Aşk ve Öz Sevgi: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Bu anlatım, öz sevgi eksikliğinin karşılık bulan sevgiyi neden reddettirebildiğini ve kendini kabul etmenin karşılıklılığı nasıl desteklediğini Groucho Marx’ın kulüp şakasıyla gösterir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “what if ... were one day to” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: tersine dönüşü hayal ettirip merak yaratan resmî varsayım çerçevesini tanıyın. 2. “a troubling Marxist moment” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bu mecazı Groucho Marx’a bağlayıp karşılık bulan sevginin sevilen kişiyi neden değersizleştirebildiğini anlayın. 3. “not proof of ... but instead of” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir kanıt yorumunu reddedip yerine paralel başka bir yorum koyun.
Bu derste
One of the great and slightly strange dangers of falling in love with someone Notlar
0:00Birine aşık olmanın büyük ve biraz da garip tehlikelerinden biri,
One of the great and slightly strange dangers: one of + çoğul isim
One of + çoğul bir isim öbeği, daha büyük bir grubun bir üyesini belirtir. one of the great and slightly strange dangers ifadesinde dangers grubu adlandırdığı için çoğuldur; ancak bütün öbeğin temel sözcüğü One olduğu için özne dil bilgisel olarak tekildir. great ve slightly strange sıfatları dangers sözcüğünü niteler. Ardından gelen of falling in love with someone bölümü bu tehlikelerin neyle bağlantılı olduğunu belirtir; one of + çoğul isim yapısını değiştirmez.
Alıştırma
Hangi cümle one of + çoğul isim yapısını doğru kullanır ve öznenin tamamını tekil kabul eder?
- One of the biggest challenges are finding enough time.
- One of the biggest challenge is finding enough time.
- One of the biggest challenges is finding enough time.
Cevabı göster
One of the biggest challenges is finding enough time.
Falling in love with: romantik bir duygu durumuna girmek
Fall in love with someone, birine karşı romantik aşk hissetmeye başlamak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Fall, aşkı kişinin girdiği yeni bir durum olarak sunar; fiziksel olarak düşmek anlamına gelmez. Örnekte falling, of edatından sonra geldiği için -ing biçimindedir. Kişiden önce with korunmalıdır: fall in love with someone denir, fall in love someone denmez.
Alıştırma
“Birine karşı romantik aşk hissetmeye başlamak” anlamındaki kalıplaşmış ifadenin -ing biçimiyle cümleyi tamamlayın: He was afraid of ____ his best friend.
Cevabı göster
falling in love with
Zaman bağlantısı olarak the day + yan cümle
Bu cümlede the day, they start to love us back yan cümlesini doğrudan başlatır. İfadenin tamamı “onların da sevgimize karşılık vermeye başladığı gün” demektir ve verilecek tepkiyi gelecekteki belirli bir zamana yerleştirir. İngilizcede the day + özne + fiil, kısa bir zaman ifadesi olarak sıkça kullanılır. Bu isim öbeği tek başına zaman zarfı işlevi görebildiği için burada on ya da when gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “... olduğu gün” anlamına gelen iki sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: Everything changed ____ we opened the shop.
Cevabı göster
the day
love someone back: birinin sevgisine karşılık vermek
Love someone back, bir kişinin size karşı zaten hissettiği sevgiye aynı duyguyla karşılık vermek demektir. love us back ifadesinde us nesnedir; back ise “aynı duyguyu karşılık olarak vermek” anlamına gelir. Hareketi veya birini yeniden sevmeyi anlatmaz. Yapı love + kişi + back şeklindedir: She loves him, and he loves her back.
Alıştırma
Leo'nun Maya'nın duygularına karşılık verdiğini göstermek için cümleyi love + nesne + back yapısıyla tamamlayın: Maya loves Leo, and she hopes he will ____.
Cevabı göster
love her back
long to: güçlü ve sürekli bir arzu
we long to escape ifadesinde long, güçlü ve sürekli bir arzu duymak anlamına gelen bir fiildir. Konuşan kişi kaçmayı sıradan bir tercih olarak değil, yoğun bir duygusal istek olarak sunar. Yapı long to + fiilin yalın hâlidir: long to leave, long to understand veya long to return gibi.
Alıştırma
Hangi tamamlama güçlü ve sürekli bir arzuyu doğal biçimde ifade eder? After many years away, they ___ return home.
- long for to
- long to
- are long to
Cevabı göster
long to
escape from ourselves into the embrace of: mecazi yön değişimi
Bu cümlede from ... into ..., duygusal bir değişimi hareket gibi gösterir. escape from ourselves, kişinin kendisine dair acı veren bir bakıştan uzaklaşmaya çalışmasını; into the embrace of a person ise başka birinin kabulünü güvenli bir yer gibi sunar. İki yön ifadesi bir çıkış noktası ve varış noktası kurar: from geride bırakılan durumu, into ise kişiyi çevreleyen yeni bir duruma girişi gösterir. Bu anlatım mecazidir; kişinin fiziksel olarak kendisinden çıkabileceğini söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede from ourselves into the embrace of a person hareketi esas olarak ne yapar?
