Ucuz Şeylerden Neden Nefret Ederiz?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Ananas, ucuz uçuşlar, çocukların hayreti ve Cézanne'ın elmaları; fiyatın değeri çarpıttığını, dikkatin ucuz deneyimlere anlam kazandırdığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil bilgisi ve cümle kalıpları: “The higher the price, the better things tended to be,” iki değişkeni bağlar; tended to iddiayı yumuşatarak eğilimleri anlatır. 2. Deyimler ve mecazi ifadeler: “would be nothing next to” fiziksel konum değil, karşılaştırıldığında önemsiz demektir; değer veya ölçek farkını vurgular. 3. Deyimler ve mecazi ifadeler: “breathing too much life into them” içinde too much olumlu deyimi tersine çevirip fiyatları kişileştirir; eleştirel tonu gösterir.
Bu derste
but we frequently behave as if we rather do. Dilbilgisi
0:02ama sıklıkla ediyormuşuz gibi davranıyoruz.
as if: davranışın gösteriyor gibi göründüğü şeyi anlatmak
Burada as if, insanların davranış biçimiyle bu davranışın düşündürdüğü hayali açıklama arasında karşılaştırma kuran bir yan cümleyi başlatır. İnsanlar ucuz şeylerden nefret etmediklerini söyleseler veya buna inansalar bile davranışları gerçekten nefret ediyorlarmış gibi görünmelerine neden olur. Bir hareket, görünüş veya durum başka bir duruma benziyor gibi göründüğünde as if + yan cümle kullanılır. Bu yan cümle, gerçekleşmesi gereken bir koşulu değil, bir görünüşü veya yorumu sunar.
Alıştırma
Nora binayı daha önce hiç ziyaret etmemiştir ama içinde son derece kendinden emin biçimde dolaşır. Davranışının binayı tanıyormuş gibi görünmesini anlatan ifadeyi seçin: “Nora walks around the building ___ she knows every room.”
- only if
- as if
- because
- even if
Cevabı göster
as if
Consider the pineapple: somut bir örnek tanıtmak
Burada Consider bir emir cümlesidir: dinleyicilerden ananası bir örnek olarak düşünmelerini ister. Konuşmacının ananasın nasıl bir şey olduğu hakkında yargıda bulunduğu anlamına gelmez. Bu kısa cümle konuşmanın akışını değiştirir. Genel bir iddiadan somut bir örneğe geçer ve dinleyicilere bundan sonra nereye odaklanacaklarını gösterir.
Alıştırma
Bir konuşmacı basit tasarımların büyük sorunları çözebileceğini söyledi. Hangi cümle dinleyicileri en iyi biçimde tek bir somut örneğe yönlendirir?
- Consider the paper clip.
- Do you like simple designs?
- The paper clip is somewhere.
- I own a paper clip.
Cevabı göster
Consider the paper clip.
Columbus was the first European to be delighted by its physical grandeur and vibrant sweetness.
0:07Kristof Kolomb, onun fiziksel görkemi ve canlı tatlılığı karşısında büyülenen ilk Avrupalıydı.
brought some back to Europe: bring back ile nesnenin konumu
Burada brought some back to Europe, onun başka bir yerden bazı ananasları Avrupa'ya geri getirdiği anlamına gelir. Back dönüş yönünü, to Europe ise hedefi gösterir; buradaki back vücudun sırt kısmı değildir. Bring back ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamir ya da some gibi zamir işlevli bir sözcük olduğunda bring ile back arasına gelir: brought some back. Burada some'ı back'ten sonra kullanmak doğal değildir.
Alıştırma
Cümleyi bring fiilinin geçmiş zaman biçimi, it zamiri ve back ile doğal sırada tamamlayın: Maya took the library book home, then ____ to the library.
Cevabı göster
brought it back
but pineapples proved extremely difficult to transport and very costly to cultivate. Dilbilgisi
0:14ancak ananasların taşınmasının son derece zor ve yetiştirilmesinin çok maliyetli olduğu anlaşıldı.
proved extremely difficult to transport: bağ fiili olarak prove
Burada proved, sonradan öyle olduğu ortaya çıktı anlamına gelir. Pineapples ile extremely difficult to transport açıklamasını bağlayan bir bağ fiilidir. Cümle, deneyim sonucunda öğrenilen bir sonucu anlatır; ananaslar bir iddiayı kanıtlamaz. prove + sıfat + to-infinitive yapısında mastar, bu zorluk ya da niteliğin hangi eylemle ilgili olduğunu belirtir. Pineapples proved difficult to transport, insanların ananasları taşımanın zor olduğunu gördüğü anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede proved, sonradan öyle olduğu ortaya çıktı anlamında bir bağ fiili olarak kullanılmıştır?
- The new lock proved difficult to open.
- These photos proved his identity.
- The lawyer proved that the document was false.
Cevabı göster
The new lock proved difficult to open.
only royalty could afford to eat them. Kalıp ifadeler
0:21yalnızca kraliyet ailesi onları yiyebiliyordu.
could afford to eat içindeki afford to + fiil
Burada could afford to eat, onları yemeye yetecek para ve imkâna sahip olmak demektir. Only royalty, bu olanağın yalnızca kraliyet ailesinde olduğunu gösterir; dolayısıyla could izin değil, geçmişte mali koşulların sağladığı imkânı anlatır. Afford’dan sonra bir eylem geldiğinde afford + to-infinitive kullanılır: afford to eat, afford to wait. Bu yapı yalnızca parayı değil, yeterli zamanı ya da bir maliyet veya riski karşılayabilme durumunu da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi afford + infinitive kalıbıyla tamamlayın: Our budget is very small, so we cannot ____ buy both computers.
Cevabı göster
afford to
Russia's Catherine the Great was a huge fan,
0:23Rusya'nın Büyük Katerina'sı onun büyük bir hayranıydı,
as was Charles II of England yapısındaki resmî ekleme devriği
Bu cümlede as was Charles II of England, İngiltere Kralı II. Charles’ın da büyük bir meraklı olduğu anlamına gelir. As yan cümlesi, az önce söylenen durumun geçerli olduğu ikinci bir kişiyi ekler. Sıralama as + be/yardımcı fiil + özne şeklindedir. Was, Charles II’den önce gelir; çünkü bu, soru değil, aynı durumu paylaşmayı anlatan devrik bir yapıdır. Fiil önceki cümleciği tekrarlar: Catherine was ..., as was Charles.
Alıştırma
Cümleyi as ve be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Nina was ready to leave, ____ her guide.
Cevabı göster
as was
A single fruit in the 17th century sold for today's equivalent of £5,000. Kalıp ifadeler
0:2817. yüzyılda tek bir meyve, bugünün 5.000 sterlinine eşdeğer bir fiyata satılıyordu.
today's equivalent of £5,000: bugünün değeriyle 5.000 sterlin
today's equivalent of £5,000 ifadesi, 5.000 sterlini günümüzde yaklaşık olarak aynı değere sahip olan miktar şeklinde sunar. Meyvenin 17. yüzyıldaki asıl etiket fiyatının 5.000 sterlin olduğunu söylemez. Eski bir fiyatı okuyucuların anlayabileceği güncel bir değere dönüştürürken today's equivalent of + miktar yapısını kullanın. Equivalent, değer bakımından denk demektir; her yönden aynı demek değildir.
Alıştırma
today's sözcüğünün dönüştürülmüş güncel bir değeri belirtmesini sağlayan iki sözcükle tarihî karşılaştırmayı tamamlayın: In 1850, the machine cost today's ____ twenty thousand dollars.
Cevabı göster
equivalent of
The pineapple was so exciting and so loved that in 1761, Dilbilgisi
0:33Ananas o kadar heyecan verici ve sevilen bir şeydi ki, 1761'de
the 4th Earl of Dunmore built a temple on his Scottish estate in its honor.
0:374. Dunmore Kontu, İskoçya'daki arazisine onun onuruna bir tapınak inşa ettirdi.
so exciting and so loved that: o kadar heyecan verici ve o kadar sevilen ki
Burada so + sıfat veya geçmiş zaman ortacı + that, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar: ananas o kadar büyük bir heyecan ve sevgi uyandırdı ki kont onun onuruna bir tapınak yaptırdı. That sonuç cümleciğini başlatır; işaret sözcüğü değildir. Exciting ve loved sözcüklerinden önce so sözcüğünü tekrarlamak iki niteliği de eşit biçimde vurgular. Yeniden kullanılabilen yapı so + nitelik and so + nitelik + that + sonuç şeklindedir.
