Mutluluğu ölçen ülke ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
855 kelime 150 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm, Bhutan’ın Gayrisafi Millî Mutluluk politikasının modernleşme ve ekonomik kalkınma ile vatandaşların refahı, kültürel süreklilik ve çevrenin korunması arasında nasıl denge kurmaya çalıştığını inceliyor. Ayrıca yenilenebilir enerjiyle çalışması planlanan Farkındalık Şehri’nin nitelikli Bhutanlı çalışanları ülkeye geri çekme hedefini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. at any cost. — Deyimler ve mecazi ifadeler: Bu ifadenin, zararlı sonuçları önemsemeden bir hedefin peşinden gitmeyi eleştirdiğini anlayın; ekonomik hedefleri sosyal, kültürel veya çevresel önceliklerle karşılaştırırken kullanın. 2. very strong social fabric. — Deyimler ve mecazi ifadeler: Bir toplumu bir arada tutan ilişkiler ağının kumaşa benzetildiğini fark edin ve ifadeyi toplumsal dayanışma, karşılıklı destek ve kültürel direnç hakkında konuşurken kullanın. 3. reversing Bhutan's brain drain. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Beyin göçünü tersine çevirmenin yalnızca yeni ayrılışları önlemek değil, nitelikli göçmenleri geri çekmek anlamına geldiğini öğrenin ve bu eşdizimi göç ve iş gücü politikalarını anlatırken kullanın.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:06

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:09

Ben Neil.

And I'm Pippa.

0:10

Ben de Pippa.

In this program,

0:11

Bu programda,

we're talking about happiness.

0:12

mutluluk hakkında konuşuyoruz.

So, what makes you happy, Neil?

0:15

Peki seni ne mutlu eder, Neil?

Oh, it makes me happy Dilbilgisi

0:16

Oh, mutlu oluyorum,

Dilbilgisi

makes me happy: make + nesne + sıfat

make + nesne + sıfat yapısı, bir kişinin ya da şeyin nesneyi belirli bir duruma getirdiğini anlatır. makes me happy ifadesinde me etkilenen kişidir; happy ise ortaya çıkan duyguyu belirtir. Bu yapıyı bir duygu veya durumun nedenini belirtmek için kullanabilirsin: X makes someone happy, nervous, proud veya tired. Burada özne it üçüncü tekil şahıs olduğu için make, makes biçimine dönüşür.

Alıştırma

Cümleyi make fiilinin doğru biçimi ve me nesnesiyle tamamla: This song ____ happy.

Cevabı göster

makes me

when I'm with a group of old friends

0:19

eski dostlarımdan oluşan bir grupla birlikteyken

and we're having a good laugh. Kalıp ifadeler

0:22

ve bol bol gülerken.

Kalıp ifadeler

having a good laugh: have a good laugh ifadesi

Have a good laugh, çokça gülmek ve bundan keyif almak anlamına gelir. having a good laugh ifadesinde laugh, ana fiil değil, have a laugh kalıbındaki sayılabilen isimdir. We're having yapısında şimdiki zaman kullanılır çünkü bu keyifli gülme o anda gerçekleşmektedir. Good, gülmenin içten veya özellikle keyifli olduğu anlamını ekler.

Alıştırma

Cümleyi “çokça gülmek ve bundan keyif almak” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamla: We always ____ when we watch that show.

Cevabı göster

have a good laugh

How about you, Pippa? Ton ve niyet

0:24

Peki ya sen, Pippa?

Ton ve niyet

How about you?: aynı soruyu karşı tarafa yöneltmek

Burada How about you?, “Aynı soruya senin cevabın ne?” anlamına gelir. Bir kişi cevap verdikten veya kendisiyle ilgili bir şey anlattıktan sonra, diğer kişiyi aynı konu hakkında konuşmaya davet eder. Sorunun tamamını tekrarlamadan konuşma sırasını doğal biçimde diğer kişiye geçirir. How about you, Pippa? cümlesinde Pippa, cevap vermesi istenen kişiyi belirtir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız hangi içeceği tercih ettiğinizi soruyor. "I prefer tea." diye cevap veriyorsunuz. Ardından onun aynı soruya vereceği cevabı doğal biçimde sormak için hangisini kullanırsınız?

  1. What about the tea?
  2. How are you?
  3. How about you?
Cevabı göster

How about you?

Cats make me very happy,

0:26

Kediler beni çok mutlu eder,

especially if I see a cat on the street that I don't know

0:28

özellikle de sokakta tanımadığım bir kedi görürsem

and it lets me give it a little stroke. Notlar

0:31

ve onu biraz okşamama izin verirse.

Dilbilgisi

it lets me give: let + nesne + fiilin yalın hâli

it lets me give ifadesinde let + nesne + fiilin yalın hâli yapısı kullanılır. İlk it kediyi gösterir, me nesnedir ve give, önüne to almadan yalın hâlde kalır. Bu yapı, kedinin konuşan kişinin eylemi yapmasına izin verdiğini anlatır. Cümlenin geri kalanı give fiilini tamamlar: give it a little stroke, “onu bir kez hafifçe okşamak” demektir.

Alıştırma

let kullanarak yeniden yazın. İkinci cümleyi tamamlayın: The school allows us to use the library after class. The school ____ use the library after class.

Cevabı göster

lets us

Kalıp ifadeler

give it a little stroke: kısa ve nazikçe bir kez okşamak

give it a little stroke ifadesinde stroke, elin bir hayvanın üzerinde nazikçe bir kez hareket etmesini anlatan sayılabilen bir eylem adıdır. Burada it kediyi gösterir; a little ise dokunuşun sert veya uzun değil, kısa ve nazik olduğunu anlatır. Cümle yapısı ve kedi bağlamı, stroke sözcüğünün burada tıbbi bir acil durum anlamına gelmediğini gösterir. give + nesne + eylem adı yapısı, bir şeye veya birine yönelik kısa bir hareketi anlatabilir. give it a push ve give him a nod buna örnektir. Bu cümlede yapı, stroke hareketini küçük ve dostça bir hareket olarak sunar.

Alıştırma

Britanya İngilizcesinde bir kediyi kısa ve nazik biçimde okşamayı en doğal anlatan cümle hangisidir?

  1. I gave the cat a little push.
  2. I had the cat a little stroke.
  3. I gave the cat a little stroke.
Cevabı göster

I gave the cat a little stroke.

That always makes me happy.

0:34

Bu beni her zaman mutlu eder.

I'm not surprised.

0:35

Buna şaşırmadım.

That sounds great.

0:36

Kulağa harika geliyor.

So, happiness means different things to different people, Kalıp ifadeler

0:37

Yani mutluluk farklı insanlar için farklı anlamlara gelir,

Kalıp ifadeler

different things to different people: kişiden kişiye değişen anlamlar

Different things to different people, aynı fikrin her kişi tarafından farklı anlaşılması veya farklı ölçüde değerli bulunması demektir. Cümlede happiness, herkesin paylaştığı tek bir anlama sahip değildir. Tam yapı X means different things to different people şeklindedir. To, hangi kişilerin bakış açısının ele alındığını gösterir. Bu tarafsız yapı success, beauty, freedom veya home gibi kişisel düşünceleri genellemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

mean different things to different people yapısını kullanın ve fiili özneyle uyumlu hâle getirin: Success ____.

