Ölmek Zorunda Değilsin: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
673 kelime 159 kel/dk

Video tanıtımı: Video, yaşlanmayı yalnızca doğal olduğu için kabullenmeyi reddediyor ve teknolojinin ona direnebileceğini savunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “fit you in” — Öbek fiiller: Program dolu olsa da zaman ayırmaktır; Azrail için kullanıldığında ölüm hemen randevu verebilir. 2. “Just because a thing is natural doesn't make it good or necessary.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Doğal olanın mutlaka iyi veya gerekli olduğu çıkarımını reddetmek için bu kalıbı kullanın. 3. “keep him at bay,” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Tehdidi yenmeden uzakta tutmak demektir; burada yaşlanma karşıtı teknoloji süren bir mücadeledir.

Bu derste

When do you want to die?

0:00

Ne zaman ölmek istersin?

The Reaper is busy,

0:03

Azrail meşgul,

but he can fit you in right now. Öbek fiiller

0:04

ama seni şu an araya sıkıştırabilir.

Öbek fiiller

fit you in: yoğun bir programda yer açmak

Burada fit you in, “zaten dolu olan bir programda sana küçük bir zaman aralığı bulmak” anlamına gelir. You, randevu saati verilen kişidir; in ise fit someone in kalıbının bir parçasıdır ve fiziksel bir alanın içine doğru yönelme anlamı taşımaz. Bu ifade çoğu zaman ek bir çabayı veya kalan son boş zamanın kullanılmasını anlatır. Espri, Ölüm'le karşılaşmayı, çok yoğun olmasına rağmen tam o anda boşluğu bulunan bir uzmanla randevu gibi gösterir.

Alıştırma

Hemşire doğrudan sizinle konuşuyor. Cümleyi fit someone in ile tamamlayın: The clinic is fully booked, but I can ____ at 5 p.m.

Cevabı göster

fit you in

Too soon?

0:07

Çok mu erken?

Later perhaps?

0:08

Belki daha sonra?

Future you will keep the appointment, Kalıp ifadeler

0:09

Gelecekteki sen bu randevuya sadık kalacak,

Kalıp ifadeler

keep the appointment: kararlaştırıldığı gibi randevuya gitmek

Keep the appointment, önceden ayarlanmış bir görüşmeye veya ziyarete, genellikle kararlaştırılan saatte gitmek anlamına gelir. Burada keep, “saklamak” değil, “yerine getirmek” veya “riayet etmek” demektir. Appointment tıbbi, mesleki veya başka türden planlanmış bir görüşme olabilir; yalnızca romantik buluşma anlamına gelmez. Cümle, gelecekte Ölüm'le karşılaşmayı, kişinin gelecekteki hâlinin kaçınılmaz olarak gideceği bir randevu gibi gösterir.

Alıştırma

Ziyaret geçen hafta planlandı. Hangi cümle Leo'nun kararlaştırıldığı gibi gideceğini söylüyor?

  1. Leo will keep the appointment.
  2. Leo will make an appointment.
  3. Leo will move the appointment.
Cevabı göster

Leo will keep the appointment.

old and with a life fully lived,

0:11

yaşlanmış ve dolu dolu yaşanmış bir hayatla,

perhaps ever so slightly bored and ready. Kalıp ifadeler

0:13

belki biraz sıkılmış ve hazır bir şekilde.

Kalıp ifadeler

ever so slightly: çok küçük bir dereceyi vurgulamak

ever so slightly ifadesindeki ever, “herhangi bir zamanda” veya “geçmişte bir kez” anlamına gelmez. Burada so sözcüğünü güçlendirir ve ifadenin tamamı “çok küçük bir derecede” demektir. Bu kullanım, küçücük dereceyi slightly sözcüğünün tek başına kullanımından daha etkileyici biçimde vurgular. Bu cümlede sıkılma hâlini neredeyse önemsiz göstererek hafif bir küçümseme ya da ironi yaratabilir.

Alıştırma

Cümledeki ever so slightly ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. tamamen sıkılmış ve sabırsız
  2. geçmişte birçok kez sıkılmış
  3. çok az sıkılmış
Cevabı göster

çok az sıkılmış

Now you might think that,

0:16

Şu an böyle düşünebilirsin,

but when the appointment whippersnapper you set comes, Kelime

0:17

ama o dünkü çocuk olan senin ayarladığın randevu vakti geldiğinde,

Kelime

whippersnapper: eski moda ve küçümseyici bir hitap

Whippersnapper, konuşanın deneyimsiz, küstah veya kendine gereğinden fazla güvenen biri olarak gördüğü genç kişidir. Sözcük, konuşanın küçümseyici tavrını taşır; young person ifadesinin tarafsız bir eş anlamlısı değildir. Burada en doğal biçimde doğrudan hitap olarak okunur: “the appointment, whippersnapper, you set”. Bir appointment türünü değil, kendisiyle konuşulan kişiyi adlandırır.

Alıştırma

Birine whippersnapper demek en çok hangi duruma uyar?

  1. Yaşlı bir karakter, ukala bir genç yetişkini şakayla karışık azarlar.
  2. Bir yönetici, çalışanın yaşını tarafsız biçimde kaydeder.
  3. Bir konuk, deneyimli bir yaşlıya saygıyla teşekkür eder.
Cevabı göster

Yaşlı bir karakter, ukala bir genç yetişkini şakayla karışık azarlar.

it is not in the future because you don't live in the future.

0:20

bu gelecekte olmayacak, çünkü sen gelecekte yaşamıyorsun.

