Efsanenin ardındaki bilim: Homeros'un "Odysseia"sı - Matt Kaplan: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
643 kelime 170 kel/dk

Video açıklaması: Odysseia’daki Kirke bölümünü bilimsel açıdan ele alan video, boru çiçeği ile kardeleni şiirdeki dönüşüm ve panzehirle ilişkilendirir; ancak yalnızca mitlerin gerçek bilgi izlerini korumuş olabileceği sonucuna temkinli biçimde varır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. turns out to be too good to be true. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Başta son derece çekici görünen bir durumun sonunda aldatıcı ya da tehlikeli olduğunun anlaşılmasını bu kalıbın nasıl anlattığını kavrayın; öykülerde sorunun yaklaştığını sezdirmek veya şüpheli durumları değerlendirmek için kullanın. 2. Which also suggests that Circe was no sorceress, but in fact a chemist — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: X değil, Y karşıtlığının Kirke’nin kimliğini nasıl yeniden çerçevelediğini ve savı doğaüstü açıklamadan bilimsel yoruma nasıl taşıdığını fark edin. 3. Although there is not much direct evidence that people in Homer's day would have known about its anti-hallucinatory effects, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Sınırlı desteği sunmadan önce doğrudan kanıt eksikliğini kabul etmeyi öğrenin; böylece tarihsel veya bilimsel bir hipotezi kanıtlanmış gerçek gibi aktarmaktan kaçının.

Bu derste

Homer's Odyssey,

0:06

Homeros'un Odysseia'sı,

one of the oldest works of Western literature, Dilbilgisi

0:07

Batı edebiyatının en eski eserlerinden biri olarak,

recounts the adventures of the Greek hero Odysseus Kelime

0:10

Yunan kahramanı Odysseus'un Truva Savaşı'ndan evine dönerken

during his 10-year journey home from the Trojan War. Kültür

0:12

yaptığı 10 yıllık yolculuğundaki maceraları anlatır.

Dilbilgisi

one of the oldest works: üstünlük grubundan birini seçmek

one of + the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul sayılabilen isim yapısı, bir kişi veya şeyin belirli bir niteliğe en yüksek derecede sahip gruba ait olduğunu belirtir. Burada eser, Batı edebiyatındaki en eski eserler arasına yerleştirilir. Daha büyük bir kümeden bir öğe seçildiği için üstünlük derecesinden sonraki isim çoğul olur: one of the oldest works. Bu ifadede works, edebî eserler anlamına gelen çoğul bir isimdir; fiil değildir.

Alıştırma

one of, useful sözcüğünün üstünlük derecesi ve tool sözcüğünün doğru biçimini kullanın: A calendar is ____ for planning a project.

Cevabı göster

one of the most useful tools

Kelime

recounts the adventures: olayları resmî biçimde anlatmak

Bu cümlede recounts, geçmiş olayları anlatmak veya aktarmak anlamına gelir. Fiil, eserin Odysseus'un maceralarını sunduğunu belirtir; sayı saymakla ilgisi yoktur. Recount; tarih, biyografi, mit ve edebiyatın resmî özetlerinde yaygın olarak kullanılır. Nesne olarak çoğunlukla bir olay, deneyim, hikâye veya macera alır.

Alıştırma

Hangi cümle bir tarih kitabının resmî tanıtımına en doğal şekilde uyar?

  1. The book recounts the events of the final expedition.
  2. The book counts the events of the final expedition.
  3. The book talks about the events of the final expedition.
Cevabı göster

The book recounts the events of the final expedition.

Kültür

Truva Savaşı'ndan sonraki on yıllık eve dönüş yolculuğu sırasında

Truva Savaşı, Antik Yunan destan geleneğinde Yunanlar ile Troya arasındaki ünlü çatışmadır. Odysseus, Odysseia'daki olaylardan önce bu savaşta çarpışmıştır. Burada journey home from the Trojan War, onun savaştan sonra evine döndüğü anlamına gelir. İfade, on yıllık dönüş yolculuğunun arka planını kurar; Trojan burada modern bir bilgisayar zararlı yazılımını değil, antik anlatı dünyasındaki Troya'yı belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede from the Trojan War, Odysseus hakkında ne anlatıyor?

  1. Antik savaşa katıldıktan sonra evine dönüyor.
  2. Zararlı bir bilgisayar yazılımıyla uğraşıyor.
  3. Savaşı başlatmak için evine gidiyor.
Cevabı göster

Antik savaşa katıldıktan sonra evine dönüyor.

Though some parts may be based on real events, Dilbilgisi

0:16

Bazı kısımları gerçek olaylara dayanıyor olsa da,

the encounters with strange monsters, terrifying giants,

0:19

tuhaf canavarlar, korkunç devler

and powerful magicians are considered to be complete fiction. Dilbilgisi

0:22

ve güçlü büyücülerle olan karşılaşmaların tamamen kurgu olduğu düşünülmektedir.

Dilbilgisi

Though some parts may be based on real events: önce ödün, sonra ana iddia

Though bir ödünleme anlatır. Konuşan önce bazı bölümlerin gerçek olaylardan gelmiş olabileceğini kabul eder, ardından sonraki ana cümlede temel iddiayı verir: doğaüstü karşılaşmaların kurgu olduğu düşünülmektedir. A doğru ya da mümkün olsa bile daha önemli B noktasını değiştirmiyorsa Though A, B kalıbını kullanın. Bu yapıda İngilizcede genellikle B'den önce ayrıca but kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle dik patikayı kabul edilen bir zorluk olarak sunarken çocukların başarılı olduğunu vurgular?

  1. The trail was steep, so the children turned back.
  2. Though the trail was steep, the children reached the top.
  3. Because the trail was steep, the children chose an easier route.
Cevabı göster

Though the trail was steep, the children reached the top.

Dilbilgisi

are considered to be complete fiction: edilgen ve resmî değerlendirme

Be considered to be + isim veya sıfat, “…… olarak düşünülmek ya da değerlendirilmek” anlamına gelen edilgen bir değerlendirme yapısıdır. Burada are considered to be complete fiction, bu karşılaşmaları gerçek değil, tamamen uydurulmuş olaylar olarak sınıflandırır. Edilgen yapı, değerlendirmeyi yapan kişileri belirtmez ve cümlenin odağını kabul gören yargıya taşır. Genellikle people think ifadesinden daha resmî ve kişisellikten uzak duyulur.

Alıştırma

Cümleyi “…… olarak kabul edilir” anlamındaki consider fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The novel ____ a modern classic.

Cevabı göster

is considered to be

But might there be more to these myths than meets the eye? Deyimler

0:26

Ancak bu efsanelerde göründüğünden daha fazlası olabilir mi?

Deyimler

might there be more to these myths than meets the eye?: bu mitlerin görünenden fazlası olabilir mi?

there is more to X than meets the eye kalıbı, X'in ilk bakışta belli olmayan gerçeklere, nedenlere, anlamlara veya karmaşıklığa sahip olduğunu belirtir. Bir gözün bir şeyle gerçekten karşılaşmasından söz etmez. Might, ihtimali temkinli biçimde soran might there be...? sorusunu oluşturmak için there sözcüğünün önüne gelir. Bu cümlede konuşan kişi, mitlerin yüzeydeki hikâyelerinin gösterdiğinden daha fazlasını içerebileceğini öne sürer. Böylece kesin bir iddiada bulunmak yerine merak ve gerilim yaratır.

Alıştırma

"There may be more to the canceled trip than meets the eye" cümlesi neyi ima eder?