Alıştırma
Tekrarlanan derece sözcükleri ve sonuç bağlayıcısıyla sonuç yapısını tamamlayın: The puzzle was ____ clever and ____ surprising ____ everyone wanted to share it.
Cevabı göster
so · so · that
And Christopher Wren had no hesitation in topping the south tower of St. Paul's in London Kalıp ifadeler
0:42Ve Christopher Wren, Londra'daki St. Paul Katedrali'nin güney kulesinin tepesine
with this evidently divine fruit.
0:47bu açıkça ilahi olan meyveyi yerleştirmekte hiç tereddüt etmedi.
had no hesitation in topping: have no hesitation in + -ing kalıbı
had no hesitation in topping ifadesindeki had no hesitation, kuşkuların eylemi geciktirmediği veya engellemediği anlamına gelir. Christopher Wren, meyve biçimindeki süslemeyi kulenin tepesine koymayı tereddütsüz seçmiştir; buradaki topping, bir şeyi tepeye yerleştirmek demektir, onu geride bırakmak değil. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp have/has/had no hesitation in + fiilin -ing hâlidir: had no hesitation in topping. Zaman have üzerinde gösterilir ve in sonrasındaki fiil -ing biçimini alır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi in ve reject sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: After reviewing the evidence, the judge had no hesitation ____ the request.
Cevabı göster
in rejecting
Large commercial plantations of pineapples were established in Hawaii,
0:54Hawaii'de büyük ticari ananas tarlaları kuruldu
and there were huge advances in steamship technology.
0:58ve buharlı gemi teknolojisinde devasa ilerlemeler yaşandı.
Transport costs plummeted and unwittingly transformed the psychology of pineapple eating. Kalıp ifadeler
1:01Taşıma maliyetleri çakıldı ve farkında olmadan ananas yeme psikolojisini dönüştürdü.
Transport costs plummeted: hızlı ve büyük bir düşüş
Transport costs plummeted cümlesindeki plummeted, maliyetlerin çok hızlı ve büyük ölçüde düştüğü anlamına gelir. Fiziksel olarak düşme düşüncesi burada ölçülebilir bir değerdeki çarpıcı değişimi anlatmak için mecazlı biçimde kullanılmıştır. Düşen değer cümlenin öznesidir: costs plummeted. Fiil bu kullanımda nesne almaz; nedeni belirtmek için something caused costs to plummet denebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede plummeted doğal biçimde kullanılmıştır?
- Sales plummeted by 40% in one week.
- The company plummeted its costs by changing suppliers.
- Sales plummeted slightly over ten years.
Cevabı göster
Sales plummeted by 40% in one week.
you can get a pineapple for around £1.50 Kalıp ifadeler
1:07yaklaşık 1,50 sterline bir ananas alabilirsiniz.
get a pineapple for around £1.50: yaklaşık 1,50 sterline bir ananas almak
get + ürün + for + miktar kalıbı, bir ürünü belirtilen fiyata satın almak veya edinmek anlamına gelir. Bu cümlede for ödenen fiyatı belirtir; amaç ya da süre bildirmez. Around, £1.50 tutarının kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. Alıcıya odaklanan bu kalıp, belirli bir parayla ne satın alınabileceğini söylemek için kullanışlıdır.
Alıştırma
get, two jars of honey ve for ifadelerini doğal sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: At the farm shop, you can ____ around six pounds.
Cevabı göster
get two jars of honey for
but now the pineapple is one of the world's least glamorous fruits.
1:12ancak şimdi ananas dünyanın en az göz alıcı meyvelerinden biri.
It's never served at smart dinner parties, Kelime
1:17Şık akşam yemeği partilerinde asla servis edilmiyor
smart dinner parties ifadesindeki smart: zarif ve seçkin
Burada smart; zarif, şık ve sosyal açıdan seçkin anlamına gelir. A smart dinner party, özenli ve oldukça resmî bir davettir; zeki insanlara yönelik bir parti ya da teknoloji temelli bir etkinlik değildir. Bu anlam özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. Smart; giysi, mekân veya sosyal etkinliklerden önce geldiğinde düzenli, şık ya da üst sınıf bir görünümü anlatabilir.
Alıştırma
“They booked a table at a smart restaurant,” cümlesinde smart büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Dijital teknolojiyle kontrol edilen
- Yalnızca zeki insanlar için tasarlanmış
- Zarif ve seçkin
Cevabı göster
Zarif ve seçkin
and it would never be carved on top of a major civic building.
1:19ve önemli bir sivil binanın tepesine asla oyulmazdı.
only our attitude to it has: karşıtlık ve yardımcı fiille ikame
Bu cümlede only, değişen tek şeyi gösterir: ananasa karşı tutumumuzu. Ananasın değişmediği, insanların ona bakış biçiminin ise farklılaştığı anlatılır. Sondaki has, has changed ifadesinin yerini tutar. İngilizcede eksik sözler açıkça anlaşılıyorsa yardımcı fiilden sonra tekrarlanan fiil öbeği atılabilir. Bu nedenle has burada sahiplik bildirmez ve cümle eksik değildir.
Alıştırma
Has changed yerine geçen yardımcı fiille kısa karşılaştırmayı tamamlayın: The design itself hasn't changed; only the color ____.
Cevabı göster
has
Contemplation of history of the pineapple suggests a curious overlap between love and economics. Kalıp ifadeler
1:27Ananasın tarihini düşünmek, sevgi ile ekonomi arasında tuhaf bir örtüşme olduğunu gösteriyor.
a curious overlap between love and economics: sevgi ile ekonomi arasındaki ilginç örtüşme
an overlap between A and B ifadesi, iki alanın bazı özellikleri, ilgi konularını veya etkileri paylaştığı anlamına gelir. Burada sevgi ve ekonomi, tamamen ayrı güçler olmak yerine buluşan veya birlikte işleyen alanlar olarak sunulur. Curious, bu örtüşmenin alışılmadık ve üzerinde düşünmeye değer olduğunu anlatır. Örtüşmenin kendisinin bir şeyi merak ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede overlap ne anlama geliyor? The project revealed an overlap between public health and city planning.
- İki alan bazı ilgi konularını veya çalışma alanlarını paylaşır.
- Bir alan diğerinin yerini bütünüyle alır.
- İki alan tamamen aynıdır.
Cevabı göster
İki alan bazı ilgi konularını veya çalışma alanlarını paylaşır.
When we have to pay a lot for something nice,
1:34Güzel bir şey için çok para ödemek zorunda kaldığımızda,
appreciate it to the full: değerini tam olarak bilmek
Burada appreciate, güzel bir şeyin değerini fark etmek, ondan keyif almak ve ona değer vermek anlamındadır; o şeye teşekkür etmek anlamına gelmez. it zamiri bu güzel şeyi gösterir. To the full, “tamamen” veya “mümkün olduğu kadar” demektir. Dolayısıyla appreciate it to the full, bir şeyi mümkün olduğunca tam biçimde deneyimlemek ve değerini bilmek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “mümkün olduğu kadar eksiksiz biçimde” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After learning its history, Lina could appreciate the old theater ____.
Cevabı göster
to the full
has a habit of + -ing: tekrar tekrar yapma eğiliminde olmak
Has a habit of ifadesinden sonra -ing biçimi gelir: has a habit of fading. Özne bir kişiyse bu yapı tekrar tekrar gerçekleşen bir davranışı anlatır. Buradaki özne soyut isim passion sözcüğüdür. Passion kavramına bir “alışkanlık” vermek hafif bir kişileştirmedir: Tutkunun zamanla sık sık sönme eğilimi gösterdiği anlamına gelir; gerçekten kişisel bir rutini olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “tekrar tekrar yapma eğiliminde olmak” anlamına gelen dört sözcüklü yapıyla tamamlayın: This old door ____ getting stuck on rainy days.
