Déjà vu Nedir?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
1.097 kelime 185 kel/dk

Video özeti: Bu anlatım déjà vu olgusunu beyin süreçleri arasındaki zaman farkıyla ilişkilendiriyor; sonra dilin ucuna gelen adı hatırlayamama ve jamais vu ile karşılaştırıyor. Aşinalığın her zaman güvenilir olmadığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. tapers off - Deyimsel fiiller: sıklık veya şiddette ani duruşu değil, kademeli azalmayı anlatın; belirtiler ve eğilimler için kullanın. 2. what it means is that - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: önceki kanıtı açık biçimde yorumuna ya da sonucuna bağlayın. 3. for the life of you - Deyimler ve mecazlı ifadeler: çok uğraşsanız da bir şeyi hatırlayamadığınızı veya yapamadığınızı belirtin; life sözcüğünü gerçek anlamda almayın.

Bu derste

Hey Vsauce, Michael here and today we're going to discuss déjà vu.

0:00

Selam Vsauce, ben Michael; bugün déjà vu'yu konuşacağız.

What is it and why does it occur?

0:05

Nedir ve neden meydana gelir?

You know, those moments where the current situation feels like it's happened before. Kalıp ifadeler

0:07

Hani şu, o anki durumun daha önce yaşanmış gibi geldiği anlar var ya.

Kalıp ifadeler

Öznel bir izlenim için feels like + cümlecik

Burada feels like, “…… izlenimi veriyor” veya “sanki …… gibi geliyor” anlamındadır. Özne olan the current situation öznel bir his oluşturur; ardından gelen tam cümlecik it's happened before ise bu izlenimin içeriğini belirtir. Kalıp feel like + cümlecik şeklindedir. Bir şey deneyime veya sezgiye dayanarak doğruymuş gibi geldiğinde, ancak kanıtlandığı iddia edilmediğinde kullanılır.

Alıştırma

Öznel bir izlenim ifade etmek için cümleyi feel like ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: “This room ____ it has been empty for years.”

Cevabı göster

feels like

You're certain it has, but you don't know when or how it became so familiar.

0:12

Daha önce olduğundan eminsinizdir ama ne zaman olduğunu ya da nasıl bu kadar tanıdık hâle geldiğini bilmezsiniz.

It's difficult to scientifically study déjà vu because there's no reliable way to cause it to happen in people's heads in a laboratory.

0:16

Laboratuvarda insanların zihninde déjà vu yaşatmanın güvenilir bir yolu olmadığı için bunu bilimsel olarak incelemek zordur.

But here's what we do know. Anlatım akışı

0:24

Ama bildiğimiz şeyler şunlar.

Anlatım akışı

here's what we do know: doğrulanmış bilgiye geçiş

Here's what, konuşanın birazdan sunacağı bilgiyi tanıtır. Böylece önceki tartışmadan bilinen gerçeklere doğru ilerleyen bir geçiş görevi görür. what we do know ifadesindeki do, vurgu yardımcı fiilidir. know sözcüğünü güçlendirerek “kesinlikle veya gerçekten bildiğimiz şey” anlamını verir. Genellikle belirsizlik ya da bilgi sınırları kabul edildikten sonra kullanılır; ayrı bir eylemi adlandırmaz.

Alıştırma

“But here's what we do know,” cümlesinde do ne katar?

  1. know sözcüğünü bir soruya dönüştürür.
  2. Önceki belirsizliğe rağmen bilginin gerçekten bilindiğini vurgular.
  3. Konuşanın gerçekleştirdiği bir eylemi belirtir.
Cevabı göster

Önceki belirsizliğe rağmen bilginin gerçekten bilindiğini vurgular.

Humans don't seem to experience déjà vu until they're at least 8 or 9 years old.

0:25

İnsanlar en az 8-9 yaşına gelene kadar déjà vu yaşamıyor gibi görünüyor.

It's most frequent in your teens and 20s and then tapers off as you get older. Öbek fiiller

0:31

En sık ergenlikte ve 20'li yaşlarda görülür, sonra yaşlandıkça azalır.

Öbek fiiller

tapers off: kademeli bir azalma

Burada tapers off, kişi yaşlandıkça bir şeyin “giderek daha seyrek hâle gelmesi” anlamındadır. Ani bir durmayı değil, yavaş bir düşüş eğilimini anlatır ve söz konusu şeyin tamamen ortadan kalkacağını garanti etmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp something tapers off şeklindedir. Özne, zamanla yavaşça azalan bir miktar, sıklık, yoğunluk, belirti veya etkinliktir.

Alıştırma

Hangi ifade bu cümleyi en iyi tamamlar ve giderek azalmayı anlatır? After the lunch rush, the number of orders began to ...

  1. taper off
  2. shut down
  3. take off
Cevabı göster

taper off

So it might have something to do with brain development. Kalıp ifadeler

0:35

Yani beyin gelişimiyle bir ilgisi olabilir.

Kalıp ifadeler

have something to do with: olası bir bağlantı

Have something to do with, “bağlantılı veya ilgili olmak” anlamına gelir. Bu cümlede might, iddiayı kesinlikten uzaklaştırır: beyin gelişimi kanıtlanmış bir neden değil, olası bir etken olarak sunulur. Kalıp A has or have something to do with B şeklindedir. Something, ilişkinin tam türünü ve gücünü belirtmez; bu nedenle ifade, olası bir açıklamayı temkinli biçimde sunmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle kanıt iddiasında bulunmadan olası bir bağlantıyı temkinli biçimde öne sürüyor?

  1. Dehydration definitely caused the headaches.
  2. The headaches might have something to do with dehydration.
  3. The headaches have nothing to do with dehydration.
Cevabı göster

The headaches might have something to do with dehydration.

In fact, we should probably go get ourselves a brain.

0:38

Aslında gidip kendimize bir beyin bulsak iyi olacak.

That was easy.

0:42

Kolaymış.

Now, like a stomach ache, déjà vu may be a symptom with many possible causes.

0:43

Şimdi, tıpkı karın ağrısı gibi, déjà vu da birçok olası nedeni olan bir belirti olabilir.

A lot of the popular theories about what causes it involve

0:48

Nedenine ilişkin yaygın teorilerin çoğu,

a disconnect that may be occurring between the deep structures of the brain that process our experiences unconsciously

0:51

deneyimlerimizi bilinçsizce işleyen beynin derin yapıları ile

and the parts of the brain that are conscious of what we experience, process it, and then tell us what we're seeing.

0:58

yaşadıklarımızın bilincinde olan, onları işleyip sonra bize ne gördüğümüzü söyleyen beyin bölümleri arasında oluşabilecek bir kopukluktan söz eder.

For the sake of simplicity, let's begin with the visual system. Kalıp ifadeler

1:04

Basit tutmak için görme sistemiyle başlayalım.