- Yalnızca bir konumdan diğerine yol tarifi verir.
- Bir kişinin fiziksel olarak kendi bedeninden çıkıp başka birinin bedenine girdiğini anlatır.
- Kendini reddetmekten uzaklaşıp başka birinin hayal edilen kabulüne yönelen psikolojik bir hareket sunar.
Cevabı göster
Kendini reddetmekten uzaklaşıp başka birinin hayal edilen kabulüne yönelen psikolojik bir hareket sunar.
as beautiful, perfect, and accomplished as ... flawed: eşit derece, zıt değerlendirmeler
İlk as, beautiful, perfect, and accomplished sıfat dizisinin derecesini belirtir. İkinci as ise karşılaştırma ölçütü olarak kullanılan we feel ourselves to be flawed yan cümlesini başlatır. İki taraftaki nitelikler birbirine zıttır, ancak yoğunlukları eşitlenir. O kişi, konuşanların kendilerini kusurlu hissettiği ölçüde ideal görünür. Bu nedenle yapı, niteliklerin benzer olduğunu söylemek yerine güçlü bir retorik karşıtlık kurar.
Alıştırma
Hangi cümle, birbirine zıt iki duygunun yoğunluğunu as ... as ile eşitler?
- She sounded as confident as I did.
- She sounded as confident as I felt nervous.
- Her confidence seemed stronger than my nervousness.
Cevabı göster
She sounded as confident as I felt nervous.
what if ... were one day to: uzak bir gelecek varsayımı
what if, hayal edilen bir olasılığı ortaya koyar ve dinleyiciden bunun sonuçlarını düşünmesini ister. Burada, idealize edilen kişinin konuşanın sevgisine karşılık verebileceği düşüncesi etrafında merak ve gerilim oluşturur. were one day to turn, uzak bir varsayım biçimidir: were geçmiş zamanı göstermez, dilek-şart biçimidir; to turn ise mastardır. one day, hayal edilen olayı gelecekte belirsiz bir zamana yerleştirir. Bu biçim, olasılığı basit bir gelecek sorusuna göre daha resmî, uzak veya dramatik gösterir.
Alıştırma
Resmî ve uzak gelecek varsayımını dersteki tam ifadeyle tamamlayın: What if our quiet neighbor ____ reveal the truth?
Cevabı göster
were one day to
nothing could discredit them faster. Anlatım akışı
0:28hiçbir şey onları bundan daha hızlı itibarsızlaştıramazdı.
nothing could discredit them faster ifadesindeki retorik tersine dönüş
Cümle, güçlü bir vurgu yapan nothing could + fiil + faster kalıbıyla başlar. Bu kalıp, konuşmacının gözündeki itibarlarını bundan daha hızlı hiçbir şeyin zedeleyemeyeceği anlamına gelir. Burada discredit them, onlar hakkında yalan yaymak değil, onları daha az güvenilir ya da hayranlığa daha az layık göstermek demektir. Bu kısa ifade, paradoksal bir tersine dönüş yaratır. Normalde sevginin karşılık bulması birinin gözümüzdeki değerini artırır; ancak konuşmacı bunun o değeri hemen yok ettiğini söyler. Bu keskin dönüş, şaşırtıcı sonucu önce verir ve ardından gelecek açıklamaya zemin hazırlar.
Alıştırma
nothing could discredit them faster sav içinde nasıl bir rol oynuyor?
- Konuşmacının tutumunu belirtmeden konuyu değiştirir.
- Önce paradoksal bir sonuç söyler ve ardından gelecek açıklamaya zemin hazırlar.
- Bu kişilerin kamuya açık bir suç işlediğine dair tarafsız kanıt sunar.
Cevabı göster
Önce paradoksal bir sonuç söyler ve ardından gelecek açıklamaya zemin hazırlar.
have the bad taste to + fiil
have the bad taste to + fiil kalıbı, belirli bir davranışı uygunsuz, aptalca ya da sağduyuya aykırı olarak değerlendirir. Bu cümlede değerlendirilen davranış approve of someone like us ifadesidir. Bu söz tarafsız değil, alaycıdır. Konuşmacı “biz” hakkında kötü düşündüğü için şaka, konuşmacının grubunu beğenen herkesin zevksiz olması gerektiği fikrine dayanır. Başkalarına yöneltilmiş gibi görünen eleştiri aslında konuşmacının kendisi hakkındaki düşük görüşünü açığa çıkarır.
Alıştırma
“She had the bad taste to laugh during the apology,” cümlesinde had the bad taste to ne anlatır?
