Yapay Zeka ve AT&T Veri Bağlantısı, Kamyon Şoförlerinin Araç Kullanma Şeklini Nasıl Değiştiriyor?: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
502 kelime 186 kel/dk

Video özeti: Traxen, kamyon, yol, sensör ve ağ verileriyle hızı yöneten öngörülü hız sabitlemeyi anlatıyor; sürücü direksiyonu kontrol ediyor. Bir sürücü güvenli mesafe ve az mola bildirirken ekip verimliliği iklim hedefleriyle bağlıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. make that happen (kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler): bir sonucu gerçeğe dönüştürmektir; hedefi onu sağlayan yöntem veya teknolojiyle bağlayın. 2. fuel up (öbek fiiller): araca yakıt koymaktır; mola, maliyet ve kazanılan zamandan söz ederken kullanın. 3. nothing but a dream (deyimler ve mecazi ifadeler): gerçek bir rüya değil, geçmişte gerçekleşmemiş bir umuttur; eski bir hedefi bugünün olanaklarıyla karşılaştırın.

Bu derste

Truck driving is hard because you need to do steering and speed control.

0:01

Kamyon kullanmak zordur çünkü hem direksiyonu hem de hızı kontrol etmeniz gerekir.

Your fuel efficiency comes from your speed control.

0:06

Yakıt verimliliğiniz hız kontrolünüze bağlıdır.

Your safety comes from steering.

0:09

Güvenliğiniz ise direksiyon hâkimiyetinize bağlıdır.

Today, humans do the steering way better than AI would. Notlar

0:11

Günümüzde insanlar direksiyon kontrolünü yapay zekâdan çok daha iyi yapıyor.

Kelime

Güçlü ve gündelik bir karşılaştırma için way better than

Burada way, karşılaştırma biçimi olan better’ı güçlendiren gündelik bir derece zarfıdır. Way better, “çok daha iyi” veya “büyük ölçüde daha iyi” demektir; way burada “yol” ya da “yöntem” anlamında değildir. Than, karşılaştırılan unsur olan AI’ı tanıtır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp way + karşılaştırma biçimi + than + karşılaştırılan unsur şeklindedir; way faster than ve way more reliable than buna örnektir.

Alıştırma

Gündelik İngilizcede güçlü bir karşılaştırmayı doğal biçimde yapan cümle hangisidir?

  1. The new navigation system is way good than the old one.
  2. The new navigation system is way better than the old one.
  3. The new navigation system is very better than the old one.
Cevabı göster

The new navigation system is way better than the old one.

Dilbilgisi

than AI would yapısında fiil öbeği eksiltisi

Than AI would ifadesinde would, fiil öbeği eksiltildikten sonra geriye kalan yardımcı fiildir. Dinleyen kişi ana cümleden do the steering ifadesini tamamlar; yani than AI would, than AI would do the steering anlamına gelir. İngilizcede yardımcı fiilden sonra tekrarlanan fiil öbeği sıkça söylenmez. Burada would, yalnızca gelecek zaman işareti olarak çalışmak yerine AI’ın performansını varsayımsal olarak sunar. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp karşılaştırma biçimi + than + özne + yardımcı fiil şeklindedir; tekrarlanan yüklem bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Varsayımsal anlamı korumak ve “handle the emergency” ifadesini tekrarlamamak için karşılaştırmayı ana cümledekiyle aynı kip yardımcı fiiliyle tamamlayın: The trained team would handle the emergency better than the new staff ____.

Cevabı göster

would

And what we're doing is we're making their job much easier Dilbilgisi

0:14

Biz de sürücülerin işini çok daha kolay hâle getiriyoruz

Dilbilgisi

Sözlü odaklama kalıbı olarak What we're doing is we're making ...

what we're doing içindeki what bir soru sormaz. “Yaptığımız şey veya eylem” anlamına gelen, ad işlevli bir what yan cümlesi oluşturur ve bu yan cümlenin tamamı is önündeki özne olur. What we're doing is + tam yan cümle kalıbı, dinleyicinin dikkatini önce mevcut eyleme yöneltir ve ardından gelen açıklamayı odak noktası yapar. Burada we're making... kendi öznesi bulunan tam bir yan cümledir; öznenin bu şekilde tekrarlanması sözlü açıklamalarda doğaldır.

Alıştırma

Bir proje güncellemesinde tam odaklama kalıbı What we're doing is + tam yan cümle ile cümleyi tamamlayın: ____ the approval process.

Cevabı göster

What we're doing is we're simplifying

Dilbilgisi

making their job much easier içinde make + nesne + sıfat

making their job much easier ifadesindeki making ettirgen bir anlama sahiptir: make + nesne + sıfat, nesnenin belirli bir durumda olmasına veya o duruma gelmesine neden olmak demektir. Their job nesnedir; easier ise ortaya çıkan durumu açıklayan sıfattır. Burada make, “üretmek” anlamına gelmez. Much, karşılaştırma sıfatı easier ifadesini güçlendirir ve büyük bir iyileşmeyi belirtir. Bu nedenle ifade, eylemin onların işinin zorluğunu önemli ölçüde azalttığı anlamına gelir.

Alıştırma

Yeni bir kontrol listesi görevin zorluğunu büyük ölçüde azaltıyor. Cümleyi make + nesne + much + karşılaştırma sıfatı ile tamamlayın: The new checklist is ____.

