Tüm anılarınız gerçek mi? - Daniel L. Schacter: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Psikoloji araştırmaları; telkinin, bilgi kaynağını karıştırmanın ve bugünkü görüşlerin anıları nasıl yeniden şekillendirebildiğini gösteriyor. Video bu mekanizmaları görgü tanıklığı, mahkeme delilleri ve tıbbi değerlendirmelerle ilişkilendiriyor; belleğin kusursuz bir gerçeklik kaydı değil, öznel bir algı olduğu sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. false memories — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Hatırlanan olay hiç yaşanmamış olsa bile gerçekmiş gibi hissedilen anıları anlatan bu psikoloji terimini anlayabilirsiniz. Böylece alışveriş merkezindeki deneyi takip edebilir, hatalı bir kişisel anı ile bilerek üretilmiş yanlış bilgiyi birbirinden ayırabilirsiniz. 2. participants misattributed information from one context, — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: misattributed sözcüğünün, bir bilgiyi yanlış kaynağa veya duruma bağlamak anlamına geldiğini fark edebilirsiniz; örneğin daha önce görülen bir fotoğrafı, oraya gerçekten gitmiş olmanın anısı sanmak gibi. Bu kavram deneyleri, görgü tanıklığını ve kaynak karışıklığını tartışırken kullanılabilir. 3. not ironclad representations of reality, but subjective perceptions. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: ironclad sözcüğünü mecazen tamamen sağlam veya tartışılmaz olarak yorumlayabilir ve not...but... karşıtlığının temel sonucu nasıl verdiğini görebilirsiniz: Anılar kesin kayıtlar değil, kişisel yorumlardır. Bu yapı, güvenilirliği canlı bir benzetmeyle anlatırken gerekli sınırlamayı korumanızı sağlar.
Bu derste
In a study in the 1990s: kanıtı kaynak ve zamanla çerçevelemek
Cümle başındaki In a study edat grubu, sonraki ifadeyi bir araştırma bağlamına yerleştirir. Kanıtın konuşanın kişisel görüşünden değil, bir çalışmadan geldiğini gösterir. İkinci grup olan in the 1990s, bu çalışmanın zamanını belirtir. İkisi birlikte katılımcılar, yöntem veya bulgu verilmeden önce kaynak ve zaman çerçevesi kurar.
Alıştırma
In a study in the 1990s ifadesinin cümle başındaki temel işlevi nedir?
- Konuşanın çalışmayı bizzat yaptığını söyler.
- Sonraki iddiayı bir araştırma kaynağına ve zaman dönemine yerleştirir.
- Çalışmanın nihai sonucunu verir.
Cevabı göster
Sonraki iddiayı bir araştırma kaynağına ve zaman dönemine yerleştirir.
participants recalled getting lost in a shopping mall as children. Dilbilgisi
0:09katılımcılar çocukken bir alışveriş merkezinde kaybolduklarını hatırladılar.
recalled getting lost: geçmiş deneyimler için recall + -ing
recalled getting lost ifadesinde recall fiilinden sonra -ing biçimi getting gelir. recall doing something yapısı, daha önceki bir eylemi veya deneyimi hatırlamak anlamına gelir. Getting lost, hatırlanan deneyimin ne olduğunu belirtir. Katılımcıların konuştukları sırada kaybolmakta oldukları anlamına gelmez.
Alıştırma
visit fiilinin yalın -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Maya recalled ____ the museum before.
Cevabı göster
visiting
Some shared these memories in vivid detail. Kalıp ifadeler
0:14Bazıları bu anıları canlı ayrıntılarla paylaştı.
in vivid detail: açık ve canlı ayrıntılarla anlatmak
“In vivid detail”, anıların nasıl aktarıldığını gösterir: anlatım, dinleyenin sahneyi kolayca canlandırmasını sağlayan çok sayıda açık ve canlı ayrıntı içerir. Bu ifade genellikle anlatma veya hatırlamayla ilgili fiillerden sonra gelir. Birinin bir hikâyeyi nasıl anlattığını, bir sahneyi nasıl hatırladığını ya da bir olayı nasıl açıkladığını gösterebilir.
Alıştırma
Cümleyi “çok sayıda açık ve canlı ayrıntıyla” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The guide described the rescue ____.
Cevabı göster
in vivid detail
One even remembered that the old man who rescued him Anlatım akışı
0:17Hatta biri, kendisini kurtaran yaşlı adamın
even remembered: daha şaşırtıcı bir ayrıntıyı belirtmek
Even, hatırlama eylemini önceki bilgilerden daha şaşırtıcı olarak gösterir. Kişi yalnızca kurtarılma olayını değil, kendisini kurtaran kişinin gömleğiyle ilgili alışılmadık derecede belirgin bir ayrıntıyı da hatırlar. Even sözcüğünü remembered fiilinden önce kullanan anlatıcı, genel bir iddiadan özellikle çarpıcı biçimde sunulan bir ayrıntıya geçer. Bu ayrıntı başlangıçta inandırıcı gelebilir; bu yüzden anıların gerçekte yaşanmadığının daha sonra açıklanması daha güçlü bir karşıtlık yaratır.
Alıştırma
Hangi cümle eski kapı kodunu hatırlamayı özellikle şaşırtıcı bir durum olarak sunuyor?
- Leo even remembered the old door code.
- Leo also remembered the old door code.
- Leo remembered the old door code.
Cevabı göster
Leo even remembered the old door code.
But none of these people had actually gotten lost in a mall. Dilbilgisi
0:23Fakat bu insanların hiçbiri aslında bir alışveriş merkezinde kaybolmamıştı.
none of these people had actually gotten lost: daha önceki geçmişte kişi sayısı sıfır
None of these people, bu gruptaki tek bir kişinin bile tanıma uymadığı anlamına gelir. Bu tam bir olumsuzluktur: Kaybolan kişi sayısı sıfırdır; yalnızca grubun tamamından daha az değildir. Had gotten lost, past perfect yapısıdır; bu yüzden deneyime geçmişteki daha sonraki bir noktadan bakılır. Actually, söylenen ya da hatırlanan şey ile gerçek arasındaki karşıtlığı vurgular.
Alıştırma
Bir rehber öğlen yürüyüşçüleri aradı. Kayıtlar, bu aramadan önce hiçbir yürüyüşçünün kaybolmadığını gösteriyordu. Hangi cümle duruma uyar?
- None of the hikers got lost after the guide called.
- None of the hikers had gotten lost before the guide called.
- Not all of the hikers had gotten lost before the guide called.
Cevabı göster
None of the hikers had gotten lost before the guide called.
false memories: gerçekmiş gibi hissedilebilen hatalı anılar
False memories, hiç yaşanmamış ya da gerçekte olanlarla uyuşmayan olay veya ayrıntılara ilişkin anılardır. Kişi bunları içtenlikle gerçek anılar gibi yaşayabilir. Bu cümlede psikologların telkini, katılımcıların kaybolduklarına dair anılar oluşturmasına yol açtı. False, aldatma niyetini değil, anının doğruluğunu tanımlar.
Alıştırma
Hangi durum bir false memory için en iyi örnektir?
- Bir kişi hiç gitmediği bir okulda bir öğretmenle tanıştığını açıkça hatırlıyor.
- Bir kişi bunu hatırladığını iddia etmeden doğrulanmamış bir söylentiyi paylaşıyor.
- Bir kişi cezadan kaçınmak için bilerek bir hikâye uyduruyor.
Cevabı göster
Bir kişi hiç gitmediği bir okulda bir öğretmenle tanıştığını açıkça hatırlıyor.
conducting the study: addan sonra gelen -ing niteleyicisi
Bu cümlede conducting the study, the psychologists ifadesinin hemen ardından gelir ve psikologları tanımlar: Çalışmayı yürüten kişiler onlardır. Bu yapı, who were conducting the study ifadesinin kısaltılmış biçimidir. -ing öbeği etken anlam taşır: conduct eylemini psychologists gerçekleştirir. İngilizcede bir kişi ya da nesnenin hangisi olduğunu kısa biçimde belirtmek için ad + -ing öbeği yapısı sık kullanılır.
Alıştırma
Örnek cümlede conducting the study ne işe yarıyor?
- Katılımcıların psikoloji okuduğunu söyler.
- Psikologları, çalışmayı yürüten kişiler olarak tanımlar.
- Çalışmanın psikologlar konuştuktan sonra başladığını söyler.