You always live in the now,

0:24

Sen hep şimdide yaşıyorsun,

and thus you always die now.

0:27

ve bu yüzden hep şimdide ölüyorsun.

Because the Reaper comes for all eventually,

0:30

Azrail eninde sonunda herkes için geldiğinden,

humans have formed a relationship with death.

0:33

insanlar ölümle bir ilişki kurmuştur.

Perverse.

0:35

Çarpık bir ilişki.

Like a hostage who grows to love their kidnapper, Dilbilgisi

0:36

Seni kaçıran kişiye âşık olan bir rehine gibi,

Dilbilgisi

grows to love içindeki grow to + fiil yapısı

Burada grows to love, zamanla sevmeye başlamak anlamına gelir. Grow to + fiilin yalın hâli; duygu, görüş, bilgi veya beceride zaman içinde gelişen bir değişimi anlatır. Buradaki grow, fiziksel olarak büyümek anlamına gelmez; to love da amaç bildirmez. Bu yapı, sevgiyi aşamalı bir sürecin sonucu olarak sunar.

Alıştırma

Mia'nın duygusunun zamanla değiştiğini doğal biçimde gösteren cümle hangisidir?

  1. At first Mia disliked the club, but she grew for loving it.
  2. At first Mia disliked the club, but she grew to loving it.
  3. At first Mia disliked the club, but she grew to love it.
Cevabı göster

At first Mia disliked the club, but she grew to love it.

humans tell themselves the handful of decades the Reaper gives them is just the right length, Kalıp ifadeler

0:38

insanlar kendi kendilerine, Azrail'in onlara verdiği birkaç on yılın tam da ideal uzunlukta olduğunu,

Kalıp ifadeler

the handful of decades içindeki a handful of

A handful of kalıbında handful, küçük ve kesin olmayan bir sayıyı belirtir; kelimenin gerçek anlamıyla bir ele sığan miktarı veya tam olarak beşi anlatmaz. Decades ile kullanıldığında insan ömrünü yalnızca birkaç on yılla sınırlı gösterir. Yaygın yapı a handful of + çoğul sayılabilen isim şeklindedir. Bu cümlede the handful of decades kullanılmasının nedeni, Azrail'in insanlara verdiği varsayılan belirli ve sınırlı süreye gönderme yapmasıdır. Belirsiz küçük bir miktarı ilk kez söylerken a handful of kullanılır.

Alıştırma

E-postalardan ilk kez söz ediliyorsa ve kesin küçük sayı önemli değilse, cümleyi hangi seçenek doğal biçimde tamamlar? We received ____ after the announcement.

  1. a handful of emails
  2. a handful emails
  3. the handful of emails
Cevabı göster

a handful of emails

that living a truly long and healthy life would get boring and would be unnatural.

0:44

gerçekten uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmenin sıkıcı ve doğaya aykırı olacağını söylerler.

And imagine all the problems if death took a holiday. Deyimler

0:49

Bir de ölüm tatile çıksaydı yaşanacak onca sorunu hayal et.

Deyimler

death took a holiday ifadesindeki kişileştirme

Death took a holiday, ölümü işine ara verebilen bir çalışan gibi kişileştirir. Bu hayalî durumda bir süre hiç kimse ölmez; ifade, birinin seyahat sırasında öldüğü anlamına gelmez. Gündelik take a holiday ifadesi, gerçek dışı durumu canlı biçimde göstermek için soyut bir güce uygulanır. İfade aynı zamanda kara mizah içerir: Tatil normalde hoş görünür, ancak ölümün işini bırakması ciddi sorunlara yol açar.

Alıştırma

Bu cümlede death took a holiday ne anlama gelir?

  1. İnsanlar geçici olarak ölmeyi bıraktı.
  2. Birisi seyahat ederken öldü.
  3. Ölüm gerçek bir tatil beldesini ziyaret etti.
Cevabı göster

İnsanlar geçici olarak ölmeyi bıraktı.

And so the Reaper of Age whispers that he is your friend,

0:53

İşte bu yüzden Yaşlılık Azrail'i senin dostun olduğunu fısıldar,

always near,

0:57

hep yakınlarda olduğunu,

growing humans bigger,

0:58

insanları daha da büyüttüğünü,

stronger,

1:00

daha güçlü,

healthier, and smarter.

1:00

daha sağlıklı ve daha zeki yaptığını söyler.

At first,

1:02

En başta,

then comes his harvest of slow rot. Notlar

1:03

sonra ise yavaşça çürüten hasadı gelir.

Dilbilgisi

then comes ile dramatik devriklik

then comes his harvest yapısında sıralama sözcüğü then başta yer alır ve comes fiili, dil bilgisel özne olan his harvest ifadesinden önce gelir. Bu, özne ile fiilin tam devrikliğidir: then + fiil + isim özne. Özne fiilden sonra geldiği için comes, tekil harvest ismiyle uyumludur. Yazarlar bu sırayı bir sonraki olayı veya şeyi sahneye giriyormuş gibi sunmak için kullanır. Belirgin ve dramatik bir sıralama yaratır; daha tarafsız söz dizimi Then his harvest of slow rot comes. olurdu.

Alıştırma

Cümleyi then ve özneyle doğru uyum gösteren come biçimiyle tamamlayın: The warm-up is over; ____ the main event.