Kalıp ifadeler

For the sake of simplicity: sadeleştirme işareti

For the sake of simplicity, açıklamayı daha kolay ve anlaşılır hâle getirmek için demektir. Konuşanın daha basit bir başlangıç noktası seçtiğini ve karmaşıklığın bir bölümünü şimdilik bir kenara bıraktığını belirtir. Cümlenin başında kullanıldığında bu seçimin nedenini vererek ardından gelen bilgiyi düzenler. Sonrasında virgül gelir. Bu kalıplaşmış ifadede sake, amaç veya yarar anlamındadır. Sake adlı Japon içkisiyle ilgili değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın açıklamayı bilinçli olarak basitleştirdiğini doğal biçimde belirtir?

  1. For the sake of simplicity, we'll use a two-step model.
  2. For the simple sake, we'll use a two-step model.
  3. For the result of simplicity, we'll use a two-step model.
Cevabı göster

For the sake of simplicity, we'll use a two-step model.

Now, the brain sits in your head like this and your eyeballs are over here seeing things,

1:07

Beyin kafanızın içinde böyle durur, gözleriniz de şurada bir şeyleri görüp

sending that signal to the back of the brain, the occipital lobe, where visual cortex is.

1:12

sinyali beynin arkasına, görsel korteksin bulunduğu oksipital loba gönderir.

That's where the image is processed and we become aware of what we're seeing.

1:17

Görüntü orada işlenir ve ne gördüğümüzün farkına varırız.

But visual cortex isn't the first stop that information makes. Deyimler

1:21

Ama bilginin ilk uğradığı yer görsel korteks değildir.

Deyimler

First stop: ilk ulaşılan aşama

First stop bir yolculuk benzetmesi kullanır. Stop, bir rota boyunca ulaşılan yerdir; bu nedenle burada first stop, bilginin ulaştığı en erken işleme alanını belirtir. the first stop that information makes yapısında bilgi, işleme alanları arasında ilerleyen bir yolcu gibi ele alınır. Cümlede visual cortex isn't the first stop dendiği için bilgi önce başka bir alana ulaşır. Stop, işlemenin sona erdiği anlamına gelmez; rota üzerindeki bir noktayı adlandırır.

Alıştırma

Bir paket havaalanına gitmeden önce bir ayrıştırma merkezine gidiyor. Ayrıştırma merkezini rotada ulaşılan ilk yer olarak adlandıran ifade hangisidir?

  1. final stop
  2. first stop
  3. first step
Cevabı göster

first stop

Instead, we know that it stops in lots of other places.

1:25

Aksine, önce başka pek çok yere uğradığını biliyoruz.

For instance, the amygdala, where it may be processed at an involuntary emotional level.

1:28

Örneğin, bilginin istem dışı bir duygusal düzeyde işlenebildiği amigdalaya.

And this fun little part right here, number 31, the tectum.

1:33

Bir de tam şuradaki şu eğlenceli küçük bölüm var: 31 numara, tektum.

It's involved in preliminary visual processing and helps control eye movements.

1:36

İlk görsel işlemeye katılır ve göz hareketlerini kontrol etmeye yardımcı olur.

Now that fact is incredibly important

1:41

Bu bilgi son derece önemli

because what it means is that people with blindness caused by brain damage to the visual cortex cannot see anything. Dilbilgisi

1:44

çünkü görsel korteksteki beyin hasarı nedeniyle kör olan insanların hiçbir şey göremediği anlamına gelir.

Dilbilgisi

what it means is that: bir yorum veya sonuç sunmak

“What it means is that”, daha önce sözü edilen bilgiden çıkarılan anlamı, sonucu veya çıkarımı sunar. Buradaki “it”, tanımlanması gereken bir kelimeye değil, görsel korteksle ilgili önceki gerçeğe gönderme yapar. Kalıp, what it means is that + tam bir yan cümle şeklindedir. Önce gerçeği verip sonra bundan ne çıktığını belirterek akıl yürütme bağını açık hâle getirir.

Alıştırma

Açıklamayı dersteki kalıpla tamamlayın: The final train has been canceled. ____ we will need another way home.

Cevabı göster

What it means is that

They don't report seeing or recognizing anything.

1:52

Herhangi bir şey gördüklerini ya da tanıdıklarını söylemezler.

However, the other preliminary parts of the brain that get that message are still healthy.

1:55

Ancak bu mesajı alan beynin diğer ön işleme bölgeleri hâlâ sağlıklıdır.

And so, despite being legally blind, these people exhibit what is known as blindsight. Kültür

2:00

Dolayısıyla yasal olarak kör olsalar da bu kişiler “körgörü” denen olguyu sergiler.

They can defy all odds and avoid an obstacle course on the ground. Deyimler

2:07

Beklentilerin aksine, yerdeki engelli bir parkuru hiçbir şeye çarpmadan geçebilirler.

Kültür

blindsight: bilinçli görme olmadan tepki vermek

Blindsight veya körgörü, görsel korteksi hasarlı bir kişinin etkilenen bölgede bilinçli bir görsel deneyimi olmamasına rağmen bazı görsel bilgilere doğru tepki verebildiği nörolojik bir olgudur. Engel örneği, bu sınırlı ve bilinçsiz işlemeyi gösterir. Bu, normal görmenin geri döndüğü veya kişinin engelleri bilinçli olarak gördüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi açıklama blindsight olgusuna en uygundur?

  1. Görsel korteks tamamen iyileştikten sonra kişinin normal görüşü geri döner.
  2. Bir kişi kasıtlı olarak bir engeli görmüyormuş gibi yapar.
  3. Bir kişinin bilinçli görmesi yoktur ancak bazı görsel ipuçlarına yine de tepki verebilir.
Cevabı göster

Bir kişinin bilinçli görmesi yoktur ancak bazı görsel ipuçlarına yine de tepki verebilir.

Deyimler

Defy all odds: başarı imkânsız görünürken başarmak

“Defy all odds”, başarı son derece düşük bir ihtimal gibi görünse bile başarılı olmak veya olağanüstü bir şey başarmak demektir. Bu cümlede ciddi bir kısıtlamaya rağmen ortaya çıkan beklenmedik bir yeteneği vurgular. Buradaki “odds”, tek sayıları değil, başarıya karşı işleyen ihtimalleri veya koşulları anlatır. Bu ifade, yalnızca bir şeyin zor olduğunu söylemekten daha güçlü ve dramatiktir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “başarı neredeyse imkânsız görünse bile başarmak” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: With no map and very little food, the hikers managed to ____ and reach the village safely.

Cevabı göster

defy all odds

They can also be presented faces showing joy or anxiety and fear

2:11

Onlara neşe, kaygı ya da korku ifade eden yüzler de gösterilebilir

and feel without knowing why at all on Earth they feel that way a similar emotion.