Cevabı göster

making the task much easier

by doing the speed control for them

0:17

onlar adına hız kontrolünü üstlenerek

in the most fuel-efficient way that they can be done.

0:18

ve bunu yakıt açısından mümkün olan en verimli şekilde yaparak.

The way we make that happen is using our own controller Kalıp ifadeler

0:21

Bunu, şu özelliklere sahip kendi kontrol ünitemizle gerçekleştiriyoruz:

Kalıp ifadeler

make that happen: daha önce belirtilen bir hedefi gerçekleştirmek

make that happen ifadesinde make “... olmasını sağlamak” anlamındadır, that daha önce belirtilen hedefe veya sonuca gönderme yapar, happen ise nesneden sonra to almadan kullanılan yalın fiil biçimidir. İfadenin bütünü “o sonucu gerçeğe dönüştürmek” demektir. Bu cümlede ifade, önceki hedefi ardından gelen yöntemle, yani kendi kontrol cihazımızı kullanmakla bağlar. Önce bir amaç belirtip sonra onu neyin gerçekleştireceğini açıklarken bu yapı kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “daha önce belirtilen hedefi gerçeğe dönüştürmek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: We want every child to have a laptop. A community fundraiser can ____.

Cevabı göster

make that happen

with AI capability,

0:24

yapay zekâ yeteneği,

connectivity,

0:26

bağlantı

and high-definition maps.

0:27

ve yüksek çözünürlüklü haritalar.

We use cellular modems from AT&T

0:29

AT&T'nin hücresel modemlerini kullanıyoruz

and this device directly communicates with the cloud. Kelime

0:31

ve bu cihaz doğrudan bulutla iletişim kuruyor.

Kelime

teknoloji bağlamında the cloud

Teknoloji bağlamında the cloud, bir ağ üzerinden erişilen uzaktaki bilgi işlem, depolama veya veri hizmetlerini ifade eder. Havadaki bir bulut ya da belirli bir şirketin hizmeti anlamına gelmez. Bir cihazın communicates with the cloud olduğu söylendiğinde, cihazın bu uzaktaki hizmetlere veri gönderdiği ve onlardan veri alabildiği anlatılır. Bulut, tek bir fiziksel yer değil, ağ bağlantısının diğer ucu olarak ele alınır.

Alıştırma

“The photos are backed up to the cloud,” cümlesinde the cloud ne anlama gelir?

  1. Yalnızca cihazın içinde bulunan depolama alanı
  2. Gökyüzünde görülen su damlacıkları kütlesi
  3. İfadenin belirlediği tek bir bulut hizmeti sağlayıcısı
  4. Bir ağ üzerinden erişilen uzaktaki bilgi işlem ve veri hizmetleri
Cevabı göster

Bir ağ üzerinden erişilen uzaktaki bilgi işlem ve veri hizmetleri

It's one worry less for the drivers

0:33

Böylece sürücülerin bir endişesi azalıyor

and they can focus on the piece that humans do better today.

0:35

ve günümüzde insanların daha iyi yaptığı kısma odaklanabiliyorlar.

I've had the good fortune of being a nerd in automotive software Notlar

0:47

Otomotiv yazılımı

and electronics for the last 35 years.

0:50

ve elektronik alanında son 35 yıldır çalışan bir teknoloji tutkunu olduğum için şanslıyım.

Kalıp ifadeler

I've had the good fortune of being: minnettarlıkla şans ifade etmek

“I've had the good fortune of being” ifadesindeki have the good fortune of + -ing yapısı, “bir şeyi yapacak veya yaşayacak kadar şanslı olmak” anlamına gelir. Buradaki fortune para veya servet değil, şans demektir. I've had biçimindeki present perfect, konuşmacının geçmişten bugüne uzanan deneyimini çerçeveler. İfade minnettarlık ve sıcak bir değerlendirme tonu katar: konuşmacı 35 yıllık teknik kariyerini yalnızca bir bilgi olarak değil, ayrıcalıklı bir deneyim olarak sunar.

Alıştırma

Kalıplaşmış ifadede eksik olan sözcükleri tamamlayın: I've ____ learning from excellent mentors throughout my career.

Cevabı göster

had the good fortune of

Kelime

a nerd in automotive software and electronics: olumlu bir öz tanım

“a nerd in automotive software and electronics” ifadesindeki nerd, bir konuya yoğun ilgi duyan ve o konuda bilgili olan kişi için kullanılan gayriresmî bir etikettir. in + alan yapısı, bu ilginin hangi alana yönelik olduğunu belirtir. Konuşmacı sözcüğü kendisi için seçtiğinden, burada mizahi ve gururlu bir ton vardır: onlarca yıllık teknik merakını kutlamaktadır. Ancak nerd etiketi bir başkasına izinsiz yakıştırıldığında alaycı veya aşağılayıcı gelebilir.

Alıştırma

Bir konuşmacı resmî bir müşteri toplantısında iş arkadaşını tanıtıyor, ancak arkadaşının nerd etiketini sevip sevmediğini bilmiyor. Şu ifade güvenli bir seçim midir: “Mina is a data nerd”?

  1. Evet, çünkü nerd her zaman nötr bir mesleki unvandır.
  2. Hayır, çünkü nerd gayriresmîdir ve birine onun isteği dışında yakıştırıldığında alaycı gelebilir.
Cevabı göster

Hayır, çünkü nerd gayriresmîdir ve birine onun isteği dışında yakıştırıldığında alaycı gelebilir.

