İngilizce'de istediklerinizi nasıl elde edersiniz - Mini bir İngilizce Dersi: İngilizce çalışma notları
British Council | English
Video özeti: Fazla doğrudan bir iş yeri konuşması, daha diplomatik bir sürümle karşılaştırılarak bir sorunu açıklamanın ve yöneticiden ek süre istemenin dört yolu gösteriliyor: kötü haberi yumuşatmak, olumsuz isimlerin etkisini azaltmak, suçlayıcı olmamak için edilgen yapı kullanmak ve talepleri geçmişte sürekli zamanla dile getirmek. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. I'm afraid that, — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu kalıbı kötü haber, düzeltme veya ret öncesinde kullanılan nazik bir geçiş olarak tanıyın; kaçınılmaz bir olumsuz cevabın sert ya da ani duyulmasını önlemek için kullanın. 2. I was asked to, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir görevin başka birinden geldiğini açıklamak için bu edilgen yapıyı kullanın; böylece odağı görevlendirmede tutabilir ve gereksiz yere suçlayıcı bir izlenim vermekten kaçınabilirsiniz. 3. I was wondering if. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bir talebi doğrudan dayatmak yerine çekingen bir soru olarak açmayı öğrenin; özellikle yöneticiden, yetkili birinden veya tanımadığınız bir kişiden esneklik isterken kullanın.
Bu derste
the secret to getting what you want: the secret to + -ing kalıbı
the secret to getting what you want ifadesindeki secret, gizli bilgi değil, bir sonuca ulaşmayı sağlayan temel yöntem veya ilke anlamındadır. Soru, yararlı bir tavsiye verileceğini ima ederek dinleyenin merakını uyandırır. Kalıp the secret to + isim veya -ing biçimidir. Buradaki to bir edattır; bu nedenle ardından fiilin yalın hâli get değil, getting gelir.
Alıştırma
Temel bir yöntemi sunmak için the secret to + -ing kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The secret for improve your writing is reading every day.
- The secret to improving your writing is reading every day.
- The secret to improve your writing is reading every day.
Cevabı göster
The secret to improving your writing is reading every day.
a person in a position of authority: resmî yetkisi olan biri
A person in a position of authority, karar alma, talimat verme, talepleri onaylama veya sorunları ele alma konusunda resmî yetkisi ya da sorumluluğu olan kişidir. Position burada fiziksel bir yeri değil, bir kurumdaki görev veya statüyü ifade eder. Soruda bu ifade, boss kavramının kapsamını genişleterek öğretmen, yönetici, okul müdürü veya kamu görevlisi gibi ilgili yetkiye sahip diğer kişileri de içine alır.
Alıştırma
Bu cümlede a person in a position of authority ne anlama gelir? Please ask a person in a position of authority to approve the form.
- Yeni bir iş arayan biri
- Belirli bir fiziksel yerde duran biri
- Karar verme konusunda resmî yetkisi olan biri
Cevabı göster
Karar verme konusunda resmî yetkisi olan biri
sound more diplomatic: sound + sıfat
Burada sound + sıfat, “biri sizi konuşurken duyduğunda belirli bir izlenim vermek” anlamına gelir. You can sound more diplomatic, sözcük seçiminizin ve tonunuzun daha dikkatli ve uzlaştırıcı gelebileceğini anlatır; sound burada “ses çıkarmak” demek değildir. Bu yapı, konuşmanın dinleyici tarafından nasıl algılandığını ifade eder. More diplomatic, özellikle anlaşmazlık veya gerginlik ihtimali olduğunda daha dikkatli ve incelikli konuşmak demektir.
Alıştırma
Cümleyi “konuşurken daha incelikli bir izlenim vermek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Careful wording can help you ____ in a tense meeting.
Cevabı göster
sound more diplomatic
achieve a positive outcome: olumlu bir sonuç elde etmek
Achieve a positive outcome, “iyi bir nihai sonuca başarıyla ulaşmak” anlamına gelir. Achieve, çabanın veya etkili bir eylemin sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olduğunu düşündürür; outcome ise bir süreçten veya durumdan sonra en sonunda ne olduğunu belirtir. Bu cümlede ifade, incelikli iletişimi zor bir durumun iyi sonuçlanmasını sağlayan bir yol olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “iyi bir nihai sonuca başarıyla ulaşmak” anlamındaki hedef eşdizimle tamamlayın: A clear plan can help the team ____.
Cevabı göster
achieve a positive outcome
you might have to deal with a tricky situation. Öbek fiiller
0:22zorlu bir durumla başa çıkmanız gerekebilir.
deal with a tricky situation: zor bir durumu ele almak
Bu cümlede deal with, “ele almak” veya “ilgilenmek” anlamına gelir; “ticari bir anlaşma yapmak” anlamına gelmez. Sonraki kelimeler neyin ele alınması gerektiğini gösterir: a tricky situation. Tricky; dikkat, doğru muhakeme veya özenli bir karşılık gerektirebildiği için yönetilmesi zor olan bir şeyi anlatır. Kullanışlı kalıp deal with + sorun, kişi veya durum şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi “zor bir durumu ele almak” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: A good team leader stays calm when they have to ____.
