FELSEFE - Søren Kierkegaard: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.084 kelime 180 kel/dk

Video özeti: Kayıplar, bozulan nişan ve kaygı; Kierkegaard'ın aşk, yaşam amacı ve akılcı inanç eleştirisini biçimlendirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "Not only was" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: cümle başındaki not only sonrası devrikliği, but also olmasa da tanıyın. 2. "Life can only be understood backwards, but must be lived forwards." — Söylem, anlatı ve retorik: paralel edilgenler ile zıt yönlerin geriye dönük anlayışı belirsiz yaşamla nasıl karşılaştırdığını görün. 3. "leap of faith," — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Kierkegaard'ın kanıt ötesi inancını ve güvenle alınan risk anlamındaki modern kullanımı anlayın.

Bu derste

Soren Kierkegaard was a brilliant, gloomy, anxiety-ridden, often hilarious Danish 19th century philosopher, Kelime

0:05

Soren Kierkegaard; parlak, kasvetli, kaygı dolu ve çoğu zaman neşeli, 19. yüzyıl Danimarkalı bir filozoftu,

Kelime

anxiety-ridden: sürekli kaygıdan mustarip

Bu cümlede anxiety-ridden, Kierkegaard’ın sürekli ve yoğun biçimde kaygıdan mustarip olduğunu anlatır. Bu ifade, onun belirli bir anda gergin olduğunu söylemekten daha güçlüdür. -ridden son eki, istenmeyen bir şeyle “dolu” veya ondan “ciddi biçimde etkilenmiş” olma anlamı verir. anxiety-ridden, guilt-ridden ve disease-ridden gibi birleşik sözcüklerde ridden, fiziksel olarak bir şeye binmekle ilgili değildir.

Alıştırma

“Sürekli olarak kaygıdan mustarip” anlamına gelen ve -ridden ile biten birleşik sözcükle tamamlayın: The memoir describes that year as an ____ period.

Cevabı göster

anxiety-ridden

the author of 22 books, of which three continue to make his name. Dilbilgisi

0:12

üçü günümüzde de adından söz ettirmeye devam eden 22 kitabın yazarıydı.

Dilbilgisi

of which three: bir küme içindeki sayıyı belirtmek

of which three ifadesinde which, 22 books ifadesine gönderme yapar ve three, continue fiilinin öznesidir. İfade “o 22 kitaptan üçü” anlamına gelir. Bu, kısa bir parçalı ilgi cümlesi yapısıdır: önce bir küme tanıtılır, ardından of which + sayı kullanılarak o kümenin kaç üyesinin sonraki özelliğe sahip olduğu belirtilir. Burada toplam kitap sayısını, yazarın ününü hâlâ destekleyen daha küçük grupla bağlayarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Mektuplardan dördünün Fransızca yazıldığını söylemek için resmî of which + sayı kalıbını kullanın: The archive contains twelve letters, ____ were written in French.

Cevabı göster

of which four

He was born in an immensely wealthy family in Copenhagen in 1813,

0:16

1813'te Kopenhag'da son derece zengin bir ailede doğdu,

the youngest of seven children.

0:21

yedi çocuğun en küçüğüydü.

Death was around him constantly from a young age

0:23

Genç yaşından itibaren ölüm sürekli etrafındaydı

and was to obsess him throughout his career. Dilbilgisi

0:25

ve kariyeri boyunca onun saplantısı olacaktı.

Dilbilgisi

was to obsess: geçmişten görülen sonraki bir sonuç

Bu biyografide was to obsess, “daha sonra ona musallat olacaktı” anlamına gelir. Anlatıcı geçmişteki bir noktadan ileriye bakar, ancak kişinin sonraki yaşamını zaten bilmektedir. Ölüm, kariyeri boyunca onun düşüncelerini meşgul etmeyi sürdürmüştür. Burada be to + fiil bir planı, zorunluluğu veya tavsiyeyi ifade etmez. Geriye dönük anlatımda was/were to + fiil, daha sonra gerçekleşen bir olayı veya kalıcı sonucu sunabilir; çoğu zaman bunun hikâyenin önemli ya da kader niteliğindeki bir parçasına dönüştüğünü düşündürür.

Alıştırma

reshape fiilini geriye dönük be to + fiil yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: “At the time, nobody knew that the small decision ____ the entire industry.”

Cevabı göster

was to reshape

It is, in a sense, Kalıp ifadeler

0:28

Bir bakıma,

his only theme.

0:29

onun tek temasıydı.

Kalıp ifadeler

in a sense: geniş bir iddiayı sınırlandırmak

In a sense, “belirli bir bakış açısından” veya “bir bakımdan” anlamına gelir. Burada his only theme şeklindeki güçlü iddiayı sınırlar: Konuşan kişi ölümü eserlerini birbirine bağlayan tek tema olarak ele alır, ancak her eserin kelimenin tam anlamıyla yalnızca ölümle ilgili olduğunu iddia etmez. Parantez niteliğindeki bir söylem belirleyicisi olarak dinleyiciye ifadenin ne kadar güçlü anlaşılması gerektiğini gösterir. Başka yorumlara yer bırakarak geniş bir genellemeyi daha temkinli hâle getirir.

Alıştırma

Bir kişi “The team is, in a sense, a family.” diyor. in a sense neyi gösterir?

  1. Karşılaştırma belirli bir bakış açısından doğrudur, ancak her açıdan doğru değildir.
  2. Konuşan kişi takımın yakında olduğunu fiziksel olarak algılamaktadır.
  3. Konuşan kişi tamamen gerçek anlamlı ve mutlak bir iddiada bulunmaktadır.
Cevabı göster

Karşılaştırma belirli bir bakış açısından doğrudur, ancak her açıdan doğru değildir.

Not only was he extremely physically frail, Dilbilgisi

0:31

Sadece fiziksel olarak son derece zayıf değildi,

by the time he was 22,

0:33

22 yaşına geldiğinde,

all his siblings had died except for he and a brother.

0:35

kendisi ve bir erkek kardeşi dışında tüm kardeşleri ölmüştü.

Dilbilgisi

Cümle başında Not only was ... devrikliği

Not only bir yan cümlenin başına geldiğinde ilk olguyu vurgular ve ardından genellikle daha güçlü başka bir olgunun geleceğini bildirir. not only olumsuz anlam taşıyan sınırlayıcı bir ifade olduğu için başa getirildiğinde yardımcı fiil ya da be biçimi özneden önce gelir: Not only was he... doğrudur; Not only he was... değildir. Bu, soru değil, bildirme cümlesindeki bir devrik yapıdır. Ardından çoğunlukla but also gelir; ancak sonraki yan cümle ek bilgiyi açıkça veriyorsa bu ifade kullanılmayabilir.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin doğru devrik biçimiyle tamamlayın: Not only ____ the road narrow, but it was also icy.

Cevabı göster

was

It drove him to furious production of books over 15 years. Kalıp ifadeler

0:39

Bu durum onu 15 yıl boyunca öfkeyle kitap üretmeye itti.

Kalıp ifadeler

Drive someone to + isim veya eylem

Burada drove him to, güçlü bir deneyimin onu yoğun biçimde kitap ürettiği bir döneme ittiğini anlatır. Drive mecaz anlamdadır; araç sürmek ya da kullanmak anlamına gelmez. drive + kişi + to + isim/eylem kalıbı güçlü bir nedeni, çoğu zaman bir sonuca yol açana kadar biriken baskıyı ifade eder. Yalnızca make ya da cause demekten daha güçlüdür. Altyazıda to sözcüğünden sonra furious production of books isim öbeği gelir.

Alıştırma

Cümleyi drive someone to + fiil kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Repeated safety violations ____ the workers ____ contact an inspector.

Cevabı göster

drove · to

On a single day in 1843,

0:42

1843'te tek bir günde,

he published no less than three works. Kalıp ifadeler

0:44

üçten az olmayan sayıda eser yayımladı.

Kalıp ifadeler

no less than: şaşırtıcı derecede büyük bir sayıyı vurgulama

Bu cümlede no less than three works, tam üç eser ya da üç eser birden anlamına gelir. no less than + miktar kalıbı, belirtilen miktarı duruma göre şaşırtıcı derecede büyük gösterir; tek günde üç eser yayımlanması şaşırtıcı noktadır. İfade burada yalnızca matematiksel bir alt sınır belirtmez. Dinleyicinin sayının büyüklüğüne dikkat etmesini sağlar; ancak başka bağlamlarda no less than sözcük anlamıyla bir değerin belirli bir sınırdan az olmadığını belirtebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede no less than yalnızca bir alt sınır belirtmek yerine şaşırtıcı derecede büyük bir sayıyı vurgular?

  1. The small local library received no less than 10,000 donated books in a week.
  2. Applicants must be no less than 18 years old.
  3. The shelf holds no more than 20 books.
Cevabı göster

The small local library received no less than 10,000 donated books in a week.

He wasn't writing for the money, Anlatım akışı

0:47

Para için yazmıyordu,

he was working to save himself,

0:48

kendini kurtarmak için çalışıyordu,

and he thought, humanity.

0:50

ve ona göre, insanlığı.

Anlatım akışı

He wasn't writing for the money... he was working to save himself: bir amacı reddedip başka bir amaçla değiştirmek

İki yan cümle, konuşma dilindeki not X, Y düzeltme kalıbını izler. He wasn't writing for the money, dinleyicinin onun amacıyla ilgili muhtemel açıklamasını reddeder; he was working to save himself ise anlatıcının öne çıkarmak istediği amacı verir. Bu sıralama Y'ye X'ten daha fazla bilgi ağırlığı kazandırır ve sıradan bir hedeften çok daha büyük bir hedefe doğru yükseliş yaratır. Ardından gelen and he thought, humanity parçası, örtük olan kurtarma fikrinin nesnesini kendisinden insanlığa genişletir; böylece ilgisiz bir bilgi eklemek yerine yükselişi sürdürür.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümle yapısı ne yapıyor?

  1. Yazmaya başlamadan önce kendisini kurtardığını söyler.
  2. Amaç olarak parayı reddeder ve onun yerine kendisini kurtarmayı koyar.
  3. Parayı ve kendisini kurtarmayı eşit derecede önemli iki amaç olarak sunar.
Cevabı göster

Amaç olarak parayı reddeder ve onun yerine kendisini kurtarmayı koyar.