- Konuşmacı onun gülmekten hoşlandığını tarafsız biçimde bildiriyor.
- Konuşmacı, onun gülme kararını alaycı biçimde uygunsuz buluyor.
- Özür, ağzında hoş olmayan bir tat bıraktı.
Cevabı göster
Konuşmacı, onun gülme kararını alaycı biçimde uygunsuz buluyor.
It turns out that one of the central requirements Anlatım akışı
0:39Görünüşe göre temel gerekliliklerden biri
It turns out that: bir sonucu ortaya koymak
It turns out that, that yan tümcesindeki içeriği gerçekler, akıl yürütme veya sonradan edinilen anlayışla netleşen bir sonuç olarak sunar. Açıklamayı bir sorudan ya da görünürdeki çelişkiden, onu çözen noktaya taşıyarak bilgiyi düzenler. Bu ifade bir keşif hissi verebilir, ancak mutlaka şaşkınlık bildirmez. Fiziksel olarak dönmekten söz etmez; önemli bilgi that sonrasında gelen sonuçtur.
Alıştırma
“It turns out that the key was under the mat.” cümlesinde “It turns out that” ne yapar?
- Sonradan netleşen bir sonucu belirtir.
- Bir talimat verir.
- Bir şeyin fiziksel olarak dönmesini anlatır.
Cevabı göster
Sonradan netleşen bir sonucu belirtir.
built up over the years: yıllar içinde kademeli gelişim
Build up “yavaş yavaş artmak, birikmek veya gelişmek” anlamına gelir. Burada built up geçmiş ortaç biçimidir ve fiziksel olarak inşa edilmiş bir nesneyi değil, azar azar oluşmuş bir şeyi anlatır. Over the years, değişimin gerçekleştiği uzun dönemi belirtir. İfade bir bütün olarak tek bir olay yerine yavaş ilerleyen bir süreci vurgular.
Alıştırma
“Her confidence built up over the years.” cümlesinde “built up over the years” ne anlama gelir?
- Fiziksel bir nesne gibi inşa edildi.
- Bir anda ortaya çıktı.
- Uzun bir dönem boyunca yavaş yavaş gelişti.
Cevabı göster
Uzun bir dönem boyunca yavaş yavaş gelişti.
We need a legacy of being deserving of love Notlar
0:50Sevilmeye değer olduğumuz bir mirasa ihtiyacımız var
a legacy of: geçmişten kalan kalıcı etki
Burada a legacy of, bir kişinin ölümünden sonra bırakılan para veya mülk anlamına gelmez. Önceki deneyimlerin oluşturduğu ve kalıcı olan içsel bir etkiyi anlatır. Konuşmacı, geçmiş deneyimlerin insanda sevilmeye layık olduğu yönünde kalıcı bir duygu bırakması gerektiğini söylüyor. a legacy of + isim yapısı, geçmişin bugüne bıraktığı bir durumu, örüntüyü, değeri veya sonucu ifade edebilir. Bir legacy olumlu veya olumsuz olabilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “geçmişten kalan kalıcı etki” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The community project left ____ stronger neighborhood ties.
Cevabı göster
a legacy of
deserving of love: be deserving of + isim
Bu cümlede deserving of love, “sevilmeye layık” anlamına gelir. Deserving, being sonrasında kullanılan bir sıfattır; of ise neye layık olunduğunu belirtir. Yapı be + deserving of + isim şeklindedir. Bu kalıp deserving of respect, praise, or another chance gibi birçok isimle kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “layık olan” anlamına gelen sıfat öbeğiyle tamamlayın: After years of honest work, she is ____ the community's trust.
Cevabı göster
deserving of
to the affections granted to us by adult partners.
0:56yetişkin partnerlerimiz tarafından bize verilen sevgilere.
in order not to: olumsuz amaç belirtme
In order not to + fiilin yalın hâli olumsuz bir amaç belirtir; kişinin kaçınmak istediği sonucu açıklar. Burada sevilmeyi hak ettiğine dair gerekli duygu, partnerin sevgisine duyarsızca karşılık verilmesini önlemeye yöneliktir. Not, need'i değil respond'u olumsuzlar. Yapı, ana eylem + in order not to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Amaç olumsuzsa not, to'dan önce kalır; ana fiilin önüne getirilmesi mesajın farklı bir bölümünü olumsuzlar.
Alıştırma
Cümleyi olumsuz amaç bildiren tam ifadeyle tamamlayın: I saved the file twice ____ lose my work.