Cevabı göster

means different things to different people

but what's for sure is that most people would like to be happy. Dilbilgisi

0:41

ancak kesin olan şu ki çoğu insan mutlu olmak ister.

Dilbilgisi

What's for sure is that ...: “kesin olan şu ki...”

What's for sure is that ... yapısında what's, what is ifadesinin kısaltmasıdır. What's for sure bölümü “kesin olan şey” anlamına gelir ve özne görevindedir. Sonraki is bu özneyi, kesin bilgiyi veren that yan cümlesine bağlar. Bu kalıbı ana bilgiden önce kullanmak, konuşanın kesinliğini baştan gösterir. Örnekte but, diğer belirsizliklerin karşısına kesin bir sonuç koyar: çoğu insan mutlu olmak ister.

Alıştırma

Cümleyi dersteki konuşma diline ait kesinlik kalıbıyla tamamlayın: ____ we need a safer plan.

Cevabı göster

What's for sure is that

And the small Himalayan kingdom of Bhutan

0:45

Ve küçük bir Himalaya krallığı olan Butan,

has taken this to a new level Deyimler

0:48

bunu yeni bir seviyeye taşıdı

with the idea of Gross National Happiness Kültür

0:50

Gayrisafi Milli Mutluluk fikriyle

or GNH.

0:53

veya GSMM.

Deyimler

Taken this to a new level: bunu yeni bir seviyeye taşımak

take something to a new level bir benzetmedir. Bir şeyi gözle görülür biçimde farklı bir dereceye ulaşana kadar geliştirmek, iyileştirmek veya güçlendirmek anlamına gelir. has taken this to a new level yapısında taken, has ile kullanılan geçmiş zaman ortacıdır. Buradaki this, mutluluğu önemli bir hedef olarak görmeyi ifade eder. Bhutan, Gayrisafi Milli Mutluluk yoluyla bu fikri daha ileri taşır. Bu ifade fiziksel olarak başka bir kata çıkmayı değil, derecedeki değişimi anlatır.

Alıştırma

“The new training plan took the team's fitness to a new level.” cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?

  1. Takımın kondisyonunu önemli ölçüde geliştirdi.
  2. Takımın egzersiz yapmayı bırakmasına neden oldu.
  3. Takımı başka bir kata taşıdı.
Cevabı göster

Takımın kondisyonunu önemli ölçüde geliştirdi.

Kültür

Gross National Happiness (Gayri Safi Millî Mutluluk), yani GNH

Gross National Happiness, yani Gayri Safi Millî Mutluluk, Bhutan'la yakından ilişkili bir ulusal kalkınma anlayışıdır. Bir ülkenin ilerlemesini değerlendirirken yalnızca ekonomik üretime değil, insanların esenliğine de önem verir. GNH, Gross National Happiness ifadesindeki kelimelerin baş harflerinden oluşur. Cümledeki or GNH, aynı kavramın kısa adını verir ve mutluluğun neden ulusal politikayla bağlantılı olarak ele alındığını gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede GNH hangi ifadenin kısaltmasıdır?

  1. General National Health
  2. Global Natural Heritage
  3. Gross National Happiness
Cevabı göster

Gross National Happiness

We'll be hearing more about Gross National Happiness

0:55

Yakında Gayrisafi Milli Mutluluk hakkında daha fazlasını duyacağız

and learning some useful new vocabulary soon.

0:57

ve bazı faydalı yeni kelimeler öğreneceğiz.

But first, Pippa, I have a question for you.

1:00

Ama önce, Pippa, sana bir sorum var.

Of course, it's not just the people of Bhutan who want to be happy. Anlatım akışı

1:03

Elbette mutlu olmak isteyenler sadece Butan halkı değil.

Anlatım akışı

Of course, it's not just...: örneği kabul edip kapsamı genişletmek

Of course, konuşmacının sıradaki düşüncenin kolayca kabul edileceğini düşündüğünü gösterir. Burada Bhutan halkının mutlu olmak istediğine dair daha önce verilmiş örneği kabul eder. It's not just... ise ardından kapsamı bu grubun ötesine genişletir. Bu giriş, konuyu aniden değiştirmek yerine Bhutan örneğini daha geniş bir tartışmaya bağlar.

Alıştırma

Bu cümlede Of course, it's not just... ne işe yarar?

  1. Örneği kabul eder ve tartışmanın kapsamını genişletir.
  2. Önceki örneği yanlış olduğu için reddeder.
  3. Başka kimseyi eklemeden konuyu kapatır.
Cevabı göster

Örneği kabul eder ve tartışmanın kapsamını genişletir.

In fact, the United Nations has even announced an International Day of Happiness. Anlatım akışı

1:07

Hatta Birleşmiş Milletler bir Uluslararası Mutluluk Günü bile ilan etti.

Anlatım akışı

In fact ile önceki düşünceyi güçlendirmek

In fact bu cümleyi önceki düşünceye bağlar. Burada, az önce söylenenleri destekleyen belirli ve özellikle güçlü bir gerçeği sunar; yani cümle ilgisiz yeni bir konu başlatmaz. Yararlı bir okuma ipucu şudur: “Sıradaki bilgi, önceki düşünceyi daha güçlü veya daha inandırıcı hâle getirir.”

Alıştırma

Hangi seçenekte In fact ilk ifadeyi doğal biçimde güçlendirir?

  1. The library is popular. In fact, it had more than 10,000 visitors last month.
  2. The library is popular. In fact, what time is lunch?
  3. The library is popular. In fact, my shoes are blue.
Cevabı göster

The library is popular. In fact, it had more than 10,000 visitors last month.

But when is that?

1:12

Ama bu ne zaman?

Is International Happiness Day

1:13

Uluslararası Mutluluk Günü

A, the 20th of March,

1:15

A, 20 Mart mı,

B, the 20th of June,

1:17

B, 20 Haziran mı,

or C, the 20th of November?

1:20

yoksa C, 20 Kasım mı?

I'm going to say the 20th of June Ton ve niyet

1:23

Ben 20 Haziran diyeceğim

because it would be sunny in the UK.

1:26

çünkü İngiltere'de hava güneşli olurdu.

Ton ve niyet

I'm going to say ... ile bir seçim veya tahmin belirtmek

Bir bilgi yarışmasında veya tartışmada I'm going to say ..., konuşanın seçtiği cevabı ya da seçeneği sunabilir. Burada yalnızca konuşanın daha sonra konuşmayı planladığını değil, “cevabım...” veya “tahminim...” anlamını taşır. Bu ifade cevabın daha az kesin ve daha konuşma diline uygun duyulmasını sağlar. Geçici bir cevaptır: Konuşan bir seçeneği seçer, ancak şüpheye veya bir açıklamaya yer bırakır.

Alıştırma

Sözlü cevabı I'm going to say kullanarak tamamlayın: ____ Tuesday, but I'm not completely sure.

Cevabı göster

I'm going to say

Okay, let's find out if you're right at the end of the program. Kalıp ifadeler

1:28

Pekala, haklı olup olmadığını programın sonunda göreceğiz.

Kalıp ifadeler

find out if you're right: haklı olup olmadığını öğrenmek

Find out if you're right, cevabının doğru olup olmadığını öğrenmek için gereken bilgiyi edinmek anlamına gelir. Kalıp find out if/whether + yan cümle şeklindedir; yan cümle, cevabı henüz bilinmeyen soruyu belirtir. Find out; kontrol ederek, sorarak, bekleyerek veya sonucu görerek bilmeme durumundan bilme durumuna geçmeyi vurgular.