As it happened, Anlatım akışı

0:52

Nasıl olduysa,

he made it to the age of 42,

0:53

42 yaşına kadar yaşadı,

Anlatım akışı

As it happened, ile gerçek sonucu aktarmak

Bu cümlede As it happened, “aslında sonunda olan buydu” anlamına gelir. Anlatıcı daha sonraki bir noktadan geçmişe bakar ve önceki bir umut ya da amaçtan gerçek sonuca geçer: adam 42 yaşına kadar yaşamıştır. Bu ifade “o olay gerçekleştiği sırada” anlamına gelmez. Bu ifadeyi bir hikâyeyi düzenlemek için kullanabilirsiniz: önce bir beklenti, plan ya da cevabı açık bir soru ortaya koyun, ardından gerçekte ortaya çıkan sonucu anlatın. İfade çoğu zaman tesadüf, beklenmedik bir dönüş veya hafif bir ironi sezdirir; ancak bu ek anlam bağlama göre değişir.

Alıştırma

Geçmişteki bir planın gerçek sonucunu geriye dönük olarak aktaran ifadeyi en doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. As it happens, the backup battery lasted all night.
  2. When the outage happened, the backup battery kept the lights on.
  3. As it happened, the backup battery lasted all night.
Cevabı göster

As it happened, the backup battery lasted all night.

then died of an excruciating spinal disease.

0:55

ve sonra ıstırap verici bir omurga hastalığından öldü.

In Either/Or and Fear and Trembling,

0:58

Ya/Ya Da ve Korku ve Titreme'de,

what Kierkegaard wants us to do above all Kalıp ifadeler

1:00

Kierkegaard'ın bizden her şeyden önce yapmamızı istediği şey

is wake up and give up our cozy sentimental illusions. Notlar

1:03

uyanıp o rahat, duygusal yanılsamalarımızdan vazgeçmemizdir.

Kalıp ifadeler

En yüksek öncelik için above all

above all ifadesindeki above, fiziksel bir konumu anlatmaz. İfade “her şeyden daha önemli olarak” veya “en yüksek öncelik olarak” anlamına gelir. Burada uyanmayı ve rahatlatıcı yanılsamalardan vazgeçmeyi Kierkegaard’ın temel talebi olarak sıralar. Bu ifade, bir dizi konu içinde en önemli olanı listenin önünde, ortasında veya sonunda belirtebilir. Dikkati miktara değil, önceliğe yöneltir.

Alıştırma

Hangi cümle herkesin güvenliğini en yüksek öncelik olarak sunuyor?

  1. We did not keep everyone safe at all.
  2. After all, we managed to keep everyone safe.
  3. Above all, we need to keep everyone safe.
Cevabı göster

Above all, we need to keep everyone safe.

Deyimler

wake up: rahatsız edici bir gerçeği fark etmek

Burada wake up mecaz anlamda kullanılmıştır. Rahatsız edici bir gerçeğin farkına varmak ve rahatlatıcı ama yanlış bir tabloyu artık kabul etmemek anlamına gelir. Ardından gelen give up our cozy sentimental illusions sözleri, anlamın gerçek anlamlı olmadığını açıkça gösterir. Bu kullanım, fiziksel olarak uyanmayı farkındalıktaki bir değişime dönüştürür. Yorum veya tavsiye dilinde wake up çoğu zaman birini gerçekte neler olduğunu fark etmeye çağırır.

Alıştırma

We need to wake up before misinformation shapes every decision cümlesinde wake up ne anlama gelir?

  1. Tehlikeyi fark edip durumu açıkça görmek.
  2. Uyumayı bırakıp yataktan kalkmak.
  3. Durum hakkında kendini daha rahat hissetmek.
Cevabı göster

Tehlikeyi fark edip durumu açıkça görmek.

Öbek fiiller

give up + nesne: bir şeyi bırakmak

Burada give up geçişli bir öbek fiildir. Give up our cozy sentimental illusions, bu yanılsamalara tutunmayı bırakmayı seçmek anlamına gelir. Nesne, neyin bırakıldığını gösterir; bu, nesnesiz kullanıldığında ‘denemeyi bırakmak’ anlamına gelen kullanım değildir. Nesne bir isim olduğunda hem give up the plan hem de give the plan up mümkündür. Zamir kullanıldığında onu give ile up arasına koyun: give it up; give up it demeyin.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve ‘peşinden gitmeyi bırakmak’ anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: After three failed appeals, the company decided to ____ its claim.

Cevabı göster

give up

He systematically attacks the pillars of modern life, Deyimler

1:07

Modern yaşamın temellerine sistemli bir şekilde saldırır,

Deyimler

bir dayanak metaforu olarak the pillars of modern life

Burada the pillars of modern life bir metafordur. Sütunlar bir binayı nasıl ayakta tutuyorsa aile, iş, sevgi, amaç ve anlam da modern yaşamı ayakta tutan dayanaklar olarak sunulur. Bunlara pillars denmesi, saldırının küçük alışkanlıklarla sınırlı değil, temele yönelik olduğunu gösterir. Başka bağlamlara aktarılabilen pillar(s) of X kalıbı, X'in sürmesini veya istikrarlı kalmasını sağlayan temel bir kurum, değer ya da ilke anlamına gelir.

Alıştırma

“Community trust is one of the pillars of a healthy democracy.” İngilizce cümlesinde pillars ne anlama gelir?

  1. Kamu binasındaki süs amaçlı gerçek sütunlar
  2. Sistemi etkilemeyen kısa süreli eğilimler
  3. Sistemin güçlü kalmasına yardımcı olan temel dayanaklar
Cevabı göster

Sistemin güçlü kalmasına yardımcı olan temel dayanaklar

our faith in family, Anlatım akışı

1:10

aileye olan inancımıza,

our trust in work,

1:11

çalışmaya olan güvenimize,

our attachment to love,

1:12

aşka olan bağlılığımıza

and our general sense that life has purpose and meaning.

1:14

ve hayatın bir amacı ve anlamı olduğuna dair genel algımıza.

Anlatım akışı

paralel yapı olarak our faith in ... our trust in ... our attachment to ...

Üç ifade de aynı kalıbı kullanır: our + soyut isim + edat öbeği. Bu kalıbın tekrarı faith, trust ve attachment kavramlarını aynı düzeye yerleştirir ve sıralamanın takip edilmesini kolaylaştırır. Edatlar kendi doğal eşdizimlerinin parçasıdır: faith in, trust in ve attachment to. Paralel yapı dil bilgisel biçimi tekrarlar, ancak bu her ifadede aynı edatın kullanılması gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede açık bir paralel sıralama ve doğru eşdizimler kullanılmıştır?

  1. Our faith in the plan, we trust in the team, and our attachment to the place keep us grounded.
  2. Our faith to the plan, our trust to the team, and our attachment in the place keep us grounded.
  3. Our faith in the plan, our trust in the team, and our attachment to the place keep us grounded.
Cevabı göster

Our faith in the plan, our trust in the team, and our attachment to the place keep us grounded.

His enemies were the smug in all their guises, Notlar

1:17

Düşmanları; her kılıktaki kendini beğenmişler,

Kelime

The smug: bir grup için the + sıfat yapısı

Burada the + sıfat yapısı, smug sözcüğünü bütün bir sınıfı adlandıran isim benzeri bir etikete dönüştürür: kendi üstünlüklerinden fazlasıyla memnun olan insanlar. The smug genel bir grubu anlatır ve anlamca çoğuldur; tek bir kişinin adı değildir. İngilizcede the rich veya the accused örneklerinde olduğu gibi, tanınabilir bir grubu kısa biçimde belirtmek için bu yapı sık kullanılır. Sıfat değişmeden kalır ve people söylenmese de anlamda vardır.

Alıştırma

Cümleyi smug insanları belirten kısa the + sıfat etiketiyle tamamlayın: The essay criticizes ____ for looking down on everyone else.

Cevabı göster

the smug

Kalıp ifadeler

In all their guises: her dış görünümüyle

In all their guises, “alabilecekleri her farklı biçim, görünüm veya kimlikle” anlamına gelir. Guises, bu farklılıkları temelde aynı türün dışarıdan görülen çeşitli hâlleri olarak sunar. Buradaki their, çoğul grup olan the smug ifadesine döner. Bu söz öbeği, insanlar farklı toplumsal etiketler veya rollerle görünse bile hedef alınan insan türünün aynı kaldığını belirtir.

Alıştırma

Çoğul isme uygun iyelik sözcüğünü kullanarak cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: Online scams remain dangerous ____.

Cevabı göster

in all their guises

particularly the prosperous Danish haute bourgeoisie Kültür

1:20

özellikle de müreffeh Danimarka yüksek burjuvazisi

Kültür

haute bourgeoisie: varlıklı üst burjuvazi

Haute bourgeoisie, Fransızcadan gelen ve burjuvazinin zengin, toplumsal açıdan etkili üst katmanını belirten bir sosyal sınıf terimidir. Bu cümlede prosperous Danish ifadesi, eleştirinin on dokuzuncu yüzyıl Danimarka’sındaki güvenceli, varlıklı ve saygın bir sınıfa yöneldiğini vurgular; tüm Danimarka vatandaşlarını ya da orta sınıftaki herkesi kapsamaz.

Alıştırma

Bu cümlede haute bourgeoisie hangi grubu belirtir?

  1. Burjuvazinin zengin ve yüksek statülü üst kesimi
  2. Bir şehirde yaşayan herkes
  3. Tüm sıradan Danimarka vatandaşları
Cevabı göster

Burjuvazinin zengin ve yüksek statülü üst kesimi

and the members of the established Danish Church.

1:23

ve resmi Danimarka Kilisesi'nin üyeleriydi.

He tells us,

1:26

Bize şunları söylüyor,

"As I grew up,

1:27

"Büyüdükçe,

I opened my eyes and saw the real world

1:28

gözlerimi açtım ve gerçek dünyayı gördüm

and I began to laugh,

1:31

ve gülmeye başladım,

and I haven't stopped since. Dilbilgisi

1:32

ve o zamandan beri de durmadım.

