İnsanlardan önce Dünya'da bir uygarlık var mıydı? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
820 kelime 147 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm, teknolojik açıdan gelişmiş bir uygarlığın milyonlarca yıl önce Dünya’da yaşamış, fakat bulunabilir hiçbir iz bırakmamış olabileceğini öne süren Silüriyen hipotezini inceliyor. Fosillerin seyrekliğini modern malzemelerin bıraktığı işaretlerle karşılaştırıyor ve kanıtlarla eleştirilerin zaman içinde nasıl bilimsel uzlaşma oluşturduğunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. my jaw just dropped down to the floor. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu abartılı görüntünün gerçek bir olayı değil, çok güçlü bir şaşkınlık tepkisini anlattığını anlayabilirsiniz. Bir keşfin, sorunun veya yorumun birini gözle görülür biçimde hayrete düşürdüğünü anlatırken ifadeyi doğal şekilde kullanabilirsiniz. 2. might have existed; but not for long enough to — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Geçmişe dönük kip yapısının belirsiz bir tarihsel olasılık sunduğunu, ikinci kalıbın ise süre bakımından bir sınır eklediğini fark edebilirsiniz. Böylece bir hipotezi temkinli biçimde dile getirip bir şeyin kanıt bırakacak kadar sürmeden neden yok olmuş olabileceğini açıklayabilirsiniz. 3. pushing back on it. — Öbek fiiller: Bu ifadeyi fiziksel olarak itmeyi değil, bir fikri sorgulamayı, ona karşı çıkmayı veya meydan okumayı anlatacak biçimde yorumlayabilirsiniz. Araştırmacıların, meslektaşların ya da katılımcıların gerekçeli görüş ayrılıklarıyla bir savı nasıl sınadığını belirtmek için kullanabilirsiniz.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:00

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello.

0:08

Merhaba.

This is Six Minute English from BBC Learning English.

0:08

Bu, BBC Learning English'in Six Minute English programı.

I'm Beth.

0:12

Ben Beth.

And I'm Phil.

0:13

Ben de Phil.

Phil, do you believe there's life on other planets? Dilbilgisi

0:14

Phil, başka gezegenlerde hayat olduğuna inanıyor musun?

Dilbilgisi

there's life on other planets: varlık bildiren there

there's life on other planets ifadesindeki there's, there is'in kısaltmasıdır. on other planets ile belirtilen yerde veya kapsamda yaşamın varlığını bildirir; buradaki there, “orada” anlamına gelmez. Ana fikir bir şeyin bir yerde var olması veya bulunmasıysa there is ya da there are kullanılır. Burada life sayılamayan bir isim olduğu için tekil is kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle buzun altında su bulunduğunu doğru biçimde ifade eder?

  1. There is water beneath the ice.
  2. There is waters beneath the ice.
  3. There are water beneath the ice.
Cevabı göster

There is water beneath the ice.

Well, there's a lot of other planets.

0:17

Pekâlâ, dışarıda bir sürü başka gezegen var.

So, yeah, I think there must be. Dilbilgisi

0:20

Yani, evet, kesinlikle olmalı diye düşünüyorum.

Dilbilgisi

there must be: varlığa ilişkin güçlü bir çıkarım

Burada must güçlü bir çıkarım bildirir: Konuşan kişi, kanıtların veya sağduyunun yaşamın varlığını çok olası kıldığını düşünür. Bir kuralı veya zorunluluğu ifade etmez. Bu bağlamda there must be, there must be life on other planets ifadesinin kısaltılmış hâlidir. be sonrasındaki isim öbeği az önce belirtilmişse ve kolayca anlaşılabiliyorsa İngilizcede bu bölüm söylenmeyebilir.

Alıştırma

Kilitli bir odadan sesler duyuyorsunuz. Hangi cümle içeride birinin olduğuna dair güçlü bir çıkarım ifade eder?

  1. Someone must go inside.
  2. There may be someone inside.
  3. There must be someone inside.
Cevabı göster

There must be someone inside.

Yeah, I agree.

0:22

Evet, aynı fikirdeyim.

Well, it's a question that interests American astrophysicist Adam Frank, Notlar

0:23

Bu, Amerikalı astrofizikçi Adam Frank'in de ilgisini çeken bir soru,

Kelime

American astrophysicist: ulusal kimlik ve uzmanlık unvanı

Astrophysicist, yıldızları, galaksileri ve evrendeki diğer olayları fizik yoluyla inceleyen bilim insanı, yani astrofizikçi demektir. Physicist sözcüğünden daha belirli bir meslek unvanıdır. American astrophysicist Adam Frank ifadesinde American ve astrophysicist, Adam Frank'i isminden önce tanımlar: American ulusal kimliğini, astrophysicist ise mesleğini belirtir. Bilim haberciliğinde bu tür tanımlamalar çoğunlukla kişinin adından hemen önce yer alır.

Alıştırma

Astrophysicist sözcüğünün en doğru anlamını hangi seçenek verir?

  1. Uzaydaki canlı organizmaları inceleyen bir bilim insanı
  2. Yıldızlara, galaksilere ve evrene fizik uygulayan bir bilim insanı
  3. Alanı belirtilmeden fiziğin herhangi bir dalında çalışan bir bilim insanı
Cevabı göster

Yıldızlara, galaksilere ve evrene fizik uygulayan bir bilim insanı

who discussed it with his colleague Gavin Schmidt,

0:29

ve bu konuyu NASA Uzay Araştırmaları Enstitüsü müdürü olan

director of NASA's Institute for Space Studies. Kültür

0:32

meslektaşı Gavin Schmidt ile tartıştı.

Dilbilgisi

that interests ... who discussed it: iki ilgi cümleciğini bağlama

Cümlenin ana bölümü it's a question ifadesidir. that interests American astrophysicist Adam Frank yan cümlesi a question ifadesini niteler: bu yan cümlede that, soruyu temsil eder ve interests fiilinin öznesidir. Sonraki who discussed it with his colleague ... yan cümlesi Adam Frank'i niteler. Who, discussed fiilinin öznesidir; it ise soruyu belirtir. Bu, yeni bir ana cümle değildir. Uzun bir cümlede mesajın nasıl düzenlendiğini görmek için her ilgi sözcüğünü bilgi verdiği isimle eşleştir.

Alıştırma

Cümlede that ve who sözcüklerinin neye bağlandığını doğru biçimde açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Hem that hem de who, a question ifadesini belirtir.
  2. that, a question ifadesini niteler; who, Adam Frank'i belirtir.
  3. that, Adam Frank'i belirtir; who, Gavin Schmidt'i belirtir.
Cevabı göster

that, a question ifadesini niteler; who, Adam Frank'i belirtir.

Kültür

Uzmanlık göstergesi olarak NASA's Institute for Space Studies

NASA's Institute for Space Studies burada NASA'ya bağlı bir araştırma enstitüsünün adı olarak kullanılır. NASA, Amerika Birleşik Devletleri'nin uzay kurumudur. director of ... yapısında kurum adı, kişinin yönettiği kuruluşu belirtir; director burada film yönetmeni değil, kurumun başındaki kişidir. Bilim haberlerinde kurumsal bağlantı, bir kişinin neden uzman olarak tanıtıldığını anlamaya yardımcı olur. Kaynak hakkında bağlam sağlar, ancak kurum adı tek başına her ifadenin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Bu cümle parçasında NASA's Institute for Space Studies ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Programın çekildiği yeri belirtir.
  2. Her bilimsel iddianın doğru olduğunu kanıtlar.
  3. Kişinin yönettiği araştırma kuruluşunu belirtir.
Cevabı göster

Kişinin yönettiği araştırma kuruluşunu belirtir.

Here Adam recalls their conversation for BBC World Service program CrowdScience. Kelime

0:36

Burada Adam, BBC World Service programı CrowdScience için yaptıkları konuşmayı anımsıyor.

Kelime

recalls their conversation: konuşmayı hatırlayıp anlatmak

Bu program girişinde recalls their conversation, Adam'ın önceki konuşmayı hatırlayıp dinleyicilere anlatması anlamına gelir. Geniş zamandaki recalls fiili, programın bu bölümünde ne yaptığını tanıtır. their conversation nesnesi, recall fiilinin hatırlamayla ilgili anlamını gösterir. Bir şirketin kusurlu bir ürünü piyasadan çekmesi anlamına gelmez.

Alıştırma

"During the podcast, Lena recalled her first meeting with the doctor," cümlesinde recalled ne anlama gelir?

  1. Buluşmayı hatırladı ve anlattı.
  2. Buluşmayı iptal etti.
  3. Kusurlu bir ürünün geri gönderilmesini istedi.
Cevabı göster

Buluşmayı hatırladı ve anlattı.

We know that there's been no other civilization on Earth,

0:41

Dünya üzerinde başka hiçbir medeniyet olmadığını biliyoruz,

and he stopped me and said, "How do you know that?" Ton ve niyet

0:44

ve beni durdurup, "Bunu nereden biliyorsun?" dedi.

Ton ve niyet

Bir iddiayı sorgulayan “How do you know that?”

Burada How do you know that? yalnızca bilginin nereden geldiğini sormaz. Önceki iddiayı sorgular ve onu destekleyen kanıtın ne olduğunu sorar. Aynı soru başka bir bağlamda tarafsız olabilir. Burada kendinden emin bir ifadenin hemen ardından geldiği için işlevi “Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” sorusuna daha yakındır.