Cevabı göster

then comes

Deyimler

Karanlık bir metafor olarak harvest of slow rot

Harvest normalde toplanmış tarım ürünlerini, yani hasadı ifade eder. Burada ise bir metafordur: Ölüm, ekin biçen biri gibi canlandırılır ve elde ettiği “hasat” yavaş çürümedir. Bu ifade, üretken bir tarım imgesini karanlık bir şeye dönüştürür. Bedensel gerilemeyi Ölüm’ün topladığı sonuç olarak sunar; gerçek bir ürünü ya da hoş karşılanan bir ödülü anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede harvest of slow rot ne anlama geliyor?

  1. uzun yıllar yaşayarak kazanılan olumlu bir ödül
  2. Ölüm’ün sonuç olarak topladığı düşünülen yavaş çürüme
  3. tarım mevsiminden sonra saklanan yiyecek
  4. olgunlaşması uzun süren bir tarım ürünü
Cevabı göster

Ölüm’ün sonuç olarak topladığı düşünülen yavaş çürüme

Death is a part of life,

1:06

"Ölüm hayatın bir parçasıdır," der,

he whispers.

1:07

fısıldayarak.

Death gives life meaning. Kalıp ifadeler

1:08

"Ölüm hayata anlam katar."

Kalıp ifadeler

give + nesne + meaning yapısı

give + something + meaning yapısı, “bir şeyi önemli veya amaçlı hâle getirmek” anlamına gelir. Death gives life meaning. cümlesinde life anlam kazanan şeydir; meaning ise ona verilen içeriği belirtir. Cümle, ölümlülüğün hayatı önemli kıldığı yönündeki yaygın iddiayı dile getirir. Bu fikri bir iddia olarak sunar; yalnızca bu yapıya bakarak konuşanın sonunda bu fikre katılıp katılmadığı anlaşılamaz.

Alıştırma

Hangi cümle give + nesne + meaning yapısını doğru kullanıyor?

  1. A clear goal gives your work to meaning.
  2. A clear goal gives your work meaningful.
  3. A clear goal gives your work meaning.
  4. A clear goal gives meaning your work.
Cevabı göster

A clear goal gives your work meaning.

This is madness.

1:10

Bu bir delilik.

Misery doesn't give happiness meaning.

1:11

Istırap, mutluluğa anlam katmaz.

Happiness is meaning itself.

1:14

Mutluluğun kendisi anlamdır.

If you tortured people to make them better appreciate the pleasures of life, Dilbilgisi

1:16

İnsanlara hayatın zevklerini daha iyi takdir etmelerini sağlamak için işkence etseydin,

you would be a monster,

1:20

bir canavar olurdun,

Dilbilgisi

If ... you would be a monster: ikinci tip koşul cümlesi

Bu, ikinci tip koşul cümlesidir: if + simple past, hayal edilen veya gerçekleşme olasılığı düşük bir şimdiki ya da gelecek durumu kurar; would + fiilin yalın hâli ise hayal edilen sonucu verir. Buradaki tortured, geçmişte yaşanmış bir olayı anlatmaz. Geçmiş zaman biçimi gerçeklikle varsayımsal bir mesafe kurarken, you would be a monster bu varsayımsal eylem hakkında konuşanın ahlaki yargısını ifade eder.

Alıştırma

İkinci tip koşul cümlesinin sonuç bölümünü harm fiiliyle tamamlayın: If a school cancelled all its arts classes, it ____ pupils' education.

Cevabı göster

would harm

just like this guy.

1:22

tıpkı bu adam gibi.

No parent would ask the Reaper of Age to wrinkle their child's skin,

1:23

Hiçbir ebeveyn Yaşlılık Azrail'inden çocuğunun cildini buruşturmasını,

weaken their bones,

1:27

kemiklerini zayıflatmasını,

dim their vision and their minds,

1:28

görüşünü ve zihnini karartmasını,

cripple them in a thousand ways over decades to ultimately kill them,

1:30

onlarca yıl boyunca onları binbir türlü sakat bırakıp en sonunda öldürmesini istemez,

to give their life meaning.

1:34

sırf hayatlarına anlam katmak için.

But what can you do? Ton ve niyet

1:36

Ama elden ne gelir ki?

Ton ve niyet

But what can you do?: çaresizce kabullenmeyi ifade etme

Bu bağlamda But what can you do? retorik bir sorudur. Konuşan kişi bir çözüm listesi istemez; ima edilen cevap 'pek bir şey yok' ya da 'hiçbir şey' şeklindedir. But, kısa süreliğine durumu kabullenen, çaresiz bir sese geçiş yapar: durum kaçınılmaz olarak görülür. Başka bir bağlamda aynı sözler gerçek bir soru olabilir; bu nedenle anlamı çevredeki konuşma ve ton belirler.

Alıştırma

Bir arkadaşınız 'The park is closed because of the storm.' diyor. Siz de 'But what can you do?' diye cevap veriyorsunuz. Cevabınız büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Pek bir şey yapılamaz, bu yüzden durumu kabul etmeliyiz.
  2. Şu anda hangi pratik adımlar atılabilir?
  3. Fırtınaya kim sebep oldu?
Cevabı göster

Pek bir şey yapılamaz, bu yüzden durumu kabul etmeliyiz.

The world contains pain and death,

1:37

Dünya acı ve ölümle dolu,

and so your brain believes the sweet lies that the horrors you can't avoid are good for you. Deyimler

1:39

ve bu yüzden beynin, kaçınamayacağın dehşetlerin senin için iyi olduğuna dair tatlı yalanlara inanır.

