Bluey TAM BÖLÜM | Bluey ve Bingo Büyükanne Kılığında! 😆 | @disneyjr: İngilizce çalışma notları

Disney Jr.

Öğrenme zorluğu
660 kelime 146 kel/dk

Video özeti: Bluey ile Bingo büyükannecilik oynarken büyükannelerin floss dansı yapıp yapamayacağını tartışır. Haklı olduğunu kanıtlamasına rağmen Bingo’nun oyun isteğini kaçıran Bluey, Nana’ya dansı öğretip anlaşmazlığı giderir ve finalde iki kardeşin yaşlandıklarında da floss yaptığını hayal eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. can you floss? / No, not your teeth. The flossing dance. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Floss sözcüğünün hem diş ipiyle diş aralarını temizlemeyi hem de bir dansı anlatabildiğini ayırt edin. Ardından gelen açıklama, yanlış anlamayı bağlam yoluyla düzeltir ve bildiğiniz bir sözcüğün duruma özgü ikinci bir anlam kazandığı anları fark etmenizi sağlar. 2. That makes two of us. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu sözü iki kişiyi sayan gerçek anlamıyla değil, konuşanın aynı duyguyu veya güçlüğü paylaştığını belirten doğal bir karşılık olarak anlayın. İfadeyi tek parça hâlinde öğrenmek, ortak bir deneyimi kısa ve doğal biçimde onaylamanıza yardımcı olur. 3. I hope we still floss at their age. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: hope, still ve at their age ögelerinin yinelenen dans şakasını kardeşlerin geleceğine dair bir kapanış düşüncesine nasıl dönüştürdüğünü görün. Bu kalıbı, önceki bir temaya geri dönüp hikâyeyi şakayı tekrarlamak yerine sıcak ve düşünceli bir notla bitirmek için kullanabilirsiniz.

Bu derste

Mum!

0:08

Anne!

Dad.

0:14

Baba.

Bingo.

0:20

Bingo.

Bluey.

0:25

Bluey.

Yeah.

0:29

Evet.

Yeah.

0:30

Evet.

Hey Bingo, what are you doing?

0:31

Hey Bingo, ne yapıyorsun?

Just flossing.

0:32

Sadece floss dansı yapıyorum.

Great.

0:34

Harika.

Do you wanna play Grannies? Ton ve niyet

0:35

Büyükanne oynamak ister misin?

Ton ve niyet

Do you wanna ...? ile gündelik davet

Do you wanna + fiilin yalın hâli? birinin bir şey yapmak isteyip istemediğini sormanın gündelik ve konuşma diline özgü bir yoludur. Bu cümlede kişinin isteğini resmî biçimde sormak yerine birlikte oynamaya yönelik samimi bir davet işlevi görür. Wanna, want to ifadesini temsil eder; bu yüzden sonraki fiil yalın hâlde kalır: wanna play, wanna watch, wanna help.

Alıştırma

Bu gündelik daveti want to ifadesinin konuşma biçimiyle tamamlayın: Do you ____ play a game?

Cevabı göster

wanna

We can visit the shop.

0:36

Markete gidebiliriz.

Okay.

0:37

Tamam.

Can I still floss?

0:38

Hâlâ floss dansı yapabilir miyim?

Mm, no,

0:40

Hmm, hayır,

I don't think grannies floss. Dilbilgisi

0:40

büyükannelerin floss dansı yaptığını sanmıyorum.

Dilbilgisi

I don't think ...: olumsuzluğu think üzerine taşıma

I don't think + yan cümle yapısında İngilizce, reddedilen düşünce sonraki yan cümlede olsa bile not sözcüğünü çoğu zaman think ile birlikte kullanır. Burada konuşan kişi grannies floss düşüncesinin muhtemelen doğru olmadığını anlatır; düşünemediğini veya düşünmek istemediğini söylemez. Bu yaygın yapıya olumsuzluk yükseltmesi denir. Olumsuz bir görüşü Grannies don't floss. diye doğrudan belirtmekten biraz daha yumuşak ve daha az kesin bir biçimde sunar.

Alıştırma

I don't think she knows. cümlesinin en doğal anlamı nedir?

  1. Onun hakkında düşünemiyorum.
  2. Onun muhtemelen bilmediğini düşünüyorum.
  3. Onun bilmesini istemiyorum.
Cevabı göster

Onun muhtemelen bilmediğini düşünüyorum.

Yeah, they do. Dilbilgisi

0:42

Evet, yaparlar.

Dilbilgisi

they do: do ile daha önceki bir eylemin yerini tutmak

they do ifadesindeki do, daha önce geçen floss fiil grubunun yerine kullanılan bir yardımcı fiildir. Tam anlamı they do floss şeklindedir; yeni ve belirtilmemiş bir şey yaptıkları anlamına gelmez. Bu kısa cevap tekrarı önler. Burada önceki olumsuz iddiaya da karşı çıkar; bu nedenle do karşıtlık taşır ve gerçekten floss yaptıklarını belirtir.

Alıştırma

work fiilini tekrarlamadan B'nin cevabını tamamlayın. these old radios için uygun özne zamirini ve doğru yardımcı fiili kullanın. A: These old radios don't work. B: Actually, ____.

Cevabı göster

they do

Has this thing ever been cleaned? Dilbilgisi

0:45

Bu şey hiç temizlendi mi?

Dilbilgisi

Has ... ever been cleaned?: present perfect edilgen soru

Has this thing ever been cleaned? cümlesinin yapısı Has + özne + ever + been + geçmiş zaman ortacıdır. Bu, present perfect edilgen bir sorudur; bu nedenle odak, temizliği kimin yaptığı değil, nesnenin temizlenip temizlenmediğidir. Ever, şimdiye kadarki herhangi bir zamanda anlamına gelir. Soru, belirli bir geçmiş zamanı söylemeden nesnenin geçmişini sorar.

Alıştırma

Present perfect edilgen soruyu tamamlayın: ____ this bicycle ever ____ repaired?

Cevabı göster

Has · been

Here come the grannies! Dilbilgisi

0:48

Büyükanneler geliyor!

Dilbilgisi

Here come the grannies!: bir gelişi duyurmak

Here come the grannies!, büyükannelerin tam o anda yaklaştığını veya görünmeye başladığını bildirir. Here sözcüğünü başa almak, yalnızca bir durumu belirtmek yerine cümleye “Bak, geliyorlar!” gibi canlı bir hava verir. Özne bir isim olduğunda bu geliş kalıbı here + fiil + özne sırasını kullanır. Fiil, ardından gelen özneyle uyum sağlar: çoğul the grannies ile come, tekil bir isimle comes kullanılır.

Alıştırma

İki otobüs yaklaşıyor. Hangi cümle gelişlerini doğal biçimde duyurur?

  1. Here come the buses!
  2. Here comes the buses!
  3. Here the buses come!
Cevabı göster

Here come the buses!

Uh-oh.

0:51

Uh-oh.

This episode of Bluey is called Grannies.

0:51

Bluey'nin bu bölümünün adı Büyükanneler.

Make sure you pick up some beans for dinner, Rita. Notlar

0:54

Akşam yemeği için biraz fasulye almayı unutma, Rita.

Kalıp ifadeler

Make sure + yan cümle: net bir hatırlatmada bulunmak

Make sure you pick up some beans cümlesinde Make sure, güçlü ve açık bir hatırlatma başlatır: konuşan kişi Rita'nın fasulyeleri satın alma işinin gerçekten yapılmasını sağlamasını ister. Burada sözcüklerin birebir anlamıyla “kesinlik oluşturmak” kastedilmez. Aktarılabilir kalıp Make sure + yan cümle biçimindedir. Yan cümlenin kendi öznesi ve fiili vardır; bu örnekte you + pick up, gerçekleşmesi gereken eylemi veya sonucu belirtir.

Alıştırma

Dersin iki sözcüklük ifadesiyle hatırlatmayı tamamlayın: Before you leave, ____ you have your keys.

Cevabı göster

Make sure

Öbek fiiller

pick up some beans: bir şeyi satın alıp geri getirmek

Burada pick up some beans, biraz fasulye satın alıp akşam yemeği için geri getirmek anlamına gelir. Fasulyeleri yerden kaldırmak anlamına gelmez. pick up + bir eşya yapısında bağlam, kişinin genellikle zaten başka bir yere giderken hızlıca bir şey satın aldığını veya teslim aldığını gösterebilir. Eşya, kişinin edinip yanında götürdüğü şeydir.

Alıştırma

“Could you pick up some eggs on your way home?” cümlesinde pick up büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Onları satın alıp eve getirmek
  2. Onları yerden kaldırmak
  3. Onları akşam yemeği için pişirmek
Cevabı göster

Onları satın alıp eve getirmek

What was that, Janet? Ton ve niyet

0:58

O da neydi, Janet?

Ton ve niyet

What was that, Janet?: Tekrar Etme İsteği

Burada What was that?, “Az önce ne dedin?” anlamına gelir. Konuşan kişi Janet’ı duymamış veya anlamamıştır ve ondan sözlerini tekrar etmesini ister. That bir nesneyi değil, az önce söylenen sözleri ifade eder. Bu kısa soru, konuşmadaki küçük bir sorunu düzeltir: iletişimi kısa süreliğine durdurur ve diğer kişinin mesajı yeniden söylemesini sağlar.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınızın az önce ne söylediğini duymadınız. Hangi yanıt ondan doğal bir şekilde tekrar etmesini ister?