Alıştırma

Asıl diyalogda How do you know that? sorusunun temel işlevi nedir?

  1. Yeni bir becerinin nasıl öğrenileceğini sorar.
  2. Dayanağını sorarak bir iddiayı sorgular.
  3. Konuşmayı kibarca bitirir.
Cevabı göster

Dayanağını sorarak bir iddiayı sorgular.

And my jaw just dropped down to the floor. Deyimler

0:47

Ve kelimenin tam anlamıyla ağzım açık kaldı.

Deyimler

Aşırı şaşkınlığı anlatan “my jaw just dropped down to the floor”

My jaw dropped, “birdenbire çok şaşırdım ya da şoke oldum” anlamına gelen bir deyimdir. Konuşan kişi duygusal bir tepkiyi anlatır; çenesinin gerçekten düşüp koptuğunu söylemez. Down to the floor ifadesi görüntüyü bilinçli bir abartıyla genişletir, just ise tepkinin hemen oluştuğu hissini ekler. Birlikte tepkiyi canlı ve dramatik hâle getirirler.

Alıştırma

My jaw dropped when I saw the final score cümlesinde My jaw dropped ne anlama gelir?

  1. Son derece şaşırdım.
  2. Yere doğru baktım.
  3. Çenemi yaraladım.
Cevabı göster

Son derece şaşırdım.

Adam's jaw dropped,

0:49

Adam'ın ağzı açık kaldı (jaw dropped),

an idiom for when someone looks shocked and surprised.

0:52

birinin şok olmuş ve şaşırmış göründüğü durumlar için kullanılan bir deyim.

Could there have been a technologically advanced civilization before us here on Earth? Notlar

0:55

Dünya üzerinde bizden önce teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyet var olmuş olabilir mi?

Dilbilgisi

Could there have been ...?: geçmişte olası bir varlığı sormak

Could there have been ...? bir şeyin geçmişte herhangi bir zamanda var olmuş olma ihtimalini sorar. could, düşünceyi kesin değil olası olarak sunarken there have been, varlık bildiren there be yapısının perfect biçimidir. Buradaki could yetenek anlamına gelmez. Soru, geçmişe ilişkin bir varsayımı gerçekmiş gibi sunmadan temkinli biçimde inceler. Bu nedenle bilimsel, tarihsel ve diğer varsayımsal tartışmalarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Geçmişte olası bir varlığı sormak için Could + varlık bildiren there + perfect biçimini kullanarak tamamlayın: ____ a city here before the desert formed?

Cevabı göster

Could there have been

Kalıp ifadeler

technologically advanced civilization: teknolojide gelişmiş uygarlık

technologically advanced civilization, teknolojisi yüksek bir gelişmişlik düzeyine ulaşmış uygarlık demektir. technologically, advanced sıfatını niteleyen bir zarftır; technologically advanced ifadesinin tamamı ise civilization sözcüğünü niteler. Bu zarf iddiayı sınırlar: uygarlık teknoloji alanında gelişmiştir. Bu, insanlarının ahlaken daha iyi olduğu veya toplumun her yönünün daha gelişmiş olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

technologically advanced civilization ifadesinin en doğru anlamı nedir?

  1. Teknolojisi son derece gelişmiş bir uygarlık
  2. Çok uzun zamandır var olan bir uygarlık
  3. Diğer tüm uygarlıklardan ahlaken daha iyi bir uygarlık
Cevabı göster

Teknolojisi son derece gelişmiş bir uygarlık

It may sound weird, Anlatım akışı

1:01

Kulağa tuhaf gelebilir,

but this idea has a scientific name.

1:02

ancak bu fikrin bilimsel bir adı var.

Anlatım akışı

may sound weird, but ...: kuşkuyu kabul edip ana noktaya geçmek

may sound weird önce dinleyicinin fikri şaşırtıcı veya inanılması zor bulabileceğini kabul eder. Ardından but, dikkati konuşanın daha önemli olarak görülmesini istediği bilgiye yöneltir: fikrin bilimsel bir adı vardır. Bu önce kabul edip sonra karşıt noktaya geçme düzeni, dinleyicinin olası tepkisini yok saymadan sıra dışı bir iddiayı tanıtır. Ana mesaj but sonrasındadır; burada bilimsel ad, fikri tartışmaya değer gösterir, ancak yalnızca bir adın olması fikrin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

may sound weird, but cümlede ne yapıyor?

  1. Olası bir kuşkuyu kabul eder, ardından konuşanın ana noktasına geçer.
  2. Fikrin alışılmadık bir ses çıkardığını söyler.
  3. Fikri saçma bularak reddeder.
Cevabı göster

Olası bir kuşkuyu kabul eder, ardından konuşanın ana noktasına geçer.

Here is Caroline Steel,

1:05

İşte BBC CrowdScience sunucusu,

presenter of BBC's CrowdScience, to explain.

1:07

Caroline Steel açıklıyor.

The Silurian hypothesis proposes that if there was a technologically advanced civilization hundreds of millions of years ago, Notlar

1:11

Silüryen hipotezi, eğer yüz milyonlarca yıl önce teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyet olsaydı bile,

Kültür

The Silurian hypothesis: kanıtlanmış bir uygarlık değil, adlandırılmış bir fikir

The Silurian hypothesis, bilimsel bir düşünce deneyinin adıdır. Dünya'nın çok uzak geçmişinde teknolojik açıdan gelişmiş bir uygarlık yaşamış olsaydı, izlerinin bugün jeolojik kayıtlarda hâlâ saptanıp saptanamayacağını sorar. Silurian, bir jeolojik dönemin adından gelir ve ayrıca kurgusal bir kadim uygarlığa gönderme yapar. Ancak bu ifadede bir etikettir: hypothesis, araştırılması gereken bir fikri belirtir; böyle bir uygarlığın var olduğunun veya özellikle Silüriyen Dönem'de yaşadığının kanıtı değildir.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: Bu cümlede The Silurian hypothesis, Silüriyen Dönem'e ait bir uygarlığın kanıtlanmış keşfinin adıdır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Kalıp ifadeler

hundreds of millions of years ago: yüz milyonlarca yıllık zaman ölçeği

hundreds of millions of years ago, günümüzden yaklaşık yüz milyonlarca yıl öncesini anlatan tek bir zaman ifadesidir. Yalnızca milyonlarca veya yüzlerce yıl değil, yüz milyonlarca yıllık bir ölçektedir. Bu bilimsel bağlamda ifade, düşünceyi kayıtlı insanlık tarihinden çok daha eski bir jeolojik zaman ölçeğine yerleştirir. Okurken veya dinlerken sayı ve zaman bildiren kısmın tamamını tek bir öbek olarak ele alın.

Alıştırma

hundreds of millions of years ago hangi zaman ölçeğini anlatır?

  1. Günümüzden yaklaşık birkaç yüz yıl önceki bir zaman
  2. Günümüzden yaklaşık yüz milyonlarca yıl önceki bir zaman
  3. Günümüzden yalnızca birkaç milyon yıl önceki bir zaman
Cevabı göster

Günümüzden yaklaşık yüz milyonlarca yıl önceki bir zaman

we wouldn't be able to find traces of it. Kalıp ifadeler

1:19

ona dair hiçbir iz bulamayacağımızı öne sürüyor.

Dilbilgisi

if there was ... we wouldn't be able to: varsayım ve sonuç

Bu cümlede if there was, uzak geçmişle ilgili doğrulanmamış bir olasılık ortaya koyar. we wouldn't be able to ise bu varsayılan durumda çıkacak sonucu verir: bugün izleri bulmamız mümkün olmazdı. Geçmiş biçimi was ile would not modalının birleşimi, ifadeyi burada varsayımsal hâle getirir. Uygarlığın gerçekten var olduğunu doğrulamaz veya gerçekten yapılmış ve başarısız olmuş bir aramayı anlatmaz. if yan cümlesini koşul, would yan cümlesini de onun sonucu olarak okuyun.

Alıştırma

Bu cümlede if there was ... we wouldn't be able to nasıl bir ilişki ifade eder?

  1. Doğrulanmamış bir koşul ve o koşul altındaki sonuç
  2. Doğrulanmış bir geçmiş olay ve tamamlanmış bir geçmiş sonuç
  3. Bir emir ve ardından gelen bir rica
Cevabı göster

Doğrulanmamış bir koşul ve o koşul altındaki sonuç

Kalıp ifadeler

find traces of it: geride kalan izleri bulmak

find traces of it ifadesinde traces, geride kalan küçük işaretler, kalıntılar veya kanıtlar anlamındaki çoğul bir isimdir. İfade, bir şeyin daha önce var olduğunu veya bir yerde bulunduğunu gösteren kanıtlar keşfetmek demektir; burada it, konuşulan eski uygarlığı gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı find traces of + isim veya zamirdir. Bir şeyin izlerini bulmak, o şeyin tamamını bulmak değil, yalnızca geride bıraktığı işaretleri keşfetmek demektir.

Alıştırma

“Geride bırakılan küçük işaretleri keşfetmek” anlamındaki üç kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The laboratory was able to ____ the chemical in the water.