Cevabı göster
in order not to
set out to repel or disappoint it. Öbek fiiller
1:11onu itmeye veya hayal kırıklığına uğratmaya koyulacağız.
set out to + fiil: bir hedefle başlamak
Set out to + fiilin yalın hâli, belirli bir amaçla bir şey yapmaya başlamak anlamına gelir. Bu cümlede onu geri püskürtmek ya da hayal kırıklığına uğratmak, davranışın yöneldiği sonuç olarak sunulur. Bu ifade normalde niyet bildirir. Buradaki anlatım, kendine zarar veren davranışı amaç odaklıymış gibi gösterir; ancak böyle bir davranış tamamen bilinçli bir plan olmadan da gerçekleşebilir. Set out burada bir yere doğru yola çıkmak değildir; to'dan sonra amacı belirten yalın fiil gelir.
Alıştırma
Cümleyi amaçlı bir işe başlamış olmak anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The research team ____ discover why the river was polluted.
Cevabı göster
set out to
what we have known: şimdiye kadar bildiğimiz deneyim
Burada what we have known, “bize uzun zamandır tanıdık gelen durum veya deneyim” anlamındadır. What, “the thing that” anlamını da taşıyan kaynaşmış bir ilgi sözcüğüdür ve what we have known yan cümlesini başlatır. Yan cümlenin tamamı that is yapısının içeriğini tamamlar; that ise sevilmeme veya görmezden gelinme durumuna gönderme yapar. Present perfect yapıdaki have known, tekrarlanan ya da uzun süren geçmiş deneyimleri şimdiki duyguyla bağlar. Burada known, “deneyimleyip alışmış olmak” demektir; bir bilgiyi bilmek anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi know fiilinin present perfect biçimini içeren bir what yan cümlesiyle tamamlayın: A calm home may feel unfamiliar when conflict is mostly ____.
Cevabı göster
what we have known
convinced of + isim öbeği
Be convinced of + isim öbeği, bir şeyin doğru olduğundan güçlü biçimde emin olmak demektir. Of'tan sonraki isim öbeği inancın içeriğini belirtir. Burada our own lovability, “sevilmeye değer olduğumuz” düşüncesidir. Wholly, “tamamen” demektir; bu yüzden not wholly convinced of, tam bir inançsızlığı değil, eksik bir güveni anlatır.
Alıştırma
Cümleyi convince fiilinin doğru biçimi ve gereken edatla tamamlayın: Nora is completely ____ the plan's value.
Cevabı göster
convinced of
receiving affection can appear like being bestowed a prize Kalıp ifadeler
1:26sevgi görmek bir ödül bahşedilmiş gibi görünebilir
for an accomplishment we don't feel we ever earned.
1:30hiç hak etmediğimizi hissettiğimiz bir başarı için.
being bestowed a prize: alıcı odaklı, resmî bir edilgen yapı
Bestow, 'resmî olarak vermek veya takdim etmek' anlamına gelir. being bestowed a prize ifadesinde being + past participle, edilgen bir -ing yan cümlesi oluşturur. Deneyim, ödülü veren kişi belirtilmeden alıcının bakış açısından sunulur. Burada ifade bir karşılaştırma yapar: Sevgi görmek, bir başarı karşılığında resmî bir ödül almak gibi hissedilebilir. Kişi bu başarıyı hak ettiğine inanmadığı için sevgiyi de hak edilmemiş gibi hisseder.
Alıştırma
Bu cümlede being bestowed a prize ne anlama gelir?
- Başka bir kişiye ödül vermek
- Kazanılan parayla bir ödül satın almak
- Veren kişi belirtilmeden resmî bir onur almak
Cevabı göster
Veren kişi belirtilmeden resmî bir onur almak
brace themselves for: zor bir şeye hazırlanmak
Brace themselves for, beklenen zor veya tatsız bir şeye özellikle zihinsel olarak hazırlanmak anlamına gelir. Brace aslında bir darbeye karşı bedeni sağlamlaştırmayı anlatır; bu da mecazî ifadeye duygusal bir darbe öncesinde kendini toplama anlamını verir. Dönüşlü zamir People sözcüğüne döndüğü için çoğul themselves biçimi gerekir. For, beklenen zorluğu, yani the recriminations ifadesini tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için brace fiilini doğru dönüşlü kalıpta kullanın: The players must ____ some harsh criticism after the match.
Cevabı göster
brace themselves for
There is an old joke made by Groucho Marx about not deigning to belong to a club Notlar
1:45Groucho Marx'ın üye olmaya tenezzül etmemekle ilgili eski bir şakası vardır
Groucho Marx ve kulüp üyeliği şakası
Groucho Marx, keskin ve absürt tek cümlelik esprileriyle tanınan Amerikalı bir komedyendi. Cümle, ona atfedilen bir şakaya gönderme yapar: kendisini üye olarak kabul edecek hiçbir kulübe katılmak istemezdi. Kişinin kendisini reddetmesine dayanan bu şaka, metinde daha sonra Marxist gibi bir adlandırma kullanılırsa bunun arka planını oluşturur. Buradaki Marx, Karl Marx'ı veya Marksist siyaset teorisini değil, Groucho Marx'ın paradoksal tutumunu belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede Groucho Marx adı neden önemlidir?
