İnsanlardan önce Dünya'da bir uygarlık var mıydı? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Bu bölüm, teknolojik açıdan gelişmiş bir uygarlığın milyonlarca yıl önce Dünya’da yaşamış, fakat bulunabilir hiçbir iz bırakmamış olabileceğini öne süren Silüriyen hipotezini inceliyor. Fosillerin seyrekliğini modern malzemelerin bıraktığı işaretlerle karşılaştırıyor ve kanıtlarla eleştirilerin zaman içinde nasıl bilimsel uzlaşma oluşturduğunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. my jaw just dropped down to the floor. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu abartılı görüntünün gerçek bir olayı değil, çok güçlü bir şaşkınlık tepkisini anlattığını anlayabilirsiniz. Bir keşfin, sorunun veya yorumun birini gözle görülür biçimde hayrete düşürdüğünü anlatırken ifadeyi doğal şekilde kullanabilirsiniz. 2. might have existed; but not for long enough to — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Geçmişe dönük kip yapısının belirsiz bir tarihsel olasılık sunduğunu, ikinci kalıbın ise süre bakımından bir sınır eklediğini fark edebilirsiniz. Böylece bir hipotezi temkinli biçimde dile getirip bir şeyin kanıt bırakacak kadar sürmeden neden yok olmuş olabileceğini açıklayabilirsiniz. 3. pushing back on it. — Öbek fiiller: Bu ifadeyi fiziksel olarak itmeyi değil, bir fikri sorgulamayı, ona karşı çıkmayı veya meydan okumayı anlatacak biçimde yorumlayabilirsiniz. Araştırmacıların, meslektaşların ya da katılımcıların gerekçeli görüş ayrılıklarıyla bir savı nasıl sınadığını belirtmek için kullanabilirsiniz.
Bu derste
This is Six Minute English from BBC Learning English.
0:08Bu, BBC Learning English'in Six Minute English programı.
Phil, do you believe there's life on other planets? Dilbilgisi
0:14Phil, başka gezegenlerde hayat olduğuna inanıyor musun?
there's life on other planets: varlık bildiren there
there's life on other planets ifadesindeki there's, there is'in kısaltmasıdır. on other planets ile belirtilen yerde veya kapsamda yaşamın varlığını bildirir; buradaki there, “orada” anlamına gelmez. Ana fikir bir şeyin bir yerde var olması veya bulunmasıysa there is ya da there are kullanılır. Burada life sayılamayan bir isim olduğu için tekil is kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle buzun altında su bulunduğunu doğru biçimde ifade eder?
- There is water beneath the ice.
- There is waters beneath the ice.
- There are water beneath the ice.
Cevabı göster
There is water beneath the ice.
there must be: varlığa ilişkin güçlü bir çıkarım
Burada must güçlü bir çıkarım bildirir: Konuşan kişi, kanıtların veya sağduyunun yaşamın varlığını çok olası kıldığını düşünür. Bir kuralı veya zorunluluğu ifade etmez. Bu bağlamda there must be, there must be life on other planets ifadesinin kısaltılmış hâlidir. be sonrasındaki isim öbeği az önce belirtilmişse ve kolayca anlaşılabiliyorsa İngilizcede bu bölüm söylenmeyebilir.
Alıştırma
Kilitli bir odadan sesler duyuyorsunuz. Hangi cümle içeride birinin olduğuna dair güçlü bir çıkarım ifade eder?
- Someone must go inside.
- There may be someone inside.
- There must be someone inside.
Cevabı göster
There must be someone inside.
Well, it's a question that interests American astrophysicist Adam Frank, Notlar
0:23Bu, Amerikalı astrofizikçi Adam Frank'in de ilgisini çeken bir soru,
American astrophysicist: ulusal kimlik ve uzmanlık unvanı
Astrophysicist, yıldızları, galaksileri ve evrendeki diğer olayları fizik yoluyla inceleyen bilim insanı, yani astrofizikçi demektir. Physicist sözcüğünden daha belirli bir meslek unvanıdır. American astrophysicist Adam Frank ifadesinde American ve astrophysicist, Adam Frank'i isminden önce tanımlar: American ulusal kimliğini, astrophysicist ise mesleğini belirtir. Bilim haberciliğinde bu tür tanımlamalar çoğunlukla kişinin adından hemen önce yer alır.
Alıştırma
Astrophysicist sözcüğünün en doğru anlamını hangi seçenek verir?
- Uzaydaki canlı organizmaları inceleyen bir bilim insanı
- Yıldızlara, galaksilere ve evrene fizik uygulayan bir bilim insanı
- Alanı belirtilmeden fiziğin herhangi bir dalında çalışan bir bilim insanı
Cevabı göster
Yıldızlara, galaksilere ve evrene fizik uygulayan bir bilim insanı
who discussed it with his colleague Gavin Schmidt,
0:29ve bu konuyu NASA Uzay Araştırmaları Enstitüsü müdürü olan
that interests ... who discussed it: iki ilgi cümleciğini bağlama
Cümlenin ana bölümü it's a question ifadesidir. that interests American astrophysicist Adam Frank yan cümlesi a question ifadesini niteler: bu yan cümlede that, soruyu temsil eder ve interests fiilinin öznesidir. Sonraki who discussed it with his colleague ... yan cümlesi Adam Frank'i niteler. Who, discussed fiilinin öznesidir; it ise soruyu belirtir. Bu, yeni bir ana cümle değildir. Uzun bir cümlede mesajın nasıl düzenlendiğini görmek için her ilgi sözcüğünü bilgi verdiği isimle eşleştir.
Alıştırma
Cümlede that ve who sözcüklerinin neye bağlandığını doğru biçimde açıklayan seçenek hangisidir?
- Hem that hem de who, a question ifadesini belirtir.
- that, a question ifadesini niteler; who, Adam Frank'i belirtir.
- that, Adam Frank'i belirtir; who, Gavin Schmidt'i belirtir.
Cevabı göster
that, a question ifadesini niteler; who, Adam Frank'i belirtir.
Uzmanlık göstergesi olarak NASA's Institute for Space Studies
NASA's Institute for Space Studies burada NASA'ya bağlı bir araştırma enstitüsünün adı olarak kullanılır. NASA, Amerika Birleşik Devletleri'nin uzay kurumudur. director of ... yapısında kurum adı, kişinin yönettiği kuruluşu belirtir; director burada film yönetmeni değil, kurumun başındaki kişidir. Bilim haberlerinde kurumsal bağlantı, bir kişinin neden uzman olarak tanıtıldığını anlamaya yardımcı olur. Kaynak hakkında bağlam sağlar, ancak kurum adı tek başına her ifadenin doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Bu cümle parçasında NASA's Institute for Space Studies ifadesinin temel işlevi nedir?
- Programın çekildiği yeri belirtir.
- Her bilimsel iddianın doğru olduğunu kanıtlar.
- Kişinin yönettiği araştırma kuruluşunu belirtir.
Cevabı göster
Kişinin yönettiği araştırma kuruluşunu belirtir.
Here Adam recalls their conversation for BBC World Service program CrowdScience. Kelime
0:36Burada Adam, BBC World Service programı CrowdScience için yaptıkları konuşmayı anımsıyor.
recalls their conversation: konuşmayı hatırlayıp anlatmak
Bu program girişinde recalls their conversation, Adam'ın önceki konuşmayı hatırlayıp dinleyicilere anlatması anlamına gelir. Geniş zamandaki recalls fiili, programın bu bölümünde ne yaptığını tanıtır. their conversation nesnesi, recall fiilinin hatırlamayla ilgili anlamını gösterir. Bir şirketin kusurlu bir ürünü piyasadan çekmesi anlamına gelmez.
Alıştırma
"During the podcast, Lena recalled her first meeting with the doctor," cümlesinde recalled ne anlama gelir?
- Buluşmayı hatırladı ve anlattı.
- Buluşmayı iptal etti.
- Kusurlu bir ürünün geri gönderilmesini istedi.
Cevabı göster
Buluşmayı hatırladı ve anlattı.
We know that there's been no other civilization on Earth,
0:41Dünya üzerinde başka hiçbir medeniyet olmadığını biliyoruz,
and he stopped me and said, "How do you know that?" Ton ve niyet
0:44ve beni durdurup, "Bunu nereden biliyorsun?" dedi.
Bir iddiayı sorgulayan “How do you know that?”
Burada How do you know that? yalnızca bilginin nereden geldiğini sormaz. Önceki iddiayı sorgular ve onu destekleyen kanıtın ne olduğunu sorar. Aynı soru başka bir bağlamda tarafsız olabilir. Burada kendinden emin bir ifadenin hemen ardından geldiği için işlevi “Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” sorusuna daha yakındır.