2:15

ve neden öyle hissettiklerine dair hiçbir fikirleri olmadan benzer bir duygu hissedebilirler.

So a lot is going on when we look at things. Öbek fiiller

2:21

Yani bir şeye baktığımızda pek çok şey olup bitiyor.

Öbek fiiller

A lot is going on: birçok şey gerçekleşiyor

“A lot is going on”, birçok etkinliğin, değişimin veya zihinsel sürecin aynı anda gerçekleştiği anlamına gelir. Bu cümlede, görmenin birçok bölümünü yeniden sıralamak yerine kısa bir ifadeyle özetler. Burada “go on”, “devam etmek” değil, “olmak” veya “gerçekleşmek” anlamındadır. Ayrıntılar karmaşık, bilinmiyor veya sıralanması gereksiz olduğunda bu yapı kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: “A lot is going on behind the scenes before the school play.” “a lot is going on” ne anlama gelir?

  1. Bir etkinlik uzun süredir devam ediyor.
  2. Herkese konuşmaya devam etmesi söyleniyor.
  3. Birçok etkinlik gerçekleşiyor.
Cevabı göster

Birçok etkinlik gerçekleşiyor.

And if those preliminary structures in the vision system allow certain blind people to be oddly and unconsciously aware of what they're looking at,

2:24

Görme sistemindeki bu ön yapılar, bazı kör insanların baktıkları şeyin tuhaf bir biçimde ve bilinçsizce farkında olmasını sağlıyorsa,

we may have the ingredients we need for this disconnect.

2:32

bu kopukluk için gereken malzemelere sahip olabiliriz.

Think of it this way. Anlatım akışı

2:35

Şöyle düşünün.

Anlatım akışı

Think of it this way: bir fikri farklı açıdan sunma işareti

Think of it this way, dinleyiciyi konuşulan fikre farklı ve genellikle daha basit bir açıdan bakmaya yönlendirir. it, belirli bir nesneyi değil, konuşulan konuyu veya kavramı belirtir. Bu cümle açıklamayı düzenler: ardından bir benzetme, model veya basitleştirilmiş örnek geleceğini bildirir. Yeniden kullanılabilen kalıp Think of it this way: + yeni açıklama şeklindedir.

Alıştırma

Bulut depolamayı daha basit bir karşılaştırmayla açıklayacaksınız. Yeni anlama biçimini en iyi hangi cümle tanıtır?

  1. Write it down this way: cloud storage is like a locker you can open from anywhere.
  2. Forget it for now: cloud storage is like a locker you can open from anywhere.
  3. Think of it this way: cloud storage is like a locker you can open from anywhere.
Cevabı göster

Think of it this way: cloud storage is like a locker you can open from anywhere.

If I experience event A and then B and then C

2:36

A olayını, ardından B'yi, sonra da C'yi yaşarsam

and the inner parts of my brain commit it to memory and generate an emotional response, Kalıp ifadeler

2:41

ve beynimin iç kısımları bunu hafızaya kaydedip duygusal bir tepki oluşturursa,

Kalıp ifadeler

commit ... to memory: nesneyi kalıbın içine yerleştirmek

commit something to memory ifadesinde commit, bir bilgiyi daha sonra hatırlayabilmek için hafızaya iyice yerleştirmek veya kaydetmek demektir. Burada işlenen bilgi hafızaya alınır; commit, söz vermek veya suç işlemek anlamında değildir. Yeniden kullanılabilen yapı commit + nesne + to memory şeklindedir: commit the poem to memory ya da commit it to memory. Nesne, commit ile to memory arasına gelir.

Alıştırma

commit ... to memory kalıbını ve the lines yerine bir zamir kullanarak cümleyi tamamlayın: Before opening night, Leo practiced his lines every day to ____.

Cevabı göster

commit them to memory

but then a fraction of a second later out of sync, Notlar

2:45

ama saniyenin çok küçük bir bölümü kadar sonra, zamanlaması kaymış hâlde,

Kalıp ifadeler

a fraction of a second later: saniyenin çok küçük bir bölümü kadar sonra

Bu cümlede a fraction of a second later, bir saniyeden kısa olan son derece küçük bir gecikmeden sonra demektir. Buradaki fraction, one-half gibi belirli bir kesir değil, çok küçük bir parça anlamındadır. Bu ifade bir zaman zarfı görevi görür: sonraki durumu önceki olayın hemen arkasına yerleştirir. Süreçlerin neredeyse aynı anda gerçekleştiğini, fakat tam olarak eş zamanlı olmadığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “son derece kısa bir gecikmeden sonra” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The screen went dark, and ____, the backup lights came on.

Cevabı göster

a fraction of a second later

Deyimler

out of sync: senkronu bozuk

Out of sync, birlikte çalışması gereken iki veya daha fazla şeyin zamanlama ya da durum açısından uyuşmaması demektir. Burada süreçler arasında çok küçük bir zamanlama farkı vardır. Yaygın yapı be out of sync with something biçimindedir: The audio is out of sync with the video. Ayrıca hareketleri, saatleri, verileri veya eylemleri artık uyumlu olmayan insanları anlatabilir.

Alıştırma

Görüntü sesten biraz önce beliriyor. Hangi cümle sorunu doğru biçimde anlatır?

  1. The picture is out of sync with the sound.
  2. The picture is out of date.
  3. The picture is out of order.
Cevabı göster

The picture is out of sync with the sound.

my visual cortex finally gets around to telling me, the conscious aware part of my brain, what I'm seeing, Öbek fiiller

2:47

görsel korteksim sonunda beynimin bilinçli ve farkında olan kısmı olan bana ne gördüğümü söylerse,

Öbek fiiller

get around to telling: ertelenen bir işi sonunda yapmak

“Gets around to telling” ifadesindeki get around to doing something, bir şeyi erteledikten veya önce başka işlerle ilgilendikten sonra sonunda yapmak anlamına gelir. Buradaki “finally” zarfı gecikme anlamını daha da güçlendirir. Yapı get around to + isim veya -ing biçimidir. Buradaki “telling” -ing biçimidir. Görsel korteks, konuşanın ne gördüğünü bildirmekte yavaş davranmış gibi mizahi biçimde kişileştirilmiştir.

Alıştırma

Ertelenmiş bir işin sonunda yapıldığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: After weeks of postponing it, I finally ____ replying to the message.

Cevabı göster

got around to

it'll say, "Okay guys,

2:53

o da şöyle diyecek: “Pekâlâ arkadaşlar,

we're looking at A and then B and then"

2:55

A'ya bakıyoruz, sonra B'ye, ardından da...”

and the brain says, "Woah, woah, woah.