  1. Sorry, what was that?
  2. Why was that?
  3. What is that over there?
Cevabı göster

Sorry, what was that?

The shop's closed, Rita.

1:00

Dükkan kapalı, Rita.

Pardon? Ton ve niyet

1:02

Efendim?

Ton ve niyet

Pardon?: kibarca tekrar istemek

Pardon? tek başına soru olarak söylendiğinde, karşıdaki kişiden az önce söylediğini kibarca tekrar etmesini veya açıklamasını ister. Burada anlamı “Tekrar eder misiniz?”dir; “Sizi affediyorum” değildir. Konuşmada tek başına tam bir yanıt olabilir. Soru sonundaki yükselen tonlama, konuşanın duymadığını veya anlamadığını göstermeye yardımcı olur.

Alıştırma

Birisi çok alçak sesle konuştu. Pardon? büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Sizi affediyorum.
  2. Lütfen gidin.
  3. Tekrar eder misiniz?
Cevabı göster

Tekrar eder misiniz?

I said the shop's closed.

1:04

Dükkan kapalı dedim.

Don't worry about her, love. Ton ve niyet

1:09

Onun için endişelenme canım.

Ton ve niyet

Don't worry about her: birini rahatlatmak

Don't worry about her olumsuz emir biçimindedir, ancak burada dinleyeni rahatlatmak ve gerginliği azaltmak için kullanılır. Konuşan kişi, dinleyenin her ile belirtilen kişi için endişelenmesine gerek olmadığını söyler. Don't worry about + kişi veya şey kalıbı, endişenin neyle ilgili olduğunu belirtir. Duruma göre o kişinin iyi olacağı veya dinleyenin o kişinin davranışlarından rahatsız olmaması gerektiği anlamına gelebilir.

Alıştırma

“Don't worry about her. She's safe,” cümlesinde konuşan kişi ne yapıyor?

  1. Dinleyeni rahatlatmak ve endişesini azaltmak
  2. Dinleyene onu endişelendirmesini söylemek
  3. Onun neden endişeli olduğunu sormak
Cevabı göster

Dinleyeni rahatlatmak ve endişesini azaltmak

She's just looking for baked beans. Kalıp ifadeler

1:11

Sadece fırınlanmış fasulye arıyor.

Kalıp ifadeler

She's just looking for ...: look for ile arama anlamı vermek

She's just looking for ... onun bir şeyi bulmaya çalıştığı anlamına gelir. She's, she is ifadesinin kısaltmasıdır; is looking ise arama eyleminin şu anda sürdüğünü gösterir. Aranan kişi veya nesne for sözcüğünden sonra gelir. Look for burada tek bir kalıp gibi çalışır, bu nedenle for atılamaz. Just, «yalnızca» veya «sadece» anlamı verir ve açıklamayı daha sakin göstererek daha ciddi bir şey olmadığını sezdirir.

Alıştırma

Cümleyi look for kalıbındaki eksik sözcükle tamamlayın: Leo cannot find his library book, so he is looking ____ it.

Cevabı göster

for

Hey!

1:14

Hey!

Where are the beans?

1:15

Fasulyeler nerede?

Look, I think it's best if Oh.

1:17

Bakın, sanırım en iyisi... Oh.

Janet, wake up.

1:20

Janet, uyan.

Just having a nana nap, love. Kelime

1:23

Sadece büyükanne uykusu uyuyordum canım.

Kelime

Just having a nana nap: büyükanne karakteri taşıyan eğlenceli bir ifade

Nana nap ifadesinde nana, bazı ailelerde büyükanne için kullanılan sevgi dolu bir hitaptır; nap ise kısa bir uyku anlamına gelir. Nana nap standart bir teknik terim değildir. Burada sıradan bir kısa uykuya eğlenceli biçimde büyükanne karakteri katar. Just having ... günlük konuşmada kısaltılmış bir yanıttır ve I'm just having ... şeklinde anlaşılır. Just, yapılan şeyin küçük ve rahat bir eylem gibi görünmesini sağlar. Sözcükler birlikte sıcak ve eğlenceli bir rol yapma sesi oluşturur.

Alıştırma

Bu cümlede nana nap ne anlatıyor?

  1. Kısa bir uykuyu büyükanne karakteriyle eğlenceli biçimde anlatan bir ifade.
  2. Bir uyku bozukluğunun resmî tıbbi adı.
  3. Yalnızca bir büyükannenin evinde yapılabilecek kısa uyku.
Cevabı göster

Kısa bir uykuyu büyükanne karakteriyle eğlenceli biçimde anlatan bir ifade.

I couldn't find any baked beans.

1:25

Hiç fırınlanmış fasulye bulamadım.

What have you got there? Ton ve niyet

1:28

Orada ne var elinde?

Ton ve niyet

What have you got there? ile yeni fark edilen bir nesneyi sormak

What have you got there? konuşan kişi bir nesneyi fark ettikten sonra karşısındakinin neye sahip olduğunu, elinde ne tuttuğunu veya yakınında ne bulundurduğunu sorar. Günlük konuşmada have got burada have ile aynı anlama gelir. There, diğer kişinin bulunduğu yeri veya yanındaki nesneyi gösterir; mutlaka uzak bir yeri anlatmaz. Soru, ses tonuna göre merak, şaşkınlık veya kuşku ifade edebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınızın bir elinde küçük bir nesne sakladığını fark ediyorsunuz. Bunun ne olduğunu doğal biçimde soran soru hangisidir?

  1. What are you doing there?
  2. Where are you going?
  3. What have you got there?
Cevabı göster

What have you got there?

Oh, nothin', dear.

1:30

Oh, hiçbir şey canım.

Hey, you have to pay for those beans. Dilbilgisi

1:33

Hey, o fasulyelerin parasını ödemeniz gerek.

Dilbilgisi

you have to pay for those: ürünlerin parasını ödeme zorunluluğu

you have to pay for those ifadesinde have to + fiilin yalın hâli bir zorunluluk belirtir: ödeme yapılması gerekir. Buradaki have, have to yapısının parçasıdır ve “sahip olmak” anlamına gelmez. Pay for + ürün veya hizmet, paranın ne için ödendiğini gösterir. Those, görünen veya daha önce söz edilmiş çoğul nesneleri belirtir; tam cümlede fasulyeleri gösterir.

Alıştırma

Bir müşteri birkaç atıştırmalıkla çıkmaya başlıyor. Atıştırmalıkların parasının ödenmesi gerektiğini doğru biçimde söyleyen cümle hangisidir?

  1. You have to pay those snacks.
  2. You have to pay to those snacks.
  3. You have to pay for those snacks.
Cevabı göster

You have to pay for those snacks.

Run, Rita.

1:36

Koş, Rita.

Oh, I slipped on my beans.

1:40

Oh, fasulyelerime basıp kaydım.

Bingo, you have to play properly.

1:46

Bingo, düzgün oynaman gerekiyor.

You can only do what Grannies do. Dilbilgisi

1:49

Sadece büyükannelerin yaptığı şeyleri yapabilirsin.

Dilbilgisi

You can only do what Grannies do: izin verilen eylemleri sınırlamak

Can only do, izin verilen eylemleri sınırlar: dinleyen kişi büyükannelerin yaptığı eylemleri yapabilir ve başka eylemler yapamaz. Kural ve talimatlarda can only + fiilin yalın hâli, yalnızca birinin neyi yapabildiğini değil, neye izin verildiğini belirtir. What Grannies do, “büyükannelerin yaptığı şeyler” anlamına gelen bir isim cümleciğidir. Cümleciğin tamamı do fiilinin nesnesidir; what burada ayrı bir soru başlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, oyuncunun yalnızca liderin hareketlerini taklit edebileceğini ve başka hareketler yapamayacağını söyler?

  1. You can copy what the leader does.
  2. You can only copy what the leader does.
  3. You cannot copy what the leader does.
Cevabı göster

You can only copy what the leader does.

And Grannies don't floss.

1:51

Ve büyükanneler floss dansı yapmaz.

They do.

1:53

Yaparlar.

Mum, who's right, me or Bingo? Ton ve niyet

1:54

Anne, kim haklı, ben mi yoksa Bingo mu?

Ton ve niyet

who's right, me or Bingo?: üçüncü bir kişiden karar vermesini istemek

Who's right, me or Bingo? bir anlaşmazlıkta hangi tarafın haklı olduğuna karar vermesini üçüncü bir kişiden ister. Burada right, “doğru” veya “haklı” anlamındadır; “sağ tarafta” anlamında değildir. Me or Bingo, karşılaştırılan iki kişiyi belirtir. Bu kısa yapı gündelik konuşmada doğaldır ve Am I right, or is Bingo right? gibi daha eksiksiz bir sorunun yerine kullanılır.

Alıştırma

Who's right, me or Bingo? cümlesinde konuşan kişi annesinden ne yapmasını istiyor?

  1. İki kişiden hangisinin haklı olduğuna karar vermek.
  2. Bingo'yu biriyle tanıştırmak.
  3. Kimin sağ tarafta durduğunu söylemek.
Cevabı göster

İki kişiden hangisinin haklı olduğuna karar vermek.

Uh go ask your father.

1:57

Iıı git babana sor.

Oh, yeah.

1:59

Oh, tamam.

What are these kids eating?

2:00

Bu çocuklar ne yiyor böyle?

Oh what ow!

2:03

Oh o ne ah!

Hey!