Alıştırma
Asıl diyalogda How do you know that? sorusunun temel işlevi nedir?
- Yeni bir becerinin nasıl öğrenileceğini sorar.
- Dayanağını sorarak bir iddiayı sorgular.
- Konuşmayı kibarca bitirir.
Cevabı göster
Dayanağını sorarak bir iddiayı sorgular.
And my jaw just dropped down to the floor. Deyimler
0:47Ve kelimenin tam anlamıyla ağzım açık kaldı.
Aşırı şaşkınlığı anlatan “my jaw just dropped down to the floor”
My jaw dropped, “birdenbire çok şaşırdım ya da şoke oldum” anlamına gelen bir deyimdir. Konuşan kişi duygusal bir tepkiyi anlatır; çenesinin gerçekten düşüp koptuğunu söylemez. Down to the floor ifadesi görüntüyü bilinçli bir abartıyla genişletir, just ise tepkinin hemen oluştuğu hissini ekler. Birlikte tepkiyi canlı ve dramatik hâle getirirler.
Alıştırma
My jaw dropped when I saw the final score cümlesinde My jaw dropped ne anlama gelir?
- Son derece şaşırdım.
- Yere doğru baktım.
- Çenemi yaraladım.
Cevabı göster
Son derece şaşırdım.
an idiom for when someone looks shocked and surprised.
0:52birinin şok olmuş ve şaşırmış göründüğü durumlar için kullanılan bir deyim.
Could there have been a technologically advanced civilization before us here on Earth? Notlar
0:55Dünya üzerinde bizden önce teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyet var olmuş olabilir mi?
Could there have been ...?: geçmişte olası bir varlığı sormak
Could there have been ...? bir şeyin geçmişte herhangi bir zamanda var olmuş olma ihtimalini sorar. could, düşünceyi kesin değil olası olarak sunarken there have been, varlık bildiren there be yapısının perfect biçimidir. Buradaki could yetenek anlamına gelmez. Soru, geçmişe ilişkin bir varsayımı gerçekmiş gibi sunmadan temkinli biçimde inceler. Bu nedenle bilimsel, tarihsel ve diğer varsayımsal tartışmalarda kullanışlıdır.
Alıştırma
Geçmişte olası bir varlığı sormak için Could + varlık bildiren there + perfect biçimini kullanarak tamamlayın: ____ a city here before the desert formed?
Cevabı göster
Could there have been
technologically advanced civilization: teknolojide gelişmiş uygarlık
technologically advanced civilization, teknolojisi yüksek bir gelişmişlik düzeyine ulaşmış uygarlık demektir. technologically, advanced sıfatını niteleyen bir zarftır; technologically advanced ifadesinin tamamı ise civilization sözcüğünü niteler. Bu zarf iddiayı sınırlar: uygarlık teknoloji alanında gelişmiştir. Bu, insanlarının ahlaken daha iyi olduğu veya toplumun her yönünün daha gelişmiş olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
technologically advanced civilization ifadesinin en doğru anlamı nedir?
- Teknolojisi son derece gelişmiş bir uygarlık
- Çok uzun zamandır var olan bir uygarlık
- Diğer tüm uygarlıklardan ahlaken daha iyi bir uygarlık
Cevabı göster
Teknolojisi son derece gelişmiş bir uygarlık
may sound weird, but ...: kuşkuyu kabul edip ana noktaya geçmek
may sound weird önce dinleyicinin fikri şaşırtıcı veya inanılması zor bulabileceğini kabul eder. Ardından but, dikkati konuşanın daha önemli olarak görülmesini istediği bilgiye yöneltir: fikrin bilimsel bir adı vardır. Bu önce kabul edip sonra karşıt noktaya geçme düzeni, dinleyicinin olası tepkisini yok saymadan sıra dışı bir iddiayı tanıtır. Ana mesaj but sonrasındadır; burada bilimsel ad, fikri tartışmaya değer gösterir, ancak yalnızca bir adın olması fikrin doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
may sound weird, but cümlede ne yapıyor?
- Olası bir kuşkuyu kabul eder, ardından konuşanın ana noktasına geçer.
- Fikrin alışılmadık bir ses çıkardığını söyler.
- Fikri saçma bularak reddeder.
Cevabı göster
Olası bir kuşkuyu kabul eder, ardından konuşanın ana noktasına geçer.
The Silurian hypothesis proposes that if there was a technologically advanced civilization hundreds of millions of years ago, Notlar
1:11Silüryen hipotezi, eğer yüz milyonlarca yıl önce teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyet olsaydı bile,
The Silurian hypothesis: kanıtlanmış bir uygarlık değil, adlandırılmış bir fikir
The Silurian hypothesis, bilimsel bir düşünce deneyinin adıdır. Dünya'nın çok uzak geçmişinde teknolojik açıdan gelişmiş bir uygarlık yaşamış olsaydı, izlerinin bugün jeolojik kayıtlarda hâlâ saptanıp saptanamayacağını sorar. Silurian, bir jeolojik dönemin adından gelir ve ayrıca kurgusal bir kadim uygarlığa gönderme yapar. Ancak bu ifadede bir etikettir: hypothesis, araştırılması gereken bir fikri belirtir; böyle bir uygarlığın var olduğunun veya özellikle Silüriyen Dönem'de yaşadığının kanıtı değildir.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: Bu cümlede The Silurian hypothesis, Silüriyen Dönem'e ait bir uygarlığın kanıtlanmış keşfinin adıdır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
hundreds of millions of years ago: yüz milyonlarca yıllık zaman ölçeği
hundreds of millions of years ago, günümüzden yaklaşık yüz milyonlarca yıl öncesini anlatan tek bir zaman ifadesidir. Yalnızca milyonlarca veya yüzlerce yıl değil, yüz milyonlarca yıllık bir ölçektedir. Bu bilimsel bağlamda ifade, düşünceyi kayıtlı insanlık tarihinden çok daha eski bir jeolojik zaman ölçeğine yerleştirir. Okurken veya dinlerken sayı ve zaman bildiren kısmın tamamını tek bir öbek olarak ele alın.
Alıştırma
hundreds of millions of years ago hangi zaman ölçeğini anlatır?
- Günümüzden yaklaşık birkaç yüz yıl önceki bir zaman
- Günümüzden yaklaşık yüz milyonlarca yıl önceki bir zaman
- Günümüzden yalnızca birkaç milyon yıl önceki bir zaman
Cevabı göster
Günümüzden yaklaşık yüz milyonlarca yıl önceki bir zaman
we wouldn't be able to find traces of it. Kalıp ifadeler
1:19ona dair hiçbir iz bulamayacağımızı öne sürüyor.
if there was ... we wouldn't be able to: varsayım ve sonuç
Bu cümlede if there was, uzak geçmişle ilgili doğrulanmamış bir olasılık ortaya koyar. we wouldn't be able to ise bu varsayılan durumda çıkacak sonucu verir: bugün izleri bulmamız mümkün olmazdı. Geçmiş biçimi was ile would not modalının birleşimi, ifadeyi burada varsayımsal hâle getirir. Uygarlığın gerçekten var olduğunu doğrulamaz veya gerçekten yapılmış ve başarısız olmuş bir aramayı anlatmaz. if yan cümlesini koşul, would yan cümlesini de onun sonucu olarak okuyun.
Alıştırma
Bu cümlede if there was ... we wouldn't be able to nasıl bir ilişki ifade eder?
- Doğrulanmamış bir koşul ve o koşul altındaki sonuç
- Doğrulanmış bir geçmiş olay ve tamamlanmış bir geçmiş sonuç
- Bir emir ve ardından gelen bir rica
Cevabı göster
Doğrulanmamış bir koşul ve o koşul altındaki sonuç
find traces of it: geride kalan izleri bulmak
find traces of it ifadesinde traces, geride kalan küçük işaretler, kalıntılar veya kanıtlar anlamındaki çoğul bir isimdir. İfade, bir şeyin daha önce var olduğunu veya bir yerde bulunduğunu gösteren kanıtlar keşfetmek demektir; burada it, konuşulan eski uygarlığı gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı find traces of + isim veya zamirdir. Bir şeyin izlerini bulmak, o şeyin tamamını bulmak değil, yalnızca geride bıraktığı işaretleri keşfetmek demektir.
Alıştırma
“Geride bırakılan küçük işaretleri keşfetmek” anlamındaki üç kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The laboratory was able to ____ the chemical in the water.