Deyimler

sweet lies ifadesindeki metafor

sweet lies ifadesinde sweet bir metafordur. Şeker tadını değil, rahatlatıcı, çekici veya kabul etmesi kolay olan yanlış fikirleri anlatır. Bu ifade, zor bir gerçeği kabullenmeyi kolaylaştırdığı için bir yalanın çekici olabileceğini düşündürür. Sweet, yalanın doğruluğunu veya ahlaki iyiliğini değil, insanı kendine çekme gücünü anlatır.

Alıştırma

"The advertisement offers sweet lies about instant success," cümlesinde sweet lies ne anlama gelir?

  1. Özellikle şekerli yiyeceklerle ilgili yanlış iddialar
  2. Tamamen doğru olan nazik ifadeler
  3. Rahatlatıcı veya çekici olan fakat doğru olmayan iddialar
Cevabı göster

Rahatlatıcı veya çekici olan fakat doğru olmayan iddialar

And while death is a part of life,

1:45

Ölüm hayatın bir parçası olsa da,

cholera was a part of life until humans developed wells and sewers to separate water from waste.

1:48

insanlar suyu atıklardan ayırmak için kuyular ve kanalizasyonlar geliştirene kadar kolera da hayatın bir parçasıydı.

Shortsightedness is a part of life until it isn't. Anlatım akışı

1:54

Miyopluk da artık hayatın bir parçası olmayana kadar hayatın bir parçasıdır.

Anlatım akışı

until it isn't ifadesindeki tersine dönüş

until it isn't ifadesinde it, shortsightedness sözcüğüne geri döner; isn't ise isn't a part of life ifadesinin yerini tutar. Tekrarlanan tümleç, dinleyen kişi onu önceki cümlecikten çıkarabildiği için atılır. Bu kısa bitiş önce bir durumu normal veya kalıcı gibi sunar, ardından bu varsayımı birden iptal eder. Burada miyopluğun bir anda yok olması değil, hayatın kaçınılmaz bir parçası olma durumunun değişebilmesi anlatılır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç kelimelik tersine çevirme ifadesiyle tamamlayın: This rule seems permanent ____.

Cevabı göster

until it isn't

Just because a thing is natural doesn't make it good or necessary. Dilbilgisi

1:58

Bir şeyin doğal olması, onu iyi veya gerekli kılmaz.

Dilbilgisi

Just because A doesn't make B: A tek başına B'yi kanıtlamaz

Just because a thing is natural yan cümlesi, cümlenin dil bilgisel öznesidir. Geri kalan bölüm, yalnızca bu gerçeğin o şeyi iyi ya da gerekli yapmadığını söyler. Başka bir deyişle, doğal olmak değeri veya gerekliliği kendiliğinden kanıtlamaz. Yeniden kullanılabilen kalıp Just because A doesn't make B şeklindedir. Bir öncülden dayanaksız bir sonuca atlanmasını engellemek için kullanılır; B'nin doğru olduğunu kabul etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Dayanaksız bir sonucu reddeden kalıpla İngilizce cümleyi tamamlayın: Just because the instructions are online ____ them accurate.

Cevabı göster

doesn't make

It's natural to live lives nasty, Kültür

2:02

İğrenç,

brutish,

2:05

vahşi,

and short,

2:05

ve kısa bir hayat yaşamak doğaldır,

Kültür

nasty, brutish, and short: kötü, vahşi ve kısa

Bu ifade, Thomas Hobbes'un doğa durumundaki yaşamı solitary, poor, nasty, brutish, and short diye tanımladığı ünlü sözü çağrıştırır. Burada yalnızca son üç sıfat kullanılır; yine de kötü, hayvansı veya uygarlıktan uzak ve kısa bir yaşamı anlatırlar. Bu cümlede söz konusu çağrışım, doğal olanın iyi olmak zorunda olmadığı savını güçlendirir. Brutish, yalnızca difficult demekten daha güçlüdür; hayvansı bir kabalık veya şiddet ima eder.

Alıştırma

Bu cümlede nasty, brutish, and short, anlatılan hayatlar hakkında neyi düşündürür?

  1. Sert, uygarlıktan uzak ve kısadırlar.
  2. Doğaldırlar, bu yüzden mutlaka yararlıdırlar.
  3. Sıradan ve duygusal açıdan sakindirler.
Cevabı göster

Sert, uygarlıktan uzak ve kısadırlar.

and it's natural for humans to look at what indifferent nature provides as the starting point, Deyimler

2:06

ve insanların umursamaz doğanın sunduklarını bir başlangıç noktası,

as a to-do list.

2:12

bir yapılacaklar listesi olarak görmesi de doğaldır.

Deyimler

as the starting point, as a to-do list: iki paralel benzetme

İki as öbeği, look at fiilinin paralel tümleçleridir: İnsanlar doğanın sunduklarını birbiriyle bağlantılı iki şekilde görür. Starting point, mevcut durumun iyileştirmenin başladığı yerden ibaret olduğunu belirtir. To-do list ise bu durumun sınırlamalarını ve zararlarını çözülmesi gereken sorunlara dönüştüren bir benzetmedir. İki öbek birlikte, doğanın bugünkü hâlinin değişmez son durum olması gerektiği düşüncesini reddeder.

Alıştırma

Bir öğretmen ilk taslağı “a starting point and a to-do list” diye tanımlıyor. Bu neyi anlatır?

  1. Öğretmenin gerçekten yazdığı bir listedir.
  2. Hem bir temeldir hem de hâlâ nelerin geliştirilmesi gerektiğini gösterir.
  3. Değiştirilmemesi gereken tamamlanmış bir sonuçtur.
Cevabı göster

Hem bir temeldir hem de hâlâ nelerin geliştirilmesi gerektiğini gösterir.