2:04

Hey!

Turn on the TV, Rita. Öbek fiiller

2:05

Televizyonu aç, Rita.

Öbek fiiller

Turn on the TV: turn on + bir cihaz

Turn on the TV, televizyonu çalışır duruma getirmek demektir. Turn on bir öbek fiildir; on, turn ile birlikte anlam oluşturur ve burada konum bildirmez. Nesne bir isimse turn on the TV ve turn the TV on doğaldır. Nesne bir zamirse iki parçanın arasına gelir: turn it on; turn on it denmez.

Alıştırma

Turn on ve it zamirini kullanarak yönergeyi tamamla: The fan is off. Please ____.

Cevabı göster

turn it on

Okay, Janet.

2:08

Tamam, Janet.

What are you kids doing?

2:11

Siz çocuklar ne yapıyorsunuz?

Ah, it's that show about the big blue baboon.

2:13

Ah, şu büyük mavi babunla ilgili program bu.

Baboon?

2:16

Babun mu?

Change the channel. Kalıp ifadeler

2:17

Kanalı değiştir.

Kalıp ifadeler

Change the channel: kanal değiştirmek için doğal ifade

Change the channel, farklı bir televizyon veya radyo kanalı seçmek demektir. Burada change, the channel ifadesini doğrudan nesne olarak alır; bu yüzden hangi yeni kanalın seçileceği söylenmese de komut tamamlanmıştır.

Alıştırma

Farklı bir televizyon kanalı istiyorsun ancak hedef kanalı belirtmiyorsun. Hangi rica doğaldır?

  1. Could you change to the channel?
  2. Could you change the channel?
  3. Could you turn on the channel?
Cevabı göster

Could you change the channel?

Bingo, stop it.

2:22

Bingo, dur.

Dad, tell Bingo that Grannies don't floss. Dilbilgisi

2:24

Baba, Bingo'ya büyükannelerin floss dansı yapmadığını söyle.

Dilbilgisi

tell Bingo that ...: tell + kişi + that yan cümlesi

Tell fiilinden sonra mesajı alan kişi ve ardından bir that yan cümlesi gelebilir: tell + someone + that + tam cümle. Burada Bingo mesajı alan kişidir; Grannies don't floss ise babadan iletmesi istenen mesajdır. That, aktarılan içeriği başlatır; ayrı bir emir başlatmaz. Günlük konuşmada tell Bingo Grannies don't floss örneğindeki gibi atılabilir, ancak kullanılması mesajın sınırını daha açık gösterir.

Alıştırma

Bir mesajı iletmek için tell + kişi + that yan cümlesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Please tell Maya that the meeting starts at nine.
  2. Please say Maya that the meeting starts at nine.
  3. Please tell that the meeting starts at nine to Maya.
Cevabı göster

Please tell Maya that the meeting starts at nine.

What are you kids on about? Kelime

2:27

Siz çocuklar neyden bahsediyorsunuz?

Kelime

What are you kids on about?: Neden bahsediyorsunuz?

Be on about, Britanya ve Avustralya İngilizcesinde kullanılan ve “bir şey hakkında konuşmak” anlamına gelen gayriresmî bir ifadedir. Bu soruda konuşan kişi, sohbet kafa karıştırıcı veya tuhaf geldiği için çocukların ne hakkında konuştuğunu sorar. Kids burada doğrudan hitaptır ve sorunun yöneltildiği kişileri gösterir. Söyleyiş biçimine göre What are you on about? yalnızca şaşkınlık veya hafif sabırsızlık ifade edebilir; on about bir konumu anlatmaz.

Alıştırma

What are you kids on about? sorusunda on about ne anlama gelir?

  1. Sizi heyecanlandıran şey nedir?
  2. Neyin üzerinde duruyorsunuz?
  3. Neden bahsediyorsunuz?
Cevabı göster

Neden bahsediyorsunuz?

We want to know, Kalıp ifadeler

2:28

Bilmek istiyoruz,

do Grannies floss?

2:30

büyükanneler floss dansı yapar mı?

Kalıp ifadeler

Soruyu açan “We want to know, ...”

We want to know, konuşanların amacını, yani bir cevap almak istediklerini belirten bir giriş ifadesidir. Ardından gelen do Grannies floss? asıl sorudur. Burada giriş ifadesinin ardından tam bir doğrudan soru gelir; bu yüzden do, Grannies sözcüğünden önce kalır. Bu yapı konuşmada doğaldır. Daha özenli yazılarda “We want to know: Do grannies floss?” gibi iki noktalı bir biçim veya “We want to know whether grannies floss.” gibi dolaylı bir soru daha akıcıdır.

Alıştırma

“We want to know, do Grannies floss?” cümlesinde “We want to know” ne işe yarar?

  1. Konuşanların cevabı zaten bildiğini söyler.
  2. Birine soru sormayı bırakmasını söyler.
  3. Konuşanların yanıtını öğrenmek istediği soruyu tanıtır.
Cevabı göster

Konuşanların yanıtını öğrenmek istediği soruyu tanıtır.

Do they?

2:32

Yaparlar mı?

How should I know? Ton ve niyet

2:33

Ben nereden bileyim?

Ton ve niyet

Retorik bir yanıt olarak “How should I know?”

How should I know? retorik bir sorudur. Konuşan kişi bir şeyi nasıl öğrenebileceğini sormaz; asıl anlam “Bunu bilmem için hiçbir neden veya yol yok”tur. Buradaki should, ahlaki bir yükümlülük ifade etmek yerine konuşan kişinin cevabı bilmesi gerektiği beklentisine karşı çıkar. Tarafsız I don't know ifadesiyle karşılaştırıldığında bu yanıt daha fazla duygu taşır. Ses tonuna göre şaşkın, savunmacı, sabırsız veya kızgın gelebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız Leo'nun anahtarları nereye koyduğunu soruyor, fakat siz Leo'yu görmediniz. Hangi yanıt hem bilmediğinizi söyler hem de bilmenizin beklenmesine karşı çıkar?

  1. I know exactly where he put them.
  2. I don't know yet, but I'll ask Leo.
  3. How should I know? I haven't seen Leo.
Cevabı göster

How should I know? I haven't seen Leo.

Go and ask your nana! Kalıp ifadeler

2:34

Gidip büyükannenize sorun!

Kalıp ifadeler

Go and ask...: birine gidip sormasını söylemek

“Go and ask your nana!” cümlesinde go and ask, konuşmada tek bir yönerge olarak işlev görür: Dinleyen kişi büyükannesinin yanına gidip ona sormalıdır. Konuşan kişi go ve ask eylemlerini birbiriyle ilgisiz iki görev olarak sunmaz. Tekrar kullanılabilen kalıp go and + fiilin yalın hâlidir. Go and check veya go and see örneklerinde olduğu gibi, birine gidip sonraki eylemi yapmasını söyler.

Alıştırma

Yönergeyi dersteki kalıbın aynısıyla tamamlayın: ____ your sister if the library is open.

Cevabı göster

Go and ask

Oh, yeah.

2:35

Oh, doğru.

Oh, hello.

2:40

Oh, merhaba.

Nana,

2:43

Büyükanne,

Down.

2:44

Aşağı.

Down.

2:45

Aşağı.

Who's there?

2:46

Kim var orada?

Hang on. Kalıp ifadeler

2:48

Bekleyin.

Kalıp ifadeler

Hang on: birinden kısa süre beklemesini istemek

Bu konuşmada Hang on. “Biraz bekle” anlamına gelir. Karşıdaki kişiden kısa süreliğine durmasını ister; bir şeyi tutmak veya bir yerden sarkmak gibi gerçek bir anlam taşımaz. Telefonda ve yüz yüze konuşmada kullanılabilir. Genellikle konuşan kişi devam etmeden önce birkaç saniyeye ihtiyaç duyduğunda söylenir.

Alıştırma

Kısa bir duraklama istemek için dersteki iki sözcüklü samimi ifadeyi kullanın: ____, I need to check the number.

Cevabı göster

Hang on

I can never work this thing. Kelime

2:50

Şu aleti bir türlü çalıştıramıyorum.

Kelime

work this thing: work fiilini ‘kullanmak’ anlamında kullanmak

Burada work, kullanmak veya kumanda etmek anlamına gelen geçişli bir fiildir. Konuşan kişi nesneyi nasıl kullanacağını çözemediğini söylüyor; bir işte çalışamadığını söylemiyor. This thing, adı önemli olmadığında ya da konuşan kişi adını söylemek istemediğinde bir nesneyi belirsiz biçimde gösteren günlük bir ifadedir. Can never, her deneme başarısız oluyormuş gibi, bıkkınlık içeren bir genelleme olarak duyulabilir.

Alıştırma

“I can never work this thing.” cümlesinde work ne anlama gelir?

  1. nesneyi kullanmak veya kumanda etmek
  2. bir iş sahibi olmak
  3. nesnenin kendi başına düzgün çalışması
Cevabı göster

nesneyi kullanmak veya kumanda etmek

Oh, I'm gonna take this thing back. Öbek fiiller

2:52

Oh, bu aleti geri götüreceğim.

Öbek fiiller

take this thing back: bir ürünü iade etmek

Bu alışveriş bağlamında take this thing back, genellikle üründe bir sorun olduğu veya konuşan kişi ürünü artık istemediği için onu mağazaya ya da geldiği yere geri götürmek anlamına gelir. Back, önceki yere dönüşü gösterir. Nesne bir isim olduğunda take this thing back örneğindeki gibi take ile back arasına gelebilir. Nesne bir zamir olduğunda ise normalde ortada olmalıdır: take it back denir, take back it denmez. I'm gonna, I'm going to ifadesinin günlük konuşmadaki biçimidir ve konuşanın planını gösterir.