Cevabı göster
find traces of
and can be tested to find out if it's correct. Notlar
1:26ve doğru olup olmadığını anlamak için test edilebilen bir fikirdir.
hypothesis: test edilebilir bir açıklama
Burada hypothesis, bir şeyin nasıl veya neden gerçekleştiğine dair önerilen bir açıklama anlamına gelir. Bilimde bu fikrin gözlem, veri veya deneylerle test edilebilmesi gerekir; rastgele söylenmiş bir tahmin değildir. A hypothesis is an idea which explains ... yapısı bir tanım verir. Which explains ... bölümü, bir hipotezin ne tür bir idea olduğunu açıklayan bir ilgi cümleciğidir.
Alıştırma
Bilimsel bir bağlamda hypothesis sözcüğünü en iyi hangi seçenek açıklar?
- Olası bütün şüphelerin ötesinde zaten kanıtlanmış bir gerçek.
- Kontrol edilemeyen gelişigüzel bir düşünce.
- Kanıtlarla test edilebilen, önerilmiş bir açıklama.
Cevabı göster
Kanıtlarla test edilebilen, önerilmiş bir açıklama.
can be tested: kiplik fiilli edilgen yapı
Can be tested, bir kiplik fiiliyle edilgen yapıyı kullanır: can + be + geçmiş zaman ortacı. Özne, testi yapan kişi veya araç değil, test edilen şeydir. Bu cümlede bir hipotez, kanıt veya deneyle kontrol edilebildiği için kullanışlıdır. Bu yapı, eylemi kimin yaptığından çok olası eylem ve bu eylemden etkilenen nesne önemli olduğunda kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi can ve test fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: A scientific claim ____ with evidence.
Cevabı göster
can be tested
find out if: bir şeyin doğru olup olmadığını öğrenmek
Find out if, kontrol ederek, sorarak, gözlemleyerek veya test ederek evet ya da hayır ile yanıtlanabilecek bir sorunun cevabını öğrenmek anlamına gelir. Bilgiye zaten sahip olmayı değil, bilgiyi edinme sürecini vurgular. If sözcüğünden sonraki yan cümle neyin belirsiz olduğunu belirtir. Burada hipotezin doğru olup olmadığını öğrenmek için test yapılır; cevap bulunduktan sonra bu bilgi artık bilinebilir.
Alıştırma
Cümleyi find out + if ile tamamlayın: We called the station to ____ the train was delayed.
Cevabı göster
find out if
In this episode, we'll be discussing the Silurian hypothesis, Dilbilgisi
1:30Bu bölümde, teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyetin bizden önce Dünya'da var olduğu,
we'll be discussing: yaklaşan konuyu duyurmak
We'll be discussing, will be + fiilin -ing biçiminden oluşan future continuous yapısıdır. Burada, girişin söylendiği anda tartışmanın zaten sürdüğünü değil, bölüm boyunca daha sonra gerçekleşecek bir tartışmayı anlatır. Sunucular, öğretmenler ve toplantı yöneticileri bu yapıyı gündemi önceden bildirmek için kullanır. Tartışmayı yaklaşan programın veya oturumun bir parçası olarak sunar; we'll discuss da doğrudur, ancak daha doğrudandır ve etkinliğin süreç hâlinde ilerlemesine daha az odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümle yaklaşan bir oturumun konusunu doğal biçimde önceden bildirir?
- Please discuss how volcanoes form in pairs.
- In today's session, we'll be discussing how volcanoes form.
- Yesterday, we discussed how volcanoes form.
Cevabı göster
In today's session, we'll be discussing how volcanoes form.
the idea that a technologically advanced civilization existed before us on Earth,
1:34ancak arkasında hiçbir iz bırakmadan yok olduğu fikri olan
without leaving a trace: geride hiçbir iz bırakmadan
Without leaving a trace, bir şeyin kaybolduğu ve geride fark edilebilir hiçbir işaret, ipucu veya kanıt kalmadığı anlamına gelir. Buradaki trace, bir şeyin var olduğunu veya gerçekleştiğini gösteren küçük bir işaret anlamındaki isimdir. Without sözcüğünden sonra fiil geldiğinde İngilizce bu fiilin -ing biçimini kullanır; dolayısıyla yapı without + leaving + a trace şeklindedir. İfade, hiçbir şey kalmadığını güçlü biçimde vurgular ve sık sık disappear ya da vanish ile kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle tilkinin kaybolduğunu ve geride hiçbir işaret bırakmadığını söyler?
- The fox disappeared but left clear tracks.
- The fox disappeared without leaving a trace.
- The fox disappeared after crossing the field.
Cevabı göster
The fox disappeared without leaving a trace.
As usual, we'll be learning some useful new words and idioms. Kalıp ifadeler
1:44Her zamanki gibi, bazı yararlı yeni kelimeler ve deyimler öğreneceğiz.
As usual: alışılmış düzeni belirtmek
As usual, sonrasında söylenen şeyin yerleşmiş bir rutine veya bilinen bir düzene uyduğunu belirtir. Cümlenin başında kullanıldığında, tüm ifadeyi programın düzenli olarak yaptığı bir şey şeklinde sunar. Bunu tek bir kalıplaşmış ifade olarak anlayın. Burada as, “rolünde” anlamına gelmez; ifadenin tamamı zarf gibi çalışır ve “alışılmış biçimde” demektir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade As usual ile tamamlayın: ____, we begin the club meeting with a quick update.
Cevabı göster
As usual
And remember, you'll find all the vocabulary on our website bbclearningenglish.com.
1:47Ve unutmayın, tüm kelimeleri bbclearningenglish.com adlı web sitemizde bulabilirsiniz.
But first: araya öncelikli bir adım eklemek
But first, beklenen konu veya eylemin bekleyeceğini ve konuşanın daha önce yapılacak bir adım ekleyeceğini belirtir. Ana plandan vazgeçmeden sıralamayı geçici olarak değiştirir. Burada but güçlü bir karşı çıkış ifade etmez. “Ondan önce” anlamına gelir ve dinleyicinin sıradaki bilginin akıştaki yerini anlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi hedef geçiş ifadesi But first ile tamamlayın: We'll begin the experiment in a moment. ____, put on your safety glasses.
Cevabı göster
But first
Human civilization is thousands of years old,
1:57İnsanlık medeniyeti binlerce yıl öncesine dayanıyor,
the planet itself: itself ile vurgu
Burada itself, the planet ifadesinin hemen ardından gelen ve vurgu yapan bir dönüşlülük zamiridir. Dikkati karşılaştırılan asıl şey olan gezegene çeker: İnsan uygarlığı genç olabilir, ancak gezegen çok daha eskidir. Bu kullanım, gezegenin kendisine bir şey yaptığı anlamına gelmez. itself çıkarıldığında cümle hâlâ dilbilgisel olarak doğrudur, fakat karşıtlık zayıflar. Bu çıkarma testi, vurgu kullanımını tanımaya yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümlede itself, dönüşlü bir eylem göstermek yerine bir ismi vurgulamak için kullanılmıştır?
- The robot repaired itself.
- The robot looked at the screen.
- The robot itself is old, but its software is new.
Cevabı göster
The robot itself is old, but its software is new.
So, how old do scientists think the Earth is?
2:03Sence bilim insanları Dünya'nın yaşının kaç olduğunu düşünüyor?
Okay, well, we will find the answer out later in the program. Öbek fiiller
2:19Tamam, cevabı programın ilerleyen kısımlarında öğreneceğiz.
find the answer out: find out yapısının ayrılması
Find out, bir bilgiyi keşfetmek veya öğrenmek anlamına gelen bir öbek fiildir. find the answer out ifadesinde isim nesnesi the answer, find ile out arasına yerleştirilir ve öbek fiil ayrılır. Burada out, dışarı anlamına gelmez ve bir hareket yönü göstermez. Find ... out tek bir anlam birimi olarak çalışır ve cevabın programın ilerleyen bölümünde öğrenileceğini belirtir.
Alıştırma
the truth ismini ve find out yapısının ayrılmış biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The reporters will find ____ before noon.
Cevabı göster
the truth out
To believe a technologically advanced civilization existed on Earth hundreds of millions of years ago, Dilbilgisi
2:23Yüz milyonlarca yıl önce Dünya'da teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyetin var olduğuna inanmak için,
To believe ... would probably want evidence: inanmak için gereken koşulu belirtme
Burada cümle başındaki To believe, iddiayı kabul etmek için ne gerekeceğini ortaya koyar. Bağlamda bunu basit bir amaç bildiren “inanmak için”den çok, “insanların inanması için gereken koşul” ya da “insanlar inanacaksa” şeklinde anlayın. Ana cümledeki would probably want evidence, tipik bir tepkiye dair temkinli bir tahmin sunar. To believe or accept X, someone would need or want Y kalıbı, önce iddiayı, sonra da gereken desteği verir.
