Bay Maymondon! | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video açıklaması: Bir ailenin hayalî oyunu, oyuncak maymuna aşırı ayrıcalık tanınmasıyla kontrolden çıkar; maymun ebeveynlerin yatak odasını ele geçirip herkesi evden kovar. Aile sonunda bu davranışa kendi aşırı hoşgörülerinin yol açtığını fark eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. has gone a bit far. — Deyimler ve mecaz ifadeler. Bunun fiziksel bir mesafeyi değil, bir davranışın ya da durumun makul veya kabul edilebilir sınırı aştığı yönündeki değerlendirmeyi anlattığını kavrayın; şaka, oyun ya da talep aşırıya kaçtığında ölçülü bir hoşnutsuzluk belirtmek için kullanın. 2. take it up with the monkey. — Öbek fiiller. take something up with someone kalıbının bir şikâyeti, kaygıyı veya tartışmalı konuyu sorumlu kabul edilen kişiye götürmek ya da onunla görüşmek anlamına geldiğini tanıyın; yetki, hizmet ve sorumluluk hakkındaki konuşmalarda yapıyı doğal biçimde kullanın. 3. spoiled — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi. Sözcüğün bozulmuş yiyecekten değil, fazla şımartıldığı için talepkâr, kaprisli veya kıymet bilmez hâle gelen bir kişiden söz ettiğini anlayın; ebeveynlik, aile içi davranış ve karakter değerlendirmelerinde bu anlamı doğru yorumlayın.
Bu derste
sunnies: sunglasses için kullanılan günlük bir sözcük
sunnies, sunglasses («güneş gözlüğü») anlamına gelen, çoğul biçimli ve günlük bir isimdir. Bu soruda konuşan kişi kendi güneş gözlüğünü arıyor; sözcük sunny («güneşli») sıfatı değildir. Özellikle Avustralya İngilizcesinde yaygındır ve gündelik Britanya İngilizcesinde de görülür. sunglasses gibi genellikle çoğul kabul edilir: my sunnies are here.
Alıştırma
Cümleyi sunglasses için kullanılan günlük sözcükle tamamlayın: Before we go to the beach, find your ____.
Cevabı göster
sunnies
has gone a bit far: kabul edilebilir sınırı aşmak
has gone a bit far, bir durumun makul veya kabul edilebilir olanın ötesine geçtiği anlamına gelir. Burada far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi anlatır. has gone biçimindeki present perfect, durumun şu ana kadar bu noktaya ulaştığını gösterir. a bit, eleştiriyi has gone too far ifadesine göre yumuşatır; ancak konuşan kişi yine de bir sınırın aşıldığını düşünür.
Alıştırma
Cümleyi go a bit far ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The teasing was funny at first, but it has ____.
Cevabı göster
gone a bit far
You said we have to treat him special. Kelime
0:06Ona özel davranmamız gerektiğini sen söylemiştin.
treat him special: “ona özel davranmak” için gayriresmî bir ifade
Burada treat him special, “ona özel muamele yapmak” ya da “ona özellikle önemli biriymiş gibi davranmak” anlamına gelir. Ana fikir, ona diğer insanlardan farklı davranılmasıdır. special sözcüğünün doğrudan him sözcüğünden sonra kullanılması gayriresmîdir ve burada çocukça bir söyleyiş izlenimi verir. Özenli standart İngilizcede davranış biçimini anlatmak için treat him specially, kişinin özel kabul edildiğini vurgulamak içinse treat him as special kullanılır.
Alıştırma
Ona nasıl davranıldığını anlatmak için standart zarfı doğru kullanan ifade hangisidir?
- treat him special
- treat him specially
- treat him as specially
- treat specially him
Cevabı göster
treat him specially
can you please help...: nazikçe yardım istemek
Can you please help... nazik bir isteği başlatır. Bu kullanımda Can you...? esas olarak karşıdaki kişinin becerisini sorgulamaz; ondan bir şey yapmasını ister. Please, isteğin doğrudanlığını azaltır ve onu daha nazik hâle getirir. Üç nokta, konuşanın ne tür bir yardıma ihtiyacı olduğunu söylemeden sözünün yarıda kaldığını gösterir. Babe yakın bir ilişkiyi gösterse de bu istek kalıbı günlük İngilizcede yaygındır.
Alıştırma
Nazik isteği tamamlamak için Can you please help... kalıbını aynen kullanın: ____ me carry this box?