Cevabı göster
has a habit of
fading away: giderek zayıflayıp yok olmak
Bu cümlede fading away, giderek zayıflayıp sonunda yok olmak demektir. Passion bir yerden ayrılmıyor; gücü yavaş yavaş azalıyor. Fade away; duygular, sesler, anılar, ışık ve etki gibi şeylerle kullanılabilir. Away, yok olmaya doğru ilerleme anlamı eklediği için süreç, yalnızca fade kullanımına göre daha tamamlanmış görünür.
Alıştırma
Cümleyi “giderek zayıflayıp neredeyse yok oldu” anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: After the school year ended, their excitement about the contest slowly ____.
Cevabı göster
faded away
if an object has no merit to begin with, Kalıp ifadeler
1:44eğer bir nesnenin en başından beri hiçbir değeri yoksa,
to begin with: en başından beri
Burada to begin with, “en başından beri” veya “zaten başlangıçta” anlamına gelir. Has no merit ifadesini niteler ve değersiz olma durumunun nesnenin ilk hâlinden beri geçerli olduğunu söyler. Bu ifade bir listedeki ilk noktayı tanıtmak için de kullanılabilir, ancak burada görevi bu değildir. Mevcut bir durumu anlattığında, başlangıçta zaten doğru olan bir şey hakkındaki yorum olarak anlaşılır.
Alıştırma
“The plan had no clear goal to begin with.” cümlesinde to begin with ne anlama gelir?
- Bu, birkaç hedefin ilkidir.
- Planın hedefi daha sonra belirsizleşti.
- Planın en başından beri açık bir hedefi yoktu.
Cevabı göster
Planın en başından beri açık bir hedefi yoktu.
a high price won't be able to do anything for it.
1:47yüksek bir fiyatın ona yapabileceği hiçbir şey olmayacaktır.
But if it has real virtue and yet a low price,
1:50Ama eğer gerçek bir erdemi varsa ve yine de düşük bir fiyatı varsa,
then it's in severe danger of falling into neglect. Kalıp ifadeler
1:53o zaman ciddi şekilde ihmal edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
in severe danger of falling into neglect: ciddi biçimde bakımsız kalma tehlikesinde
Be in severe danger of + -ing yapısı, istenmeyen bir sonucun ciddi ve gerçekçi bir olasılık olduğunu anlatır. Buradaki sonuç falling into neglect durumudur. Fall into neglect fiziksel olarak düşmek değildir. Bir şeyin artık yeterli bakım, onarım veya ilgi görmediği bir duruma yavaş yavaş girmesini anlatır.
Alıştırma
Yavaş yavaş bakımsız kalma konusunda ciddi risk altında olmak anlamını veren ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Without new funding, the historic theater is ____.
Cevabı göster
in severe danger of falling into neglect
It's a pattern that we see recurring in a range of areas. Anlatım akışı
1:57Bu, bir dizi alanda tekrarlandığını gördüğümüz bir modeldir.
It's a pattern that we see recurring...: tekrarlandığını gördüğümüz bir örüntü
Baştaki It's a pattern ifadesi, önceki örneği tek başına kalmış bir olay olarak ele almak yerine tekrarlanan bir eğilimin kanıtına dönüştürür. That we see recurring ilgi cümleciği, bu eğilimin tekrar tekrar ortaya çıktığını söyler. In a range of areas, bunun her yerde olduğunu iddia etmeden anlatımı ilk örneğin ötesindeki çeşitli alanlara genişletir. Tüm cümle bir köprü görevi görür: İlk örneğin ne gösterdiğini özetler ve dinleyiciyi başka alanlardan gelecek örneklere hazırlar.
Alıştırma
Konuşmacı bir örnek anlattıktan sonra aynı eğilimin çeşitli alanlarda da görüldüğünü söylemek istiyor. Bu geçişi hangi cümle sağlar?
- Here is a completely unrelated example from another field.
- This event happened once and tells us nothing about other fields.
- It's a pattern that we see recurring in a range of areas.
Cevabı göster
It's a pattern that we see recurring in a range of areas.
a hitherto unknown airmail pilot called Charles Lindbergh Kelime
2:04o zamana kadar bilinmeyen Charles Lindbergh adında bir hava postası pilotu
hitherto unknown: geçmişteki o zamana kadar bilinmeyen
Bu ifadede hitherto, “o zamana kadar” anlamına gelir. unknown sözcüğünü niteler; dolayısıyla pilot, anlatılan olaydan önce geniş kitlelerce tanınmıyordu. Cümle geçmişteki bir olayı anlattığı için zaman sınırı geçmişteki o andır; bu sınır kendiliğinden bugüne kadar uzanmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen hitherto + sıfat yapısı, belirtilen veya bağlamdan anlaşılan bir referans noktasına kadar geçerli olan durumu anlatır.
Alıştırma
Tarihî bir raporda “a hitherto unknown chamber” ne anlama gelir?
- O noktadan önce bilinmeyen bir oda
- Şimdi bilinen ancak henüz içine girilmemiş bir oda
- Sonsuza kadar bilinmeyecek bir oda
Cevabı göster
O noktadan önce bilinmeyen bir oda
became the first man to complete a solo crossing of the Atlantic Kalıp ifadeler
2:08uçağı Spirit of St. Louis ile
complete a solo crossing of the Atlantic: Atlantik’i tek başına geçmeyi tamamlamak
Complete a crossing of + yer, bir yerin bir tarafından diğer tarafına yapılan yolculuğu bitirmek anlamına gelir. Burada crossing yolculuğu adlandıran bir isimdir; complete ise yolculuğu gerçekleştirilmiş bir başarı olarak sunar. Solo, crossing sözcüğünü niteler: geçiş tek bir kişi tarafından, yalnız yapıldı. Bu cümlede yer Atlantik’tir ve bağlam yolculuğun uçakla yapıldığını gösterir; ifadenin kendisi ulaşım aracını belirtmez.
Alıştırma
Başarı raporunu “bir yeri tek başına geçme yolculuğunu bitirmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The sailor hopes to ____ the Pacific next year.
Cevabı göster
complete a solo crossing of
He was awestruck and felt he was becoming for a time almost godlike.
2:14Büyülenmişti ve bir süreliğine neredeyse tanrısal bir varlığa dönüştüğünü hissetti.
his experience remained rare and extremely costly.
2:20deneyimi nadir ve son derece maliyetli olarak kaldı.
There was therefore never any danger
2:23Bu nedenle, havayoluyla bir okyanusu geçmenin insani değerinin
that the human value of crossing an ocean by air would be overlooked.
2:25göz ardı edilmesi gibi bir tehlike asla yoktu.
But this lasted only until the arrival of the Boeing 747
2:30Ancak bu, yalnızca Boeing 747'nin gelişine
and the cheap plane ticket in the summer of 1970.
2:33ve 1970 yazındaki ucuz uçak biletine kadar sürdü.
almost no one looks out of the plane window anymore.
2:37neredeyse hiç kimse artık uçağın penceresinden dışarı bakmıyor.
Why then do we associate cheap prices with a lack of value? Anlatım akışı
2:41Peki o zaman ucuz fiyatları neden değersizlikle ilişkilendiriyoruz?
Why then ...?: örüntüden nedene geçiş
Burada then, “az önce gördüklerimizi göz önüne alırsak” demektir; “o zaman” anlamındaki bir zaman ifadesi değildir. Why then ...? soruyu daha önce sunulan kanıtlara dayandırır. Konuşmacı sorunun tamamını bir geçiş olarak kullanır: örnekler bir örüntü ortaya koymuştur ve konuşma artık bu örüntüyü göstermekten nedenini açıklamaya geçer. Bu yapı çoğu zaman “Bu olgular doğru; peki bunları ne açıklıyor?” mesajını verir.
Alıştırma
Bir konuşmada, konuşmacı düşük fiyatların insanların bir ürüne güvenmemesine yol açabileceğini göstermiştir. “Why then do we associate cheap prices with a lack of value?” sav içinde ne yapar?
- Az önce açıklanan örüntünün arkasındaki nedeni sorar.
- Bir sonraki satın almanın ne zaman gerçekleşeceğini sorar.