Where humans focus,

2:14

İnsanlar neye odaklanırsa,

technology ever improves, Kelime

2:15

teknoloji hep gelişir,

and with that the ability to make lives better ever improves.

2:17

ve bununla birlikte yaşamları daha iyi hale getirme becerisi de hep gelişir.

Kelime

ever improves ... ever improves: sürekli ilerleme

Burada ever, improves fiilini niteler ve sürekli ya da her zaman anlamına gelir. Geçmişte herhangi bir zamanda anlamına gelmez ve tek başına perfect tense oluşturmaz. ever improves ifadesinin tekrarı paralel bir vurgu yaratır: Teknoloji ilerlemeyi sürdürdükçe yaşamları iyileştirme becerisi de ilerlemeyi sürdürür.

Alıştırma

“With each discovery, our methods ever improve,” cümlesinde ever ne anlama gelir?

  1. sürekli
  2. şu ana kadar herhangi bir zamanda
  3. belki
Cevabı göster

sürekli

And just now some basic tools with real promise to slow or halt the decay are becoming visible on the horizon, Deyimler

2:21

Ve tam da şu anda, çürümeyi yavaşlatmak veya durdurmak için gerçek bir umut vaat eden bazı temel araçlar ufukta belirmeye başlıyor,

Deyimler

On the horizon: belirmeye başlayan bir gelecek olasılığı

Bu cümlede on the horizon mecaz anlamda kullanılır. Sözü edilen araçlar henüz tam olarak kullanıma hazır olmasa da gelecek için gerçek olasılıklar gibi görünmeye başlamıştır. İfade, uzaktaki bir şeyin yeni yeni görünür hâle gelmesi imgesine dayanır. Gelebilecek bir şeye dair ilk işaretleri belirtir; bunun kesinlikle gerçekleşeceğini garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “öngörülebilir gelecekte ortaya çıkması muhtemel” anlamına gelen deyimle tamamlayın: A fully recyclable phone may be ____, but it is not available yet.

Cevabı göster

on the horizon

which raises the question, Kalıp ifadeler

2:29

ki bu da şu soruyu gündeme getiriyor:

Kalıp ifadeler

Raises the question: kanıttan tartışılacak konuya geçiş

Burada which önceki gerçeğe, yani umut vadeden araçların ortaya çıkmaya başlamasına gönderme yapar. Bu gerçek raises the question; başka bir deyişle, önemli bir sorunun doğal olarak ele alınmasına yol açar. Raise a question yaygın bir fiil–isim birlikteliğidir. Kanıt veya yeni bir gelişmeden tartışılması gereken konuya geçiş sağlar. Burada raise fiziksel olarak “kaldırmak” değil, “gündeme getirmek” ya da “ortaya çıkarmak” anlamındadır.

Alıştırma

Bir test sonucu, tartışılması gereken yeni bir riski ortaya çıkarıyor. Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: This result ___ of whether the bridge is safe.

  1. avoids the question
  2. raises the question
  3. answers the question
Cevabı göster

raises the question

just how strong is the Reaper of Age?

2:31

Yaşlılık Azrail'i aslında ne kadar güçlü?

With enough time and attention,

2:34

Yeterli zaman ve dikkatle,

can humans craft these basic tools into shields and swords to keep him at bay, Deyimler

2:35

insanlar bu temel araçları kalkan ve kılıçlara dönüştürerek onu uzak tutabilir mi,

possibly indefinitely?

2:41

belki de süresiz olarak?

Deyimler

keep him at bay: onu uzakta tutmak

Keep someone or something at bay, bir tehlikenin, sorunun veya saldırganın yaklaşmasını ya da durumun kötüleşmesini engellemek demektir. Kesin bir yenilgiden çok, tehdidin sürekli kontrol altında tutulmasını anlatır. Burada him, yaşlanmayı bir düşman gibi kişileştirir. Hayal edilen bu araçların yaşlanmayı mümkün olduğunca uzun süre engelleyebileceği ifade edilir.

Alıştırma

“Bir tehdidi uzakta tutmak” anlamındaki deyimi oluşturmak için iki boşluğu doldurun: A sturdy fence can ____ wild animals ____.

Cevabı göster

keep · at bay

Perhaps.

2:43

Belki.

And if so,

2:44

Ve eğer öyleyse,

the first immortal generation may be alive today,

2:45

ilk ölümsüz nesil bugün hayatta olabilir,

a generation that lives a healthy adulthood as long as they wish to. Dilbilgisi

2:50

diledikleri sürece sağlıklı bir yetişkinlik yaşayan bir nesil.

Dilbilgisi

as long as they wish to: süre ve düşürülen sözcükler

Burada as long as süre bildirir: istedikleri kadar uzun bir süre boyunca. Bu cümlede “şu koşulla ki” anlamına gelmez. wish to içinde, daha önce açıkça belirtilen live a healthy adulthood fiil grubu to sonrasında düşürülmüştür. İngilizcede anlam açıksa tekrar edilecek fiil grubu bu konumda sıkça söylenmez.

Alıştırma

Bu cümlenin son bölümü ne anlama gelir? “You can use my desk as long as you need to.”

  1. Masamı kullanmayı zaten bitirdiğin için kullanabilirsin.
  2. Masamı yalnızca ihtiyacın varsa kullanabilirsin.
  3. Masamı ihtiyaç duyduğun süre boyunca kullanabilirsin.
Cevabı göster

Masamı ihtiyaç duyduğun süre boyunca kullanabilirsin.

But to make that happen,

2:55

Ancak bunun gerçekleşmesi için,

brains need to be cleared of the millennia of death acceptance.