Cevabı göster
Can you please help
mate.: Gayriresmî bir hitap
Hey, mate. cümlesinde mate; bir arkadaşa, tanıdığa veya konuşulan kişiye yöneltilen samimi ve gayriresmî bir hitaptır. Dostça bir sesleniş gibi çalışır; iki kişinin mutlaka çok yakın olduğu anlamına gelmez. Selamlaşma rahat ve tanıdık bir tonda duyulur. Burada mate, eş veya takım arkadaşı anlamında değil, karşıdaki kişiye hitap etmek için kullanılmıştır.
Alıştırma
Hey, mate. cümlesinde mate hangi işlevi görüyor?
- karşıdaki kişiye gayriresmî biçimde hitap etmek
- tanımadık biri için resmî bir unvan
- hayvanları eşleştirmek anlamına gelen bir fiil
- bu cümlede eş anlamına gelen bir isim
Cevabı göster
karşıdaki kişiye gayriresmî biçimde hitap etmek
was going to tell you.: Geçmişteki niyet
I was going to tell you. cümlesinde was going to + fiilin yalın hâli, geçmişteki bir noktadan bakarak o sırada var olan bir planı veya niyeti anlatır. Tell you planlanan eylemdir; tüm cümle konuşanın karşısındaki kişiye söyleme niyetinde olduğunu ifade eder. Bu bağlamda ifade genellikle ilgili anda henüz söylenmemiş olduğunu düşündürür. Bir açıklama veya hafif bir savunma olarak kullanılabilir: konuşan söylemeyi planlamıştır, ancak bir şey eylemi geciktirmiş ya da kesintiye uğratmıştır.
Alıştırma
I was going to tell you. cümlesi esas olarak neyi gösterir?
- sır saklama konusunda genel bir beceri
- konuşanın çoktan tamamladığı bir eylem
- geçmişte karşıdaki kişiye söyleme niyeti vardı, ancak o anda henüz söylememişti
- karşıdaki kişiye şimdi söyleme yönünde bir söz
Cevabı göster
geçmişte karşıdaki kişiye söyleme niyeti vardı, ancak o anda henüz söylememişti
left me for a monkey?: partnerini bırakıp başka birini seçmek
Leave A for B, A ile olan romantik ilişkiyi bitirip onun yerine B'yi seçmek anlamına gelebilir. left me for a monkey ifadesinde me terk edilen kişidir, a monkey ise onun yerine seçilen kişi gibi sunulur; for ayrılma amacını değil, yeni seçimi gösterir. Soru, bir oyun durumunu romantik bir ihanetmiş gibi ele alır. İlişki anlamının bu şekilde abartılması, cümleyi bir yere gitmeyle ilgili tarafsız bir ifade olmaktan çıkarıp komik hâle getirir.
Alıştırma
Maya'nın Daniel ile ilişkisini bitirip başka birini seçtiği anlamına gelecek şekilde cümleyi tamamlayın: After years together, Maya left Daniel ____ someone she met at work.
Cevabı göster
for
There's just something special about him: adlandırılması zor bir nitelik
There's something + adjective + about someone/something kalıbı, gerçek bir izlenimi ifade ederken bu izlenimi oluşturan niteliği tam olarak adlandırmaz. Buradaki something fiziksel bir nesneyi değil, tanımlanması zor bir niteliği anlatır. Just, “gerçekten de” veya “açıklayamıyorum ama doğru” hissini ekler. “Az önce” anlamına gelmez. Bu sahnede kullanılan dil, maymuna neredeyse karşı konulmaz bir kişisel çekicilik yükleyerek mizah yaratır.
Alıştırma
Burada “There's just something special about him” ne anlama geliyor?
- O özel bir nesneye sahip.
- Konuşan kişi onda özel bir nitelik hissediyor ama bunu tam olarak adlandıramıyor.
- O yalnızca bir an önce özel oldu.
- Özel bir şey onun yanında duruyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi onda özel bir nitelik hissediyor ama bunu tam olarak adlandıramıyor.