Cevabı göster
Psikologları, çalışmayı yürüten kişiler olarak tanımlar.
told them they'd gotten lost: tell + alıcı + içerik ve past perfect
Fiil kalıbı tell + kişi + içerik cümleciği şeklindedir. Them, bilgiyi alan kişileri belirtir; they'd gotten lost ise onlara söylenen içeriği verir. Burada they'd, they had anlamına gelir çünkü gotten bir geçmiş zaman ortacıdır. Past perfect had gotten, kayboldukları iddia edilen olayı psikologların bunu söylemesinden önceye yerleştirir; dil bilgisi bu iddiayı aktarır ancak doğru olduğunu belirtmez.
Alıştırma
Hangi cümle, öğrencilerin öğretmen söylemeden önce sınavı geçtiğini past perfect kullanarak gösterir?
- The teacher told the students they were passing the exam.
- The teacher told the students they'd pass the exam.
- The teacher told the students they'd passed the exam.
Cevabı göster
The teacher told the students they'd passed the exam.
might not remember: belirsiz bir olasılık
Might not remember, hatırlamıyor olmalarının mümkün olduğu anlamına gelir. Konuşan kişi, onların hatırlamadığını bilinen bir gerçek olarak söylemez. Yapı, might yardımcı fiili + not + remember fiilinin yalın hâlidir. Hatırlıyor olabilecekleri ihtimalini açık bırakırken temkinli bir açıklama sunar.
Alıştırma
Bir araştırmacı, bir çocuğun eski bir olayı hatırlayıp hatırlamadığından emin değil. Hangi cümle bu belirsizliği korur?
- The child does not remember the event.
- The child definitely forgot the event.
- The child might not remember the event.
Cevabı göster
The child might not remember the event.
although ..., their parents had confirmed it: önce karşıt bir noktayı kabul edip sonra ana düşünceyi verme
Although bir karşıtlığı kabul eder: olayı hatırlamama ihtimalleri, ele alınan düşünceyi zayıflatıyor gibi görünebilir. Ana cümle daha sonra buna rağmen geçerli olan bilgiyi verir: ebeveynleri bunu doğrulamıştı. Bu yapı, önce ters yönde görünen bir noktayı kabul edip sonra konuşanın yine de vurgulamak istediği ana düşünceyi söyleyerek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Although bu cümlede ne işe yarıyor?
- Hatırlamıyor olabileceklerini kabul eder, ardından ebeveynlerin doğrulamasını ana düşünce olarak sunar.
- Herkes hatırladığı için olayın kesinlikle yaşandığını kanıtlar.
- Ebeveynlerin de olayı hatırlayamadığını söyler.
Cevabı göster
Hatırlamıyor olabileceklerini kabul eder, ardından ebeveynlerin doğrulamasını ana düşünce olarak sunar.
It wasn't just one or two people who...: olayın birkaç kişiyle sınırlı olmadığını gösterme
It wasn't just one or two people who... kalıbı, önce olaya yalnızca çok az kişinin dahil olduğu düşüncesini reddeder. who ile başlayan yan cümle, bu kişilerin ortak deneyimini belirtir: Kaybolduklarını hatırladıklarını düşünüyorlardı. Bu kalıp, dinleyiciyi daha büyük bir sayı veya orana hazırlar. Burada sonraki cümle bu oranı açıklar: Katılımcıların dörtte biri.
Alıştırma
It wasn't just one or two... kalıbını ve residents adını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ who reported the broken streetlight.
Cevabı göster
It wasn't just one or two residents
A quarter of the participants did.: did ile önceki fiil grubunun yerine geçme
A quarter of the participants did. cümlesinde did, daha önce geçen geçmiş zamanlı thought they remembered getting lost fiil grubunun yerine kullanılır. Böylece bu uzun ifade tekrar edilmez. Bu tür yardımcı fiil kullanımını anlamak için önceki bağlamda eksiltilen eylemi veya durumu bulup zamanını kontrol edin. Buradaki tam anlam, katılımcıların dörtte birinin kaybolduklarını hatırladıklarını düşünmesidir.
Alıştırma
Önceki cümle Some employees worked from home. şeklindedir. Hangi devam cümlesi çalışanların üçte birinin evden çalıştığı anlamına gelir?
- A third of the employees have.
- A third of the employees were.
- A third of the employees did.
Cevabı göster
A third of the employees did.
but they actually reflect a very common experience.
0:50ancak aslında çok yaygın bir deneyimi yansıtıyorlar.
may sound unbelievable, but they actually reflect: ana noktadan önce şüpheyi kabul etmek
May sound unbelievable, konuşmacının son yargısını değil, dinleyicinin ilk anda edinebileceği izlenimi sunar. May bu kabulü temkinli hâle getirir; sound + sıfat ise bir şeyin duyulduğunda ya da düşünüldüğünde nasıl göründüğünü anlatır. But konuşmacının asıl noktasına geçer; actually ise gerçeğin ilk izlenimden farklı olduğunu belirtir. Bu yapı, önce şüpheyi kabul edip sonra dikkati verilmek istenen açıklamaya yönelterek savı düzenler.
Alıştırma
Vurgulanan yapı sav içinde ne işe yarıyor?
- Şüphe uyandıran ilk izlenimi kabul eder, ardından ana açıklamayı belirtir.
- Her yaygın deneyimin inanılmaz olduğunu iddia eder.
- Bulguları imkânsız diyerek reddeder.
Cevabı göster
Şüphe uyandıran ilk izlenimi kabul eder, ardından ana açıklamayı belirtir.
are sometimes unreliable: bazen güvenilemez veya bel bağlanamaz olmak
Unreliable, bir kişiye ya da şeye sürekli olarak güvenilemeyeceğini veya her zaman bel bağlanamayacağını belirtir. Burada memories sözcüğünü niteler; anıların kusursuz ve güvenilir kayıtlar olmak yerine yanlış olabileceğini veya değişebileceğini anlatır. Sometimes iddiayı sınırlar: cümle, anıların her zaman yanlış olduğunu söylemez. Aynı sıfat kaynakların, kanıtların, verilerin, anlatımların, kişilerin, cihazların ve hizmetlerin güvenilirliğini ya da tutarlılığını değerlendirebilir.
Alıştırma
Our memories are sometimes unreliable. cümlesindeki unreliable ne anlama gelir?
- Hatırlanmaları imkânsızdır.
- Şaşırtıcıdırlar ama kesinlikle doğrudurlar.
- Doğru olduklarına her zaman güvenilemez.
Cevabı göster
Doğru olduklarına her zaman güvenilemez.
And though we still don't know precisely Anlatım akışı
0:57Ve nörolojik düzeyde bu yanılma payına neyin sebep olduğunu
And though we still don't know precisely: kanıtların sınırını belirtmek
Though bir ödünleme ilişkisi kurar: konuşan kişi kesin nedenin hâlâ belirsiz olduğunu açıkça kabul eder. Still bu belirsizliğin sürdüğünü, precisely ise kabulün kapsamını sınırlar. Bilinmeyen şey kesin açıklamadır; bu, konu hakkında hiçbir şey bilinmediği anlamına gelmez. Bu yan cümle ana iddiadan önce kullanılarak kanıtların sınırını gösterir. Dinleyicinin hâlâ bilinmeyenlerle güvenle söylenebilecekleri ayırmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede başlangıçtaki yan cümle ne işe yarıyor? Though we still don't know precisely why the batteries overheat, the new coating reduces the risk.
- Kesin nedeni tamamen kanıtlanmış olarak sunar.
- Kesin nedenin hâlâ bilinmediğini kabul ederek iddianın kapsamını sınırlar.
- Hiçbir yararlı kanıt bulunmadığını söyler.
Cevabı göster
Kesin nedenin hâlâ bilinmediğini kabul ederek iddianın kapsamını sınırlar.
This fallibility on a neurological level: soyut bir yanılabilme özelliği
Fallibility, belirli bir hatayı değil, hata yapabilme şeklindeki soyut özelliği anlatır. Buradaki this, daha önce ele alınan hataya açık olma özelliğine gönderme yapar. On a neurological level açıklamanın düzeyini belirler: soru, beyin ve sinir sistemindeki mekanizmalarla ilgilidir. Dolayısıyla ifade, bu genel yanılma eğilimine beyindeki hangi sürecin yol açtığını sorar.
Alıştırma
Hangi cümle belirli bir hata veya arıza yerine bir sistemin genel olarak hata yapabilme özelliğini anlatır?
- The incident exposed the fallibility of the safety system.
- She found a mistake in the safety report.
- The safety system failed during one test.