Cevabı göster

find traces of

A hypothesis is an idea which explains how something happens Kelime

1:22

Hipotez, bir şeyin nasıl gerçekleştiğini açıklayan

and can be tested to find out if it's correct. Notlar

1:26

ve doğru olup olmadığını anlamak için test edilebilen bir fikirdir.

Kelime

hypothesis: test edilebilir bir açıklama

Burada hypothesis, bir şeyin nasıl veya neden gerçekleştiğine dair önerilen bir açıklama anlamına gelir. Bilimde bu fikrin gözlem, veri veya deneylerle test edilebilmesi gerekir; rastgele söylenmiş bir tahmin değildir. A hypothesis is an idea which explains ... yapısı bir tanım verir. Which explains ... bölümü, bir hipotezin ne tür bir idea olduğunu açıklayan bir ilgi cümleciğidir.

Alıştırma

Bilimsel bir bağlamda hypothesis sözcüğünü en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Olası bütün şüphelerin ötesinde zaten kanıtlanmış bir gerçek.
  2. Kontrol edilemeyen gelişigüzel bir düşünce.
  3. Kanıtlarla test edilebilen, önerilmiş bir açıklama.
Cevabı göster

Kanıtlarla test edilebilen, önerilmiş bir açıklama.

Dilbilgisi

can be tested: kiplik fiilli edilgen yapı

Can be tested, bir kiplik fiiliyle edilgen yapıyı kullanır: can + be + geçmiş zaman ortacı. Özne, testi yapan kişi veya araç değil, test edilen şeydir. Bu cümlede bir hipotez, kanıt veya deneyle kontrol edilebildiği için kullanışlıdır. Bu yapı, eylemi kimin yaptığından çok olası eylem ve bu eylemden etkilenen nesne önemli olduğunda kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi can ve test fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: A scientific claim ____ with evidence.

Cevabı göster

can be tested

Öbek fiiller

find out if: bir şeyin doğru olup olmadığını öğrenmek

Find out if, kontrol ederek, sorarak, gözlemleyerek veya test ederek evet ya da hayır ile yanıtlanabilecek bir sorunun cevabını öğrenmek anlamına gelir. Bilgiye zaten sahip olmayı değil, bilgiyi edinme sürecini vurgular. If sözcüğünden sonraki yan cümle neyin belirsiz olduğunu belirtir. Burada hipotezin doğru olup olmadığını öğrenmek için test yapılır; cevap bulunduktan sonra bu bilgi artık bilinebilir.

Alıştırma

Cümleyi find out + if ile tamamlayın: We called the station to ____ the train was delayed.

Cevabı göster

find out if

In this episode, we'll be discussing the Silurian hypothesis, Dilbilgisi

1:30

Bu bölümde, teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyetin bizden önce Dünya'da var olduğu,

Dilbilgisi

we'll be discussing: yaklaşan konuyu duyurmak

We'll be discussing, will be + fiilin -ing biçiminden oluşan future continuous yapısıdır. Burada, girişin söylendiği anda tartışmanın zaten sürdüğünü değil, bölüm boyunca daha sonra gerçekleşecek bir tartışmayı anlatır. Sunucular, öğretmenler ve toplantı yöneticileri bu yapıyı gündemi önceden bildirmek için kullanır. Tartışmayı yaklaşan programın veya oturumun bir parçası olarak sunar; we'll discuss da doğrudur, ancak daha doğrudandır ve etkinliğin süreç hâlinde ilerlemesine daha az odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümle yaklaşan bir oturumun konusunu doğal biçimde önceden bildirir?

  1. Please discuss how volcanoes form in pairs.
  2. In today's session, we'll be discussing how volcanoes form.
  3. Yesterday, we discussed how volcanoes form.
Cevabı göster

In today's session, we'll be discussing how volcanoes form.

the idea that a technologically advanced civilization existed before us on Earth,

1:34

ancak arkasında hiçbir iz bırakmadan yok olduğu fikri olan

but vanished without leaving a trace. Kalıp ifadeler

1:41

Silüryen hipotezini tartışacağız.

Kalıp ifadeler

without leaving a trace: geride hiçbir iz bırakmadan

Without leaving a trace, bir şeyin kaybolduğu ve geride fark edilebilir hiçbir işaret, ipucu veya kanıt kalmadığı anlamına gelir. Buradaki trace, bir şeyin var olduğunu veya gerçekleştiğini gösteren küçük bir işaret anlamındaki isimdir. Without sözcüğünden sonra fiil geldiğinde İngilizce bu fiilin -ing biçimini kullanır; dolayısıyla yapı without + leaving + a trace şeklindedir. İfade, hiçbir şey kalmadığını güçlü biçimde vurgular ve sık sık disappear ya da vanish ile kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle tilkinin kaybolduğunu ve geride hiçbir işaret bırakmadığını söyler?

  1. The fox disappeared but left clear tracks.
  2. The fox disappeared without leaving a trace.
  3. The fox disappeared after crossing the field.
Cevabı göster

The fox disappeared without leaving a trace.

As usual, we'll be learning some useful new words and idioms. Kalıp ifadeler

1:44

Her zamanki gibi, bazı yararlı yeni kelimeler ve deyimler öğreneceğiz.

Kalıp ifadeler

As usual: alışılmış düzeni belirtmek

As usual, sonrasında söylenen şeyin yerleşmiş bir rutine veya bilinen bir düzene uyduğunu belirtir. Cümlenin başında kullanıldığında, tüm ifadeyi programın düzenli olarak yaptığı bir şey şeklinde sunar. Bunu tek bir kalıplaşmış ifade olarak anlayın. Burada as, “rolünde” anlamına gelmez; ifadenin tamamı zarf gibi çalışır ve “alışılmış biçimde” demektir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade As usual ile tamamlayın: ____, we begin the club meeting with a quick update.

Cevabı göster

As usual

And remember, you'll find all the vocabulary on our website bbclearningenglish.com.

1:47

Ve unutmayın, tüm kelimeleri bbclearningenglish.com adlı web sitemizde bulabilirsiniz.

But first, I have a question for you, Phil. Anlatım akışı

1:54

Ama önce sana bir sorum var, Phil.

Anlatım akışı

But first: araya öncelikli bir adım eklemek

But first, beklenen konu veya eylemin bekleyeceğini ve konuşanın daha önce yapılacak bir adım ekleyeceğini belirtir. Ana plandan vazgeçmeden sıralamayı geçici olarak değiştirir. Burada but güçlü bir karşı çıkış ifade etmez. “Ondan önce” anlamına gelir ve dinleyicinin sıradaki bilginin akıştaki yerini anlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi hedef geçiş ifadesi But first ile tamamlayın: We'll begin the experiment in a moment. ____, put on your safety glasses.

Cevabı göster

But first

Human civilization is thousands of years old,

1:57

İnsanlık medeniyeti binlerce yıl öncesine dayanıyor,

but the planet itself is much older. Dilbilgisi

2:00

ama gezegenin kendisi çok daha eski.

Dilbilgisi

the planet itself: itself ile vurgu

Burada itself, the planet ifadesinin hemen ardından gelen ve vurgu yapan bir dönüşlülük zamiridir. Dikkati karşılaştırılan asıl şey olan gezegene çeker: İnsan uygarlığı genç olabilir, ancak gezegen çok daha eskidir. Bu kullanım, gezegenin kendisine bir şey yaptığı anlamına gelmez. itself çıkarıldığında cümle hâlâ dilbilgisel olarak doğrudur, fakat karşıtlık zayıflar. Bu çıkarma testi, vurgu kullanımını tanımaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede itself, dönüşlü bir eylem göstermek yerine bir ismi vurgulamak için kullanılmıştır?

  1. The robot repaired itself.
  2. The robot looked at the screen.
  3. The robot itself is old, but its software is new.
Cevabı göster

The robot itself is old, but its software is new.

So, how old do scientists think the Earth is?

2:03

Sence bilim insanları Dünya'nın yaşının kaç olduğunu düşünüyor?

Is it A, 3 and 1/2 billion years?

2:07

A) 3 buçuk milyar yıl mı?

B, 4 and 1/2 billion years?

2:10

B) 4 buçuk milyar yıl mı?

Or C, 5 and 1/2 billion years?

2:13

Yoksa C) 5 buçuk milyar yıl mı?

I'm going to guess C, 5 and 1/2 billion years.

2:16

Tahminim C şıkkı, 5 buçuk milyar yıl.

Okay, well, we will find the answer out later in the program. Öbek fiiller

2:19

Tamam, cevabı programın ilerleyen kısımlarında öğreneceğiz.

Öbek fiiller

find the answer out: find out yapısının ayrılması

Find out, bir bilgiyi keşfetmek veya öğrenmek anlamına gelen bir öbek fiildir. find the answer out ifadesinde isim nesnesi the answer, find ile out arasına yerleştirilir ve öbek fiil ayrılır. Burada out, dışarı anlamına gelmez ve bir hareket yönü göstermez. Find ... out tek bir anlam birimi olarak çalışır ve cevabın programın ilerleyen bölümünde öğrenileceğini belirtir.

Alıştırma

the truth ismini ve find out yapısının ayrılmış biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The reporters will find ____ before noon.

Cevabı göster

the truth out

To believe a technologically advanced civilization existed on Earth hundreds of millions of years ago, Dilbilgisi

2:23

Yüz milyonlarca yıl önce Dünya'da teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyetin var olduğuna inanmak için,

most people would probably want evidence.