2:57

beyinlerin binlerce yıllık ölümü kabullenme fikrinden arındırılması gerekir.

Death is not a solution to future problems imagined.

3:02

Ölüm, hayal edilen gelecekteki sorunların bir çözümü değildir.

Faced with the changes longer lives will bring, Dilbilgisi

3:06

Daha uzun yaşamların getireceği değişikliklerle yüzleşildiğinde,

humans will not miss the Reaper and construct one to solve their problems.

3:08

insanlar Azrail'i özlemeyecek ve sorunlarını çözmek için bir tane inşa etmeyeceklerdir.

Dilbilgisi

Faced with ...: edilgen sıfat-fiil öbeğiyle giriş

Faced with + isim öbeği, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman sıfat-fiil öbeğidir ve 'bir şeyle karşı karşıya kalındığında' veya 'bir şeyi içeren bir duruma düşüldüğünde' anlamına gelir. Bu cümlede değişikliklerle karşı karşıya kalan humans'tır; the changes yalnızca with'in nesnesidir. Ana cümleden önce yer alan bu öbek, öznenin sonraki eylemine arka plan oluşturan durumu verir. Öbeğin örtük öznesi, ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır. Longer lives will bring, changes sözcüğünü niteler: 'daha uzun yaşamların getireceği değişiklikler'.

Alıştırma

'Ekip sıkışık bir teslim tarihiyle karşı karşıya kaldığında' anlamına gelen edilgen girişle cümleyi tamamlayın: ____, the team simplified the design.

Cevabı göster

Faced with a tight deadline

Just as with our larger cities, Anlatım akışı

3:13

Tıpkı büyük şehirlerimizde olduğu gibi,

we don't remix the water to bring back cholera. Öbek fiiller

3:16

kolerayı geri getirmek için suyu tekrar atıklarla karıştırmıyoruz.

Anlatım akışı

Just as with: paralel bir örnek sunma

Just as with, ele alınan konuyla paralel bir örnek sunar. Burada our larger cities karşılaştırma örneğidir; ardından gelen ana cümle ilgili ilkeyi belirtir ve dinleyenin iki örnekte de aynı örüntüyü görmesi beklenir. Just, paralelliğin özellikle doğrudan veya konuyla ilgili olduğunu vurgular. Kalıp, just as with + isim öbeği biçimindedir ve ardından bir ana cümle gelir. Bir örnekteki düşünme biçiminin diğerinde de kullanılmasını sağlayarak savı düzenler. Buradaki with, fiziksel olarak birinin yanında bulunma anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle school clubs ifadesini paralel bir örnek olarak doğru biçimde sunup aynı ilkeyi sports teams için uygular?

  1. Just as school clubs, sports teams need clear rules.
  2. Just as with school clubs, sports teams need clear rules.
  3. Together with school clubs, sports teams need clear rules.
Cevabı göster

Just as with school clubs, sports teams need clear rules.

Öbek fiiller

bring back: bir sorunun geri dönmesine neden olmak

Burada bring back, “geri dönmesine veya yeniden ortaya çıkmasına neden olmak” demektir. Kolera kontrol altına alınmıştı; kirli suyu tekrar karıştırmak hastalığın geri dönmesine yol açardı. Burada kolerayı fiziksel olarak bir yere taşımaktan söz edilmiyor. Bring back geçişli bir öbek fiildir: geri dönen şey onun nesnesidir; bring back a custom, a feeling veya a problem örneklerinde olduğu gibi. Dönüşün fiziksel mi yoksa bir durumun ya da koşulun geri gelmesi mi olduğunu nesne ve bağlam gösterir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: After years without the disease, poor sanitation could bring it back. Burada bring it back ne anlama gelir?

  1. Hastalığı açıkça hatırlamak
  2. Hastalığı ilk bulunduğu yere taşımak
  3. Hastalığın geri dönmesine neden olmak
Cevabı göster

Hastalığın geri dönmesine neden olmak

Humans must discard the learned helplessness the Reaper and their own brains have imposed on them, Kelime

3:19

İnsanlar, Azrail'in ve kendi beyinlerinin onlara dayattığı öğrenilmiş çaresizliği bir kenara atmalı,

Kelime

learned helplessness: tekrar tekrar kontrol kaybından sonra vazgeçmek

Learned helplessness, yani öğrenilmiş çaresizlik, kişinin tekrar tekrar kontrol sahibi olmadığı durumları yaşadıktan sonra oluşan bir örüntüyü anlatan psikoloji terimidir. Kişi denemenin işe yaramayacağını öğrenir ve daha sonra değişim mümkün hâle gelse bile denemeyi bırakabilir. Burada learned, “deneyim yoluyla edinilmiş” demektir; “bilgili” anlamına gelmez. Yazar, insanların gerilemeyi kabul etmesini Azrail ve kendi zihinleri tarafından dayatılan, öğrenilmiş bir güçsüzlük duygusu olarak sunar. Dolayısıyla bu, kaçınılmaz bir yetersizlik değil, reddedilebilecek bir şeydir.

Alıştırma

Hangi durum learned helplessness, yani öğrenilmiş çaresizliği en iyi örnekler?