  1. Yolculuk beklenenden daha uzun sürebilir.
  2. İptalin arkasında açıkça görülmeyen gerçekler veya nedenler olabilir.
  3. Birisi iyi göremediği için yolculuğu iptal etti.
Cevabı göster

İptalin arkasında açıkça görülmeyen gerçekler veya nedenler olabilir.

Let's look at one famous episode from the poem. Anlatım akışı

0:29

Gelin bu şiirdeki ünlü bir bölüme göz atalım.

Anlatım akışı

Bir örneğe geçiş için Let's look at ...

Let's look at ..., dinleyicileri genel bir açıklamadan belirli bir örneğe yönlendiren sözlü bir geçiş ifadesidir. Bu cümlede şiirden bir bölüm tanıtılır. Buradaki look at yalnızca “gözle görmek” değil, “ele almak veya incelemek” anlamına gelir. Let's look at + isim öbeği kalıbı bir dersi, sunumu veya açıklayıcı videoyu düzenlemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Derste öğrenilen ifadeyle sınıf içi geçiş cümlesini tamamlayın: ____ one example from the article.

Cevabı göster

Let's look at

In the midst of their long voyage, Kalıp ifadeler

0:32

Uzun yolculuklarının ortasında,

Odysseus and his crew find themselves Kalıp ifadeler

0:34

Odysseus ve mürettebatı kendilerini

on the mysterious island of Aeaea.

0:36

gizemli Aiaie Adası'nda bulurlar.

Kalıp ifadeler

Devam eden bir durum için In the midst of ...

In the midst of + isim öbeği, “bir olay, süreç veya durum devam ederken” anlamına gelir. Burada keşfin mürettebatın uzun yolculuğu sırasında gerçekleştiğini belirtir ve sonraki olay için arka plan oluşturur. Midst genellikle in the midst of kalıbının içinde kullanılır. Bu ifade daha yazılı ve anlatısal bir tona sahiptir; mutlaka sürenin tam yarısına gelindiğini belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi “devam eden bir durum sırasında” anlamındaki daha anlatısal ifadeyle tamamlayın: The lights went out ____ the storm.

Cevabı göster

in the midst of

Kalıp ifadeler

find themselves on ...: kendini bir yerde bulmak

Bu cümlede find themselves on the mysterious island, Odysseus ile mürettebatının sonunda adaya vardığını ve artık orada bulunduğunu anlatır. Kendilerini gerçekten arayıp buldukları anlamına gelmez. find oneself + yer veya durum kalıbı, birinin çoğu zaman beklenmedik biçimde ya da bir dizi olaydan sonra kendini sonunda nerede veya hangi durumda bulduğunu anlatır. Dönüşlülük zamiri özneye uyar: I find myself, she finds herself ve they find themselves.

Alıştırma

Cümleyi find oneself kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After following the wrong trail for two hours, Mia and Leo ____ at the edge of a frozen lake.

Cevabı göster

found themselves

Starving and exhausted,

0:39

Açlık ve yorgunluktan bitkin düşmüşken,

some of the men stumble upon a palatial home Öbek fiiller

0:40

adamlardan birkaçı saray yavrusu bir eve rastlarlar,

where a stunning woman welcomes them inside for a sumptuous feast. Kalıp ifadeler

0:43

ve burada baş döndürücü güzellikte bir kadın onları muhteşem bir ziyafet için içeri davet eder.

Öbek fiiller

stumble upon a palatial home: saray gibi bir evi tesadüfen keşfetmek

Burada stumble upon a palatial home, “saray gibi görkemli bir evi tesadüfen keşfetmek” anlamına gelir. Adamlar evi bilerek aramıyordur ve stumble upon, eve takılıp düşme gibi fiziksel bir hareketi anlatmaz. Stumble upon, birinin bir yeri, nesneyi, kişiyi veya bilgiyi beklenmedik biçimde bulması ya da bunlarla karşılaşması durumunda kullanılan bir öbek fiildir.

Alıştırma

Cümleyi stumble upon ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: While cleaning the attic, Noor ____ a box of old postcards.

Cevabı göster

stumbled upon

Kalıp ifadeler

a sumptuous feast: görkemli ve zengin bir ziyafet

a sumptuous feast ifadesinde feast, sıradan bir öğünü değil, bol yiyecekli, büyük ve özel bir yemeği anlatır. Sumptuous ise yiyeceklerin ve ortamın zengin, lüks ve etkileyici olduğu anlamını ekler. Bu isim öbeği birlikte yüksek ve çekici bir anlatım oluşturur: karşılama olağanüstü cömert ve cazip görünür.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a sumptuous feast olarak tanımlanır?

  1. Okuldan önce hızla yenen bir sandviç
  2. Antrenmandan sonra içilen bir bardak su
  3. Çok sayıda zengin ve özenli yemeğin sunulduğu bir ziyafet
Cevabı göster

Çok sayıda zengin ve özenli yemeğin sunulduğu bir ziyafet

Of course, this all turns out to be too good to be true. Deyimler

0:47

Elbette tüm bunlar gerçek olamayacak kadar güzel görünmektedir.

Deyimler

turns out to be too good to be true: gerçek olamayacak kadar iyi olduğu ortaya çıkmak

Turns out to be, sonradan ortaya çıkan kanıtların bir şeyin gerçekte ne olduğunu gösterdiğini anlatır. Too good to be true ise gerçek olmayacak veya gizli bir sorun barındıracak kadar çekici ya da avantajlı görünen bir şey için kullanılan bir deyimdir. İfade bir bütün olarak çekici bir ilk izlenimden hayal kırıklığı yaratan veya şüpheli bir gerçeğe geçişi gösterir. Yalnızca “çok iyi” anlamına gelmez.

Alıştırma

Leo kusursuz görünen bir anlaşmayı kabul etti. Bir hafta sonra gizli ücretleri keşfetti. Hangi cümle sonucu en iyi anlatır?

  1. The deal was exactly as generous and reliable as it looked.
  2. The deal turned out to be too good to be true.
  3. The deal seemed too good to be true, but no one ever checked it.
Cevabı göster

The deal turned out to be too good to be true.

The woman, in fact, is the nefarious sorceress Circe, Notlar

0:51

Aslında o kadın, hain büyücü Kirke'dir

Anlatım akışı

in fact: önceki izlenimi düzeltme

Burada in fact, kadının kimliği açıklanmadan önce oluşan izlenimin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini dinleyiciye bildiren bir söylem belirtecidir. Kadın bir tür insan gibi görünebilir, ancak in fact ifadesinden sonraki yan cümle onun gerçekte kim olduğunu açıklar. Böylece bilgiyi ilk izlenimden düzeltilmiş gerçeğe doğru düzenler. Yalnızca vurgu eklemez.

Alıştırma

Videodaki cümlede in fact ne işe yarıyor?

  1. Gerçek durumu açıklayarak ilk izlenimi düzeltir.
  2. Önceki izlenimi değiştirmeden kadının adını tanıtır.
  3. Yalnızca sıfatı daha güçlü hâle getirir.
Cevabı göster

Gerçek durumu açıklayarak ilk izlenimi düzeltir.

Kelime

nefarious sorceress Circe: güçlü olumsuz anlam taşıyan edebî bir betimleme

Vurgulanan isim öbeği kadının Kirke olduğunu belirtir. Nefarious, son derece kötü veya suçla ilgili anlamına gelir; sorceress ise büyü kullanan bir kadını ifade eder. Bu sözcükler birlikte, kötü bir büyü karakterini güçlü ve öyküsel bir dille anlatır. İfade, yalnızca bad woman demekten çok daha güçlü ve edebîdir.