Alıştırma

Tekrarlanan ismin yerine bir zamir koyun ve take ... back kullanın: These headphones are defective, so I'm going to ____ tomorrow.

Cevabı göster

take them back

Bob, can you work this thing out? Öbek fiiller

2:56

Bob, bu aleti sen çalıştırabilir misin?

Öbek fiiller

work this thing out: anlamak ya da çözmek

Bu cümlede work this thing out, “bu şeyin nasıl çalıştığını veya nasıl kullanılacağını çözmek” anlamına gelir. Work out, düşünerek, deneyerek ya da bir sorunu çözerek yanıt bulmak anlamındaki bir öbek fiildir; burada “egzersiz yapmak” anlamında değildir. Nesne bir isim olduğunda work this thing out veya work out this thing denebilir; ancak burada ilk biçim doğaldır. Nesne bir zamir olduğunda work ile out arasına gelmelidir: work it out denir, work out it denmez.

Alıştırma

Hangi cümlede work out, “onu çözmek veya anlamak” anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. We can work out it together.
  2. We can work it together out.
  3. We can work it out together.
Cevabı göster

We can work it out together.

Nana!

2:59

Büyükanne!

Oh, oh, there ya go. Ton ve niyet

3:00

Oh, oh, işte oldu.

Ton ve niyet

there ya go: başarı veya bir şey uzatma sırasında gündelik tepki

There ya go, there you go ifadesinin gündelik telaffuzunu gösterir. Bu cümlede başarılı bir eyleme tepki olarak kullanılır ve “İşte bu” ya da “Başardın” anlamına gelir. Aynı ifade birine bir şey uzatırken de kullanılabilir; bu durumda “Buyurun” anlamına gelir. Anlamı durum belirler; bir yere gitme yönünde gerçek bir talimat değildir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız sıkışmış kavanozu sonunda açıyor ve siz “There ya go!” diyorsunuz. Büyük olasılıkla ne anlatıyorsunuz?

  1. İşte bu, başardın.
  2. Şu yere git.
  3. Lütfen yarın tekrar dene.
Cevabı göster

İşte bu, başardın.

Hi, girls.

3:02

Merhaba, kızlar.

Nana, can you floss? Kelime

3:04

Büyükanne, floss dansı yapabilir misin?

Oh, yes, Bingo.

3:06

Oh, evet, Bingo.

I floss every night.

3:07

Her gece diş ipi kullanırım.

No, not your teeth.

3:09

Hayır, dişlerin için değil.

The flossing dance.

3:11

Floss dansı.

Kelime

can you floss? ... The flossing dance: floss sözcüğünün iki anlamı

Floss sözcüğünün ilk kullanımı özellikle iki anlama gelecek şekilde bırakılmıştır. Nana bunu olağan diş bakımı anlamında, yani dişlerin arasını diş ipiyle temizlemek olarak anlar; bu yüzden I floss every night diyerek bu anlama cevap verir. No, not your teeth bu yorumu reddeder, The flossing dance ise amaçlanan anlamı açıklar: genellikle the floss denilen dansı yapmak. Bu düzeltme, teeth ve dance gibi çevredeki sözcüklerin aynı sözcüğün doğru anlamını seçmeye yardımcı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu konuşmada can you floss? sorusunun sonuçta hangi anlama geldiği anlaşılıyor?

  1. Dişlerini diş ipiyle temizleyebiliyor musun?
  2. Floss dansını yapabiliyor musun?
  3. Bana biraz diş ipi gösterebilir misin?
Cevabı göster

Floss dansını yapabiliyor musun?

This one.

3:13

Bu işte.

Floss.

3:15

Floss.

Oh my goodness.

3:16

Aman Tanrım.

Can I floss?

3:18

Ben mi floss dansı yapacağım?

Well, I'll give it a go. Kalıp ifadeler

3:19

Pekâlâ, bir deneyeyim.

Kalıp ifadeler

I'll give it a go: denemeyi kabul etmek

Give it a go, “denemek” veya “bir girişimde bulunmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. It zamiri az önce sözü edilen etkinliğe gönderme yapar, a go ise bir deneme anlamındadır; burada bir yere gitmekten söz edilmez. I'll give it a go, konuşanın ne kadar başarılı olacağından emin olmasa da denemeye istekli olduğunu gösterir. Başarıyı değil, denemeyi taahhüt eder.

Alıştırma

Cümleyi “denemek” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I haven't made sushi before, but I'll ____.

Cevabı göster

give it a go

That's not it. Ton ve niyet

3:24

Öyle değil.

Ton ve niyet

That's not it: mevcut denemeyi düzeltme

That's not it, birinin az önce seçtiği, yaptığı veya anladığı şeyin amaçlanan cevap ya da biçim olmadığını belirtir. Buradaki it, adı açıkça söylenmiş belirli bir nesneyi değil, hedef hareketi veya doğru yapılış biçimini temsil eder. Bu ifade, “o değil” ya da “öyle değil” anlamında anında düzeltme yapar. Kişiyi veya denemeyi doğrudan yanlış diye nitelemek yerine yapılan şeyin hedefle uyuşmadığını gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız hareketi yanlış taklit ediyor. Burada “That's not it” ne anlama gelir?

  1. Hareket amaçlanan hareket değil.
  2. Hareketin adı yok.
  3. Hareket başka bir yerde.
Cevabı göster

Hareket amaçlanan hareket değil.

Oh, this is hard.

3:25

Oh, bu zormuş.

You've gotta give it some of these! Kelime

3:28

Biraz şunlardan katmalısın!

Kelime

You've gotta give it some of these!: hareketlerle yapılan bir gösterim

Bu son derece günlük ifade, konuşan kişi bazı hareketleri gösterirken söylenir. You've gotta, “you have got to” veya “you need to” anlamına gelir. give it some of these içinde it, gösteriyi ya da etkinliği; these ise gösterilmekte olan hareketleri belirtir. İfade, bir şeye nesneler vermekle ilgili değildir. Bütün olarak “Buna böyle birkaç hareket eklemelisin!” anlamına gelir. these neyi temsil ettiğini görünür bir el kol hareketinden veya gösterimden aldığı için cümle o anki duruma büyük ölçüde bağlıdır.

Alıştırma

Bir antrenör kollarını daire biçiminde çevirirken “You've gotta give it some of these!” diyor. Bu cümle ne anlama gelir?

  1. Hareketleri zaten bitirdin.
  2. Birkaç nesneyi teslim etmen gerekiyor.
  3. Gösterilenlere benzer hareketler eklemen gerekiyor.
Cevabı göster

Gösterilenlere benzer hareketler eklemen gerekiyor.

No, Bob, that's not it.

3:31

Hayır, Bob, öyle değil.

No, it's not that, Nana.

3:33

Hayır, öyle değil, Büyükanne.

Oh, look, you know, kids,

3:37

Oh, bakın, çocuklar,

I don't think I can do the flossing. Dilbilgisi

3:38

sanırım ben bu floss dansını yapamıyorum.

Dilbilgisi

I don't think I can...: olumsuz bir yargıyı yumuşak biçimde belirtmek

I don't think I can... konuşanın bir şeyi büyük olasılıkla yapamayacağına inandığını anlatır. not, think sözcüğünün yanında görünse de olumsuzluk sonraki düşünceyi kapsar; konuşanın düşünmediği anlamına gelmez. İngilizcede think ile birlikte olumsuzluk genellikle think'ten önce kurulur. Buna olumsuzluk yükseltmesi denir. Bu, olağan ve nötr kalıptır; can't ifadesini doğrudan think'ten sonra kullanmaktan çoğu zaman daha az keskin gelir.

Alıştırma

Cümleyi doğal ve daha yumuşak kalıpla tamamlayın: I ____ finish all of this tonight.

Cevabı göster

don't think I can

Yeah, I was right.

3:41

Evet, ben haklıydım.

Oosh.

3:42

Uş.

Is this right?

3:45

Böyle doğru mu?

Nana!

3:47

Büyükanne!

Hey, I've got it. Kalıp ifadeler

3:49

Hey, ben kaptım.

Kalıp ifadeler

I've got it: şimdi anladım veya yapabiliyorum

Bu bağlamda I've got it, “Şimdi anladım” veya “Nasıl yapılacağını öğrendim” demektir. it zamiri bir hareketi, yöntemi ya da fikri anlatır; mutlaka fiziksel bir nesneyi göstermez. İnsanlar bunu genellikle bir şey sonunda anlaşıldığında veya alıştırmalar sonuç vermeye başladığında söyler. Başka bağlamlarda I've got it, “Bende” ya da “Ben hallederim” anlamına gelebilir; dolayısıyla kastedilen anlamı durum belirler.

Alıştırma

Yeni bir hareketi çalıştıktan sonra Elena “I've got it.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Harekete bir nesneymiş gibi sahip.
  2. Hareketi nasıl yapacağını öğrendi.
  3. Hareketi unuttu.
Cevabı göster

Hareketi nasıl yapacağını öğrendi.

I've got it.

3:50

Ben kaptım.

I'm doing it.

3:50

Yapıyorum işte.

Oh, Bob.

3:52

Oh, Bob.