  1. Nina bir soru için yardım ister ve sonra çalışmaya devam eder.
  2. Birçok başarısız denemeden sonra Leo, yaptığı hiçbir şeyin işe yaramayacağına inanıp görev değişse bile denemeyi bırakır.
  3. Omar daha çok hoşuna gittiği için daha kolay bir oyun seçer.
Cevabı göster

Birçok başarısız denemeden sonra Leo, yaptığı hiçbir şeyin işe yaramayacağına inanıp görev değişse bile denemeyi bırakır.

to instead see the rot and decay not as natural and inevitable, Dilbilgisi

3:25

bunun yerine çürümeyi ve yaşlanmayı doğal ve kaçınılmaz olarak değil,

but as a degenerative disease to be attacked like all the others,

3:29

tıpkı diğerleri gibi saldırılması gereken dejeneratif bir hastalık olarak,

Dilbilgisi

see A not as B, but as C: A'yı B olarak değil, C olarak görmek

see A not as B, but as C kalıbı, A'yı anlamanın bir yolunu reddedip onun yerine başka bir yol koyar. Burada A, the rot and decay; B, natural and inevitable; C ise a degenerative disease ifadesidir. not sözcüğü, as ile kurulan ilk tümlece bağlıdır. Konuşanın çürümeyi ve bozulmayı görmediği anlamına gelmez; ilk yorumun reddedilip ikinci yorumun seçildiği anlamına gelir.

Alıştırma

not ... but ... yapısını ve her iki bölümde as sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: We should see the delay ____ a failure, ____ a chance to improve the plan.

Cevabı göster

not as · but as

as the degenerative disease that affects 100% of the population

3:33

nüfusun %100'ünü etkileyen

and is a source of misery untold. Kelime

3:38

ve tarifsiz bir acı kaynağı olan dejeneratif bir hastalık olarak görmelidir.

Kelime

misery untold: İsimden sonra kullanılan untold

misery untold ifadesinde untold isimden sonra gelir ve tam olarak anlatılamayacak kadar büyük ya da kapsamlı anlamını taşır. Bu yüzden ifade, yalnızca bildirilmemiş bir ıstırabı değil, çok büyük ve neredeyse anlatılamaz bir ıstırabı anlatır. untold sözcüğünün misery sözcüğünden sonra gelmesi ifadeye yoğun, dramatik ve edebî bir hava verir. Aynı isim sonrası kalıp treasures untold veya dangers untold gibi ifadelerde de görülebilir.

Alıştırma

Bu cümlede misery untold ne anlama gelir? The war caused misery untold.

  1. Konuşmanın yol açtığı ıstırap
  2. Anlatılması zor, çok büyük miktarda ıstırap
  3. Kimsenin haberlerde bildirmediği ıstırap
Cevabı göster

Anlatılması zor, çok büyük miktarda ıstırap

Misery not in your distant future, Anlatım akışı

3:41

Bu acı uzak bir gelecekte değil,

but in your now.

3:44

tam şu anınızda.

Anlatım akışı

Misery not in your distant future, but in your now: retorik bir cümle parçası

Bu, bilinçli olarak kurulmuş bir cümle parçasıdır. Tam olarak anlaşılan düşünce “Misery is not in your distant future, but in your now” şeklindedir; kısa ve güçlü bir ritim için bağ fiili söylenmemiştir. Paralel not in A, but in B kalıbı önce uzak bir zamanı reddeder, sonra onun yerine şimdiki zamanı koyar. Şimdiki zamana your now denmesi, now sözcüğünü bir isim öbeğine dönüştürür ve uyarıyı acil ve kişisel hâle getirir.

Alıştırma

“Misery not in your distant future, but in your now.” cümle parçası nasıl bir etki yaratır?

  1. Dinleyiciden iki olası gelecek arasında seçim yapmasını ister.
  2. Sefaletin ancak çok daha sonra yaşanacağını söyler.
  3. Uzak bir geleceği reddedip sefaleti şimdiki zamana yerleştirerek aciliyet yaratır.
Cevabı göster

Uzak bir geleceği reddedip sefaleti şimdiki zamana yerleştirerek aciliyet yaratır.

And how soon we start the project of focusing our attention and shaping our tools against the Reaper matters. Dilbilgisi

3:46

Ve dikkatimizi odaklama ve araçlarımızı Azrail'e karşı şekillendirme projesine ne kadar erken başlayacağımız çok önemlidir.

Dilbilgisi

How soon we start ... matters: özne görevinde bir yan cümle

“how soon we start the project of focusing our attention and shaping our tools against the Reaper” yan cümlesinin tamamı cümlenin öznesidir. Ana fiil en sonda gelir: matters, yani “önemlidir”. how soon dolaylı bir soru yapısı başlattığı için yan cümlede düz cümle sırası kullanılır: how soon + özne + fiil (how soon we start). Doğrudan soru sırası (how soon do we start) kullanılmaz. Bu kalıp, uzun bir yan cümlenin zamanlaması önemli olan konuyu belirtmesini sağlar.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri doğru yerlere ve doğru sırayla koyun: ____ the experiment ____. (how soon / we start; matters)

Cevabı göster

How soon we start · matters

For the difference of but a day might determine what side of the future chasm you find yourself on, Notlar

3:53

Çünkü yalnızca bir günlük fark bile kendini gelecekteki uçurumun hangi tarafında bulacağını,

Kelime

only one day anlamındaki resmî but a day ifadesi

but a day ifadesinde but, “yalnızca” veya “en fazla” anlamına gelir. Bu nedenle isim öbeği “yalnızca bir gün” demektir ve zaman farkının ne kadar küçük olduğunu vurgular. But sözcüğünün bu sınırlayıcı kullanımı, doğrudan bir miktarın veya isim öbeğinin önünde yer alır. Burada karşıtlık bildiren bir yan cümleyi başlatmaz.