Alıştırma

Nefarious sorceress Circe ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Kirke'yi büyüsü olmayan sıradan bir kadın olarak sunar.
  2. Kirke'yi büyü kullanan kötü bir kadın olarak tanımlar.
  3. Kirke'yi nazik ve zararsız bir öğretmen olarak anlatır.
Cevabı göster

Kirke'yi büyü kullanan kötü bir kadın olarak tanımlar.

and as soon as the soldiers have eaten their fill at her table, Notlar

0:54

ve askerler onun masasında karınlarını doyurur doyurmaz,

Deyimler

have eaten their fill: doyana kadar yemek

eat one's fill, “kişinin istediği ya da ihtiyaç duyduğu kadar, doyana dek yemesi” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. have eaten their fill içinde their askerlere gönderme yapar; have eaten ise onların kendilerini doyuracak miktarı zaten yediğini gösterir. Buradaki fill, birini doyurmak için gereken miktarı anlatan bir isimdir. fill fiili değildir ve bu kalıpta full değil, fill kullanılır.

Alıştırma

“Doyacak kadar yedi” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: After the long hike, Maya ate ____.

Cevabı göster

her fill

she turns them all into animals with a wave of her wand. Kalıp ifadeler

0:57

asasının bir hareketiyle hepsini hayvanlara dönüştürür.

Dilbilgisi

as soon as ... have eaten: tamamlanmanın hemen ardından gelen eylem

as soon as bir zaman yan cümlesi başlatır: yan cümledeki olay tamamlandığı anda ana olay gerçekleşir. Burada askerler yemeklerini bitirir ve kadın ancak o zaman onları hemen hayvanlara dönüştürür; iki eylem aynı anda sürmez. have eaten, yeme eylemini o noktaya kadar tamamlanmış olarak gösterir. Olay örgüsünü şimdiki zamanla özetleyen bu anlatımda present perfect, ana cümledeki ani sonuçtan önce ilk olayın tamamlandığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, kapı tamamen kapandıktan hemen sonra alarmın kurulması gerektiğini belirtir?

  1. Set the alarm sometime after you close the door.
  2. Set the alarm as soon as you have closed the door.
  3. Set the alarm while you are closing the door.
Cevabı göster

Set the alarm as soon as you have closed the door.

Kalıp ifadeler

with a wave of her wand: yöntemi göstermek için with kullanımı

Bu cümlede with a wave of her wand, onları nasıl dönüştürdüğünü açıklayan with + isim öbeği yapısıdır. With, kullanılan aracı veya sonuca eşlik eden hareketi gösterir: asasını bir kez sallayarak onları dönüştürür. Buradaki with, onun yalnızca asayla birlikte olduğu anlamına gelmez. With + kısa bir hareketi belirten isim kalıbı, bir hareketi başka bir olayın gerçekleşme biçimi olarak sunabilir. With a nod ve with a smile buna örnektir.

Alıştırma

Cümleyi “asasını bir kez hareket ettirerek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The magician opened the hidden door ____.

Cevabı göster

with a wave of her wand

Fortunately, one of the men escapes,

1:02

Neyse ki adamlardan biri kaçmayı başarır,

finds Odysseus, and tells him of the crew's plight. Kelime

1:04

Odysseus'u bulur ve ona mürettebatın bu kötü durumunu anlatır.

Kelime

tell someone of something: bilgiyi resmî biçimde aktarmak

Tells him of the crew's plight ifadesindeki yapı tell + kişi + of + bilgi şeklindedir. Him, haberi alan kişidir; of the crew's plight ise ona anlatılan bilgiyi gösterir. Burada of, sahiplik göstermek yerine tell fiilini bilgiye bağlar. Tell someone of something, tell someone about something ile neredeyse aynı anlama gelir; ancak daha resmî ve edebî duyulur. Ciddi hikâye anlatımında veya önemli haberlerin bildirilmesinde sık görülür.

Alıştırma

Tell someone of something resmî yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The messenger told of the queen the approaching danger.
  2. The messenger said the queen of the approaching danger.
  3. The messenger told the queen of the approaching danger.
Cevabı göster

The messenger told the queen of the approaching danger.

But as Odysseus rushes to save his men,

1:08

Ancak Odysseus adamlarını kurtarmak için aceleyle giderken,

he meets the messenger god Hermes, Kültür

1:10

haberci tanrı Hermes ile karşılaşır

who advises him to first consume a magical herb. Dilbilgisi

1:12

ve Hermes ona ilk olarak sihirli bir bitki tüketmesini tavsiye eder.

Kültür

Haberci tanrı Hermes

the messenger god Hermes ad öbeği, Hermes’in mitolojik rolünü adının hemen önüne getirerek onun kimliğini açıklar. Hermes, tanrılar adına mesaj taşımakla ilişkilendirilen bir tanrıdır; sıradan bir iş yapan insan haberci değildir. Bu kısa arka plan bilgisi, onun neden önemli bir anda ortaya çıkıp yararlı bir yol gösterebildiğini açıklar. Kültürel veya mitolojik anlatımlarda bir adın yanındaki rol ya da unvan, o karakterin neden önemli olduğunu sıkça gösterir.

Alıştırma

messenger god Hermes ifadesi cümlede ne işe yarar?

  1. Hermes’in taşıdığı sihirli otun adını verir.
  2. Hermes’in sıradan bir teslimat işi olduğunu söyler.
  3. Hermes’i Yunan mitolojisindeki rolüyle tanıtır.
Cevabı göster

Hermes’i Yunan mitolojisindeki rolüyle tanıtır.

Dilbilgisi

Ona önce sihirli bir ot tüketmesini tavsiye eder

advise + someone + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişiye bir eylemi yapmasını tavsiye etmek anlamına gelir. advises him to consume ifadesinde him tavsiyeyi alan kişidir; to consume ise tavsiye edilen eylemi belirtir. First, consume fiilini niteler ve bunun bir sonraki adımdan önce yapılması gereken eylem olduğunu gösterir; herb sözcüğünü nitelemez. Consume, yemek veya vücuda almak anlamına gelir ve eat sözcüğünden daha resmîdir. Bu nedenle bir öyküdeki ya da talimattaki sihirli ota uygundur.

Alıştırma

Cümleyi advise fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli mastar işaretleyicisiyle tamamlayın: The doctor ____ Maya ____ take the medicine before breakfast.

Cevabı göster

advised · to

Odysseus follows this advice,

1:15

Odysseus bu tavsiyeye uyar

and when he finally encounters Circe,

1:17

ve sonunda Kirke ile karşılaştığında,

her spells have no effect on him, Kalıp ifadeler

1:19

Kirke'nin büyüleri onun üzerinde hiçbir etki yaratmaz,

Kalıp ifadeler

have no effect on him: onun üzerinde etkisi olmamak

Have no effect on + kişi veya şey, bir şeyin o hedefi etkilemediğini ya da onun üzerinde işe yaramadığını belirtir. Burada büyüler onu değiştiremez veya ona zarar veremez. Kalıp have, has veya had + no effect on + hedef şeklindedir. Bu kalıpta effect bir isimdir; özne ise değişiklik yaratmayı başaramayan şeyi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi have no effect on kalıbının doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The warning ____ Leo, so he kept walking.

Cevabı göster

had no effect on

allowing him to defeat her and rescue his crew. Dilbilgisi

1:21

bu da onu yenmesine ve mürettebatını kurtarmasına olanak tanır.

Dilbilgisi

allowing him to...: onu yenip mürettebatını kurtarmasını mümkün kılmak

Allowing him to defeat her and rescue his crew, sonucu belirten bir -ing yan cümlesidir. Önceki durumun tamamına gönderme yapar: büyüler etkisiz olduğu için sonraki iki eylemi gerçekleştirebilir. Burada allow, “izin vermek” değil, “mümkün kılmak” anlamındadır. Kullanılabilir kalıp, tam bir cümlecik + virgül + allowing + kişi + to + fiil şeklindedir. Tek bir to, defeat ve rescue gibi bağlı fiilleri başlatabilir.