See, Grannies can't floss.

3:55

Gördün mü, büyükanneler floss dansı yapamaz.

Okay, Bingo, let's keep playing. Kalıp ifadeler

3:58

Tamam, Bingo, oynamaya devam edelim.

Kalıp ifadeler

let's keep playing: keep + fiilin -ing hâli

Keep playing, oynama eylemine devam etmek demektir. keep + fiilin -ing hâli yapısında keep, eylemin durmadığını gösterir. Let's, cümleyi konuşan kişinin Bingo ile birlikte devam etme önerisine dönüştürür.

Alıştırma

Cümleyi play fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The game is still fun, so let's keep ____.

Cevabı göster

playing

Bingo?

4:00

Bingo?

Bingo, do you still want to play?

4:04

Bingo, hâlâ oynamak istiyor musun?

No.

4:07

Hayır.

Just because I was right? Ton ve niyet

4:08

Sırf ben haklı çıktım diye mi?

Ton ve niyet

Just because I was right?: ana cümlesi atılmış bir itiraz sorusu

Just because I was right?, konuşmada ana cümlenin atıldığı eksiltili bir sorudur; önceki konuşma anlamı açık ettiği için ana cümle söylenmez. Tam düşünce, Are you refusing to keep playing just because I was right? yani “Sırf ben haklıydım diye oynamaya devam etmeyi mi reddediyorsun?” gibi düşünülebilir. Burada just, “yalnızca” veya “sırf” anlamındadır. Konuşan kişi Bingo'nun tepkisinin nedenini sorgular ve şaşkınlık ya da hafif rahatsızlık gösterir; kendisinin haklı olup olmadığını sormaz.

Alıştırma

Bu bağlamda konuşan kişi Just because I was right? diyerek esas olarak ne yapıyor?

  1. Haklı olmanın konuşanı mutlu ettiğini açıklamak
  2. Konuşanın söylediğinin doğru olup olmadığını sormak
  3. Diğer kişinin tepkisinin yalnızca konuşanın haklı olmasına dayanıp dayanmadığını sorgulamak
Cevabı göster

Diğer kişinin tepkisinin yalnızca konuşanın haklı olmasına dayanıp dayanmadığını sorgulamak

That's not fair, Bingo. Ton ve niyet

4:10

Bu hiç adil değil, Bingo.

Ton ve niyet

“That's not fair”: haksızlığa doğrudan itiraz

That's not fair, bir kural, karar, paylaşım veya davranış adaletsiz göründüğünde kullanılan yaygın ve doğrudan bir itirazdır. Burada fair, “adil” veya “eşitlikçi” anlamındadır; panayır ya da güzel hava anlamında değildir. That, az önce yaşanan duruma veya eyleme işaret eder. Konuşan kişi bunu adaletsiz bulur ve çoğu zaman hayal kırıklığını ya da incinmişliğini de gösterir. Bu nedenle ifade, bir açıklama veya değişiklik talebi taşıyabilir.

Alıştırma

Bu dersteki itirazı aynen kullanarak İngilizce diyaloğu tamamlayın: “You got two turns. ____!”

Cevabı göster

That's not fair

I hung out the washing yesterday. Kalıp ifadeler

4:14

Dün çamaşırları ben astım.

Kalıp ifadeler

“I hung out the washing”: yıkanmış çamaşırları kurumaya asmak

I hung out the washing, hang out the washing ifadesinin geçmiş zamanını kullanır ve “yıkanmış giysileri kuruması için ipe astım” anlamına gelir. Bir nesneyi asma anlamındaki hang fiilinin düzensiz geçmiş zamanı hung biçimidir. Bu ev işi ifadesinde the washing, özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde giysileri veya çamaşırı topluca anlatır. Doğrudan nesne olan the washing, ifadeye ev işi anlamını verir.

Alıştırma

Bu dersteki geçmiş zamanlı ev işi ifadesiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: Yesterday, I ____ before the rain started.

Cevabı göster

hung out the washing

It's your turn. Kalıp ifadeler

4:16

Sıra sende.

Kalıp ifadeler

It's your turn: sıranın kimde olduğunu söylemek

It's your turn, insanların sırayla yaptığı bir etkinlikte sıradaki kişinin dinleyici olduğunu belirtir. Burada turn, yön değiştirme değil, kişinin sıradaki yeri ya da fırsatı anlamındadır. Kullanılabilir kalıp It's + someone's turn şeklindedir. Yapılacak eylemi belirtmek için to + fiilin yalın hâli eklenir: It's your turn to choose.

Alıştırma

Sırayla yapılan bir etkinlikte, başka bir kişiye şimdi onun hareket etmesi gerektiğini hangi cümle söyler?

  1. It's your turn.
  2. It's your choice.
  3. Turn to your right.
Cevabı göster

It's your turn.

No, I did it.

4:17

Hayır, ben asmıştım.

I remember it distinctly. Kelime

4:18

Çok net hatırlıyorum.

Kelime

I remember it distinctly: açık ve kesin biçimde hatırlamak

Distinctly, remember fiilini niteleyen bir zarftır. Bu cümlede anının açık ve kesin olduğunu belirtir ve konuşanın yanılmadığına dair iddiasını güçlendirir. Remember ile kullanıldığında distinctly, özellikle kesin ayrıntılar veya farklı anlatımlar önemliyse, bilinçli ve vurgulu bir ton taşır. Yalnızca “buna dair bir anım var” değil, “açıkça ve kuşkuya yer bırakmadan” anlamına gelir.

Alıştırma

“Açık ve kesin bir biçimde” anlamına gelen ve remember fiilini doğru biçimde niteleyen sözcüğü seçin: I remember the day ____.

  1. distinctive
  2. distinction
  3. distinctly
Cevabı göster

distinctly

Well, you're distinctly wrong. Ton ve niyet

4:20

Eh, çok net bir şekilde yanılıyorsun.

Ton ve niyet

Well, you're distinctly wrong: distinctly sözcüğünü tekrarlayarak karşılık verme

Bu yanıtta distinctly yalnızca wrong sözcüğünü güçlendirmez. Diğer kişi az önce “I remember it distinctly” demiştir; konuşan kişi de distinctly sözcüğünü bilerek tekrarlayıp bu kendinden emin tavrı ona karşı kullanır. Böylesine kesin olduğu söylenen anı yanlışsa, o kişi “distinctly wrong”dur. Well, karşı çıkıştan önce bunun önceki söze verilen bir yanıt olduğunu gösterir. Aynı sözcüğün tekrarlanması, cümleyi birinin yanıldığını tarafsızca söylemekten çıkarıp hızlı ve nükteli bir karşılığa dönüştürür.

Alıştırma

“Well, you're distinctly wrong” bu bağlamda neden nükteli bir karşılık gibi duyulur?

  1. Yalnızca diğer kişinin ileride hata yapacağını tahmin eder.
  2. Diğer kişinin kullandığı distinctly sözcüğünü tekrarlar ve onun kendinden emin tavrını kendisine karşı kullanır.
  3. Diğer kişiden distinctly sözcüğünün anlamını kibarca açıklamasını ister.
Cevabı göster

Diğer kişinin kullandığı distinctly sözcüğünü tekrarlar ve onun kendinden emin tavrını kendisine karşı kullanır.

Mum, I said that Grannies can't floss,

4:22

Anne, ben büyükanneler floss dansı yapamaz demiştim,

but Bingo said they can.

4:24

ama Bingo yapabilir dedi.

But I was right.

4:26

Ama ben haklıydım.

We rang Nana,

4:28

Büyükannemizi aradık,

and she couldn't floss.

4:29

ve o dans edemedi.

But Bingo won't play with me. Dilbilgisi

4:30

Ama Bingo benimle oynamak istemiyor.

Dilbilgisi

won't play with: reddetme bildiren won't

Won't, will not ifadesinin kısaltmasıdır; ancak burada gelecekle ilgili basit bir tahmin değil, reddetme veya isteksizlik bildirir. Bingo won't play with me, Bingo'nun konuşan kişiyle oynamak istemediği anlamına gelir. Bir insan ya da hayvan bir eylemi yapıp yapmamayı seçebiliyorsa won't şimdiki bir reddetmeyi anlatabilir: He won't listen; The dog won't move. Won't sözcüğünün reddetme mi yoksa sıradan bir gelecek zaman olumsuzluğu mu bildirdiğini bağlam gösterir.

Alıştırma

“The dog won't move, even when I call it” cümlesinde won't büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Köpek move sözcüğünün ne anlama geldiğini bilmiyor.
  2. Köpeğin daha sonra hareket etmesi planlanmış.
  3. Köpek hareket etmeyi reddediyor veya hareket etmek istemiyor.
Cevabı göster

Köpek hareket etmeyi reddediyor veya hareket etmek istemiyor.

I don't understand.

4:33

Anlamıyorum.

That makes two of us. Deyimler

4:34

Ben de anlamıyorum.

Deyimler

That makes two of us: ben de aynı durumdayım

That makes two of us, “ben de aynı durumdayım” ya da “ben de aynı şeyi hissediyorum” anlamına gelen kalıplaşmış bir yanıttır. Bu cümlede konuşan kişi, kendisinin de anlamadığını belirtir. Sözcükler iki kişiden söz etse de ifadenin asıl amacı kişi saymak değildir. Karşıdakinin söylediği durumu ortak bir hâle getirir: artık iki kişi de aynı şeyi hissediyor veya yaşıyordur.