2:57

ve beyin der ki: “Hop, hop, hop.

Wait, wait.

2:59

Bekle, bekle.

And then C, right?

2:59

Sonra C geliyor, değil mi?

I mean, it's already happened,

3:01

Yani bu zaten oldu,

I thought. Wait, wait."

3:03

diye düşünmüştüm. Dur, dur.”

And that may be déjà vu.

3:05

İşte déjà vu bu olabilir.

But what could cause these processes dealing with the same information to get temporarily out of sync like that?

3:08

Peki aynı bilgiyi işleyen bu süreçlerin zamanlamasının geçici olarak böyle şaşmasına ne yol açabilir?

Well, it's probably a neurological abnormality,

3:14

Muhtemelen nörolojik bir anormallik,

possibly an epileptic episode where neurons all fire in sync. Kelime

3:18

belki de tüm nöronların aynı anda ateşlendiği epileptik bir nöbettir.

Kelime

fire: sinirsel bir uyarı üretmek

Sinirbilimde bir nöron fires olduğunda elektriksel bir uyarı üretir ve sinyal iletir. “Neurons all fire in sync” ifadesindeki fiil, nöronların birlikte elektriksel olarak etkinleştiğini anlatır. Bu, fire sözcüğünün teknik olarak genişletilmiş bir anlamıdır; silahla ateş etmek veya yanmak anlamına gelmez. “In sync” ifadesi, etkinliğin aynı anda gerçekleştiğini belirtir.

Alıştırma

“The neurons fire in sync,” cümlesinde fire ne anlama gelir?

  1. Yanmaya başlarlar.
  2. Elektriksel etkinlik üretip sinyaller iletirler.
  3. Silahla ateş ederler.
Cevabı göster

Elektriksel etkinlik üretip sinyaller iletirler.

We also know that patients who experience chronic and persistent déjà vu tend to have brain damage in the temporal lobes of their brain. Dilbilgisi

3:22

Kronik ve sürekli déjà vu yaşayan hastaların beyinlerinin temporal loblarında hasar bulunma eğiliminde olduğunu da biliyoruz.

Dilbilgisi

temkinli genellemeler için tend to

“Tend to”, bir durumun her vakada kesin olarak doğru olduğunu değil, genellikle görülen bir örüntü ya da daha yüksek bir olasılık olduğunu anlatır. Burada kronik ve sürekli déjà vu yaşayan hastalarda yaygın biçimde gözlemlenen durumu temkinli bir şekilde özetler. Yapı özne + tend to + fiilin yalın hâli şeklindedir: patients ... tend to have. Bir ilişkiyi veya eğilimi bildirir; tek başına bir durumun diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Araştırma özetini mutlak bir kural yerine yaygın bir örüntüyü belirten iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “Children ____ learn new words faster when they hear them often.”

Cevabı göster

tend to

These lobes on either side.

3:31

İki yandaki şu loblar.

Well, that sounds kind of bad, right? Ton ve niyet

3:33

Kulağa biraz kötü geliyor, değil mi?

Ton ve niyet

that sounds kind of bad, right? ile kaygıyı yumuşatıp onay aramak

“That sounds ...”, az önce duyulan bilgiye verilen tepkiyi ifade eder. “Kind of”, “bad” sözcüğünü yumuşatarak olumsuz değerlendirmenin daha az keskin ve daha temkinli olmasını sağlar. Sondaki “right?”, dinleyiciden konuşanın tepkisini onaylamasını veya paylaşmasını ister. Bu, konuşma sırasında uzlaşma arayan bir kontrol sorusudur; yön sormaz ve doğru cevabı bulmayı istemez.

Alıştırma

Bir arkadaşınız basit bir onarımın 2.000 dolara mal olacağını söylüyor. Bu durumda “That sounds kind of bad, right?” ne yapar?

  1. Arkadaşının “bad” sözcüğünü doğru duyup duymadığını sorar.
  2. Onarımın imkânsız olduğunu kesin biçimde söyler.
  3. Olumsuz tepkiyi yumuşatır ve arkadaşı aynı fikirde olmaya davet eder.
Cevabı göster

Olumsuz tepkiyi yumuşatır ve arkadaşı aynı fikirde olmaya davet eder.

I mean, when I experience déjà vu, should I run to the doctor right away? Kalıp ifadeler

3:35

Yani déjà vu yaşadığımda hemen doktora mı koşmalıyım?

Kalıp ifadeler

right away: gecikmeden harekete geçmek

Bu soruda right away, “hemen” veya “hiç gecikmeden” anlamına gelir. run to the doctor ifadesini niteler ve kişinin ne kadar hızlı hareket etmesi gerektiğini değil, eyleme ne zaman başlaması gerektiğini sorar. Zamanında harekete geçmek önemli olduğunda right away kullanılır: Bir istek, tepki, karar veya görevin şimdi ya da mümkün olan en kısa sürede başlaması beklenir.

Alıştırma

Gecikme olmamasını vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: “Please call me ___ if the alarm goes off.”

  1. on the right
  2. right away
  3. quickly
Cevabı göster

right away

Well, not at all. Ton ve niyet

3:38

Hayır, hiç gerek yok.

Ton ve niyet

not at all: yanıtta tam olumsuzluk

Burada not at all tam bir olumsuz yanıttır: “Hayır, kesinlikle hiç gerek yok” anlamına gelir. Eksik bırakılan fikir önceki sorudan anlaşılır; bu yüzden kısa yanıt doğal ve rahatlatıcı duyulur. Anlamı konuşmanın bağlamına bağlıdır. Bir teşekkürden sonra Not at all, “Rica ederim” anlamına gelebilir; ancak buradaki işlevi bu değildir.

Alıştırma

Konuşanı tamamen rahatlatan yanıtı seçin: “Do I need to worry about this minor mistake?”

  1. Not really.
  2. Thanks a lot.
  3. Not at all.
Cevabı göster

Not at all.

In fact, minor epileptic events are quite common.

3:40

Aslında küçük epileptik olaylar oldukça yaygındır.

You've probably experienced a similar phenomenon known as a hypnagogic jerk. Kültür

3:43

Muhtemelen “hipnagojik sıçrama” denen benzer bir olguyu yaşamışsınızdır.

Kültür

hypnagogic jerk: uykuya dalarken görülen ani hareket

Hipnagojik sıçrama, yani hypnagogic jerk, kişi uykuya dalmaya başlarken gerçekleşen kısa ve istemsiz bir kas hareketidir. Ani bir sıçrama gibi hissedilebilir ve buna düşme hissi eşlik edebilir. Burada jerk, hızlı ve ani bir hareket anlamındaki isimdir. İfadenin tamamı uykuya geçişte görülen yaygın bir olguyu adlandırır; rahatsız edici bir kişiyi tanımlamaz.