Alıştırma
Bu cümleye en uygun yorum hangisidir? To believe the online rumor, careful readers would probably want a reliable source.
- Dikkatli okurlar, hiçbir kaynak olmasa bile söylentiyi yaymak istiyor.
- Dikkatli okurlar, söylentiyi kabul etmeden önce muhtemelen güvenilir bir dayanak isterdi.
- Dikkatli okurlar söylentiyi zaten kabul ediyor, bu yüzden bir kaynağa ihtiyaçları yok.
Cevabı göster
Dikkatli okurlar, söylentiyi kabul etmeden önce muhtemelen güvenilir bir dayanak isterdi.
such as the dinosaurs, from fossils. Anlatım akışı
2:37örneğin dinozorlar hakkında fosillerden elde ettiğimiz kanıtlarımız var.
such as: örnek verme
Such as, ardından gelen isim öbeğinin hemen önce belirtilen daha geniş bir kategorinin örneği olduğunu gösterir. Burada the dinosaurs, geçmişte yaşamış türlerin bir örneğidir. Bu ifade tam bir tanım veya eksiksiz bir liste değil, bir örnek sunar. such as ifadesini duyduğunuzda veya okuduğunuzda, önceki kategoriyi daha somut anlamak için ardından gelen örneği kullanın.
Alıştırma
Cümleyi, daha geniş bir kategorinin örneklerini tanıtan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Outdoor activities ____ hiking and cycling can improve fitness.
Cevabı göster
such as
that have been preserved in rock for a very long time. Dilbilgisi
2:43kayalarda çok uzun süre korunmuş kalıntıları.
The remains of ... yapısında çoğul isim remains
Bu cümlede The remains of prehistoric plants or animals, o eski canlılardan geriye kalan fiziksel parçalar veya izler anlamına gelir. Remains burada çoğul bir isimdir ve ardından gelen of öbeği bunların nereden geldiğini gösterir. Kelime, remains fiiliyle aynı görünebilir; ancak buradaki The ve the remains of kalıbı onun isim olduğunu gösterir. Bir fosil tanımında, geriye kalan şeyi adlandırır; ‘var olmaya devam etmek’ eylemini anlatmaz.
Alıştırma
Archaeologists uncovered the remains of an ancient village. cümlesinde the remains ne anlama gelir?
- var olmaya devam etme eylemi
- hâlâ orada yaşayan insanlar
- geriye kalan fiziksel parçalar
Cevabı göster
geriye kalan fiziksel parçalar
have been preserved in rock: edilgen present perfect
Have been preserved, present perfect edilgen yapıdır: have + been + geçmiş zaman ortacı. Çoğul özne The remains of prehistoric plants or animals eylemden etkilenir; bu nedenle cümle, onları koruyan kişiden çok korunmuş durumlarına odaklanır. Present perfect, geçmişteki korunmayı şimdiki sonuçla bağlar: kalıntılar şu anda da korunmuş durumdadır. In rock ise bu korunmanın gerçekleştiği malzemeyi veya ortamı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi preserve fiilinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: These letters ____ in the archive for more than a century.
Cevabı göster
have been preserved
But according to Adam Frank, fossils won't help prove the Silurian hypothesis, Notlar
2:46Ancak Adam Frank'e göre, fosiller Silüryen hipotezini kanıtlamaya yardımcı olmayacak,
help prove: help + yalın fiil
Help prove, bir şeyi kanıtlamaya katkıda bulunmak veya kanıtlamayı kolaylaştırmak anlamına gelir. Help yardımı ifade ederken prove desteklenen eylemi ya da sonucu belirtir. Help fiilinden sonra yalın fiil doğrudan gelebilir: help prove. Help to prove da dil bilgisi açısından doğrudur, ancak to zorunlu değildir. Altyazıdaki won't help prove, fosillerin hipotezi kanıtlamak için yararlı bir destek sağlamayacağı anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi prove fiilinin yalın biçimiyle tamamlayın: This new evidence may help ____ the claim.
Cevabı göster
prove
as he explains here to BBC World Service program CrowdScience.
2:51bunu burada BBC World Service programı CrowdScience'a açıklıyor.
according to Adam Frank: bilgi kaynağını belirtmek
According to Adam Frank, kaynağı ardından gelen iddiadan önce belirtir. Dinleyiciye fosiller hakkındaki sözün anlatıcının kendi iddiası olarak değil, Adam Frank’e ait bir görüş olarak aktarıldığını bildirir. According to bir kaynak belirtir; tek başına mevcut konuşmacının bu görüşe katıldığını, bilgiyi doğruladığını veya kanıtlayabildiğini göstermez. Bu çerçeve, haber ve açıklamalarda bir fikrin kime ait olduğunu takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Cümlede according to Adam Frank ne işe yarıyor?
- Adam Frank’in anlatıcıya karşı çıktığını söyler.
- Ardından gelen iddiayı Adam Frank’e atfeder.
- Anlatıcının iddiayı kanıtladığını söyler.
Cevabı göster
Ardından gelen iddiayı Adam Frank’e atfeder.
It's only a tiny fraction of Earth's life that has ever become fossilized. Notlar
2:57Dünya üzerindeki yaşamın sadece küçücük bir kısmı fosilleşmiştir.
only a tiny fraction of: bütünün çok küçük bir payı
Only a tiny fraction of, “bir bütünün yalnızca çok küçük bir kısmı” anlamına gelir. Buradaki fraction, kırılmış bir parça değil, pay veya oran demektir. of sözcüğünden sonraki isim, ölçülen bütünü belirtir. Özellikle bilimsel veya istatistiksel açıklamalarda, bir payın son derece düşük olduğunu vurgulamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle bir miktarın bütünün çok küçük bir oranı olduğunu açıkça ifade eder?
- Only a few tickets were lying on the table.
- Only a tiny fraction of the tickets were sold.
- Only a small amount of paper was used.
Cevabı göster
Only a tiny fraction of the tickets were sold.
has ever become fossilized: bugüne kadar herhangi bir zamanda
Has become, has + geçmiş zaman ortacı yapısındaki present perfect biçimidir. Geçmişte başlayıp bugüne ulaşan bir zaman döneminin tamamını ele alır. Ever, “bu dönemin herhangi bir anında” anlamını ekler; “sık sık” demek değildir. Become fossilized, “fosile dönüşmek veya fosil olarak korunmak” anlamına gelir. Has ever become fossilized birlikte, bir şeyin bugüne kadar uzanan tüm tarih içinde bir noktada fosilleştiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “bugüne kadar herhangi bir zamanda” anlamındaki present perfect ifadeyle tamamlayın: Only one player from our town ____ national champion.
Cevabı göster
has ever become
So, imagine that you have a 10,000 year long civilization, Anlatım akışı
3:03Yani, 10.000 yıl süren bir medeniyetiniz olduğunu hayal edin,
imagine that: varsayımsal bir durum kurmak
Imagine that, dinleyiciyi yönlendiren bir talimattır: dinleyiciden that yan cümlesindeki durumu geçici olarak kabul etmesini ve buna dayanarak düşünmesini ister. Buradaki uygarlık bir düşünce deneyidir; dinleyicinin gerçekten sahip olduğu bir şey değildir. imagine that + yan cümle yapısı, bir karşılaştırmayı, sonucu veya çıkarımı açıklamadan önce açık bir başlangıç noktası kurmaya yardımcı olur. that sonrasındaki yan cümle, hayal edilmesi istenen durumu belirtir.
Alıştırma
imagine sözcüğünden sonra that kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ every road in your town is closed for a day. What would happen?
Cevabı göster
Imagine that
which is a blink of the eye for geology, Deyimler
3:08ki bu jeoloji için göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süredir,
a blink of the eye: son derece kısa bir süre
A blink of the eye, son derece kısa bir zaman aralığını anlatan mecazlı bir isim öbeğidir. Bu cümlede 10.000 yılın jeolojik zaman ölçeğinde çok kısa olduğu söylenir; gerçek bir göz hareketi anlatılmaz. Bu benzetme işe yarar çünkü göz kırpma neredeyse anında gerçekleşir. Bu nedenle ifade, uzun gibi görünen bir süreyi çok daha uzun bir şeyle karşılaştırıldığında kısa gösterebilir.
Alıştırma
"A century is a blink of the eye in the life of a star," cümlesinde "a blink of the eye" ne anlama gelir?
- Yıldıza dikkatle bakmak.
- Son derece kısa bir zaman aralığı.
- Bilim insanlarının kullandığı standart bir birim.