Alıştırma

B’nin yanıtını bu dersteki ifadeyle tamamlayın. A: I don't understand this game. B: ____.

Cevabı göster

That makes two of us

Why isn't she playing?

4:36

Neden oynamıyor ki?

Well, love,

4:38

Pekâlâ, tatlım,

you need to ask yourself a question. Kalıp ifadeler

4:39

kendine bir soru sorman gerekiyor.

Kalıp ifadeler

ask yourself a question: durup düşünmek

ask yourself a question ifadesindeki yourself dönüşlü zamirdir: soruyu soran kişi ile yanıtı düşünen kişi aynıdır. İfade, durup kendi düşüncelerinizi, ihtiyaçlarınızı veya seçimlerinizi incelemek anlamına gelir; soruyu sesli söylemek gerekmez. you need to ask yourself... yapısında konuşan kişi bu düşünme sürecini gerekli bir öğüt olarak sunar. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp ask yourself + a question şeklindedir ve ardından düşünülmesi gereken nokta gelir.

Alıştırma

Öğüdü bu dersteki düşünme ifadesiyle tamamlayın. Before making a big decision, ____: 'What matters most to me?'

Cevabı göster

ask yourself a question

What?

4:42

Ne sorusu?

Do you want to be right, Anlatım akışı

4:43

Haklı olmak mı istiyorsun,

or do you want Bingo to keep playing?

4:44

yoksa Bingo'nun oynamaya devam etmesini mi?

Anlatım akışı

Do you want to be right, or ...? ile bir öncelik seçimi sunmak

Tekrarlanan Do you want A, or do you want B? kalıbı iki amacı tek bir seçimin içine yerleştirir. Burada be right, kişinin kendi görüşünün doğru olduğunu kanıtlamaya devam etmesi; keep playing ise ortak etkinliği sürdürmesi anlamına gelir. Konuşan kişi birbirinden bağımsız iki evet-hayır sorusu sormuyor. or sorusu, dikkati kimin haklı olduğundan hangi sonucun daha önemli olduğuna yöneltir; böylece bir öncelik seçimi sunar.

Alıştırma

Örnekteki or sorusunun temel işlevi nedir?

  1. Birbirinden bağımsız iki evet-hayır sorusu sormak
  2. Çatışan iki amacı bir öncelik seçimi olarak sunmak
  3. Bingo'nun oynamayı bıraktığını doğrulamak
Cevabı göster

Çatışan iki amacı bir öncelik seçimi olarak sunmak

Hmm.

4:47

Hmm.

Can I have both? Ton ve niyet

4:52

İkisini de yapamaz mıyım?

Ton ve niyet

Can I have both? ile iki seçeneği birlikte istemek

Both, daha önce belirtilen tam iki seçeneğe gönderme yapar. Can I have both? konuşanın yalnızca birini seçmek yerine iki seçeneği de alıp alamayacağını, seçip seçemeyeceğini veya koruyup koruyamayacağını sorar. Burada have geniş bir anlama sahiptir: seçenekler nesne, avantaj veya sonuç olabilir. Soru gerçek bir istek ya da hafif ve şakacı bir pazarlık girişimi olabilir.

Alıştırma

İsteği have ve tam iki seçeneğe gönderme yapan sözcükle tamamlayın: You offered me tea and cake. Can I ____?

Cevabı göster

have both

No.

4:53

Hayır.

I'm not gonna say that Grannies can floss, Dilbilgisi

4:55

Büyükannelerin floss dansı yapabileceğini söylemeyeceğim,

'cause they can't.

4:58

çünkü yapamazlar.

Dilbilgisi

I'm not gonna say ... 'cause ...: bir iddiayı reddedip nedenini açıklamak

I'm not gonna say... yapısında konuşan kişi, ardından gelen iddiayı söylemeyi veya desteklemeyi reddeder. Gonna, going to ifadesinin samimi konuşma dilindeki biçimidir. Not gonna say ise yalnızca gelecekte ne söyleneceğine ilişkin bir tahmin değil, çoğu zaman kişinin şu anda bir görüşü onaylamayı reddettiğini gösterir. 'Cause bu reddin nedenini verir. 'Cause they can't bölümünde can't, fiil öbeğini tekrarlamamak için can't floss yerine kullanılır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp I'm not gonna say X, 'cause Y şeklindedir: önce bir iddiayı reddet, ardından nedenini açıkla.

Alıştırma

Bir iddiada bulunmayı reddeden hedef konuşma dili ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ Mia broke the vase, 'cause I didn't see what happened.

Cevabı göster

I'm not gonna say

But I want to keep playing with Bingo. Anlatım akışı

4:59

Ama Bingo ile oynamaya devam etmek istiyorum.

Anlatım akışı

But I want to keep playing ...: çatışan bir amacı öne çıkarmak

But, bu cümlenin konuşan kişinin önceki düşüncesinden farklı bir yöne gittiğini gösterir. Konuşan kişi yanlış olduğuna inandığı bir iddiayı söylemeyi reddettikten sonra, kendisi için önemli olan başka bir amacı öne çıkarır: Bingo ile oynamaya devam etmek. But sözcüğünün buradaki kullanımı, ilgisiz bir konuya geçmek yerine bir ikilemi düzenler. Başka durumlarda da kullanılabilecek söylem adımı, önce bir sorun veya tutum belirtmek, ardından hâlâ istenen şeyi but ile tanıtmaktır. Keep + -ing, etkinliğin durmak yerine devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

But bu cümlede nasıl bir ilişki ifade ediyor: “The game is difficult, but I want to keep playing”?

  1. Tamamen ilgisiz bir konuya geçiş.
  2. Zorluk ile konuşan kişinin devam etme isteği arasındaki çatışma.
  3. Konuşan kişinin oynamayı çoktan bırakmasının nedeni.
Cevabı göster

Zorluk ile konuşan kişinin devam etme isteği arasındaki çatışma.

What am I gonna do? Ton ve niyet

5:01

Ne yapacağım ben?

Ton ve niyet

What am I gonna do?: endişeyle ne yapacağını kendine sormak

Burada What am I gonna do? gelecekte yapılacak bir etkinliği tarafsız biçimde soran bir soru değildir. Konuşan kişi sorunla başa çıkmak için iyi bir yol göremediğinden soru endişe, çaresizlik veya kararsızlık ifade eder. Kişinin kendine sorduğu bir soru olabilir ya da yakındaki birinden dolaylı olarak çözüm önermesini isteyebilir. Gonna, yalın hâldeki do fiilinden önce kullanılan going to ifadesinin günlük konuşmadaki biçimidir.

Alıştırma

Zor bir durumda “What am I gonna do?” en doğal olarak neyi ifade eder?

  1. Konuşan kişi durumla nasıl başa çıkacağını bilmiyor.
  2. Konuşan kişi bir şey yapmak için izin istiyor.
  3. Konuşan kişi yarının programını tarafsız biçimde soruyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi durumla nasıl başa çıkacağını bilmiyor.

Wait,

5:04

Bekle,

I know.

5:05

buldum.

Oh, hello, Bluey.

5:09

Oh, merhaba, Bluey.

Nana, you're going to learn how to floss. Dilbilgisi

5:10

Büyükanne, sana floss dansının nasıl yapıldığını öğreteceğiz.

Dilbilgisi

you're going to learn how to + fiilin yalın hâli

you're going to learn how to ... yapısında be going to, öğrenme eylemini planlanan veya duyurulan bir sonraki adım olarak sunar; learn how to ise edinilecek bir beceriyi belirtir. how to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli kullanılır: learn how to floss, swim veya cook. Bu cümlede konuşan kişi, Nana'ya sırada ne öğreneceğini kendinden emin biçimde söyler.

Alıştırma

Hangi cümle going to + learn how to + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanıyor?

  1. You're going to learn how to baking bread.
  2. You're going to learn how to bake bread.
  3. You're going to learn how baking bread.
Cevabı göster

You're going to learn how to bake bread.

Oh, okay.

5:14

Oh, peki.

Let me get my glasses. Ton ve niyet

5:15

Gözlüğümü alayım.

Ton ve niyet

Let me get my glasses: Konuşanın sonraki adımını bildiren Let me

Bu cümlede Let me + fiilin yalın hâli, konuşanın yapmak üzere olduğu bir eylemi bildirir: konuşan kendi gözlüğünü alacaktır. Ayrıca nazikçe “Ben bunu yaparken bir an bekle” mesajı da verebilir. let normalde izinle bağlantılı olsa da bu günlük konuşma kalıbı çoğu zaman bir işi üstlenme veya konuşanın bir sonraki adımını bildirme işlevi görür; güçlü bir onay talebi değildir.

Alıştırma

Tren saatini kendiniz öğrenmeniz gerekiyor. Bunu sizin yapacağınızı doğal biçimde bildiren cümle hangisidir?

  1. Could you check the train time?
  2. Let me check the train time.
  3. I'll ask someone else to check the train time.
Cevabı göster

Let me check the train time.

The arms go like this. Kelime

5:18

Kollar şöyle gidiyor.

Kelime

The arms go like this: Gösterilen hareket veya konumu anlatan go

Burada go, bir hedefe gitmek anlamına gelmez. Özne bir vücut bölümü olduğunda ve ardından like this geldiğinde go, konuşanın gösterdiği hareketi veya konumu anlatır: kollar gösterilen şekilde hareket eder veya tutulur. Go fiilinin bu kullanımı, bir şeyin nereye yerleştirilmesi ya da nasıl hareket etmesi gerektiğini açıklamaya yardımcı olur. like this ifadesinin kesin anlamı, görülen bir gösteriden veya daha önce belirlenmiş bir örnekten gelir.