Alıştırma

Resmî cümleyi “yalnızca bir gün” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: A delay of ____ could change the result.

Cevabı göster

but a day

Dilbilgisi

what side ... you find yourself on: gömülü soru söz dizimi

determine sözcüğünden sonraki bölüm, gömülü bir wh-sorusu oluşturur: what side of the future chasm you find yourself on. Daha büyük bir bildirme cümlesinin içine gömüldüğü için bildirme söz dizimini kullanır: what side + özne you + fiil öbeği find yourself on; do ile kurulan soru söz dizimini kullanmaz. On edatı, find yourself on a side ifadesine aittir. what side öne taşınınca on sonda kalır ve bu, günlük İngilizcede doğaldır. Benzetme, gelecekteki bir ayrımın hangi tarafında kalacağınızı sorar.

Alıştırma

Hangi cümle We need to know ifadesinden sonra soruyu doğru biçimde gömer?

  1. We need to know what side of the divide you will end up on.
  2. We need to know what side of the divide will you end up on.
  3. We need to know on what side of the divide will you end up.
Cevabı göster

We need to know what side of the divide you will end up on.

journeying forever forward or falling backward into the abyss. Anlatım akışı

4:01

sonsuza dek ileriye doğru yol mu alacağını yoksa geriye doğru uçuruma mı düşeceğini belirleyebilir.

Anlatım akışı

journeying forever forward ... falling backward into the abyss ifadesindeki paralel karşıtlık

Bu ifade, “journeying forever forward” ve “falling backward into the abyss” şeklindeki iki paralel -ing öbeğiyle iki olası gelecek sunar. Aynı dil bilgisi yapısı, seçenekleri dengeli gösterirken aralarında keskin bir ayrım da yaratır. Bu yapı içinde journeying/falling ile forward/backward zıt yönleri gösterir. İlk imge sürekli ilerlemeyi, ikincisi ise felaket boyutunda bir gerilemeyi veya başarısızlığı anlatır. “The abyss” mecazdır; gerçek bir coğrafi yer değildir.

Alıştırma

“journeying forever forward or falling backward into the abyss” ifadesindeki paralel yapı ne işe yarar?

  1. Gerçek bir uçuruma ulaşmak için sözcüğü sözcüğüne yol tarifi verir.
  2. İlerleme ile çöküşü birbirine keskin biçimde zıt iki gelecek sonucu olarak sunar.
  3. Aynı başarılı yolculuğun iki aşamasını gösterir.
Cevabı göster

İlerleme ile çöküşü birbirine keskin biçimde zıt iki gelecek sonucu olarak sunar.

Is it too late for you?

4:08

Senin için çok mu geç?

We probably won't win the war against death because death is all-powerful, Deyimler

4:09

Ölüme karşı savaşı muhtemelen kazanamayacağız çünkü ölüm mutlak güce sahiptir,

but we might be able to win the battle against the next best thing,

4:13

ama ondan sonraki en güçlü rakibe karşı savaşı kazanabiliriz,

aging itself.

4:16

yaşlanmanın ta kendisine.

Deyimler

win the war against death ... win the battle against the next best thing, aging itself ifadesindeki ölçeklendirilmiş savaş mecazı

Konuşmacı, farklı ölçeklerde bir savaş mecazı kullanır. “Win the war against death” nihai ve muhtemelen imkânsız hedefi adlandırırken “win the battle against ... aging itself” aynı mücadelenin içindeki daha küçük ve ulaşılabilir bir zaferi adlandırır. Burada “the next best thing”, bir sıralamadaki ikinci en iyi nesne anlamına gelmez. İdeal sonuç olan ölümü yenmek ulaşılamaz olduğunda, ona en yakın uygulanabilir alternatif hedefi anlatır. “Aging itself” bu alternatifi açıkça belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede konuşmacı neden “war” sözcüğünden “battle” sözcüğüne geçiyor?

  1. Sözcüğü sözcüğüne iki askerî çatışmayı anlatmak için.
  2. Yaşlanma ile ölümün birbiriyle ilgisiz sorunlar olduğunu söylemek için.
  3. Neredeyse imkânsız nihai bir hedefi, aynı mücadelenin daha ulaşılabilir bir parçasına indirgemek için.
Cevabı göster

Neredeyse imkânsız nihai bir hedefi, aynı mücadelenin daha ulaşılabilir bir parçasına indirgemek için.

There's a realistic chance that you might live a longer and healthier life, Kalıp ifadeler

4:17

Daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşam sürmen için gerçekçi bir şans var,

Kalıp ifadeler

There's a realistic chance that: gerçekçi ama belirsiz bir olasılık

There's a realistic chance that + yan cümle, gerçekler veya koşullar desteklediği için bir sonucun gerçekten mümkün olduğunu belirtir. Burada realistic, “yalnızca bir temenni değil” anlamına gelir; sonucun likely ya da certain olduğu anlamına gelmez. That, olasılığı değerlendirilen tam düşünceyi başlatır. Örnekte might da tahmini belirsiz tutar. Bu ifade ve might birlikte, daha uzun ve sağlıklı bir yaşam olasılığı hakkında kanıta dayalı ve dikkatli bir değerlendirme yapar; bir söz vermez.

Alıştırma

“Bu gerçekten mümkün, ancak garanti değil” anlamına gelen, bu derste öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the new treatment could improve recovery times.

Cevabı göster

There's a realistic chance that

but should we really do it?

4:20

ama bunu gerçekten yapmalı mıyız?

We explore this in our video.

4:22

Videomuzda bunu inceliyoruz.