Alıştırma

Sonucu henüz bilmiyorsun. Tahmininin doğru olup olmadığını daha sonra öğreneceğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. We'll explain why our guess is correct tomorrow.
  2. We'll find out if our guess is correct tomorrow.
  3. We know our guess is correct already.
Cevabı göster

We'll find out if our guess is correct tomorrow.

Now, briefly, Gross National Happiness means Anlatım akışı

1:32

Şimdi, kısaca, Gayrisafi Milli Mutluluk şu anlama gelir

preserving Bhutan's natural environment and culture

1:35

Butan'ın doğal çevresini ve kültürünü korumak

through sustainable and eco-friendly development. Kelime

1:38

sürdürülebilir ve çevre dostu kalkınma yoluyla.

Anlatım akışı

means preserving ... through ...: içeriği ve yöntemi tanımlamak

Bu cümlede means + -ing, soyut bir düşüncenin uygulamada neleri içerdiğini tanımlar. Preserving Bhutan's natural environment and culture eylemi, Gross National Happiness kavramının somut içeriğini açıklar. through ile başlayan bölüm, bu korumanın nasıl gerçekleştirildiğini gösterir: sürdürülebilir ve çevre dostu kalkınma yoluyla. Böylece yapı, soyut bir terimden somut bir eyleme ve yönteme geçer.

Alıştırma

İyi hazırlığın ne içerdiğini göstermek için plan fiilinin doğru biçimini kullan: Good preparation means ____ ahead.

Cevabı göster

planning

Kelime

sustainable and eco-friendly development: sürdürülebilir ve çevre dostu kalkınma

Bu ifadede sustainable, gelecekte ihtiyaç duyulacak kaynakları tüketmeden uzun süre devam edebilmek; eco-friendly ise çevreye daha az zarar vermek anlamına gelir. Her iki sıfat da development sözcüğünü niteler. Birlikte, uzun vadeli ihtiyaçları ve çevrenin korunmasını dikkate alan bir ekonomi, şehir veya toplum geliştirme biçimini anlatırlar.

Alıştırma

Hangi açıklama sustainable and eco-friendly development ifadesine en uygundur?

  1. Yalnızca olabildiğince hızlı para kazanmaya odaklanan kalkınma
  2. Her türlü ekonomik veya toplumsal değişimi durduran kalkınma
  3. Zaman içinde devam edebilen ve çevreye verilen zararı azaltan kalkınma
Cevabı göster

Zaman içinde devam edebilen ve çevreye verilen zararı azaltan kalkınma

Bhutan's government sees these goals Dilbilgisi

1:42

Butan hükümeti bu hedefleri

as more important than growing the economy at any cost. Deyimler

1:44

ne pahasına olursa olsun ekonomiyi büyütmekten daha önemli görüyor.

Dilbilgisi

see A as more important than B: A’yı B’den daha önemli görmek

Burada see, gözlerle görmek anlamına gelmez. see A as B yapısı, A’yı B olarak değerlendirmek anlamına gelir. Bu cümlede A, these goals; B ise more important than growing the economy at any cost bölümüdür. see A as more important than B karşılaştırma yapısı bir değer sıralaması gösterir: konuşan kişi A’ya B’den daha yüksek öncelik verir.

Alıştırma

Cümleyi see A as B yapısını kullanarak tamamlayın: The manager ____ safety ____ more important than speed.

Cevabı göster

sees · as

Deyimler

at any cost: sonuçları ne olursa olsun

At any cost, yapılacak fedakârlıkları veya doğacak zararlı sonuçları önemsemeden anlamına gelen bir deyimdir. Cost yalnızca parayı anlatmaz; sağlığa, insanlara, kültüre veya çevreye verilen zararı da kapsayabilir. Bu cümlede ifade growing the economy sözünü niteler. Hükûmet, diğer hedeflerle çatıştığında ekonomik büyümenin hiçbir sınır gözetilmeden sürdürülmesini reddediyor.

Alıştırma

A company should not increase profits at any cost. cümlesindeki at any cost ne anlama gelir?

  1. hiç para harcamadan
  2. zararı veya fedakârlığı önemsemeden
  3. yalnızca fiyat düşük olduğunda
Cevabı göster

zararı veya fedakârlığı önemsemeden

For many years, Bhutan was closed to the outside world. Kalıp ifadeler

1:48

Butan uzun yıllar boyunca dış dünyaya kapalıydı.

Kalıp ifadeler

closed to the outside world: dış dünyayla sınırlı temas

Be closed to the outside world, bir ülkenin, yerin veya grubun dışarıdaki insanlarla çok sınırlı iletişim kurması ve başka yerlerden gelen seyahat, bilgi veya etkilere erişiminin ciddi biçimde kısıtlanması demektir. Burada closed, Bhutan'ın uzun yıllar süren genel yalıtılmışlığını anlatır. Bir kapının kapalı olmasından veya bir işletmenin o gün çalışmamasından söz etmez.

Alıştırma

The community was closed to the outside world for decades. cümlesindeki closed to the outside world ne anlama gelir?

  1. Başka yerlerdeki insanlarla ve bilgilerle teması çok sınırlıydı.
  2. Oradaki mağazalar her gün erken kapanıyordu.
  3. Her binanın kapısı kapalıydı.
Cevabı göster

Başka yerlerdeki insanlarla ve bilgilerle teması çok sınırlıydı.

The first foreign tourists arrived in 1974

1:52

İlk yabancı turistler 1974'te geldi

and television was only introduced in 1999.

1:55

ve televizyon ancak 1999'da tanıtıldı.

The king of Bhutan wanted to modernize the country Kelime

1:59

Butan kralı ülkeyi modernleştirmek istedi

Kelime

modernize the country: bir ülkeyi modernleştirmek

Modernize, teknoloji, sistemler, altyapı veya yöntemler güncellenerek bir şeyi daha modern hâle getirmek anlamına gelen geçişli bir İngilizce fiildir. modernize the country ifadesinde değiştirilen şey the country'dir. Burada ifade, ülkenin yalnızca yeni görünmesini değil, ülke genelinde kapsamlı bir gelişimi anlatır. Fiilin kendisi geleneklerin ortadan kaldırılması gerektiği anlamına gelmez; yalnızca ülkenin bazı yönlerini güncel hâle getirme sürecini adlandırır.

Alıştırma

Örnekte modernize the country ne anlama geliyor?

  1. Ülkeyi yeni bir yere taşımak
  2. Ülkeyi daha modern hâle getirmek
  3. Ülkeyi daha eski sistemlere döndürmek
Cevabı göster

Ülkeyi daha modern hâle getirmek

and give it the benefits of modern technology,

2:02

ve ona modern teknolojinin faydalarını sağlamak,

but without damaging traditional culture. Dilbilgisi

2:05

ancak geleneksel kültüre zarar vermeden.

Dilbilgisi

without damaging traditional culture: without + -ing kalıbı

Without bir edattır; bu nedenle ardından bir eylem geldiğinde fiil normalde -ing biçimini alır: without + damaging. Without damaging traditional culture, kültüre zarar vermekten kaçınılması gerektiğini anlatır. Tam cümlede bu ifade modernleşme planına bir sınır ekler: faydalar elde edilirken istenmeyen sonuç ortaya çıkmamalıdır. Bu kalıp, bir hedef ile kaçınılmak istenen bir durumu dengelemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi increase fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: We need to improve the service without ____ prices.

