Geriye Ne Kaldı?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
746 kelime 163 kel/dk

Video özeti: Michael, left anlamlarıyla baskın el ve beyni klavyelere, uzay yolculuğuna ve Dünya’dan helyum kaybına bağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Left. What's left? — Deyimler ve mecazlı ifadeler: left sözcüğünün “sol veya solak” anlamından “geriye kalan” anlamına geçişini görün ve çok anlamlı kelime oyununun konu geçişlerini izleyin. 2. does not mean that / but it may help explain why — Söylem, anlatı ve retorik: Güçlü bir sonucu reddedip temkinli açıklama sunan karşıtlığı öğrenerek kanıtı varsayımdan ayırın. 3. get picked off — Öbek fiiller: Helyum atomlarının güneş rüzgârıyla teker teker uzaklaştırılmasını anlayın ve pick off ifadesini aşamalı çıkarmalarda kullanın.

Bu derste

Hey, Vsauce, Michael here,

0:00

Selam, Vsauce, ben Michael,

and today we're going to talk about this.

0:01

ve bugün bundan bahsedeceğiz.

Just kidding. Ton ve niyet

0:05

Şaka yapıyorum.

We're going to talk about this.

0:06

Asıl bundan bahsedeceğiz.

Ton ve niyet

Just kidding. Şaka olarak söyleneni geri alma

Just kidding, “az önce söylediğim şey gerçek değil, şakaydı” demektir. Burada konuşan kişi yanıltıcı sözünü hemen geri alır ve gerçek konuyu söyler. Kendi şakacı sözünüzün ardından kullanılır. Dinleyiciye önceki sözleri yeniden yorumlamasını söyler; birinin oyun oynadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Şakayı hemen geri alan iki kelimelik tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: “There is no dessert—____! The cake is in the kitchen.”

Cevabı göster

just kidding

Left. Deyimler

0:08

Sol.

What's left?

0:09

Geriye ne kaldı?

Deyimler

Left. What's left? Yön ve geriye kalan

İlk Left, tek başına kullanılan bir yön sözcüğüdür ve sol tarafı gösterir. What's left? içindeki left ise “geriye kalan” veya “bitmemiş olan” anlamındadır. Yazılışı ve sesi aynı olduğu için konuşan kişi anlam değiştirerek bir kelime oyunu yapar. Hangi anlamın kullanıldığını belirlemek için left çevresindeki sözcüklere, özellikle What's ifadesine bakın.

Alıştırma

“Left. What's left?” ifadesinde iki anlamı doğru sırayla veren açıklama hangisidir?

  1. İlki yönü gösterir; ikincisi geriye kalan anlamındadır.
  2. İlki geriye kalan anlamındadır; ikincisi yönü gösterir.
  3. İkisi de yönü gösterir.
  4. İkisi de leave fiilinin geçmiş zamanıdır.
Cevabı göster

İlki yönü gösterir; ikincisi geriye kalan anlamındadır.

First of all, Anlatım akışı

0:11

Öncelikle,

90% of humans,

0:12

insanların %90'ı,

regardless of culture or language, Kalıp ifadeler

0:14

kültürleri veya dilleri ne olursa olsun,

are right-handed.

0:16

sağlaktır.

Anlatım akışı

First of all, ile ilk noktayı düzenlemek

First of all, bir açıklama veya savunmadaki ilk ve temel noktayı tanıtır. Burada dinleyiciye, sağ el kullanımıyla ilgili istatistiği sonraki anlatımın başlangıç noktası olarak görmesini söyler. Bu ifade yalnızca yeni bir bilgi eklemek yerine anlatımın akışını düzenler. Konuşmacı daha sonra açıkça second ya da secondly demese bile ilk önemli noktayı sunmak için kullanılabilir.

Alıştırma

İlk temel noktayı sunan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: '____, we need to agree on the goal.'

Cevabı göster

First of all

Kalıp ifadeler

regardless of culture or language: sonucu etkilemeyen etkenler

Regardless of + isim veya isim öbeği, belirtilen sonucu değiştirmeyen bir etkeni gösterir. Burada kültür ve dil farklılıkları, sağ elini kullanan insanların oranıyla ilgili genel iddiayı değiştirmez. Or, culture ve language sözcüklerini aynı of edatına bağlı iki alternatif etken olarak birleştirir. Bu öbek ek bilgi verir; cümlenin ana iddiası hâlâ 90% of humans are right-handed ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ve yaşın erişimi etkilemediğini gösteren ifadeyi seçin: 'The club welcomes everyone, ___ age.'

  1. despite of
  2. regardless to
  3. regardless of
  4. because of
Cevabı göster

regardless of

And we choose a dominant hand before we've even left our mothers. Dilbilgisi

0:18

Dahası, baskın elimizi daha anne karnından çıkmadan seçeriz.

Dilbilgisi

before we've even left: şaşırtıcı derecede erken bir zaman sınırı

Before, daha sonra gelen zaman sınırını tanıtır: annelerimizin bedeninden çıkmak, yani doğmak. We've left, leave fiilinin present perfect biçimidir; buradaki left bir geçmiş zaman ortacıdır ve sol yönü anlamına gelmez. Even, zamanlamanın şaşırtıcı derecede erken olduğunu vurgular. Buradaki fikir, hangi elin baskın olacağına ilişkin tercihin beklenenden önce, doğumdan önce oluşmuş olmasıdır. Bu yapıda before olayların sırasını verirken tamamlanmış yapı, annenin bedeninden çıkmayı daha sonraki tamamlanma noktası olarak sunar.