Cevabı göster
The incident exposed the fallibility of the safety system.
research has highlighted some of the most common ways our memories Kalıp ifadeler
1:03araştırmalar anılarımızın gerçekte olandan ayrıştığı
research has highlighted: dikkat çekici bir araştırma bulgusunu sunmak
Research has highlighted, araştırmaların özellikle dikkat çekici veya önemli hâle getirdiği bir durumu tanıtmanın yaygın bir yoludur. Bu cümlede sonraki bilginin kişisel bir görüş değil, araştırmayla belirlenmiş bir örüntü olduğunu gösterir. Genel anlamda araştırmayı belirten research sayılamayan bir addır ve bu nedenle has alır. Present perfect yapısındaki has highlighted, önceki araştırmaları bugün geçerli veya önemli olan anlayışla ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi highlight fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Recent research ____ the need for safer bike lanes.
Cevabı göster
has highlighted
diverge from what actually happened: olgusal bir referanstan uzaklaşmak
Diverge from, bir yoldan, ölçütten veya olgusal referanstan uzaklaşmak ya da artık ona uymamak anlamına gelir. Burada anılar, what actually happened, yani gerçek olayla karşılaştırılır ve olayla uyuşmayan sürümlere dönüşebilir. Yeniden kullanılabilen yapı A diverges from B biçimindedir. B; kanıt, plan veya önceki bir anlatım gibi referansı belirtir. Bu nedenle ifade, uyması beklenen bir şeyden ayrılma anlamı taşır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir anlatımın zamanla olgusal kayıttan uzaklaştığını en iyi vurgular?
- Over several interviews, his account was added to the documented facts.
- Over several interviews, his account remained identical to the documented facts.
- Over several interviews, his account began to diverge from the documented facts.
Cevabı göster
Over several interviews, his account began to diverge from the documented facts.
how we can incorporate information from outside sources, Kalıp ifadeler
1:12diğer insanlar veya haberler gibi dış kaynaklardan gelen bilgileri,
The mall study highlights ...: belirli bir araştırmadan genel bir mekanizmaya
The mall study daha önce ele alınmış somut bir kanıtı belirtir; highlights ise bu kanıtın açıkça gösterdiği şeyi sunar. How ile başlayan yan cümle, araştırmanın tam olarak neyi ortaya koyduğunu açıklar. The mall study highlights how ... yapısı, açıklamayı tek bir araştırmadan genel bir sürece taşır. Bu, bilgiyi düzenlemenin yaygın bir yoludur: önce somut kanıt, ardından bu kanıtın örneklediği daha geniş mekanizma verilir.
Alıştırma
The mall study highlights bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?
- Belirli bir araştırmayı, araştırmanın ortaya koyduğu genel süreci tanıtmak için kullanır.
- Alışveriş merkeziyle ilgili bağlantısız bir betimlemeye başlar.
- Araştırmanın yalnızca alışveriş merkezi binasıyla ilgili olduğunu söyler.
Cevabı göster
Belirli bir araştırmayı, araştırmanın ortaya koyduğu genel süreci tanıtmak için kullanır.
incorporate information ... into our personal recollections: bilgiyi kişisel anılarımıza dahil etmek
Incorporate A into B, A’yı daha büyük bir bütün olan B’nin parçası yapmak anlamına gelir. Burada A information from outside sources, B ise our personal recollections ifadesidir. like other people or the news sözleri, bu dış kaynaklara örnek verir. Uzun cümleyi çözümlemek için önce incorporate information into recollections iskeletini koruyun, ardından kaynak ifadesini ve diğer ayrıntıları ekleyin. Without realizing it, dışarıdan gelen bilginin bilinçsizce belleğe girebileceğini gösterir; kişinin bilerek bir anı uydurduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Eksik edatı yazarak cümleyi tamamlayın: The team incorporated the new safety rules ____ its training plan.
Cevabı göster
into
without realizing it: bir şey olurken bunun farkında olmamak
Without realizing it, bir şey olurken kişinin bunun farkında olmadığını belirtir. Bu cümlede dışarıdan gelen bilgiler, kişi değişimi fark etmeden onun kendi anılarının bir parçası olabilir. Bu ifade without + -ing yapısını kullanır. Buradaki realizing, yalnızca bir fikri anlamak değil, olan şeyi fark etmek veya bunun bilincine varmak anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi without + realize fiilinin -ing biçimi + it ile tamamlayın: Maya began checking her phone every few minutes ____.
Cevabı göster
without realizing it
This kind of suggestibility is just one influence on our memories. Notlar
1:22Bu tür bir telkine yatkınlık, anılarımız üzerindeki etkilerden sadece biridir.
This kind of suggestibility: telkinlerden etkilenme eğilimi
Suggestibility, telkinleri kabul etme veya onlardan etkilenme eğilimidir; özellikle de kişinin inandığı veya hatırladığı şeyleri değiştirebilecek bilgilerden etkilenmesini anlatır. Burada dışarıdan gelen bilgilerin kişinin anılarını etkileme biçimine ad verir. This kind of, az önce açıklanan türe gönderme yapar. Belirli bir örneği genel bir kavrama dönüştürür ve bunun hafızayı etkileyebilecek faktörlerden yalnızca biri olduğunu belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede suggestibility ne anlama geliyor?
- Yararlı tavsiyeler verme becerisi
- Her ayrıntıyı hatırlama becerisi
- Telkinlerden etkilenme eğilimi
Cevabı göster
Telkinlerden etkilenme eğilimi
just one influence on our memories: birkaç etkenden biri
Bu cümlede just one, “birkaç taneden biri” anlamına gelir; “tek olan” demek değildir. Konuşmacı telkine açıklığı etkenlerden biri olarak sunar ve hafıza üzerindeki başka etkilerin de ele alınacağını sezdirir. influence on our memories ifadesinde on, etkilenen şeyi, yani our memories ifadesini belirtir. Bu nedenle ifade “hafızayı etkileyen bir unsur” anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede just one influence on our memories ne anlama geliyor?
- Hafızayı etkileyebilen birkaç unsurdan biri
- Hafızanın diğer insanları etkileme yollarından biri
- Hafızayı etkileyebilen tek unsur
Cevabı göster
Hafızayı etkileyebilen birkaç unsurdan biri
Take another study: sıradaki örneği sunmak
Take another study, dinleyiciyi yeni bir kanıta yönlendirmek için emir kipi denilen komut biçimini kullanır. Buradaki take, bir şeyi fiziksel olarak taşımak ya da çalışmayı yürütmek değil, “bakmak” veya “değerlendirmek” anlamındadır. Another, bu çalışmayı daha önceki bir örneğe bağlar. İfade, aynı açıklama çizgisini korurken dikkati bir sonraki çalışmaya yöneltir.
Alıştırma
Hangi cümle, dinleyicinin değerlendirmesi için yeni bir örnek sunarken take kullanıyor?
- Take the example away from the classroom.
- Take another example: a child learning a new language.
- Conduct another study before you give your conclusion.
Cevabı göster
Take another example: a child learning a new language.
in which researchers briefly showed a random collection of photographs Dilbilgisi
1:28araştırmacılar bir grup katılımcıya
in which: bir çalışmayı içinde gerçekleşenlere bağlamak
“In which”, daha önce adı geçen bir çalışmayı açıklayan ilgi cümleciğini başlatır. “Which” bu çalışmanın yerini tutar, “in” ise araştırmacıların eyleminin çalışmanın içinde gerçekleştiğini gösterir. Cümlecik, “In the study, researchers briefly showed ...” biçiminde açılabilir. Bu edat ve ilgi zamiri yapısı, yeni bir cümle başlatmadan çalışmanın ayrıntılarını doğrudan isme bağlar.
Alıştırma
Cümleyi “deneyin içinde” anlamına gelen resmî ilgi yapısıyla tamamlayın: The article describes an experiment ____ volunteers compare two maps.
Cevabı göster
in which
including images of a university campus
1:34bir üniversite kampüsünün görüntülerinin de bulunduğu rastgele bir fotoğraf koleksiyonunu
none of them had ever visited: daha önce hiçbiri ziyaret etmemişti
“None of them”, gruptaki tek bir kişinin bile eylemi yapmadığı anlamına gelir. “Had ever visited” İngilizcede past perfect yapısındadır: geçmişteki daha sonraki bir noktadan geriye bakar ve o zamandan önce hiçbirinin ziyaret gerçekleştirmediğini söyler. Kampüs, “visited” fiilinin nesnesidir. Tam yapı “a university campus (that) none of them had ever visited” şeklindedir. Nesne görevindeki “that” ilgi zamiri düşürülmüştür; bu, İngilizcede yaygındır.
Alıştırma
Takımdan sıfır kişinin müzeyi daha önce ziyaret ettiğini belirten cümle hangisidir?
- Not all of them had visited the museum before.
- None of them had ever visited the museum before.
- All of them had visited the museum before.
Cevabı göster
None of them had ever visited the museum before.