Alıştırma

Bu cümledeki -ing yan cümlesi ne anlama geliyor? The lock broke, allowing the door to open.

  1. Kapı, kilit bozulmadan önce açıldı.
  2. Birisi kapıya açılması için izin verdi.
  3. Bozuk kilit, kapının açılmasını mümkün kıldı.
Cevabı göster

Bozuk kilit, kapının açılmasını mümkün kıldı.

Naturally, this story of witchcraft and animal transformations

1:25

Doğal olarak bu büyücülük ve hayvan dönüşümleri hikayesi,

was dismissed as nothing more than imagination for centuries. Kalıp ifadeler

1:28

yüzyıllar boyunca bir hayal ürününden ibaret görülerek ciddiye alınmadı.

Kalıp ifadeler

was dismissed as nothing more than imagination: yalnızca hayal ürünü olarak görülüp reddedilmek

Be dismissed as X, bir şeyin X olarak değerlendirilip reddedilmesi anlamına gelir. Bu genellikle X önemsiz veya ikna edici bulunmadığında olur. Bu cümlede hikâye yalnızca hayal ürünü olarak sınıflandırılmıyor; ciddiye alınmıyor. Nothing more than, “yalnızca” veya “başka bir şey değil” anlamına gelir. Yargıyı daha küçümseyici hâle getirir: insanlar hikâyeyi yalnızca hayal ürünü olarak görmüş ve bundan fazlasını kabul etmemiştir.

Alıştırma

"was dismissed as nothing more than imagination" ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Hiçbir hayalî unsur içermediği kanıtlandı.
  2. Büyük bir hayal gücü gösterdiği için beğenildi.
  3. O, yalnızca hayal ürünü olarak görüldü ve ciddiye alınmadı.
Cevabı göster

O, yalnızca hayal ürünü olarak görüldü ve ciddiye alınmadı.

But in recent years,

1:32

Ancak son yıllarda,

the many mentions of herbs and drugs throughout the passage

1:33

metin boyunca şifalı bitkilere ve ilaçlara yapılan pek çok atıf

have piqued the interest of scientists, Kalıp ifadeler

1:37

bilim insanlarının ilgisini çekti

Kalıp ifadeler

have piqued the interest of scientists: bilim insanlarının ilgisini çekti

Pique someone's interest, birini meraklandırmak veya daha fazlasını öğrenmeye heveslendirmek anlamına gelir. Bu cümledeki gibi pique the interest of + kişi ya da grup yapısı da kullanılabilir. Have piqued biçimi, son yıllardaki tekrarlanan sözleri bilim insanlarının şu anki ilgisiyle ilişkilendirir. Burada pique, “ilgi uyandırmak” anlamındadır; “kızdırmak veya gücendirmek” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi pique fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The unusual result ____ my interest.

Cevabı göster

piqued

leading some to suggest Anlatım akışı

1:39

ve bazılarına, efsanelerin

the myths might have been fictional expressions Dilbilgisi

1:41

gerçek deneyimlerin kurgusal ifadeleri olabileceği

of real experiences.

1:43

fikrini verdi.

Anlatım akışı

leading some to suggest...: kanıtı temkinli bir fikre bağlamak

leading some to suggest... biçimindeki -ing yan cümlesi, önceki yan cümledeki kanıt veya gözlemin bir sonucunu sunar. Açıklamayı gözlemlenen şeyden, bu kanıtın insanları düşünmeye yönelttiği bir fikre taşır. Some, fikri belirsiz ve sınırlı biçimde bir gruba bağlar: bu fikri yalnızca bazı kişiler öne sürmüştür. Suggest, kanıtlanmış bir sonuç yerine olası bir yorum sunar; bu nedenle anlatıcı hipotezi tamamen desteklemeden aktarır.

Alıştırma

leading some to suggest... bu cümlede ne yapıyor? The lake froze unusually early, leading some to suggest that the winter would be severe.

  1. Herkes sert bir kış öngördüğü için gölün donduğunu söyler.
  2. Sert bir kışı kanıtlanmış bir gerçek olarak sunar.
  3. Erken donmayı bazı insanların öne sürdüğü temkinli bir fikre bağlar.
Cevabı göster

Erken donmayı bazı insanların öne sürdüğü temkinli bir fikre bağlar.

Dilbilgisi

might have been: geçmiş hakkında temkinli bir tahmin

Might have been, şimdiki zamandan geçmişe bakarak geçmişteki bir durum veya kimlik hakkında temkinli bir tahminde bulunur. Burada mitlerin gerçekten yaşanmış deneyimleri kurgusal yollarla ifade etmiş olabileceği belirtilir, ancak iddia hâlâ kesin değildir. Yapı might + have + past participle biçimindedir. Fiil be olduğu için past participle biçimi been olur: might have been. Perfect yapıdaki have been, olasılığı şimdiki zamandan önceye yerleştirir.

Alıştırma

Geçmişteki bir durum hakkında temkinli tahmin bildiren hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The old building ____ a train station many years ago.

Cevabı göster

might have been

The earliest versions of Homer's text say

1:45

Homeros'un metninin en eski versiyonları,

that Circe mixed baneful drugs into the food Kelime

1:48

Kirke'nin mürettebatın vatanlarını tamamen unutabilmeleri için

such that the crew might utterly forget their native land. Dilbilgisi

1:52

yemeklerine tehlikeli ilaçlar karıştırdığını söyler.

Kelime

baneful drugs: edebî İngilizcede zararlı maddeler

mixed baneful drugs into the food ifadesinde baneful, drugs sözcüğünü niteler ve “ciddi zarar veya yıkıma yol açan” anlamına gelir. İfadenin bütünü, yemeğe zararlı maddeler karıştırıldığını anlatır. Bu eski edebî bağlamda drugs sözcüğü geniş bir anlama sahiptir: ilaçları, karışımları veya bedeni ya da zihni etkileyen başka maddeleri ifade edebilir. Özellikle modern yasa dışı keyif verici uyuşturucular anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu edebî cümlede baneful drugs ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. Yararlı ilaçlar
  2. Zararlı ilaçlar veya başka tehlikeli maddeler
  3. Özellikle yasa dışı keyif verici uyuşturucular
Cevabı göster

Zararlı ilaçlar veya başka tehlikeli maddeler

Dilbilgisi

such that ...: resmî bir sonucu ifade etme

Burada such that, önceki eylemi olası bir sonuca bağlar: maddeler yemeğe, tayfanın ana yurdunu tamamen unutmasına yol açabilecek bir şekilde karıştırılmıştır. Such that ifadesinden sonraki yan cümle, önceki durumun ortaya çıkardığı etkiyi verir. Aktarılabilir kalıp durum veya biçim + such that + tam cümlecik şeklindedir. Nispeten resmîdir ve özenli açıklamalarda yaygındır. Sonuç cümleciğinde might olasılığı belirtirken utterly, forget fiilini “tamamen” anlamıyla güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen iki sözcüklü resmî sonuç bağlacıyla tamamlayın: The shelves were arranged ____ every book was easy to find.