And over the years,

0:53

Ve yıllar içinde,

we have made the basic foundational components

0:54

aracın temelini oluşturan bileşenleri

of the vehicle very efficient.

0:56

son derece verimli hâle getirdik.

And we've sort of plateaued. Notlar

0:58

Ve bir bakıma artık gelişimimiz durakladı.

Ton ve niyet

Konuşmada yumuşatıcı olarak sort of

Bu cümlede sort of, plateaued ile ifade edilen yargıyı yumuşatır. Konuşan kişi büyümenin tamamen ve kesin olarak durduğunu ileri sürmez; büyük ölçüde yatay bir seyire geçmiş gibi göründüğünü temkinli biçimde belirtir. sort of çıkarılırsa we've plateaued daha kesin duyulur. Bu ifade cümleye “yaklaşık olarak”, “bir ölçüde” veya “görünen aşağı yukarı bu” anlamını katar.

Alıştırma

“And we've sort of plateaued” cümlesinde sort of ne yapar?

  1. Platonun fiziksel olarak yüksekte olduğunu söyler.
  2. Bir tür platoyu tanımlar.
  3. İddiayı daha az kesin hâle getirir.
Cevabı göster

İddiayı daha az kesin hâle getirir.

Deyimler

Büyümenin yatay bir döneme girdiğini anlatan plateaued

Burada plateaued, we've plateaued yapısındaki plateau fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Belirli bir düzeye kadar yükselen, ardından önemli ölçüde artmayı bırakıp yaklaşık olarak sabit kalan gelişmeyi anlatır. Bu kullanım mecazidir: Bir platonun veya grafiğin düz şeklini, daha fazla büyümenin çok az olduğu ya da hiç olmadığı bir döneme aktarır. Birinin gerçekten coğrafi bir platoya ulaştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir sitenin aylık kullanıcı sayısı 100.000'e çıktı ve ardından bir yıl boyunca bu sayıya yakın kaldı. Eğilimi en iyi hangi cümle açıklar?

  1. The number of monthly users is accelerating.
  2. The number of monthly users peaked and then fell sharply.
  3. The number of monthly users has plateaued.
Cevabı göster

The number of monthly users has plateaued.

The final frontier is the driving style Deyimler

1:00

Son sınır, sürüş tarzı

and behavior of the driver

1:02

ve sürücünün davranışlarıyla

that improves fuel efficiency.

1:04

yakıt verimliliğini artırmak.

Deyimler

Son zorluk için bir metafor olarak the final frontier

The final frontier, hâlâ keşfedilmesi, geliştirilmesi veya çözülmesi gereken son önemli alanı anlatan bir metafordur. Burada, araç teknolojisi zaten geliştirildikten sonra sürücünün sürüş biçiminden gelebilecek kalan yakıt verimliliği kazanımlarını ifade eder. Bu ifade, uygulamaya dönük bir sorunu keşfedilmemiş bir bölgenin sınırıymış gibi çerçeveler. Final sözcüğü retorik bir vurgudur: sürüş davranışını sıradaki veya kalan en zor sorun olarak sunar; başka hiçbir iyileştirmenin mümkün olmadığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Şu cümlede the final frontier ne anlama gelir: “For this research team, reliable long-term storage is the final frontier”?

  1. Ekibin tamamladığı ilk kolay görev
  2. Hâlâ çözülmesi gereken son büyük sorun
  3. Ekibin geçmeyi planladığı fiziksel bir sınır
Cevabı göster

Hâlâ çözülmesi gereken son büyük sorun

My name is Ali Maleki.

1:06

Benim adım Ali Maleki.

I'm the CEO and founder of Traxen.

1:07

Traxen'in CEO'su ve kurucusuyum.

Traxen is a startup located in the greater Detroit area Kültür

1:09

Traxen, Detroit metropol bölgesinde bulunan bir startup'tır

Kültür

the greater Detroit area: Detroit ve çevresindeki bölge

The greater Detroit area ifadesinde Greater + şehir adı, yakın banliyöler ve çevredeki yerleşimler dâhil olmak üzere o şehrin merkezinde bulunduğu daha geniş metropolitan bölgeyi anlatır. Detroit'in “daha büyük” veya daha iyi bir sürümü anlamına gelmez. Bu ifade, şehir sınırları içindeki kesin bir adres yerine yaklaşık bir bölgesel konum verir. Bu cümlede Traxen, Detroit şehrinin içinde veya çevresindeki metropolitan alanın başka bir yerinde olabilir.

Alıştırma

Bir iş Detroit şehrinin içinde veya yakındaki bir banliyöde olabilir. Hangi konum ifadesi iki olasılığı da en iyi şekilde kapsar?

  1. Detroit proper
  2. downtown Detroit
  3. the greater Detroit area
Cevabı göster

the greater Detroit area

and our product is a fuel-efficient, adaptive predictive cruise control solution Kelime

1:13

ve ürünümüz, yakıt tasarruflu, uyarlanabilir ve öngörülü bir hız sabitleme çözümüdür.

that we call iQ-Cruise.

1:17

Buna iQ-Cruise adını veriyoruz.