2:30

çoğu insan muhtemelen kanıt isteyecektir.

Dilbilgisi

To believe ... would probably want evidence: inanmak için gereken koşulu belirtme

Burada cümle başındaki To believe, iddiayı kabul etmek için ne gerekeceğini ortaya koyar. Bağlamda bunu basit bir amaç bildiren “inanmak için”den çok, “insanların inanması için gereken koşul” ya da “insanlar inanacaksa” şeklinde anlayın. Ana cümledeki would probably want evidence, tipik bir tepkiye dair temkinli bir tahmin sunar. To believe or accept X, someone would need or want Y kalıbı, önce iddiayı, sonra da gereken desteği verir.

Alıştırma

Bu cümleye en uygun yorum hangisidir? To believe the online rumor, careful readers would probably want a reliable source.

  1. Dikkatli okurlar, hiçbir kaynak olmasa bile söylentiyi yaymak istiyor.
  2. Dikkatli okurlar, söylentiyi kabul etmeden önce muhtemelen güvenilir bir dayanak isterdi.
  3. Dikkatli okurlar söylentiyi zaten kabul ediyor, bu yüzden bir kaynağa ihtiyaçları yok.
Cevabı göster

Dikkatli okurlar, söylentiyi kabul etmeden önce muhtemelen güvenilir bir dayanak isterdi.

We have evidence about other species from the past,

2:34

Geçmişteki diğer türler hakkında,

such as the dinosaurs, from fossils. Anlatım akışı

2:37

örneğin dinozorlar hakkında fosillerden elde ettiğimiz kanıtlarımız var.

Anlatım akışı

such as: örnek verme

Such as, ardından gelen isim öbeğinin hemen önce belirtilen daha geniş bir kategorinin örneği olduğunu gösterir. Burada the dinosaurs, geçmişte yaşamış türlerin bir örneğidir. Bu ifade tam bir tanım veya eksiksiz bir liste değil, bir örnek sunar. such as ifadesini duyduğunuzda veya okuduğunuzda, önceki kategoriyi daha somut anlamak için ardından gelen örneği kullanın.

Alıştırma

Cümleyi, daha geniş bir kategorinin örneklerini tanıtan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Outdoor activities ____ hiking and cycling can improve fitness.

Cevabı göster

such as

The remains of prehistoric plants or animals Kelime

2:40

Tarih öncesi bitki veya hayvanların,

that have been preserved in rock for a very long time. Dilbilgisi

2:43

kayalarda çok uzun süre korunmuş kalıntıları.

Kelime

The remains of ... yapısında çoğul isim remains

Bu cümlede The remains of prehistoric plants or animals, o eski canlılardan geriye kalan fiziksel parçalar veya izler anlamına gelir. Remains burada çoğul bir isimdir ve ardından gelen of öbeği bunların nereden geldiğini gösterir. Kelime, remains fiiliyle aynı görünebilir; ancak buradaki The ve the remains of kalıbı onun isim olduğunu gösterir. Bir fosil tanımında, geriye kalan şeyi adlandırır; ‘var olmaya devam etmek’ eylemini anlatmaz.

Alıştırma

Archaeologists uncovered the remains of an ancient village. cümlesinde the remains ne anlama gelir?

  1. var olmaya devam etme eylemi
  2. hâlâ orada yaşayan insanlar
  3. geriye kalan fiziksel parçalar
Cevabı göster

geriye kalan fiziksel parçalar

Dilbilgisi

have been preserved in rock: edilgen present perfect

Have been preserved, present perfect edilgen yapıdır: have + been + geçmiş zaman ortacı. Çoğul özne The remains of prehistoric plants or animals eylemden etkilenir; bu nedenle cümle, onları koruyan kişiden çok korunmuş durumlarına odaklanır. Present perfect, geçmişteki korunmayı şimdiki sonuçla bağlar: kalıntılar şu anda da korunmuş durumdadır. In rock ise bu korunmanın gerçekleştiği malzemeyi veya ortamı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi preserve fiilinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: These letters ____ in the archive for more than a century.

Cevabı göster

have been preserved

But according to Adam Frank, fossils won't help prove the Silurian hypothesis, Notlar

2:46

Ancak Adam Frank'e göre, fosiller Silüryen hipotezini kanıtlamaya yardımcı olmayacak,

Kalıp ifadeler

help prove: help + yalın fiil

Help prove, bir şeyi kanıtlamaya katkıda bulunmak veya kanıtlamayı kolaylaştırmak anlamına gelir. Help yardımı ifade ederken prove desteklenen eylemi ya da sonucu belirtir. Help fiilinden sonra yalın fiil doğrudan gelebilir: help prove. Help to prove da dil bilgisi açısından doğrudur, ancak to zorunlu değildir. Altyazıdaki won't help prove, fosillerin hipotezi kanıtlamak için yararlı bir destek sağlamayacağı anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi prove fiilinin yalın biçimiyle tamamlayın: This new evidence may help ____ the claim.

Cevabı göster

prove

as he explains here to BBC World Service program CrowdScience.

2:51

bunu burada BBC World Service programı CrowdScience'a açıklıyor.

Anlatım akışı

according to Adam Frank: bilgi kaynağını belirtmek

According to Adam Frank, kaynağı ardından gelen iddiadan önce belirtir. Dinleyiciye fosiller hakkındaki sözün anlatıcının kendi iddiası olarak değil, Adam Frank’e ait bir görüş olarak aktarıldığını bildirir. According to bir kaynak belirtir; tek başına mevcut konuşmacının bu görüşe katıldığını, bilgiyi doğruladığını veya kanıtlayabildiğini göstermez. Bu çerçeve, haber ve açıklamalarda bir fikrin kime ait olduğunu takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümlede according to Adam Frank ne işe yarıyor?

  1. Adam Frank’in anlatıcıya karşı çıktığını söyler.
  2. Ardından gelen iddiayı Adam Frank’e atfeder.
  3. Anlatıcının iddiayı kanıtladığını söyler.
Cevabı göster

Ardından gelen iddiayı Adam Frank’e atfeder.

Most things are not fossilized.

2:56

Çoğu şey fosilleşmez.

It's only a tiny fraction of Earth's life that has ever become fossilized. Notlar

2:57

Dünya üzerindeki yaşamın sadece küçücük bir kısmı fosilleşmiştir.

Kalıp ifadeler

only a tiny fraction of: bütünün çok küçük bir payı

Only a tiny fraction of, “bir bütünün yalnızca çok küçük bir kısmı” anlamına gelir. Buradaki fraction, kırılmış bir parça değil, pay veya oran demektir. of sözcüğünden sonraki isim, ölçülen bütünü belirtir. Özellikle bilimsel veya istatistiksel açıklamalarda, bir payın son derece düşük olduğunu vurgulamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle bir miktarın bütünün çok küçük bir oranı olduğunu açıkça ifade eder?

  1. Only a few tickets were lying on the table.
  2. Only a tiny fraction of the tickets were sold.
  3. Only a small amount of paper was used.
Cevabı göster

Only a tiny fraction of the tickets were sold.

Dilbilgisi

has ever become fossilized: bugüne kadar herhangi bir zamanda

Has become, has + geçmiş zaman ortacı yapısındaki present perfect biçimidir. Geçmişte başlayıp bugüne ulaşan bir zaman döneminin tamamını ele alır. Ever, “bu dönemin herhangi bir anında” anlamını ekler; “sık sık” demek değildir. Become fossilized, “fosile dönüşmek veya fosil olarak korunmak” anlamına gelir. Has ever become fossilized birlikte, bir şeyin bugüne kadar uzanan tüm tarih içinde bir noktada fosilleştiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “bugüne kadar herhangi bir zamanda” anlamındaki present perfect ifadeyle tamamlayın: Only one player from our town ____ national champion.

Cevabı göster

has ever become

So, imagine that you have a 10,000 year long civilization, Anlatım akışı

3:03

Yani, 10.000 yıl süren bir medeniyetiniz olduğunu hayal edin,

Anlatım akışı

imagine that: varsayımsal bir durum kurmak

Imagine that, dinleyiciyi yönlendiren bir talimattır: dinleyiciden that yan cümlesindeki durumu geçici olarak kabul etmesini ve buna dayanarak düşünmesini ister. Buradaki uygarlık bir düşünce deneyidir; dinleyicinin gerçekten sahip olduğu bir şey değildir. imagine that + yan cümle yapısı, bir karşılaştırmayı, sonucu veya çıkarımı açıklamadan önce açık bir başlangıç noktası kurmaya yardımcı olur. that sonrasındaki yan cümle, hayal edilmesi istenen durumu belirtir.

Alıştırma

imagine sözcüğünden sonra that kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ every road in your town is closed for a day. What would happen?

Cevabı göster

Imagine that

which is a blink of the eye for geology, Deyimler

3:08

ki bu jeoloji için göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süredir,

Deyimler

a blink of the eye: son derece kısa bir süre

A blink of the eye, son derece kısa bir zaman aralığını anlatan mecazlı bir isim öbeğidir. Bu cümlede 10.000 yılın jeolojik zaman ölçeğinde çok kısa olduğu söylenir; gerçek bir göz hareketi anlatılmaz. Bu benzetme işe yarar çünkü göz kırpma neredeyse anında gerçekleşir. Bu nedenle ifade, uzun gibi görünen bir süreyi çok daha uzun bir şeyle karşılaştırıldığında kısa gösterebilir.