When shown...: indirgenmiş edilgen zaman yan cümlesi
When shown the images three weeks later, indirgenmiş bir edilgen zaman yan cümlesidir. Tam biçimi when they were shown the images three weeks later şeklindedir. They, ana cümledeki katılımcıları belirtir; shown ise edilgendir: Katılımcılar eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır. When ile kurulan edilgen yan cümlenin öznesi ana cümlenin öznesiyle aynıysa when + özne + be + geçmiş zaman ortacı yapısı when + geçmiş zaman ortacı biçiminde kısaltılabilir. Böylece süreç anlatımları daha kısa olur.
Alıştırma
Bu cümledeki zaman yan cümlesini kısaltın: When they were shown the safety video, the visitors became quiet. Tamamlayın: ____, the visitors became quiet.
Cevabı göster
When shown the safety video
Sonuçları bildirirken a majority of participants
A majority of participants, katılan kişilerin yarısından fazlası demektir. Bu cümlede, yanıtı bildirilen grubun büyüklüğünü gösterir; ancak her katılımcının aynı yanıtı verdiği anlamına gelmez. a majority of + çoğul isim yapısı resmî ve veriye odaklı bir ton taşır. Bu nedenle araştırma, anket veya oylama sonuçlarını bildirirken yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi a ile başlayan ve yarıdan fazlası anlamına gelen üç sözcüklü resmî miktar ifadesiyle tamamlayın: ____ respondents supported the new schedule.
Cevabı göster
A majority of
probably or definitely: iki kesinlik düzeyi
Bu cümlede probably ve definitely, kampüsü ziyaret etmiş olma konusunda iki farklı kesinlik düzeyi gösterir. Probably, ziyaretin muhtemel olduğunu ancak kesin olmadığını; definitely ise katılımcının bunun gerçekleştiğinden emin olduğunu belirtir. or sözcüğü anketteki alternatif yanıtları birbirine bağlar. İki ayrı ziyareti anlatmaz. Yanıtlar birlikte gruplandığında bu zarflar, insanların anıya ne kadar güçlü biçimde inandığını gösterir.
Alıştırma
Bir arkadaş Lina’nın katılmasını bekliyor ancak hâlâ biraz şüphesi var. Hangi cümle bu kesinlik düzeyine uygundur?
- Lina will never attend the meeting.
- Lina will definitely attend the meeting.
- Lina will probably attend the meeting.
Cevabı göster
Lina will probably attend the meeting.
a memory of something they believed they actually experienced. Dilbilgisi
1:56gerçekte deneyimlediklerine inandıkları bir şeyin anısına yanlış bir şekilde atfettiler.
participants misattributed information from one context: bilgiyi yanlış kaynağa bağlamak
Misattribute information, bilgiyi yanlış bir kaynağa, kişiye, nedene veya ortama bağlamak demektir. Burada katılımcılar bir görüntüden gelen bilgiyi hatırlamış, ancak onu bizzat yaşadıkları bir şeyin anısına aitmiş gibi değerlendirmiştir. mis- ön eki yanlış biçimde anlamına gelir. From one context bilginin gerçekte ait olduğu ortamı belirtirken cümlenin geri kalanı bilginin başka bir ortama yerleştirildiğini gösterir. Bu, bilgiyi unutmak veya anlamını yanlış yorumlamak değil, kaynakla ilgili bir hatadır.
Alıştırma
Hangi cümle, hatırlanan ancak yanlış kaynağa bağlanan bilgiyi anlatır?
- The reporter misinterpreted the statement and changed its meaning.
- The reporter remembered the statement but misattributed it to the wrong witness.
- The reporter forgot the statement completely.
Cevabı göster
The reporter remembered the statement but misattributed it to the wrong witness.
from one context ... onto another: bir bağlamdan başka bir bağlama
from one context ... onto another kalıbı bir kaynağı ve yeni bir hedefi gösterir. Burada bilgi bir bağlamdan gelmiş, ancak yanlışlıkla başka bir bağlama bağlanmıştır: from asıl bağlamı, onto ise bilgiyi alan bağlamı tanıtır. Virgüllerden sonraki isim grupları iki bağlamı açıklar. an image they'd seen, one context ifadesini; a memory of something ... ise another ifadesini açıklar. Bu kalıp bilgi, suç veya başka bir özelliğin X'ten Y'ye taşındığını ya da aktarıldığını anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Bir ayrıntının gerçek kaynağı Case A'dır, ancak araştırmacı onu yanlışlıkla Case B'ye bağlamıştır. Bu ilişkiyi from ... onto ... ile hangi cümle ifade eder?
- The researcher mistakenly mapped a detail from Case A onto Case B.
- The researcher kept the detail in Case A and compared it with Case B.
- The researcher mistakenly mapped a detail from Case B onto Case A.
Cevabı göster
The researcher mistakenly mapped a detail from Case A onto Case B.
they believed they actually experienced: inanç ve gerçek arasındaki fark
something they believed they actually experienced yapısında, they believed they actually experienced ilgi cümleciği something sözcüğünü açıklar. Yapının tam hâli they believed (that) they actually experienced something şeklindedir; experienced fiilinden sonra eksik olan nesne önceki something tarafından karşılanır ve believed sonrasındaki that kullanılmaz. En önemli nokta, believed sözcüğünün deneyimi onların öznel görüşü olarak sunmasıdır. actually, bu inancın içinde deneyimi gerçekten yaşamış olma fikrini güçlendirir, ancak olayı nesnel olarak doğru yapmaz; cümle onların neyi gerçek kabul ettiğini aktarır.
Alıştırma
Hangi cümle, olayın gerçekten gerçekleştiğini doğrulamadan bir kişinin inancını aktarır?
- Nina actually met the author at the library.
- Nina proved that she had met the author.
- Nina believed she had actually met the author.
Cevabı göster
Nina believed she had actually met the author.
people were shown an image of a magnifying glass Dilbilgisi
2:02insanlara bir büyüteç görüntüsü gösterildi
were shown ... and then told to ...: iki edilgen adım
Bu cümle, aynı özneye uygulanan iki edilgen eylemi birleştirir: people were shown an image ve people were told to imagine something. Katılımcılar her iki eylemden de etkilenen taraftır; deneyi yapan kişiler belirtilmez. and then adımların sırasını gösterir. İkinci edilgen yapıda ortak olan were düşürülmüştür: were shown ... and then (were) told to imagine .... Bu kısa yapı, süreçleri ve talimatları anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
İki aşamalı süreci tamamlamak için tell fiilinin edilgen biçimini kullanın: The visitors were shown the safety exit and then ____ to wait outside.
Cevabı göster
told
They struggled to link the objects to the correct context, Kalıp ifadeler
2:14Nesneleri doğru bağlamla ilişkilendirmekte zorlandılar;
struggled to link X to Y: nesneleri bağlamlarla eşleştirmekte zorlanmak
struggled to link X to Y, “X'i Y ile ilişkilendirmekte zorlanmak” anlamına gelir. struggle to do something yalnızca denemeyi değil, gerçek bir güçlük yaşandığını anlatır. link X to Y yapısında X ilişkilendirilen veya sınıflandırılan öğe, Y ise ona uyan kaynak, kategori ya da bağlamdır. Buradaki bağlam, her nesnenin gerçekten görülmüş mü yoksa yalnızca hayal edilmiş mi olduğuydu.
Alıştırma
struggle to link X to Y kalıbını tamamlayın: Maya struggled ____ link the names ____ the correct faces.
Cevabı göster
to · to
whether ... or ...: iki olası açıklama sunmak
Whether A or B, dolaylı bir sorunun içinde iki seçeneği sunar. Buradaki olasılıklar, insanların nesneleri gerçekten görmüş olması ya da onları yalnızca hayal etmiş olmasıdır. Actually, görme deneyiminin gerçekten yaşandığını vurgular; simply ise tek açıklamanın hayal etme olduğunu gösterir. Açıkça belirtilen iki olasılık arasında karar verirken whether ... or ... yapısını kullanın.
Alıştırma
İki olasılığı bağlamak için cümleyi whether ... or ile tamamlayın: We need to know ____ Leo saw the light ____ imagined it.
Cevabı göster
whether · or
where a psychologist questioned over 2,000 people Kalıp ifadeler
2:22esrarın yasallaştırılması hakkındaki görüşlerini sorduğu
questioned people on their views about ...: resmî anketlerde görüş sormak
Questioned over 2,000 people on their views about ..., 2.000'den fazla kişiye bir konu hakkında ne düşündüklerinin resmî biçimde sorulduğu anlamına gelir. Burada over “-den fazla” anlamındadır, on soruların konusunu tanıtır ve views about ifadesinden sonra belirli mesele gelir. Anket veya araştırma yazılarında questioned, gelişigüzel sorulmuş tek bir soru yerine planlı ve düzenli bir sorgulamayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî anket ifadesiyle tamamlayın: Researchers ____ the proposed park.