Cevabı göster
Son derece kısa bir zaman aralığı.
that's too short to really create a lot of fossils. Dilbilgisi
3:12bu gerçekten çok fazla fosil yaratmak için çok kısa bir süredir.
too short to: sonucu engelleyen bir derece
too short to really create a lot of fossils ifadesinde too + sıfat + to + fiilin yalın hâli yapısı kullanılır. Bu yapı, derecenin işe yarar sınırı aştığını anlatır: süre o kadar kısadır ki gerçekçi olarak çok sayıda fosil oluşamaz. Mastar, engellenen sonucu belirtir. Burada to really create a lot of fossils, kısa sürenin gerçekleşmesi için yeterli zaman sağlamadığı sonuçtur.
Alıştırma
Cümleyi too ... to yapısıyla tamamlayın: The shelf is ____ high ____ reach without a ladder.
Cevabı göster
too · to
meaning a very small amount of life on Earth has turned into fossil. Öbek fiiller
3:19yani dünyadaki yaşamın çok küçük bir miktarının fosile dönüştüğünü savunuyor.
has turned into fossil: yeni bir duruma dönüşmek
Turn into, değişip farklı bir şeye veya duruma dönüşmek demektir. Into, değişimin sonucunda ortaya çıkan yeni şeyi ya da durumu belirtir. has turned into fossil ifadesinde amaçlanan anlam, geçmişteki canlıların yalnızca küçük bir bölümüne ait kalıntıların fosil maddesine dönüşmüş olmasıdır. Burada turn, dönmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi turn into öbek fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After a few cold hours, the puddle ____ solid ice.
Cevabı göster
turned into
In geological time: Dünya'nın uzun tarihini ölçü alan ifade
Geological time, Dünya tarihini anlatmak için kullanılan ve çoğunlukla milyonlarca ya da milyarlarca yıl üzerinden düşünülen devasa zaman ölçeğidir. Kayıtlı insanlık tarihinin zaman ölçeğinden çok daha büyüktür. In geological time ifadesi başta kullanıldığında, ardından gelen yargının hangi ölçekte değerlendirilmesi gerektiğini belirler. İnsanlara çok uzun görünen bir süre bu ölçekte çok kısa sayılabilir.
Alıştırma
In geological time hangi zaman ölçeğini kullanmanızı ister?
- Milyonlarca veya milyarlarca yıla yayılan Dünya tarihi
- Bir okul yılı içindeki olayların sırası
- Bir kişinin önümüzdeki birkaç gün için yaptığı planlar
Cevabı göster
Milyonlarca veya milyarlarca yıla yayılan Dünya tarihi
even a 10,000 year old civilization is the blink of an eye,
3:2510.000 yıllık bir medeniyet bile göz açıp kapayıncaya kadar geçer (the blink of an eye),
an idiom meaning a very short period of time.
3:31bu deyim çok kısa bir zaman dilimi anlamına gelir.
In other words, older civilizations might have existed on Earth, Notlar
3:34Başka bir deyişle, daha eski medeniyetler Dünya'da var olmuş olabilir,
In other words: daha açık bir yeniden anlatımı işaretlemek
In other words, yeniden ifade etme işaretidir. Dinleyiciye, ardından gelen bölümün ayrı bir sav eklemek yerine önceki düşünceyi daha açık, basit veya doğrudan bir dille tekrar anlattığını gösterir. Burada önceki tartışmayı açık bir çıkarıma dönüştürür: Dünya'da daha eski uygarlıklar var olmuş olabilir. Bu ifadeyi duyduğunuzda hemen ardından gelen ana düşünceye dikkat edin.
Alıştırma
Cümleyi bu notta öğretilen üç kelimelik yeniden ifade işaretiyle tamamlayın: The library is open only to members. ____, you need a membership to enter.
Cevabı göster
In other words
but not for long enough to leave fossilized evidence.
3:38ancak fosilleşmiş kanıt bırakacak kadar uzun süre var olamamış olabilirler.
might have existed ... but not for long enough to: sınır eklenen temkinli bir geçmiş olasılığı
might have existed, might have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanarak geçmişteki varlığı kanıtlanmış bir gerçek değil, bir olasılık olarak sunar. but not for long enough to bu olasılığa süre sınırı ekler. not for long enough to + fiil kalıbı, durumun sonucu oluşturmak için gereken süre boyunca devam etmediğini belirtir. Bu ifadeler birlikte kullanıldığında önce bir olasılık temkinli biçimde kabul edilir, ardından kanıtın neden eksik olabileceği açıklanır.
Alıştırma
Önce might have + geçmiş zaman ortacı, ardından but not for long enough to kullanın: A shallow lake ____, ____ form thick layers of sediment.
Cevabı göster
might have existed · but not for long enough to
However, not everyone is convinced by Adam's ideas. Ton ve niyet
3:42Ancak herkes Adam'ın fikirlerine ikna olmuş değil.
not everyone is convinced: kısmi olumsuzluk
not everyone is convinced kısmi bir olumsuzluktur: en azından bazı kişilerin ikna olmadığı anlamına gelir. Hiç kimsenin ikna olmadığı anlamına gelmez ve kesin bir sayı vermez. is convinced bir fikri doğru veya ikna edici olarak kabul etme durumunu anlatır. Bu ifade, kesin ve mutlak bir iddiada bulunmadan görüş ayrılığını yumuşak biçimde dile getirmeyi sağlar.
Alıştırma
Kısmi görüş ayrılığını ifade etmek için not everyone + be convinced kullanın: The evidence looks strong, but ____.
Cevabı göster
not everyone is convinced
Evidence of our own civilization, including plastics and man-made materials like concrete, Kelime
3:47Kendi medeniyetimizin kanıtları, plastikler ve beton gibi insan yapımı malzemeler de dahil olmak üzere,
man-made materials: insanlar tarafından üretilen malzemeler
Man-made materials, doğada aynı biçimde oluşan malzemelerden farklı olarak insanlar tarafından üretilen veya işlenen malzemeler demektir. Bu cümlede plastikler ve beton, insan uygarlığının bıraktığı fiziksel izlerin örnekleridir. man-made ifadesindeki man, özellikle erkekleri değil insanlığı belirtir.
Alıştırma
Cümledeki man-made materials ne anlama gelir?
- Doğada değişmeden bulunan malzemeler
- Yalnızca erkekler tarafından üretilen malzemeler
- İnsanlar tarafından üretilen malzemeler
Cevabı göster
İnsanlar tarafından üretilen malzemeler
is already being layered into the Earth's crust, Dilbilgisi
3:53zaten Dünya'nın kabuğuna tabakalar halinde yerleşiyor,
is already being layered into: devam eden edilgen bir süreç
Is already being layered into, is + already + being + geçmiş zaman ortacı yapısını izler. Bu, şimdiki zamanın edilgen yapısıdır: özne eylemi yapmaz, eylemden etkilenir ve süreç devam etmektedir. Bu bağlamda malzemeler yavaş yavaş birikerek Dünya'nın kabuğunun parçası olmaktadır; katmanları kendileri etkin biçimde oluşturmamaktadır. Already, sürecin yalnızca gelecekte gerçekleşebilecek bir olasılık olmadığını, şimdiye kadar başlamış olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi layer fiilinin şimdiki zaman edilgen biçimiyle tamamlayın ve already sözcüğünü ekleyin: Recycled fabric ____ the wall panels.
Cevabı göster
is already being layered into
So, surely a technologically advanced civilization from prehistory would have left similar marks? Notlar
3:59Öyleyse, tarih öncesinden gelen teknolojik olarak gelişmiş bir medeniyet kesinlikle benzer izler bırakmaz mıydı?
surely ... would have left similar marks?: beklenen yanıta dayalı bir itiraz
Bu soruda surely, konuşanın sonucun kanıtlardan açıkça çıkması gerektiğini düşündüğünü gösterir. Soruyu tarafsız bir bilgi isteği olmaktan çıkarıp ‘Beklememiz gereken sonuç bu değil mi?’ anlamında, belirli bir yanıt bekleyen bir itiraza dönüştürür. would have left, geçmişte ortaya çıkması beklenen bir sonucu gösterir: Böyle bir uygarlık var olmuşsa benzer izlerin şimdiye kadar kalmış olması gerekirdi. Vurgulanan bölümler birlikte, beklenen kanıtın neden bulunmadığını sorarak tartışılan fikri sorgular.
Alıştırma
Özgün cümlede surely ... would have left similar marks? temel olarak ne yapar?