Alıştırma

Cümlede hypnagogic jerk ne anlama geliyor?

  1. Hareketsiz geçen uzun bir derin uyku dönemi
  2. Birisi uykuya dalarken meydana gelen ani ve istemsiz kas hareketi
  3. Uyandıktan sonra kasıtlı olarak yapılan esneme hareketi
Cevabı göster

Birisi uykuya dalarken meydana gelen ani ve istemsiz kas hareketi

That's a fancy name for what occurs when you're about to fall asleep Notlar

3:48

Bu, tam uykuya dalmak üzereyken yaşanan şeye verilen havalı bir addır:

Kalıp ifadeler

a fancy name for: bir terimi daha az ürkütücü göstermek

a fancy name for X yapısında fancy, bir adın arkasındaki basit fikirden daha teknik, resmî veya etkileyici duyulduğunu belirtir. Bu ifade, gündelik dille yapılan bir açıklamayı başlatır: “Bu karmaşık terim aslında X anlamına gelir.” Ayrıca rahat ve hafif şakacı bir ton oluşturur ve dinleyicinin uzmanlık bilgisine ihtiyaç duymadığını gösterir.

Alıştırma

Teknik bir adı basit anlamından daha etkileyiciymiş gibi hafifçe sunan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: “Photosynthesis is ____ the way plants use light to make food.”

Cevabı göster

a fancy name for

Dilbilgisi

about to fall asleep: gerçekleşmek üzere olan bir eylem

be about to + fiilin yalın hâli, bir şeyin çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. Burada about to fall asleep, kişinin uykuya dalmasının hemen öncesinde olduğunu belirtir. about, kalıplaşmış be about to yapısının bir parçasıdır; burada 'yaklaşık' ya da 'hakkında' anlamına gelmez. be biçimi vurgulanan sözlerden önce gelir: you're içindeki are, you are about to fall asleep yapısını kurar.

Alıştırma

Çok yakında gerçekleşecek bir şeyi anlatan ifadeyle cümleyi tamamla: The baby is ____ fall asleep.

Cevabı göster

about to

and then all of a sudden you feel like you're falling or that you tripped and your body jolts itself awake. Kalıp ifadeler

3:51

Birden düşüyormuş ya da ayağınız takılmış gibi hisseder, vücudunuzun sıçramasıyla uyanırsınız.

Kalıp ifadeler

all of a sudden: beklenmedik bir değişim

All of a sudden, “aniden” ya da “hiçbir uyarı olmadan” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede, uykuya dalmaya başlamaktan düşüyormuş gibi hissetmeye geçilen hızlı değişimi belirtir. Bir hikâyedeki beklenmedik olayı öne çıkarmak için ifadenin tamamını tek bir birim olarak kullan. Tek başına suddenly sözcüğüne göre anlatıma daha fazla vurgu katar.

Alıştırma

Beklenmedik bir değişimi vurgulamak için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The room was quiet. Then, ___, the lights went out.

  1. all of a sudden
  2. little by little
  3. as usual
Cevabı göster

all of a sudden

What's going on there is that as you fall asleep, Dilbilgisi

3:57

Burada olan şu: Siz uykuya dalarken

Dilbilgisi

What's going on there is that...: Bir durumu gösterip açıklamak

What's going on there is that, kafası karıştıran bir olayı açıklamak için kullanılan konuşma diline ait bir kalıptır. What's going on there durumu gösterir, that ise ardından gelen açıklamayı başlatır. Burada going on devam etmek değil, gerçekleşmek anlamına gelir. There, konuşmada zaten odakta olan bir yere veya duruma işaret eder; bu nedenle kalıbın tamamı fark edilen bir olayı onun nedeni ya da nasıl işlediğiyle bağlar.

Alıştırma

What's going on there is that the printer has no paper kalıbının temel görevi nedir?

  1. Bir kişinin bir yerden başka bir yere gittiğini söyler.
  2. Birinden bir şeyi yapmaya devam etmesini ister.
  3. Bir durumu gösterir ve ardından buna neyin sebep olduğunu açıklar.
Cevabı göster

Bir durumu gösterir ve ardından buna neyin sebep olduğunu açıklar.

your muscles relax and some part of your brain that's still awake notices that and feels like you're no longer supported. Dilbilgisi

4:00

kaslarınız gevşer; beyninizin hâlâ uyanık olan bir kısmı bunu fark edip artık desteklenmediğinizi düşünür.

Dilbilgisi

no longer: Önceki bir durumun sona erdiğini göstermek

no longer, bir durumun daha önce geçerli olduğunu ama artık geçerli olmadığını anlatır. Bu cümlede you're no longer supported, beynin desteğin sona erdiğini hissetmesini açıklar. Bu ifade bir durum değişikliğini gösterir; bir şeyin ne kadar sürdüğünü anlatmaz. Bir sıfatın, supported gibi bir biçimin veya ana fiilin önünde kullanılabilir: no longer safe, no longer connected, no longer works.

Alıştırma

En uygun ifadeyi yazın: The light used to be on, but now it is ____.

Cevabı göster

no longer

You must be falling and it sends out a huge signal that causes all of your muscles to twitch, waking you up. Notlar

4:06

Beyniniz, düşüyor olmalısınız diye düşünüp tüm kaslarınızı seğirterek sizi uyandıran dev bir sinyal gönderir.

Öbek fiiller

send out: bir şeyi dışarı doğru iletmek

Bu cümlede sends out, “yayar” veya “iletir” anlamındadır. Beyin güçlü bir sinyal üretip bunu kaslara doğru dışarı iletir; burada bir insanı başka bir yere göndermekten söz edilmez. Kalıp send out + şey biçimindedir: send out a signal, warning, message veya invitation. out, bir şeyin kaynağından bir ya da daha fazla hedefe doğru yayıldığı anlamını ekler.

Alıştırma

Cümleyi “dışarı doğru iletir” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The weather satellite ____ data to stations on the ground.

Cevabı göster

sends out

Dilbilgisi

cause + nesne + to + fiil

causes all of your muscles to twitch bölümünde causes sözcüğünü bir nesne, all of your muscles, ve ardından to’lu mastar, to twitch, izler. cause + nesne + to + fiil yapısı, bir şeyin başka bir kişide veya şeyde bir eylem ya da değişiklik oluşturduğunu anlatır. Burada sinyal neden, kas hareketi ise sonuçtur. Bu yapı, mekanizmaları ve sonuçları açıklamak için kullanışlıdır: X causes Y to happen.

Alıştırma

Cümleyi shut down ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The power outage caused the computers ____ unexpectedly.

Cevabı göster

to shut down

Oh, and déjà vu is not the only vu out there.

4:12

Ha, üstelik var olan tek “vu” déjà vu değil.