- Marksist siyaset teorisinin yazarını belirtir.
- Kendisini kabul edecek her kulübü reddetmekle ilgili bir komedyen şakasına gönderme yapar.
- Konuşmacıyı reddeden kulübün adıdır.
Cevabı göster
Kendisini kabul edecek her kulübü reddetmekle ilgili bir komedyen şakasına gönderme yapar.
not deigning to: bir eylemi kendine yakıştıramayıp reddetmek
Deign to do something, birinin bir eylemi kendi onuruna yakışmayacak kadar aşağı gördüğünü anlatan resmî ve çoğu zaman iğneleyici bir ifadedir. Olumlu kullanımda kişi yine de eylemi yapar; olumsuz kullanımda reddeder. Burada about sonrasında -ing biçimi gelir: about not deigning to belong. Olumsuz olduğu için not deigning to, bu cümlede üstünlük veya küçümseme tavrıyla katılmayı reddetmek anlamına gelir. Yalnızca karar vermemek veya kabul etmemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi deign to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The article criticized the editor for not ____ reply to the writer's question.
Cevabı göster
deigning to
that would accept someone like him as a member.
1:50kendisi gibi birini üye olarak kabul edecek bir kulübe.
both wish to join a club and yet lose that wish: çelişkili eylemleri eşleme
Burada both eşlemeli bir yapıyı başlatır; iki kişiden söz edildiği anlamına gelmez. Aynı özne olan we, wish to join a club ve lose that wish şeklindeki iki yükleme bağlanır. And yet ikinci yüklemi birinciyle beklenmedik biçimde çatışan bir eylem olarak sunar. both A and yet B kalıbı iki düşünceyi birlikte verirken B'nin, A'nın oluşturduğu beklentiye ters düştüğünü vurgular.
Alıştırma
'Leo both wanted to lead the team and yet hoped someone else would take charge,' cümlesinde bu yapı ne yapar?
- Leo'nun ancak başka biri yönetimi devraldıktan sonra liderlik etmekten vazgeçtiğini gösterir.
- Aynı kişinin iki eylemini bağlar ve ikincisini birinciyle beklenmedik biçimde çatışan bir eylem olarak sunar.
- İki farklı kişinin de takıma liderlik etmek istediğini söyler.
Cevabı göster
Aynı kişinin iki eylemini bağlar ve ikincisini birinciyle beklenmedik biçimde çatışan bir eylem olarak sunar.
as soon as: hemen gerçekleşen bir zaman tetikleyicisi
As soon as bir zaman yan cümlesi başlatır ve “olur olmaz” ya da “hemen ardından, neredeyse hiç gecikmeden” anlamına gelir. Burada istek, gerçekleştiği anda kaybolur. as soon as yan cümlesindeki olay tetikleyicidir; diğer cümle bundan sonra ne olduğunu verir. Bu nedenle ifade planlarda, talimatlarda ve anlatılarda kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “olur olmaz” anlamına gelen üç kelimelik zaman bağlacıyla tamamlayın: I'll text you ____ I arrive.
Cevabı göster
as soon as
comes true: bir umut gerçeğe dönüştüğünde
Come true, özellikle dream, wish, hope veya prediction gibi sözcüklerle “gerçek olmak ya da gerçekten gerçekleşmek” anlamına gelir. Burada comes, tekil özne it ile uyumludur. Umut edilen veya beklenen şey özne olur: a dream comes true. İfade, zaman ve özne uyumuna göre came true ve comes true örneklerindeki gibi normal biçimde değişir.
Alıştırma
Cümleyi come true ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After months of waiting, their wish finally ____.
Cevabı göster
came true
The answer lies in ...: temel açıklamayı belirtmek
The answer lies in + isim öbeği kalıbı, “temel açıklama veya çözüm ... içinde bulunur” anlamına gelir. Burada self-hatred, temel açıklama olarak sunulur. Bu kullanımda lies, “yatay biçimde uzanmak” veya “yalan söylemek” anlamına gelmez. Bilgiyi düzenleyen bir kalıp olarak The answer önceki bir soruya gönderme yapar; lies in ise ana nedeni, etkeni veya çözümü tanıtır. Böylece soru sormaktan ya da bir sorunu değerlendirmekten ana iddiayı belirtmeye açık bir geçiş yapılır.
Alıştırma
Cümleyi The answer lies in ... kalıbındaki iki sözcükle tamamlayın: Why are customers leaving? The answer ____ slow service and confusing prices.