Alıştırma

Bir antrenör bir duruş gösterirken “Your hands go like this” diyor. Burada go ne anlama gelir?

  1. Eller gösterilen şekilde hareket eder veya konumlandırılır.
  2. Eller vücudun bir parçası olmaktan çıkar.
  3. Eller farklı bir yere gider.
Cevabı göster

Eller gösterilen şekilde hareket eder veya konumlandırılır.

All right.

5:20

Pekâlâ.

The arms go up.

5:21

Kollar yukarı gidiyor.

Yeah.

5:22

Evet.

No, not like that.

5:23

Hayır, öyle değil.

More like this with your arms. Kalıp ifadeler

5:24

Kollarınla daha çok şöyle.

Kalıp ifadeler

More like this with your arms: hareketi nazikçe düzeltme

More like this with your arms ifadesi, konuşan kişi bir hareketi gösterirken yaptığı kısa bir düzeltmedir. “Kollarının hareketini gösterdiğim harekete daha çok benzet” anlamına gelir. More burada miktarın artmasını değil, benzerliğin artmasını belirtir. İfade eksiltilidir: more like this sözünden önce Do it ifadesi varmış gibi anlaşılır. This gözle görülen gösterimi işaret eder; with your arms ise gösterilen hareketi yapması gereken vücut bölümünü belirtir.

Alıştırma

Daha güvenli bir squat hareketini gösteriyor ve öğrenenin bunu daha yakından taklit etmesini istiyorsun. Düzeltmeyi dersteki ifadeyle tamamla: ____ with your knees.

Cevabı göster

More like this

Okay.

5:27

Tamam.

Yeah, yeah, that's it.

5:27

Evet, evet, işte böyle.

Just do this with your hips. Kalıp ifadeler

5:29

Sadece kalçanla bunu yapacaksın.

Kalıp ifadeler

Just do this with your hips: göstererek hareket talimatı verme

Just do this with your hips, bir hareket gösterilirken verilen kısa bir talimattır. Do this dinleyiciye gözle görülen hareketi taklit etmesini söyler; with your hips ise hareketi yapması gereken vücut bölümünü belirtir. Burada just, “yalnızca” ya da “tek yapman gereken” anlamındadır. Adımı kolay ve doğrudan gösterir; “az önce” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir el hareketini gösteriyorsun. Talimatı dersteki dört kelimelik kalıpla tamamla: ____ your left hand.

Cevabı göster

Just do this with

And I go like this?

5:31

Peki böyle mi yapıyorum?

Oh,

5:33

Oh,

I'm doing it.

5:34

yapıyorum.

I'm doing it!

5:34

Yapıyorum!

You're doing it, Nana!

5:36

Yapıyorsun, Büyükanne!

You did it, Nana! Ton ve niyet

5:39

Başardın, Büyükanne!

Ton ve niyet

You did it!: başarıyı kutlamak

“You did it!” ifadesinde “did it”, “yapmaya çalıştığın şeyi başardın” anlamına gelir. “it”, durumdan zaten anlaşılan eyleme veya zorluğa gönderme yapar. Bu cümle, birinin başarısını hemen ve heyecanla kutlamanın bir yoludur. Yalnızca bir görevin sonuna gelmeyi değil, hedefe ulaşmayı vurgular.

Alıştırma

You did it! hangi durumda verilecek en uygun yanıttır?

  1. Arkadaşın az önce tek başına bisiklete binmeyi başardı.
  2. Arkadaşın bisiklete binmeyi denemek üzere.
  3. Arkadaşın başka birinin bisiklete binmesini izledi.
Cevabı göster

Arkadaşın az önce tek başına bisiklete binmeyi başardı.

Bingo, look at this!

5:43

Bingo, şuna bak!

Look at this, Bingo.

5:46

Şuna bak, Bingo.

Grannies can floss. Anlatım akışı

5:49

Büyükanneler floss dansı yapabilirmiş.

Anlatım akışı

Grannies can floss: can't yerine can kullanarak sonucu tersine çevirmek

“Grannies can floss.”, daha önceki “Grannies can't floss” düşüncesini tekrarlar, ancak can't yerine can kullanır. Nana dansı öğrendikten sonra bu tek kelimelik değişiklik önceki sonucu tersine çevirir. Bu, daha önce söylenen söze yapılan bir dönüştür: aynı cümle kalıbının yeniden kullanılması, dinleyicinin yeni sonucu önceki tartışmayla ilişkilendirmesine yardımcı olur. Burada floss bir dansın adıdır; dolayısıyla cümle diş ipi kullanmaktan değil, bu dansı yapabilmekten söz eder.

Alıştırma

Hikâyenin bu bölümünde Grannies can floss. cümlesinin temel işlevi nedir?

  1. Her büyükannenin diş ipi kullanmak zorunda olduğunu söyler.
  2. Önceki konuşmayla ilgisi olmayan yeni bir büyükanne grubunu tanıtır.
  3. can't yerine can kullanarak önceki Grannies can't floss iddiasını tersine çevirir.
Cevabı göster

can't yerine can kullanarak önceki Grannies can't floss iddiasını tersine çevirir.

Yeah, I was wrong. Ton ve niyet

5:51

Evet, ben yanılmışım.

Ton ve niyet

Yeah, I was wrong: önceki bir değerlendirmenin yanlış olduğunu kabul etmek

“I was wrong”, konuşanın daha önce inandığı veya söylediği bir şeyin doğru olmadığını doğrudan kabul eder. “Was”, geçmişteki bu düşünceye dönüp bakar. Burada “wrong”, ahlaken “kötü” değil, “doğru olmayan” anlamındadır. “Yeah”, konuşanın az önce netleşen gerçeği kabul ettiğini gösterir ve bu kabullenişi doğal bir yanıt gibi duyurur.

Alıştırma

Gerçekler önceki bir tahminin yanlış olduğunu gösterdikten sonra bu kabullenişi dersteki sözcüğün aynısıyla tamamlayın: “Yeah, I was ____.”

Cevabı göster

wrong

I knew it.

5:53

Biliyordum.

Thanks, Bluey.

5:54

Teşekkürler, Bluey.

Thanks, Nana!

5:56

Teşekkürler, Büyükanne!

You're welcome, Bingo. Ton ve niyet

5:57

Rica ederim, Bingo.

Ton ve niyet

You're welcome: teşekküre verilen nazik bir yanıt

“You're welcome”, “Thank you” veya “Thanks” sözlerine verilen kalıplaşmış ve nazik bir yanıttır. Bunu, karşıdaki kişinin teşekkürünü kabul eden tek bir konuşma kalıbı olarak öğrenin. Buradaki “welcome”, yeni gelen birini karşılamak anlamına gelmez. “Bingo” adı yalnızca karşıdaki kişiye hitap eder ve yanıtın anlamını değiştirmez.

Alıştırma

Biri “Thank you for helping me.” diyor. Hangi yanıt bu dersteki kalıplaşmış nazik ifadeyi kullanıyor?

  1. You're late.
  2. You're welcome.
  3. You're ready.
Cevabı göster

You're welcome.

This never ends. Deyimler

6:03

Bunun da sonu gelmiyor hiç.

Deyimler

Abartılı bir yakınma olarak “This never ends.”

“This never ends.” genellikle abartılı bir yakınmadır: o anki sorun, iş veya kesinti sürer ya da tekrar tekrar yaşanır ve hiç durmayacakmış gibi gelir. Konuşan kişi yorgunluk veya hayal kırıklığı ifade eder; çoğunlukla bunun gerçekten sonsuza kadar süreceğini öngörmez. “This”, konuşmada ne olduğu açıkça bilinen mevcut durumu gösterir. Bu kalıp, bitmek bilmiyormuş gibi gelen her türlü tekrarlanan sıkıntı için kullanılabilir.

Alıştırma

Gündelik bir yakınmada “This never ends.” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi aynı sıkıntının sürdüğünü veya tekrar tekrar döndüğünü hissediyor.
  2. Konuşan kişi durumun sonsuza kadar sürmesinden memnun.
  3. Konuşan kişi bunun sonsuza kadar süreceğini kesin olarak öngörüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi aynı sıkıntının sürdüğünü veya tekrar tekrar döndüğünü hissediyor.

How about a lovely drive to the shops. Ton ve niyet

6:05

Dükkânlara doğru güzel bir arabayla gezintiye ne dersiniz?

Ton ve niyet

“How about a lovely drive to the shops.” ile öneride bulunmak

“How about ...?” bir öneri veya davet sunar. about sözcüğünden sonra genellikle bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelir. Burada “a lovely drive to the shops” bir isim öbeğidir; yani konuşan kişi arabayla keyifli bir yolculuk önermektedir. “Lovely” daveti sıcak ve çekici gösterir. “To the shops” mağazalara veya alışveriş bölgesine gitmek anlamına gelir ve özellikle Britanya ile Avustralya İngilizcesinde yaygındır.

Alıştırma

Gündelik öneriyi How about kalıbıyla tamamlayın: ____ a quick walk after lunch?

Cevabı göster

How about

Okay, Janet.

6:09

Tamam, Janet.

Lovely day for a drive, wouldn't you say, Rita? Ton ve niyet

6:15

Gezinti için güzel bir gün, sence de öyle değil mi, Rita?