Cevabı göster

increasing

So, he invited outside experts to develop the idea of Gross National Happiness.

2:07

Bu yüzden Gayrisafi Milli Mutluluk fikrini geliştirmek için dışarıdan uzmanlar davet etti.

One expert was Dr. Ha Vinh Toe,

2:14

Uzmanlardan biri Dr. Ha Vinh Toe idi,

speaking here to Charmaine Cozier,

2:16

burada BBC World Service programı The Inquiry'nin sunucusu

presenter of BBC World Service program The Inquiry.

2:19

Charmaine Cozier ile konuşuyor.

So, his idea was how could we modernize and open our country Notlar

2:23

Yani onun fikri ülkemizi nasıl modernleştirip dışa açabileceğimizdi

without losing its culture,

2:28

kültürünü,

Kalıp ifadeler

modernize and open our country: sıralı iki politika hedefi

Modernize ve open, ortak nesnesi our country olan sıralı iki fiildir. İfade iki hedefi birlikte sunar: ülkeyi daha modern hâle getirmek ve dış temaslara karşı daha az kapalı yapmak. Buradaki open fiziksel bir eylem değildir. Politika dilinde bir ülkeyi açmak; ticaret, seyahat, fikir alışverişi veya iş birliği yoluyla dış dünyayla daha fazla temasa izin vermek ya da bunu teşvik etmek anlamına gelir.

Alıştırma

Bu politika bağlamında open our country ne anlama gelir?

  1. Bütün yerel gelenekleri modern olanlarla değiştirmek.
  2. Ülkenin dış dünyayla temasını ve alışverişini artırmak.
  3. Ülkeyi bir kapıymış gibi fiziksel olarak açmak.
Cevabı göster

Ülkenin dış dünyayla temasını ve alışverişini artırmak.

its environment,

2:30

çevresini,

and its very strong social fabric. Deyimler

2:32

ve çok güçlü olan sosyal dokusunu kaybetmeden.

Anlatım akışı

how could we ... without ...?: temel sorunu çerçeveleyen bir soru

Burada how could we ...? düşünceyi yol gösterici bir soru olarak sunar. Politika tartışmasını ilerlemenin bir yolunu bulma etrafında düzenler; dinleyicilerden o anda yanıt isteyen doğrudan bir soru değildir. without ... bölümü korunması gereken koşulu ekler. Yapı bir bütün olarak kültürü, çevreyi ve güçlü toplumsal dokuyu korurken modernleşmenin ve daha fazla dışa açılmanın nasıl sağlanabileceğini sorar.

Alıştırma

Bu cümlede how could we ... without ... yapısının temel söylem işlevi nedir?

  1. Kalkınma ile koruma arasında denge kuran temel bir sorunu çerçeveler.
  2. Dinleyicilerden hemen olgusal bir yanıt vermelerini ister.
  3. Modernleşme ile kültürel korumanın birlikte mümkün olmadığını söyler.
Cevabı göster

Kalkınma ile koruma arasında denge kuran temel bir sorunu çerçeveler.

Deyimler

very strong social fabric: sağlam ve dayanıklı toplumsal bağlar

Social fabric, bir toplumu bir arada tutmaya yardımcı olan ilişkiler, güven, ortak alışkanlıklar ve topluluk bağları ağını anlatan bir benzetmedir. Fabric, birçok ipliğin tek bir bütün hâlinde dokunmasını düşündürür; burada gerçek kumaş anlamına gelmez. Very strong, bu bağların özellikle sağlam ve bütünleştirici olduğunu belirtir. Bu cümlede ifade, Bhutan'ın toplumsal bağlılığını güçlü yönlerinden biri olarak övmektedir.

Alıştırma

Bu cümlede social fabric ne anlama geliyor?

  1. Bir toplumu bir arada tutan ilişkiler ve güven ağı
  2. Bir toplumun geleneksel olarak ürettiği kumaş
  3. Kamu binalarının fiziksel tasarımı
Cevabı göster

Bir toplumu bir arada tutan ilişkiler ve güven ağı

Because Bhutan was one of the only countries in Asia who was never colonized. Kültür

2:35

Çünkü Butan, Asya'da hiçbir zaman sömürgeleştirilmemiş nadir ülkelerden biriydi.

Kültür

one of the only countries ... never colonized: az sayıdaki ülkeden biri

Konuşmacı bu yan cümleyi tarihsel arka plan olarak kullanıyor: Bhutan, sömürge yönetimi altına girmemiş çok az sayıdaki Asya ülkesinden biri olarak sunuluyor. Bu arka plan, yerel kültürün sömürge etkisinden daha az zarar görerek devam edebilmesinin bir nedeni olarak veriliyor. One of the only countries, tek ülke değil, az sayıdaki ülkeden biri demektir. Because nedeni tanıtır ve bu nedenin desteklediği sonraki sonuca veya iddiaya bağlanır.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümleye en uygun yorum hangisidir?

  1. Bhutan, başka birkaç ülkeyi sömürgeleştirmiş bir Asya ülkesi olarak sunuluyor.
  2. Bhutan, hiç sömürgeleştirilmemiş çok az sayıdaki Asya ülkesinden biri olarak sunuluyor.
  3. Bhutan, hiç sömürgeleştirilmemiş tek Asya ülkesi olarak sunuluyor.
Cevabı göster

Bhutan, hiç sömürgeleştirilmemiş çok az sayıdaki Asya ülkesinden biri olarak sunuluyor.

Therefore, its culture is very intact and vibrant, Kelime

2:39

Bu nedenle kültürü oldukça bozulmamış ve canlıdır,

mainly Buddhist culture.

2:42

başlıca Budist kültürü.

Kelime

intact and vibrant: korunmuş ve hâlâ canlı

Intact, kültürün temel unsurlarını kaybetmeden korunduğunu belirtir. Vibrant ise kültürün canlı olduğunu ve günlük yaşamda hâlâ uygulandığını, görüldüğünü ya da hissedildiğini anlatır. Bu iki sıfat farklı nitelikleri birlikte sunar: Kültür tanınabilir bir biçimde varlığını sürdürmüş ve yalnızca tarihî kayıtlarda kalmak yerine bugün de etkin olmaya devam etmiştir.

Alıştırma

Intact ve vibrant birlikte bir kültürel gelenek hakkında ne anlatır?

  1. Yenidir ama çoktan ortadan kaybolmuştur.
  2. Yalnızca hasarlı kayıtlarda varlığını sürdürür.
  3. Korunmuştur ve hâlâ etkindir.
Cevabı göster

Korunmuştur ve hâlâ etkindir.

And so the idea was that Gross National Happiness

2:44

İşte bu yüzden fikir şuydu: Gayrisafi Milli Mutluluk

should be the focus on all governmental decisions and policies. Anlatım akışı

2:47

hükümetin tüm karar ve politikalarının odak noktası olmalı.

Anlatım akışı

should be the focus...: bir ilkeyi politika önceliğine dönüştürmek

Buradaki should bir tahmin değil, öneri ya da yol gösterici bir ölçüt ifade eder. Cümle, hükûmetin neye öncelik vereceğini Gayrisafi Millî Mutluluğun yönlendirmesi gerektiğini söyler. Konuşmacı bu düşünceyi tüm hükûmet kararları ve politikalarıyla ilişkilendirerek yalnızca bir değerin adını vermekle kalmaz; bu değerin kamusal eylemleri nasıl düzenlemesi gerektiğini de açıklar.