Dilbilgisi

I haven't stopped since: o zamandan şimdiye kadar devamlılık

“I haven't stopped since” present perfect yapısını kullanır: have not + geçmiş zaman ortacı stopped. Eylemin az önce belirtilen geçmiş anda başladığını ve o zamandan şimdiye kadar durmadan sürdüğünü anlatır. Burada since tek başına kullanılır çünkü başlangıç noktasını önceki “I began to laugh” cümleciği verir. Bu bağlamda since, o zamandan beri anlamındadır; çünkü anlamında değildir. Önceki başlangıç noktası zaten açıksa bağlantılı cümleciklerde veya kısa yanıtlarda since sonda kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle Leo’nun önceki anda gülmeye başladığını ve hâlâ güldüğünü anlatır?

  1. Leo didn't laugh because he understood the joke.
  2. Leo began laughing then, but he stopped a minute later.
  3. Leo began laughing then, and he hasn't stopped since.
Cevabı göster

Leo began laughing then, and he hasn't stopped since.

I saw that the meaning of life was to get a livelihood, Kelime

1:34

Hayatın anlamının bir geçim sağlamak olduğunu gördüm,

Kelime

get a livelihood: earn a living anlamındaki eski bir ifade

Bu eski alıntıda get a livelihood, kişinin kendisini maddi olarak geçindirecek bir yol edinmesi anlamına gelir. Livelihood, temel ihtiyaçları karşılamayı sağlayan iş, gelir veya kaynaklardır; life sözcüğünün kendisiyle aynı anlama gelmez. Bu ifade, toplumsal hayatı gelir arayışına indirgenen pratik bir uğraş gibi gösterir ve alıntının ironik tonunu güçlendirir. Günümüzün gündelik İngilizcesinde earn a living veya make a living genellikle daha doğal duyulur.

Alıştırma

Günümüzün nötr gündelik konuşmasında en doğal duyulan cümle hangisidir?

  1. I work two jobs to earn a living.
  2. I work two jobs to earn a life.
  3. I work two jobs to get a livelihood.
Cevabı göster

I work two jobs to earn a living.

that the goal of life was to be a High Court judge,

1:37

hayatın hedefinin bir Yüksek Mahkeme yargıcı olmak olduğunu,

that the brightest joy of love was to marry a well-off girl, Kelime

1:39

aşkın en parlak neşesinin zengin bir kızla evlenmek olduğunu,

Kelime

well-off: maddi açıdan rahat ve doğru kısa çizgi kullanımı

Well-off, maddi açıdan rahat veya bol paraya sahip anlamına gelen bir sıfattır. Burada kızın mali durumunun iyi olduğunu anlatır; ifade well ve off sözcüklerini ayrı ayrı yorumlayarak anlaşılmaz. Bir isimden önce kullanıldığında bileşik sıfat genellikle kısa çizgiyle yazılır: a well-off girl. Bir bağ fiilinden sonra ise genellikle kısa çizgi kullanılmaz: her family is well off. Bu alıntıda evliliğin kızın maddi durumuyla anlatılması, aşkı pratik bir para hesabı gibi göstererek ironik tonu destekler.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın ve isimden önce doğru kısa çizgi kullanımına dikkat edin: Lena grew up in a ____ family, so money was rarely a worry.

Cevabı göster

well-off

that wisdom was what the majority said it was,

1:43

bilgeliğin, çoğunluğun söylediği şey olduğunu,

that passion was to give a speech, Anlatım akışı

1:45

tutkunun bir konuşma yapmak olduğunu,

that courage was to risk being fined $10,

1:47

cesaretin 10 dolar ceza alma riskini göze almak olduğunu,

Anlatım akışı

“passion was to ... courage was to ...” ile paralel tanımlar

Tekrarlanan “that + soyut isim + was to + eylem” kalıbı, her eylemi bir erdemin sözde tanımı veya kanıtı olarak sunar: konuşma yapmak tutkuyu, yalnızca 10 dolarlık bir para cezası riskini göze almak ise cesareti temsil eder. Passion ve courage gibi büyük kavramlarla mütevazı eylemler ve sonuç arasındaki karşıtlık, paralel cümleciklerde ironik bir uyumsuzluk yaratır. Konuşmacı, ciddi erdemleri güvenli ve sınırlı gösterilere indirgeyen bir toplumu eleştirir; bu tanımları içtenlikle onaylamaz.

Alıştırma

Bu cümlede “passion was to ... courage was to ...” paralel kalıbının temel işlevi nedir?

  1. Büyük erdemlerin küçük ve güvenli eylemlere indirgenmesini eleştirir.
  2. 10 dolarlık bir cezanın ağır bir ceza olduğunu kanıtlar.
  3. Tutku ve cesaret için tarafsız sözlük tanımları verir.
Cevabı göster

Büyük erdemlerin küçük ve güvenli eylemlere indirgenmesini eleştirir.

that cordiality was to say you're welcome after a meal,

1:50

samimiyetin bir yemekten sonra afiyet olsun demek olduğunu,

and that the fear of God was to go to communion once a year. Kültür

1:53

ve Tanrı korkusunun yılda bir kez cemaat ayinine gitmek olduğunu.

Kültür

Bir Hristiyanlık uygulaması olarak “go to communion”

Burada “go to communion”, Hristiyanlıktaki Kutsal Komünyon ayinine katılmak demektir. İsa'nın Son Akşam Yemeği ile bağlantılı olan bu ayinde ibadet edenler ekmek ve şarabı, bazı geleneklerde ise üzüm suyunu paylaşır veya alır. Daha geniş paralel anlatımda, yılda bir kez komünyona katılmak “Tanrı korkusu”nun bütün karşılığıymış gibi sunulur. Bu eşitleme ironiktir: derin bir dinî saygı, seyrek yapılan biçimsel bir ibadete indirgenmiştir.

Alıştırma

Bu cümlede “go to communion” ne anlama gelir?

  1. Başka insanlarla sıradan bir konuşma yapmak
  2. Hristiyanlıktaki Kutsal Komünyon ayinine katılmak
  3. Bir toplum merkezini ziyaret etmek
Cevabı göster

Hristiyanlıktaki Kutsal Komünyon ayinine katılmak

That's what I saw

1:57

İşte gördüğüm buydu

and I laughed."

1:58

ve güldüm."

Kierkegaard was especially caustic about the 19th century understanding of love Kelime

2:00

Kierkegaard, 19. yüzyılın aşk anlayışı

Kelime

caustic about: sert ve iğneleyici eleştiri

Bu cümlede caustic about, “bir konudan söz ederken son derece sert, iğneleyici ve incitici eleştiriler kullanmak” anlamına gelir. about the 19th century understanding of love ifadesi, Kierkegaard'ın eleştirdiği konuyu belirtir. Caustic yalnızca olumsuz bir görüşü değil, sözlerin tonunu ve etkisini anlatır. Burada mecazidir: Aşındırıcı bir kimyasalı değil, sanki insanı “yakan” bir dili ifade eder.

Alıştırma

“The reviewer was caustic about the new policy” cümlesindeki “caustic about” ne anlama gelir?

  1. Eleştirmen politikanın kimyasal bir etkisini tartıştı.
  2. Eleştirmen yeni politika hakkında biraz olumsuz bir değerlendirme yaptı.
  3. Eleştirmen yeni politikayı son derece sert ve iğneleyici biçimde eleştirdi.
Cevabı göster

Eleştirmen yeni politikayı son derece sert ve iğneleyici biçimde eleştirdi.

and the new ideology of passionate marriage,

2:04

ve tutkulu evliliğin yeni ideolojisi hakkında özellikle iğneleyiciydi.

which aimed to unite desire with prudence

2:07

Arzu ile sağduyuyu birleştirmeyi amaçlayan

and suggested that one could enjoy all the thrills of a love affair Anlatım akışı

2:10

ve insanın bir aşk ilişkisinin tüm heyecanını tadabileceğini

and at the same time all the stability for long-term relationship.

2:13

ve aynı zamanda uzun vadeli bir ilişkinin tüm istikrarını yaşayabileceğini öne süren

Anlatım akışı

all the thrills ... at the same time all the stability: iki faydayı paralel sunmak

Bu cümlede all the thrills of a love affair ve all the stability for long-term relationship paralel isim öbekleridir. all the ifadesinin tekrarlanması iki faydaya eşit ağırlık verir ve onları birbirini dengeleyen bir çift gibi gösterir. And at the same time yalnızca iki şeyi aynı zamana yerleştirmez. Genellikle birbiriyle yarışan faydalar olarak görülen heyecan ile uzun süreli istikrarın birlikte elde edilebileceğini vurgular. Bu yapı, iddiayı iki avantajı da hiçbirinden vazgeçmeden kazanmak biçiminde sunar.

Alıştırma

“all the ... and at the same time all the ...” yapısı cümlede nasıl bir etki yaratır?

  1. Heyecanı ve istikrarı birlikte yaşanabilen iki eksiksiz fayda olarak sunar.
  2. İstikrar başlamadan önce heyecanın sona ermesi gerektiğini söyler.
  3. Birbiriyle ilgisiz iki olayı zaman sırasıyla listeler.
Cevabı göster

Heyecanı ve istikrarı birlikte yaşanabilen iki eksiksiz fayda olarak sunar.

But Kierkegaard mocked the notion that one could ever fuse romantic love with marriage, Kalıp ifadeler

2:17

Fakat Kierkegaard, romantik aşk ile evliliğin harmanlanabileceği

Kalıp ifadeler

Bir fikri alaya alan “mocked the notion that”

mocked the notion that ifadesindeki mocked, birinin davranışını taklit etmek değil, bir fikri gülünç bularak alaya almak demektir. Tarafsız bir anlaşmazlıktan ziyade güçlü bir inançsızlık ve küçümseme belirtir. Yapı mock + the notion + that yan cümlesidir. That yan cümlesi alaya alınan fikri belirtir; burada bu, romantik aşk ile evliliğin birleştirilebileceği fikridir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “... olduğu fikriyle alay etti” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The columnist ____ longer meetings always lead to better decisions.

Cevabı göster

mocked the notion that

that one could have passion and sex and at the same time children,

2:23

tutku ve seksin aynı anda çocuklarla,

stability,

2:26

istikrarla,

and routine.