Cevabı göster
deal with a tricky situation
let's get down to business: asıl işe başlamak
Let's get down to business, sohbeti ya da hazırlığı bitirip asıl işe veya ciddi konuya başlamak için kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki get down to, fiziksel olarak aşağı inmek değil, “ciddi biçimde ilgilenmeye başlamak” demektir. Let's, herkesin birlikte başlamasına yönelik bir öneri oluşturur. get down to work ve get down to planning örneklerinde olduğu gibi get down to bir görev veya etkinlikten önce de kullanılabilir.
Alıştırma
Toplantıyı ana konuya taşıyan kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Everyone is here, so let's ____.
Cevabı göster
get down to business
I'd like to get some feedback: nazik bir rica başlatmak
I'd like to, I would like to ifadesinin kısaltılmış hâlidir ve şu andaki bir isteği nazikçe belirtir. Burada get some feedback, sunumlar hakkında yorum veya görüş almak anlamına gelir. Böylece konuşan kişi konuyu sert görünmeden açar. Yapmak istediğiniz bir şeyi belirtmek için I'd like to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın. Bu yapı genellikle I want to ifadesinden daha yumuşak ve profesyoneldir.
Alıştırma
Hangi cümle bir taslak hakkında görüş istemeyi nazikçe ifade eder?
- I liked to get some feedback on my draft.
- I want feedback on my draft now.
- I'd like to get some feedback on my draft.
Cevabı göster
I'd like to get some feedback on my draft.
have to be ready by ...: gereklilik ve son tarih
Have to gerekliliği ifade eder, be ready ise ulaşılması gereken durumu belirtir. Birlikte have to be ready, sunumların tamamen hazırlanmış olması gerektiği anlamına gelir. By the end of this week kabul edilebilir en geç zamanı belirler. Daha önce hazır olabilirler, ancak daha geç olamazlar; by bütün hafta boyunca anlamına gelmez.
Alıştırma
Son tarih bildiren cümleyi tam have to be ready by yapısıyla tamamlayın: The costumes ____ Friday afternoon.
Cevabı göster
have to be ready by
asked me if I could help him: bir ricayı aktarmak
asked me if I could help him, daha önce yapılmış bir ricayı dolaylı olarak aktarır. Bu bağlamda if bir koşul değil, evet ya da hayırla yanıtlanabilen “yardım edip edemeyeceğim” düşüncesini başlatır. Kalıp ask + kişi + if/whether + özne + kip belirten yardımcı fiil + fiilin yalın hâli şeklindedir. Can you help me? gibi doğrudan bir rica He asked me if I could help him. biçiminde aktarılabilir. Geçmiş zamandaki asked fiilinden sonra can çoğu zaman could olur; dolaylı yan cümlede düz cümle söz dizimi kullanılır ve zamirler aktaran kişinin bakış açısına göre değişir.
Alıştırma
Şu ricayı doğal biçimde aktaran cümle hangisidir: Could you help me carry this box?
- She asked me if I could help her carry the box.
- She asked me if I could helped her carry the box.
- She asked me if could I help her carry the box.
Cevabı göster
She asked me if I could help her carry the box.
blowing up balloons: balonları şişirmek
blowing up balloons ifadesinde blow up, “balonları havayla doldurup büyütmek” anlamına gelir. Balloons, eylemin nesnesidir ve parti hazırlığı bağlamı da bu anlamı destekler. Aynı öbek fiil bir patlamayı da anlatabilir; bu yüzden anlamı seçerken dil bilgisi yapısına ve nesneye bakmak gerekir. Birisi blow up a balloon yaptığında balonu şişirir; bir şey kendi kendine blows up olduğunda ise patlayabilir.
Alıştırma
Bir partide biri “Could you blow up these balloons?” diye soruyor. Sizden ne yapmanızı istiyor?
- Balonları atmak.
- Balonları patlatmak.
- Balonları havayla doldurmak.
Cevabı göster
Balonları havayla doldurmak.
in between decorating ... blowing up ... making a cake: yoğun bir görev listesi
In between burada fiziksel konumu değil, zamanı ve iş yükünü anlatır. Süsleme, balon şişirme ve pasta yapma işleri konuşanın programını doldurur; bu nedenle liste çok az boş zamanı olduğunu gösterir. decorating, blowing up ve making biçimlerinin üçü de in between sonrasında paralel bir -ing listesi oluşturur. Altyazı and ile başlayıp virgülle bittiği için bu bölüm, mesajın tamamını tek başına vermek yerine ana cümleye arka plan sağlar.
Alıştırma
Yoğun bir programı paralel etkinliklerle anlatmak için in between ifadesini doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- In between answer calls and writing emails, I prepared the report.