Kelime

adaptive predictive cruise control: tepki veren ve ileriyi öngören hız kontrolü

Bu birleşik isimde ana unsur cruise control ifadesidir: sistem aracın hızını kontrol eder. Adaptive ve predictive sözcüklerinin ikisi de cruise control ifadesini niteler, ancak farklı yetenekler ekler. Adaptive, sistemin yakındaki trafik gibi mevcut sürüş koşullarına tepki vermesi demektir. Predictive ise ileride ne olduğuna ilişkin bilgileri kullanarak araç oraya ulaşmadan önce hızı planlaması demektir. İfade bir bütün olarak hem şu anda tepki veren hem de sırada ne olduğunu öngören tek bir sistemi anlatır.

Alıştırma

Adaptive predictive cruise control ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Tek bir sabit hızı koruyan ve trafiğe ya da ilerideki yola tepki vermeyen bir sistem.
  2. Aracı sırada hangi sürücünün kullanacağını tahmin eden bir sistem.
  3. Mevcut trafiğe tepki veren ve ilerideki koşullara ilişkin bilgileri kullanarak hızı da planlayan bir sistem.
Cevabı göster

Mevcut trafiğe tepki veren ve ilerideki koşullara ilişkin bilgileri kullanarak hızı da planlayan bir sistem.

Imagine you take two drivers and put them inside two identical vehicles, Anlatım akışı

1:19

İki sürücüyü birbirinin aynısı iki araca yerleştirdiğinizi düşünün,

identical routes,

1:23

güzergâhlar aynı,

identical loads.

1:24

yükler aynı.

Anlatım akışı

Imagine you take two drivers: bir düşünce deneyini başlatmak

Imagine, dinleyicilerden zihinlerinde varsayımsal bir sahne kurmalarını isteyen bir emir cümlesini başlatır. Buradaki take, “seçmek veya ele almak” anlamındadır; “bir araçla gitmek” ya da “taşımak” anlamında değildir. Bu başlangıç bir düşünce deneyi kurar. Dinleyici iki sürücüyü başlangıç noktası olarak kabul ettikten sonra konuşmacı eşit koşullar ekleyebilir ve neyin değiştiğini karşılaştırabilir. Bir örneğe, karşılaştırmaya veya neden-sonuç savına giriş yapmak için Imagine + özne + geniş zaman fiili yapısını yeniden kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Düşünce deneyinin başlangıcını dersin hedef fiiliyle tamamlayın: '____ you take two phones and test their batteries under the same conditions.'

Cevabı göster

Imagine

It is very likely that you would get different MPGs Notlar

1:25

Büyük olasılıkla farklı MPG değerleri elde edersiniz.

Dilbilgisi

Yüksek olasılık belirtmek için It is very likely that kullanımı

It is very likely that + yan cümle yapısı, yan cümlenin tamamını gerçekleşme olasılığı yüksek bir sonuç olarak sunar. It biçimsel öznedir; asıl iddia that ile başlayan yan cümlede yer alır. Very, likely sözcüğünü güçlendirir ancak iddiayı kesin hâle getirmez. Bu cümlede would, varsayımsal bir karşılaştırmadaki beklenen sonucu gösterir. Böylece yapı, farklı bir sonuç ihtimaline yer bırakırken güçlü bir tahmin aktarır.

Alıştırma

Biçimsel özne it ile very, likely ve that kullanan yüksek olasılık yapısıyla cümleyi tamamlayın: ____ the roads will be icy by morning.

Cevabı göster

It is very likely that

Kültür

Çoğul yakıt ekonomisi değerleri olarak MPGs

MPG, miles per gallon ifadesinin kısaltmasıdır ve bir aracın bir ABD galonu yakıtla kaç mil gidebildiğini gösterir. ABD’de araçlarla ilgili konuşmalarda kullanılan standart bir yakıt ekonomisi ölçüsüdür. MPGs, birden fazla MPG değerini veya sonucunu belirten gayriresmî bir çoğuldur. Different MPGs, ölçülen yakıt ekonomisi değerlerinin farklı olması demektir. Daha yüksek MPG, daha fazla yakıt kullanılması değil, her galonla daha uzun mesafe gidilmesi anlamına gelir.

Alıştırma

Bir rapora göre karşılaştırılabilir koşullarda bir araç 42 MPG, diğeri 28 MPG değerine ulaşıyor. 42 MPG neyi gösterir?

  1. Her galon yakıtla daha uzağa gider.
  2. Yakıt deposu mutlaka daha büyüktür.
  3. Her mil için 42 galon kullanır.
Cevabı göster

Her galon yakıtla daha uzağa gider.

and it comes from that driver's experience,

1:27

Bu fark da sürücünün deneyiminden,

that driver's knowledge of the powertrain, Kelime

1:29

güç aktarma sistemi hakkındaki bilgisinden,

Kelime

bir araç sistemi için genel terim olarak powertrain

Powertrain, itiş gücü üreten ve bu gücü tekerleklere ileten bileşenlerin tümünü kapsayan otomotiv terimidir. Araca ve bağlama göre içten yanmalı motoru veya elektrik motorunu, şanzımanı ya da redüksiyon dişlisini ve ilgili tahrik bileşenlerini kapsayabilir. Bu cümlede sürücü; hızlanma, vites değişimleri ve enerji kullanımı dâhil olmak üzere bu birleşik sistemin nasıl tepki verdiğini bilmektedir. Sözcük tek bir parçayı veya aracın tamamını ifade etmez.