Cevabı göster
questioned residents on their views about
legalization of marijuana: hukuki statüyü değiştirmek
Legalization of marijuana, hukuk ve kamu politikası bağlamında kullanılan bir isim öbeğidir. Legalization, yasaların değiştirilerek esrarla ilgili belirli faaliyetlerin genellikle bazı kurallar çerçevesinde yasal hâle getirilmesi demektir. Bu cümlede views about the legalization of marijuana, söz konusu hukuki değişiklik hakkındaki görüşleri ifade eder. Odak noktası, faaliyetin hukuki statüsüdür.
Alıştırma
Cümlede legalization of marijuana neyi ifade ediyor?
- Bir kişinin esrar kullanma deneyimi
- Esrarla ilgili belirli faaliyetlerin hukuki statüsünde değişiklik
- Esrar satın alma talimatları
Cevabı göster
Esrarla ilgili belirli faaliyetlerin hukuki statüsünde değişiklik
highlights yet another kind of influence on memory. Anlatım akışı
2:29bellek üzerindeki bir başka etki türünü daha vurguluyor.
highlights yet another kind: bir kategori daha eklemek
Highlights burada 'dikkat çeker' veya 'açıkça gösterir' anlamındadır. Yet another kind, daha önce ele alınan türlere ek olarak bir tür daha demektir; yet, eklemelerin sürdüğü hissini verir. Cümle aynı zamanda açıklamayı düzenler. Hafıza üzerindeki bu etkiyi bağımsız bir örnek olarak sunmak yerine, devam eden bir dizinin sonraki öğesi olarak konumlandırır.
Alıştırma
Cümlede yet another nasıl bir işlev görüyor?
- Daha önce tartışılmakta olan bir diziye bir tür daha ekler.
- Daha önce belirtilen bütün türleri reddeder.
- Bunun tek etki türü olduğunu söyler.
Cevabı göster
Daha önce tartışılmakta olan bir diziye bir tür daha ekler.
Participants answered questions in 1973 and 1982.
2:32Katılımcılar soruları 1973 ve 1982'de yanıtladılar.
Those who said they had supported marijuana legalization in 1973, Dilbilgisi
2:381973'te esrarın yasallaştırılmasını desteklediğini söyleyen
but reported they were against it in 1982, Anlatım akışı
2:43ancak 1982'de buna karşı olduklarını bildirenlerin,
Those who said they had supported...: bir grubu tanımlamak
Those who ... “... yapan kişiler” anlamına gelir. Those bir grubu temsil eden zamirdir; who ise hangi kişilerden söz edildiğini belirleyen bir ilgi cümleciğini başlatır. Those who ... ifadesinin tamamı daha büyük bir cümlede özne olabilir. Burada said, grubun daha önceki bir görüşü hakkında söylediği şeyi aktarır; had supported ise bu desteği, daha sonraki söyleme veya bildirme eyleminden önceye yerleştirir. Bu kalıp, anket sonuçlarında insanları geçmiş bir açıklama, deneyim veya görüşe göre sınıflandırırken yaygındır.
Alıştırma
Bu cümlede Those who said they had supported ... yapısı ne işe yarar?
- Herkesin politikayı desteklediğini söyler.
- Soruyu soran araştırmacıları tanıtır.
- Söylediklerine göre bir insan grubunu tanımlar.
Cevabı göster
Söylediklerine göre bir insan grubunu tanımlar.
but reported they were against it: zaman içindeki tutumları karşılaştırmak
but, reported fiilini önceki said fiiline bağlar ve ikinci bildirimi karşıt bilgi olarak işaretler. Aynı kişiler 1973'te destek, 1982'de ise karşıtlık bildirir; bu nedenle sonraki bilgi önceki tutumla çelişen bir durum olarak sunulur. reported fiilinden sonra, that sözcüğünün isteğe bağlı olduğu bir içerik yan cümlesi gelir: reported (that) they were against it. it, marijuana legalization ifadesine gönderme yapar. Bu kalıp, farklı zamanlardaki iki beyanı veya ölçümü bir değişim ya da tutarsızlık çevresinde düzenlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Vurgulanan bölümde but nasıl bir ilişki bildirir?
- Cümle, marihuananın yasallaştırılması ile farklı bir politikayı karşılaştırır.
- 1973 ve 1982 bildirimleri aynı tutumu ifade eder.
- Aynı grubun önceki desteği ile sonraki karşıtlığı zıtlık oluşturur.
Cevabı göster
Aynı grubun önceki desteği ile sonraki karşıtlığı zıtlık oluşturur.
were more likely to recall: hatırlama olasılığının daha yüksek olması
Were more likely to recall, be more likely to + fiilin yalın hâli yapısını recall ile birleştirir. Bu grubun belirtilen geçmiş görüşü hatırlama olasılığının karşılaştırılan gruba göre daha yüksek olduğunu söyler; herkesin aynı şekilde hatırladığı anlamına gelmez. Bu kalıp araştırma özetlerinde yaygındır: more likely göreceli bir eğilimi bildirir, recall ise hatırlanan içeriği belirtir.
Alıştırma
“Students who took notes were more likely to recall the main idea.” cümlesindeki vurgulanan yapı ne bildirir?
- Öğrencilerden ana fikri hemen tekrar etmeleri istendi.
- Not alan gruptaki her öğrenci ana fikri hatırladı.
- Not alan grubun ana fikri hatırlama olasılığı daha yüksekti.
Cevabı göster
Not alan grubun ana fikri hatırlama olasılığı daha yüksekti.
bringing their old views in line with their current ones. Kalıp ifadeler
2:53böylece eski görüşlerini mevcut görüşleriyle uyumlu hâle getirdiler.
bringing X in line with Y: X'i Y ile uyumlu hâle getirmek
Bring X in line with Y, X'i Y ile uyumlu olacak, Y'ye karşılık gelecek veya Y'nin koşullarını karşılayacak şekilde değiştirmek ya da sunmak demektir. Burada their old views X, their current ones ise Y'dir; ones, views sözcüğünün yerini alır. -ing yan cümlesi, hatırlanan anının etkisini açıklar: eski görüşler kişinin mevcut görüşlerine uyacak biçimde hatırlanır. Buradaki line fiziksel bir çizgi değildir.
Alıştırma
“The school updated its rules, bringing them in line with the new safety standards.” cümlesindeki -ing yan cümlesi ne anlama gelir?
- Kurallar fiziksel olarak bir çizgi üzerine dizildi.
- Okul kuralları değiştirmeden yalnızca karşılaştırdı.
- Güncelleme, kuralların yeni güvenlik standartlarıyla uyumlu olmasını sağladı.
Cevabı göster
Güncelleme, kuralların yeni güvenlik standartlarıyla uyumlu olmasını sağladı.
Our current opinions, feelings, and experiences
2:57Mevcut fikirlerimiz, duygularımız ve deneyimlerimiz,
can bias our memories of how we felt in the past. Kelime
3:01geçmişte nasıl hissettiğimize dair anılarımızı taraflı hâle getirebilir.
can bias our memories: fiil olarak bias
can bias our memories ifadesinde bias, “anılarımızı belirli bir yöne çekmek” anlamında kullanılan bir fiildir. Cümlenin öznesi etkileyen unsuru, our memories ise etkilenen şeyi belirtir. Can, her zaman gerçekleşen bir sonucu değil, olası bir etkiyi gösterir. Yanlı bir anı mutlaka uydurulmuş veya tamamen yanlış değildir. Şu anki görüşler, duygular ve deneyimler geçmişin nasıl hatırlandığını şekillendirdiği için anı seçici veya daha az tarafsız olabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede bias, can bias our memories ifadesindekiyle aynı anlamda fiil olarak kullanılmıştır?
- The report describes a bias in the sample.
- The order of the questions can bias the survey results.
- His opinion shows a bias against the new plan.
Cevabı göster
The order of the questions can bias the survey results.
background information on a historical war Kalıp ifadeler
3:09tarihî bir savaş hakkında arka plan bilgisi verdi
background information on a historical war: on + konu
Background information, bir kişinin bir konuyu anlamasına yardımcı olan gerçekleri ve bağlamı ifade eder. background information on a historical war ifadesinde on a historical war, bilginin konusunu belirtir; on fiziksel bir konumu değil, “hakkında” anlamını taşır. Yeniden kullanılabilen kalıp background information on + konu şeklindedir. İnsanların bir konuyu incelemeden, tartışmadan veya o konu hakkında karar vermeden önce ihtiyaç duyduğu materyali tanıtabilir.
Alıştırma
background information on + konu kalıbını tamamlayın: The report provides background ____ the experiment.