- In between answering calls and writing emails, I prepared the report.
- In between answered calls and wrote emails, I prepared the report.
Cevabı göster
In between answering calls and writing emails, I prepared the report.
haven't had time to look: şimdiye kadar bakmaya vakit bulamamak
haven't had time to look ifadesinde haven't had, present perfect yapısındadır. Geçmişteki bir noktadan şimdiye kadar kişinin eylemi yapmak için yeterli zaman bulamadığını anlatır. Kalıp haven't/hasn't had time to + fiilin yalın hâlidir. Bu yapı, bir işin neden hâlâ yapılmadığını daha yumuşak biçimde açıklamak için sık kullanılır. Buradaki look, yalnızca gözleri bir şeye çevirmek değil, kontrol etmek veya incelemek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi haven't had time to ile tamamlayın: I ____ read the report yet.
Cevabı göster
haven't had time to
do understand: do ile vurgu
Burada do, yalın hâldeki understand fiilinden önce gelen vurgu yardımcı fiilidir. Olumlu anlamı güçlendirir: konuşan kişi tarafsız bir soru sormak yerine karşısındakinin gerçekten anladığını belirtir. You do understand şeklindeki olumlu cümle dizilişi, soru tonlamasıyla birleşerek onay ister. Bu hatırlatmada karşıdaki kişinin zaten anlaması beklendiği için ifade baskı oluşturur.
Alıştırma
You do understand the rule? cümlesinde do'nun görevi nedir?
- Eylemin geçmişte olduğunu gösterir.
- Tarafsız Do you understand? sorusunu oluşturur.
- Karşıdaki kişinin anladığını güçlü biçimde vurgular.
Cevabı göster
Karşıdaki kişinin anladığını güçlü biçimde vurgular.
on a deadline: süre sınırı altında çalışmak
Be on a deadline, belirlenmiş bir süre sınırı altında ve genellikle zamanında bitirme baskısıyla çalışmak demektir. Fiziksel bir konumu değil, bir kişinin veya ekibin içinde bulunduğu durumu anlatır. Bu cümlede we're on a deadline, işin neden ertelenemeyeceğini açıklar. Yeniden kullanılabilen yapı be + on a deadline biçimindedir; zaman özellikle kısıtlıysa tight eklenir.
Alıştırma
Zamanın kısıtlı olduğunu anlatan kalıpla cümleyi tamamlayın: We need to finish the posters today because we're ____.
Cevabı göster
on a deadline
I'll get it done: tamamlanmış bir sonuç vaat etmek
get + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısında get, nesnenin ortaçla belirtilen duruma gelmesini sağlamak veya bu duruma gelmesini güvence altına almak anlamına gelir. Bu nedenle get it done yalnızca denemeyi değil, sonucu vurgular: görev tamamlanacaktır. Buradaki it, daha önce konuşulan sunuma veya göreve gönderme yapar. I'll cümleyi açık bir söze dönüştürür. Bağlama göre konuşan kişi işi kendisi yapabilir ya da başka birinin tamamlamasını sağlayabilir; asıl nokta, tamamlanmış sonuç için sorumluluk üstlenmesidir.
Alıştırma
Bilinen bir görevin tamamlanacağını en açık biçimde vaat eden cümle hangisidir?
- I'll get it started.
- I'll look at it.
- I'll get it done.
Cevabı göster
I'll get it done.
Can I have a couple more days?: ek süre istemek
Can I have ...?, birinden size bir şey vermesini veya bir şeye izin vermesini istemenin doğrudan ve yaygın bir yoludur. Zamanla kullanıldığında have, o sürenin size verilmesi veya tanınması anlamına gelir; yani konuşan kişi sahiplikten söz etmek yerine ek süre istemektedir. A couple more days temelde iki gün daha demektir. Günlük konuşmada a couple bazen küçük bir sayıyı yaklaşık olarak anlatabilir; bu nedenle son tarih önemliyse kesin bir tarih vermek daha açıktır.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı? Can I have a couple more days? doğal bir İngilizce cümledir; ancak bir yöneticiye kesin bir son tarih hakkında söylenirken bağlam eklenmez veya istek yumuşatılmazsa doğrudan gelebilir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Doğru
Kesin bir ret olarak No chance.
No chance. bir isteğe cevap olarak kullanıldığında “Kesinlikle olmaz” veya “Bu gerçekleşmeyecek” anlamına gelir. Burada istek doğrudan reddedilir; başarı ihtimali tarafsız biçimde anlatılmaz. Cevap kısa olduğu ve yumuşatıcı bir ifade içermediği için tartışmayı kapatır; gerginlik veya otorite de hissettirebilir.
Alıştırma
Bir çocuk gece saat 2'ye kadar uyanık kalmak ister ve ebeveyni No chance. diye cevap verir. Bu cevap ne anlama gelir?
- Ebeveyn bunun mümkün olabileceğini düşünür ve daha fazla ayrıntı ister.