2:27

ve rutinle bir arada olabileceği fikriyle alay ediyordu.

He respected both.

2:28

İkisine de saygı duyuyordu.

He just couldn't believe you could have them both at the same time

2:29

Sadece devlet ve komşular tarafından kutsanmış sıcak bir evlilikte

in a cozy marriage sanctified by the state and the neighbors. Deyimler

2:32

ikisine birden aynı anda sahip olabileceğinize inanamıyordu.

Deyimler

“sanctified by the state and the neighbors” ifadesinin ironik anlamı

sanctified by the state and the neighbors ifadesinde sanctified mecazlı ve ironik biçimde kullanılır. Dini bir kutsamayı anlatmak yerine, evliliği resmi ve toplumsal onay onu kutsal ya da tartışmasız biçimde meşru kılmış gibi sunar. Edilgen sanctified by yapısı bu onayın kaynaklarını belirtir. The state hukuki tanınmayı, the neighbors ise toplumun beklentilerini ve sosyal kabulü temsil eder.

Alıştırma

Toplumsal bir eleştiride “a lifestyle sanctified by law and public opinion” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Yasa koyucuların yönettiği dini bir törenle kutsanmış bir yaşam biçimi
  2. Yakında yaşayanların alışkanlıklarından kopyalanmış bir yaşam biçimi
  3. Hem hukukun hem toplumun gizlice karşı çıktığı bir yaşam biçimi
  4. Hukuk ve toplum onayladığı için neredeyse kutsal ve meşru olarak sunulan bir yaşam biçimi
Cevabı göster

Hukuk ve toplum onayladığı için neredeyse kutsal ve meşru olarak sunulan bir yaşam biçimi

His belief arose out of his own tortured love life. Öbek fiiller

2:36

Bu inancı, kendi ıstıraplı aşk hayatından doğmuştu.

Öbek fiiller

arose out of: bir şeyin kaynağını gösterme

Burada arose out of, “…… nedeniyle ortaya çıktı” ya da “……den gelişti” anlamına gelir. Bu inanç, onun acı dolu aşk deneyimiyle şekillenmiştir; fiziksel olarak ayağa kalkan bir şey yoktur. Yapı, bir şey + arise out of + kaynak veya neden şeklindedir. Arose, arise fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi arise out of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The policy ____ months of public debate.

Cevabı göster

arose out of

He fell in love with a beautiful, precocious, and talented 18-year-old girl called Regine Olsen,

2:39

Regine Olsen adında 18 yaşındaki güzel, erken olgunlaşmış ve yetenekli bir kıza aşık oldu,

only then to break off the engagement Notlar

2:45

ancak daha sonra onunla sonsuza dek yaşamaya çalışmanın

as he realized that to try and live with her forever would also mean killing the love that had drawn him to her. Deyimler

2:47

kendisini ona çeken aşkı da öldürmek anlamına geleceğini fark ederek nişanı bozdu.

Dilbilgisi

only then to: sonradan gelen bir dönüm noktasını anlatma

Only then to + fiilin yalın hâli, önceki eylemden sonra ne olduğunu anlatır. Burada ilişkiye başlayıp nişanlanmış, ancak daha sonra nişanı bozmuştur. Mastar yapısı amaç bildirmez. Only şaşırtıcı veya hayal kırıklığı yaratan karşıtlığı vurgularken then olayların sırasını açıkça gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede only then to neyi gösteriyor? Maya signed the lease, only then to learn that pets were not allowed.

  1. Kuralı öğrenmek için kira sözleşmesini imzaladı.
  2. Kuralı imzaladıktan sonra öğrendi ve bu sonuç hoş olmayan bir sürprizdi.
  3. İki eylem aynı anda gerçekleşti ve aralarında karşıtlık yoktu.
Cevabı göster

Kuralı imzaladıktan sonra öğrendi ve bu sonuç hoş olmayan bir sürprizdi.

Öbek fiiller

break off the engagement: nişanı bozmak

Break off, daha önce kurulmuş bir şeyi bilinçli olarak sona erdirmek demektir. Buradaki nesne the engagement, yani resmi evlenme sözüdür; bu nedenle break off the engagement, nişanı resmen sona erdirmek anlamına gelir. Break off ayrılabilen bir öbek fiildir: break the engagement off dil bilgisi açısından doğrudur, ancak bu tam isim grubuyla break off the engagement genellikle daha akıcıdır. Aynı yapı görüşmeleri, müzakereleri veya iletişimi kesmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve bir evlenme sözünü resmen sona erdirmek anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After several honest conversations, they decided to ____.

Cevabı göster

break off the engagement

Deyimler

killing the love: bir duyguyu mecazen yok etmek

Burada killing mecazidir. Killing the love, birine fiziksel zarar vermek değil, romantik duygunun tamamen yok olmasına neden olmak demektir. Bu fiil, etkiyi aşkı yalnızca zayıflatmaktan daha güçlü ve kesin gösterir. Kill sözcüğünün bu kullanımı kill the mood, kill someone's interest veya kill their enthusiasm örneklerindeki gibi başka soyut şeylere de uzanabilir. Her durumda bir şey, bir duygunun ya da atmosferin sona ermesine neden olur.

Alıştırma

“Constant suspicion can kill the love in a relationship,” cümlesinde kill the love ne anlama gelir?

  1. Romantik duyguyu tamamen yok etmek
  2. Çiftin evlenme sözü vermesini sağlamak
  3. Partnerlerden birine fiziksel zarar vermek
Cevabı göster

Romantik duyguyu tamamen yok etmek

Everywhere he turned, Deyimler

2:53

Nereye dönse,

Deyimler

Everywhere he turned: hangi yöne dönse aynı sorun

Everywhere he turned, düşündüğü her yönün, kaynağın veya seçeneğin aynı tür zorluğu ortaya çıkardığını ifade eder. Bu cümlede turned mecazidir: Mutlaka bedenini çevirmesini değil, dikkatini başka bir yere yöneltmesini veya başka bir yaklaşım denemesini anlatır. Bu ifade, tüm seçeneklerinde tekrarlanan bir düzeni özetler. Genellikle kaçınılmaz görünen tek bir sorunun farklı örneklerini sunmaya hazırlık yapar.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: He asked three different offices for help, but ____, he received the same refusal.

Cevabı göster

everywhere he turned

Kierkegaard saw intolerable incompatibilities

2:55

Kierkegaard katlanılmaz uyumsuzluklar

and impossible choices.

2:58

ve imkansız seçimler görüyordu.

It led him to one memorable explosion in Either/Or.

3:00

Bu durum onu Ya/Ya Da'da unutulmaz bir patlamaya yöneltti.

"Marry and you will regret it. Dilbilgisi

3:03

"Evlenirseniz pişman olacaksınız.

Don't marry,

3:05

Evlenmezseniz,

you will also regret it.

3:06

yine pişman olacaksınız.

Dilbilgisi

Marry and you will regret it: koşul ve sonuç için emir + and yapısı

Marry and you will regret it cümlesinde marry emir kipindedir, ancak cümle yalnızca bir emir verip daha sonra gerçekleşecek bir olayı anlatmaz. İlk bölüm bir koşul gibi işlev görür: If you marry. And sözcüğünden sonraki bölüm ise beklenen sonucu verir: you will regret it. Emir + and + sonuç kalıbı, koşulu kısa ve güçlü biçimde ifade eder. Burada pişmanlığı, evlenmeyi seçmenin sonucu olarak sunar.

Alıştırma

Emir + sonuç kalıbını oluşturan bağlacı yazın: Check the address again, ____ you will catch the mistake.

Cevabı göster

and

Marry or don't marry,

3:07

Evlenseniz de evlenmeseniz de,

you will regret it either way. Kalıp ifadeler

3:09

her iki durumda da pişman olacaksınız.

Kalıp ifadeler

either way: iki seçimde de aynı sonuç

Either way, “iki seçenekten hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin” anlamına gelir. Burada evlenmek ve evlenmemek zıt seçeneklerdir, ancak konuşmacı sonucun —pişmanlık— aynı olacağını ileri sürer. Buradaki way gerçek bir yol anlamına gelmez. İfade, daha önce belirtilen iki seçeneğe gönderme yapar ve ortak sonuçlarını özetler.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz ifadeyle tamamlayın: The train and the bus each take one hour. ____, we'll arrive by noon.

Cevabı göster

Either way

Laugh at the world's foolishness,

3:11

Dünyanın ahmaklığına gülün,

you will regret it.

3:12

pişman olacaksınız.

Weep over it,

3:13

Bunun için ağlayın,

you'll regret that too.

3:14

bunun için de pişman olacaksınız.

Hang yourself,

3:16

Kendinizi asın,

you'll regret it.

3:17

pişman olacaksınız.

Don't hang yourself

3:17

Kendinizi asmayın,

and you'll regret that too.

3:19

buna da pişman olacaksınız.

Whether you hang yourself or don't hang yourself, Dilbilgisi

3:20

Kendinizi assanız da asmasanız da,

you will regret both.

3:22

her ikisine de pişman olacaksınız.

Dilbilgisi

Whether A or B, C: iki seçenekte de aynı sonuç

Baştaki Whether A or B kalıbı iki seçenek sunar. Ana cümle C, aynı sonucun her iki seçenek için de geçerli olduğunu belirtir. Burada A hang yourself, B don't hang yourself ve C you will regret both ifadesidir. regret both ifadesindeki both, iki seçeneğe gönderme yapar. Cümle, pişmanlıkla ilgili bir paradoksu anlatmak için aşırı ve karanlık bir örnek kullanır. Konuşmacının düşüncesini aktarır; kişinin kendine zarar vermesini önermez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki parçalı kalıpla tamamlayın: ____ we leave now ____ wait until morning, the road will still be icy.

Cevabı göster

Whether · or

This gentleman is the essence of all philosophy." Kalıp ifadeler

3:23

Beyler, bu tüm felsefenin özüdür."

