıtın kaynağını, sonra bulguyu vererek bilgiyi düzenler. Araştırma desteği bulunduğunu gösterir; ancak araştırmanın ne kadar güçlü, güncel veya güvenilir olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki kanıt sunma ifadesiyle tamamlayın: ____ getting enough sleep can improve concentration.
Cevabı göster
Research has shown that
What does the World Health Organization say about this?
5:27Dünya Sağlık Örgütü bu konuda ne diyor?
obesity and tooth decay,"
5:36obezite ve diş çürümesi riskini azalttığına dair sağlam kanıtlarımız var,"
keeping intake of free sugars to less than 10%: bir üst sınır belirlemek
Burada keeping, bir şeyi saklamak değil, bir miktarı kontrol etmek veya belli bir düzeyde tutmak anlamına gelir. -ing yan cümlesi, belirtilen riskleri azaltan eylemi adlandırır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp keep + miktar veya alım + to + sınır biçimindedir. Less than 10%, %10’un altında bir üst sınır belirler ve bu cümlede yüzdenin ölçütü toplam enerji alımıdır.
Alıştırma
Hangi cümle son alım miktarının toplam enerji alımının %10’undan az kalması gerektiği anlamına gelir?
- Reduce intake of free sugars by 10%.
- Keep intake of free sugars to less than 10% of total energy intake.
- Reduce intake of free sugars to 10% of total energy intake.
Cevabı göster
Keep intake of free sugars to less than 10% of total energy intake.
free sugars: beslenmedeki “serbest şekerler”
“Free sugars” (“serbest şekerler”), beslenme ve halk sağlığı alanında kullanılan bir terimdir. Yiyecek veya içeceklere eklenen şekerlerin yanı sıra balda, şuruplarda, meyve sularında ve meyve suyu konsantrelerinde doğal olarak bulunan şekerleri de kapsar. Buradaki free bir kategorinin adıdır; “ücretsiz”, “sınırsız” veya “şekersiz” anlamına gelmez. Bu terim, yiyeceklerdeki bütün şekerleri kapsamaz. Bütün meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunan şekerler ile sütte doğal olarak bulunan laktoz genellikle bu kategorinin dışındadır. Cümlede free sugars, tüketim sınırının uygulandığı belirli şeker türünü gösterir.
Alıştırma
Bir beslenme önerisinde “free sugars” neyi ifade eder?
- Yiyecek veya içeceklere eklenen şekerler ile bal, şurup ve meyve sularındaki şekerler
- Hiç şeker içermeyen yiyecek ve içecekler
- Herhangi bir yiyecekte doğal olarak bulunan her tür şeker
Cevabı göster
Yiyecek veya içeceklere eklenen şekerler ile bal, şurup ve meyve sularındaki şekerler
reduces the risk of: bir sonucu daha az olası kılmak
“Reduces the risk of”, zararlı veya istenmeyen bir sonucun gerçekleşme olasılığını azaltmak anlamına gelir. Yapı reduce the risk of + isim veya -ing biçimidir: reduces the risk of tooth decay; reduces the risk of getting hurt. Bu ifade garanti değil, daha düşük bir olasılık anlatır. Cümledeki kanıtlar, serbest şekerleri sınırlamanın aşırı kilo, obezite ve diş çürüğünü daha az olası hâle getirdiğini söyler; bu sınırın onları her durumda tamamen önlediğini iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için “reduce the risk of” ifadesinin doğru biçimini kullanın: Wearing a helmet ____ head injury.
Cevabı göster
reduces the risk of
a big deal: önemli veya kayda değer bir şey
Bu cümlede a big deal, önemli, ciddi veya etkili bir şeyi ifade eder. Burada bir deyimdir; deal, ticari bir anlaşma anlamına gelmez. Bu ifade, bir şeyin ne kadar önemli olduğunu değerlendirir. Burada şeker politikalarının politikaları ve sağlığı etkileyecek kadar güçlü olduğu anlatılır.
Alıştırma
Olayın çok önemli olduğunu göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Winning the national robotics contest was ___ for our small school.
- a deal
- a good deal of
- a big deal
Cevabı göster
a big deal
the bottom line: belirleyici sonuç veya etken
The bottom line başlangıçta bir mali tablodaki son rakamı ifade eder. Daha geniş anlamıyla nihai sonuç, çıkarım veya en önemli pratik etken demektir. Bu cümlede iş dünyası bağlamı, en güçlü yorumun “kâr” olmasını sağlar. Eleştirmenlerin anlatmak istediği, kâra toplum sağlığından daha fazla önem verildiğidir; ifade fiziksel olarak alttaki bir çizgiyi veya yalnızca ahlaki bir sınırı anlatmaz.