- Ebeveyn kesin bir şekilde reddeder ve tartışmaya çok az yer bırakır.
- Ebeveyn düşük bir olasılığı tarafsız biçimde tahmin eder.
Cevabı göster
Ebeveyn kesin bir şekilde reddeder ve tartışmaya çok az yer bırakır.
Katı bir sınır olarak No excuses.
No excuses. tek başına bir emir olarak kullanıldığında “Bunu yapmamanın nedenlerini kabul etmeyeceğim” anlamına gelir. O anda hiç kimsenin bahanesi olmadığını bildirmek yerine bir kural koyar. Özne ve fiilin söylenmemesi ifadeyi kısa ve güçlü yapar. Bir patron, antrenör veya başka bir otorite tarafından söylendiğinde dinleyiciye görevi tamamlama baskısı uygular.
Alıştırma
Antrenörün sert emrini hiçbir nedenin kabul edilmeyeceğini belirten iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____. Be on time.
Cevabı göster
No excuses
too direct: uygun olandan daha sert ve doğrudan
Bu cümlede direct konuşma biçimini anlatır: Ne demek istediğini fazla yumuşatmadan açıkça söyledi. Düz bir yol ya da yön anlatmaz. Too + sıfat, özelliğin uygun düzeyi aştığını gösterir. Bu yüzden too direct, sözlerinin duruma göre gerekenden daha sert olduğunu ve sonucu olumsuz etkilemiş olabileceğini düşündürür.
Alıştırma
"His reply was too direct" cümlesinde too direct ne anlama gelir?
- Sözleri çok açıktı ve uygunsuz olduğuna dair bir ima yoktu.
- Sözleri, durumun gerektirdiğinden daha sertti.
- Birine en düz yolu gösterdi.
Cevabı göster
Sözleri, durumun gerektirdiğinden daha sertti.
wasn't diplomatic enough: not + adjective + enough
Wasn't diplomatic enough, bir niteliğin gereken düzeye ulaşmadığını belirtmek için not + adjective + enough kalıbını kullanır. Burada diplomatic, uluslararası diplomasiyle ilgili olmak değil, incelikli davranmak ve başkalarının duygularını gözetmek anlamına gelir. Enough bir sıfatı nitelediğinde sıfattan sonra gelir: diplomatic enough, clear enough veya polite enough. Olumsuz kalıp be + not + adjective + enough şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi not + adjective + enough kalıbıyla tamamlayın: The instructions were not clear ____ for a first-time user.
Cevabı göster
enough
Kötü haberden önce yumuşatıcı bir ifade
Yumuşatıcı ifade; ret, sorun, düzeltme veya başka bir istenmeyen bilgiden önce kullanılan nazik bir giriştir. Dinleyiciye hazırlanması için kısa bir an verir ve mesajın daha az sert gelmesini sağlar. Yumuşatılan şey gerçeğin kendisi değil, mesajın etkisi ve tonudur. Kullanışlı sıra şudur: önce kısa bir yumuşatıcı ifade, ardından kötü haberi açıkça söylemek.
Alıştırma
Hangi cümle, açık bir kötü haberden önce yumuşatıcı bir ifadeyi en iyi şekilde kullanıyor?
- I'm sorry, but your appointment has been cancelled.
- I hope you enjoy your appointment.
- Your appointment has been cancelled.
Cevabı göster
I'm sorry, but your appointment has been cancelled.
Kötü haberi nazikçe başlatan I'm afraid that ...
Bu kullanımda I'm afraid that, kötü bir haberi, reddi veya hayal kırıklığı yaratan bir cevabı nazikçe başlatır. Anlamı unfortunately ya da I'm sorry to say ifadelerine yakındır; burada genellikle korku anlatmaz. That, asıl mesajı içeren yan cümleyi başlatır: I'm afraid that we can't help today. Günlük konuşmada that çoğu zaman atılır: I'm afraid we can't help today.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen nazik girişin tam biçimiyle tamamlayın: ____ we cannot accept returns without a receipt.
Cevabı göster
I'm afraid that
I'm sorry, but ...: nazikçe bir reddi veya kötü haberi dile getirmek
I'm sorry, but ... kalıbı, ana mesajdan önce kısa bir özür veya üzüntü ifadesi kullanır. but sonrasındaki yan cümle reddetme, düzeltme veya kötü haber niteliğindeki ana bilgiyi taşır. Buradaki sorry, konuşanın mutlaka bir soruna yol açtığı anlamına gelmez. Dinleyicinin yaşayabileceği hayal kırıklığını önemsediğini gösterebilir ve ana mesaja geçişi daha az sert hâle getirebilir.
Alıştırma
Reddetmeyi başlatan kelimeyle hedef kalıbı tamamlayın: I'm sorry, ____ I can't approve this request.