Alıştırma

Önerilen bir önceliği ifade etmek için cümleyi doğal be the focus kalıbıyla tamamlayın: Public safety ____ every transport plan.

Cevabı göster

should be the focus of

So the well-being and happiness of citizens took center stage. Deyimler

2:52

Böylece vatandaşların refahı ve mutluluğu ön plana çıktı.

Deyimler

took center stage: ana odak hâline geldi

Take center stage, sahnedeki en dikkat çekici konum imgesini kullanır. Mecazi olarak ana odak hâline gelmek veya en fazla ilgiyi görmek demektir. Burada geçmiş zaman biçimi took, vatandaşların refahı ve mutluluğunun temel öncelikler hâline geldiğini gösterir. Gerçek bir gösteri ya da sahne söz konusu değildir.

Alıştırma

Cümleyi take center stage ifadesinin doğru zaman biçimiyle tamamlayın: After the data leak, cybersecurity ____ at the board meeting.

Cevabı göster

took center stage

Bhutan has a strong social fabric,

2:57

Butan'ın güçlü bir sosyal dokusu var,

meaning there are good relationships within communities

3:00

bu da topluluklar içinde iyi ilişkiler olduğu anlamına gelir

and these hold society together. Öbek fiiller

3:02

ve bunlar toplumu bir arada tutar.

Öbek fiiller

these hold society together: toplumu bir arada tutmak

These, hemen önceki good relationships within communities ifadesine gönderme yapar. Bu yan cümle, söz konusu ilişkilerin toplumdaki insanları ve grupları birbirine bağlı ve birlik içinde tuttuğunu anlatır. hold + grup veya kuruluş + together yapısı, o bütünün dağılmasını engelleyen şeyi anlatır. Buradaki “tutma” fiziksel değil, toplumsal ve mecazidir.

Alıştırma

Örnekte these hold society together ne anlama gelir?

  1. Bu ilişkiler herkesi fiziksel olarak aynı yere yerleştirir.
  2. Topluluklardaki iyi ilişkiler, toplumu birbirine bağlı ve birlik içinde tutar.
  3. Bu ilişkiler toplumun değişmesini tamamen engeller.
Cevabı göster

Topluluklardaki iyi ilişkiler, toplumu birbirine bağlı ve birlik içinde tutar.

Unlike other Asian countries, Anlatım akışı

3:05

Diğer Asya ülkelerinden farklı olarak,

Bhutan was never colonized.

3:07

Butan hiçbir zaman sömürgeleştirilmedi.

Anlatım akışı

Unlike other Asian countries: karşıtlık kurmak

Unlike other Asian countries, cümlenin başına yerleştirilmiş bir karşılaştırma öbeğidir. Dinleyiciye diğer Asya ülkelerini karşılaştırma grubu olarak almasını ve ardından Bhutan'ın hangi açıdan farklı olduğuna dikkat etmesini söyler. Burada unlike bir edat olarak kullanılır; bu yüzden ardından other Asian countries isim öbeği gelir. Ana cümle Bhutan was never colonized bölümüdür; baştaki öbek bu bilgiyi bir karşıtlık olarak düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle, karşıtlık kurmak için unlike sözcüğünü bir isim öbeğinden önce doğru kullanıyor?

  1. The old model uses more energy, unlike this one uses less.
  2. Unlike the old model is heavy, this one uses less energy.
  3. Unlike the old model, this one uses less energy.
Cevabı göster

Unlike the old model, this one uses less energy.

So its Buddhist culture and traditions are intact.

3:09

Bu yüzden Budist kültürü ve gelenekleri bozulmamıştır.

They're complete and unspoiled.

3:12

Eksiksiz ve el değmemiş durumdalar.

As a result, Anlatım akışı

3:14

Sonuç olarak,

the happiness of Bhutan's people took center stage.

3:15

Butan halkının mutluluğu ön plana çıktı.

Anlatım akışı

As a result: sonucu tanıtmak

As a result, bir sonuç işaretidir. Dinleyiciye ardından gelen ifadenin daha önce belirtilen nedenlerden veya olaylardan kaynaklandığını gösterir. Bu cümlenin başında, dinleyiciyi önceki arka plandan halkın mutluluğunun ana odak hâline gelmesi sonucuna yönlendirir. Bilgiyi düzenler; nedenin ne olduğunu kendi başına belirtmez.

Alıştırma

Şunu okuyun: The battery was empty. As a result, the camera turned off. As a result size ne anlatıyor?

  1. Kameranın kapanması nedendir.
  2. İki olgu birbiriyle bağlantılı değildir.
  3. Kameranın kapanması sonuçtur.
Cevabı göster

Kameranın kapanması sonuçtur.

It became the most important thing.

3:19

En önemli şey haline geldi.

Bhutan's emphasis on happiness has been admired around the world.

3:21

Butan'ın mutluluğa verdiği önem tüm dünyada takdir topladı.

But there have been problems too. Anlatım akışı

3:25

Ancak sorunlar da vardı.

Anlatım akışı

But there have been problems too: övgüden sorunlara geçiş

But, önceki övgüyle bir karşıtlık kurar. Bu cümle açıklamanın yönünü değiştirir: konu takdir edilmiştir, ancak bazı zorlukları da vardır. There have been, sorunların bugüne kadar ortaya çıktığını ve hâlâ tartışmayla ilgili olduğunu anlatmak için present perfect yapısını kullanır. Too, olumlu tarafın yanına sorunları da ekler ve dinleyiciyi bu sorunların örneklerine hazırlar.

Alıştırma

İkinci cümle, dinleyiciye sırada ne olacağını düşündürür?

  1. Yön değişikliği olmadan daha fazla övgü
  2. Yaklaşımla ilgisi olmayan yeni bir konu
  3. Takdir edilen yaklaşımın karşılaştığı zorluklara dair örnekler
Cevabı göster

Takdir edilen yaklaşımın karşılaştığı zorluklara dair örnekler

One is the migration of Bhutanese workers to India and other countries

3:28

Bunlardan biri Butanlı işçilerin Hindistan'a ve diğer ülkelere göç etmesidir

in search of better paid jobs and opportunities, Kalıp ifadeler

3:32

daha iyi maaşlı işler ve fırsatlar arayışıyla,

something known as the brain drain. Kelime

3:35

beyin göçü olarak bilinen bir durum.

Kalıp ifadeler

in search of better paid jobs and opportunities: daha iyi ücretli işler ve fırsatlar arayışıyla

In search of + isim, bulmaya çalışarak veya bulma amacıyla anlamına gelir. Burada işçilerin göç etme amacını belirtir: daha iyi ücretli işler ve fırsatlar bulmak için başka ülkelere giderler. Bu ifade, ardından gelen isim grubunu bir eylemin amacı hâline getirir ve böylece “Neden göç ettiler?” sorusunu yanıtlar.

Alıştırma

Cümleyi “bulmaya çalışmak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The hikers entered the village ____ food and shelter.