What am I supposed to do?: beklenen eylemi sormak
Be supposed to + fiil, bir kuralın, planın, görevin veya durumun birinden ne yapmasını beklediğini anlatır. What am I supposed to do? sorusunda beklenen eylem sorulur; supposed burada hayal edilmiş anlamına gelmez. Tonlamaya göre bu soru içten bir şekilde yönlendirme istemek için de, açık bir seçenek olmadığını düşündüren bir hayal kırıklığını göstermek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Kuralların sizden ne beklediğini bilmiyorsunuz. Gerekli eylemi soran soru hangisidir?
- What do I enjoy doing?
- What have I already done?
- What am I able to do?
- What am I supposed to do?
Cevabı göster
What am I supposed to do?
Actually, I'd love to: sıcak ve biraz beklenmedik bir kabul
I'd love to, bir daveti veya öneriyi sıcak ve istekli bir şekilde kabul etmenin yoludur. to, daha önce söylenen eylemin yerini tuttuğu için eylemin tamamını tekrar etmek gerekmez. Actually küçük bir düzeltme veya karşıtlık gösterir: karşıdaki kişinin beklentisine ya da konuşanın ilk düşüncesine rağmen konuşan kabul etmeye isteklidir. Bu nedenle olumlu yanıt biraz beklenmedik görünür.
Alıştırma
Dersteki ifadeyi kullanarak sıcak kabul yanıtını tamamlayın: “Would you like to come to dinner?” — “Actually, ____.”
Cevabı göster
I'd love to
Resmî bir yardım teklifi olarak How may I be of service, sir?
How may I be of service? birinin nasıl bir yardıma ihtiyacı olduğunu sormanın resmî bir yoludur. Be of service, “yardımcı olmak” ya da “yardım sunmak” anlamına gelir; bir hizmet türünü anlatmaz. May kullanımı teklifi can kullanımına göre daha resmî yapar; sir ise saygılı bir mesafe katar. Bu cümlede aşırı resmî ifade uşak rolünü desteklediği için sıradan aile konuşmasından ziyade bilinçli olarak teatral duyulur.
Alıştırma
Bir otel görevlisi çok resmî ve saygılı bir şekilde yardım teklif etmek istiyor. Ne söylemeli?
- You need some help, right?
- How can I help?
- How may I be of service, sir?
- What do you want?
Cevabı göster
How may I be of service, sir?
“Hemen” anlamındaki Right away.
Right away, “hemen” veya “gecikmeden” anlamına gelir. Kısa bir cevap olarak kullanıldığında konuşanın istenen eyleme derhal başlayacağını vaat eder. Buradaki right, hemen olma fikrini güçlendirir; “doğru” ya da left sözcüğünün belirttiği yönün tersi anlamına gelmez. Bu ifade, bir talimata tek başına verilen eksiksiz ve doğal bir cevaptır.
Alıştırma
Cevabı bu derste öğrendiğiniz ve “hemen” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: "Could you send the corrected file?" — "I'll do it ____."
Cevabı göster
right away
You're probably going to regret that: yumuşatılmış bir uyarı
You're probably going to regret that, dinleyicinin bir seçiminden ya da davranışından daha sonra büyük olasılıkla pişman olacağını öngörür. be going to sonucu beklenen bir şey olarak sunarken probably bunun kesin değil, olası olduğunu gösterir. Bu bağlamda öngörü bir uyarı işlevi görür. Doğrudan bir tehdit kadar sert değildir, ancak yine de olumsuz bir sonuca işaret eder.
Alıştırma
Şu ifadeyi değerlendir: You're probably going to regret that cümlesinde probably uyarıyı ortadan kaldırır ve cümleyi tarafsız hâle getirir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
take the waist in: giysinin belini daraltmak
Terzilik bağlamında take the waist in, giysinin bel kısmını daha dar olacak şekilde değiştirmek anlamına gelir. the waist ayarlanan kısımdır; buradaki take in bir şeyi içeri taşımak ya da bilgiyi özümsemek anlamına gelmez. Take in fiilinin bu terzilik anlamı ayrılabilir yapıdadır: take the waist in. Nesne it zamiri olduğunda fiil ile parçacık ayrılmalıdır: take it in denir, take in it denmez.
Alıştırma
“Ceketi daraltmak” anlamındaki ayrılabilir öbek fiille terzilik talimatını tamamla: The jacket is too loose, so please ____.
Cevabı göster
take it in
that's Chutney Chimp's suit and Lady Sparklehound's hat.