Cevabı göster
but
softening quantifier before a negative noun: bir sorunu daha küçük göstermek
Bu yönerge, istenmeyen bir durumu adlandıran isimden önce az miktar veya düşük derece bildiren bir ifade kullanmak anlamına gelir. a bit of a problem, a slight delay ve a minor issue örneklerinde yumuşatıcı ifade, güçlüğü sınırlı ve daha yönetilebilir gösterir. Burada quantifier geniş bir anlamda kullanılmıştır. A bit of miktar bildirirken slight ve minor derece bildiren sıfatlardır. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp düşük derece + olumsuz anlamlı isim şeklindedir; negative, ismin anlamını açıklar ve not gibi dil bilgisel bir olumsuzluk değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede olumsuz anlam taşıyan bir isimden önce doğal biçimde yumuşatıcı bir ifade kullanılmıştır?
- There may be a delay slight before the lesson starts.
- There may be a serious delay before the lesson starts.
- There may be a slight delay before the lesson starts.
Cevabı göster
There may be a slight delay before the lesson starts.
a bit of a problem: bir sorunu nazikçe dile getirmek
Bu ifadede a bit of, olumsuz anlamlı problem ismini yumuşatır. Durumu sınırlı veya çözülebilir gösterdiği için doğrudan bir sorun olduğunu söylemekten daha az endişe verici duyulur. Bu kullanım çoğu zaman kesin bir ölçü değil, nezaket amacıyla yapılan bir hafifletmedir. Sorun yine de önemli olabilir. Tekil ve sayılabilen bir isimle kullanılan kalıp a bit of a + isim şeklindedir: a bit of a problem.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki yumuşatılmış ifadeyle tamamlayın: We've got ____ with the payment system.
Cevabı göster
a bit of a problem
a slight delay: küçük bir gecikmeyi anlatmak
Burada slight, delay ismini niteleyen bir sıfattır. Derece, süre veya etki bakımından küçük anlamına gelir. İfade, boyutu belirtilmeyen bir gecikmeyi duyurmak yerine gecikmeyi belirli ve ölçülü biçimde açıklar. Delay olumsuz bir haber olduğu için slight, haberin dinleyici üzerindeki etkisini de yumuşatır.
Alıştırma
Bu derste öğrendiğiniz, derece bakımından küçük anlamına gelen sıfatla cümleyi tamamlayın: There may be a ____ delay before boarding.
Cevabı göster
slight
a minor setback: ilerlemenin önündeki küçük bir engel
Burada a minor setback, ilerlemeyi geçici olarak yavaşlatan veya kesintiye uğratan küçük bir engel demektir. Setback burada bir isimdir: Bir şey ilerlerken bir sorun onu bir süreliğine yolundan çıkarmıştır. Minor kötü haberin etkisini yumuşatır. Hiçbir şeyin ters gitmediğini söylemeden sorunu sınırlı ve yönetilebilir olarak gösterir.
Alıştırma
Bir yazıcı arızası ekibi yirmi dakika geciktirdi ve sonra iş devam etti. Hangi raporda a minor setback doğal biçimde kullanılmıştır?
- The printer fault was a minor setback, but work soon continued.
- The printer fault was a permanent failure, although work soon continued.
- The printer fault was a total success, but work soon continued.
Cevabı göster
The printer fault was a minor setback, but work soon continued.
to sound less confrontational: saldırgan tonu azaltmak
to sound less confrontational ifadesinde sound, 'dinleyende belirli bir izlenim yaratmak'; less confrontational ise daha az meydan okuyucu, düşmanca veya suçlayıcı olmak demektir. İfade, insanların fiziksel olarak yüz yüze olup olmadığını değil, kullanılan sözlerin veya tonun yarattığı izlenimi anlatır. Bu cümlede edilgen yapı, dikkati sorumlu kişiden olanlara kaydırabilir. Bu, suçlama hissini azaltabilir ancak sorunu ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Hangi cümle sorunu en az çatışmacı biçimde bildiriyor?
- How could you be so careless with the documents?
- You lost the documents again.
- The documents were lost, so let's work out what happened.
Cevabı göster
The documents were lost, so let's work out what happened.
I was told that...: kaynağı belirtmeden bilgi aktarmak
I was told that..., tell fiilinin geçmiş zamandaki edilgen yapısıdır: birisi bana bilgi verdi. That, aktarılan bilgiyi başlatır ve ardından genellikle I was told that the gate was closed. örneğindeki gibi kendi öznesi ve fiili olan bir yan cümle gelir. Edilgen yapı kaynağı belirtmez ve odağı mesaja verir. Ayrıca bir düzeltme veya anlaşmazlığı You told me that... demekten daha dolaylı hâle getirebilir.
Alıştırma
Cümleyi I + tell fiilinin geçmiş zamandaki edilgen biçimi + that ile tamamlayın: ____ the library closes at six today.