Alıştırma

Powertrain sözcüğünü en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Yalnızca motor
  2. Gövde ve koltuklar dâhil aracın her parçası
  3. Güç üreten ve bunu tekerleklere ileten sistemler
Cevabı göster

Güç üreten ve bunu tekerleklere ileten sistemler

that driver's knowledge of

1:32

ve sürücünün

what is coming up over the horizon on the road. Öbek fiiller

1:33

yolun ilerisinde kendisini nelerin beklediğini bilmesinden kaynaklanır.

Öbek fiiller

yakında karşılaşılacak bir şey için coming up

Coming up, come up öbek fiilinin -ing biçimidir. Burada “yakında ortaya çıkacak, gerçekleşecek veya karşılaşılacak olmak” anlamına gelir. Dikkati mevcut zamanın ya da konumun ilerisine yöneltir. Cümle ufkun ötesindeki yoldan söz ettiği için coming up, sürücünün kısa süre sonra karşılaşacağı koşulları belirtir. Fiziksel olarak yukarı doğru bir hareket olması gerekmez.

Alıştırma

“A major deadline is coming up” İngilizce cümlesinde coming up ne anlama gelir?

  1. Birisi onu düşünüp buluyor.
  2. Dikey biçimde yukarı hareket ediyor.
  3. Yakında gerçekleşecek veya onunla karşılaşılacak.
Cevabı göster

Yakında gerçekleşecek veya onunla karşılaşılacak.

With the Traxen solution,

1:36

Traxen çözümüyle,

the system tries to find the most optimal ways

1:38

sistem en uygun sürüş yöntemlerini bulmaya çalışır

that an advanced driver would drive.

1:41

deneyimli bir sürücünün uygulayacağı yöntemleri.

We collect real-time data from the truck,

1:43

Kamyondan gerçek zamanlı veriler topluyoruz,

from the over-the-air data that we're collecting from the perception sensors that we have, Kelime

1:46

algılama sensörlerimizden kablosuz olarak topladığımız verileri

Kelime

over-the-air data: kablosuz iletilen veriler

“Over-the-air data”, fiziksel bir kablo veya yerinde yapılan doğrudan bağlantı yerine kablosuz bağlantı üzerinden gönderilen ya da alınan veri demektir. Buradaki air, havacılığı değil kablosuz iletimi ifade eder. Tireli ifade, data sözcüğünü niteleyen tek bir sıfat gibi çalışır. Bu kalıbı update, download ve signal gibi isimlerle de kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi “kablo yerine kablosuz olarak gönderilen” anlamındaki tireli ifadeyle tamamlayın: The tablet downloaded an ____ update while it was charging.

Cevabı göster

over-the-air

Kelime

perception sensors: çevreyi algılayan sensörler

“Perception sensors”, bir robotun veya otomatik aracın çevresi hakkında bilgi toplayan sensörler için kullanılan genel bir teknik terimdir. Sisteme bağlı olarak kameraları, radarı, lidarı veya benzer aygıtları içerebilir. Bu cümlede ifade, çevre verilerinin kaynağını belirtir. Perception, bir insanın görüşünü veya bakış açısını değil, makinenin dış dünyayı algılama sürecini ifade eder.

Alıştırma

Bir robotik makalesinde perception sensors temel olarak ne için kullanılır?

  1. Bir insan operatörün kişisel görüşünü ifade etmek
  2. Yalnızca pilin kalan şarjını ölçmek
  3. Sistemin çevresi hakkında bilgi toplamak
Cevabı göster

Sistemin çevresi hakkında bilgi toplamak

and from what the driver is doing.

1:50

ve sürücünün yaptıklarına ilişkin verileri de topluyoruz.

So, we're able to fully optimize the drive.

1:52

Böylece sürüşü bütünüyle optimize edebiliyoruz.

AT&T is the backbone channel for our data communication. Deyimler

1:54

Veri iletişimimizin omurgasını AT&T oluşturuyor.

Deyimler

backbone: temel destek altyapısı

Bu cümlede backbone, daha büyük bir sistemin çalışmasını sağlayan merkezi desteği anlatan bir mecazdır. AT&T ağı, bir vücut parçası olarak değil, veri iletişimi için gerekli altyapı olarak tanımlanıyor. Bu fikir ağlar, kuruluşlar ve tedarik zincirleri için de kullanılabilir: backbone önemli bir destek parçasıdır, ancak bu sözcük onun sistemin tek bileşeni olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir şirket “Our fiber network is the backbone of every online service.” diyor. Backbone burada ne anlama geliyor?

  1. İskeletin bir parçasına benzeyen bir kablo
  2. Hizmetleri destekleyen temel altyapı
  3. Yalnızca arızalar sırasında kullanılan geçici bir ağ
Cevabı göster

Hizmetleri destekleyen temel altyapı

Their coverage along the freeways and highways is important to us Kelime

1:58

Otoyollar ve ana yollar boyunca sundukları kapsama alanı bizim için önemli

Kelime

ABD yol terminolojisinde freeways and highways

ABD İngilizcesinde highway, ana kamu yollarını genel olarak anlatan geniş kapsamlı bir sözcüktür. Freeway ise kontrollü giriş ve çıkışla tasarlanmış daha özel bir highway türüdür: araçlar belirlenmiş rampalardan girip çıkar ve normalde aynı seviyede kavşaklar bulunmaz. Konuşmacı freeways and highways diyerek hem giriş çıkışı kontrollü yollar hem de diğer ana yollar boyunca sağlanan kapsama alanını vurgular. Freeway içindeki free, trafiğin daha serbest akmasını anlatır; yolun mutlaka ücretsiz olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Hangi ifade ABD'deki yaygın yol terminolojisine en uygundur?