- Alışverişle ilgili, konuyla bağlantısız bir örnek sunar.
Cevabı göster
Az önce açıklanan örüntünün arkasındaki nedeni sorar.
Our response seems a hangover from our long pre-industrial past. Deyimler
2:45Tepkimiz, uzun sanayi öncesi geçmişimizden kalma bir akşamdan kalmalık gibi görünüyor.
a hangover from ...: geçmişten kalan etki
Hangover genellikle alkol aldıktan sonra yaşanan rahatsız edici etkileri, yani akşamdan kalmayı anlatır. Burada a hangover from ... geçmişten gelen ve günümüzü hâlâ etkileyen, çoğunlukla yararsız ya da eskimiş bir etkiyi anlatan mecazdır. Cümle, tepkimizin sanayileşmeden önceki uzun dönemden kalmış olabileceğini söylüyor. Yeniden kullanılabilecek kalıp “X is a hangover from Y” biçimindedir: X günümüzdeki davranış ya da sorun, Y ise bunun geçmişteki kaynağıdır.
Alıştırma
Cümleyi, burada öğrendiğiniz ve “geçmişten miras kalan, devam eden olumsuz bir etki” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This rule is ____ an earlier era.
Cevabı göster
a hangover from
there truly was a strong correlation between cost and value. Kalıp ifadeler
2:51maliyet ile değer arasında gerçekten güçlü bir ilişki vardı.
maliyet ile değer arasında güçlü bir korelasyon
Bu cümlede a strong correlation between cost and value, maliyet ile değerin yakından ilişkili olduğu anlamına gelir: biri daha yüksek olduğunda diğeri de çoğu zaman daha yüksekti. Kalıp a strong correlation between A and B biçimindedir; A ve B, karşılaştırılan iki değişkeni adlandırır. Correlation, verilerde veya tekrarlanan gözlemlerde görülen bir ilişkiyi anlatır. Tarihsel bağlam ikisinin neden birlikte değiştiğini açıklasa bile, bu ilişki tek başına maliyetin değere neden olduğunu göstermez.
Alıştırma
İki değişkenin yakından ilişkili olduğunu belirten analitik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The report found ____ screen time and sleep quality.
Cevabı göster
a strong correlation between
The higher..., the better... kalıbı ve tended to be
Cümle, the + comparative..., the + comparative... bağlantılı karşılaştırma kalıbını kullanır. Bu, fiyat yükseldikçe kalitenin de genel olarak arttığı anlamına gelir. Bu kalıpta the belirli bir ismi göstermez; iki bölüm arasındaki eşleşen ilişkiyi belirtir. Tended to be, bunun istisnasız bir kural değil, geçmişte sık görülen bir eğilim olduğunu gösterir. Aynı yapı, the less..., the easier... örneğinde olduğu gibi artışları veya azalışları bağlayabilir.
Alıştırma
Bağlantılı karşılaştırma kalıbını doğru kullanan ve sonucu mutlak bir kural yerine genel bir eğilim olarak sunan cümle hangisidir?
- The most carefully you check your work, the fewest mistakes you tend to make.
- The more carefully you check your work, the fewer mistakes you tend to make.
- More carefully you check your work, fewer mistakes you tend to make.
Cevabı göster
The more carefully you check your work, the fewer mistakes you tend to make.
because there was simply no way both for prices to be low and quality high.
2:58çünkü hem fiyatların düşük hem de kalitenin yüksek olmasının hiçbir yolu yoktu.
with raw materials that were immensely difficult to transport.
3:06taşınması son derece zor olan hammaddelerle.
The expensive sword, jacket, window, or wheelbarrow were simply always the better ones.
3:10Pahalı kılıç, ceket, pencere veya el arabası basitçe her zaman daha iyi olanlardı.
This relationship between price and value held true in an uninterrupted way Kalıp ifadeler
3:16Fiyat ile değer arasındaki bu ilişki
“held true”: geçerliliğini korudu
Burada held true, “geçerli kalmaya veya uygulanmaya devam etti” anlamına gelir. Özne fiyat ile değer arasındaki ilişkidir; bu nedenle held fiziksel olarak bir şeyi tutmak, true ise bir kişinin dürüstlüğü anlamına gelmez. Held, hold fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu ifade, söz konusu ilişkinin bahsedilen dönem boyunca geçerli olmaya devam ettiğini belirtir; in an uninterrupted way ise bu dönemde hiçbir kesinti veya istisna olmadığını ekler.
Alıştırma
İlkenin tüm dönem boyunca geçerli kaldığını anlatmak için cümleyi en iyi tamamlayan seçeneği bulun. The principle ___ throughout the decade.
- held true
- came true
- held onto
Cevabı göster
held true
until the end of the 18th century,
3:2118. yüzyılın sonuna kadar kesintisiz bir şekilde doğru kaldı,
Human beings worked out how to make high-quality goods at cheap prices Öbek fiiller
3:27İnsanoğlu, teknoloji ve işgücünü organize etmenin yeni yöntemleri sayesinde
“worked out”: bir çözüm buldu
Bu cümlede worked out, “düşünme, deneme veya çaba yoluyla cevabı buldular ya da geliştirdiler” anlamına gelir. Ardından gelen how to make high-quality goods at cheap prices bölümü, insanların çözmeyi öğrendiği sorunu açıklar. work out + how/what/why kalıbı, çözülen veya anlaşılan şeyi belirtir. Burada egzersiz yapmak, hesaplama yapmak ya da iyi sonuçlanmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede worked out, “düşünme veya deneme yoluyla bir çözüm buldu” anlamında kullanılmıştır?
- The engineers worked out how to reduce the machine's noise.
- The schedule worked out better than we expected.
- Sam worked out at the gym before school.
Cevabı göster
The engineers worked out how to reduce the machine's noise.
because of technology and new methods of organizing the labor force.
3:32yüksek kaliteli malları nasıl ucuz fiyatlara üreteceğini buldu.
instead of making wonderful experiences universally available,
3:39harika deneyimleri evrensel olarak erişilebilir kılmak yerine,
industrialization has inadvertently produced a different effect.
3:42sanayileşme farkında olmadan farklı bir etki yarattı.
Despite ... instead of: kabulün ardından ters sonuç
Despite the greatness of these efforts, eleştiriyi sunmadan önce olumlu bir noktayı kabul eder. Burada despite, the greatness of these efforts isim öbeğinden önce gelir ve bu başarı kabul edilse bile sonraki iddianın geçerli kaldığını gösterir. Instead of making wonderful experiences universally available, beklenen fakat gerçekleşmeyen sonucu belirtir. despite ... instead of birlikte iki aşamalı bir sav oluşturur: önce çabayı kabul etmek, ardından gerçek sonucun umulandan nasıl farklı olduğunu göstermek.
Alıştırma
Hangi cümle önce bir çabayı kabul edip ardından beklenenin tersi bir sonucu ifade ediyor?
- Although the careful redesign, the website became harder to use instead of becoming clearer.
- Despite becoming harder to use, the website was redesigned instead of being ignored.
- Despite the careful redesign, the website became harder to use instead of becoming clearer.
- Instead of becoming clearer, the website became harder to use because of the careful redesign.
Cevabı göster
Despite the careful redesign, the website became harder to use instead of becoming clearer.
It seemed to rob certain experiences of their loveliness, Kalıp ifadeler
3:46Belirli deneyimleri sevimli özelliklerinden,
Rob A of B: bir şeyin niteliğini kaybetmesine neden olmak
Rob A of B, “B'yi A'dan almak” veya “A'nın B'yi kaybetmesine neden olmak” anlamına gelir. of ifadesinden sonra gelen şey, A'nın artık sahip olmadığı unsurdur. Burada gerçek anlamda bir hırsız yoktur. Sanayileşmenin etkisi, bazı deneyimlerin güzellik, ilgi çekicilik ve değer gibi soyut nitelikleri kaybetmesine neden olur. Bu yapı, bir kişiyi veya şeyi değerli bir unsurdan mahrum bırakan herhangi bir gücü ya da değişimi anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi rob A of B yapısıyla tamamlayın: Constant interruptions can ____ a quiet evening ____ its peace.
Cevabı göster
rob · of
that we refuse to buy inexpensive or cheap things.