Cevabı göster

such that

As it happens, one of the plants growing in the Mediterranean region Anlatım akışı

1:56

Tesadüf o ki Akdeniz bölgesinde yetişen bitkilerden biri,

is an innocent sounding herb known as jimsonweed, Kalıp ifadeler

1:59

belirgin unutkanlığa neden olan,

Kalıp ifadeler

known as jimsonweed: bir adı tanıtmak

“an innocent sounding herb known as jimsonweed,” ifadesinde “known as jimsonweed”, ot için kullanılan adı belirtir. Known as, “adı ... olan” veya “... olarak adlandırılan” anlamına gelir. Bu ifade, “a herb that is known as jimsonweed” sıfat cümleciğinin kısaltılmış biçimidir. known as ifadesinden sonra ad, lakap, unvan veya etiket gelir.

Alıştırma

Cümleyi “adı ... olan” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: This red bird is ____ the scarlet ibis.

Cevabı göster

known as

whose effects include pronounced amnesia. Dilbilgisi

2:02

masum bir isme sahip boru çiçeği olarak bilinen bir bitkidir.

Anlatım akışı

As it happens: tesadüfen ilgili bir gerçeği tanıtmak

“As it happens”, cümlenin başında kullanılan bir söylem belirtecidir. Bir sonraki gerçeğin az önce konuşulan konuyla beklenmedik biçimde ya da tam zamanında ilgili olduğunu bildirir. Burada açıklamayı önceki fikirden gerçek dünyadaki bir bitki kanıtına yönlendirir. “O olurken” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, tesadüfen ilgili bir gerçeği tanıtan ve bu derste öğrenilen üç kelimelik söylem belirteciyle tamamlayın: ____, I have an extra ticket.

Cevabı göster

As it happens

Dilbilgisi

whose effects include ...: bir şeyi etkileriyle ilişkilendirmek

whose effects include pronounced amnesia yan tümcesi, daha önce sözü edilen bir bitki hakkında ek bilgi verir. Whose, bitkiyi onun etkileriyle ilişkilendirir; dolayısıyla bu yan tümce, şiddetli ya da açıkça fark edilen hafıza kaybının bitkinin etkilerinden biri olduğunu söyler. Whose yalnızca insanlar için değil, nesne ve kavramlar için de kullanılabilir. isim, whose + isim + fiil kalıbı bir şeyi onun parçası, özelliği veya etkisiyle bağlar; virgülle ayrıldığında yan tümce genellikle hangi şeyin kastedildiğini belirlemek yerine ek bilgi verir.

Alıştırma

Bir şeyi gösterebilen iyelik bildiren ilgi sözcüğünü yazın: The storm, ____ effects lasted for weeks, damaged the coast.

Cevabı göster

whose

The plant is also loaded with compounds Kalıp ifadeler

2:06

Bu bitki aynı zamanda,

that disrupt the vital neurotransmitter called acetylcholine.

2:08

asetilkolin adı verilen hayati nörotransmitteri bozan bileşenlerle doludur.

Kalıp ifadeler

be loaded with compounds: çok sayıda bileşik içermek

Is also loaded with compounds, bitkinin aynı zamanda birçok bileşik içerdiği anlamına gelir. Loaded with burada mecazidir: fiziksel bir yükleme eylemini değil, miktarın fazla olduğunu vurgular. be loaded with + isim kalıbı çok miktarda bulunan malzemeleri, özellikleri, bilgileri veya sorunları anlatabilir. With sözcüğünden sonraki isim, neyin çok olduğunu belirtir.

Alıştırma

Loaded ile başlayan ve ‘bir şeyi çok miktarda içermek’ anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyi yazın: This travel guide is ____ practical tips.

Cevabı göster

loaded with

Such disruption can cause vivid hallucinations, bizarre behaviors,

2:12

Böylesi bir bozulma canlı halüsinasyonlara, tuhaf davranışlara

and general difficulty distinguishing fantasy from reality. Dilbilgisi

2:17

ve fantezi ile gerçeği ayırt etmede genel bir zorluğa neden olabilir.

Dilbilgisi

difficulty distinguishing A from B: A ile B'yi ayırt etmede güçlük

general difficulty distinguishing fantasy from reality ifadesinde difficulty isminden sonra -ing biçimindeki distinguishing gelir. İfade, iki kategoriyi birbirinden ayırmanın zor olduğu anlamına gelir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp have difficulty doing something şeklindedir ve bir şeyi yapmakta zorlanmayı anlatır. Bu kalıbın içindeki distinguish A from B, ayırt edilen iki şeyi belirtir. Bu yapıda difficulty sözcüğünden sonra mastar kullanılmaz.

Alıştırma

difficulty ve distinguish fiilinin -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: In the fog, the hikers had ____ the road from the river.

Cevabı göster

difficulty distinguishing

Just the sorts of things which might make people believe Anlatım akışı

2:20

Tıpkı insanların hayvanlara dönüştürüldüklerine

they've been turned into animals.

2:23

inanmalarını sağlayabilecek türden şeyler gibi.

Anlatım akışı

Just the sorts of things...: önceki ayrıntıları bir açıklamaya bağlamak

The sorts of things, hemen önce sıralanan belirtilere gönderme yaparken which might make people believe bu belirtilerin neden önemli olduğunu açıklar. İfade, önceki ayrıntıları tek bir kategoride toplar ve bu kanıtları olası bir açıklamaya bağlar. Buradaki just, yalnızca değil, tam olarak veya tam da anlamına gelir. Cümle eksiltili bir devam ifadesidir; Just the sorts of things öncesinde Those are sözlerinin bulunduğu anlaşılır. Bu da bağlantıyı daha doğrudan hissettirir.

Alıştırma

Özgün cümlede Just the sorts of things... ne işe yarıyor?

  1. Birbiriyle ilgisiz yalnızca az sayıda şey bulunduğunu söyler.
  2. Önceki örneklere gönderme yapar ve bunların söz konusu inanca yol açabilecek türden şeylerin tam da kendisi olduğunu söyler.
  3. Önceki içerikle hiçbir bağlantısı olmayan tamamen yeni bir konu açar.
Cevabı göster

Önceki örneklere gönderme yapar ve bunların söz konusu inanca yol açabilecek türden şeylerin tam da kendisi olduğunu söyler.

Which also suggests that Circe was no sorceress, Anlatım akışı

2:26

Bu da Kirke'nin bir büyücü olmadığını,

but in fact a chemist who knew how to use local plants Kalıp ifadeler

2:29

aslında yerel bitkileri etkili bir şekilde nasıl kullanacağını bilen

to great effect.

2:32

bir kimyager olduğunu düşündürmektedir.

Anlatım akışı

Which also suggests that ... no sorceress, but in fact a chemist: çıkarım yapma ve yeniden sınıflandırma

Baştaki Which also suggests that, bu iddiayı önceki kanıtlardan çıkarılan ek bir sonuç olarak sunar. no X, but in fact Y kalıbı daha sonra Kirke’yle ilgili bir sınıflandırmayı reddeder ve yerine farklı bir sınıflandırma koyar. Burada no sorceress, “gerçekten bir büyücü değil” demektir; “Circe var değildi” anlamına gelmez. Cümle, açıklamayı büyüden bilime kaydırır ve in fact, a chemist ifadesinin konuşmacının daha doğru gördüğü açıklama olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümlede vurgulanan bölüm ne yapıyor?

  1. Büyüyle ilgili bir etiketi bilimsel bir açıklamayla değiştirir.
  2. sorceress ve chemist sözcüklerinin aynı anlama geldiğini söyler.
  3. Kirke’nin var olduğunu inkâr eder.
Cevabı göster

Büyüyle ilgili bir etiketi bilimsel bir açıklamayla değiştirir.