Alıştırma

"A century is a blink of the eye in the life of a star," cümlesinde "a blink of the eye" ne anlama gelir?

  1. Yıldıza dikkatle bakmak.
  2. Son derece kısa bir zaman aralığı.
  3. Bilim insanlarının kullandığı standart bir birim.
Cevabı göster

Son derece kısa bir zaman aralığı.

that's too short to really create a lot of fossils. Dilbilgisi

3:12

bu gerçekten çok fazla fosil yaratmak için çok kısa bir süredir.

Dilbilgisi

too short to: sonucu engelleyen bir derece

too short to really create a lot of fossils ifadesinde too + sıfat + to + fiilin yalın hâli yapısı kullanılır. Bu yapı, derecenin işe yarar sınırı aştığını anlatır: süre o kadar kısadır ki gerçekçi olarak çok sayıda fosil oluşamaz. Mastar, engellenen sonucu belirtir. Burada to really create a lot of fossils, kısa sürenin gerçekleşmesi için yeterli zaman sağlamadığı sonuçtur.

Alıştırma

Cümleyi too ... to yapısıyla tamamlayın: The shelf is ____ high ____ reach without a ladder.

Cevabı göster

too · to

Adam argues that only a tiny fraction,

3:16

Adam sadece çok küçük bir kısmının (a tiny fraction),

meaning a very small amount of life on Earth has turned into fossil. Öbek fiiller

3:19

yani dünyadaki yaşamın çok küçük bir miktarının fosile dönüştüğünü savunuyor.

Öbek fiiller

has turned into fossil: yeni bir duruma dönüşmek

Turn into, değişip farklı bir şeye veya duruma dönüşmek demektir. Into, değişimin sonucunda ortaya çıkan yeni şeyi ya da durumu belirtir. has turned into fossil ifadesinde amaçlanan anlam, geçmişteki canlıların yalnızca küçük bir bölümüne ait kalıntıların fosil maddesine dönüşmüş olmasıdır. Burada turn, dönmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi turn into öbek fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After a few cold hours, the puddle ____ solid ice.

Cevabı göster

turned into

In geological time, Kelime

3:24

Jeolojik zamanda,

Kelime

In geological time: Dünya'nın uzun tarihini ölçü alan ifade

Geological time, Dünya tarihini anlatmak için kullanılan ve çoğunlukla milyonlarca ya da milyarlarca yıl üzerinden düşünülen devasa zaman ölçeğidir. Kayıtlı insanlık tarihinin zaman ölçeğinden çok daha büyüktür. In geological time ifadesi başta kullanıldığında, ardından gelen yargının hangi ölçekte değerlendirilmesi gerektiğini belirler. İnsanlara çok uzun görünen bir süre bu ölçekte çok kısa sayılabilir.

Alıştırma

In geological time hangi zaman ölçeğini kullanmanızı ister?

  1. Milyonlarca veya milyarlarca yıla yayılan Dünya tarihi
  2. Bir okul yılı içindeki olayların sırası
  3. Bir kişinin önümüzdeki birkaç gün için yaptığı planlar
Cevabı göster

Milyonlarca veya milyarlarca yıla yayılan Dünya tarihi

even a 10,000 year old civilization is the blink of an eye,

3:25

10.000 yıllık bir medeniyet bile göz açıp kapayıncaya kadar geçer (the blink of an eye),

an idiom meaning a very short period of time.

3:31

bu deyim çok kısa bir zaman dilimi anlamına gelir.

In other words, older civilizations might have existed on Earth, Notlar

3:34

Başka bir deyişle, daha eski medeniyetler Dünya'da var olmuş olabilir,

Anlatım akışı

In other words: daha açık bir yeniden anlatımı işaretlemek

In other words, yeniden ifade etme işaretidir. Dinleyiciye, ardından gelen bölümün ayrı bir sav eklemek yerine önceki düşünceyi daha açık, basit veya doğrudan bir dille tekrar anlattığını gösterir. Burada önceki tartışmayı açık bir çıkarıma dönüştürür: Dünya'da daha eski uygarlıklar var olmuş olabilir. Bu ifadeyi duyduğunuzda hemen ardından gelen ana düşünceye dikkat edin.

Alıştırma

Cümleyi bu notta öğretilen üç kelimelik yeniden ifade işaretiyle tamamlayın: The library is open only to members. ____, you need a membership to enter.

Cevabı göster

In other words

but not for long enough to leave fossilized evidence.

3:38

ancak fosilleşmiş kanıt bırakacak kadar uzun süre var olamamış olabilirler.

Dilbilgisi

might have existed ... but not for long enough to: sınır eklenen temkinli bir geçmiş olasılığı

might have existed, might have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanarak geçmişteki varlığı kanıtlanmış bir gerçek değil, bir olasılık olarak sunar. but not for long enough to bu olasılığa süre sınırı ekler. not for long enough to + fiil kalıbı, durumun sonucu oluşturmak için gereken süre boyunca devam etmediğini belirtir. Bu ifadeler birlikte kullanıldığında önce bir olasılık temkinli biçimde kabul edilir, ardından kanıtın neden eksik olabileceği açıklanır.

Alıştırma

Önce might have + geçmiş zaman ortacı, ardından but not for long enough to kullanın: A shallow lake ____, ____ form thick layers of sediment.

Cevabı göster

might have existed · but not for long enough to

However, not everyone is convinced by Adam's ideas. Ton ve niyet

3:42

Ancak herkes Adam'ın fikirlerine ikna olmuş değil.

Ton ve niyet

not everyone is convinced: kısmi olumsuzluk

not everyone is convinced kısmi bir olumsuzluktur: en azından bazı kişilerin ikna olmadığı anlamına gelir. Hiç kimsenin ikna olmadığı anlamına gelmez ve kesin bir sayı vermez. is convinced bir fikri doğru veya ikna edici olarak kabul etme durumunu anlatır. Bu ifade, kesin ve mutlak bir iddiada bulunmadan görüş ayrılığını yumuşak biçimde dile getirmeyi sağlar.

Alıştırma

Kısmi görüş ayrılığını ifade etmek için not everyone + be convinced kullanın: The evidence looks strong, but ____.

Cevabı göster

not everyone is convinced

Evidence of our own civilization, including plastics and man-made materials like concrete, Kelime

3:47

Kendi medeniyetimizin kanıtları, plastikler ve beton gibi insan yapımı malzemeler de dahil olmak üzere,

Kelime

man-made materials: insanlar tarafından üretilen malzemeler

Man-made materials, doğada aynı biçimde oluşan malzemelerden farklı olarak insanlar tarafından üretilen veya işlenen malzemeler demektir. Bu cümlede plastikler ve beton, insan uygarlığının bıraktığı fiziksel izlerin örnekleridir. man-made ifadesindeki man, özellikle erkekleri değil insanlığı belirtir.

Alıştırma

Cümledeki man-made materials ne anlama gelir?

  1. Doğada değişmeden bulunan malzemeler
  2. Yalnızca erkekler tarafından üretilen malzemeler
  3. İnsanlar tarafından üretilen malzemeler
Cevabı göster

İnsanlar tarafından üretilen malzemeler

is already being layered into the Earth's crust, Dilbilgisi

3:53

zaten Dünya'nın kabuğuna tabakalar halinde yerleşiyor,

Dilbilgisi

is already being layered into: devam eden edilgen bir süreç

Is already being layered into, is + already + being + geçmiş zaman ortacı yapısını izler. Bu, şimdiki zamanın edilgen yapısıdır: özne eylemi yapmaz, eylemden etkilenir ve süreç devam etmektedir. Bu bağlamda malzemeler yavaş yavaş birikerek Dünya'nın kabuğunun parçası olmaktadır; katmanları kendileri etkin biçimde oluşturmamaktadır. Already, sürecin yalnızca gelecekte gerçekleşebilecek bir olasılık olmadığını, şimdiye kadar başlamış olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi layer fiilinin şimdiki zaman edilgen biçimiyle tamamlayın ve already sözcüğünü ekleyin: Recycled fabric ____ the wall panels.

Cevabı göster

is already being layered into

and these are going to last a very long time.

3:56

ve bunlar çok uzun bir süre dayanacak.

So, surely a technologically advanced civilization from prehistory would have left similar marks? Notlar

3:59

Öyleyse, tarih öncesinden gelen teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyet kesinlikle benzer izler bırakmaz mıydı?

Ton ve niyet

surely ... would have left similar marks?: beklenen yanıta dayalı bir itiraz

Bu soruda surely, konuşanın sonucun kanıtlardan açıkça çıkması gerektiğini düşündüğünü gösterir. Soruyu tarafsız bir bilgi isteği olmaktan çıkarıp ‘Beklememiz gereken sonuç bu değil mi?’ anlamında, belirli bir yanıt bekleyen bir itiraza dönüştürür. would have left, geçmişte ortaya çıkması beklenen bir sonucu gösterir: Böyle bir uygarlık var olmuşsa benzer izlerin şimdiye kadar kalmış olması gerekirdi. Vurgulanan bölümler birlikte, beklenen kanıtın neden bulunmadığını sorarak tartışılan fikri sorgular.