Cevabı göster
lies in
have been shaped to accept: edilgen present perfect yapısı
Burada have been shaped, present perfect'in edilgen yapısıdır: geçmiş deneyimler iç dünyamızı zaman içinde etkilemiş ve bu etki bugün neyi kabul edilebilir bulduğumuzu hâlâ belirlemektedir. Odak, kimin şekillendirdiği değil, inner psyches ifadesinin bu etkiyi almasıdır. to accept mastarı shaped fiilinin anlamını tamamlar. İç dünyamızın hangi tepkiyi ya da kalıbı normal kabul etmeye şartlandırıldığını belirtir. Buradaki shape, fiziksel biçim vermek değil, psikolojik olarak şekillendirmek anlamındadır.
Alıştırma
shape fiilinin present perfect edilgen biçimini kullanın ve ardından to getirin. Cümleyi tamamlayın: After years in a highly competitive school, Maya ____ expect constant comparison.
Cevabı göster
has been shaped to
We wonder how we can continue to believe in a club
2:21Bir kulübe nasıl inanmaya devam edebileceğimizi merak ediyoruz
now that: değişen bir durumu neden olarak sunmak
Now that, yeni gerçekleşmiş ya da doğru hâle gelmiş bir durumu tanıtır ve bunu sonraki ifadenin veya çevresindeki iddianın nedeni ya da dayanağı olarak sunar. Bu parçada yeni durum they believe in us ifadesidir ve bu gerçek a beloved ile ilgili iddiayı destekler. now that yapısını, ardından bir yan cümle gelen iki sözcüklü tek bir bağlaç olarak düşünün. Genellikle yalnızca “şu anda” değil, “bu artık doğru olduğu için” anlamına gelir; that bir işaret sözcüğü değil, bağlacın parçasıdır.
Alıştırma
“Bu artık doğru olduğu için” anlamına gelen iki sözcüklü bağlacı kullanın. Cümleyi tamamlayın: ____ the library stays open later, I can study there after work.
Cevabı göster
Now that
There is usually a troubling Marxist moment in every relationship, Deyimler
2:29Her ilişkide genellikle rahatsız edici bir Marksist (Marx) anı vardır,
Groucho Marx göndermesi olarak a troubling Marxist moment
Bu cümlede a troubling Marxist moment, konuşmacının bir ilişkideki tepkiye verdiği özgün addır: Bir kişi sevgisine karşılık verileceğini öğrenince, sırf karşı taraf da onu sevdiği için o kişiden kuşkulanmaya başlayabilir. Marxist burada, Groucho Marx'ın kendisini üye olarak kabul edecek bir kulübe katılmak istememesiyle ilgili şakasına gönderme yapar. Karl Marx'ı veya siyasi Marksizmi ifade etmez. Bu ad, önceki şakayı kişinin kendine zarar veren kuşkusunun kısa bir tanımına dönüştürür.
Alıştırma
Bu bağlamda a troubling Marxist moment ne anlama gelir?
- Karşılık bulan sevginin kendine zarar veren bir kuşku yarattığı ve Groucho Marx'ın şakasını hatırlatan bir an.
- İki kişinin aynı siyasi inançları seçtiği bir an.
- İlişkideki iki kişinin Marksizm hakkında siyasi tartışma yaşaması.
Cevabı göster
Karşılık bulan sevginin kendine zarar veren bir kuşku yarattığı ve Groucho Marx'ın şakasını hatırlatan bir an.
love is going to be reciprocated: reciprocate fiilinin edilgen biçimi
Reciprocated, bir duyguya veya eyleme aynı türden bir duygu ya da eylemle karşılık verilmesi demektir. Edilgen love is going to be reciprocated ifadesinde yanıtı alan şey love olur: Sevgi veren kişinin karşılığında sevilmesi beklenir. Kalıp isim + be + reciprocated şeklindedir. Be going to bir tahmin veya beklenti anlamı ekler. Reciprocated karşılıklı bir yanıtı gösterir, ancak iki kişinin duygularının derece veya yoğunluk bakımından tam olarak aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Edilgen tahmini tamamlamak için reciprocate fiilinin geçmiş zaman ortacını kullanın: She believes that her love is going to be ____.
Cevabı göster
reciprocated
from afar: uzaktan hayranlık duymak
Bu cümlede from afar, “uzaktan” anlamına gelir. Kişi, yakın veya karşılıklı bir ilişki içinde olmadığı birine hayranlık duyar. Bu ifade fiziksel mesafeyi anlatabilir, ancak burada mesafe duygusal ve ilişkiseldir. Hayranlığın karşılıklı değil, tek taraflı olduğunu gösterir.
Alıştırma
“Uzaktan” anlamına gelen ve hafif edebî bir tonu olan, bu dersteki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Daniel had admired the actor ____ for years.
Cevabı göster
from afar
depends on the balance between A and B: A ile B arasındaki dengeye bağlı olmak
Depends on the balance between A and B, bir sonucun birbiriyle rekabet eden iki etkenin göreli gücü veya etkisi tarafından belirlendiğini anlatır. Cümle, etkenlerden birinin tek başına işlediğini söylemez; önemli olan her birinin ne kadar etkili olduğudur. Kalıp outcome + depends on the balance between + A + and + B şeklindedir. Bu kalıpta between ikiliyi başlatır, and ise ikinci etkeni bağlar.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki kalıpla tamamlayın. İlk boşlukta bağımlılık ifadesini, ikinci boşlukta bağlacı kullanın: The success of the plan ____ ambition ____ realism.