Cevabı göster

in search of

Kelime

the brain drain: nitelikli insanların bir yerden ayrılması

Brain drain, eğitimli veya uzmanlık sahibi kişilerin genellikle daha iyi iş, ücret ya da fırsatlar bulmak için bir ülke veya bölgeden ayrılması anlamına gelir. Ayrıldıkları yer böylece değerli bilgi ve yetenekleri kaybeder. Bu ifadede brain, nitelikli insanları ve onların uzmanlığını temsil eder; drain ise bu kaynağın sürekli kaybedildiğini düşündürür. İfade, beynin gerçek anlamda yaşadığı bir sorunu değil, toplumsal veya ekonomik bir durumu adlandırır.

Alıştırma

Bir haber metninde brain drain ne anlama gelir?

  1. Beyni etkileyen tıbbi bir sorun
  2. Eğitimli veya nitelikli insanların başka yerlere gitmesiyle yaşanan kayıp
  3. Atık suyu uzaklaştıran bir sistem
Cevabı göster

Eğitimli veya nitelikli insanların başka yerlere gitmesiyle yaşanan kayıp

So, in 2023,

3:38

Bu nedenle, 2023 yılında,

the king of Bhutan announced a multi-million-dollar project called The Mindfulness City, Kelime

3:39

Butan kralı, The Mindfulness City adlı milyonlarca dolarlık bir projeyi duyurdu,

Kelime

a multi-million-dollar project: kısa çizgiler ve tekil dollar

Multi-million-dollar, project sözcüğünden önce kullanılan birleşik bir sıfattır. Projenin değerinin, maliyetinin veya kapsamının birkaç milyon dolar olduğunu belirtir. Tüm miktar ifadesi bir ismin önünde tek bir niteleyici olarak görev yaptığı için sözcükler kısa çizgilerle birleştirilir ve dollar tekil kalır: a multi-million-dollar project. Miktar tek başına veya bir fiilden sonra kullanıldığında bunun yerine çoğul isim öbeği millions of dollars kullanılır: The project costs millions of dollars.

Alıştırma

Cümleyi multi + million + dollar sözcüklerinden oluşan, dersteki üç parçalı kısa çizgili biçimle tamamlayın: The city approved a ____ bridge project.

Cevabı göster

multi-million-dollar

a new Himalayan city built on spiritual and environmental Kalıp ifadeler

3:45

manevi ve çevresel temellere dayanan yeni bir Himalaya şehri

principles, all powered by renewable energy. Kalıp ifadeler

3:48

tamamı yenilenebilir enerjiyle çalışan.

Kalıp ifadeler

built on spiritual and environmental principles: manevi ve çevresel ilkeler üzerine kurulu

Built on ... principles, belirli ilkeleri temel almak anlamına gelir. Burada şehrin planlaması ve tasarımı manevi ve çevresel fikirlere dayanır; ifade fiziksel bir yüzey üzerine inşa edilmekten söz etmez. Built on spiritual and environmental principles, a new Himalayan city ifadesini niteleyen geçmiş zaman ortacı grubudur. Bu yapı bir politikanın, programın, kuruluşun veya ilişkinin yol gösterici temelini anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede built on spiritual and environmental principles şehir hakkında ne anlatıyor?

  1. Planlaması ve tasarımı manevi ve çevresel ilkeleri izler.
  2. Hem manevi hem de çevresel olan bir arazi üzerinde durur.
  3. Manevi ve çevreci gruplar tarafından fiziksel olarak inşa edilmiştir.
Cevabı göster

Planlaması ve tasarımı manevi ve çevresel ilkeleri izler.

Kalıp ifadeler

all powered by renewable energy: tamamı yenilenebilir enerjiyle çalışıyor

Powered by renewable energy, yenilenebilir kaynakların şehrin çalışması için gereken enerjiyi sağladığı anlamına gelir. Powered edilgen bir ifadede kullanılan geçmiş zaman ortacıdır; by ise enerji kaynağını tanıtır. All kapsamın bütünüyle ilgili olduğunu vurgular: yalnızca birkaç bina değil, tüm şehir ve sistemleri yenilenebilir enerji kullanıyor olarak sunulur.

Alıştırma

all powered by renewable energy şehir hakkında ne anlatıyor?

  1. Yalnızca şehrin enerji santralleri yeni inşa edilmiştir.
  2. Yenilenebilir kaynaklar şehrin tamamına enerji sağlar.
  3. Şehir doğal yollarla yenilenemeyen enerji kullanır.
Cevabı göster

Yenilenebilir kaynaklar şehrin tamamına enerji sağlar.

Originally from Bhutan,

3:52

Aslen Butanlı olan,

Dr. Lhawang Ugyel is the project's director

3:53

Dr. Lhawang Ugyel bu projenin yöneticisi

and spoke with Charmaine Cozier for the BBC World Service's The Inquiry.

3:57

ve BBC World Service'ten The Inquiry programı için Charmaine Cozier ile konuştu.

The project is also about reversing Bhutan's brain drain. Kalıp ifadeler

4:02

Proje aynı zamanda Butan'ın beyin göçünü tersine çevirmekle ilgili.

Kalıp ifadeler

reversing Bhutan's brain drain: beyin göçünü tersine çevirmek

Brain drain, eğitimli veya nitelikli kişilerin bir yerden ayrıldığı durumu anlatır. Bu durumu reverse etmek, söz konusu eğilimin yönünü tersine çevirmek demektir. Amaç yalnızca kaybı yavaşlatmak veya durdurmak değil, nitelikli kişileri orada tutmak ve geri çekmektir. Bu cümlede reversing Bhutan's brain drain, projenin hedeflerinden birini belirtir: nitelikli kişilerin dışarıya gitmesi yönündeki hareketi, kalma veya geri dönme yönüne çevirmek.

Alıştırma

“reverse the region's brain drain” en güçlü biçimde ne anlama gelir?

  1. Daha fazla nitelikli kişinin ayrılmasını durdurmak, ancak kimsenin geri döneceğini belirtmemek.
  2. Daha fazla nitelikli kişiyi bölgeden ayrılmaya teşvik etmek.
  3. Nitelikli kişilerin ayrılması yönündeki eğilimi, kalmaları veya geri dönmeleri yönüne çevirmek.
Cevabı göster

Nitelikli kişilerin ayrılması yönündeki eğilimi, kalmaları veya geri dönmeleri yönüne çevirmek.

The intention is to have locals run this whole Mindfulness City. Dilbilgisi

4:06

Amaç, bu tüm Mindfulness City'yi yerel halkın yönetmesidir.

Dilbilgisi

to have locals run: have + kişi + fiilin yalın hâli

“to have locals run” ifadesinde have, birinin bir şey yapmasını ayarlamak anlamına gelir; buna ettirgen have denir. Yapı have + kişi + fiilin yalın hâli şeklindedir. Eylemi yapan kişiler locals sözcüğüyle belirtilir ve run, önüne to almadan yalın hâlde kalır. İlk to, daha geniş olan the intention is to have yapısına aittir. Burada run, şehri yönetmek veya işletmek anlamındadır; hızlıca koşmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Organizatörlerin eylemi ayarladığını anlatmak için have + kişi + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The organisers had local artists designed the entrance.
  2. The organisers had local artists design the entrance.
  3. The organisers had local artists to design the entrance.
Cevabı göster

The organisers had local artists design the entrance.