Cevabı göster
I was told that
I was asked to...: istekte bulunan kişiyi belirtmeden görevi aktarmak
I was asked to..., geçmiş zamanda edilgen bir yapıdır: birisi benden bir şey yapmamı istedi veya bunu yapmam için talimat verdi. Kalıp I + was asked + to + fiilin yalın hâlidir; örneğin I was asked to open the window. İstekte bulunan kişi belirtilmediği için cümle, aldığım göreve odaklanır. Asked kibar bir isteği veya resmî bir talimatı anlatabilir; ne kadar güçlü olduğu bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
Cümleyi I + ask fiilinin geçmiş zamandaki edilgen biçimi + to ile tamamlayın: ____ check the equipment before the event.
Cevabı göster
I was asked to
I was informed that...: resmî bir edilgen aktarım
Edilgen yapı I was informed that..., birinin konuşmacıya bir bilgi verdiği anlamına gelir. that ile başlayan yan cümle bilginin içeriğini belirtir; bilgiyi veren kişinin adı söylenmeyebilir. Bu cümlede informed, aktarımı I was told that... gibi gündelik bir ifadeden daha resmî ve kurumsal gösterir. Edilgen çatı, bilgi kaynağına değil alınan bilgiye odaklanır.
Alıştırma
informed içeren edilgen yapıyla resmî aktarımı tamamlayın: ____ the delivery had been delayed.
Cevabı göster
I was informed that
I was thinking about...: bir öneriyi yumuşatmak
I was thinking about..., bir fikri veya öneriyi temkinli biçimde dile getirmek için kullanılabilir. Fiil geçmişte devam eden zamanda olsa da burada asıl işlevi düşünmeyi geçmişteki bir ana yerleştirmek değildir; mesafe yaratarak fikri daha az doğrudan ve tartışmaya daha açık gösterir. about sözcüğünden sonra bir isim veya -ing biçimi kullanın: I was thinking about a different route. I was thinking about leaving earlier.
Alıştırma
Hangi cümle doğrudan emir vermek yerine temkinli bir öneriyi doğru biçimde başlatır?
- Move the meeting to Friday.
- I was thinking about move the meeting to Friday.
- I was thinking about moving the meeting to Friday.
Cevabı göster
I was thinking about moving the meeting to Friday.
I was hoping to... ile istekleri ve ricaları yumuşatma
I was hoping to..., konuşanın yapmak istediği bir eylemi dile getirir ve çoğu zaman bir rica ya da düzenleme önerisinden önce kullanılır. Yapı I was hoping to + fiilin yalın hâlidir; örneğin I was hoping to change the time. Geçmişte devam eden zaman, umudun mutlaka sona erdiği anlamına gelmez. Burada was hoping nazik bir mesafe yaratır: şimdiki bir isteği temkinli gösterir ve karşı tarafa cevap verme alanı bırakır.
Alıştırma
I was hoping + to'lu mastar yapısıyla nazik ricayı tamamlayın: ____ move my appointment to Friday.
Cevabı göster
I was hoping to
I was wondering if... ile nazik dolaylı ricalar
I was wondering if..., evet ya da hayır yanıtlı dolaylı bir soruyu başlatır. Ricalarda yaklaşık olarak “Acaba ... mı diye soracaktım” anlamına gelir ve yalnızca merak bildirmek yerine dinleyeni bir ricaya hazırlar. If'ten sonra tam bir yan cümle gelir; you could..., we could... veya it would be possible... sık kullanılan devam biçimleridir. Geçmişte devam eden zaman yaklaşımı yumuşatır ve nazik bir mesafe oluşturur. Şimdiyle veya gelecekle ilgili bir ricayı başlatabilir; sorunun yalnızca geçmişte var olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
I was wondering + if yan cümlesi kalıbıyla nazik ricayı tamamlayın: ____ we could start ten minutes later.
Cevabı göster
I was wondering if
put them into practice: fikirleri uygulamaya koymak
Put them into practice, daha önce sözü edilen tavsiyeleri veya yöntemleri alıp gerçekten kullanmak demektir. Bu cümlede them, daha önceki dört ipucunu ifade eder. Kalıp put + something + into practice şeklindedir. Bu ifadede practice, gerçek bir durumda uygulama anlamına gelir ve bir fikri bilmekten onu hayata geçirmeye geçişi gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede put them into practice ne anlama gelir?
- Sözcükleri ezberleyene kadar tekrarlamak.
- İpuçlarını gerçek bir durumda kullanmak.
- İpuçlarını yazıp hiç kullanmamak.
Cevabı göster
İpuçlarını gerçek bir durumda kullanmak.
I'd love to, but I'm afraid I can't: kibarca reddetmeden önce istekli olduğunu göstermek
I'd love to, istekli olmayı veya karşı tarafın teklifini takdir etmeyi gösterir; but cümlenin yönünü değiştirir ve I'm afraid I can't asıl cevabı, yani reddi verir. Burada I'm afraid, olumsuz haberi yumuşatır ve genellikle gerçek anlamda korku belirtmez. Bu kalıp sıcak bir tavırla son kararı ayrı ayrı ifade eder. Böylece samimi görünürken yine de açıkça hayır diyebilirsiniz.