Alıştırma
“The bottom line is that we cannot afford the project,” cümlesinde the bottom line neyi sunar?
- Belirleyici pratik sonuç
- Projeyi bitirmek için en son zaman
- Kimsenin aşamayacağı bir sınır
Cevabı göster
Belirleyici pratik sonuç
in the UK politicians knew this and tried
5:52Birleşik Krallık'ta politikacılar bunu biliyordu ve denediler
obesity in the country by taxing sugar higher.
5:55şekeri daha yüksek vergilendirerek ülkedeki obeziteyi.
come up with: bir fikir düşünüp ortaya çıkarmak
Bu cümlede come up with, “düşünüp ortaya çıkarmak” anlamına gelir. Siyasetçiler bir şeye doğru hareket etmeye değil, bir yöntem veya plan oluşturmaya çalışıyor. Yapı come up with + oluşturulan ya da önerilen şey şeklindedir. Yaygın nesneler arasında an idea, a plan, an answer ve a solution bulunur.
Alıştırma
“Düşünmek veya oluşturmak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: We need to ____ a simple plan before Friday.
Cevabı göster
come up with
a way to reduce: way + to-infinitive yapısı
Burada a way to reduce, “azaltmak için bir yöntem” anlamına gelir. Way ismi yöntemi belirtir; to-infinitive yapısındaki to reduce ise yöntemin hedefini veya mümkün kıldığı eylemi gösterir. Bir yöntemi doğrudan amacına bağlamak için a way to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın: a way to save time, a way to solve the problem.
Alıştırma
a way + to-infinitive yapısını ve reduce fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: The school is looking for a way ____ food waste.
Cevabı göster
to reduce
by as much as 50%: değişim miktarı ve üst sınır
reduce the sugar by... ifadesinde by, son düzeyi değil değişimin miktarını belirtir. by 50% şeklindeki bir azalma, ilk miktarın yarısının çıkarılması demektir. as much as, %50’yi bildirilen üst sınır olarak vurgular. Bazı azalmalar daha küçük olabilir; hepsinin tam olarak %50 olduğu söylenmez. Birlikte by as much as 50%, azalmanın %50’ye kadar çıktığı anlamına gelir.
Alıştırma
Bir raporda "The company cut packaging by as much as 40%." yazıyor. Bu ne anlama gelir?
- Bazı durumlarda azalma %40’a kadar ulaştı.
- Artık her paket, ilk malzeme miktarının tam olarak %40’ını kullanıyor.
- Şirket her durumda malzeme miktarını ilk miktarın en fazla %40’ına indirdi.
Cevabı göster
Bazı durumlarda azalma %40’a kadar ulaştı.
Will this video get you to reduce your intake? Dilbilgisi
6:12Bu video tüketiminizi azaltmanızı sağlayacak mı?
get you to reduce: get + kişi + to + fiil
Burada get, almak anlamına gelmez. get + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişinin bir şeyi yapmasını sağlamak veya onu buna ikna etmek demektir. this video etkileyen unsur, you eylemi yapan kişi, reduce ise eylemdir. Will this video get you to reduce your intake? sorusu, videoyu izlemenin davranışınızı gerçekten değiştirip değiştirmeyeceğini sorar. to, reduce önündeki mastar yapısının parçasıdır.
Alıştırma
“Yapmasını sağladı veya ikna etti” anlamındaki kalıbı tamamlamak için get fiilinin geçmiş zamanını kullanın: The coach's message ____ me to practice every day.
Cevabı göster
got
Let us know: nazikçe bilgi veya geri bildirim isteme
“Let us know” ifadesiyle konuşmacı, dinleyicileri konuşmacının grubuna bir cevap, görüş veya başka bir bilgi vermeye nazikçe davet eder. Bu cümlede “in the comments”, bu geri bildirimin nereye yazılacağını belirtir. Burada let us know, “lütfen bize söyleyin” anlamına gelir; sözcüğü sözcüğüne bir izin isteği değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp let + nesne zamiri + know şeklindedir: bilgi yalnızca konuşmacıya verilecekse me, konuşmacının ekibine veya grubuna verilecekse us kullanılır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi let + nesne zamiri + know yapısıyla tamamlayın. Bilgi konuşmacının tüm ekibine ulaşmalıdır: If your plans change, ____.
Cevabı göster
let us know