  1. Freeway mutlaka ücretsiz, highway ise mutlaka ücretli olmalıdır.
  2. Freeway genellikle giriş çıkışı kontrollü bir highway türüdür ve yine de ücretli olabilir.
  3. Her highway bir freewaydir, çünkü bu iki sözcük tamamen aynı yol tasarımını belirtir.
Cevabı göster

Freeway genellikle giriş çıkışı kontrollü bir highway türüdür ve yine de ücretli olabilir.

and we have found that to be a key enabling technology for us. Kalıp ifadeler

2:02

ve bunun, çözümümüzü mümkün kılan kilit bir teknoloji olduğunu gördük.

Kalıp ifadeler

a key enabling technology: başka bir yeteneği mümkün kılan kilit temel

Enabling technology, başka bir ürünün, hizmetin veya yeteneğin mümkün ya da uygulanabilir olmasını sağlayan destekleyici bir teknolojidir. Burada AT&T'nin kara yolu ağı kapsaması, Traxen'in bağlantılı kontrol çözümünün çalışmasını sağlayan temel olarak sunuluyor; nihai ürünün kendisi olarak değil. Key sıfatı, bu destekleyici rolün özellikle önemli olduğunu belirtir. “X is a key enabling technology for Y” kalıbı, daha büyük bir sistemi mümkün kılan unsurları açıklayan iş ve teknoloji konuşmalarında yaygındır.

Alıştırma

Temel bir destek teknolojisini anlatan tam ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: Reliable cloud infrastructure is ____ for our remote-monitoring service.

Cevabı göster

a key enabling technology

My name is Eric Harrison.

2:07

Benim adım Eric Harrison.

I've been driving for 23 years. Dilbilgisi

2:09

23 yıldır sürücülük yapıyorum.

Dilbilgisi

I've been driving for 23 years: bugüne kadar devam eden bir etkinlik

I've been driving, have + been + fiil-ing yapısındaki present perfect continuous zamanıdır. Araç kullanmayı geçmişte başlayıp bugüne kadar devam eden bir etkinlik olarak sunar; bu bağlamda konuşmacı, uzun süredir devam eden deneyimini güvenilirlik oluşturmak için kullanır. For 23 years etkinliğin süresini verir. for bir zaman uzunluğuyla, since ise since I got my license örneğindeki gibi bir başlangıç noktasıyla kullanılır. Cümle normalde konuşmacının hâlâ araç kullandığını ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi learn fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın. Bağlam: I started learning Japanese three years ago, and I am still studying it. Cümle: I ____ Japanese for three years.

Cevabı göster

have been learning

I drive a car hauler Kelime

2:11

Araç taşıma kamyonu kullanıyorum

Kelime

car hauler: otomobil taşıyan özel araç

Burada car hauler, birden fazla otomobili taşımak için özel olarak üretilmiş bir kamyonu, römorku veya kamyon-römork birleşimini adlandıran birleşik bir isimdir. I drive a car hauler cümlesinde a tanımlığı ve drive fiili, bunun sürücü değil, sürülen araç olduğunu gösterir. Hauler, taşıma ekipmanını ya da başka bağlamlarda yük taşıyan bir kişiyi veya şirketi ifade edebilir. Amaçlanan anlamı belirlemek için çevresindeki dil bilgisine bakmak gerekir.

Alıştırma

I drive a car hauler cümlesinde car hauler neyi ifade eder?

  1. Birden fazla otomobil taşımak için tasarlanmış kamyon veya römork
  2. Yol kenarında otomobil tamir eden sürücü
  3. Günlük işe gidiş gelişte kullanılan özel otomobil
  4. Yalnızca bir arızalı aracı çekmek için kullanılan çekici
Cevabı göster

Birden fazla otomobil taşımak için tasarlanmış kamyon veya römork

and I've been using the Traxen system for three years now.

2:13

ve üç yıldır Traxen sistemini kullanıyorum.

I believe it should be in all trucks.

2:17

Bence tüm kamyonlarda bulunmalı.

It allows me to have a nice safe following distance Notlar

2:20

Sistem sayesinde güvenli ve yeterli bir takip mesafesi bırakabiliyorum

from the person in front of me.

2:24

önümdeki araçla aramda.

Dilbilgisi

allows me to have: allow + nesne + to-infinitive yapısı

Allows me to have, allow + nesne + to-infinitive yapısını izler. Me, allows fiilinin nesnesidir ve aynı zamanda have eylemini yaptığı anlaşılan kişidir; mastar işaretleyicisi to korunmalıdır. Özne bir sistem veya özellik gibi cansız bir şey olduğunda allow çoğunlukla izin vermek değil, mümkün kılmak anlamına gelir. Bu yapı, bir neden veya özelliği sağladığı yetenek ya da faydayla açıkça ilişkilendirir: X allows someone to do something.