Cevabı göster
depends on the balance between · and
Gain the upper hand: üstünlüğü ele geçirmek
To gain the upper hand, bir rakipten veya rekabet hâlindeki başka bir güçten daha güçlü duruma gelip ortamı kontrol etmeye başlamak demektir. Burada kişinin kendinden nefreti, kendine duyduğu sevgiyi bastırabilecek bir güç olarak ele alınıyor. Bu ifade avantajdaki bir değişimi anlatır; mutlaka kesin bir zafer anlamına gelmez. Kalıplaşmış isim grubu the upper hand biçimindedir.
Alıştırma
“Daha güçlü taraf oldu ve kontrolü ele aldı” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Halfway through the negotiation, the smaller company ____.
Cevabı göster
gained the upper hand
is being loved back içindeki şimdiki zaman edilgen yapısı
is being loved back ifadesinde is being loved, şimdiki zamanın edilgen yapısıdır: is + being + geçmiş zaman ortacı. Kişiyi sevgiyi veren değil, o anda sevgiyi alan taraf olarak gösterir. Back, “birinin sevgisine veya şefkatine sevgiyle karşılık vermek” anlamındaki love back ifadesinin bir parçasıdır. İfade edilgen yapıya dönüştürüldüğünde fiilin biçimi değişir ancak back korunur: someone loves this person back → this person is being loved back.
Alıştırma
Cümleyi love back ifadesinin şimdiki zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: Right now, Maya ____ by the person she loves.
Cevabı göster
is being loved back
some excuse or other ifadesinin anlamı
Some + tekil sayılabilen isim + or other, o türden bir şeyin var olduğunu ancak bunun tam olarak ne olduğunun bilinmediğini, hatırlanmadığını veya söylenmeye değer görülmediğini anlatır. Burada some excuse or other, belirtilmemiş bir bahane demektir; or other ikinci ve belirgin bir seçenek sunmaz. Excuse ile kullanıldığında ifade çoğu zaman küçümseyici gelir. Konuşan kişi öne sürülen nedeni ciddiyetle değerlendirmek yerine önemsiz veya şüpheli bulur.
Alıştırma
Kesin ayrıntıları önemli olmayan, belirtilmemiş bir bahane anlamına gelen ifade hangisidir?
- either excuse
- some other excuse
- some excuse or other
Cevabı göster
some excuse or other
by virtue of ifadesinin anlamı
By virtue of; bir gerçek, özellik veya statü nedeniyle, buna dayanarak ya da bunun sonucunda anlamına gelen resmî bir edat öbeğidir. Ardından by virtue of her license veya by virtue of being qualified örneklerindeki gibi bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelir. Bu cümlede no-goods ile görüşmek, birini “yeterince iyi değil” diye yargılamanın dayanağı olarak sunulur. Burada virtue ahlaki erdem anlamına gelmez; alaycı tutum, ifadenin çevresindeki yargıdan kaynaklanır.
Alıştırma
Cümleyi “bir gerçek veya statü nedeniyle” anlamına gelen üç sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: Lena was allowed into the archive ____ her research permit.
Cevabı göster
by virtue of
Aşağılayıcı çoğul isim olarak no-goods
Burada no-goods, değersiz, güvenilmez veya kötü karakterli sayılan kişileri belirten çoğul ve sayılabilir bir isimdir. Kısa çizgi ve çoğul -s eki, bunun insanlara yapıştırılan bir etiket olduğunu gösterir; eksik mallar anlamına gelmez. Cümle, çarpık ve kişinin kendini reddettiği bir düşünce biçimini dile getirir: Bu etiketin verildiği kişilerle yalnızca ilişki kurmak, yeterince iyi olmamanın kanıtı sayılır. İfade bu ağır etiketi aktarır, fakat onu doğru kabul etmenizi istemez.
Alıştırma
Örnekte no-goods neyi ifade ediyor?
- Mevcut olmayan ürünler
- Değersiz veya kötü karakterli diye etiketlenen kişiler
- Yeterince iyi olmayan eylemler
Cevabı göster
Değersiz veya kötü karakterli diye etiketlenen kişiler
is not proof of how low the beloved is, Dilbilgisi
3:10sevilenin ne kadar aşağılık olduğunun kanıtı olmadığını,
Bir yorumu düzeltmek için not proof of ... but instead of ... yapısı
Kalıp not proof of A, but instead of B şeklindedir. proof ismi iki of tümlecini de yönetir: not proof of how low the beloved is, but instead (proof) of how lovable they have turned out to be. Paralel yapı eksik sözcüğü sağladığı için but instead sonrasında proof sözcüğünü tekrarlamak gerekmez. Bu düzeltme, kanıta ilişkin bir yorumu reddedip onun yerine başka bir yorum getirir. Burada karşılık bulan sevginin, sevilen kişinin düşük konumunu değil, seven kişinin kendisinin sevilmeye değer olduğunu gösterdiği söylenir.