Kalıp ifadeler

know how to use ... to great effect: bir şeyi çok etkili kullanmayı bilmek

Know how to use something, bir şeyi kullanmak için gereken beceriye veya uygulamalı bilgiye sahip olmak demektir. Burada Kirke yalnızca yerel bitkiler hakkında bilgi sahibi değildir; onları kendi amacı için nasıl kullanacağını da bilir. To great effect, eylemin sonucunu anlatan zarf işlevli bir ifadedir: Bitkiler büyük bir başarıyla kullanılmış ve güçlü bir sonuç yaratmıştır. Burada effect bir isimdir; dolayısıyla ifade “bir şeyi büyük ölçüde etkilemek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, burada öğretilen ve “güçlü, başarılı bir sonuçla” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The designer used color ____.

Cevabı göster

to great effect

But jimsonweed is only half the story. Deyimler

2:34

Ancak boru çiçeği hikayenin sadece yarısıdır.

Deyimler

only half the story: Eksik Bir Açıklama

Bu cümlede only half the story, tatulanın kanıtların ya da durumun yalnızca bir bölümünü açıkladığı anlamına gelir. Gerçek bir hikâyenin tam olarak yarısına gelindiği anlamına gelmez. But, konuşmayı hâlâ eksik olan bölüme yöneltir. Cümle, tatulanın önemli olduğunu kabul ederken açıklamanın başka önemli bir bölümünün geleceğini de bildirir.

Alıştırma

Bir gerçeğin bütün durumun yalnızca bir kısmını gösterdiğini anlatan, dersteki dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: A high salary is ____; work-life balance matters too.

Cevabı göster

only half the story

Unlike a lot of material in the Odyssey, Anlatım akışı

2:37

Odysseia'daki pek çok malzemenin aksine,

the text about the herb that Hermes gives to Odysseus

2:39

Hermes'in Odysseus'a verdiği bitki hakkındaki metin

is unusually specific.

2:42

alışılmadık derecede spesifiktir.

Anlatım akışı

Unlike ...: Karşıtlık Kurmak

Unlike a lot of material in the Odyssey, cümlenin başında kullanılan bir edat öbeğidir. Karşılaştırma için arka plan sağlar; ana cümle değildir. Asıl mesaj daha sonra gelir: Bitkiyle ilgili metin alışılmadık derecede ayrıntılıdır. Unlike ... ifadesini başa koymak bilgiyi açık biçimde düzenler. Dinleyici önce genel durumu —malzemenin büyük kısmının daha az ayrıntılı olduğunu— öğrenir, ardından bu belirli metnin neden öne çıktığını duyar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki farklı anlamına gelen tek kelimelik edatla tamamlayın: ____ the older map, this one shows bike paths.

Cevabı göster

Unlike

Called moly by the gods, Dilbilgisi

2:44

Tanrılar tarafından moli olarak adlandırılan bu bitki,

it's described as being found in a forest glen,

2:46

ormanlık bir vadide bulunan,

black at the root, and with a flower as white as milk. Dilbilgisi

2:49

kökü siyah ve süt kadar beyaz çiçekleri olan bir bitki olarak tasvir edilir.

Dilbilgisi

Called moly by the gods: cümle başında geçmiş zaman ortacı yapısı

Called bir geçmiş zaman ortacıdır; bu nedenle Called moly by the gods, edilgen anlam taşıyan kısaltılmış bir yapıdır. Adlandırma bilgisi It was called moly by the gods biçiminde açılabilir: adı alan bitkidir ve by the gods adı verenleri gösterir. Bu yapı ana cümleden önce kullanıldığında adı arka plan bilgisi olarak verir ve asıl betimlemeyi ana cümleye bırakır. Örtük özne, ardından gelen ve aynı bitkiyi gösteren it sözcüğüdür.

Alıştırma

Called moly by the gods burada ne anlama geliyor?

  1. Bitki tanrılara ad olarak moly sözcüğünü kullandı.
  2. Bitkiye tanrılar tarafından moly adı verildi.
  3. Tanrılar bitkiye birine moly demesini emretti.
Cevabı göster

Bitkiye tanrılar tarafından moly adı verildi.

Dilbilgisi

black at the root ... as white as milk: görünüşü as...as... ile betimleme

black at the root, and with a flower as white as milk ifadesindeki iki bölüm bitkinin farklı kısımlarını betimler: kök siyahtır, çiçek ise beyazdır. as + sıfat + as + karşılaştırma nesnesi kalıbı eşit dereceyi anlatır. Burada as white as milk bir benzetme kurar ve beyazlık için bilinen bir ölçü olarak sütü kullanır; süt çiçeğin bir parçası değildir.

Alıştırma

as...as karşılaştırmasını tamamlayın: The flower was ____ white ____ milk.

Cevabı göster

as · as

Like the rest of the Circe episode,

2:53

Kirke bölümünün geri kalanı gibi,

moly was dismissed as fictional invention for centuries, Kalıp ifadeler

2:55

moli de yüzyıllar boyunca kurgusal bir buluş olarak reddedilmişti;

Kalıp ifadeler

be dismissed as fictional invention: kurmaca diye bir kenara atılmak

Be dismissed as, bir şeyin belirli bir biçimde görülmesi nedeniyle ciddiye alınmaya değer bulunmaması demektir. Burada moly, gerçek bir bitki değil, hikâye için oluşturulmuş bir fictional invention olarak değerlendirilmiştir. Fictional invention içindeki invention, teknolojik bir cihazı değil, uydurulmuş veya kurgulanmış bir düşünceyi anlatır. Cümle, daha sonra yeni kanıtların sorgulayacağı, uzun süre kabul görmüş bir görüşü sunar.

Alıştırma

“... olarak görülüp reddedildi” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Early critics thought the theory was nonsense, so it ____ nonsense.

Cevabı göster

was dismissed as

but in 1951, Russian pharmacologist Mikhail Mashkovsky

2:58

fakat 1951'de Rus farmakolog Mikhail Mashkovsky,

discovered that villagers in the Ural Mountains

3:03

Ural Dağları'ndaki köylülerin

used a plant with a milk-white flower and a black root

3:05

çocuk felci geçiren çocuklarda felci önlemek için

to stave off paralysis in children suffering from polio. Notlar

3:08

süt beyazı çiçeği ve siyah kökü olan bir bitki kullandığını keşfetti.

Öbek fiiller

stave off paralysis: zararlı bir sonucu önlemek veya geciktirmek

Stave off, “kötü bir şeyi önlemek veya geciktirmek” anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada to stave off paralysis amaç bildirir: köylüler bitkiyi çocuk felci olan çocuklarda felci durdurmaya veya geciktirmeye çalışmak için kullanmıştır. İfade, zararlı bir sonucu en azından bir süreliğine uzak tutmaya odaklanır. Altta yatan hastalığın iyileştirildiğini söylemez.

Alıştırma

“Kötü bir sonucu önlemek veya geciktirmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: The emergency loan helped the company ____ bankruptcy.

Cevabı göster

stave off

Kalıp ifadeler

children suffering from polio: çocuk felci olan çocuklar

children suffering from polio ifadesinde suffering from polio, children sözcüğünü niteleyen bir present participle yan cümleciğidir. “Çocuk felci olan ve bundan etkilenen çocuklar” anlamına gelir. Suffer from, fiil ve edattan oluşan sabit bir kalıptır; buradaki from hareket veya kaynak bildirmez.

Alıştırma

Bu cümlede children suffering from polio ne anlama gelir?