Alıştırma

İngilizce cümleyi allow fiilinin şimdiki zaman biçimini, me nesne zamirini ve gerekli mastar işaretleyicisini kullanarak tamamlayın: This feature ____ adjust the seat safely.

Cevabı göster

allows me to

Kelime

safe following distance: güvenli takip mesafesi

Bu cümlede safe following distance, aracınız ile öndeki araç arasında bırakılan yol mesafesini veya zaman aralığını ifade eder. Following, distance sözcüğünü niteler ve bir araç başka bir aracın arkasında giderken kullanılan aralığı anlatır. Bu ifade, güvenli biçimde tepki vermek ve yavaşlamak için yeterli alan bırakmaya odaklanır. Sürüş kurallarında ve sürücü destek sistemlerinin açıklamalarında yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki yol güvenliği ifadesiyle tamamlayın: Keep a ____ from the vehicle ahead.

Cevabı göster

safe following distance

And I'm noticing a big change in my fuel efficiency.

2:25

Yakıt verimliliğimde de büyük bir iyileşme fark ediyorum.

I fuel up less and less times I have to fuel up. Öbek fiiller

2:28

Yakıt almak için giderek daha az duruyorum.

Öbek fiiller

fuel up: yakıt almak

Fuel up, bir araca yakıt koymak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede nesne almadan kullanılmış ve yakıt almak için durmayı ifade etmiştir; konuşanın anlatmak istediği, bunu artık daha seyrek yapması gerektiğidir. Gündelik bağlamlarda insanlar da bir etkinlik öncesinde enerji kazanmak için yiyip içerek fuel up yapabilir. Fuel sözcüğünün gerçek yakıt mı yoksa mecazi enerji mi olduğu bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve bir araca yakıt koymak anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: We need to ____ before the next service station closes.

Cevabı göster

fuel up

That's more time for me to drive.

2:32

Böylece sürüş için daha fazla vaktim kalıyor.

So, that's gonna go on top, Kelime

2:36

Yani bu üste gelecek,

right? Ton ve niyet

2:37

değil mi?

Kelime

going to ifadesinin gayriresmî biçimi gonna

“Gonna”, “going to” ifadesinin son derece gayriresmî konuşma biçimidir. Burada “that’s gonna go”, nesnenin o konuma gitmesinin beklendiğini veya planlandığını belirtir. “Gonna” ana fiilin yerini almaz: gelecek zaman ya da plan anlamını taşırken “go” ana fiil olarak kalır. Yeniden kullanılabilir kalıp be + gonna + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz biçimi seçin. Gelecek zaman ifadesinin gonna olarak kısalıp kısalmadığına veya going to şeklinde söylenip söylenmediğine odaklanın.

  1. We're going to leave after lunch.
  2. We're gonna leave after lunch.
Cevabı göster

We're gonna leave after lunch.

Ton ve niyet

Onay istemek için cümle sonunda right?

Bir ifadenin sonunda kullanılan “right?”, konuşanın anladığı şeyin veya önerdiği düzenlemenin karşıdaki kişi tarafından da paylaşıldığını doğrulatır. Bu cümlede konuşan, nesnenin üste geleceğini düşünüyor ve diğer kişinin buna katıldığını kontrol ediyor. Sıfat olan right’tan veya yönle ilgili bir sorudan farklı olarak buradaki “right?” kısa bir onay sorusu işlevi görür. Tamamen açık bir soru sormak yerine çoğu zaman önceki ifadenin muhtemelen doğru olduğunu varsayar.

Alıştırma

Bir ekip arkadaşınızın planını az önce yeniden ifade ettiniz ve kısa bir onay istiyorsunuz. Bu işlevi en iyi hangi cümle yerine getirir?

  1. We meet by the entrance at six.
  2. Do we meet by the entrance at six?
  3. We meet by the entrance at six, right?
Cevabı göster

We meet by the entrance at six, right?

And then uh it's inverse the mass,

2:38

Sonra da, şey, bu kütlenin tersi,

direct utilization

2:40

doğrudan kullanım

and...

2:41

ve...

Our mission is to improve efficiencies using data and AI. Anlatım akışı

2:41

Misyonumuz, veri ve yapay zekâyı kullanarak verimliliği artırmak.

Anlatım akışı

Our mission is to + fiilin yalın hâli

Our mission is to + fiilin yalın hâli, kuruluşun temel varlık amacını tek ve açık bir yan cümleyle sunar. Buradaki mission, uzun vadeli kurumsal amaç anlamındadır; askerî görev, uzay görevi veya bir kişiye verilen görev anlamına gelmez. Bu yapı bilgiyi de düzenler: önce genel amaç belirtilir, ardından bunun nasıl gerçekleştirileceği veya ne tür bir etki yaratacağı açıklanır. Bu cümlede improve efficiencies amacı, using data and AI ise yöntemi belirtir.

Alıştırma

Misyon beyanını hedeflenen dört sözcüklük başlangıçla tamamlayın: ____ reduce food waste across all our stores.