Cevabı göster
information on
asked them to rate the likelihood: onlardan olasılığı değerlendirmelerini istemek
Ask someone to do something, bir kişiden belirli bir işi yapmasını istemek anlamına gelir. Burada asked them to rate the likelihood, araştırmacıların bu kişilerden bir sonucun ne kadar olası olduğunu değerlendirmelerini istediğini anlatır. Rate, çoğu zaman bir ölçek kullanarak seviye, puan veya kategori belirlemek demektir. That ile başlayan yan cümle değerlendirilen sonuçları, yani her bir tarafın kazanma olasılığını açıklar. Burada rate fiyat belirlemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi görev asked them to rate the likelihood ifadesine en uygun anlamı verir?
- Bir olayın gerçekleştiği tarihi ezberlemek.
- Bir olayın ne kadar olası olduğunu, genellikle bir seviye veya puan seçerek değerlendirmek.
- Bir olayın zaten gerçekleştiğini kanıtlamak.
Cevabı göster
Bir olayın ne kadar olası olduğunu, genellikle bir seviye veya puan seçerek değerlendirmek.
except that they only told one group Dilbilgisi
3:19savaşı aslında kimin kazandığını söylemeleri dışında
except that + tam bir yan cümle
Except that, önceki genel ifadeye uymayan tek bir gerçeği belirtir. Cümle önce iki grubun da aynı bilgileri aldığını söyler, ardından kontrol edilen tek farkı açıklar: Gerçek kazananı yalnızca bir grup öğrenmiştir. Except that ifadesinden sonra öznesi ve fiili olan tam bir yan cümle kullanılır. Bu yapı bilgiyi genel olarak aynı, yalnızca bu nokta farklı biçiminde düzenler; bu nedenle karşılaştırmalarda ve deneylerin açıklanmasında kullanışlıdır.
Alıştırma
Tam bir yan cümle biçimindeki istisnayı tanıtan iki kelimelik bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The two rooms were identical, ____ one had a window.
Cevabı göster
except that
The other group didn't know the real-world outcome. Kelime
3:23Diğer grup gerçek dünyadaki sonucu bilmiyordu.
“real-world outcome”: gerçekte meydana gelen sonuç
Burada “real-world outcome”, bir tahmin ya da olasılık değerlendirmesi değil, gerçekte meydana gelen sonuç anlamındadır. Diğer grup hangi tarafın gerçekten kazandığını bilmiyordu. “Real-world”, “outcome” sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfattır. Gözlemlenen bir sonucu yalnızca beklenen veya mümkün olan bir sonuçtan ayırır.
Alıştırma
Örnekte “real-world outcome” ne anlama geliyor?
- gerçek koşullarda gerçekten meydana gelen sonuç
- insanların gerçekleşmesini istediği sonuç
- gerçekleşebilecek ama doğrulanmamış bir sonuç
Cevabı göster
gerçek koşullarda gerçekten meydana gelen sonuç
because the likelihood of each side winning Dilbilgisi
3:30çünkü her iki tarafın da kazanma olasılığı
“In theory”: gerçek durum kontrol edilmeden önce beklenen sonucu belirtmek
Cümlenin başındaki “In theory”, mantığın veya belirtilen ilkelerin bizi beklemeye yönelttiği şeyi işaretler: İki grup benzer cevaplar vermelidir. Bunun, grupların gerçekte ne yaptığını bildiren bir ifade değil, bir tahmin olduğunu gösterir. Bu söylem belirteci, teori ile gerçeklik arasında karşıtlık kurarak bir savı düzenlemek için sıkça kullanılır. Sonraki bir cümle gerçek sonucun farklı olduğunu gösterebilir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve teorik bir beklentiyi belirten iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____, both batteries should last equally long.
Cevabı göster
In theory
because ... isn't affected by ...: bir sonucun olasılığı neden değiştirmediğini açıklamak
because ile başlayan yan cümle, iki grubun cevaplarının neden benzer olması gerektiğini açıklar. Temel yapı X isn't affected by Y şeklindedir: Y, X'i değiştirmez veya etkilemez. Burada X her bir tarafın kazanma olasılığı, Y ise gerçekte kimin kazandığıdır. Sonucu daha sonra öğrenmek, sonuç bilinmeden önce var olan olasılığı değiştirmez.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümleyi en iyi açıklayan ifade hangisidir?
- Nihai sonuç daha önce var olan olasılığı değiştirmez.
- Her iki tarafın da kazanacağı kesindi.
- Nihai sonuç daha önce var olan olasılığı değiştirir.
Cevabı göster
Nihai sonuç daha önce var olan olasılığı değiştirmez.
If there's a 20% chance of thunderstorms: bir olasılık koşulu belirtmek
if yan cümlesi bir koşul belirler: gök gürültülü fırtına ihtimali %20'dir. There's, there is ifadesinin kısaltmasıdır ve there is a ... chance of ... bir olayın belirli bir olasılığı olduğunu söylemenin yaygın bir yoludur. Tekrar kullanılabilen kalıp there is + a + yüzde + chance of + isim veya -ing biçimidir. %20, olaydan önce yapılan bir tahmindir; fırtınanın imkânsız olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Doğal olasılık kalıbını kullanarak cümleyi tam olarak 30 percent ve chance İngilizce ifadeleriyle tamamlayın: According to the forecast, there is ____ snow tonight.
Cevabı göster
a 30 percent chance of
doesn't retroactively go up to 100%: önceki bir olasılığı sonradan yeniden yazmamak
Burada retroactively, “olaydan sonra, geçmişi etkileyecek biçimde” anlamına gelir. Daha sonra gerçekten bir fırtına yaşanmış olsa bile bu sonuç, önceki tahminin olasılığını %100 yapmaz. doesn't retroactively go up to 100% yapısı, yeni bilginin daha önce belirlenmiş olasılığı yeniden yazamayacağını anlatır. Aynı fikir, daha sonra çıkarılan bir kuralın, kararın veya değerlendirmenin önceki bir dönemi etkilediği iddia edildiğinde de geçerlidir.
Alıştırma
Örnekte retroactively ne anlama geliyor?
- Artık gök gürültülü fırtına yaşanamaz.
- Olasılık başından beri tam olarak %100'dü.
- Daha sonraki bir sonuç geriye gidip önceki olasılığı değiştiremez.
Cevabı göster
Daha sonraki bir sonuç geriye gidip önceki olasılığı değiştiremez.
rated the winning side as more likely to win Kalıp ifadeler
3:48kazanan tarafın kazanma ihtimalini,
Cümle başındaki Still,: önceki beklentiye ters bir dönüş
Cümlenin başındaki Still, “yine de” veya “buna rağmen” anlamına gelir. Önce önceki noktayı ya da beklentiyi kabul eder, sonra sıradaki sonucun buna ters düştüğünü bildirir. Burada dinleyiciyi teoride olması gereken durumdan deneyin gerçekte bulduğu sonuca yönlendirir. Virgül, Still sözcüğünün tüm cümleyi önceki düşünceye bağlayan bir ifade olduğunu göstermeye yardımcı olur.
Alıştırma
Still, şu cümlede hangi görevi görüyor: “The bus was late. Still, Maya arrived before the meeting began.”?
- Önceki beklentiyle çelişen bir sonuç sunar.
- Otobüsün neden geç kaldığını açıklar.
- Maya'nın otobüs geç kalmadan önce vardığını gösterir.
Cevabı göster
Önceki beklentiyle çelişen bir sonuç sunar.
rated the winning side as more likely to win: rate X as Y kalıbı
Rate X as Y, X’i değerlendirmek ve ona Y yargısını vermek anlamına gelir. Burada X, the winning side; Y ise more likely to win ifadesidir. Yani grup, sonunda kazanan tarafın kazanma ihtimalini daha yüksek tahmin etmiştir. Karşılaştırma bildiren more likely, ardından gelen than ifadesiyle birlikte çalışır. Savaştaki iki tarafı değil, bu grubun değerlendirmesiyle sonucu bilmeyen grubun değerlendirmesini karşılaştırır.
Alıştırma
Hangi cümle bir değerlendirmeyi aktarmak için rate X as Y kalıbını doğal biçimde kullanıyor?
- They rated the proposal as more likely to succeed.
- They rated as more likely to succeed the proposal.
- They rated the proposal to more likely succeed.
Cevabı göster
They rated the proposal as more likely to succeed.
than the group who did not: tekrarlanan fiil öbeğinin eksiltilmesi
than the group who did not ifadesinde did not, did not know how the war ended ifadesinin yerini tutar. Yardımcı fiil did geçmiş zamanı ve olumsuzluğu taşırken, tekrarlanan know how the war ended fiil öbeği söylenmez. Eksik sözcükler açık olduğunda İngilizcede karşılaştırma ve karşıtlıklarda do, does veya did sıkça bu şekilde kullanılır. Böylece uzun bir cümlede aynı fiil öbeği tekrarlanmaz.