Alıştırma
Düzeltmeyi not proof of A, but instead of B kalıbıyla tamamlayın: The delay was ____ carelessness, ____ how thoroughly the team checked the data.
Cevabı göster
not proof of · but instead of
have themselves turned out to be: sonunda nasıl olduklarının ortaya çıkması
turn out to be, deneyim veya kanıtlar sonucunda birinin ya da bir şeyin sonunda nasıl olduğunun ortaya çıktığını anlatır. Bu cümlede have ... turned out to be, onların gerçek niteliğinin açığa çıktığını, yani çok sevilesi olduklarının anlaşıldığını belirtir. themselves, they zamirine dönen dönüşlülük zamiridir ve vurgu katar: bu niteliğe sahip olduğu ortaya çıkanların bizzat kendileri olduğunu vurgular. turn out fiilinin nesnesi değildir.
Alıştırma
Have themselves turned out to be burada ne anlatıyor?
- Sonunda belirli bir niteliğe sahip oldukları ortaya çıktı.
- Fiziksel olarak döndüler.
- Kendilerini kasıtlı olarak başka bir şeye dönüştürdüler.
- Gerçek niteliklerini göstermeyi bıraktılar.
Cevabı göster
Sonunda belirli bir niteliğe sahip oldukları ortaya çıktı.
It emerges that knowing how to love ourselves a little Notlar
3:19Kendimizi biraz nasıl seveceğimizi bilmenin
It emerges that: sonucun yavaş yavaş ortaya çıkması
It emerges that, gerçekler, analiz veya tartışma ilerledikçe yavaş yavaş belirginleşen bir sonucu sunan resmî bir kalıptır. Buradaki it bir kişiye gönderme yapan gerçek bir özne değildir; asıl bilgi that cümleciğinde yer alır. Bu cümlede kalıp, sonraki sonucu önceki akıl yürütmenin ortaya çıkardığı bir şey olarak sunar. Önce giriş kalıbını verip ortaya çıkan sonucu that cümleciğine yerleştirerek mesajı düzenler.
Alıştırma
Resmî bir analizde It emerges that kalıbını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- As the audit continues, it emerge that the delay began much earlier.
- As the audit continues, the auditor emerges from the building.
- As the audit continues, we emerges that the delay began much earlier.
- As the audit continues, it emerges that the delay began much earlier.
Cevabı göster
As the audit continues, it emerges that the delay began much earlier.
most romantic things we can ever learn to do
3:25yapmayı öğrenebileceğimiz en romantik şeylerden biri olabileceği ortaya çıkıyor
knowing how to love ourselves a little ifadesinin özne olan -ing yan cümleciği olarak kullanımı
Knowing how to love ourselves a little, can be ifadesinin öznesi olarak kullanılan bir -ing yan cümleciğidir. Yan cümleciğin tamamı isim gibi işlev görür ve bir yeteneği ya da anlayışı belirtir: kendimizi belli bir ölçüde sevebilmek. how to love ourselves içindeki how to + fiil, bir şeyi yapmak için gereken yolu veya beceriyi ifade eder; soru değildir. a little, love fiilinin derecesini azaltır ve ourselves ifadesinin sayısını belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeyi yapma becerisine veya yöntemine sahip olmak” anlamındaki yapıyla tamamlayın: Knowing ____ ask for help can make a difficult job easier.
Cevabı göster
how to
one of the kindest and therefore most romantic things: sıralama ve çıkarım
one of the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim yapısı, bir şeyi tek başına en iyi örnek olarak göstermeden üst gruba yerleştirir. Burada one of the kindest ... things, sonucu güçlü ama mutlak olmayan bir ifadeye dönüştürür. and therefore iki değerlendirmeyi birbirine bağlar: kindest gerekçedir, most romantic ise bundan çıkarılan sonuçtur. Cümle romantik olmayı, nezaketten bağımsız ayrı bir nitelik olarak değil, nezaketin sonucu olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle güçlü ama mutlak olmayan bir iddiada bulunur ve güven vermenin nazik olmaktan kaynaklandığını açıkça gösterir?
- Listening carefully can be a kind and reassuring thing a friend can do.
- Listening carefully can be one of the kindest and therefore most reassuring things a friend can do.
- Listening carefully can be the kindest or most reassuring thing a friend can do.
Cevabı göster
Listening carefully can be one of the kindest and therefore most reassuring things a friend can do.