Kalıp ifadeler

the essence of: …nın özü

Burada the essence of, bir şeyin en temel ve onu tanımlayan niteliği demektir. Beyefendinin bütün felsefenin özü olduğunu söylemek, onu yalnızca bir filozof örneği olarak değil, felsefenin merkezî doğasının kişileşmiş hâli olarak sunar. the essence of + isim yapısı, bir şeyin temelde ne olduğunu belirtir. Buradaki essence soyut anlamdadır; koku, aroma verici ya da uçucu yağ anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi the essence of ifadesiyle tamamlayın: Trust is ____ a strong partnership.

Cevabı göster

the essence of

The mention of laughter is not a coincidence.

3:27

Kahkahanın dile getirilmesi tesadüf değildir.

Key to Kierkegaard's philosophy Dilbilgisi

3:29

Kierkegaard'ın felsefesinin anahtarı,

is that the only intelligent tactical response to life's horror

3:31

hayatın dehşetine karşı verilebilecek tek zekice taktiksel yanıtın

is to laugh defiantly at it.

3:35

buna meydan okuyarak gülmek olmasıdır.

Dilbilgisi

Key to X is that Y: X'in kilit noktası Y'dir

Key to X is that Y yapısında giriş ifadesi, X'i merkezî ilkesi birazdan açıklanacak alan olarak sunar. Burada X, Kierkegaard'ın felsefesidir ve that yan cümlesi önemli iddiayı verir. Biçim Key to + isim öbeği + is that + tam yan cümle şeklindedir. Key to X'i başa koymak, ana önermeden önce çerçeveyi öne çıkarır. key to yapısındaki to bir edattır.

Alıştırma

Cümleyi Key to X is that Y yapısıyla tamamlayın: ____ the project's success ____ everyone reports problems early.

Cevabı göster

Key to · is that

Rarely has a philosopher taken humor as seriously. Dilbilgisi

3:37

Çok nadir bir filozof mizahı bu kadar ciddiye almıştır.

Dilbilgisi

Rarely has a philosopher: başa alınan Rarely sonrasında devrik yapı

Rarely başa geldiğinde olayın ne kadar seyrek olduğunu güçlü biçimde vurgular. Olumsuz anlam taşıdığı için yardımcı fiil has, a philosopher öznesinin önüne geçer: Rarely has a philosopher taken ... Bu, soru değil, bildirme cümlesindeki özne–yardımcı fiil devrikliğidir. rarely normal cümle içi konumunda kalırsa olağan sıra kullanılır: A philosopher has rarely taken humor as seriously.

Alıştırma

Cümle başındaki Rarely ile resmî bir bildirme cümlesini doğru kuran seçenek hangisidir?

  1. Rarely the team has faced such a difficult choice.
  2. Rarely has the team faced such a difficult choice.
  3. Rarely has the team face such a difficult choice.
Cevabı göster

Rarely has the team faced such a difficult choice.

Kierkegaard is often described as the founder of the philosophical movement known as existentialism Notlar

3:40

Kierkegaard, genellikle varoluşçuluk olarak bilinen felsefi hareketin kurucusu olarak tanımlanır

because in him we find all the themes that would so interest later thinkers like Sartre, Camus, and Heidegger.

3:45

çünkü Sartre, Camus ve Heidegger gibi sonraki düşünürlerin çok ilgisini çekecek tüm temaları onda buluruz.

Kalıp ifadeler

is often described as the founder of: temkinli atıf

Edilgen be described as + rol veya unvan kalıbı, başka insanların ya da kaynakların bir kişiyi nasıl nitelediğini aktarır. Burada is often described as the founder of existentialism, bu konumu tartışmasız bir etiket olarak sunmak yerine Kierkegaard’a dışarıdan atfeder. Often, iddiayı daha temkinli hâle getirir: bu tanımlama yaygındır, ancak herkes tarafından kabul edilmesi gerekmez. Ardından gelen because yan cümlesi bu tanımlamanın neden kullanıldığını açıklar.

Alıştırma

Bir biyografi yazarı yaygın olan fakat herkesçe kabul edilmeyen bir etiketi aktarmak istiyor. Hangi cümle en uygundur?

  1. Elena is often described as the founder of the movement.
  2. Elena often describes as the founder of the movement.
  3. Elena is the founder of the movement.
Cevabı göster

Elena is often described as the founder of the movement.

Kültür

Felsefi bir akım olarak existentialism (varoluşçuluk)

Varoluşçuluk, bireyin varoluşunu merkeze alan bir felsefi akımdır: İnsanların özgürlük, seçim, sorumluluk, kaygı ve anlam arayışıyla nasıl yüzleştiğini ele alır. Kierkegaard’ın bu akımın kurucusu olarak adlandırılması, onu temaları sonraki düşünürlerce geliştirilen düşünsel bir geleneğin başlangıcına yerleştirir. Bu, Kierkegaard, Sartre, Camus ve Heidegger’in tamamen aynı görüşlere sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede existentialism sözcüğünü en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Bireysel varoluşa, özgürlüğe, seçime, sorumluluğa, kaygıya ve anlama odaklanan felsefi bir akım
  2. Bu düşünürlerin hepsinin tamamen aynı görüşlere sahip olduğunu savunan bir teori
  3. Gündelik ve kısa süreli her endişenin adı
Cevabı göster

Bireysel varoluşa, özgürlüğe, seçime, sorumluluğa, kaygıya ve anlama odaklanan felsefi bir akım

The book that fascinated the existentialists was Kierkegaard's The Concept of Anxiety,

3:51

Varoluşçuları büyüleyen kitap, Kierkegaard'ın Kaygı Kavramı idi,

published in 1844,

3:55

1844'te yayınlanan bu kitapta

in which he emphasized a new word,

3:57

yeni bir kelimeye vurgu yapmıştı:

Angest, Kültür

3:59

Angest,

or angst as we know it in English,

4:00

ya da İngilizcede bildiğimiz şekliyle angst (bunalım),

Kültür

Angest, yani angst: derin varoluşsal huzursuzluk

Angest, or angst ifadesinde or, kaynak terim Angest’i açıklayan modern İngilizce biçimi tanıtır. Günlük modern İngilizcede sözcük angst şeklinde yazılır. Burada angst; varoluş, özgürlük, seçim, kimlik veya anlamla bağlantılı derin bir huzursuzluk demektir. Küçük ve geçici bir endişeden daha geniş ve ağırdır; ancak İngilizcede teenage angst gibi ifadelerde gayriresmî biçimde de kullanılır.

Alıştırma

Hangi durum en doğal biçimde angst ile anlatılır?

  1. Bir atıştırmalığın tükenmiş olabileceğine dair küçük bir endişe
  2. Telefon çaldığında yaşanan bir anlık şaşkınlık
  3. Kimlik ve yaşamı değiştirecek bir seçim hakkında derin huzursuzluk
Cevabı göster

Kimlik ve yaşamı değiştirecek bir seçim hakkında derin huzursuzluk

a condition where we understand how many choices we face Dilbilgisi

4:02

ne kadar çok seçenekle karşı karşıya olduğumuzu anladığımız

and how little understanding we can ever have of how to exercise these choices wisely.

4:05

ve bu seçenekleri akıllıca nasıl kullanabileceğimiz konusunda ne kadar az anlayışa sahip olabileceğimizi gösteren bir durum.

Dilbilgisi

how many ... ve how little ... ile paralel gömülü yan cümleler

İki how yan cümlesi understand fiilinin paralel tümleçleridir: how many choices we face ve how little understanding we can ever have. How many sayının çokluğunu, how little ise sayılamayan understanding adının miktarının azlığını gösterir. Yan yana kullanılmaları, bolluk ile kıtlık arasındaki karşıtlığı güçlendirir. Bunlar gömülü yan cümleler olduğu için bildirme cümlesi dizilişini korur: how many choices we face denir, how many choices do we face denmez. Aktarılabilir kalıp fiil + how many/how much/how little + ad + özne + fiil şeklindedir ve bir bildirme cümlesi içinde miktarı veya dereceyi vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle realized fiilinden sonra paralel gömülü how yan cümlelerini doğru kullanır?

  1. We realized that our task list was long and our time was short.
  2. We asked ourselves, 'How many tasks do we have, and how little time do we have?'
  3. We realized how many tasks we had and how little time we had.
Cevabı göster

We realized how many tasks we had and how little time we had.

As Kierkegaard wrote,

4:10

Kierkegaard'ın yazdığı gibi,

"Life can only be understood backwards, Anlatım akışı

4:12

"Hayat sadece geriye dönük anlaşılabilir,

but must be lived forwards.

4:14

ama ileriye doğru yaşanmalıdır."

Anlatım akışı

can only be understood backwards ... must be lived forwards ifadesindeki karşıtlık

Cümle tek bir düşünceyi özlü bir karşıtlık olarak düzenler. Life, can only be understood ve must be lived biçimindeki iki edilgen fiil öbeğinin ortak öznesidir. But bu iki bölümü bağlar; backwards ve forwards ise birbirine karşılık gelen son konumlarda bulunarak keskin bir karşıtlık yaratır. Backwards olaylara gerçekleştikten sonra dönüp bakmayı, forwards ise henüz bilinmeyen geleceğe doğru yaşamayı ifade eder. Only, Life sözcüğünü değil be understood bölümünü sınırlar: değerlendirme sonradan gelir, ama yaşamak ve seçim yapmak tam anlayış mümkün olmadan önce gerçekleşmelidir.

Alıştırma

Hangi cümle but ile kurulan aynı tür dengeli edilgen karşıtlığı kullanır?

  1. A teacher can explain a skill in class, and learners practice it later.
  2. Practice is important because a skill takes time to develop.
  3. A skill can be explained in class, but must be developed through practice.
Cevabı göster

A skill can be explained in class, but must be developed through practice.

Our constant angst means that unhappiness is more or less written into the script of life. Notlar

4:16

Sürekli bunalımımız, mutsuzluğun az çok hayatın senaryosuna yazıldığı anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

Yumuşatma ifadesi olarak more or less

Bu cümlede more or less, “genel olarak” veya “büyük ölçüde, fakat tamamen değil” anlamına gelir. Mutsuzluğun hayatın içine yerleşik olduğu yönündeki güçlü iddiayı yumuşatır ve istisnalara ya da belirsizliğe yer bırakır. Bir yumuşatma ifadesi olarak ardından gelen düşüncenin kesinlik veya doğruluk derecesini ayarlar. Burada daha büyük ve daha küçük iki miktar karşılaştırılmıyor.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrenilen ve “genel olarak, fakat her ayrıntıda değil” anlamına gelen yumuşatma ifadesiyle tamamlayın: The new schedule is ____ the same as the old one.