There's also something known as presque vu or tip of the tongue. Deyimler

4:16

“Dilimin ucunda” hâli olarak da bilinen presque vu diye bir şey de var.

Deyimler

tip of the tongue: bir kelimeyi neredeyse hatırlamak

Bu cümlede tip of the tongue, bir kelimeyi, adı veya bilgiyi bildiğinizi hissettiğiniz hâlde onu geçici olarak söyleyememe durumunu adlandırır. Dilin üzerindeki fiziksel bir konumu anlatmaz. Günlük konuşmada bu düşünce çoğunlukla be on the tip of someone's tongue kalıbıyla ifade edilir: Her name is on the tip of my tongue.

Alıştırma

Neredeyse hatırladığınız bir ad için kullanılan deyimi tamamlayın: I know the actor's name; it's on the ____.

Cevabı göster

tip of my tongue

And this is what happens when you're familiar with something, Kalıp ifadeler

4:21

Bu, bir şey size tanıdık geldiğinde,

Kalıp ifadeler

familiar with: bir şeyi bilmek veya onunla ilgili deneyim sahibi olmak

Be familiar with, daha önce temas veya deneyim yoluyla bir şeyi bilmek anlamına gelir. Özne bu bilgiye sahip kişidir; with ise kişinin bildiği konuyu, aracı, kişiyi veya süreci tanıtır. Altyazıdaki you're familiar with something, belirli bir ayrıntı hemen akla gelmese bile deneyimin size tanıdık olduğunu anlatır.

Alıştırma

Standart sözcük birlikteliğini tamamlayın: Before you use the lab equipment, make sure you are familiar ____ the safety rules.

Cevabı göster

with

you know you know it, but for the life of you at that moment you cannot recall it. Deyimler

4:23

onu bildiğinizi bildiğiniz ama o anda ne yaparsanız yapın hatırlayamadığınızda olur.

Deyimler

for the life of you: çabaya rağmen tamamen yapamama

Bu cümlede for the life of you, cannot recall ifadesini güçlendirir ve “ne kadar uğraşsan da” anlamına gelir. Kişi bilgiyi biliyordur ama yine de aklına getiremez. Bu ifade tehlike veya birinin hayatı hakkında değildir. Zamir kişiye göre for the life of me, you, him, her, us ya da them şeklinde değişir.

Alıştırma

Cümleyi “ne kadar uğraşsam da” anlamındaki deyimle tamamlayın: I can't, ____, remember where I put the key.

Cevabı göster

for the life of me

It's like "What's that actor's name from that movie?

4:28

Mesela, “Şu filmdeki oyuncunun adı neydi?

I've seen it 18 times.

4:31

Filmi 18 kez izledim.

How can I not remember it? Ton ve niyet

4:32

Nasıl hatırlayamam?

Ton ve niyet

How can I not remember it? retorik bir soru olarak

Bu bağlamda How can I not remember it? gerçekten cevap isteyen bir soru değil, retorik bir sorudur. Konuşan kişi yöntem sormuyor veya hatırlama yeteneğini tarafsız biçimde kontrol etmiyor. How can ... not, başarısızlığı inanılması zor bir durum olarak sunar. İma edilen mesaj “Bunu hatırlamam gerekirdi ama hatırlamıyorum”dur. Gerçeklik güçlü bir beklentiyle çeliştiğinde bu kalıp şaşkınlık, rahatsızlık veya hayal kırıklığı ifade edebilir.

Alıştırma

Bu bağlamda How can I not remember it? gerçekte ne anlatıyor?

  1. Birinin bana bunu nasıl unutacağımı öğretmesini istiyorum.
  2. Bunu hatırlamam gerekirdi; bu yüzden unuttuğuma inanmak zor.
  3. Bunu daha önce görüp görmediğimden emin değilim.
Cevabı göster

Bunu hatırlamam gerekirdi; bu yüzden unuttuğuma inanmak zor.

Wow."

4:33

Vay be.” dersiniz.

One explanation of how that happens is that other words similar to the target word are being remembered

4:35

Bunun nasıl olduğuna dair bir açıklama, hedef sözcüğe benzeyen diğer sözcüklerin hatırlanması

and to help you out, your brain is actively blocking other stuff around it, including the word you're actually looking for. Öbek fiiller

4:42

ve beyninizin size yardım etmek için çevredeki diğer şeyleri, aradığınız sözcük de dâhil olmak üzere, etkin biçimde engellemesidir.

Öbek fiiller

to help you out: bir zorlukta pratik yardım sağlamak

to help you out ifadesindeki help ... out, “zorluk yaşayan birine pratik yardım sağlamak” anlamına gelir. Burada nesne help ile out arasındadır: help + you + out. Out, öbek fiilin bir parçasıdır; hareket veya yer bildirmez. Mastar yapısındaki to help you out, beynin amaçladığı şeyi belirtir. Cümle, kullandığı yöntem aranan kelimeyi engellese de beyni sana yardım etmeye çalışıyormuş gibi göstererek mizahi biçimde kişileştirir. Genel olarak yardım belirli bir sorun veya görevle bağlantılı olduğunda help someone out kullanılır.

Alıştırma

help ... out yapısını ve ortada you zamirini kullanarak cümleyi tamamlayın: I know moving is stressful, so I came over to ____.

Cevabı göster

help you out

Now, this explanation is really nice because it might help explain why presque vu has a shared or social aspect.

4:48

Bu açıklama çok güzel, çünkü presque vu'nun neden paylaşılan ya da sosyal bir yönü olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.

Even a bunch of people in a group, all with separate brains,

4:55

Bir grupta her biri ayrı bir beyne sahip bir sürü insan olsa bile,

if they're given the same blocking words that are related,

4:58

hepsine birbiriyle ilişkili aynı engelleyici sözcükler verilirse,

no one in the group can come up with the name until the subject is changed Öbek fiiller

5:01

konu değişene kadar gruptaki hiç kimse o ismi bulamaz.

Öbek fiiller

come up with: bir cevabı üretmek veya hatırlamak

come up with + isim, “düşünerek bir şeyi üretmek, bulmak veya akla getirmek” anlamına gelir. Bu cümlede with sonrasındaki şey the name olduğundan, konu değişene kadar hiç kimse adı hatırlayıp söyleyemez. Fiziksel bir hareket söz konusu değildir. Kalıp come up with + idea/answer/plan/name/explanation şeklindedir. Kesin anlam nesneye ve bağlama bağlıdır: yeni bir planla kullanıldığında çoğunlukla icat etmek veya tasarlamak, bilinen bir adla kullanıldığında ise onu başarıyla hatırlamak anlamına gelebilir.

Alıştırma

“Düşünerek üretmek” anlamındaki üç sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: After two hours, the team finally ____ a solution that everyone accepted.