1:09o Chutney Chimp'in kıyafeti ve Lady Sparklehound'un şapkası.
can't ... just because ...: yetersiz bir gerekçeyi reddetmek
can't give him stuff just because he says he wants it ifadesinde can't, ona bir şeyler vermenin uygun olmadığını belirtir. just because ise konuşanın yetersiz gördüğü gerekçeyi sunar. Onun bir şeyi istediğini söylemesi, tek başına o şeyi ona vermeyi haklı çıkarmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen can't / shouldn't / don't ... just because ... kalıbı, bir eylem için sunulan fazla basit bir gerekçeye karşı çıkar. Gerekçenin yanlış olduğunu değil, tek başına yeterli olmadığını anlatır.
Alıştırma
Yetersiz bir gerekçeyi reddeden hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: You can't copy the answer ____ your friend says it is fine.
Cevabı göster
just because
Look, I'm just the butler: açıklamaya giriş yapmak ve sorumluluğu sınırlamak
Buradaki Look gerçek anlamıyla ‘bakmak’ değildir. Bir yanıtın başında kullanıldığında dinleyenin dikkatini çeker ve ardından bir açıklama ya da itiraz geleceğini belirtir. I'm just the butler ifadesindeki just, ‘sadece’ anlamına gelir ve konuşanın rolünü sınırlı gösterir. Cümlenin bütünü şu anlamı ima eder: Bu rolü yerine getiriyorum ama tüm yetki veya sorumluluk bende değil.
Alıştırma
Konuşanın yetkisinin sınırlı olduğunu açıklamak için Look ve I'm just ... yapılarını doğal biçimde kullanan yanıt hangisidir?
- Look at the assistant while the manager speaks.
- Look, I just became the assistant, so I made the decision.
- I'm the assistant who makes every decision here.
- Look, I'm just the assistant; the manager makes that decision.
Cevabı göster
Look, I'm just the assistant; the manager makes that decision.
take it up with the monkey: bir sorunu ilgili kişiye iletmek
Burada take something up with someone, bir soru, şikâyet veya sorunu ilgili kişinin konuşması ya da ele alması için ona iletmek anlamına gelir. Bu cümlede it, problem sözcüğüne gönderme yapar; with the monkey ise başvurulacak kişiyi belirtir. Bu ifade bir şeyi kaldırmak veya taşımakla ilgili değildir. Nesne bir zamirse take ile up arasına gelir: take it up with someone.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak take it up with ifadesiyle tamamlayın: If your refund was refused, ____ the store manager.
Cevabı göster
take it up with
Listen, mate.: kararlı biçimde dikkat çekmek
Burada Listen dikkat çekmek için kullanılır ve tarafsız biçimde bir sesi duymayı istemek yerine “söyleyeceğim şeye dikkat et” anlamına gelir. Dinleyiciyi konuşanın bir sonraki sözüne hazırlar. Mate, özellikle Britanya İngilizcesinde yaygın olan samimi bir hitap şeklidir ve arkadaşlar arasında sıcak duyulabilir. Ancak doğrudan Listen sözünden sonra bir şikâyeti, kesin bir talebi veya uyarıyı başlatabilir. İfadenin dostça mı yoksa çatışmacı mı duyulacağını sonraki sözler ve ton belirler.
Alıştırma
Yargılayın: Gergin bir konuşmada “Listen, mate.” her zaman sıcak ve dostça bir selamlamadır.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
it's time for a certain someone to find somewhere else to live: bir eylemin zamanının geldiğini söylemek
It's time for someone to do something, konuşanın belirli bir kişinin şimdi ya da yakında bir şey yapması gerektiğini düşündüğünü anlatır. Buradaki time saat sormakla ilgili değildir; bir eylemin zamanının geldiğini belirtir. Bu cümlede find somewhere else to live, o kişinin taşınması gerektiğini söylemenin dolaylı bir yoludur. I think bunu bir görüş gibi sunsa da ifade, kişinin harekete geçmesi için hâlâ baskı oluşturur.
Alıştırma
Çocukların şimdi eve gitmesi gerektiğini anlatan cümleyi tamamlayın: It's time ____ the children ____ go home.