Alıştırma

Özgün cümlede surely ... would have left similar marks? temel olarak ne yapar?

  1. Doğrulanmış bir tarihsel gerçeğin ifadesi
  2. Tarafsız bir bilgi isteği
  3. Konuşanın doğru olmasını beklediği şeye dayanan bir sorgulama
Cevabı göster

Konuşanın doğru olmasını beklediği şeye dayanan bir sorgulama

Kelime

from prehistory: yazılı kayıtlardan önceki dönem

Prehistory, bir toplum hakkında tarihçilerin kullanabileceği yazılı kayıtların bulunmasından önceki dönemdir. Bu nedenle from prehistory, hayal edilen uygarlığı bu döneme yerleştirir. Bu, belirli çalışma alanlarında kullanılan bir zaman terimidir; yalnızca ‘çok uzun zaman önce’ demenin başka bir yolu değildir. Yazı farklı toplumlarda farklı zamanlarda başladığı için kesin tarihler de toplumdan topluma değişir.

Alıştırma

Hangi anlam prehistory ile en iyi eşleşir?

  1. Modern teknolojinin ilk yılları
  2. Çok eski görünen herhangi bir dönem
  3. Yazılı kayıtlardan önceki dönem
Cevabı göster

Yazılı kayıtlardan önceki dönem

Well, here's Adam Frank again answering these objections on BBC World Service program CrowdScience. Anlatım akışı

4:06

Şimdi Adam Frank, BBC World Service programı CrowdScience'da bu itirazlara yeniden cevap veriyor.

Anlatım akışı

yanıta geçiş işareti olarak answering these objections

answering these objections ifadesinde answer “karşılık vermek”, objections ise bir iddiaya karşı ileri sürülen gerekçeler anlamına gelir. Bu nedenle ifade, Adam Frank’in sıradan bilgi sorularını değil, daha önce dile getirilen eleştirileri yanıtladığını gösterir. Bu ifade aynı zamanda bir yönlendirme işaretidir: Dinleyiciye tartışmanın itirazlardan bunlara verilen yanıta geçtiğini anlatır. Bir tartışmada answer objections veya respond to objections ifadelerini duyduğunuzda bu geçişi fark edebilirsiniz.

Alıştırma

Örnekte answering these objections ifadesinin görevini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Dinleyicilerden daha fazla bilgi vermelerini ister.
  2. Yeni bir bilimsel yöntemin adını tanıtır.
  3. Önceki eleştiriden bir yanıta geçildiğini gösterir.
Cevabı göster

Önceki eleştiriden bir yanıta geçildiğini gösterir.

What happens is somebody else will pick up on their work, Notlar

4:15

Olan şu ki, başka biri bu çalışmaları ele alacak,

Anlatım akışı

olağan bir süreci tanıtan What happens is

What happens is, yaklaşık olarak “olağan süreç şöyledir” anlamına gelen bir bildirme kalıbıdır. Ardından gelen açıklamayı tanıtır: Başka biri önceki çalışmayı devam ettirecektir. Bu doğrudan bir soru değildir. is öncesindeki What happens konuyu ortaya koyar, is sonrasındaki sözler ise süreci veya sonucu açıklar. Bu kalıp, bir mekanizmanın ya da sıranın açıklanmak üzere olduğunu anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: What happens is the app checks your password before giving you access. What happens is neyi gösterir?

  1. Konuşmacı sonucu açıklamayı reddediyordur.
  2. Konuşmacı geçmişte ne olduğunu soruyordur.
  3. Konuşmacı olağan bir süreci açıklamak üzeredir.
Cevabı göster

Konuşmacı olağan bir süreci açıklamak üzeredir.

Öbek fiiller

pick up on their work: çalışmayı fark edip karşılık vermek

Bu cümlede pick up on their work, önceki araştırmacıların çalışmalarını fark edip bunlarla ilgilenmek ve karşılık vermek anlamına gelir. Sonraki kişi çalışmayı sınayabilir, destekleyebilir, ona yanıt verebilir veya itiraz edebilir; ifade tek başına tepkinin olumlu olacağını göstermez. Burada pick up on ifadenin tamamıdır. Pick up fiilinin “kaldırmak” şeklindeki gerçek anlamı değildir ve on kaldırılırsa yapı ile anlam değişir.

Alıştırma

Burada pick up on their work ne anlama geliyor?

  1. araştırmacıların çalışmasını fiziksel olarak kaldırmak
  2. çalışmayı fark edip ona karşılık vererek onunla ilgilenmek
  3. araştırmacıların tüm işini tamamlama sorumluluğunu üstlenmek
Cevabı göster

çalışmayı fark edip ona karşılık vererek onunla ilgilenmek

either affirming it and showing new evidence for it or pushing back on it. Notlar

4:19

ya bunu onaylayıp yeni kanıtlar gösterecek ya da buna karşı çıkacak.

Dilbilgisi

either ... or: iki alternatif sonucu belirtmek

Either ... or cümleyi iki alternatif sonuca ayırarak düzenler. Either ilk bölümü başlatır: çalışmayı doğrulamak ve onu destekleyen kanıtlar göstermek. Or ikinci bölümü başlatır: çalışmaya karşı çıkmak. İlk bölümde and ile bağlanan iki -ing eylemi, ikinci bölümde ise bir -ing eylemi vardır. Either sözcüğünü duyduğunuzda ilk olasılığı aklınızda tutun ve alternatifin başladığı or sözcüğünü bekleyin.

Alıştırma

Cümleyi either ... or ile tamamlayın: The sensor will ____ send a warning ____ shut the machine down.

Cevabı göster

either · or

Kelime

affirming it: bir iddiayı resmî biçimde desteklemek

Bu cümlede affirming it, önceki bir çalışmayı veya iddiayı doğrulamak ya da desteklemek anlamına gelir. Ardından gelen showing new evidence for it ifadesi, bu desteğin yalnızca kişisel bir fikir birliğine değil, kanıta dayandığını gösterir. Burada affirm geçişli bir fiildir: affirm + claim, finding, or idea. Yeni çalışmanın önceki görüşü güçlendirdiğini anlatır; ancak bu görüşün kesin olarak kanıtlandığını söylemek zorunda değildir.

Alıştırma

Bir araştırma raporunda “The new data affirm the earlier conclusion” ne anlama gelir?

  1. Araştırmacılar önceki sonuçtan yalnızca memnuniyet duyuyor.
  2. Veriler sonucu olası her türlü şüphenin ötesinde kanıtlıyor.
  3. Veriler önceki sonucu resmî biçimde destekliyor veya doğruluyor.
Cevabı göster

Veriler önceki sonucu resmî biçimde destekliyor veya doğruluyor.

Öbek fiiller

pushing back on it: bir iddiaya karşı çıkmak

Bu cümlede pushing back on it, önceki bir çalışmayı veya iddiayı sorgulamak, ona meydan okumak ya da direnmek anlamına gelir. Bir şeyi fiziksel olarak geriye itmekten değil, düşünsel bir tepkiden söz eder. Kalıp push back on + idea, claim, plan, or decision şeklindedir. Genellikle yalnızca farklı bir görüşe sahip olmayı değil, itirazları veya gerekçeleri etkin biçimde dile getirmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için push back on ifadesinin doğru biçimini ve bir zamir kullanın: The new rule seemed unfair, so several parents were ____.

Cevabı göster

pushing back on it

And once you get to like 20, 30, 40 papers, Dilbilgisi

4:23

Ve 20, 30, 40 civarı makaleye ulaştığınızda,

then you have a consensus. Kelime

4:27

o zaman bir fikir birliğine varıyorsunuz.

Dilbilgisi

once you get to ... then you have: bir eşik ve sonucu

Once, bir koşulun gerçekleştiği noktayı tanıtır: makale sayısı yaklaşık bir eşiğe ulaşır. Burada “bir kez” değil, “o noktaya ulaşıldığında” anlamına gelir. once you get to X, then you have Y kalıbı bir eşiği onun sonucuna bağlar. Get to bir sayıya veya aşamaya “ulaşmak” anlamındadır; then ise bu eşiğe ulaşıldıktan sonra ortaya çıkan sonucu açıkça gösterir.

Alıştırma

Hedef once ... then ... kalıbını tamamlayın: ____ you get to ten completed forms, ____ you have enough data for the first check.

Cevabı göster

Once · then

Kelime

a consensus: tam oy birliği gerektirmeyen geniş uzlaşı

A consensus, genellikle tartışmadan veya kanıtların birikmesinden sonra bir grubun geniş ölçüde paylaştığı görüştür. Bu cümlede, çok sayıda makaleyle desteklenen bilim dünyasının genel uzlaşısını ifade eder. Herkesin tamamen aynı fikirde olmasını gerektirmez. Az sayıda kişi hâlâ karşı çıkarken de bir consensus bulunabilir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a consensus olarak tanımlanır?

  1. Bir uzman kanıtlara bakmadan önce tahminde bulunur.
  2. Uzmanlar konuyu tartışmamıştır ve birbirinden çok farklı görüşlere sahiptir.
  3. Uzmanların çoğu kanıtları inceledikten sonra sonucu kabul eder, ancak birkaçı karşı çıkar.
Cevabı göster

Uzmanların çoğu kanıtları inceledikten sonra sonucu kabul eder, ancak birkaçı karşı çıkar.