3:52pahalı olmayan veya ucuz şeyleri almayı reddetmemiz değil.
It's just that getting excited over cheap things has come to seem a little bizarre.
3:55Sadece ucuz şeyler için heyecanlanmak biraz tuhaf görünmeye başladı.
It's not, of course, that ... It's just that ... ile açıklık getirmek
Bu iki parçalı kalıp bir düzeltmeyi düzenler. It's not ... that X, dinleyicinin çıkarabileceği daha güçlü bir sonucu reddeder; of course ise konuşanın bu reddi açık ve beklenen bir şey olarak gördüğünü gösterir. Ardından It's just that Y, konuşanın kabul edilmesini istediği daha dar kapsamlı asıl noktayı verir. Burada yazar, insanların ucuz şeyleri satın almayı reddettiğini söylemiyor. Asıl iddia, ucuz şeyler karşısında heyecan göstermenin artık alışılmadık görünmeye başladığıdır. Bu kalıpta just, “yalnızca” veya “daha sınırlı nokta şu” anlamındadır; “az önce” anlamına gelmez.
Alıştırma
Dersteki iki başlangıcı of course olmadan aynen kullanın: ____ I dislike team projects. ____ I need a quiet place to focus.
Cevabı göster
It's not that · It's just that
One is allowed to get very worked up over the eggs of the sturgeon, Deyimler
4:00Mersin balığının yumurtaları için çok heyecanlanmaya izin var,
get very worked up over ifadesinin anlamı
Get worked up over something, bir şey yüzünden yoğun biçimde duygulanmak veya heyecanlanmak anlamına gelir. Duygu heyecan, kaygı ya da öfke olabilir; hangisi olduğunu bağlam gösterir. Very, yoğunluğu artırır. Burada tepki, havyar anlamına gelen mersin balığı yumurtaları karşısındaki olumlu heyecandır. Worked up, “işi bitirmiş olmak” anlamına gelmez; over ise duyguyu tetikleyen şeyi tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi get very worked up over ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: He ____ the exam and could not sleep.
Cevabı göster
got very worked up over
but we have to be very circumscribed about one's enthusiasm for the eggs of a chicken, Kelime
4:06ancak bir tavuğun yumurtaları için olan hevesimiz konusunda çok ölçülü olmamız gerekiyor,
be very circumscribed about one's enthusiasm: heyecanını büyük ölçüde sınırlamak
Burada circumscribed, “dar sınırlar içinde tutulmuş” anlamına gelir. Konuşmacı, insanların sıradan tavuk yumurtalarına karşı çok fazla heyecan göstermemesi gerektiğini söylüyor. Alışılmadık derecede resmî olan bu sözcük, toplumsal kısıtlamayı neredeyse resmî bir kuralmış gibi gösterir. Bu katı ifade ironinin bir parçasıdır: Toplumsal beğeni, insanların ne kadar heyecanlı görünebileceğini bile kontrol ediyor gibidir.
Alıştırma
“The committee's choices were circumscribed by a strict budget,” cümlesinde circumscribed ne anlama gelir?
- açık kısıtlamalarla sınırlandırılmış
- bir çizimle açıklanmış
- daha hevesli hâle getirilmiş
Cevabı göster
açık kısıtlamalarla sınırlandırılmış
There is an intimidating hierarchy operating in the background, Deyimler
4:13Arka planda işleyen göz korkutucu bir hiyerarşi var,
A hierarchy operating in the background: arka planda işleyen bir hiyerarşi
Operating, hierarchy sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortacıdır: Hiyerarşi yalnızca mevcut değildir, insanları etkin biçimde etkilemektedir. In the background, bu etkinin insanlar tarafından başlıca fark edilen şey olmadan sürdüğünü anlatır. İfade bütünüyle toplumsal sıralamayı, yargıları sessizce biçimlendiren görünmez bir sistem olarak sunar. Buradaki background, bir resmin görünen arka planı veya bir kişinin geçmişi değildir.
Alıştırma
Yeni cümleyi, derste geçen ve “fazla dikkat çekmeden çalışmak” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “A quiet bias was ____, shaping every hiring decision.”
Cevabı göster
operating in the background
shaping what we're allowed to be grateful for Ton ve niyet
4:17neye minnettar olmamıza izin verildiğini,
and feel that we lack and must have.
4:19neye sahip olmadığımızı hissedip neye sahip olmamız gerektiğini şekillendiren.
“what we're allowed to be grateful for” ... “feel that we lack and must have” ifadelerindeki toplumsal normlar
Edilgen we’re allowed to ifadesi burada adı konmuş bir makamdan alınan izni anlatmaz. Toplumsal beklentileri, hangi şeyleri takdir etmenin kabul edilebilir ya da saygın göründüğünü belirleyen kurallarmış gibi sunar. Vurgulanan iki bölüm birlikte daha derin bir baskıyı gösterir: aynı ölçütler hem minnettarlığı hem de bir şeyin bizde eksik olduğu ve onu mutlaka edinmemiz gerektiği duygusunu biçimlendirir. İzin dili, görünmez bir toplumsal normu denetleyiciymiş gibi gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede “we’re allowed to be grateful for” neyi ima ediyor?
- İnsanlar minnettarlık duyabilecek fiziksel beceriye sahiptir.
- Toplumsal beklentiler, neleri takdir etmenin kabul edilebilir göründüğünü etkiler.
- Adı belli bir yetkili, minnettarlık duymaya resmî olarak izin verir.
Cevabı göster
Toplumsal beklentiler, neleri takdir etmenin kabul edilebilir göründüğünü etkiler.
The price tells us something very special is going on here.
4:21Fiyat bize burada çok özel bir şeylerin döndüğünü söylüyor.
But it may be going on in the cheaper thing too.
4:25Ancak aynı şey daha ucuz olan şeyde de dönüyor olabilir.
“How do we reverse this?” sorusundan “The answer lies in ...” yanıtına geçiş
Doğrudan sorulan “How do we reverse this?” sorusu, sorunun açıklanmasını bitirir ve dinleyiciye artık bir çözümün geleceğini bildirir. Buradaki this, cümlede yeni adı geçen bir nesneye değil, hemen önce ele alınan alışkanlığa gönderme yapar. “The answer lies in ...” yanıtı verir ve konuşmayı bir sonraki aşamaya taşır. Bu yapıda lies in, “içinde bulunur” veya “bağlıdır” anlamına gelir; “yalan söyler” demek değildir. in sonrasındaki isim öbeği, konuşmacının şimdi inceleyeceği kaynak veya alanı belirtir.
Alıştırma
“İçinde bulunabilir” anlamındaki ifadeyle geçişi tamamlayın: Why does the project keep falling behind? The answer ____ better planning.
Cevabı göster
lies in
and there could be nothing better in the world. Dilbilgisi
4:40ve dünyada bundan daha iyi hiçbir şey olamazdı.
there could be nothing better in the world: “mümkün olan en iyisi”
Bu cümlede there could be nothing better in the world, “bu mümkün olan en iyi deneyim” anlamına gelir. Konuşan kişi yaşadığı şeyden duyduğu memnuniyeti çok güçlü biçimde ifade eder. Nothing, daha iyi bir seçeneğin bulunmadığını belirtir. Karşılaştırma biçimi better ile birleşince yapı en üstünlük anlamı kazanır: nothing better, “en iyisi” demektir; “hiçbir şey iyi değil” demek değildir. Cümle olasılık diliyle “daha iyi bir şey var olamaz” der, ancak gerçek bir belirsizlik değil, güçlü bir coşku anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, sakin bir sabahın konuşan kişi için mümkün olan en iyi deneyim olduğunu anlatır?
- A quiet morning could be better.
- There is nothing good about a quiet morning.
- There could be nothing better than a quiet morning.
Cevabı göster
There could be nothing better than a quiet morning.
the riches of the Indies: muazzam serveti anlatan eski bir imge
Riches, yalnızca nakit para değil, değerli mallar ve hazineler de dâhil olmak üzere büyük servet demektir. Bu ifadede the Indies, uzak Asya bölgeleri ve sömürge ticaretiyle bağlantılı eski bir Avrupa adlandırmasıdır; günümüzdeki Hindistan ülkesinin yalnızca başka bir adı değildir. İfadenin bütünü efsanevi, neredeyse hayal edilemeyecek bir serveti çağrıştırır. Cümle bu imgeyi uç bir karşılaştırma ölçütü olarak kullanır: Bu kadar ünlü servetler bile daha değerli görülen şeyin yanında “hiç” sayılır.