Alıştırma
Bir arkadaşınız sizi dışarı davet ediyor ama meşgulsünüz. Hangi cevap, reddetmeden önce istekli olduğunuzu nazikçe gösterir?
- I can't come tonight, and I don't want to.
- I'd love to, but I'm afraid I can't come tonight.
- Yes, I'd love to come tonight.
Cevabı göster
I'd love to, but I'm afraid I can't come tonight.
help out: pratik destek vermek
Help out, belirli bir iş için desteğe ihtiyaç olduğunda “pratik yardımda bulunmak” veya “el atmak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede konuşmacıdan bir ofis etkinliğinin hazırlanmasına yardım etmesi istenmiştir. Out sözcüğü öbek fiilin parçasıdır; hareket yönü belirtmez. Yaygın yapılar help out with + iş ve help + kişi + out şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle, toplantı hazırlığının bir bölümüne yardım edilmesini doğal biçimde ister?
- Could you assist out with the chairs before the meeting?
- Could you help out with the chairs before the meeting?
- Could you help the chairs out before the meeting?
Cevabı göster
Could you help out with the chairs before the meeting?
haven't been able to progress: şimdiye kadar sınırlı ilerleme
Haven't been able to progress, be able to yapısının present perfect biçimini ve ardından progress fiilinin yalın hâlini kullanır. Geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar koşulların, konuşmacının işi ilerletme becerisini veya fırsatını sınırladığını anlatır. Burada progress, “ilerlemek” veya “yol almak” anlamında bir fiildir. as much as I would have liked karşılaştırması, sorunun ilerleme miktarı olduğunu gösterir; dolayısıyla hiç ilerleme olmadığı anlamına gelmek zorunda değildir.
Alıştırma
Bugün cuma ve eksik veriler pazartesiden beri çalışmanızı sınırlıyor. Hangi cümle sorunun ilerlemenizi hâlâ etkilediğini en iyi ifade eder?
- I couldn't progress with the analysis on Monday.
- I don't progress with the analysis.
- I haven't been able to progress with the analysis as much as I wanted.
Cevabı göster
I haven't been able to progress with the analysis as much as I wanted.
as much as I would have liked: umulan düzeyin altında
Bu cümlede as much as I would have liked, haven't been able to progress ifadesinden sonra derece karşılaştırmasını tamamlar. Gerçek ilerleme miktarının konuşanın ulaşmayı umduğu miktardan daha az olduğunu belirtir. Buradaki would have liked, gerçekleşmemiş bir isteği veya ideal sonucu gösterir. Konuşanın geçmişte bir şeyi sevdiği anlamına gelmez; eksik kalan bir sonucu nazikçe kabul etme yoludur.
Alıştırma
as much as I would have liked, konuşanın ilerlemesi hakkında ne anlatıyor?
- Konuşan geçmişte ilerleme kaydetmekten hoşlanırdı.
- Diğer herkesin beklediği miktarla aynıydı.
- Konuşanın umduğu seviyenin altındaydı.
Cevabı göster
Konuşanın umduğu seviyenin altındaydı.
I was wondering if it'd be okay if I could ...: dikkatle yumuşatılmış bir rica
Cümle, daha fazla süre isteğini üç katmanla yumuşatır: I was wondering if isteği çekingen biçimde sunar, it'd be okay if karşı tarafın izin verip vermediğini sorar ve could, I could have ifadesini doğrudan bir talepten daha dolaylı yapar. Asıl istek birkaç gün daha almaktır. was ve could geçmiş zaman biçimleri burada esas olarak isteği geçmiş zamana yerleştirmez; nazik bir mesafe oluşturur ve karşı tarafa hayır deme alanı bırakır.
Alıştırma
Hangi cümle bir yöneticiden dikkatli ve saygılı biçimde ek süre istiyor?
- I was wondering if it'd be okay if I could have two more days to finish the report.
- Give me two more days to finish the report.
- I need two more days to finish the report.
Cevabı göster
I was wondering if it'd be okay if I could have two more days to finish the report.
you've got the weekend: görevi bitirmek için hafta sonu süresi tanımak
Bu bağlamda you've got the weekend, görevi bitirmek için hafta sonunu kullanabileceğin anlamına gelir. Konuşan kişi yalnızca dinleyenin hafta sonuna sahip olduğunu ya da o sırada boş olduğunu söylemiyor; ona zaman tanıyor. Have got çoğu zaman sahip olmak anlamındadır. Son teslim tarihini belirleyebilen bir yönetici, öğretmen ya da başka biri you've got + süre yapısını kullandığında, bu süre dinleyenin kullanabileceği zamandır.
Alıştırma
Bir yönetici şöyle diyor: You've got the afternoon. Send me the final version at five. you've got the afternoon ne anlama gelir?