Alıştırma
Karşılaştırmayı do fiilinin geçmiş zamanı ve not ile, kısaltma kullanmadan tamamlayın: The runners who warmed up finished faster than the runners who ____.
Cevabı göster
did not
can have real-world impacts: olası pratik sonuçlar
have real-world impacts, yalnızca kuramsal açıdan önemli olmak yerine insanların yaşamlarını, kurumları veya pratik sonuçları etkilemek demektir. Burada ifade, belleğin zayıflıklarını tartışmaktan araştırma ortamları dışındaki olası etkileri değerlendirmeye geçiş yapar. Kiplik bildiren can kesinliği değil, olasılığı gösterir. real-world, impacts sözcüğünü niteler ve pratik sonuçları vurgular.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “pratik sonuçlar doğurabilir” anlamına gelen dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Even a small error in the safety report ____.
Cevabı göster
can have real-world impacts
leading questions: bir yanıtı ima eden yönlendirici sorular
Bir leading question, soruyu soran kişinin beklediği yanıtı ima edecek veya kişiyi belirli bir anlatıma yöneltecek biçimde kurulur. Bu cümlede terim, polis sorgusundaki bir riski adlandırır: sorunun ifade ediliş biçimi, tanıkların veya şüphelilerin ne söylediğini etkileyebilir. Burada leading, “en önemli” ya da “önde giden” değil, “yönlendiren” anlamındadır. Bu ifade hukukta, psikolojide, anketlerde ve görüşmelerde kullanılan yerleşik bir terimdir.
Alıştırma
Hangi soru en açık biçimde bir leading question örneğidir?
- You saw the red car leave first, didn't you?
- Can you describe the vehicles in your own words?
- What did you see after the door opened?
Cevabı göster
You saw the red car leave first, didn't you?
suggestibility could result in incorrect identifications Kalıp ifadeler
4:03telkine yatkınlık yanlış teşhislere
could result in + olası bir sonuç
Could result in + bir isim öbeği, “ardından gelen sonuca yol açabilir” anlamına gelir. Burada could geçmişteki yeteneği değil olasılığı belirtir; result in ise nedenden sonuca doğru bir ilişki kurar. Cümle iki olası sonucu belirtir: yanlış kimlik tespitleri ve güvenilmez itiraflar. Bu ifade, sonucun her zaman gerçekleştiğini ileri sürmeden bir riski açıklamak için kullanışlıdır. Tekrar kullanılabilen kalıp X could result in Y şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi could, result ve doğru edatla tamamlayın: Skipping the safety check ____ serious damage.
Cevabı göster
could result in
misattribution can lead to inaccurate eyewitness testimony. Kelime
4:13yanlış ilişkilendirme yanlış görgü tanığı ifadelerine yol açabilir.
Even in the absence of + bir isim öbeği
Even in the absence of + bir isim öbeği, “o şey veya koşul mevcut olmasa bile” anlamına gelir. Even bir ödünleme ilişkisi kurar: Okuyucu, eksik koşulun sonucu engellemesini bekleyebilir; ancak ana cümle sonucun yine de gerçekleşebileceğini söyler. Burada leading, leading questions isim öbeğinin başlangıcıdır. Cümlenin başındaki edat öbeği, ana iddiadan önce koşulu belirler. Tekrar kullanılabilen kalıp Even in the absence of X, Y can still happen şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi “bir şey olmasa bile” anlamındaki resmî dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ visible smoke, the alarm should be checked.
Cevabı göster
Even in the absence of
Yanlış atıf hatalı bir görgü tanığı ifadesine yol açabilir
Burada misattribution, bir ayrıntıyı hatırlayıp onu yanlış kaynağa bağlamak anlamına gelir. X can lead to Y kalıbı, yanlış atfı kesin sonuç doğuran değil, olası bir neden olarak sunar. Inaccurate eyewitness testimony, bir görgü tanığının gördüğü olayla ilgili anlatımının hatalar içermesidir. Hukuk veya bellek araştırması bağlamında bu cümle, bir anının kaynağıyla ilgili hatanın görgü tanığının sunduğu kanıtı nasıl etkileyebileceğini gösterir; inaccurate tek başına tanığın yalan söylediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi en iyi açıklayan ifade hangisidir?
- Yanlış atıf, tüm görgü tanığı ifadelerini mahkemede kullanılamaz hâle getirir.
- Hatalı ifade veren her görgü tanığı kasıtlı olarak yalan söylüyordur.
- Bir anının nereden geldiğiyle ilgili hata, görgü tanığının anlatımında yanlışlıklar bulunmasına neden olabilir.
Cevabı göster
Bir anının nereden geldiğiyle ilgili hata, görgü tanığının anlatımında yanlışlıklar bulunmasına neden olabilir.
tell jurors to disregard it: kanıtı değerlendirme dışında bırakmak
Bu mahkeme ifadesinde tell someone to do something birine talimat vermek için kullanılan yapıdır: jüri üyelerine disregard it denir. Disregard, bir bilgiyi bilinçli olarak değerlendirme dışında bırakmak demektir; bu nedenle jüri üyeleri karar verirken söz konusu kanıtı veya bilgiyi kullanmamalıdır. Bu, onu hafızalarından tamamen silmeleri gerektiği anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilecek anlam, bir bilgiyi karar açısından ilgisiz veya kullanılamaz saymaktır.
Alıştırma
Bu mahkeme bağlamında tells jurors to disregard it ne anlama gelir?
- Jüri üyelerinden bu bilgiyi herkesin önünde tartışmalarını ister.
- Jüri üyelerine her ayrıntıyı hatırlamalarını emreder.
- Jüri üyelerine bu bilgiyi dikkate almamalarını bildirir.
Cevabı göster
Jüri üyelerine bu bilgiyi dikkate almamalarını bildirir.
Bir delilin kabul edilemez olduğuna karar vermek
Burada rule, resmî bir karar vermek anlamına gelen hukuki bir fiildir. Yapı rule + nesne + sıfat tamamlayıcısı şeklindedir: a piece of evidence nesnedir ve inadmissible, hâkimin delile verdiği hukuki statüyü belirtir. Bir delil inadmissible ise yürürlükteki kurallar uyarınca delil olarak sunulamaz veya dikkate alınamaz. Bu, delilin mutlaka sahte veya önemsiz olduğu anlamına gelmez. Jüri üyelerine neden onu dikkate almamaları söylendiğini de bu açıklar.
Alıştırma
Cümledeki rules a piece of evidence inadmissible ne anlama gelir?
- Hâkim delilin neden doğru olduğunu açıklayan yeni bir kural yazdı.
- Hâkim, delil kuralları uyarınca bu delilin dikkate alınamayacağına resmen karar verdi.
- Hâkim delilin uydurulduğunu kanıtladı.
Cevabı göster
Hâkim, delil kuralları uyarınca bu delilin dikkate alınamayacağına resmen karar verdi.
may not be able to do so: önceki eyleme gönderme yapmak
Do so, az önce sözü edilen bir eylemin yerine geçer. Burada disregard it eylemini temsil eder ve cümlenin aynı fiil öbeğini tekrar etmesini önler. May not be able to kesinlik değil, olasılık bildirir: jüri üyeleri bu eylemi gerçekleştiremeyebilir. Önceki eylem açık olduğunda do so, ona kısa ve biraz resmi bir şekilde gönderme yapabilir.
Alıştırma
Okuyun: The jurors were told to disregard the comment, but they may not be able to do so. do so hangi eylemin yerine geçer?
- tell the jurors
- disregard the comment
- hear the verdict
Cevabı göster
disregard the comment
Bağlam çerçevesi olarak In a medical setting
In a medical setting, cümlenin başına yerleştirilen bir bağlam etiketidir. Okura, ardından gelenleri genel bir iddia olarak değil sağlık alanı içinde yorumlaması gerektiğini bildirir. Yazarlar bilgiyi düzenlemek için In a/an ... setting kalıbını kullanır: önce bir alanı belirtir, ardından o alandan bir örnek veya açıklama verirler. Burada ifade, tıbbi bir örneğe geçildiğini gösterir.
Alıştırma
Bu parçada In a medical setting ifadesinin temel işlevi nedir?
- Metnin nihai sonucunu duyurur.
- Sonraki ifadenin tıbbi bir bağlam için geçerli olduğunu gösteren bir çerçeve kurar.
- Tıbbi bir cihazın nasıl ayarlanacağını açıklar.