Alıştırma
Eski bir öyküde the riches of the Indies ifadesi büyük olasılıkla neyi çağrıştırır?
- Servetle hiçbir ilişkisi olmayan bir ada grubu
- Yalnızca modern Hindistan ülkesinde tutulan nakit para
- Uzak Asya ticaret bölgeleriyle ilişkilendirilen efsanevi ve muazzam servet
Cevabı göster
Uzak Asya ticaret bölgeleriyle ilişkilendirilen efsanevi ve muazzam servet
next to the pleasures of being able to see the rippling of the water
4:44çizmelerle zıplayarak yaratılan
created by a jump in one's boots.
4:48suyun dalgalanmasını izleyebilmenin verdiği zevkin yanında bir hiç kalırdı.
would be nothing next to: büyük fark belirten karşılaştırma
A would be nothing next to B yapısında B o kadar daha büyük veya değerli gösterilir ki A onunla karşılaştırıldığında önemsiz görünür. Burada Hint Adaları'nın zenginliklerinin bile çizmelerle zıplayınca oluşan dalgaları izleme zevkiyle kıyaslanamayacağı anlatılır. Next to burada karşılaştırma ölçütünü getirir; fiziksel konumu anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp A is/was/would be nothing next to B biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi “…… ile karşılaştırıldığında önemsiz görünürdü” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Winning one small prize ____ seeing my design used around the world.
Cevabı göster
would be nothing next to
“son derece küçük” anlamındaki minute
Minute burada “son derece küçük” veya “çok ince” anlamına gelen bir sıfattır. Doğrudan waves sözcüğünü niteler; bu nedenle ifade bir süreyi değil, küçük dalgacıkları anlatır. Bu sıfat, zaman birimini belirten minute ismiyle aynı yazılır; ancak anlamı, dil bilgisel görevi ve telaffuzu farklıdır.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. scratches sözcüğünden önce gelen kelimeye odaklanarak minute /maɪˈnuːt/ ile diğer seçenekleri ayırt edin.
- The many scratches are hard to see.
- The minute scratches are hard to see.
- The minor scratches are hard to see.
Cevabı göster
The minute scratches are hard to see.
they're supposed to like: yazılı olmayan bir toplumsal beklenti
they're supposed to like içindeki be supposed to, birinin onlara bir şeyi sevme görevi verdiği anlamına gelmez. İnsanların hangi şeylere değer vermesi gerektiğine dair yazılı olmayan bir toplumsal beklentiyi gösterir. be supposed to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir grubun neyi uygun, normal veya beklenen saydığını sıkça gösterir. Buradaki yalın fiil like olduğu için ifade, dış beklentilerle kişinin gerçek zevkini karşı karşıya getirir.
Alıştırma
They don't know what they're supposed to like cümlesinde they're supposed to like ne anlama gelir?
- Birinin onlara belirli şeylerden hoşlanma görevi verdiğini söyler.
- Daha sonra bir şeyi sevmeye başlamak için kişisel bir plan yaptıklarını söyler.
- Onların zevkleriyle ilgili yazılı olmayan toplumsal bir beklentiyi anlatır.
Cevabı göster
Onların zevkleriyle ilgili yazılı olmayan toplumsal bir beklentiyi anlatır.
So price is never a guide of value for them.
5:02Yani fiyat onlar için asla bir değer rehberi değildir.
One buys them the £49 wooden toy made by Swedish artisans
5:06Onlara İsveçli zanaatkarlar tarafından yapılmış 49 sterlinlik ahşap oyuncağı alırsınız
and finds that they prefer the cardboard box that it came in.
5:11ve oyuncağın içinde geldiği karton kutuyu tercih ettiklerini görürsünüz.
They prefer the nail and screw section of a DIY shop to the fanciest toy department. Dilbilgisi
5:15Bir yapı marketin çivi ve vida bölümünü en süslü oyuncak reyonuna tercih ederler.
prefer A to B: iki seçeneği karşılaştırmak
Prefer A to B, A'nın B'den daha çok beğenildiği veya seçildiği anlamına gelir. Altyazıda the nail and screw section A'dır, yani tercih edilen yer odur; the toy department ise B'dir. Buradaki to, B'den önce gelen karşılaştırma işaretidir; mastar yapısındaki to değildir. İki tarafı paralel tutun: prefer tea to coffee ve prefer reading to watching TV.
Alıştırma
Cümleyi prefer sonrasında kullanılan karşılaştırma sözcüğüyle tamamlayın: I prefer drawing ____ playing video games.
Cevabı göster
to
to learn that a USB stick can be had for just over £1. Kelime
5:23derinden şaşırabilir, hatta şok olabilir.
can be had for just over £1: 1 sterlinin biraz üzerinde bir fiyata alınabilir
Burada can be had for, bir şeyin belirli bir fiyata satın alınabileceği veya o fiyata mevcut olduğu anlamına gelir. Have, yalnızca sahip olmak değil, bir şeyi edinmek anlamıyla edilgen be had biçiminde kullanılmıştır. Just over £1, bir sterlinden biraz fazla demektir. İfade bir bütün olarak USB belleğin düşük piyasa fiyatını biraz resmî ve kişisel olmayan bir şekilde sunar.
Alıştırma
Resmî ürün açıklamasını hedef ifadeyle tamamlayın: A refurbished tablet ____ less than £80.
Cevabı göster
can be had for
They just reflect what things cost to make.
5:32Onlar sadece eşyaların yapım maliyetini yansıtıyorlar.
would be right if prices were determined...: şimdiki gerçekliğe aykırı bir koşul
Would be right if ... were determined, şimdiki gerçeklere aykırı bir koşul kurar. Çocukların görüşü yalnızca fiyatların insanların değeri ve önemiyle belirlendiği hayalî bir dünyada anlamlı olurdu. Were determined biçimindeki geçmiş zaman, fiyatların geçmişte belirlendiğini anlatmaz. If sonrasında şimdiki gerçeklikten uzaklık belirtir; ardından gelen but they're not bu koşulu açıkça reddeder. Bu yapı, bir sonucun yalnızca doğru olmayan bir varsayım altında geçerli olduğunu söylemenizi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, desteğin konuşanın şu anda yanlış olduğuna inandığı bir koşula bağlı olduğunu söylüyor?
- I would support the plan if it protected the park, but it doesn't.
- I will support the plan if it protects the park.
- I supported the plan because it protected the park.
Cevabı göster
I would support the plan if it protected the park, but it doesn't.
The pity is therefore that we do treat them as a guide to what matters, Kalıp ifadeler
5:35Bu nedenle asıl acı olan, onları neyin önemli olduğuna dair bir rehber olarak görmemizdir,
treat them as a guide to: onları karar vermede rehber kabul etmek
Treat A as a guide to B, A'yı B hakkında yargıya varmaya veya karar vermeye yardımcı olan bilgi olarak kullanmak demektir. Bu cümlede them finansal fiyatları, B ise what matters ifadesini belirtir. Sorun, insanların önemli olduğuna inandıkları şeylerin fiyatlardan etkilenmesidir. Kalıp treat + nesne + as + isim öbeği biçimindedir. Buradaki guide, yol gösteren bir kişi değil, yön veren bir kaynak veya değerlendirme dayanağıdır. Bir rehber karar vermeye yardımcı olabilir ama tek kural olmak zorunda değildir.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama geliyor? We treat customer feedback as a guide to improving the service.
- Bütün kararları bizim yerimize müşteri geri bildirimlerinin vermesine izin veririz.
- Müşteri geri bildirimlerinden insanlara hizmet boyunca bizzat rehberlik etmesini isteriz.
- Hizmeti nasıl geliştireceğimize karar vermek için müşteri geri bildirimlerinden yararlanırız.