- Doğrulanmış bir tarihsel gerçeğin ifadesi
- Tarafsız bir bilgi isteği
- Konuşanın doğru olmasını beklediği şeye dayanan bir sorgulama
Cevabı göster
Konuşanın doğru olmasını beklediği şeye dayanan bir sorgulama
from prehistory: yazılı kayıtlardan önceki dönem
Prehistory, bir toplum hakkında tarihçilerin kullanabileceği yazılı kayıtların bulunmasından önceki dönemdir. Bu nedenle from prehistory, hayal edilen uygarlığı bu döneme yerleştirir. Bu, belirli çalışma alanlarında kullanılan bir zaman terimidir; yalnızca ‘çok uzun zaman önce’ demenin başka bir yolu değildir. Yazı farklı toplumlarda farklı zamanlarda başladığı için kesin tarihler de toplumdan topluma değişir.
Alıştırma
Hangi anlam prehistory ile en iyi eşleşir?
- Modern teknolojinin ilk yılları
- Çok eski görünen herhangi bir dönem
- Yazılı kayıtlardan önceki dönem
Cevabı göster
Yazılı kayıtlardan önceki dönem
Well, here's Adam Frank again answering these objections on BBC World Service program CrowdScience. Anlatım akışı
4:06Şimdi Adam Frank, BBC World Service programı CrowdScience'da bu itirazlara yeniden cevap veriyor.
yanıta geçiş işareti olarak answering these objections
answering these objections ifadesinde answer “karşılık vermek”, objections ise bir iddiaya karşı ileri sürülen gerekçeler anlamına gelir. Bu nedenle ifade, Adam Frank’in sıradan bilgi sorularını değil, daha önce dile getirilen eleştirileri yanıtladığını gösterir. Bu ifade aynı zamanda bir yönlendirme işaretidir: Dinleyiciye tartışmanın itirazlardan bunlara verilen yanıta geçtiğini anlatır. Bir tartışmada answer objections veya respond to objections ifadelerini duyduğunuzda bu geçişi fark edebilirsiniz.
Alıştırma
Örnekte answering these objections ifadesinin görevini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Dinleyicilerden daha fazla bilgi vermelerini ister.
- Yeni bir bilimsel yöntemin adını tanıtır.
- Önceki eleştiriden bir yanıta geçildiğini gösterir.
Cevabı göster
Önceki eleştiriden bir yanıta geçildiğini gösterir.
What happens is somebody else will pick up on their work, Notlar
4:15Olan şu ki, başka biri bu çalışmaları ele alacak,
olağan bir süreci tanıtan What happens is
What happens is, yaklaşık olarak “olağan süreç şöyledir” anlamına gelen bir bildirme kalıbıdır. Ardından gelen açıklamayı tanıtır: Başka biri önceki çalışmayı devam ettirecektir. Bu doğrudan bir soru değildir. is öncesindeki What happens konuyu ortaya koyar, is sonrasındaki sözler ise süreci veya sonucu açıklar. Bu kalıp, bir mekanizmanın ya da sıranın açıklanmak üzere olduğunu anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: What happens is the app checks your password before giving you access. What happens is neyi gösterir?
- Konuşmacı sonucu açıklamayı reddediyordur.
- Konuşmacı geçmişte ne olduğunu soruyordur.
- Konuşmacı olağan bir süreci açıklamak üzeredir.
Cevabı göster
Konuşmacı olağan bir süreci açıklamak üzeredir.
pick up on their work: çalışmayı fark edip karşılık vermek
Bu cümlede pick up on their work, önceki araştırmacıların çalışmalarını fark edip bunlarla ilgilenmek ve karşılık vermek anlamına gelir. Sonraki kişi çalışmayı sınayabilir, destekleyebilir, ona yanıt verebilir veya itiraz edebilir; ifade tek başına tepkinin olumlu olacağını göstermez. Burada pick up on ifadenin tamamıdır. Pick up fiilinin “kaldırmak” şeklindeki gerçek anlamı değildir ve on kaldırılırsa yapı ile anlam değişir.
Alıştırma
Burada pick up on their work ne anlama geliyor?
- araştırmacıların çalışmasını fiziksel olarak kaldırmak
- çalışmayı fark edip ona karşılık vererek onunla ilgilenmek
- araştırmacıların tüm işini tamamlama sorumluluğunu üstlenmek
Cevabı göster
çalışmayı fark edip ona karşılık vererek onunla ilgilenmek
either affirming it and showing new evidence for it or pushing back on it. Notlar
4:19ya bunu onaylayıp yeni kanıtlar gösterecek ya da buna karşı çıkacak.
either ... or: iki alternatif sonucu belirtmek
Either ... or cümleyi iki alternatif sonuca ayırarak düzenler. Either ilk bölümü başlatır: çalışmayı doğrulamak ve onu destekleyen kanıtlar göstermek. Or ikinci bölümü başlatır: çalışmaya karşı çıkmak. İlk bölümde and ile bağlanan iki -ing eylemi, ikinci bölümde ise bir -ing eylemi vardır. Either sözcüğünü duyduğunuzda ilk olasılığı aklınızda tutun ve alternatifin başladığı or sözcüğünü bekleyin.
Alıştırma
Cümleyi either ... or ile tamamlayın: The sensor will ____ send a warning ____ shut the machine down.
Cevabı göster
either · or
affirming it: bir iddiayı resmî biçimde desteklemek
Bu cümlede affirming it, önceki bir çalışmayı veya iddiayı doğrulamak ya da desteklemek anlamına gelir. Ardından gelen showing new evidence for it ifadesi, bu desteğin yalnızca kişisel bir fikir birliğine değil, kanıta dayandığını gösterir. Burada affirm geçişli bir fiildir: affirm + claim, finding, or idea. Yeni çalışmanın önceki görüşü güçlendirdiğini anlatır; ancak bu görüşün kesin olarak kanıtlandığını söylemek zorunda değildir.
Alıştırma
Bir araştırma raporunda “The new data affirm the earlier conclusion” ne anlama gelir?
- Araştırmacılar önceki sonuçtan yalnızca memnuniyet duyuyor.
- Veriler sonucu olası her türlü şüphenin ötesinde kanıtlıyor.
- Veriler önceki sonucu resmî biçimde destekliyor veya doğruluyor.
Cevabı göster
Veriler önceki sonucu resmî biçimde destekliyor veya doğruluyor.
pushing back on it: bir iddiaya karşı çıkmak
Bu cümlede pushing back on it, önceki bir çalışmayı veya iddiayı sorgulamak, ona meydan okumak ya da direnmek anlamına gelir. Bir şeyi fiziksel olarak geriye itmekten değil, düşünsel bir tepkiden söz eder. Kalıp push back on + idea, claim, plan, or decision şeklindedir. Genellikle yalnızca farklı bir görüşe sahip olmayı değil, itirazları veya gerekçeleri etkin biçimde dile getirmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için push back on ifadesinin doğru biçimini ve bir zamir kullanın: The new rule seemed unfair, so several parents were ____.
Cevabı göster
pushing back on it
And once you get to like 20, 30, 40 papers, Dilbilgisi
4:23Ve 20, 30, 40 civarı makaleye ulaştığınızda,
once you get to ... then you have: bir eşik ve sonucu
Once, bir koşulun gerçekleştiği noktayı tanıtır: makale sayısı yaklaşık bir eşiğe ulaşır. Burada “bir kez” değil, “o noktaya ulaşıldığında” anlamına gelir. once you get to X, then you have Y kalıbı bir eşiği onun sonucuna bağlar. Get to bir sayıya veya aşamaya “ulaşmak” anlamındadır; then ise bu eşiğe ulaşıldıktan sonra ortaya çıkan sonucu açıkça gösterir.
Alıştırma
Hedef once ... then ... kalıbını tamamlayın: ____ you get to ten completed forms, ____ you have enough data for the first check.
Cevabı göster
Once · then
a consensus: tam oy birliği gerektirmeyen geniş uzlaşı
A consensus, genellikle tartışmadan veya kanıtların birikmesinden sonra bir grubun geniş ölçüde paylaştığı görüştür. Bu cümlede, çok sayıda makaleyle desteklenen bilim dünyasının genel uzlaşısını ifade eder. Herkesin tamamen aynı fikirde olmasını gerektirmez. Az sayıda kişi hâlâ karşı çıkarken de bir consensus bulunabilir.
Alıştırma
Hangi durum en iyi a consensus olarak tanımlanır?
- Bir uzman kanıtlara bakmadan önce tahminde bulunur.
- Uzmanlar konuyu tartışmamıştır ve birbirinden çok farklı görüşlere sahiptir.
- Uzmanların çoğu kanıtları inceledikten sonra sonucu kabul eder, ancak birkaçı karşı çıkar.
Cevabı göster
Uzmanların çoğu kanıtları inceledikten sonra sonucu kabul eder, ancak birkaçı karşı çıkar.