  1. çocuk felci olan ve bundan etkilenen çocuklar
  2. çocuk felci tedavilerini inceleyen çocuklar
  3. çocuk felcine hiçbir zaman yakalanmamaları için korunan çocuklar
Cevabı göster

çocuk felci olan ve bundan etkilenen çocuklar

The plant, called snowdrop,

3:12

Kardelen olarak adlandırılan bu bitkinin,

turned out to contain a compound called galanthamine Kalıp ifadeler

3:14

nörotransmitter asetilkolinin bozulmasını engelleyen,

Kalıp ifadeler

turned out to contain a compound called galanthamine: galantamin adlı bir bileşik içerdiği ortaya çıktı

Turned out to contain, “daha sonra içerdiği keşfedildi veya kanıtlandı” anlamına gelir. Turn out to + fiilin yalın hâli, bir gerçeği başlangıçtan beri bilinen bir bilgi olarak değil, araştırma veya sonraki kanıtlarla açıklığa kavuşan bir sonuç olarak sunar. Ortaya çıkan gerçek, bitkinin bir bileşik içerdiğidir; called galanthamine ise bileşiğin adını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “daha sonra içerdiği keşfedildi” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After several tests, the sample ____ a rare mineral.

Cevabı göster

turned out to contain

that prevented the disruption of the neurotransmitter acetylcholine,

3:17

böylece onu sadece çocuk felcinin değil,

making it effective in treating not only polio, Dilbilgisi

3:21

Alzheimer gibi diğer hastalıkların tedavisinde de etkili kılan

but other diseases such as Alzheimer's.

3:24

galantamin adlı bir bileşik içerdiği ortaya çıktı.

Dilbilgisi

making it effective in treating...:sonuç bildiren making yan cümlesi

Virgülden sonraki making yan cümlesi, önceki gerçeğin sonucunu gösterir. Asetilkolinin parçalanmasını önlemenin bir sonucu vardır: galantamin, belirtilen hastalıkların tedavisinde etkili olur. Burada it, galantamini ifade eder; making birinin bir şey ürettiği anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp ‘neden veya gerçek, making + nesne + sıfat/tümleç’ şeklindedir. making it effective in treating... içinde it, making fiilinin nesnesidir; effective onu tanımlar ve in treating... hangi alanda etkili olduğunu belirtir. Bu kısa yapı açıklayıcı metinlerde yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede önceki eylemin sonucunu göstermek için ‘virgül + making’ kullanılmıştır?

  1. The team checked the system before releasing the update.
  2. The update fixes the security flaw, making the system safer to use.
  3. The team released the update to make the system safer to use.
Cevabı göster

The update fixes the security flaw, making the system safer to use.

Dilbilgisi

not only A, but (also) B: yalnızca A değil, B de

not only A, but (also) B, A ile B'nin ikisinin de doğru olduğunu belirtirken kapsamın A'dan B'ye genişlediğini vurgular. Bu cümlede A polio, B ise other diseases such as Alzheimer's ifadesidir. Also kullanılmamıştır, ancak eşleşen yapı aynı anlamı taşır. A ve B dil bilgisi bakımından paralel görevlerde olmalıdır. Burada ikisi de treating fiilinin nesnesidir. Bu paralel biçim, eklenen ikinci öğenin kolayca anlaşılmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi tam not only ... but also yapısıyla tamamlayın: The program supports ____ beginners ____ advanced users.

Cevabı göster

not only · but also

At the 12th World Congress of Neurology,

3:27

12. Dünya Nöroloji Kongresi'nde,

doctors Andreas Plaitakis and Roger Duvoisin first proposed Anlatım akışı

3:30

doktorlar Andreas Plaitakis ve Roger Duvoisin,

that snowdrop was in fact the plant Hermes gave to Odysseus.

3:34

kardelenin aslında Hermes'in Odysseus'a verdiği bitki olduğunu ilk kez öne sürdüler.

Anlatım akışı

first proposed that ... was in fact ...: bir hipotezi ortaya atan kişiyi belirtmek

Özne + first proposed that + yan cümle yapısı, özneyi bir fikri ilk kez öne süren kişi olarak gösterir. Burada iki doktor, kardelenin öyküdeki bitki olduğu iddiasını ortaya atıyor. Proposed, bu iddiayı kanıtladıkları anlamına gelmez; propose that yapısı da propose fiilinin “evlenme teklif etmek” anlamında değildir. In fact, aktarılan iddianın bir parçasıdır: hipotez, iki bitkinin gerçekte aynı olduğunu söyler. Akademik tarih metinlerinde proposed gibi aktarım fiilleri, bir açıklamayı kimin ortaya attığını ve iddianın ne kadar kesin sunulduğunu anlamanıza yardım eder.

Alıştırma

Lina'nın bu hipotezi ilk ortaya atan kişi olduğunu göstermek için propose kullanarak cümleyi tamamlayın: At the workshop, Lina ____ the marks were made by an unknown animal.

Cevabı göster

first proposed that

Although there is not much direct evidence Anlatım akışı

3:38

Her ne kadar Homeros dönemindeki insanların

that people in Homer's day would have known Kelime

3:40

onun halüsinasyon önleyici etkilerini

about its anti-hallucinatory effects,

3:43

bildiklerine dair pek doğrudan kanıt olmasa da,

Anlatım akışı

Although there is not much direct evidence that ...: bir sınırlamayı kabul etmek

Although, ödünleme bildiren bir yan cümleyi başlatır. Bu giriş önce bir sınırlamayı kabul eder: Homeros dönemindeki insanların bu etkiyi bildiğine dair çok az doğrudan kanıt vardır. Virgül, ana cümlenin ve dolayısıyla yazarın asıl düşüncesinin henüz gelmediğini gösterir. Bu bilgi sırası, temkinli bir savı destekler: önce bir zayıflık veya karşıt durum kabul edilir, ardından hâlâ neyin ileri sürülebileceği belirtilir. Although, because gibi neden bildirmez ve although yan cümlesi tek başına nihai sonuç değildir.

Alıştırma

Although there is not much direct evidence ... giriş cümlesinin metindeki görevi nedir?

  1. Hipotezin tamamen kanıtlandığını belirtmek
  2. Ana iddianın nedenini vermek
  3. Ana iddiadan önce kanıtlarla ilgili bir sınırlamayı kabul etmek
Cevabı göster

Ana iddiadan önce kanıtlarla ilgili bir sınırlamayı kabul etmek

Kelime

in Homer's day: “çağ” anlamındaki day

in Homer's day ifadesindeki tekil day ismi, belirli bir tarihi değil, Homeros'un yaşadığı dönemi ifade eder. İfadenin tamamı, insanların bilgisini Homeros'un tarihsel dönemine yerleştiren bir zaman ifadesidir. in someone's day kalıbı, bir kişinin yaşadığı veya etkin olduğu dönemi gösterebilir. Burada dinleyicinin, o insanların bu etkileri hangi dönemde bilmiş olabileceğini anlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede in the scientist's day ne anlama gelir? In the scientist's day, computers filled entire rooms.

  1. Bilim insanının günlük çalışma saatleri içinde
  2. Bilim insanının yaşadığı ve çalıştığı dönem boyunca
  3. Bilim insanına ait belirli bir günde
Cevabı göster

Bilim insanının yaşadığı ve çalıştığı dönem boyunca

we do have a passage from 4th century Greek writer Theophrastus Dilbilgisi

3:45

4. yüzyıl Yunan yazarı Theophrastus'tan kalma,

stating that moly is used as an antidote against poisons. Kalıp ifadeler

3:49

molinin zehirlere karşı panzehir olarak kullanıldığını belirten

Dilbilgisi

we do have a passage: olumlu cümlede vurgulu do

we do have a passage ifadesinde do vurgu amaçlıdır. Sıradan ifade we have a passage olurdu; do eklenmesi, söz konusu metnin gerçekten var olduğunu vurgular. Bu yapı, olumlu bir cümlede do/does/did + fiilin yalın hâli biçimindedir. Genellikle bir ödünden sonra gelir veya bir şeyin doğru olmadığı yönündeki izlenimi düzeltir; burada elde kalan kanıtı öne çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi have fiilinin vurgulu olumlu biçimiyle tamamlayın: We ____ some evidence, although it is limited.