Ton ve niyet

Onay istemek için wouldn't you say?

Konuşan kişi olumlu bir yorum yaptıktan sonra Rita'yı aynı fikirde olmaya davet etmek için wouldn't you say? ifadesini ekliyor. Hava konusunda gerçekten kararsız değildir; bu, samimi bir havadan sudan konuşmadır. Wouldn't you say? ifadesini, dinleyicinin paylaşmasını beklediğiniz bir görüşün arkasına getirebilirsiniz. Böylece tek yönlü bir ifade, kibar ve cevaplaması kolay bir davete dönüşür.

Alıştırma

Yorumu, bu derste öğrenilen kibarca onay isteme ifadesiyle tamamlayın: This café has a great view, ____?

Cevabı göster

wouldn't you say

Sure is, Janet. Dilbilgisi

6:18

Kesinlikle öyle, Janet.

Dilbilgisi

Öznesi düşürülmüş yanıt olarak Sure is

Sure is, It sure is anlamına gelen kısa bir konuşma yanıtıdır. Önceki yorum konuyu açıkça gösterdiği için it öznesi düşürülür; is ise önceki betimlemeyi devam ettirir. Burada sure, onayı güçlendiren ve certainly ya da really sözcüklerine yakın anlam taşıyan bir zarftır. Bu yanıtta tek başına certain anlamına gelmez.

Alıştırma

Derste öğrenilen, öznesi düşürülmüş iki sözcüklük yanıtı kullanın: A: It's very quiet here. B: ____.

Cevabı göster

Sure is

I'm gonna put these wet clothes on the line. Kalıp ifadeler

6:21

Şu ıslak çamaşırları ipe asacağım.

Kalıp ifadeler

put wet clothes on the line: ıslak giysileri çamaşır ipine asmak

Çamaşır yıkama bağlamında put these wet clothes on the line, giysileri kurumaları için çamaşır ipine koymak veya asmak demektir. Buradaki line gerçek bir çamaşır ipini ifade eder. put + nesne + on + yer kalıbı, nesnenin nereye taşındığını gösterir. on the line başka bağlamlarda “risk altında” anlamına gelebilse de ıslak giysiler ve çamaşır bağlamı burada gerçek çamaşır ipi anlamını doğal kılar.

Alıştırma

Çamaşır yıkama bağlamında “The towels are on the line” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Havlular sırada beklemektedir.
  2. Havlular risk altındadır.
  3. Havlular çamaşır ipinde asılıdır.
Cevabı göster

Havlular çamaşır ipinde asılıdır.

Put these...

6:24

Şunları asayım...

Oh.

6:26

Oh.

Did you hear something, Rita?

6:29

Bir şey duydun mu, Rita?

No, love.

6:31

Hayır canım.

Oh, you poor fella. Ton ve niyet

6:33

Oh, zavallı adamcağız.

Ton ve niyet

you poor fella: sıcak ve samimi bir acıma ifadesi

you poor fella ifadesindeki poor, “parası olmayan” değil, “talihsiz” veya “acıma duygusu uyandıran” anlamındadır. Konuşan kişi yaralanmış, üzülmüş, yorulmuş ya da şanssızlık yaşamış birine nazikçe karşılık verir. Fella, fellow sözcüğünün resmî olmayan biçimidir ve “adam” ya da “dostum” gibi bir anlama gelir. Oh, you poor fella bütünüyle birini teselli etmenin veya ona yakınlıkla acıdığını göstermenin sıcak ve samimi bir yoludur; bu bağlamda hakaret değildir.

Alıştırma

“Oh, you poor fella” cümlesinde poor nasıl bir tutum ifade eder?

  1. Zor bir dönem geçiren birine karşı sıcak bir acıma duygusu.
  2. Kişinin yeterince parası olup olmadığına ilişkin resmî bir soru.
  3. Kişinin bir şeyi kötü yaptığına yönelik eleştiri.
Cevabı göster

Zor bir dönem geçiren birine karşı sıcak bir acıma duygusu.

I've done my back. Kelime

6:35

Belimi incittim.

Kelime

I've done my back: Yaralanma için gündelik do kullanımı

Bu cümlede I've done my back, “sırtımı incittim” anlamına gelir. done burada alışılmış “bitirdim” anlamında değildir. Gündelik Britanya ve Avustralya İngilizcesinde do + iyelik bildiren sözcük + vücut bölümü, o bölgenin incindiğini anlatabilir. I've done present perfect yapısındadır: yaralanma daha önce olmuştur ve sonucu hâlâ önemlidir; örneğin konuşan kişinin canı yanıyor veya normal hareket edemiyor olabilir.

Alıştırma

Bu cümlede I've done my back ifadesinin en olası anlamı nedir?

  1. Konuşan kişi sırt egzersizini bitirmiştir.
  2. Konuşan kişi sırtını incitmiştir ve bunun etkisini hâlâ hissetmektedir.
  3. Konuşan kişi başka birinin sırtını muayene etmiştir.
Cevabı göster

Konuşan kişi sırtını incitmiştir ve bunun etkisini hâlâ hissetmektedir.

Ah!

6:39

Ah!

Nice parking spot, Rita. Ton ve niyet

6:42

Güzel park yeri, Rita.

Ton ve niyet

Nice parking spot: ironik övgü

Nice parking spot dil bilgisi açısından olumlu bir değerlendirmedir; That is a nice parking spot. cümlesinin kısaltılmış biçimidir. Burada durum açıkça kötüdür — park etme biçimi sorun çıkarmıştır — bu yüzden konuşan kişi ironik bir övgü kullanır. Asıl mesaj, gerçek bir iltifattan çok şaka yollu söylenen “Park etmek için kötü bir yerdi” anlamına yakındır. nice gibi olumlu sözcükler, görünen sonuçla çeliştiklerinde eleştiri ifade edebilir. Övgünün samimi mi ironik mi olduğunu bağlam ve ton gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaş iki park yerini kaplayacak şekilde park ediyor. Bu bağlamda Nice parking spot ifadesinin en olası işlevi nedir?

  1. Kötü park edişi şaka yollu eleştirir.
  2. Nereye park edilebileceğini sorar.
  3. Park edişi içtenlikle över.
Cevabı göster

Kötü park edişi şaka yollu eleştirir.

Thanks, Janet.

6:44

Teşekkürler, Janet.

Yeah.

6:48

Evet.

Yeah.

6:49

Evet.

Yeah.

6:49

Evet.

Yeah.

6:51

Evet.

I hope we still floss at their age. Anlatım akışı

6:53

Umarım onların yaşına geldiğimizde biz de hâlâ floss dansı yaparız.

Anlatım akışı

I hope we still ... at their age: bir alışkanlığı geleceğe taşımak

I hope, konuşan kişilerin kendi gelecekleriyle ilgili bir dileğini belirtir. At their age, daha önce söz edilen yaşlı insanlarla aynı yaşa geldiklerinde anlamına gelir. Still, diş ipi kullanma alışkanlığının gelecekteki o dönemde de sürdüğünü gösterir. I hope, still ve at their age birlikte, şu anda gördükleri şeyi ileride sahip olmayı umdukları yaşamla bağlar.

Alıştırma

Hâlâ seyahat eden yaşlı bir çiftle tanıştıktan sonra cümleyi still ve doğru edatla tamamlayın: I hope we ____ travel ____ their age.

Cevabı göster

still · at

I think we will. Dilbilgisi

6:56

Bence yaparız.

Dilbilgisi

I think we will: will ile tekrarlanan fiil öbeğini atmak

I think we will ifadesinde, önceki cümle eylemi açıkça belirttiği için will sonrasındaki sözcükler atılmıştır. Burada we will, we will still floss at their age anlamına gelir. Will gelecek zaman anlamını taşır; ayrı bir eylem değildir ve kendi başına bir nesneye ihtiyaç duymaz. İngilizcede kısa yanıtlarda yardımcı veya kiplik fiili bırakıp tekrarlanan fiil öbeğini atmak yaygındır. Dinleyen kişi eksik eylemi bağlamdan çıkarır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "I hope they will visit again." diyor. Hangi kısa yanıt visit again ifadesini tekrarlamadan will kullanır?

  1. I think they are.
  2. I think they will.
  3. I think they do.
Cevabı göster

I think they will.

I think you're right. Ton ve niyet

6:58

Bence haklısın.

Ton ve niyet

I think you're right: daha yumuşak bir şekilde katılmak

I think you're right, konuşanın karşısındaki kişinin fikrini veya değerlendirmesini doğru bulduğunu, yani ona katıldığını ifade eder. I think eklenince bu onay kişisel bir yargı olarak sunulur; bu nedenle ifade genellikle doğrudan You're right demekten daha yumuşak ve daha az keskin duyulur. Bu cümlede I think, onayı ortadan kaldırmaz ve güçlü bir şüphe belirtmez. Başka bağlamlarda tonlama ve durum tereddüt gösterebilir; ancak burada asıl işlevi olumlu bir yanıtı yumuşatmaktır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız şimdi çıkmanın trafikten kaçınmanıza yardımcı olacağını söylüyor. Hangi yanıt açıkça katılırken vurgulu ya da şüpheli değil, yumuşak bir ton taşır?

  1. I'm not sure you're right. Let's wait and see.
  2. You're definitely right. We need to leave now.
  3. I think you're right. Let's leave now.
Cevabı göster

I think you're right. Let's leave now.