You're like, "Okay, we've really really looked at this and now we know. Notlar
4:28Şöyle düşünürsünüz: "Tamam, buna gerçekten ama gerçekten baktık ve artık biliyoruz."
You're like: canlandırılmış bir tepkiyi tanıtmak
Burada You're like, konuşmacının canlandırdığı “Okay...” sesini ve tepkiyi tanıtır. Yaklaşık olarak “düşünerek veya söyleyerek şöyle tepki verirsin...” anlamına gelir. Like burada benzerlik bildirmez. Gündelik dilde be like ifadesinden sonra alıntı sözler getirmek, bir tepkiyi canlı biçimde göstermek için yaygındır. Alıntı tam sözleri, yaklaşık içeriği veya içten geçen bir düşünceyi temsil edebilir; hangisi olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede be like ne işe yarıyor: You open the email and you're like, "This is great news"?
- Görünüşünüzü başka bir şeyle karşılaştırır.
- Canlandırılmış bir tepkiyi veya düşünceyi tanıtır.
- E-postayı beğendiğiniz anlamına gelir.
Cevabı göster
Canlandırılmış bir tepkiyi veya düşünceyi tanıtır.
we've really really looked at this: geçmişteki çalışma şu anki sonucu destekliyor
We've looked, have ile geçmiş zaman ortacından oluşan present perfect yapısıdır. Bu bağlamda incelemenin şimdiye kadar yeterince tamamlandığını ve sonraki sonuç olan now we know ile doğrudan ilişkili olduğunu gösterir. Burada look at yalnızca gözleri bir şeye çevirmek değil, “incelemek” veya “araştırmak” anlamındadır. Really sözcüğünün iki kez tekrarlanması konuşmada vurgu ekler: konu çok dikkatli ve kapsamlı biçimde incelenmiştir.
Alıştırma
Cümleyi look at ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: We ____ every clue carefully, so we can choose the answer now.
Cevabı göster
have looked at
even evidence which contradicts his ideas, Anlatım akışı
4:34fikirleriyle çelişen kanıtlar bile olsa,
even evidence which contradicts: beklenmedik bir durumun da kapsandığını vurgulamak
Even, evidence which contradicts his ideas bölümünü kapsananlar arasındaki en beklenmedik örnek olarak öne çıkarır. Buradaki anlam, onun yalnızca fikirlerini destekleyen kanıtları değil, fikirlerine karşı çıkan kanıtları da kabul etmesidir. Burada even, also gibi basit bir eklemeden daha güçlüdür. Dinleyiciye bu durumun daha az beklenen bir durum olabileceğini bildirir ve bu bilgiye özel vurgu verir.
Alıştırma
even evidence which contradicts his ideas ifadesindeki even neyi gösterir?
- Onun fikirlerine karşı çıkan kanıtlar daha az güvenilirdir.
- Onun fikirlerine karşı çıkan kanıtlar, beklenmedik olsa da kapsama alınan bir durumdur.
- O yalnızca fikirlerine karşı çıkan kanıtları kabul eder.
Cevabı göster
Onun fikirlerine karşı çıkan kanıtlar, beklenmedik olsa da kapsama alınan bir durumdur.
as part of the scientific method needed to prove a hypothesis right or wrong. Kalıp ifadeler
4:37bir hipotezin doğru mu yanlış mı olduğunu kanıtlamak için gereken bilimsel yöntemin bir parçası olarak.
as part of the scientific method: daha büyük bir sürece ait olmak
as part of the scientific method ifadesinde as part of, bir fikre karşı çıkan kanıtları kabul etmenin daha büyük bir sürece, yani bilimsel yönteme ait olduğunu gösterir. Bu, söz konusu sürecin bir adımı veya bileşenidir. Burada part soyut bir anlama sahiptir; fiziksel bir parça değildir. Yeniden kullanılabilen as part of + daha büyük bütünün adı kalıbı, bir etkinliğin, gerekliliğin veya aşamanın daha büyük bir plana, sisteme ya da sürece nasıl dâhil olduğunu açıklar.
Alıştırma
Cümleyi daha büyük bir bütünün bir bileşeni olarak anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: We interviewed each candidate ____ the selection process.
Cevabı göster
as part of
prove a hypothesis right or wrong: bir hipotezin doğru mu yanlış mı olduğunu kanıtlamak
prove a hypothesis right or wrong yapısında prove fiilinden sonra nesne a hypothesis, ardından nesne tamamlayıcısı right or wrong gelir. Bu tamamlayıcı, hipotez hakkında verilebilecek olası kararı gösterir: kanıtlar hipotezin doğru mu yanlış mı olduğunu ortaya koyacaktır. Buradaki right ve wrong, hipotezin kanıtlarla uyuşup uyuşmadığını anlatır. Bir davranış hakkında ahlaki değerlendirme yapmaz.
Alıştırma
Hedef prove + nesne + tamamlayıcı yapısını tamamlayın: The new test may ____ our prediction ____.
Cevabı göster
prove · right or wrong
It's how scientists form a consensus,
4:42Bilim insanları işte bu şekilde, mesele hakkında genel bir uzlaşma anlamına gelen
Personally, I think the idea of prehistoric civilizations on Earth is so mysterious, Ton ve niyet
4:47Kişisel olarak, Dünya'daki tarih öncesi medeniyetler fikrinin o kadar gizemli olduğunu düşünüyorum ki,
Personally, I think: kişisel bir görüşü belirtmek
Personally, I think, ardından gelen sözlerin yerleşik bir gerçek değil, konuşanın kendi görüşü olduğunu belirtir. Personally konuşanın bireysel bakış açısını öne çıkarırken I think ifadeyi bir değerlendirme olarak sunar. Bu başlangıç, görüşü gizlemeden doğrudan bir iddianın gücünü azaltır. Konu belirsiz, tartışmalı veya kişisel tercihe dayalı olduğunda özellikle kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle daha fazla kanıta ihtiyaç duyulduğunu açıkça konuşanın kişisel görüşü olarak sunar?
- Personally, I think we need more evidence.
- It is a proven fact that we need more evidence.
- Everyone agrees that we need more evidence.
Cevabı göster
Personally, I think we need more evidence.
keep an open mind: olasılıklara açık kalmak
Keep an open mind, çok çabuk karar vermek yerine farklı fikir veya olasılıkları değerlendirmeye istekli kalmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede, bir olasılığı hemen elemeden önce beklemeyi anlatır. Her iddiayı doğru kabul etmek anlamına gelmez. Açık fikirli olmak yine de kanıtları incelemeyi gerektirir; temel düşünce, daha fazla bilgi değerlendirilirken kesin bir sonuca varmayı ertelemektir.
Alıştırma
Cümleyi “farklı olasılıkları değerlendirmeye istekli kalmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: We have not heard both sides yet, so let's ____.
Cevabı göster
keep an open mind
Now, isn't it time you revealed the answer to your question, Beth? Ton ve niyet
4:56Şimdi, Beth, sorunun cevabını açıklamanın zamanı gelmedi mi?
isn't it time you revealed...: birini şimdi harekete geçmeye yönlendirmek
Isn't it time you revealed ... olumsuz soru biçimindedir, ancak burada saatin kaç olduğunu sormaz. Konuşan kişi uygun zamanın geldiğini varsayar ve adı belirtilen kişiyi şimdi harekete geçmeye yönlendirir. Isn't it time + özne + geçmiş zaman biçimi kalıbında revealed gibi geçmiş biçimli bir fiil, şu anda yapılması gereken bir eylem için kullanılır. Bu yapı, Beth'in cevabı geçmişte açıkladığını söylemez.
Alıştırma
Bir arkadaşınız e-posta göndermeyi geciktirdi. Hangi cümle, arkadaşınızı şimdi harekete geçmeye yönlendirmek için hedef kalıbı kullanıyor?
- Can you remember the time you sent the email?
- Isn't it time you sent the email?
- What time did you send the email?
Cevabı göster
Isn't it time you sent the email?
I asked you how old do scientists think the Earth is?
5:02Sana bilim insanlarının Dünya'nın yaşını kaç olarak düşündüğünü sordum?
I'm afraid: kötü haberden önce kullanılan kibar yumuşatma ifadesi
Burada I'm afraid, you were wrong düzeltmesinden önce kullanılan kibar bir yumuşatma ifadesidir. Yaklaşık olarak “bunu söylediğim için üzgünüm” veya “ne yazık ki” anlamına gelir; konuşan kişi korktuğunu anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp I'm afraid + yan cümledir. Dinleyiciyi bir ret, düzeltme veya başka bir olumsuz mesaja hazırlar, ancak mesajın kendisini değiştirmez.