Cevabı göster
Sonraki ifadenin tıbbi bir bağlam için geçerli olduğunu gösteren bir çerçeve kurar.
patient seeks a second opinion: bağımsız tıbbi değerlendirme istemek
patient seeks a second opinion ifadesinde seek a second opinion yerleşik kalıptır. İlk görüş alındıktan sonra başka bir nitelikli uzmandan, genellikle başka bir doktordan, teşhisi veya tedavi planını bağımsız olarak incelemesini istemek demektir. Yapı seek + a second opinion şeklindedir. Burada second opinion, ek ve bağımsız bir uzman değerlendirmesi anlamına gelir; yalnızca birinin fikrini değiştirmesi ya da ikinci kez gelişigüzel düşünmesi değildir.
Alıştırma
Cümleyi seek ve başka bir bağımsız uzman değerlendirmesini belirten yerleşik ifadeyle tamamlayın: Before starting treatment, Luis decided to ____.
Cevabı göster
seek a second opinion
and the second physician is aware of the first one's diagnosis, Kalıp ifadeler
4:29ve ikinci doktor birinci doktorun teşhisini biliyorsa,
is aware of the first one's diagnosis: be aware of + isim
Be aware of something, “bir şeyi bilmek” veya “onun varlığının farkında olmak” anlamına gelir. Buradaki is aware of, ikinci doktorun önceki teşhisi zaten bildiğini gösterir. Ardından bir isim grubu geldiğinde of edatı bu yapının parçasıdır. the first one's diagnosis ifadesinde one, physician sözcüğünün yerine geçer; 's ise aidiyet bildirir. Bu nedenle ifade “birinci doktorun koyduğu teşhis” anlamına gelir.
Alıştırma
“Haberdar olmak” anlamındaki hedef ifadeyle mesleki bilgilendirmeyi tamamlayın: The new doctor ____ the patient's allergy.
Cevabı göster
is aware of
that knowledge may bias their conclusion. Kelime
4:33bu bilgi onların sonucunu taraflı hâle getirebilir.
that knowledge may bias their conclusion: fiil olarak bias
Bias burada geçişli bir fiildir: that knowledge etkiyi oluşturan faktördür, their conclusion ise etkilenebilecek unsurdur. To bias a conclusion, bir yargıyı belirli bir yöne iterek onu daha az tarafsız hâle getirmek anlamına gelir. May kesinlik değil, olasılık bildirir. Cümle, sonucun kesinlikle yanlış olduğunu söylemek yerine olası bir etkiye karşı uyarır.
Alıştırma
Hangi cümlede bias etken bir fiil olarak kullanılmış ve etkileyen bilgi özne yapılmıştır?
- The judge's decision may be biased by prior knowledge.
- Prior knowledge may bias the judge's decision.
- Prior knowledge may change the judge's decision.
Cevabı göster
Prior knowledge may bias the judge's decision.
not ironclad representations ... but subjective perceptions: kesinlikle güvenilir temsiller değil, öznel algılar
Bu cümlede ironclad, tamamen sağlam, kesin veya karşı çıkılması imkânsız anlamına gelen bir benzetmedir. Bir ironclad representation of reality, gerçekte olanların tamamen güvenilir bir kopyası olurdu; cümle, belleğin böyle olmadığını söylüyor. not A, but B yapısı bir tanımı reddedip yerine başka bir tanım koyar. Burada okuru, anıları nesnel kayıtlar olarak görmekten çıkarıp hatırlayan kişinin etkisiyle şekillenen algılar olarak anlamaya yöneltir.
Alıştırma
Cümlede vurgulanan karşıtlığı en iyi hangi yorum açıklar?
- Anılar gerçekliğin kusursuz derecede güvenilir kopyalarıdır.
- Anılar demirle korunan fiziksel kayıtlardır.
- Anılar, gerçekliğin sarsılmaz ve tamamen güvenilir kopyaları değil, kişisel algılardır.
Cevabı göster
Anılar, gerçekliğin sarsılmaz ve tamamen güvenilir kopyaları değil, kişisel algılardır.
And there's not necessarily anything wrong with that. Ton ve niyet
4:43Ve bunda mutlaka yanlış bir şey yoktur.
there's not necessarily anything wrong with that: bunda mutlaka yanlış bir şey olması gerekmez
Not necessarily, bir sonucun kesin olmadığını veya söylenenlerden otomatik olarak çıkmadığını belirtir. Cümle hiçbir sorun olmadığını iddia etmez; yalnızca daha önce belirtilen gerçeğe dayanarak durumun yanlış sayılmaması gerektiğini söyler. Bu ihtiyatlı ifade sonucu yumuşatır. Konuşmacı, belleği öznel olarak tanımladıktan sonra öznelliği kesin bir kusura dönüştürmek yerine farklı olasılıklara yer bırakır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve «kesin değil» anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A different answer is ____ wrong.
Cevabı göster
not necessarily
The problems arise when we treat memory as fact, Anlatım akışı
4:46Sorunlar, anılarımızın doğası hakkındaki bu temel gerçeği
The problems arise when...: sorunu doğuran koşulu belirtmek
The problems arise when... kalıbı önce bir sorundan söz eder, ardından when yan cümlesiyle bu sorunun ortaya çıktığı koşulu belirtir. Buradaki iddia, hafızanın kendisinin her zaman sorun olduğu değildir; sorun, hafıza gerçek olarak ele alındığında başlar. Bu kalıbı bir şeyin veya durumun kendisiyle insanların onu ele alma biçimini ayırmak için kullanabilirsiniz. Böylece kesin bir iddia kurabilirsiniz: X, Y koşulu altında sorun hâline gelir.
Alıştırma
Cümle esas olarak neyi vurguluyor?
- Sorunu doğuran koşul, hafızayı gerçek olarak ele almaktır.
- Nasıl kullanılırsa kullanılsın hafıza her zaman bir sorundur.
- Her gerçek hafızadan gelir.
Cevabı göster
Sorunu doğuran koşul, hafızayı gerçek olarak ele almaktır.
rather than accepting: iki eylemi karşılaştırmak
Rather than accepting, seçilmeyen eylemi, yani bu gerçeği kabul etmeyi belirtir. Bu eylemi hafızayı gerçek olarak ele almakla karşılaştırarak iki farklı tepki biçimini gösterir. Burada rather than ifadesinden sonra accepting biçimindeki -ing yapısı gelir. rather than + -ing kalıbı, ikinci seçeneği bir etkinlik veya davranış biçimi olarak sunduğunuzda kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi rather than + accept fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Maya checked the evidence ____ the first explanation.
Cevabı göster
rather than accepting
hatırladıklarımızın doğası hakkındaki bu temel gerçek
Bu ifadede the nature of our recollections, anılarımızın temel niteliğini, yani nasıl olduklarını ve nasıl işlediklerini anlatır. Burada nature, doğal dünyayı değil, “temel özellikleri” ifade eder. Recollections, hatırladığımız şeyleri anlatan memories sözcüğünden daha resmî bir sözcüktür. This fundamental truth, önceki bir bulguyu hafıza hakkında merkezi ve geniş ölçüde geçerli bir ilke olarak sunar. Böylece ifade, belirli kanıtlardan genel bir sonuca geçer.
Alıştırma
Örnekte the nature of our recollections ne anlama geliyor?
- Hafızamızın nasıl işlediğinin temel niteliği
- Kesinlikle doğru olan anıların listesi
- Hatırlanan bir olayın çevresindeki doğal ortam
Cevabı göster
Hafızamızın nasıl işlediğinin temel niteliği
with this video on why some of them seem to just get lost. Deyimler
5:05bazı anıların neden kaybolmuş gibi göründüğüne dair bu videoyla keşfetmeye devam edin.
bazıları sanki öylece kayboluyor
Some of them, önceki our fallible memories ifadesindeki anıların bir kısmını gösterir. Burada get lost mecazidir: Anılar fiziksel olarak yollarını kaybetmez; erişilemez hâle gelmiş veya hatırlanması zorlaşmış gibi görünür. Seem to belirsizlik payı bırakırken just, bunun basitçe ya da belirgin bir neden olmadan gerçekleşebileceği hissini katar. Bu anlatım, unutmayı bir anının uzaklaşıp gitmesi gibi gösterir.
Alıştırma
Bu örnekte some of them seem to just get lost ne anlama geliyor?
- Bazı insanlar yollarını bulamıyor gibi görünüyor.
- Bazı anılar fiziksel olarak başka bir yere gidiyor gibi görünüyor.
- Bazı anılar kaybolmuş veya hatırlanması zorlaşmış gibi görünüyor.
Cevabı göster
Bazı anılar kaybolmuş veya hatırlanması zorlaşmış gibi görünüyor.