Cevabı göster
for · to
a certain someone: adı bilerek söylenmeyen belirli bir kişiye dolaylı gönderme
A certain someone belirli bir kişiyi ifade eder, ancak o kişinin adı bilinçli olarak söylenmez. Genellikle konuşan ve dinleyen kişi bağlamdan kimin kastedildiğini anlayabilir; bu belirsizlik kasıtlıdır ve konuşanın gerçekten bilmediği anlamına gelmez. Burada ifade, taşınması beklenen kişinin kim olduğunu ima eder. Sözün şakacı veya takılmacı duyulmasını sağlayabilir; ancak bir eleştiri içinde kullanıldığında iğneleyici ya da alaycı da gelebilir.
Alıştırma
A certain someone konuşmada genellikle neyi ima eder?
- Konuşan, kişinin tam adını resmî olarak yazıyor
- Konuşan, gerçekten işin içinde biri olup olmadığını bilmiyor
- Konuşan, gruptaki herkes hakkında konuşuyor
- Konuşan, bir kişinin adını söylemeden onu bilerek ima ediyor
Cevabı göster
Konuşan, bir kişinin adını söylemeden onu bilerek ima ediyor
harsh but fair: sert ama makul ve adil
Harsh; sözlerin, davranışın ya da bir kararın sert veya rahatsız edici olduğunu anlatır. Fair ise bunun yine de makul ve adil olduğunu söyler. But iki değerlendirmeyi dengeler: Konuşan kişi bunun ağır olduğunu kabul eder, ancak yanlış olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede harsh but fair ne anlama geliyor?
- Sertti ama yine de makul ve adildi.
- Nazik ve dostçaydı.
- Sertti ve tamamen adaletsizdi.
Cevabı göster
Sertti ama yine de makul ve adildi.
Aren't you being a little unfair? Yumuşatılmış eleştiri
Aren't you being a little unfair? biçim olarak olumsuz bir sorudur, ancak burada eleştiriyi yumuşatır. Konuşan kişi karşısındakinin şu anki davranışını haksız bulur ve onu yeniden düşünmeye çağırır. Being + sıfat, kişinin kalıcı karakterine değil, şu anda nasıl davrandığına odaklanır. A little ifadenin gücünü azaltır, ancak cümle yine de eleştiri içerir.
Alıştırma
Hangi cümle birinin mevcut davranışını yumuşak bir şekilde eleştirir?
- Aren't you being a little unfair?
- You are completely unfair.
- Are you always unfair?
Cevabı göster
Aren't you being a little unfair?
one cheeky monkey: one ile güçlendirilen oyunbaz eleştiri
Bu cümlede cheeky; cesur, yaramaz ve biraz saygısız bir davranışı anlatır. Britanya İngilizcesinde ciddi bir öfkeden çok eğlenme veya sevgi ifade edebilir. one + sıfat + tekil isim yapısı bir değerlendirmeyi güçlendirebilir. One cheeky monkey yaklaşık olarak “gerçekten küstah bir maymun” veya “ne kadar da küstah bir maymun” demektir. Buradaki one yalnızca sayı bildirmez; konuşanın değerlendirmesini vurgular.
Alıştırma
one cheeky monkey ifadesinde cheeky büyük olasılıkla ne demektir?
- Gerçekten zalim ve tehlikeli.
- Oyunbazca cesur ve biraz saygısız.
- Sessiz ve uslu.
Cevabı göster
Oyunbazca cesur ve biraz saygısız.
How could he just kick us out of our own house? Öbek fiiller
1:47Nasıl bizi kendi evimizden atabilir?
kick us out of our own house: birini zorla çıkarmak
Kick someone out of a place, birini bir yerden zorla çıkarmak anlamına gelir. Buradaki kick mecazidir; kişiye ayakla vurmak anlamına gelmez. Yapı kick + kişi + out of + yer şeklindedir. Kick us out of our own house ifadesindeki our own, evin konuşan kişilere ait olduğunu vurgular. Bu da şikâyetin daha şaşkın ve yapılanın daha haksız duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak kick + us + out of yapısıyla tamamlayın: The guard tried to ____ the building.
Cevabı göster
kick us out of
İfadeyi yumuşatan kind of
Bu cümlede kind of, “bir dereceye kadar” veya “bir bakıma” anlamına gelir. our fault ifadesini yumuşatır; böylece konuşan kişi sorumluluğun bir kısmını kabul eder, ancak bunu tamamen kesin bir şekilde söylemez. Buradaki kind of, konuşma dilinde dereceyi yumuşatan bir ifadedir; “bir tür” anlamındaki a kind of isim kalıbı değildir. Bu kullanım yargıları, duyguları veya kabulleri daha az kesin hâle getirebilir.