Alıştırma
“I'm afraid the meeting starts at nine, not ten” cümlesinde I'm afraid ne işe yarar?
- Olumsuz bir düzeltmeyi kibarca yumuşatır.
- Konuşanın toplantılardan korktuğunu söyler.
- Konuşanın saati hatırlayamadığını gösterir.
Cevabı göster
Olumsuz bir düzeltmeyi kibarca yumuşatır.
Okay. Let's recap the vocabulary we've learned, Anlatım akışı
5:14Tamam. Öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,
Let's recap: kısa bir tekrara geçiş sinyali
Let's recap, daha önce ele alınmış bilgilerin kısa bir tekrarına geçildiğini belirtir. Bu cümlede ana öğretim bölümünün bittiğini ve kelime özetinin başladığını göstererek programın akışını düzenler. Let's + fiilin yalın hâli, herkesi bir sonraki adımı birlikte atmaya davet eder. Recap ardından recap the vocabulary örneğindeki gibi bir isim grubu veya recap what we decided örneğindeki gibi bir yan cümle alabilir.
Alıştırma
Bir öğretmen “Let's recap the steps we learned today.” diyor. Ardından ne olacak?
- Sınıf adımları kısaca gözden geçirecek.
- Sınıf tamamen yeni bir konuya başlayacak.
- Sınıf dersteki her sözcüğü tekrar edecek.
Cevabı göster
Sınıf adımları kısaca gözden geçirecek.
starting with the idiom "my jaw dropped",
5:17birinin çok şok olmuş ve şaşırmış göründüğünü söylemek için kullanılan
which is used to say someone looks very shocked and surprised. Dilbilgisi
5:20"ağzı açık kalmak" (my jaw dropped) deyimi ile başlayarak.
which is used to say: bir ifadenin amacını açıklama
Burada which, bir kişiye değil, önceki "my jaw dropped" deyimine gönderme yapar. Bu açıklayıcı ilgi cümleciği, deyimin ne anlattığı hakkında ek bilgi verir. is used to say içindeki edilgen be used to + fiilin yalın hâli kalıbı, “bir amaç için kullanılmak” anlamına gelir. Bir sözcüğü, ifadeyi veya deyimi tanımlamak için ifade + which is used to say + anlam kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle bir ifadenin neyi iletmek için kullanıldığını tanımlar?
- Maya used to say "no worries" when plans changed.
- "No worries" is a phrase which is used to say that a situation is not a problem.
- Maya is used to saying "no worries" when plans change.
Cevabı göster
"No worries" is a phrase which is used to say that a situation is not a problem.
A hypothesis is a suggestion that's proposed to explain something Dilbilgisi
5:24Hipotez (hypothesis), bir şeyi açıklamak için öne sürülen
which can then be tested to see if it's true.
5:28ve daha sonra doğru olup olmadığını anlamak için test edilebilen bir öneridir.
that's proposed to explain something: soyut bir ismi tanımlama
That's, that is yapısının kısaltmasıdır. Sınırlayıcı ilgi cümleciği that's proposed to explain something, suggestion sözcüğünü niteler ve hipotezin nasıl bir öneri olduğunu açıklar. Is proposed edilgen yapıdadır: öneri değerlendirilmek üzere ortaya atılır. To explain something, neden ortaya atıldığını gösteren amaç mastarıdır. Böylece yeniden kullanılabilir bir tanım kalıbı oluşur: soyut isim + that is + geçmiş zaman ortacı + to + fiilin yalın hâli.
Alıştırma
Hangi cümle, bir fikrin belirli bir amaçla ortaya atıldığını sınırlayıcı bir ilgi cümleciğiyle gösterir?
- A theory is an idea that proposed to explaining the evidence.
- A theory is an idea that's proposed explaining the evidence.
- A theory is an idea that's proposed to explain the evidence.
Cevabı göster
A theory is an idea that's proposed to explain the evidence.
Fossils are the remains of prehistoric plants or animals
5:31Fosiller (fossils), tarih öncesi bitki veya hayvanların,
that have been preserved in rock for a very long time.
5:35kayalarda çok uzun süre korunmuş kalıntılarıdır.
A tiny fraction of something is a very small amount of it.
5:38Bir şeyin küçücük bir kısmı (a tiny fraction), onun çok küçük bir miktarıdır.
The idiom "the blink of an eye" means a very short period of time.
5:42"Göz açıp kapayıncaya kadar" (the blink of an eye) deyimi, çok kısa bir zaman dilimi anlamına gelir.
And finally, a consensus is a general agreement.
5:47Ve son olarak, fikir birliği (consensus) genel bir uzlaşmadır.
Tekrarlanan bir kapanış işareti olarak Once again
Once again, tanıdık bir durumun bir kez daha gerçekleştiğini belirtir. Burada süresi belli olan program, önceki bölümlerde olduğu gibi yine sona ulaşmıştır. Cümlenin başında kullanıldığında bu kapanışı daha önce tekrarlanan kapanışlarla ilişkilendirerek mesajı düzenler. Hafif ve doğal bir kapanış işaretidir; tek başına rahatsızlık ifade etmez.
Alıştırma
Once again, our six minutes are up cümlesinde Once again ne işe yarar?
- Tanıdık kapanışın bir kez daha geldiğini gösterir.
- Programın baştan oynatılacağını söyler.
- Programın birçok kez süresini aştığından şikâyet eder.
Cevabı göster
Tanıdık kapanışın bir kez daha geldiğini gösterir.
are up: ayrılan sürenin sona erdiğini söylemek
our six minutes are up ifadesinde are up, ayrılan altı dakikalık sürenin sona erdiği anlamına gelir. Time is up ile aynı zaman anlamına sahiptir. Burada up yukarı yönü belirtmez. Özne bir zaman dilimi olduğunda be up, ayrılan zamanın artık kalmadığı noktayı gösterir. Fiil özneyle uyum sağlar: Time is up, ancak Six minutes are up.
Alıştırma
Cümleyi be up yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Your ten minutes ____, so please put down your pencil.
Cevabı göster
are up
but if you're keen for more, then head over to our website bbclearningenglish.com, Notlar
5:53ancak daha fazlasını istiyorsanız bbclearningenglish.com adresindeki web sitemize gidin,
if you're keen for more, then ...: koşulu öneriye bağlamak
if you're keen for more koşulu belirler: dinleyici ek materyal istiyordur. then, bu koşul gerçekleştiğinde ne yapılacağını gösterir. Sonuç bölümü emir yapısındaki head over to our website olduğundan konuşmacı bir zaman sırası anlatmıyor, sonraki adımı öneriyor. Yeniden kullanılabilecek kalıp If + koşul, then + önerilen eylem biçimindedir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir koşulu öneriye dönüştürmek için If ... then ... yapısını doğal biçimde kullanır?
- If you'd like more examples because visit the practice page.
- If you'd like more examples, then the practice page.
- If you'd like more examples, then visit the practice page.
Cevabı göster
If you'd like more examples, then visit the practice page.
keen for more: aynı şeyden daha fazlasını istemek
keen for more ifadesinde keen çok ilgili veya istekli olmayı, more ise aynı türden daha fazla materyali anlatır. İfade, kişinin içeriği daha fazlasını isteyecek kadar beğendiği anlamına gelir. Bu bir sıfat kalıbıdır: be keen for + isim veya isim gibi kullanılan ifade. Buradaki keen hevesi anlatır; a keen blade ifadesindeki gibi «keskin» anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve «aynı şeyden daha fazlasını istemek» anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The children loved the first experiment and were ____.
Cevabı göster
keen for more
head over to: “gitmek” veya “ziyaret etmek” demenin samimi bir yolu
“Head over to”, “go to” demenin konuşma dilindeki bir yoludur. Bu cümlede dinleyicileri bir internet sitesini ziyaret etmeye yönlendirir. Burada “head”, “gitmek” veya “bir yere yönelmek” anlamında bir fiildir; vücudun bir bölümünü belirten isim değildir. “Head over to + hedef” yapısı hem fiziksel yerler hem de internet sitesi veya sayfa gibi çevrim içi hedefler için kullanılabilir. “Over”, yönlendirmeye rahat ve samimi bir hava katar; mutlaka bir şeyin üzerinden ya da karşısına geçme hareketini anlatmaz.
Alıştırma
Bu derste geçen ve “ziyaret etmek” anlamına gelen üç kelimelik konuşma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: For the full guide, ____ our website.
Cevabı göster
head over to
where you'll find a worksheet and a quiz for this episode.
5:59orada bu bölüm için bir çalışma kağıdı ve kısa sınav bulacaksınız.