Cevabı göster

more or less

Deyimler

Bir mecaz olarak written into the script of life

Written into the script of life bir mecazdır. Bir senaryo, oyunda neler olacağını belirler; dolayısıyla senaryoya yazılmış bir şey en başından beri hikâyenin parçasıymış gibi görünür. Burada ifade, mutsuzluğu insan hayatına yerleşik ve çıkarılması zor bir özellik olarak sunar. Bu anlatım oldukça karamsardır, ancak her olayın kader tarafından belirlendiğini söylemek zorunda değildir. Gerçek bir senaryodan söz etmek yerine, bu özelliği yapısal olarak beklenen bir şey şeklinde çerçeveler.

Alıştırma

Bu cümledeki mecaz ne anlama geliyor? With no backup supplier, delays were written into the script from the beginning.

  1. Gecikmeler en başından beri durumun beklenen bir sonucuydu.
  2. Birisi gecikmeleri bir film senaryosuna kaydetti.
  3. Geleceğin her ayrıntısı kader tarafından kontrol ediliyordu.
Cevabı göster

Gecikmeler en başından beri durumun beklenen bir sonucuydu.

As he wrote,

4:21

Yazdığı gibi,

"Anyone who has given the matter any serious thought Kalıp ifadeler

4:22

"Konu üzerinde ciddiyetle düşünen herkes

Kalıp ifadeler

given the matter any serious thought: konuyu ciddi biçimde düşünmek

give a matter serious thought yapısında give, bir şeyi birine vermek anlamına gelmez. Bu yapı, bir konu üzerinde dikkatle düşünmek anlamına gelir. Nesne, give ile serious thought arasına gelebilir; burada the matter bu konumdadır. Any, Anyone who... ifadesinden sonra ‘az da olsa’ veya ‘herhangi bir ölçüde’ anlamı katar. Böylece ifade, konu üzerinde gerçekten ciddi biçimde düşünmüş olan herkesi kapsar. Has given present perfect yapıdadır; düşünme eylemi şu ana kadarki bir zamanda gerçekleşmiştir ve mevcut iddia açısından hâlâ önemlidir.

Alıştırma

Cümleyi give + the proposal + serious thought yapısıyla tamamlayın. Simple past kullanın: Before voting, the committee ____.

Cevabı göster

gave the proposal serious thought

will know that I'm right when I say

4:25

şunu söylediğimde haklı olduğumu bilecektir:

it's not possible for anyone to be absolutely

4:27

kimsenin kesinlikle ve akla gelebilecek

and in every conceivable way completely content,

4:30

her şekilde tamamen tatmin olması mümkün değildir,

not even for a single half hour of his life. Dilbilgisi

4:33

hayatının tek bir yarım saati için bile olsa.

Dilbilgisi

not even for a single half hour: tek bir yarım saat bile değil

Not even, olumsuz bir ifadeye uç bir durum ekler: istisna olma ihtimali en yüksek durumun bile mümkün olmadığını söyler. Konuşmacı, tam bir hoşnutluğun mümkün olmadığını belirttikten sonra iddiayı çok kısa bir zaman dilimine kadar indirir. For a single half hour yalnızca otuz dakika boyunca anlamına gelir. Single, süreyi en alt sınır gibi gösterir; böylece ifade, ne kadar kısa olursa olsun hiçbir istisna bulunmadığını güçlü biçimde vurgular.

Alıştırma

Olumsuz iddiayı şaşırtıcı bir alt sınıra indiren iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The battery did not last, ____ for ten minutes.

Cevabı göster

not even

No one has come into the world without crying. Anlatım akışı

4:36

Kimse bu dünyaya ağlamadan gelmemiştir.

No one asks when you want to enter the world,

4:38

Kimse dünyaya ne zaman gelmek istediğinizi sormaz,

no one asks when you want to leave.

4:41

kimse ne zaman ayrılmak istediğinizi de sormaz.

Anlatım akışı

No one ... enter the world ... leave: yinelemeyle bir sav oluşturmak

Üç yan cümle de “No one” ile başlar. Anafora adı verilen bu başlangıç yinelemesi düzenli bir ritim oluşturur ve her iddianın aynı savın bir başka parçası gibi hissedilmesini sağlar: insanlar yaşamın temel koşullarını kontrol edemez. “Come into/enter the world” doğmak, “leave” ise ölmek anlamına gelir. Bu karşıt uçları birlikte kullanmak, düşünceyi doğumdan ölüme kadar genişletir ve gerçek soruların aktarımı yerine birikimli, karamsar bir iddia oluşturur.

Alıştırma

Bu parçada “No one” ifadesinin tekrarlanmasının ve “enter the world” ile “leave” ifadelerinin karşılaştırılmasının temel etkisi nedir?

  1. Bir yolculuk hakkında soruları yanıtlayan üç ayrı kişiyi anlatır.
  2. Son yan cümleyi bir yerden ayrılmak için izin istemeye dönüştürür.
  3. İfadeleri, insanların doğumdan ölüme kadar kontrol sahibi olmadığı yönündeki tek ve birikimli bir iddiada birleştirir.
Cevabı göster

İfadeleri, insanların doğumdan ölüme kadar kontrol sahibi olmadığı yönündeki tek ve birikimli bir iddiada birleştirir.

How empty and meaningless life is. Dilbilgisi

4:43

Hayat ne kadar boş ve anlamsız.

Dilbilgisi

“How empty and meaningless life is” cümlesindeki How + sıfat + özne + be yapısı

“How + adjective + subject + be” bir ünlem yapısıdır. Burada “how”, birbiriyle bağlantılı “empty” ve “meaningless” sıfatlarının derecesini güçlendirir; böylece konuşan kişi yaşam hakkında çok güçlü bir değerlendirme yapar. Özne fiilden önce kalır: “life is”. Cümlenin “how” ile başlaması onu otomatik olarak soru yapmaz; bu cümle bilgi istemek yerine bir yargıyı güçlü biçimde ifade eder.

Alıştırma

“The garden is beautiful” cümlesini How ünlemine dönüştürün: How beautiful ____!

Cevabı göster

the garden is

We bury a person,

4:45

Birini gömeriz,

throw three shovels of earth over him,

4:47

üzerine üç kürek toprak atar,

drive out in a coach,

4:49

arabayla yola çıkar,

drive back in a coach,

4:50

arabayla geri döner

and console ourselves that we still have life enough left to live.

4:51

ve yaşayacak yeterince ömrümüz kaldığı için kendimizi avuturuz.

But really,

4:54

Fakat gerçekten,

how long is threescore and ten? Kültür

4:55

yetmiş yıl ne kadar uzundur?

Kültür

“threescore and ten” yetmiş demektir

Bu soruda threescore and ten “yetmiş” demektir: score burada yirmidir; dolayısıyla threescore üç çarpı yirmi, yani altmıştır ve buna ten eklenince yetmiş olur. Yaşam süresi bağlamında yetmiş yılı anlatır. Bu, eski ve Kutsal Kitap üslubunu çağrıştıran bir sayma biçimidir; özellikle eski İngilizce Kutsal Kitap çevirilerindeki Mezmurlar 90’ın ifadesiyle yakından ilişkilidir. Bunu modern score sözcüğünün “puan” anlamıyla değil, edebî veya dinî bir ifade olarak okuyun.

Alıştırma

Eski bir İngilizce metinde threescore and ten hangi sayıyı ifade eder?

  1. 30
  2. 60
  3. 70
Cevabı göster

70

Why not just get it over with straight away? Öbek fiiller

4:56

Neden hemen olup bitmesine izin vermiyoruz?"

Öbek fiiller

“get it over with”: hoş olmayan bir işi bitirmek

Get it over with, hoş olmayan, stresli ya da korkutucu bir işi veya deneyimi, artık onu bekleyip kaygılanmamak için bitirmek demektir. Olağan kalıp get + nesne + over with biçimindedir: get it over with ya da get the interview over with. Burada it karanlık bir ifadeyle yaşamın kendisine gönderme yapar; straight away ise bunu hemen yapma anlamını ekler. Cümle sıradan bir eyleme geçme teşviki değildir; yaşamı sona erdirilmek istenen rahatsız edici bir süreç gibi sunar.

Alıştırma

“Hoş olmayan işi bitirip artık onu düşünmek zorunda kalmamak” anlamındaki hedef deyimi tamamlayın: I don't want to make the phone call, but I'll ____ now.

Cevabı göster

get it over with

For Kierkegaard,

4:59

Ancak Kierkegaard için,

there was, however, Anlatım akışı

5:00

daha sonraki eserlerinde

one answer that he put forward ever more stridently in his later works, Öbek fiiller

5:01

giderek daha sert bir şekilde öne sürdüğü tek bir yanıt vardı:

Öbek fiiller

put forward: bir fikri değerlendirmeye sunmak

Put forward, başkalarının değerlendirmesi için bir fikir, sav, plan ya da aday sunmak demektir. Bu kesitte onun put forward ettiği şey one answer ifadesidir; that, one answer ifadesine döner ve öbek fiilin nesnesi görevini görür. Bu öbek fiil ayrılabilir: put forward a proposal veya put a proposal forward denebilir. Nesne bir zamir olduğunda araya gelir: put it forward. Put fiilinin geniş zaman ve geçmiş zaman biçimi aynıdır.

Alıştırma

“Değerlendirilmek üzere resmî olarak önerdi” anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: At yesterday's meeting, the chair ____ a new plan.

Cevabı göster

put forward

Jesus Christ.

5:06

İsa Mesih.