Alıştırma
“Well, it's kind of our fault” cümlesinde kind of ne işe yarar?
- Kabulü daha az kesin hâle getirir.
- Kimsenin sorumlu olmadığını söyler.
- Belirli bir hata türünü tanımlar.
Cevabı göster
Kabulü daha az kesin hâle getirir.
“We spoiled him” cümlesinde spoiled
We spoiled him cümlesinde spoiled, spoil fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Spoil a person, birine istediği şeyleri çok sık vermek veya çok az sınır koymak ve bunun sonucunda o kişinin talepkâr, kötü davranan ya da elindekilerin değerini bilmeyen biri hâline gelmesine yol açmak demektir. him nesnesi burada yiyeceğin bozulmasından değil, birini aşırı şımartmaktan söz edildiğini gösterir. Kişiyle ilgili aynı anlam a spoiled child ifadesinde de görülür; burada spoiled bir sıfattır.
Alıştırma
Bu bağlamda We spoiled him ne anlama gelir?
- Ona istediği şeylerden çok fazla verdik ve kötü davranışını teşvik ettik.
- Ona bir hikâyenin sonunu söyledik.
- Bir yiyeceği ona vermeden önce bozulmaya bıraktık.
Cevabı göster
Ona istediği şeylerden çok fazla verdik ve kötü davranışını teşvik ettik.
a bit hard to explain. zorluğu yumuşak ifade etmek
a bit hard to explain ifadesinde a bit, hard kelimesinin derecesini yumuşatır. Konuşan kişi açıklamanın biraz zor olduğunu söyler, ama bunu kesin veya sert bir şekilde ifade etmez. a bit hard to + fiil kalıbı, bir eylemin zor olduğunu daha yumuşak biçimde anlatmak için kullanılır. Burada to explain, zor olan eylemi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayın: It's ____ hard ____ explain.
Cevabı göster
a bit · to
gonna in Where are we gonna live?
Gonna, going to ifadesinin gayriresmî konuşma biçimidir. Where are we gonna live? cümlesinde gelecek zamandaki bir planı veya gelecekte nerede yaşanacağına dair bir soruyu belirtir: Where are we going to live? Gonna kelimesini tanımak, hızlı konuşmayı going to biçimiyle ilişkilendirmenize yardımcı olur. Gonna'dan sonra live örneğinde olduğu gibi fiilin yalın hâli gelir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. Going to ifadesinin gonna biçiminde kısalıp kısalmadığına dikkat edin.
- What are you gonna do after school?
- What are you going to do after school?
- What did you do after school?
Cevabı göster
What are you gonna do after school?
let's ask if we're allowed to sleep in the backyard, Dilbilgisi
2:01arka bahçede uyumamıza izin var mı soralım,
we're allowed to: izinli olmak
Be allowed to + fiilin yalın hâli, bir kuralın ya da bir kişinin birine bir şey yapma izni verdiğini anlatır. we're allowed to sleep ifadesinde mesele, orada uyumaya izin verilip verilmediğidir. Bu yapı, kişinin eylemi yapabilme becerisine değil, dışarıdan verilen izne odaklanır. Özneye ve zamana göre be biçimini değiştirin: we're allowed, she is allowed veya they were allowed.
Alıştırma
Müze kurallarının ziyaretçilere fotoğraf çekme izni verdiğini en açık biçimde hangi cümle anlatır?
- Visitors are allowed to take photos.
- Visitors are able to take photos.
- Visitors manage to take photos.
Cevabı göster
Visitors are allowed to take photos.
shall we?: Let's önerisini yumuşatmak
shall we?, Let's ile yapılan bir önerinin ardından geldiğinde karşıdaki kişiyi ortak bir eylemi kabul etmeye davet eder. Let's ask ..., shall we? yaklaşık olarak “Bunu yapalım, olur mu?” demektir. Öneriyi daha iş birliğine açık gösterir ve nazikçe yanıt ister. Buradaki shall we?, öneriye eklenen bir soru kalıbıdır; gelecekte ne olacağını soran bir soru değildir. Yeniden kullanılabilen yapı Let's + fiilin yalın hâli ..., shall we? şeklindedir.
Alıştırma
Let's ile yapılan öneriden sonraki standart kısa soruyu tamamlayın: Let's sit by the window, ____?
Cevabı göster
shall we