Cevabı göster

came up with

and those words are no longer blocked and then all of a sudden someone goes,

5:05

Sonra bu sözcükler artık engellenmeyince biri birden şöyle der:

"Oh, Gary Sinise, that's who it was. Dilbilgisi

5:08

“Aa, Gary Sinise! Aradığım kişi oydu.

Dilbilgisi

That's who it was: hatırlanan kişinin kimliğini doğrulamak

That's who it was, “Hatırlamaya ya da kim olduğunu belirlemeye çalıştığım kişi oydu” anlamına gelir. Konuşan kişi az önce aklına gelmeyen Gary Sinise adını hatırlamıştır. Bu yapıda it, daha önce aranan kimlik cevabına gönderme yapar; Gary Sinise'ı bir nesne gibi göstermez. That's + wh sözcüklü yan cümle yapısı eksik bilgiyi tamamlar. Bir kişi için who kullanılır: That's who it was. Kimlik geçmişten çok şu anla ilgiliyse fiil değişebilir: That's who it is.

Alıştırma

Bir kişinin kimliği hatırlandıktan sonra onu doğrulayan ifadeyle cevabı tamamlayın: I couldn't remember our guide's name. Oh, Maya—that's ____.

Cevabı göster

who it was

Yeah, there you go." Ton ve niyet

5:10

Evet, işte bu.”

Ton ve niyet

There you go: birinin cevabı bulduğunu onaylamak

Bu konuşmada there you go, “Evet, işte bu” veya “Cevabı buldun” anlamına gelir. Diğer kişi, herkesin hatırlamaya çalıştığı adı az önce söylemiştir. Bu, bir adımın başarıyla tamamlandığını belirten günlük bir karşılıktır. Anlamı konuşmadaki etkileşimden gelir; bu nedenle there burada gerçek bir varış yerini anlatmaz.

Alıştırma

There you go hangi durumda en açık biçimde “Yes, that's the answer” anlamına gelir?

  1. Birisi sonunda ikinizin de hatırlamaya çalıştığı adı söyler.
  2. Bir müşteriye istediği makbuzu verirsiniz.
  3. Kapıyı gösterip birine gitmesini söylersiniz.
Cevabı göster

Birisi sonunda ikinizin de hatırlamaya çalıştığı adı söyler.

Okay, finally, jamais vu.

5:12

Tamam, son olarak jamais vu.

This is when something that you know,

5:14

Bu, bildiğiniz,

something that you're familiar with, all of a sudden seems brand new and bizarre. Kalıp ifadeler

5:16

size tanıdık gelen bir şeyin birden yepyeni ve tuhaf görünmesidir.

Kalıp ifadeler

brand new: yepyeni

Brand new, tamamen yeni veya daha önce hiç kullanılmamış demektir. Burada brand, new sözcüğünü güçlendirir; ürün markası veya şirket anlamına gelmez. Bu ifade familiar ile karşıtlık kurar: önceden bilinen bir şey artık daha önce hiç görülmemiş gibi yeni hissettirir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “tamamen yeni” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The game is still in its sealed package, so it is ____.

Cevabı göster

brand new

Schizophrenic patients will sometimes see people they know and insist that it's not the person they know. Kalıp ifadeler

5:20

Şizofreni hastaları bazen tanıdıkları kişileri görüp onların aslında tanıdıkları kişi olmadığını ısrarla söyler.

Kalıp ifadeler

insist that + yan cümle

Insist that ifadesinden sonra, birinin kesin bir dille savunduğu düşünceyi veren bir yan cümle gelir: insist that + özne + fiil. Bu cümlede hastalar, tanıdık görünen kişinin aslında tanıdıkları kişi olmadığını kesin bir dille öne sürer. Bu yapı, çoğu zaman başkaları aynı fikirde olmadığında güçlü bir kesinlik bildirir. Burada nazik bir istek değil, güçlü bir iddia aktarır ve yalnızca bir şeyi söylemekten veya düşünmekten daha kuvvetlidir.

Alıştırma

Cümleyi insist that yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Even after checking the map twice, Omar ____ the station was to the east.

Cevabı göster

insisted that

Instead, it's an imposter.

5:26

Karşılarındaki kişinin bir sahtekâr olduğunu söylerler.

But all of us have probably experienced jamais vu to a certain extent. Kalıp ifadeler

5:28

Ama hepimiz muhtemelen bir ölçüde jamais vu yaşamışızdır.

Kalıp ifadeler

to a certain extent: bir iddianın kapsamını sınırlamak

Bu cümlede to a certain extent, iddianın kapsamını sınırlar. Sıradan insanlar jamais vu benzeri bir şey yaşamış olabilir, ancak bu mutlaka tam veya klinik düzeydeki olgu değildir. Bu ifadeyi, bir önermenin yalnızca kısmen ya da belirli sınırlar içinde doğru olduğunu göstermek için kullanın. Kesin bir ölçü değil, ihtiyatlı bir sınırlayıcıdır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The new study supports the idea ____, but more evidence is needed.

Cevabı göster

to a certain extent

For instance, when you repeat a word over and over and over and over and over and over again, Kalıp ifadeler

5:31

Örneğin bir sözcüğü tekrar tekrar tekrar tekrar tekrar tekrar söylediğinizde,

Kalıp ifadeler

over and over: birçok kez tekrarlanarak

Over and over, tekrar tekrar veya birçok kez anlamına gelir. Burada aynı kelimeyi tekrar tekrar söylemeyi anlatır; over, bir şeyin üzerinden geçme ya da üstünde bulunma anlamında değildir. Konuşmacı over sözcüğünü birkaç kez yineler; böylece ifadenin biçimi, anlattığı uzun tekrarı taklit eder. Yaygın olan daha uzun over and over again biçimi de aynı temel anlama gelir.

Alıştırma

Bu cümlede over and over ne anlama geliyor? Mia checked the lock over and over before leaving the house.

  1. Mia kilidi birçok kez kontrol etti.
  2. Mia kilidin üst tarafını kontrol etti.
  3. Mia kilidi yalnızca bir kez kontrol etti.
Cevabı göster

Mia kilidi birçok kez kontrol etti.

the word starts to lose its meaning and you start to think, Kalıp ifadeler

5:37

sözcük anlamını yitirmeye başlar ve şöyle düşünürsünüz:

Kalıp ifadeler

lose its meaning: anlamını yitirmek

Bu cümlede lose its meaning, “anlamlı gelmemeye veya anlam taşıma işlevini yitirmeye başlamak” demektir. Aynı kelime tekrarlandığında, kelimenin bir fikirle olan alışıldık bağlantısı geçici olarak zayıflar; fiziksel olarak kaybolan bir şey yoktur. X loses its meaning kalıbı; bir kelimenin, sözün, kuralın, simgenin veya davranışın artık eskisi gibi anlam iletmemesini ya da aynı etkiyi yaratmamasını anlatabilir. Starts to lose bunu tamamlanmış bir değişiklik olarak değil, bir süreç olarak sunar.