- İşi bitirmek için öğleden sonrayı kullanabilirsin.
- Öğleden sonra izin yapmak zorundasın.
- Öğleden sonra yapılacak bir etkinlik satın aldın.
Cevabı göster
İşi bitirmek için öğleden sonrayı kullanabilirsin.
first thing on Monday morning: sabahın hemen başlangıcında
First thing on Monday morning, diğer normal işlerden önce, pazartesi sabahının hemen başlangıcı anlamına gelen bir zaman ifadesidir. Burada sunum için erken ve öncelikli bir son teslim zamanı belirler; thing bir nesneyi adlandırmaz. first thing + zaman ifadesi yapısı, o dönemdeki en erken uygun zamanı gösterir: first thing tomorrow, first thing in the morning veya first thing on Monday morning.
Alıştırma
Pazartesi sabahı başlar başlamaz anlamını vermek için cümleyi first thing kullanarak tamamlayın: Please send me the report ____ Monday morning.
Cevabı göster
first thing on
Sure thing ile samimi bir şekilde evet demek
“Sure thing”, “Elbette” veya “Sorun değil” anlamına gelen kalıplaşmış, samimi bir yanıttır. Burada konuşanın bir talimatı ya da düzenlemeyi istekle kabul ettiğini gösterir. Bu ifadede “thing” belirli bir nesneyi belirtmez. İfadenin tamamını bir rica, soru ya da talimata verilen olumlu yanıt olarak öğrenin.
Alıştırma
Bu dersteki ifadeyle samimi yanıtı tamamlayın: Alex: Can you help me carry these books? Sam: ____, I'll take this box.
Cevabı göster
Sure thing
in a tight spot ile zor bir durumu anlatmak
“In a tight spot”, “kolay seçeneğin az olduğu zor bir durumda olmak” anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede, başa çıkılması zor bir iş sorununu anlatır. İfade mecazidir: “tight”, fiziksel olarak küçük bir yerden çok hareket alanının sınırlı olduğunu düşündürür. Temel kalıp be in a tight spot şeklindedir; bir olay için put someone in a tight spot veya leave someone in a tight spot kalıpları da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki dört kelimelik deyimle tamamlayın: The surprise repair bill put us ____.
Cevabı göster
in a tight spot
and you'll always come out shining. Deyimler
3:04ve her zaman işin içinden parlayarak çıkacaksınız.
you'll always come out shining: mükemmel bir sonuçla bitirmek
you'll always come out shining ifadesindeki shining olumlu bir mecazdır: konuşmadan sonra başarılı görünür ve çok iyi bir izlenim bırakırsın. Gerçek anlamda ışık saçacağın söylenmiyor. Burada come out ifadesinin ardından gelen shining, bir deneyimin sonunda kişinin durumunu veya bıraktığı izlenimi anlatır. Tüm cümle, bu ipuçlarının durumu güçlü bir şekilde tamamlamana yardım edeceğini söyleyen cesaretlendirici bir tahmindir.
Alıştırma
Bu cümlede you'll come out shining ne anlama geliyor?
- Mükemmel bir sonuçla bitirecek veya çok iyi bir izlenim bırakacaksın.
- Kimseyle konuşmadan ayrılacaksın.
- Gerçek anlamda ışık saçmaya başlayacaksın.
Cevabı göster
Mükemmel bir sonuçla bitirecek veya çok iyi bir izlenim bırakacaksın.
check out George's mini English lesson here. Öbek fiiller
3:09George'un mini İngilizce dersine buradan göz atın.
check out: önerilen içeriğe gidip bakmak
Bu cümlede check out, gidip bakmak, izlemek veya incelemek anlamına gelir. Dikkati George'un dersine yönelten, günlük dilde kullanılan bir öbek fiildir. Nesne, anlamı belirlemeye yardımcı olur: lesson, video, link veya website ile kullanıldığında check out çoğunlukla bir öneri sunar. Başka bağlamlarda otelden ayrılmak gibi farklı anlamlara gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümle birine video izlemesini doğal biçimde önerir?
- Check out this short video.
- Check out of the hotel by noon.
- Check this short video for errors.
Cevabı göster
Check out this short video.
Catch you later: samimi bir vedalaşma
“Catch you later.”, “See you later.” ifadesine yakın anlam taşıyan, kalıplaşmış ve samimi bir vedalaşma sözüdür. Buradaki catch, birini fiziksel olarak yakalamak anlamına gelmez; ifadenin bütünü “yeniden görüşür veya konuşuruz” demektir. “Later” vedayı rahat ve geleceğe dönük hâle getirir, ancak genellikle belirli bir buluşma saati vaat etmez. Bu cümlede konuşmacı videoyu samimi bir şekilde kapatmak için bu ifadeyi kullanır.
Alıştırma
Cümleyi Catch ile başlayan üç kelimelik samimi vedalaşma sözüyle tamamlayın: I need to leave now. ____.
Cevabı göster
Catch you later