Cevabı göster

do have

Kalıp ifadeler

be used as an antidote against poisons: zehirlere karşı panzehir olarak kullanılmak

Edilgen be used as + isim yapısı, bir şeye verilen rolü veya amacı belirtir. Burada moly, zehrin etkisini ortadan kaldırmak için kullanılan bir antidote, yani panzehir olarak ele alınıyor. Against poisons, panzehirin neye karşı etkili olduğunu gösterir. Buradaki against, bir zarara karşı koyma veya ondan koruma anlamındadır; bir şeyin yanında bulunma anlamı taşımaz.

Alıştırma

Cümleyi be used as an antidote against yapısıyla tamamlayın: At the animal clinic, this serum ____ venom from certain snake bites.

Cevabı göster

is used as an antidote against

So, does this all mean that Odysseus, Circe, Anlatım akışı

3:53

bir metne sahibiz.

and other characters in the Odyssey were real?

3:56

Peki tüm bunlar Odysseus, Kirke

Not necessarily.

3:59

ve Odysseia'daki diğer karakterlerin gerçek olduğu anlamına mı geliyor?

Anlatım akışı

So, does this all mean that...?: aşırı genellemeyi sınamak

So, önceki bilgilerden çıkarılan bir sonucu gündeme getirir. does this all mean that...? soru kalıbı, önceki kanıtları bir araya getirerek bunların that sonrasında verilen güçlü iddiayı destekleyip desteklemediğini sınar. Bu bölümde konuşmacı hemen Not necessarily diye yanıt verir. Bu nedenle soru yalnızca bilgi istemek için değil, bilinçli biçimde ortaya atılmıştır: dinleyicinin yapabileceği bir çıkarımı dile getirir ve ardından bu çıkarımı sınırlamak için alan açar. Bu kalıp, kanıtların aşırı genellenmesini önlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Örnekte So, does this all mean that...? kalıbının temel söylem işlevi nedir?

  1. Konuşmacının yanıtlamayı düşünmediği basit bir bilgiyi sorar.
  2. Güçlü sonucun zaten kanıtlandığını ilan eder.
  3. Konuşmacının sınırlayabilmesi için olası bir aşırı genellemeyi ortaya koyar.
Cevabı göster

Konuşmacının sınırlayabilmesi için olası bir aşırı genellemeyi ortaya koyar.

But it does suggest that ancient stories Anlatım akışı

4:01

İlla ki değil.

may have more elements of truth to them Dilbilgisi

4:03

Ancak bu, eski hikayelerin

than we previously thought.

4:05

içinde sandığımızdan daha fazla

Anlatım akışı

But it does suggest that...: temkinli bir sonucu vurgulamak

Burada But, anlatımı daha güçlü veya daha olumsuz bir sonuçtan, kapsamı daha dar olsa da hâlâ geçerli olan bir sonuca çevirir. Özne + do/does/did + fiilin yalın hâli, vurgulu do yapısıdır. Does, “en azından bu kadarı gerçekten destekleniyor” anlamını ekler; böylece cümle, suggests ile nötr bir bildirim yapmak yerine kanıtın hâlâ değerli olduğunu vurgular. Bu vurgu sonucu kesin hâle getirmez. Suggest, kanıtın bir sonuca işaret ettiğini; may ise bu sonucun kanıtlanmış değil, olası olduğunu gösterir. Bu nedenle does suggest, “bu temkinli sonucu gerçekten destekleyen kanıtlar var” anlamına gelir.

Alıştırma

Eksik kanıtlardan çıkarılan gerçek fakat sınırlı bir sonucu en iyi hangi cümle vurgular?

  1. The evidence is complete and proves that the new route is always faster.
  2. The evidence is incomplete, so it tells us nothing about the new route.
  3. The evidence is incomplete, but it does suggest that the new route is faster.
Cevabı göster

The evidence is incomplete, but it does suggest that the new route is faster.

Dilbilgisi

may have more elements of truth to them than...: önceden düşünülenden daha fazla gerçeklik

Karşılaştırma may have more X than we previously thought yapısını kullanır. Buradaki X, elements of truth to them bölümüdür; dolayısıyla cümle, hikâyelerin insanların daha önce düşündüğünden daha fazla gerçeklik içerebileceğini söyler. May olasılığı belirtir, than ise karşılaştırma ölçütü olarak önceki beklentiyi sunar. Have truth to something yapısında to, truth sözcüğünü değerlendirilen iddia veya hikâyeye bağlar; bir alıcıyı göstermez. Them, ancient stories ifadesine gönderme yapar. Kullanılabilecek kalıplar arasında there is some truth to it ve something has more truth to it than expected bulunur; ikisi de bir iddianın olgusal dayanağı olduğunu veya kısmen doğru olduğunu belirtir.

Alıştırma

Karşılaştırmayı truth ve it zamiriyle tamamlayın: The rumor sounded unlikely, but there may be more ____ than we first assumed.

Cevabı göster

truth to it

And as we learn more about the world around us, Dilbilgisi

4:07

gerçeklik payı barındırabileceğini gösteriyor.

we may uncover some of the same knowledge Anlatım akışı

4:10

Ve bizler çevremizdeki dünya hakkında daha fazla şey öğrendikçe,

hidden within the myths and legends of ages passed.

4:12

geçmiş çağların efsaneleri ve destanları içinde gizlenmiş olan bu bilginin aynısını belki biz de ortaya çıkarabiliriz.

Dilbilgisi

As we learn more about...: zaman içinde gelişen değişim

Bu cümlede as, “bir değişim geliştikçe” veya “bir süreç devam ederken” anlamına gelir. as we learn more about the world around us yan cümlesi ana düşünce için değişen bir arka plan kurar: anlayışın artması ve olası keşifler birlikte gelişir. Buradaki as doğrudan bir neden belirtmez. Daha fazla öğrenmenin keşfe yol açtığını basitçe söylemek yerine, zaman içinde kademeli olarak ilerleyen bir ilişki sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede as, örnekte olduğu gibi “bir süreç geliştikçe” anlamına gelir?

  1. She works as a nurse.
  2. Because the road was closed, we took a different route.
  3. As the night grew colder, the lake began to freeze.
Cevabı göster

As the night grew colder, the lake began to freeze.

Anlatım akışı

May uncover knowledge hidden within myths and legends: mitlerde ve efsanelerde saklı bilgileri ortaya çıkarma olasılığı

Cümle önce may uncover ile temkinli bir iddia ortaya koyar: gelecekteki araştırmalar şu anda açıkça görülmeyen bilgileri ortaya çıkarabilir. Buradaki uncover mecazidir ve fiziksel olarak bir örtüyü kaldırmak değil, “daha önce fark edilmemiş bilgileri gün ışığına çıkarmak” anlamına gelir. hidden within the myths and legends ifadesi knowledge sözcüğünden sonra gelir ve bu bilginin nerede bulunabileceğini belirtir. Bu kap imgesi yeni araştırmalarla eski hikâyeler arasında bağ kurar; may ise iddianın kesin değil, olası olduğunu gösterir. Ages passed çok eski zamanlar demektir.

Alıştırma

Hangi yeniden ifade, cümlenin hem mecazını hem de temkinli anlamını en iyi şekilde korur?

  1. Researchers may physically dig myths and legends out of the ground.
  2. Further study may reveal knowledge contained in ancient stories.
  3. Further study will prove that every ancient story is scientifically true.
Cevabı göster

Further study may reveal knowledge contained in ancient stories.