Anlatım akışı

one answer ... Jesus Christ: adı sona bırakarak açıklama

Cümle önce belirsiz one answer ifadesini sunar, ardından bunun tam olarak ne olduğunu son sözlere, yani Jesus Christ ifadesine kadar açıklamaz. Uzun ilgi cümleciği that he put forward ever more stridently in his later works, cevabın adını vermeden önce onun hakkında bilgi sağlayarak merak yaratır. Jesus Christ sona bırakılmış bir açıklayıcı eşlemedir: his later works ifadesini değil, one answer ifadesini yeniden adlandırır. However, önceki olumsuz veya umutsuz tartışmadan bu cevaba yönelen bir dönüşü gösterir. Önce belirsiz bir etiket, daha sonra belirli bir ad verme düzeni, önemli bilginin ne zaman açıklanacağını kontrol etmeyi sağlar.

Alıştırma

“There was one solution we finally agreed on, taking the earlier train,” cümlesinde “taking the earlier train” hangi görevi görür?

  1. “agreed” sözcüğünü niteleyerek nasıl anlaşmaya varıldığını açıklar.
  2. İlgisiz ikinci bir çözüm verir.
  3. Daha önce sunulan “one solution” ifadesinin ne olduğunu açıklar.
Cevabı göster

Daha önce sunulan “one solution” ifadesinin ne olduğunu açıklar.

Kierkegaard loathed the Christianity of the established Danish Church, Kültür

5:07

Kierkegaard, resmi Danimarka Kilisesi'nin Hıristiyanlığından iğreniyordu,

but he adored the simple truths of the gospels that his father taught him as a boy.

5:11

ancak babasının çocukken ona öğrettiği müjdelerin basit gerçeklerine bayılıyordu.

Kültür

Resmî Danimarka Kilisesi ile İncillerin yalın hakikatleri arasındaki karşıtlık

Resmî Danimarka Kilisesi, Danimarka'da devlet tarafından resmen tanınan ve kurumsal biçimde örgütlenen kiliseyi ifade eder. İncillerin yalın hakikatleri ise babasından öğrendiği Yeni Ahit'teki İncil anlatılarının temel öğretilerini ifade eder. Cümle, bir kurum ile o kurumla ilişkilendirilen inanç öğretilerini birbirinden ayırır. Loathed ile adored arasındaki güçlü karşıtlık, Kierkegaard'ın bütün Hristiyan inancına değil, resmî kilisenin temsil ettiği Hristiyanlık biçimine karşı çıktığını gösterir.

Alıştırma

Cümledeki karşıtlık neyi gösteriyor?

  1. Kierkegaard resmî kilise sistemini reddediyor, ancak öğrendiği İncil öğretilerine değer veriyordu.
  2. Kierkegaard Danimarka Kilisesi'ne hayrandı, ancak İncilleri sevmiyordu.
  3. Kierkegaard Hristiyan inancının ve öğretisinin her türünü reddediyordu.
Cevabı göster

Kierkegaard resmî kilise sistemini reddediyor, ancak öğrendiği İncil öğretilerine değer veriyordu.

For him,

5:16

Onun için

Christianity was a religion of extreme surrender

5:16

Hıristiyanlık; aşırı bir teslimiyetin

to a theology of almost peasant-like simplicity.

5:19

ve neredeyse köylüvari bir basitliğe sahip teolojinin diniydi.

One was to be ready to die for Christ, Dilbilgisi

5:22

İnsan Mesih için ölmeye,

Dilbilgisi

Genel bir görev bildiren One was to + fiil

Buradaki one, 1 sayısı değil, “bir insan” ya da “herhangi bir Hristiyan” anlamındaki genel bir zamirdir. Was to + fiil, böyle bir kişinin yapması gereken veya kendisinden beklenen şeyi belirtir. Görevlerin sıralandığı bir bağlamda bu be to yapısı yükümlülük ifade eder. Birinin geçmişteki planını anlatmaz.

Alıştırma

Genel bir görevi ifade etmek için cümleyi vurgulanan üç sözcüklü yapıyla tamamlayın: Under the old rule, ____ remain silent until invited to speak.

Cevabı göster

one was to

to give up all attachment to worldly things, Öbek fiiller

5:24

dünyevi şeylere olan tüm bağlılığından vazgeçmeye

Öbek fiiller

give up all attachment to: bağlılığı tamamen bırakmak

Öbeksi fiil give up, kişinin kendi seçimiyle bir şeye tutunmayı bırakması anlamına gelir. Burada give up all attachment to, to sözcüğünden sonra gelen şeye yönelik duygusal bağımlılığı tamamen bırakmak demektir. All anlamı mutlak hâle getirir; attachment ise fiziksel bir ek ya da e-posta eki değil, duygusal veya psikolojik bağlılık anlamındadır. attachment to yapısındaki to bir edattır ve bağlılığın nesnesini tanıtır. Bu cümlede worldly things; mal mülkü, statüyü ve dünyevi arzuları ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi dersteki beş sözcüklük ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: After years of chasing approval, he decided to ____ other people's praise.

Cevabı göster

give up all attachment to

and to love all humans like one's siblings. Dilbilgisi

5:27

ve tüm insanları kardeşi gibi sevmeye hazır olmalıydı.

Dilbilgisi

one's siblings: one's biçimini genel one ile eşleştirmek

One's, genel anlamdaki one zamirinin iyelik biçimidir. Bu cümlede one's siblings, belirli bir kişinin kardeşlerini değil, söz edilen her kişinin kendi kardeşlerini ifade eder. Özenli ve resmî İngilizcede zamir dizisini tutarlı kullanın: one, one veya one's ile eşleşir. Böylece cümle he ya da she seçmeden genel bir ideal sunar.

Alıştırma

Resmî zamir çiftini tutarlı kılan iyelik biçimini kullanın: One should keep ____ promises.

Cevabı göster

one's

Kierkegaard wasn't interested in justifying his attachment to Christianity

5:30

Kierkegaard, Hıristiyanlığa olan bağlılığını rasyonel yollarla

through rational means.

5:34

haklı çıkarmakla ilgilenmiyordu.

Instead,

5:35

Bunun yerine,

he recommended a dramatic and now famous leap of faith, Deyimler

5:36

dramatik ve günümüzde meşhur olan bir inanç sıçraması tavsiye etti.

Deyimler

leap of faith: kanıt olmadan inanmayı seçmek

Bu cümlede leap of faith, bir inancın doğru olduğu önceden kanıtlanmadan o inanca bağlanma kararıdır. İmge, aklın köprü kuramadığı bir boşluğu sıçrayarak geçmektir. Burada özellikle Kierkegaard'ın dinî düşüncesine gönderme yapılır: kişi, sınırlı insan aklıyla Tanrı'yı kanıtlamaya çalışmak yerine imanı seçer. Daha geniş modern kullanımda ifade, belirsizliğe rağmen güvene veya güçlü bir inanca dayanarak önemli bir risk almak anlamına gelir; sebepsizce dikkatsiz davranmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: With no guarantee of success, Maya decided to take a ____ and open her own shop.

Cevabı göster

leap of faith

wherein one wouldn't apply one's puny mind to attempting to prove the existence of God, Kelime

5:40

Bunda insan, cılız zihnini Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışmak için kullanmamalı;

Kelime

wherein: resmî 'in which'

Wherein, 'in which' veya 'o durumun içinde' anlamına gelen resmî bir ilgi zarfıdır. Ardından gelen yan cümleyi daha önce belirtilmiş bir şeye, düzenlemeye, metne veya duruma bağlar. Burada leap of faith ifadesine geri döner ve bu tür bir bağlılığın içinde ne olduğunu açıklar. Bir şeyin nerede olduğunu sormaz ve öncesindeki ifadenin fiziksel bir yer olmasını gerektirmez.

Alıştırma

Anlam 'by which' değil de 'in which' ise cümleyi hangi sözcük doğru tamamlar? The report identifies three areas ___ further study is needed.

  1. whereas
  2. whereby
  3. wherein
Cevabı göster

wherein

one would merely switch off one's faulty rational faculties Öbek fiiller

5:45

sadece kusurlu rasyonel yetilerini kapatmalı

Öbek fiiller

“aklı kullanmayı bırakmak” anlamındaki switch off

Burada switch off, elektrikli bir aygıtın düğmesini kapatmak anlamına gelmez. Akıl yürütme yetilerini bir aygıtmış gibi gösterir: bunları kapatmak, aklı ya da eleştirel düşünmeyi kullanmayı bırakmak demektir. Bu ifade tarafsız değil, eleştireldir. Merely, akıldan vazgeçmenin kolay ve basite indirgenmiş bir tepki olduğunu ima eder; faulty ise bu yetileri tartışılan bakış açısından “kusurlu” olarak niteler.

Alıştırma

"During the sales pitch, he switched off his critical judgment," cümlesinde switched off ne anlama gelir?

  1. Muhakemesini daha doğru hâle getirdi.
  2. Eleştirel muhakemesini kullanmayı bıraktı.
  3. Eleştirel muhakemesini onardı.
Cevabı göster

Eleştirel muhakemesini kullanmayı bıraktı.

and jump into the idea of God as the total solution.

5:49

ve tam bir çözüm olarak Tanrı fikrine atlamalıydı.

As he put it,

5:52

Bunu şu şekilde ifade etmişti:

"To have faith is to lose your mind Notlar

5:54

"İman etmek, aklını kaybetmek

and to win God."

5:57

ve Tanrı'yı kazanmaktır."

Anlatım akışı

Paralel bir tanım olarak To have faith is to lose ... and to win ...

Cümle, To do X is to do Y and to do Z kalıbını kullanır. İlk mastar öbeği tanımlanacak düşünceyi belirtir; is sonrasındaki iki mastar öbeği ise dengeli iki sonuç sunar. to sözcüğünün tekrarı, lose your mind ile win God ifadelerini paralel hâle getirir ve karşılaştırmayı kolaylaştırır. Sonuçlar zıt yönlere—kaybetmeye ve kazanmaya—işaret eder; böylece yapı, iddiayı kısa bir paradoksa dönüştürür. Burada lose your mind akıldan vazgeçmek veya akıl dışı hâle gelmek demektir. win God ise retoriktir: Tanrı'yı bir yarışmada yenmek değil, Tanrı'ya ya da Tanrı'yla bir ilişkiye kavuşmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümlenin ana düşüncesini nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama belirtir?