Cevabı göster
Hizmeti nasıl geliştireceğimize karar vermek için müşteri geri bildirimlerinden yararlanırız.
when this isn't what a financial price should ever be used for. Dilbilgisi
5:39oysa finansal bir fiyatın asla kullanılması gereken amaç bu değildir.
what a financial price should ever be used for: finansal bir fiyatın ne amaçla kullanılması gerektiği
what a financial price should ever be used for yan cümlesinin tamamı, “finansal bir fiyatın herhangi bir durumda hangi amaçla kullanılması gerektiği” anlamına gelir. isn't ifadesinden sonra gelir ve uygun amacı belirtir. Buradaki what doğrudan bir soru sormaz; “şey veya amaç” fikrini bir ilgi bağlantısıyla birleştirir. Used for için gereken for edatı sonda kalır: use something for a purpose yapısı what something is used for biçimine dönüşür. Cümle, fiyatları önem ölçüsü olarak kullanmanın onlar için hiçbir zaman uygun bir amaç olmadığını söyler. ever ise olumsuzluğu “hiçbir zaman” veya “hiçbir koşulda” anlamıyla güçlendirir.
Alıştırma
Eksik sözcüğü yazarak cümleyi tamamlayın: This shelf is not what heavy boxes should be used ____.
Cevabı göster
for
but we have got people who can help us in this area,
5:46ancak bu alanda bize yardımcı olabilecek insanlar var,
They are the experts at recording and communicating their enthusiasms, Kalıp ifadeler
5:50Onlar, çocuklarda olduğu gibi
experts at recording and communicating: expert at + -ing yapısı
Experts at recording and communicating, bu iki etkinliği yapmakta çok becerikli oldukları anlamına gelir. Buradaki experts, yalnızca bir konu hakkında çok şey bilen kişileri değil, uygulamalı becerisi güçlü kişileri anlatır. Birinin çok iyi yaptığı bir etkinliği belirtmek için be an expert at + -ing yapısını kullanın. at sonrasında -ing biçimi gelir; recording and communicating örneğinde olduğu gibi sıralı etkinlikler aynı at sözcüğünü paylaşabilir.
Alıştırma
Cümleyi expert at + -ing yapısıyla tamamlayın: Maya is an expert ____ solving difficult puzzles.
Cevabı göster
at
can take them in slightly unexpected directions. Deyimler
5:55kaydetme ve iletme konusunda uzmandırlar.
take them in slightly unexpected directions: mecazi yön değişikliği
Take them in slightly unexpected directions mecaz anlamda kullanılmıştır. Tutkuları, sanatçıları tam olarak beklemedikleri seçimlere veya konulara yönlendirir; burada birinin onları fiziksel olarak taşıması söz konusu değildir. Başka durumlarda da kullanılabilecek yapı take + kişi veya şey + in a direction şeklindedir. Bir neden konuşmanın, projenin, kariyerin veya yaratıcı sürecin yönünü değiştirebilir; bu yön new, different veya unexpected olarak tanımlanabilir.
Alıştırma
Hangi cümle mecazi bir değişimi anlatmak için take + nesne + in a direction yapısını kullanıyor?
- The new evidence took the investigation in an unexpected direction.
- She took the directions from the desk.
- The taxi took the investigators to the station.
Cevabı göster
The new evidence took the investigation in an unexpected direction.
The French artist Paul Cézanne spent a good deal of the late 19th century Dilbilgisi
5:58Fransız ressam Paul Cézanne, 19. yüzyılın sonlarının büyük bir kısmını
painting groups of apples in his studio in Provence.
6:02Provence'taki atölyesinde elma grupları çizerek geçirdi.
spent a good deal of ... painting: spend time doing ile bir işe zaman ayırmak
spend + zaman miktarı + fiil-ing yapısında spend, “bir etkinlik için zaman kullanmak” anlamına gelir. Burada a good deal of the late 19th century o dönemin büyük bir bölümünü, painting ise devam eden etkinliği belirtir. Painting, spent fiilini tamamlayan -ing biçimidir; ikinci bir ana fiil değildir. Bu yapı biyografilerde ve deneyim anlatılarında kullanışlıdır: özne + spent + zaman dilimi + doing.
Alıştırma
Cümleyi spent, a good deal of ve the afternoon kullanarak tamamlayın: We ____ planning the school fair.
Cevabı göster
spent a good deal of the afternoon
He was thrilled by their texture, shapes, and colors.
6:06Onların dokusu, şekilleri ve renkleri karşısında büyülenmişti.
Cézanne had all the awe, love, and excitement before the apple
6:14Cézanne, bir zamanlar aristokratların ananasa duyduğu saygı, sevgi ve heyecanın
Cézanne in his studio was generating his own revolution,
6:20Cézanne atölyesinde kendi devrimini yaratıyordu,
not an industrial revolution Dilbilgisi
6:24bir zamanlar pahalı olan nesneleri herkesin erişimine sunacak
not an industrial revolution ... but a revolution in appreciation: sanayi devrimi değil, beğeni anlayışında bir devrim
Not A but B, doğru açıklama olarak A’yı reddeder ve yerine B’yi koyar. Burada Cézanne’ın yarattığı değişime yine revolution denir; yalnızca devrimin türü düzeltilir. Bu bir sanayi devrimi değil, revolution in appreciation, yani insanların şeyleri fark etme veya değerli bulma biçimindeki büyük bir değişimdir. An industrial revolution ifadesinden sonraki uzun ilgi cümleciği A’nın içindedir. Büyük yapıyı bozmaz: not [A ...] but [B]. Revolution sözcüğünün tekrarlanması düzeltmeyi açık ve güçlü kılar.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama gelir? Her goal was not speed but accuracy.
- Hem hızı hem doğruluğu reddetti.
- Ana hedef olarak hızı reddetti ve onun yerine doğruluğu seçti.
- Hem hızı hem doğruluğu eşit ölçüde istedi.
Cevabı göster
Ana hedef olarak hızı reddetti ve onun yerine doğruluğu seçti.
get someone to do something: birinin harekete geçmesini sağlamak
Bu cümlede get us to notice, “fark etmemizi sağlamak” veya “fark etmemiz için bizi yönlendirmek” anlamındadır. Burada get, “elde etmek” demek değildir; bir etkinin başka bir kişinin eyleme geçmesini sağladığını belirtir. Yapı get + kişi + to + fiilin yalın hâlidir. Nesne olan us, to notice ifadesinden önce gelir. Bu yapı çoğu zaman doğrudan zorlamadan çok teşvik, ikna veya uygun koşulları oluşturma anlamı taşır.
Alıştırma
Cümleyi got the team sonrasında gereken biçimle tamamlayın: The coach got the team ____ the recording.
Cevabı göster
to review
to hand: yakında ve kullanıma hazır
Burada to hand, “yakında ve kolayca kullanılabilir” anlamına gelir. What we already have to hand, şu anda erişebildiğimiz veya kullanabildiğimiz şeyleri belirtir; bir şeyin birinin eline doğru hareket etmesini anlatmaz. Bu ifade sık sık have something to hand veya keep something to hand biçiminde görülür. Kolayca erişilebilen kaynakları, araçları veya bilgileri anlatır.
Alıştırma
Yakında ve kullanıma hazır anlamındaki Britanya İngilizcesi ifadesini kullanın: Keep your boarding pass ____ at the gate.
Cevabı göster
to hand
Fiyatları düşürmek yerine beğeni düzeylerini yükseltmek
Instead of A, B yapısı, A'yı beklenen veya elenen yol, B'yi ise gerçek alternatif olarak sunar. Burada elenen yol fiyatları düşürmektir. Cézanne'a atfedilen değişim, beğeni düzeylerini yükseltmek, yani insanların gördüklerinde daha fazla değer fark etmelerine yardımcı olmaktır. Bu karşıtlık, savı bir ters dönüşle tamamlar: odak, piyasa fiyatlarını değiştirmekten insanların değeri algılama biçimini değiştirmeye kayar.
Alıştırma
Hangi cümle instead of kullanarak bir stratejinin diğerinin yerini aldığını gösterir?
- Instead of cutting staff, the company shortened meetings.
- Because it cut staff, the company shortened meetings.
- The company cut staff and shortened meetings.