Alıştırma

Özgün fikri iletmeyi giderek bırakmak anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: After years of empty repetition, the promise began to ____.

Cevabı göster

lose its meaning

"What? How is this even a word? Ton ve niyet

5:40

“Ne? Bu nasıl bir sözcük olabilir ki?

Ton ve niyet

How is this even a word?: Bu nasıl olur da bir kelime sayılır?

Burada even, soruyu güçlendiren bir odaklama zarfıdır. Bunun bir kelime sayılması fikrinin şaşırtıcı veya neredeyse inanılmaz geldiğini gösterir; dolayısıyla cümlenin gücü “Bu nasıl olur da bir kelime olabilir?” şeklindedir. Soru, sözlük ölçütleri hakkında tarafsız bir bilgi talebinden çok bir inanamama ünlemidir. Başka durumlara aktarılabilen How/Why/What ... even ...? kalıbı, konuşanın anlamakta veya kabul etmekte zorlandığı kısmı öne çıkarır.

Alıştırma

“How is this even a word?” cümlesinde even ne anlam katar?

  1. Kelimenin tarihsel kökenini sorar.
  2. Kelimenin çift sayıda harf içerdiğini söyler.
  3. Bunun bir kelime sayılabilmesine duyulan inanamamayı vurgular.
Cevabı göster

Bunun bir kelime sayılabilmesine duyulan inanamamayı vurgular.

It's so weird."

5:41

Çok tuhaf.”

Well, scientists believe that happens because continuing to excite the neurons responsible for that word

5:43

Bilim insanları bunun, o sözcükten sorumlu nöronları sürekli uyarmanın

causes them to become inhibited and further use is less intense.

5:48

onları baskılaması ve sonraki kullanımlardaki tepkiyi zayıflatması nedeniyle gerçekleştiğini düşünüyor.

It's just crazy to think that there's so much out there in the world, in the universe, Ton ve niyet

5:54

Dünyada, evrende bu kadar çok şey bulunduğunu düşünmek bile çılgınca:

Ton ve niyet

It's just crazy to think that: şaşkınlık ifade etmek

Burada It's just crazy to think that, konuşanın şaşırtıcı veya hayal etmesi zor bulduğu bir gerçeği tanıtır. Crazy, günlük dilde kullanılan bir pekiştiricidir; kimsenin ruh sağlığı hakkında gerçek anlamda bir yargı bildirmez. Şaşırtıcı bir farkındalığı belirtmek için It's crazy to think that + yan cümle kalıbını kullanabilirsin. Just vurguyu artırır ve tepkinin kendiliğinden gelmiş gibi duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Bir kişi “It's crazy to think that one tiny seed can grow into a huge tree.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Konuşan, ağacın kötü davrandığını düşünüyor.
  2. Bu, tıbbi bir tanıdır.
  3. Şaşırtıcı ve hayal etmesi zor.
Cevabı göster

Şaşırtıcı ve hayal etmesi zor.

that we don't know, that we don't understand, that we haven't yet discovered. Anlatım akışı

5:58

bilmediğimiz, anlamadığımız, henüz keşfetmediğimiz onca şey.

Anlatım akışı

that we don't know ... that we haven't yet discovered: paralel bir kapanış

Üç that yan cümlesinin tümü önceki cümledeki so much ifadesini açıklar. That sözcüğünün tekrarlanması her düşünceye aynı dil bilgisi biçimini verir; böylece dinleyen kişi bilmediğimiz, anlamadığımız ve henüz keşfetmediğimiz şeylerden oluşan açık bir liste duyar. Liste, gelecekte hâlâ gerçekleşebilecek keşiflere işaret eden son yan cümleye doğru güçlenir. Haven't yet discovered, present perfect yapıdadır: yet “şimdiye kadar” anlamına gelir ve gelecekte keşif olasılığını açık bırakır. Paralel ritim, bitişi daha net ve güçlü yapar.

Alıştırma

Hangi cümle üç açık paralel yan cümle kullanır ve bazı keşiflerin şimdiye kadar gerçekleşmediğini anlatır?

  1. There is still so much we discovered yesterday, so now we know it all.
  2. There is still so much that we don't know, understanding it, and haven't discover.
  3. There is still so much that we don't know, that we don't understand, and that we haven't yet discovered.
Cevabı göster

There is still so much that we don't know, that we don't understand, and that we haven't yet discovered.

But yet that very feeling of familiarity for what we do know can't always be trusted. Dilbilgisi

6:02

Ama bildiğimiz şeylerin uyandırdığı o aşinalık hissine bile her zaman güvenemeyiz.

Dilbilgisi

can't always be trusted: kısmi olumsuzluk

can't always be trusted ifadesinde can't, edilgen be trusted yapısını olumsuz yapar: bu his her durumda güvenilir değildir. Bu, kısmi olumsuzluktur. not + always, “her zaman değil” demektir; dolayısıyla cümle bu hissin bazen güvenilir olabileceği ihtimalini açık bırakır. “Asla güvenilir değil” anlamına gelmez.

Alıştırma

can't always be trusted ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Hiçbir durumda güvenilir değildir.
  2. Her durumda güvenilirdir.
  3. Bazı durumlarda güvenilir değildir, ancak başka durumlarda güvenilir olabilir.
Cevabı göster

Bazı durumlarda güvenilir değildir, ancak başka durumlarda güvenilir olabilir.

About the only constant seems to be, Dilbilgisi

6:08

Neredeyse değişmeyen tek şey şu gibi görünüyor:

Dilbilgisi

About the only constant seems to be: temkinli bir özet

Buradaki about, “hakkında” değil, “neredeyse” veya “aşağı yukarı” anlamındadır. The only constant, aynı kalıyor gibi görünen tek şeyi anlatır; seems to ise konuşanın kesinlik iddiasında bulunmadığını gösteren ikinci bir yumuşatmadır. Bu ifade temkinli bir özet işlevi görür. be sonrasındaki sözler, görünürdeki sabit şeyi adlandırarak veya açıklayarak düşünceyi tamamlamalıdır; bu nedenle bu satır sonraki sonuca hazırlık yapar.

Alıştırma

Hangi cümle hem about hem de seems to kullanarak temkinli bir özet sunar?

  1. About the only constant seems to be that the deadline keeps moving.
  2. The only constant is that the deadline keeps moving.
  3. It is certain that the deadline keeps moving.
Cevabı göster

About the only constant seems to be that the deadline keeps moving.

as always, thanks for watching.

6:10

Her zamanki gibi, izlediğiniz için teşekkürler.