You're like, "Okay, we've really really looked at this and now we know. Notlar

4:28

Şöyle düşünürsünüz: "Tamam, buna gerçekten ama gerçekten baktık ve artık biliyoruz."

Ton ve niyet

You're like: canlandırılmış bir tepkiyi tanıtmak

Burada You're like, konuşmacının canlandırdığı “Okay...” sesini ve tepkiyi tanıtır. Yaklaşık olarak “düşünerek veya söyleyerek şöyle tepki verirsin...” anlamına gelir. Like burada benzerlik bildirmez. Gündelik dilde be like ifadesinden sonra alıntı sözler getirmek, bir tepkiyi canlı biçimde göstermek için yaygındır. Alıntı tam sözleri, yaklaşık içeriği veya içten geçen bir düşünceyi temsil edebilir; hangisi olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede be like ne işe yarıyor: You open the email and you're like, "This is great news"?

  1. Görünüşünüzü başka bir şeyle karşılaştırır.
  2. Canlandırılmış bir tepkiyi veya düşünceyi tanıtır.
  3. E-postayı beğendiğiniz anlamına gelir.
Cevabı göster

Canlandırılmış bir tepkiyi veya düşünceyi tanıtır.

Dilbilgisi

we've really really looked at this: geçmişteki çalışma şu anki sonucu destekliyor

We've looked, have ile geçmiş zaman ortacından oluşan present perfect yapısıdır. Bu bağlamda incelemenin şimdiye kadar yeterince tamamlandığını ve sonraki sonuç olan now we know ile doğrudan ilişkili olduğunu gösterir. Burada look at yalnızca gözleri bir şeye çevirmek değil, “incelemek” veya “araştırmak” anlamındadır. Really sözcüğünün iki kez tekrarlanması konuşmada vurgu ekler: konu çok dikkatli ve kapsamlı biçimde incelenmiştir.

Alıştırma

Cümleyi look at ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: We ____ every clue carefully, so we can choose the answer now.

Cevabı göster

have looked at

Adam welcomes new evidence,

4:32

Adam yeni kanıtları memnuniyetle karşılıyor,

even evidence which contradicts his ideas, Anlatım akışı

4:34

fikirleriyle çelişen kanıtlar bile olsa,

Anlatım akışı

even evidence which contradicts: beklenmedik bir durumun da kapsandığını vurgulamak

Even, evidence which contradicts his ideas bölümünü kapsananlar arasındaki en beklenmedik örnek olarak öne çıkarır. Buradaki anlam, onun yalnızca fikirlerini destekleyen kanıtları değil, fikirlerine karşı çıkan kanıtları da kabul etmesidir. Burada even, also gibi basit bir eklemeden daha güçlüdür. Dinleyiciye bu durumun daha az beklenen bir durum olabileceğini bildirir ve bu bilgiye özel vurgu verir.

Alıştırma

even evidence which contradicts his ideas ifadesindeki even neyi gösterir?

  1. Onun fikirlerine karşı çıkan kanıtlar daha az güvenilirdir.
  2. Onun fikirlerine karşı çıkan kanıtlar, beklenmedik olsa da kapsama alınan bir durumdur.
  3. O yalnızca fikirlerine karşı çıkan kanıtları kabul eder.
Cevabı göster

Onun fikirlerine karşı çıkan kanıtlar, beklenmedik olsa da kapsama alınan bir durumdur.

as part of the scientific method needed to prove a hypothesis right or wrong. Kalıp ifadeler

4:37

bir hipotezin doğru mu yanlış mı olduğunu kanıtlamak için gereken bilimsel yöntemin bir parçası olarak.

Kalıp ifadeler

as part of the scientific method: daha büyük bir sürece ait olmak

as part of the scientific method ifadesinde as part of, bir fikre karşı çıkan kanıtları kabul etmenin daha büyük bir sürece, yani bilimsel yönteme ait olduğunu gösterir. Bu, söz konusu sürecin bir adımı veya bileşenidir. Burada part soyut bir anlama sahiptir; fiziksel bir parça değildir. Yeniden kullanılabilen as part of + daha büyük bütünün adı kalıbı, bir etkinliğin, gerekliliğin veya aşamanın daha büyük bir plana, sisteme ya da sürece nasıl dâhil olduğunu açıklar.

Alıştırma

Cümleyi daha büyük bir bütünün bir bileşeni olarak anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: We interviewed each candidate ____ the selection process.

Cevabı göster

as part of

Kalıp ifadeler

prove a hypothesis right or wrong: bir hipotezin doğru mu yanlış mı olduğunu kanıtlamak

prove a hypothesis right or wrong yapısında prove fiilinden sonra nesne a hypothesis, ardından nesne tamamlayıcısı right or wrong gelir. Bu tamamlayıcı, hipotez hakkında verilebilecek olası kararı gösterir: kanıtlar hipotezin doğru mu yanlış mı olduğunu ortaya koyacaktır. Buradaki right ve wrong, hipotezin kanıtlarla uyuşup uyuşmadığını anlatır. Bir davranış hakkında ahlaki değerlendirme yapmaz.

Alıştırma

Hedef prove + nesne + tamamlayıcı yapısını tamamlayın: The new test may ____ our prediction ____.

Cevabı göster

prove · right or wrong

It's how scientists form a consensus,

4:42

Bilim insanları işte bu şekilde, mesele hakkında genel bir uzlaşma anlamına gelen

meaning a general agreement about the issue.

4:45

fikir birliğini (consensus) oluştururlar.

Personally, I think the idea of prehistoric civilizations on Earth is so mysterious, Ton ve niyet

4:47

Kişisel olarak, Dünya'daki tarih öncesi medeniyetler fikrinin o kadar gizemli olduğunu düşünüyorum ki,

it's okay to keep an open mind. Deyimler

4:54

açık fikirli olmakta bir sakınca yok.

Ton ve niyet

Personally, I think: kişisel bir görüşü belirtmek

Personally, I think, ardından gelen sözlerin yerleşik bir gerçek değil, konuşanın kendi görüşü olduğunu belirtir. Personally konuşanın bireysel bakış açısını öne çıkarırken I think ifadeyi bir değerlendirme olarak sunar. Bu başlangıç, görüşü gizlemeden doğrudan bir iddianın gücünü azaltır. Konu belirsiz, tartışmalı veya kişisel tercihe dayalı olduğunda özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle daha fazla kanıta ihtiyaç duyulduğunu açıkça konuşanın kişisel görüşü olarak sunar?

  1. Personally, I think we need more evidence.
  2. It is a proven fact that we need more evidence.
  3. Everyone agrees that we need more evidence.
Cevabı göster

Personally, I think we need more evidence.

Deyimler

keep an open mind: olasılıklara açık kalmak

Keep an open mind, çok çabuk karar vermek yerine farklı fikir veya olasılıkları değerlendirmeye istekli kalmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede, bir olasılığı hemen elemeden önce beklemeyi anlatır. Her iddiayı doğru kabul etmek anlamına gelmez. Açık fikirli olmak yine de kanıtları incelemeyi gerektirir; temel düşünce, daha fazla bilgi değerlendirilirken kesin bir sonuca varmayı ertelemektir.

Alıştırma

Cümleyi “farklı olasılıkları değerlendirmeye istekli kalmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: We have not heard both sides yet, so let's ____.

Cevabı göster

keep an open mind

Now, isn't it time you revealed the answer to your question, Beth? Ton ve niyet

4:56

Şimdi, Beth, sorunun cevabını açıklamanın zamanı gelmedi mi?

Ton ve niyet

isn't it time you revealed...: birini şimdi harekete geçmeye yönlendirmek

Isn't it time you revealed ... olumsuz soru biçimindedir, ancak burada saatin kaç olduğunu sormaz. Konuşan kişi uygun zamanın geldiğini varsayar ve adı belirtilen kişiyi şimdi harekete geçmeye yönlendirir. Isn't it time + özne + geçmiş zaman biçimi kalıbında revealed gibi geçmiş biçimli bir fiil, şu anda yapılması gereken bir eylem için kullanılır. Bu yapı, Beth'in cevabı geçmişte açıkladığını söylemez.

Alıştırma

Bir arkadaşınız e-posta göndermeyi geciktirdi. Hangi cümle, arkadaşınızı şimdi harekete geçmeye yönlendirmek için hedef kalıbı kullanıyor?

  1. Can you remember the time you sent the email?
  2. Isn't it time you sent the email?
  3. What time did you send the email?
Cevabı göster

Isn't it time you sent the email?

I think it is.

5:01

Bence de öyle.

I asked you how old do scientists think the Earth is?

5:02

Sana bilim insanlarının Dünya'nın yaşını kaç olarak düşündüğünü sordum?

You said 5 and 1/2 billion years,

5:07

5 buçuk milyar yıl dedin,

and I'm afraid you were wrong, Phil. Ton ve niyet

5:09

korkarım yanıldın Phil.

Ton ve niyet

I'm afraid: kötü haberden önce kullanılan kibar yumuşatma ifadesi

Burada I'm afraid, you were wrong düzeltmesinden önce kullanılan kibar bir yumuşatma ifadesidir. Yaklaşık olarak “bunu söylediğim için üzgünüm” veya “ne yazık ki” anlamına gelir; konuşan kişi korktuğunu anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp I'm afraid + yan cümledir. Dinleyiciyi bir ret, düzeltme veya başka bir olumsuz mesaja hazırlar, ancak mesajın kendisini değiştirmez.