So, in that sense, Anlatım akışı

4:11

Yani, bu anlamda,

Anlatım akışı

in that sense: Bir yargıyı tek bir bakış açısıyla sınırlamak

In that sense, az önce belirtilen belirli bir anlama veya bakış açısına gönderme yapar. Ardından gelen yargıyı sınırlar: Konuşan kişi, yargının her açıdan doğru olduğunu değil, “bu belirli açıdan bakarsak” doğru olduğunu anlatır. Burada So, bu sınırlandırılmış bakış açısını açıklamanın sonraki bölümüne bağlar. İfade, sonraki düşüncenin önceki noktadan tam olarak nasıl çıktığını dinleyicinin anlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede in that sense ne işe yarar: “The deadline forced us to focus, and in that sense, it helped the team.”?

  1. Son teslim tarihinin ekibe o belirli zamanda yardım ettiğini söyler.
  2. Yardımı, az önce belirtilen belirli yararla sınırlar.
  3. Tamamen ilgisiz bir neden sunar.
Cevabı göster

Yardımı, az önce belirtilen belirli yararla sınırlar.

it's also to attract the migrants that have left

4:12

aynı zamanda ülkeden ayrılmış olan,

and in the process of having worked abroad, Kalıp ifadeler

4:16

yurt dışında çalışırken

gained the extra skills,

4:20

ekstra beceriler kazanmış göçmenleri,

Kalıp ifadeler

in the process of + -ing: Bir etkinlik sırasında

In the process of + isim veya -ing biçimi, “bir etkinlik devam ederken” anlamına gelir. Bir olayı ya da sonucu daha uzun bir deneyimin içine yerleştirir. Burada of sözcüğünden sonra having worked abroad gelir. İfade, ek beceriler ile göçmenlerin yurt dışındaki çalışma deneyimi arasında bağlantı kurar ve bu becerilerin söz konusu deneyim sırasında kazanıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “etkinlik devam ederken” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Leo found a missing key ____ cleaning the garage.

Cevabı göster

in the process of

come back to the Mindfulness City and work.

4:22

geri dönüp Mindfulness City'de çalışmaları için çekmek.

As well as being a futuristic eco-city, Anlatım akışı

4:25

Fütüristik bir eko-şehir olmasının yanı sıra,

The Mindfulness City hopes to stop Bhutan's brain drain

4:28

The Mindfulness City, Butan'ın beyin göçünü durdurmayı umuyor

Anlatım akışı

As well as being...: ana fikirden önce bir rol eklemek

as well as + -ing biçimi, “bir şeyi yapmanın veya bir şey olmanın yanı sıra” anlamına gelir. Burada As well as being a futuristic eco-city, ana cümleden önce The Mindfulness City’nin bir rolünü veya özelliğini sunar. Yeni ana bilgi ana cümlededir: şehir beyin göçünü durdurmayı ummaktadır. Cümle başındaki bu yapı önce eko-kent tanımını kabul eder, sonra dikkati başka bir amaca yöneltir; ana cümlenin öznesi hâlâ The Mindfulness City’dir.

Alıştırma

Cümleyi as well as ve be fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ a library, the building hosts free classes.

Cevabı göster

As well as being

by attracting workers back home to Bhutan. Dilbilgisi

4:32

işçileri tekrar anavatanları Butan'a çekerek.

Dilbilgisi

by attracting...: yöntemi by + -ing ile göstermek

by + -ing biçimi, “Bu nasıl yapılıyor?” sorusuna cevap verir ve bir eylemi ya da sonucu gerçekleştirmek için kullanılan yöntemi belirtir. Burada by attracting workers back home to Bhutan, beyin göçünü durdurmak için önerilen yöntemi açıklar: çalışanları Bhutan’a geri çekmek. Bir eylemi yöntem olarak belirtirken by sonrasında fiilin yalın hâli attract değil, attracting kullanılır.

Alıştırma

Yöntemi belirtmek için by ve attract fiilinin -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The town hopes to create more jobs ____ new businesses.

Cevabı göster

by attracting

These local workers can then use the extra skills that they've learned abroad through upskilling.

4:35

Bu yerel işçiler daha sonra yurt dışında beceri geliştirme yoluyla öğrendikleri ekstra becerileri kullanabilirler.

And upskilling is the process where worker skills are improved through training. Kelime

4:40

Ve beceri geliştirme, işçi becerilerinin eğitim yoluyla iyileştirildiği bir süreçtir.

Kelime

Upskilling: eğitim yoluyla iş becerilerini geliştirme

Upskilling, işle ilgili yeni veya daha ileri beceriler geliştiren eğitimdir. Genellikle çalışanların aynı genel meslek alanında kalırken daha iyi performans göstermelerine, yeni araçları kullanmalarına veya değişime uyum sağlamalarına yardımcı olur. Tanımdaki are improved through training edilgen yapıdadır: eğitimi kimin verdiğinden çok geliştirilen becerilere odaklanır. Tüm yan cümle, sürecin neleri içerdiğini açıklar.

Alıştırma

Hangi durum upskilling için en açık örnektir?

  1. Bir şirket çalışanlarına eğitim vermeden eski bilgisayarlarını değiştirir.
  2. Deneyimli tasarımcılar mevcut işleri için daha yeni tasarım yazılımlarını kullanmayı öğrenir.
  3. Bir muhasebeci tamamen farklı bir kariyer için hemşirelik eğitimi alır.
Cevabı göster

Deneyimli tasarımcılar mevcut işleri için daha yeni tasarım yazılımlarını kullanmayı öğrenir.

The idea of Gross National Happiness might sound unusual, Anlatım akışı

4:45

Gayrisafi Milli Mutluluk fikri kulağa alışılmadık gelebilir,

but it's interesting to see Bhutan balancing economic growth with the happiness of its people. Kalıp ifadeler

4:48

ancak Butan'ın ekonomik büyüme ile halkının mutluluğunu dengelemesini görmek ilginç.

Anlatım akışı

might sound unusual, but: ana noktadan önce olası tepkiyi kabul etme

might sound unusual, but... kalıbı önce dinleyicinin olası tepkisini sunar, ardından but ile konuşanın asıl noktasına geçer. Bu cümlede unusual olası bir ilk izlenim olarak kabul edilirken but sonrasındaki yan cümle daha fazla vurgulanır. Might, bu ilk tepkiyi kesin değil ihtimalli hâle getirir. Kalıp, dinleyicinin olası kaygısını göz ardı etmeden daha az bilinen bir fikri tanıtmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi might sound unusual, but... kalıbındaki sözcüklerle tamamlayın: A homework-free weekend ____, but it could give families more time together.

Cevabı göster

might sound unusual

Kalıp ifadeler

balance A with B: ekonomik büyüme ile mutluluk arasında denge kurmak

Balance A with B, birbiriyle yarışabilecek iki ihtiyaca, hedefe veya sorumluluğa gereken önemi vermek demektir. Burada economic growth A, the happiness of its people ise B'dir. Bu ifade, iki hedefi yönetilmesi gereken bir denge sorunu olarak sunar; birinin diğerinin tamamen yerini alması gereken bir seçim olarak değil.

Alıştırma

Balance A with B kalıbındaki iki öğeyi bağlayan kelimeyle cümleyi tamamlayın: We need to balance screen time ____ outdoor play.

Cevabı göster

with

Yes, that's true.

4:53

Evet, bu doğru.

And it reminds me of your question, Neil. Kalıp ifadeler

4:54

Ve bu bana senin sorunu hatırlattı, Neil.