  1. Zaman sırasıyla gerçekleşmesi gereken iki olayı listeler.
  2. Tanrı'ya karşı gerçek bir yarışmayı kazanmayı anlatır.
  3. İman etmeyi dengeli ve karşıt iki sonuç üzerinden tanımlar.
Cevabı göster

İman etmeyi dengeli ve karşıt iki sonuç üzerinden tanımlar.

Deyimler

Felsefi bir paradoksta lose your mind

lose your mind genellikle mantıklı düşünmeyi bırakmak veya duygusal kontrolü kaybetmek anlamına gelen bir deyimdir. Çoğu zaman abartıdır; birinin ruhsal bir hastalığı olduğuna dair gerçek anlamlı bir ifade değildir. Bu paradoksta ifade, iman edebilmek için akla güvenmekten vazgeçmeyi de anlatır. lose your mind ... win God biçimindeki dengeli yapı, bu fedakârlığı hem çarpıcı hem de bilinçli gösterir.

Alıştırma

Bu alıntıda lose your mind esas olarak neyi anlatıyor?

  1. İman edebilmek için akılcı denetimi veya akıl yürütmeyi bir kenara bırakmayı.
  2. Hafızası zayıf olduğu için dinî bir gerçeği unutmayı.
  3. Fiziksel olarak diğer insanlardan çok uzaklara seyahat etmeyi.
Cevabı göster

İman edebilmek için akılcı denetimi veya akıl yürütmeyi bir kenara bırakmayı.

Like Marx's communism,

5:59

Tıpkı Marx'ın komünizmi gibi,

Kierkegaard's solutions to the problems of being human

6:01

Kierkegaard'ın insan olma sorunlarına getirdiği çözümler de

are far less convincing and interesting than the diagnoses of our ills. Dilbilgisi

6:03

hastalıklarımıza konulan teşhislerden çok daha az ikna edici ve ilgi çekicidir.

Dilbilgisi

far less ... than karşılaştırma kalıbı

far less + sıfat + than kalıbında far, less ifadesini güçlendirir; dolayısıyla yapı fiziksel mesafeyi değil, “çok daha düşük bir dereceyi” anlatır. Burada convincing ve interesting sıfatlarının ikisi de solutions sözcüğünü niteler. Karşılaştırma, çözümlerin bu iki niteliğe de teşhislerden çok daha az sahip olduğunu söyler.

Alıştırma

Olumsuz karşılaştırmayı far ile güçlendirin: The revised plan is ____ practical and affordable ____ the original.

Cevabı göster

far less · than

Few of us now make that leap,

6:08

Bugün çok azımız o sıçramayı yapıyoruz,

but Kierkegaard deserves our attention

6:10

ancak Kierkegaard dikkatimizi hak ediyor

for the beautifully bitter, caustic look he cast on the human condition. Kelime

6:12

insanlık durumu üzerine yönelttiği o güzelce acı ve iğneleyici bakışı için.

Kelime

the human condition: insanlık durumu

Burada the human condition, insanların ortak olarak karşılaştığı temel gerçeklikleri anlatan yerleşik bir felsefe ve edebiyat terimidir: duygusal çatışma, özgürlük ve seçim, sınırlılık, belirsizlik, acı ve ölümlülük. Yalnızca insan olduğumuz için yaşamın nasıl bir şey olduğunu sorgular. Bu ifadede condition, bir kişinin sağlık durumu anlamına gelmez. İfade, insanlar hakkındaki çeşitli gözlemleri insan varoluşuna ilişkin geniş bir düşüncede birleştirir.

Alıştırma

"The novel examines grief, freedom, and the human condition," cümlesinde "the human condition" ne anlama gelir?

  1. İnsan olmanın ortak sınırlılıkları ve deneyimleri
  2. Bir kişinin tıbbi teşhisi
  3. Belirli bir evin maddi durumu
Cevabı göster

İnsan olmanın ortak sınırlılıkları ve deneyimleri

He's one of the few philosophers one can turn to when the world has badly let us down Notlar

6:16

O, dünya bizi fena halde hayal kırıklığına uğrattığında başvurabileceğimiz

Dilbilgisi

one of the few philosophers one can turn to yapısı

One of the few + çoğul isim, birinin küçük ve sınırlı bir grubun üyesi olduğunu belirtir. Burada he, tarif edilen az sayıdaki filozoftan biridir. philosophers one can turn to yapısında philosophers sözcüğünü sınırlayıcı bir ilgi cümleciği izler. Nesne görevindeki that veya whom ilgi zamiri düşürülmüştür: philosophers (that/whom) one can turn to. Turn to hâlâ bir nesne gerektirir ve bu eksik rolü philosophers doldurur; bu nedenle sondaki to gereklidir. İki one farklı görevlerdedir. one of the few içindeki one, he sözcüğüne geri gönderme yapar. one can turn to içindeki one ise herhangi bir kişi veya okur anlamındaki genel bir zamirdir ve you sözcüğüne benzer.

Alıştırma

Cümleyi one of the few + people + I can turn to ile tamamlayın: When I need honest advice, Maya is ____.

Cevabı göster

one of the few people I can turn to

Öbek fiiller

turn to someone: yardım veya rehberlik için birine başvurmak

Bu cümlede turn to, bir kişiden veya kaynaktan yardım, tavsiye, teselli ya da anlayış aramak demektir. Filozoflar, hayat hayal kırıklığı yarattığında destek alınabilecek kaynaklar olarak sunulur; burada fiziksel olarak dönmekten söz edilmez. Kalıp turn to + kişi veya kaynak şeklindedir. one can turn to bölümünde philosophers, that veya whom ilgi zamiri çıkarıldığı için to edatının anlamca nesnesidir: philosophers that one can turn to.

Alıştırma

Cümleyi “birinden yardım veya tavsiye istemek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When I have a difficult decision to make, I ____ my older sister.

Cevabı göster

turn to

Öbek fiiller

let someone down: birinin beklentisini boşa çıkarmak

Let someone down, birini hayal kırıklığına uğratmak veya beklediği desteği, güvenilirliği ya da sonucu sağlayamamak demektir. Burada dünya, insanları yüzüstü bırakmış bir özne gibi ele alınır; badly ise hayal kırıklığının şiddetini artırır. Ayrılabilen yapı let + nesne + down şeklindedir: let us down, let her down, let the team down. Nesne bir zamirse let ile down arasına yerleştirilir.

Alıştırma

Cümleyi “beklentilerimizi karşılamadı” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We trusted the service, but it ____ again.

Cevabı göster

let us down

and we're in need of a friend who can fully understand the dark places we're in Notlar

6:21

ve içinde bulunduğumuz karanlık yerleri tam olarak anlayabilecek bir dosta ihtiyaç duyduğumuzda,

Kalıp ifadeler

in need of: ihtiyacı daha resmî biçimde ifade etmek

Be in need of, “birine veya bir şeye ihtiyaç duyulan bir durumda olmak” anlamına gelir. Burada we are in need of a friend, böyle bir arkadaşın gerekli olduğunu anlatır ve we need a friend ifadesinden daha ciddi ve resmî bir tona sahiptir. Yapı be + in need of + isim öbeğidir. Need bu kalıp ifadede isimdir; bu nedenle of, ihtiyaç duyulan şeyi tanıtır: in need of a friend, in need of help veya in need of repair.

Alıştırma

Cümleyi “ihtiyaç duymak” anlamındaki kalıplaşmış ve daha resmî ifadeyle tamamlayın: After the flood, several families are ____ temporary housing.

Cevabı göster

in need of

Deyimler

the dark places we're in: duygusal sıkıntıyı bir yer olarak anlatmak

the dark places we're in ifadesi mecazidir. Buradaki dark places, az ışık alan gerçek yerleri değil; umutsuzluk, kaygı veya anlam kaybı gibi acı veren zihinsel ya da duygusal durumları anlatır. Bunlara places denmesi, bir ruh hâlini veya yaşam dönemini kişinin içinde bulunabileceği bir yer gibi sunar. we're in, konuşanın hangi dark places durumlarını kastettiğini belirtir. Bu, that sözcüğünün düşürüldüğü bir ilgi cümleciğidir: the dark places (that) we're in. in edatı, bir yerin veya durumun içinde olma fikrine bağlıdır.

Alıştırma

“After months of grief, Lena felt she was in a dark place,” cümlesinde in a dark place büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Ciddi bir duygusal sıkıntı yaşıyordu.
  2. Işıksız bir odada duruyordu.
  3. Başkalarının bildiği bir sırrı bilmiyordu.
Cevabı göster

Ciddi bir duygusal sıkıntı yaşıyordu.

once the sentimental illusions that normally keep us going fall away. Öbek fiiller

6:25

bizi normalde ayakta tutan duygusal yanılsamalar bir kez yıkıldığında.

Öbek fiiller

keep us going: devam etmek için destek vermek

Bu cümlede keep us going, “yaşamaya ve işlevimizi sürdürmeye devam etmemiz için bize psikolojik destek vermek” anlamına gelir. Duygusal yanılsamalar, normalde bu desteği sağlayan inançlar olarak sunulur; going burada fiziksel hareket anlamına gelmez. Yapı keep + person + going şeklindedir. Yiyecek, para, umut, teşvik veya bir rutin gibi, yorgunluğa, zorluğa ya da moral bozukluğuna rağmen birinin devam etmesine yardımcı olan şeyleri anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi keep + person + going yapısını kullanarak tamamlayın: This quick lunch should ____ until the end of the shift.

Cevabı göster

keep us going

Öbek fiiller

fall away: etkisini yavaş yavaş yitirmek

Burada fall away, yavaş yavaş ortadan kalkmak veya artık etkili olmamak anlamına gelir. Duygusal yanılsamalar fiziksel olarak düşmez; normalde sağladıkları desteği artık vermezler. Soyut öznelerle fall away, bir duygunun, inancın, kısıtlamanın veya destek kaynağının etkisini yavaş yavaş kaybetmesini anlatır. Nötr disappear fiiline göre ortadan kalkma sürecini daha fazla vurgulayabilir.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: As the fear fell away, she could think clearly. fell away ne anlama gelir?

  1. Etkisini yavaş yavaş kaybedip ortadan kalktı.
  2. Ona devam etmesi için enerji verdi.
  3. Yüksek bir yerden düştü.
Cevabı göster

Etkisini yavaş yavaş kaybedip ortadan kalktı.