Alıştırma

“I'm afraid the meeting starts at nine, not ten” cümlesinde I'm afraid ne işe yarar?

  1. Olumsuz bir düzeltmeyi kibarca yumuşatır.
  2. Konuşanın toplantılardan korktuğunu söyler.
  3. Konuşanın saati hatırlayamadığını gösterir.
Cevabı göster

Olumsuz bir düzeltmeyi kibarca yumuşatır.

It's 4 and 1/2 billion years.

5:11

Cevap 4 buçuk milyar yıl.

Okay. Let's recap the vocabulary we've learned, Anlatım akışı

5:14

Tamam. Öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

Anlatım akışı

Let's recap: kısa bir tekrara geçiş sinyali

Let's recap, daha önce ele alınmış bilgilerin kısa bir tekrarına geçildiğini belirtir. Bu cümlede ana öğretim bölümünün bittiğini ve kelime özetinin başladığını göstererek programın akışını düzenler. Let's + fiilin yalın hâli, herkesi bir sonraki adımı birlikte atmaya davet eder. Recap ardından recap the vocabulary örneğindeki gibi bir isim grubu veya recap what we decided örneğindeki gibi bir yan cümle alabilir.

Alıştırma

Bir öğretmen “Let's recap the steps we learned today.” diyor. Ardından ne olacak?

  1. Sınıf adımları kısaca gözden geçirecek.
  2. Sınıf tamamen yeni bir konuya başlayacak.
  3. Sınıf dersteki her sözcüğü tekrar edecek.
Cevabı göster

Sınıf adımları kısaca gözden geçirecek.

starting with the idiom "my jaw dropped",

5:17

birinin çok şok olmuş ve şaşırmış göründüğünü söylemek için kullanılan

which is used to say someone looks very shocked and surprised. Dilbilgisi

5:20

"ağzı açık kalmak" (my jaw dropped) deyimi ile başlayarak.

Dilbilgisi

which is used to say: bir ifadenin amacını açıklama

Burada which, bir kişiye değil, önceki "my jaw dropped" deyimine gönderme yapar. Bu açıklayıcı ilgi cümleciği, deyimin ne anlattığı hakkında ek bilgi verir. is used to say içindeki edilgen be used to + fiilin yalın hâli kalıbı, “bir amaç için kullanılmak” anlamına gelir. Bir sözcüğü, ifadeyi veya deyimi tanımlamak için ifade + which is used to say + anlam kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümle bir ifadenin neyi iletmek için kullanıldığını tanımlar?

  1. Maya used to say "no worries" when plans changed.
  2. "No worries" is a phrase which is used to say that a situation is not a problem.
  3. Maya is used to saying "no worries" when plans change.
Cevabı göster

"No worries" is a phrase which is used to say that a situation is not a problem.

A hypothesis is a suggestion that's proposed to explain something Dilbilgisi

5:24

Hipotez (hypothesis), bir şeyi açıklamak için öne sürülen

which can then be tested to see if it's true.

5:28

ve daha sonra doğru olup olmadığını anlamak için test edilebilen bir öneridir.

Dilbilgisi

that's proposed to explain something: soyut bir ismi tanımlama

That's, that is yapısının kısaltmasıdır. Sınırlayıcı ilgi cümleciği that's proposed to explain something, suggestion sözcüğünü niteler ve hipotezin nasıl bir öneri olduğunu açıklar. Is proposed edilgen yapıdadır: öneri değerlendirilmek üzere ortaya atılır. To explain something, neden ortaya atıldığını gösteren amaç mastarıdır. Böylece yeniden kullanılabilir bir tanım kalıbı oluşur: soyut isim + that is + geçmiş zaman ortacı + to + fiilin yalın hâli.

Alıştırma

Hangi cümle, bir fikrin belirli bir amaçla ortaya atıldığını sınırlayıcı bir ilgi cümleciğiyle gösterir?

  1. A theory is an idea that proposed to explaining the evidence.
  2. A theory is an idea that's proposed explaining the evidence.
  3. A theory is an idea that's proposed to explain the evidence.
Cevabı göster

A theory is an idea that's proposed to explain the evidence.

Fossils are the remains of prehistoric plants or animals

5:31

Fosiller (fossils), tarih öncesi bitki veya hayvanların,

that have been preserved in rock for a very long time.

5:35

kayalarda çok uzun süre korunmuş kalıntılarıdır.

A tiny fraction of something is a very small amount of it.

5:38

Bir şeyin küçücük bir kısmı (a tiny fraction), onun çok küçük bir miktarıdır.

The idiom "the blink of an eye" means a very short period of time.

5:42

"Göz açıp kapayıncaya kadar" (the blink of an eye) deyimi, çok kısa bir zaman dilimi anlamına gelir.

And finally, a consensus is a general agreement.

5:47

Ve son olarak, fikir birliği (consensus) genel bir uzlaşmadır.

Once again, our six minutes are up, Notlar

5:51

Altı dakikamız yine doldu,

Anlatım akışı

Tekrarlanan bir kapanış işareti olarak Once again

Once again, tanıdık bir durumun bir kez daha gerçekleştiğini belirtir. Burada süresi belli olan program, önceki bölümlerde olduğu gibi yine sona ulaşmıştır. Cümlenin başında kullanıldığında bu kapanışı daha önce tekrarlanan kapanışlarla ilişkilendirerek mesajı düzenler. Hafif ve doğal bir kapanış işaretidir; tek başına rahatsızlık ifade etmez.

Alıştırma

Once again, our six minutes are up cümlesinde Once again ne işe yarar?

  1. Tanıdık kapanışın bir kez daha geldiğini gösterir.
  2. Programın baştan oynatılacağını söyler.
  3. Programın birçok kez süresini aştığından şikâyet eder.
Cevabı göster

Tanıdık kapanışın bir kez daha geldiğini gösterir.

Kelime

are up: ayrılan sürenin sona erdiğini söylemek

our six minutes are up ifadesinde are up, ayrılan altı dakikalık sürenin sona erdiği anlamına gelir. Time is up ile aynı zaman anlamına sahiptir. Burada up yukarı yönü belirtmez. Özne bir zaman dilimi olduğunda be up, ayrılan zamanın artık kalmadığı noktayı gösterir. Fiil özneyle uyum sağlar: Time is up, ancak Six minutes are up.

Alıştırma

Cümleyi be up yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Your ten minutes ____, so please put down your pencil.

Cevabı göster

are up

but if you're keen for more, then head over to our website bbclearningenglish.com, Notlar

5:53

ancak daha fazlasını istiyorsanız bbclearningenglish.com adresindeki web sitemize gidin,

Dilbilgisi

if you're keen for more, then ...: koşulu öneriye bağlamak

if you're keen for more koşulu belirler: dinleyici ek materyal istiyordur. then, bu koşul gerçekleştiğinde ne yapılacağını gösterir. Sonuç bölümü emir yapısındaki head over to our website olduğundan konuşmacı bir zaman sırası anlatmıyor, sonraki adımı öneriyor. Yeniden kullanılabilecek kalıp If + koşul, then + önerilen eylem biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir koşulu öneriye dönüştürmek için If ... then ... yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. If you'd like more examples because visit the practice page.
  2. If you'd like more examples, then the practice page.
  3. If you'd like more examples, then visit the practice page.
Cevabı göster

If you'd like more examples, then visit the practice page.

Kelime

keen for more: aynı şeyden daha fazlasını istemek

keen for more ifadesinde keen çok ilgili veya istekli olmayı, more ise aynı türden daha fazla materyali anlatır. İfade, kişinin içeriği daha fazlasını isteyecek kadar beğendiği anlamına gelir. Bu bir sıfat kalıbıdır: be keen for + isim veya isim gibi kullanılan ifade. Buradaki keen hevesi anlatır; a keen blade ifadesindeki gibi «keskin» anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve «aynı şeyden daha fazlasını istemek» anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The children loved the first experiment and were ____.

Cevabı göster

keen for more

Öbek fiiller

head over to: “gitmek” veya “ziyaret etmek” demenin samimi bir yolu

“Head over to”, “go to” demenin konuşma dilindeki bir yoludur. Bu cümlede dinleyicileri bir internet sitesini ziyaret etmeye yönlendirir. Burada “head”, “gitmek” veya “bir yere yönelmek” anlamında bir fiildir; vücudun bir bölümünü belirten isim değildir. “Head over to + hedef” yapısı hem fiziksel yerler hem de internet sitesi veya sayfa gibi çevrim içi hedefler için kullanılabilir. “Over”, yönlendirmeye rahat ve samimi bir hava katar; mutlaka bir şeyin üzerinden ya da karşısına geçme hareketini anlatmaz.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “ziyaret etmek” anlamına gelen üç kelimelik konuşma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: For the full guide, ____ our website.

Cevabı göster

head over to

where you'll find a worksheet and a quiz for this episode.

5:59

orada bu bölüm için bir çalışma kağıdı ve kısa sınav bulacaksınız.

See you again soon.

6:02

Yakında tekrar görüşmek üzere.

But for now, it's goodbye.

6:03

Ama şimdilik, hoşça kalın.

Goodbye.

6:05

Hoşça kalın.

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

6:07

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.