Kalıp ifadeler

remind someone of something: birine bir şeyi hatırlatmak

Remind someone of something, bir kişinin birini veya bir şeyi hatırlamasına ya da düşünmesine yol açmak demektir. it reminds me of your question ifadesinde me hatırlayan kişidir, your question ise akla yeniden gelen şeydir. Burada bu ifade, mevcut konuşmayı Neil'ın daha önce sorduğu soruya bağlar. Neil adı doğrudan hitaptır ve remind ... of yapısının bir parçası değildir.

Alıştırma

Cümleyi remind ... of yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: This smell ____ my grandmother's kitchen.

Cevabı göster

reminds me of

Yes, I asked you what the date of International Happiness Day is.

4:57

Evet, sana Uluslararası Mutluluk Günü'nün tarihinin ne olduğunu sormuştum.

I said it was the 20th of June,

5:02

20 Haziran olduğunu söylemiştim,

in the summer, in the UK.

5:04

İngiltere'de yaz aylarında.

Well, maybe it's better for people in the southern hemisphere Kültür

5:06

Pekala, bu güney yarımküredeki insanlar için daha iyi olabilir

because it's actually the 20th of March.

5:10

çünkü aslında tarih 20 Mart.

Kültür

in the southern hemisphere: ekvatorun güneyinde

The southern hemisphere, Dünya'nın ekvatorun güneyinde kalan yarısıdır. in the southern hemisphere ifadesindeki in, insanların veya yerlerin gezegenin bu yarısında bulunduğunu belirtir. Kuzey ve Güney Yarım Kürelerde mevsimler birbirinin tersi olduğundan 20 Mart, Güney Yarım Küre'nin büyük bölümünde ilkbaharın değil, sonbaharın başlangıcına yakındır. Tarihin orada neden farklı hissedilebileceğini anlamak için gereken bağlam budur.

Alıştırma

Bu cümlede the southern hemisphere ne anlama geliyor?

  1. Dünya'nın ekvatorun güneyindeki yarısı
  2. herhangi bir ülkenin güney bölümü
  3. Dünya'nın ekvatorun kuzeyindeki yarısı
Cevabı göster

Dünya'nın ekvatorun güneyindeki yarısı

Oh, nice.

5:13

Oh, güzel.

And if you got that answer right,

5:14

Ve eğer bu cevabı doğru bildiyseniz,

why not try our interactive quiz, Ton ve niyet

5:15

neden etkileşimli testimizi denemiyorsunuz,

which you'll find on our website, bbclearningenglish.com.

5:18

onu web sitemizde, bbclearningenglish.com'da bulacaksınız.

Ton ve niyet

why not try: dostça bir öneri

Why not + fiilin yalın hâli...? gündelik bir öneride bulunmanın yaygın bir yoludur. Buradaki why not try our interactive quiz? yaklaşık olarak Testi deneyebilirsin anlamına gelir; konuşan kişi gerçekten bir neden sormaz. Try, why not sonrasında yalın hâlde kalır. Bu cümlede ifade, dinleyicilere doğrudan emir vermek yerine onları nazikçe teste davet eder.

Alıştırma

Hangi cümle doğal biçimde dostça bir öneride bulunur?

  1. Why not try the science club?
  2. Why not to try the science club?
  3. Why not trying the science club?
Cevabı göster

Why not try the science club?

Okay, let's recap the vocabulary we've learned, Anlatım akışı

5:22

Tamam, öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

Anlatım akışı

Let's recap the vocabulary we've learned: tekrar bölümünü bildiren ifade

Let's recap the vocabulary we've learned, konuşmacının daha önce sunulan içeriği kısaca gözden geçirmeye geçtiğini dinleyiciye bildirir. Burada recap, ana noktaları özetlemek anlamında bir fiildir; let's ise öneriyi birlikte yapılan ve herkesi kapsayan bir eyleme dönüştürür. Bir düzenleme işareti olarak bu ifade, yeni içerik öğretiminden tekrara geçişi gösterir. Let's recap ifadesini duyduğunda önceki bilgilerin daha kısa ve düzenli bir biçimde yeniden sunulmasını bekleyebilirsin.

Alıştırma

Bir öğretmen "Let's recap the vocabulary we've learned." diyor. Sonra büyük olasılıkla ne olur?

  1. Sınıf ilgisiz ve yeni bir konuya başlayacak.
  2. Sınıf daha önce işlenen kelimeleri kısaca gözden geçirecek.
  3. Sınıf bütün dersi tüm ayrıntılarıyla yeniden anlatacak.
Cevabı göster

Sınıf daha önce işlenen kelimeleri kısaca gözden geçirecek.

starting with modernize, Anlatım akışı

5:25

modernize etmek ile başlıyoruz,

to make something more modern,

5:26

bir şeyi daha modern hale getirmek,

for example, through introducing technology.

5:28

örneğin teknoloji sunarak.

Anlatım akışı

Starting with modernize: ilk ögeyi belirtmek

Starting with modernize, modernize sözcüğünü kelime tekrarındaki ilk öge olarak gösterir. starting with + isim veya konu kalıbı, sıralı bir listenin, açıklamanın ya da sürecin nereden başladığını dinleyiciye bildirir. Burada starting with tek başına tamamlanmış bir yönerge değildir. Önceki let's recap düşüncesini sürdürür ve dinleyicinin sırayı takip etmesine yardımcı olur. Ayrıca modernize sözcüğünden sonra başka kelimelerin de gelebileceğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade starting with ile tamamla: We'll check every floor, ____ the ground floor.

Cevabı göster

starting with

A country's social fabric means the relationships which connect a community together.

5:31

Bir ülkenin sosyal dokusu, bir topluluğu birbirine bağlayan ilişkiler anlamına gelir.

The adjective intact means complete and undamaged.

5:37

Bozulmamış (intact) sıfatı eksiksiz ve hasar görmemiş demektir.

If something takes center stage,

5:40

Eğer bir şey ön plana çıkarsa (takes center stage),

it becomes more important than anything else.

5:42

diğer her şeyden daha önemli hale gelir.

A brain drain happens when large numbers of educated and skilled people

5:45

Beyin göçü (brain drain), çok sayıda eğitimli ve yetenekli insanın

leave their own country to live and work in another country

5:50

kendi ülkelerinden ayrılıp başka bir ülkede yaşamak ve çalışmak üzere

where they can earn more money.

5:53

daha fazla para kazanabilecekleri bir yere gitmeleri durumunda yaşanır.

And finally, upskilling

5:55

Ve son olarak beceri geliştirme (upskilling)

means improving workers' skills through training and experience.

5:56

eğitim ve deneyim yoluyla işçi becerilerini iyileştirmek anlamına gelir.

Once again, our 6 minutes are up. Deyimler

6:00

Bir kez daha, 6 dakikamız doldu.

Deyimler

our 6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi

“our 6 minutes are up” ifadesinde be up, ayrılmış veya belirlenmiş bir sürenin sona erdiği anlamına gelir. Programın altı dakikası tükenmiştir; up burada daha yüksek bir konumu anlatmaz. Tekrar kullanılabilen kalıp my/your/our + zaman ifadesi + be up şeklindedir: “My time is up” ve “Your ten minutes are up”. Tekil time ile is, çoğul minutes ile are kullanılır.

Alıştırma

Duyuruyu be up kalıbını kullanarak tamamlayın: Your time ____.

Cevabı göster

is up

Goodbye for now.

6:02

Şimdilik hoşça kalın.

Goodbye.

6:03

Hoşça kalın.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:06

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.