Cevabı göster
Instead of cutting staff, the company shortened meetings.
which is a move that's perhaps more precious to us economically
6:41ki bu ekonomik açıdan bizim için belki de daha değerli bir hamledir
because it means that we can suddenly get a lot more great things Kalıp ifadeler
6:45çünkü bu, aniden çok daha harika şeylere
çok az parayla çok daha fazla harika şey elde etmek
Get X for Y kalıbında X alınan şeyi, Y ise fiyatı veya maliyeti gösterir. A lot more, çoğul great things ifadesinin miktarını artırırken very little money düşük maliyeti vurgular. Burada get yalnızca satın almak anlamına gelmez. Daha güçlü bir beğeni ve anlayış, insanların sıradan ve ucuz şeylerden daha fazla keyif ve değer elde etmesini sağlar. Bu nedenle great things, deneyimleri ve gündelik nesneleri de kapsayabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki değer karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: At the library sale, we can get ____ very little money.
Cevabı göster
a lot more books for
We need to rethink our relationship to prices. Kalıp ifadeler
6:50Fiyatlarla olan ilişkimizi yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Fiyatlarla ilişkimizi yeniden düşünmek
Burada rethink, mevcut bakış açısının değişmesi gerekebileceği için bir fikri yeniden incelemek anlamına gelir. Our relationship to prices insanlar arasındaki bir ilişkiyi anlatmaz; fiyatlar hakkında nasıl düşündüğümüzü, onlara nasıl tepki verdiğimizi ve bizi ne ölçüde etkilemelerine izin verdiğimizi anlatır. Aktarılabilir kalıp rethink + iyelik belirleyicisi + relationship to + isim şeklindedir. Bu kalıp, nesnenin kendisinde küçük bir değişiklik yapmaktan çok, ona yönelik tutumu veya etkileşim biçimini daha derinden değiştirmeyi ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi rethink + iyelik belirleyicisi + relationship to kalıbıyla tamamlayın: After checking her screen time, Lena decided to ____.
Cevabı göster
rethink her relationship to her phone
We've been looking at prices in the wrong way. Deyimler
6:53Fiyatlara yanlış bir şekilde bakıyoruz.
Fiyatlara yanlış açıdan bakmak
Looking at prices yalnızca gözleri fiyat etiketlerine çevirmek değil, fiyatları ele almak veya yorumlamak anlamına gelir. In the wrong way, sorunun fiyatların kendisinde değil, kullanılan düşünme biçiminde olduğunu belirtir. Aktarılabilir look at + konu + in a ... way kalıbı, bir kişinin bir konuyu nasıl anladığını, değerlendirdiğini veya ele aldığını anlatır. Burada konuşmacı, fiyatların yanlış bir bakış açısıyla değer ölçüsü olarak kullanıldığını söylüyor.
Alıştırma
Cümleyi look at ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The numbers have not changed, but we may be ____ them in the wrong way.
Cevabı göster
looking at
We fetishized them as tokens of intrinsic value. Kelime
6:55Onları içsel değerin simgeleri olarak fetişleştirdik.
fetishized them as tokens of intrinsic value ifadesinin eleştirel anlamı
Burada fetishized, bir şeye aşırı ve neredeyse sorgusuz hayranlık göstermek demektir. Them, fiyatları gösterir; yani konuşmacı, insanların fiyatları güvenilmeyi veya yüceltilmeyi hak eden şeylermiş gibi görme alışkanlığını eleştirir. Sözcük burada cinsel anlamda kullanılmamıştır. Tokens of intrinsic value, bir şeyin kendi içinde taşıdığı değerin işaretleri veya kanıtları demektir. İddia, fiyatların içsel değere sahip olması değil, insanların fiyatları bir nesnenin içsel değerinin kanıtı olarak yanlış biçimde kullanmasıdır.
Alıştırma
Cümledeki eleştiriyi en iyi hangi ifade açıklar?
- İnsanlar nesneleri yalnızca törenlerde simge olarak kullandılar.
- İnsanlar fiyatların değerle hiçbir ilişkisi olmadığına inandılar.
- İnsanlar fiyatları, şeylerin özündeki değeri kanıtlıyormuş gibi gördüler.
Cevabı göster
İnsanlar fiyatları, şeylerin özündeki değeri kanıtlıyormuş gibi gördüler.
allowed them to set ... we're allowed to have yapısındaki rol değişimi
allow someone or something to do something yapısında, allow fiilinden sonraki nesneye hareket etme yetkisi veya izni verilir. We've allowed them to set, insanların miktarı fiyatların belirlemesine izin verdiğini anlatır; them, fiyatları gösterir. Bu yapının içindeki how much excitement we're allowed to have edilgen biçimdedir: izni alan taraf biziz. allowed sözcüğünün tekrarı rolleri tersine çevirir. İnsanlar önce gücü fiyatlara verir, ardından fiyatların kendilerini sınırladığını hisseder. Fiyatlar gerçek anlamda izin veremez. Bu kişileştirme, fiyatın insanların neyi ne kadar keyifle yaşayabileceklerini düşünmelerini nasıl şekillendirdiğini eleştirir.
Alıştırma
allowed sözcüğünün tekrarı nasıl bir etki yaratır?
- Fiyatlar her arttığında insanlar heyecanlanır.
- İnsanlar önce fiyatlara otorite verir, sonra da verdikleri bu otorite tarafından sınırlandıklarını hisseder.
- Fiyatlar eğlenceyi kontrol eden resmî kurallar yayımlar.
Cevabı göster
İnsanlar önce fiyatlara otorite verir, sonra da verdikleri bu otorite tarafından sınırlandıklarını hisseder.
But prices were never meant to be like this.
7:03Ancak fiyatların asla böyle olması amaçlanmamıştı.
and therefore dulling too many of our responses to the inexpensive world.
7:08ve bu nedenle ucuz dünyaya karşı verdiğimiz tepkilerin birçoğunu köreltiyoruz.
breathing too much life into them: olumlu bir mecazın eleştiriye dönüşmesi
Breathe life into something, bir şeyi etkin, canlı veya güçlü hissettirmek demektir. Burada them fiyatları ifade eder; dolayısıyla söz mecazidir: İnsanlar fiyatlara kendilerine ait bir yaşamları ve otoriteleri varmış gibi davranmaktadır. Too much, mecazın normalde olumlu olan havasını tersine çevirir. Konuşmacı fiyatlara aşırı güç verilmesini eleştirir; onları canlandırmayı övmez. Fiyatlara bu kadar fazla dikkat etmek, sıradan ve ucuz şeylerin de daha az anlamlı görünmesine yol açabilir.
Alıştırma
breathing too much life into them ifadesinde too much ne yapar?
- Konuşmacıların daha derin nefes alması gerektiğini söyler.
- Normalde olumlu olan bir mecazı, fiyatlara aşırı önem verilmesine yönelik bir eleştiriye dönüştürür.
- Fiyatların ucuz şeyler dünyasını daha heyecanlı hâle getirmesini över.
Cevabı göster
Normalde olumlu olan bir mecazı, fiyatlara aşırı önem verilmesine yönelik bir eleştiriye dönüştürür.
a good deal richer than ... we are: karşılaştırma ve atılan sözcükler
A good deal, karşılaştırma biçimi olan richer sözcüğünden önce gelir ve considerably ya da much gibi “çok daha” anlamını taşır. Bu yapıda derece bildiren bir ifadedir; “iyi bir alışveriş” anlamındaki ad öbeği değildir. Than we're encouraged to think we are bölümünde son are sözcüğünden sonra rich sıfatı anlaşılır; bu sıfat daha önceki richer sözcüğünden çıkarılır. İngilizce karşılaştırmalarda be fiilinden sonra tekrarlanacak sıfat sık sık atılır. Cümle, gerçek zenginlik düzeyimizin —burada yalnızca nakit para kastedilmez— bize hayal ettirilen düzeyden çok daha yüksek olduğunu söyler.
Alıştırma
Hangi cümle bir odanın beklenenden çok daha büyük olduğunu doğal biçimde ifade eder?
- The room is a good deal of larger than I expected it to be.
- The room is a good deal larger than I expected it to be.
- The room is very larger than I expected it to be.
Cevabı göster
The room is a good deal larger than I expected it to be.