Cevabı göster

Our mission is to

And we were in perfect alignment with AT&T's climate initiative Kalıp ifadeler

2:45

AT&T'nin iklim girişimiyle de tam bir uyum içindeydik

Kalıp ifadeler

be in perfect alignment with + isim

be in perfect alignment with + isim kalıbı, bir tarafın hedeflerinin, değerlerinin veya planlarının diğer tarafınkilerle tamamen tutarlı olduğunu belirtir. Perfect, alignment sözcüğünü güçlendirerek uyumu kısmi değil tam bir eşleşme olarak sunar. Burada şirketin verimlilik çalışmaları, AT&T'nin iklim girişimiyle aynı yönü desteklemektedir. İfade, nesnelerin düz bir çizgide sıralanmasını değil, stratejik uyumluluğu anlatır.

Alıştırma

İş birliği ifadesini hedef kalıbı aynen kullanarak tamamlayın: The project is ____ the city’s clean-energy strategy.

Cevabı göster

in perfect alignment with

where they believe IoT and connectivity can improve the world. Kültür

2:49

çünkü onlar IoT ve bağlantının dünyayı daha iyi hâle getirebileceğine inanıyor.

Kültür

IoT: Nesnelerin İnterneti

IoT, Internet of Things yani Nesnelerin İnterneti ifadesinin kısaltmasıdır. Sensör, araç ve makine gibi fiziksel nesnelerin ağlar üzerinden bağlanıp veri alışverişi yaptığı bir sistemi ifade eder. Bu cümlede IoT, bağlantılı ekipmanların ve veri odaklı hizmetlerin arkasındaki teknolojiyi anlatır. Yalnızca sıradan internet içeriği değildir ve akıllı ev cihazlarıyla sınırlı değildir.

Alıştırma

Hangi durum IoT'nin en açık örneğidir?

  1. Bir toprak sensörü, nem ölçümlerini çiftçinin telefonuna gönderiyor.
  2. Birisi çevrim dışı bir yazıcıyla poster basıyor.
  3. Birisi internet sitesinde bir haber okuyor.
Cevabı göster

Bir toprak sensörü, nem ölçümlerini çiftçinin telefonuna gönderiyor.

You can improve efficiencies.

2:53

Verimliliği artırabilirsiniz.

You can in fact fight climate change using data. Notlar

2:54

Hatta verileri kullanarak iklim değişikliğiyle mücadele edebilirsiniz.

Anlatım akışı

Vurgulayıcı bir söylem belirteci olarak in fact

In fact, ardından gelen ifadeye ek vurgu yapan bir söylem belirtecidir. Burada argümanı daha yüksek verimlilik gibi genel bir faydadan, verilerle iklim değişikliğiyle mücadele edilebileceğine dair daha güçlü ve belirli bir iddiaya taşır. Konuşmacının argümanı nasıl düzenlediğini gösterir; ardından gelen iddianın doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

'The repair was not expensive. In fact, it cost less than the inspection.' cümlesinde in fact ne yapar?

  1. İlgisiz bir konuya geçer.
  2. İlk noktayı daha belirli ve şaşırtıcı bir gerçekle güçlendirir.
  3. Konuşmacının emin olmadığını gösterir.
Cevabı göster

İlk noktayı daha belirli ve şaşırtıcı bir gerçekle güçlendirir.

Deyimler

Fight climate change: iklim değişikliğiyle mücadele etmek

Bu cümlede fight climate change, “iklim değişikliğini yavaşlatmak veya zararlı etkilerini azaltmak için harekete geçmek” anlamına gelir. Fight mecazidir: iklim değişikliği, fiziksel olarak kavga edilen bir kişi değil, karşı konulması gereken ciddi bir tehdit olarak sunulur. Fight poverty veya fight disease örneklerinde olduğu gibi fight + sorun ya da tehdit kalıbı toplumsal konularda yaygındır. Etkin bir çabayı ifade eder; ancak tek bir aracın bütün sorunu çözebileceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede fight climate change ne anlama geliyor?

  1. İklim değişikliğini yavaşlatmak veya etkilerini azaltmak için harekete geçmek
  2. İklim hakkında konuşan insanlara fiziksel olarak saldırmak
  3. Tüm iklim sorunlarını yalnızca verilerle tamamen çözmek
Cevabı göster

İklim değişikliğini yavaşlatmak veya etkilerini azaltmak için harekete geçmek

We now have the tools and the techniques

2:57

Artık elimizde öyle araçlar ve teknikler var ki

with AI that we can implement a lot of the ideas

2:59

yapay zekâyla pek çok fikri hayata geçirebiliyoruz

that were nothing but a dream years ago. Deyimler

3:02

yıllar önce yalnızca hayal olan fikirleri.

Deyimler

Nothing but a dream: yalnızca bir hayal

Bu cümlede nothing but a dream, “yalnızca henüz gerçekleşmemiş bir umut veya fikir” anlamına gelir. Konuşmacı, bir zamanlar imkânsız görünen fikirlerle yapay zekânın artık uygulamaya yardımcı olabildiği fikirleri karşılaştırır. Nothing but + isim yapısı, tanımı güçlü biçimde yalnızca o isimle sınırlar: nothing but a dream, o sırada pratik bir gerçekliği olmayan sadece bir hayal demektir. Buradaki dream, uyku sırasında görülen rüya değil, bir vizyon veya özlemdir.

Alıştırma

Hangi cümle planın o sırada yalnızca gerçekleşmemiş bir umut olduğu anlamına gelir?

  1. At that time, the plan was nothing but a dream.
  2. At that time, the plan was anything but a dream.
  3. At that time, the plan was not just a dream.
Cevabı göster

At that time, the plan was nothing but a dream.