Alıştırma

Yeteneğin şaşırtıcı derecede erken ortaya çıktığını göstermek için cümleyi before + present perfect + even ile tamamlayın: Mia can read simple words ____ school.

Cevabı göster

before she's even started

That's right.

0:24

Aynen öyle.

When a baby inside its mother's womb is seen sucking its thumb, Dilbilgisi

0:24

Anne karnındaki bir bebek başparmağını emerken görüldüğünde,

it is sucking the right thumb 90% of the time.

0:28

vakaların %90'ında sağ başparmağını emiyordur.

Dilbilgisi

is seen sucking: devam eden bir eylemin edilgen gözlemi

Is seen sucking, see someone doing something yapısının edilgen biçimidir. Bebek gözlemleyen değil, gözlemlenen kişidir; sucking ise o anda görülebilen eylemi belirtir. Gözlemleyen kişi önemsiz olduğunda veya belirtilmediğinde ve gözlem sırasında sürmekte olan bir eylemi anlatmak istediğinizde be seen + -ing kullanın. be biçimi zamana ve tekil-çoğul durumuna göre değişir: is seen sucking, was seen running, were seen leaving.

Alıştırma

Raporu edilgen gözlem yapısı ve dig fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: During the survey, a fox ____ near the fence.

Cevabı göster

was seen digging

Animals do it too.

0:33

Hayvanlar da bunu yapar.

In fact,

0:34

Hatta,

horses take longer strides with their right legs,

0:34

atlar sağ bacaklarıyla daha uzun adımlar atar,

which is the entire reason racetracks are run counter-clockwise.

0:38

yarış pistlerinde saat yönünün tersine koşulmasının tek nedeni de budur.

Left-handedness is so rare that across most cultures, Dilbilgisi

0:43

Solaklık o kadar nadirdir ki çoğu kültürde,

there's been a historical stigma against being left-handed. Kalıp ifadeler

0:46

tarih boyunca solak olmak damgalanmıştır.

Dilbilgisi

so rare that: sonuç doğuran yüksek derece

so + sıfat + that kalıbı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada so, rare sözcüğünün derecesini güçlendirir ve that sonuç yan cümlesini başlatır. Solaklığın nadir olması, tarihsel bir damgalamanın gelişme nedeni olarak sunulur. Buradaki that bir bağlaçtır; bir şeyi işaret etmek için kullanılan “şu” anlamında değildir. Bu kalıbı gördüğünüzde, yüksek derecenin sonucunda ne olduğunu that sözcüğünden sonra arayın.

Alıştırma

Yüksek bir dereceyi sonuca bağlayan kalıpla cümleyi tamamlayın: The puzzle was ____ hard ____ Mia asked for help.

Cevabı göster

so · that

Kalıp ifadeler

historical stigma against being left-handed: solaklığa karşı tarihsel damgalama

Stigma, bir özellik veya davranışın utanç verici görünmesine yol açabilen güçlü ve olumsuz bir toplumsal etikettir. stigma against being left-handed ifadesinde against being left-handed, olumsuz tutumun hedefini belirtir; being, isim olarak kullanılan bir -ing biçimidir. Historical, cümlenin uzun süredir var olan toplumsal bir tutumu aktardığını gösterir. Konuşanın bu tutuma katıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede stigma, kişisel bir tercih yerine toplum genelindeki olumsuz bir etiketi anlatır?

  1. I dislike asking for help.
  2. There is a stigma against asking for help.
  3. Asking for help is uncommon.
Cevabı göster

There is a stigma against asking for help.

In fact,

0:50

Hatta,

the word for someone who's good at using both hands

0:51

iki elini de iyi kullanabilen birine

is ambidextrous, Kelime

0:54

ambidextrous denir,

Kelime

Ambidextrous: iki elini de beceriyle kullanan

Ambidextrous, sol ve sağ elini yaklaşık olarak aynı beceriyle kullanabilen bir kişiyi anlatan sıfattır. Yalnızca diğer eli denemeyi veya ara sıra kullanmayı değil, iki elde de gerçek bir beceri bulunmasını ifade eder. Bu cümlede the word for someone who's ... is ... kalıbı belirli bir sözcüğü tanıtıp tanımlar. Sıfat, She is ambidextrous örneğindeki gibi be fiilinden sonra veya an ambidextrous artist örneğindeki gibi isimden önce gelebilir.

Alıştırma

“İki elini benzer beceriyle kullanabilen” anlamındaki sıfatla İngilizce cümleyi tamamlayın: Maya can draw equally well with either hand, so she is ____.

Cevabı göster

ambidextrous

and dexter comes from Latin for right. Kültür

0:55

ve dexter, Latincede sağ anlamına gelir.

So when you call somebody ambidextrous,

0:58

Dolayısıyla birine ambidextrous dediğinizde,

you're not saying that they're good with using both hands,

1:00

iki elini de iyi kullandığını söylemiş olmuyorsunuz,

you're telling them that they have two right hands.

1:02

ona iki sağ eli olduğunu söylüyorsunuz.

Kültür

dexter, right anlamına gelir ... two right hands

Latince dexter, “sağ” veya “sağ tarafta” anlamına gelirken ambi- “her ikisi” anlamına gelir. Bu sözcük parçaları ambidextrous kelimesinin tarihini açıklamaya yardımcı olur. Konuşmacı daha sonra bu tarihi bir şakaya dönüştürür: dexter sözcüğü doğrudan “sağ” olarak okunursa ambidextrous birinin “two right hands” sahibi olduğu düşünülebilir. Bu görüntü bir kelime oyunudur, günümüzdeki tanım değildir; ambidextrous hâlâ iki elini de beceriyle kullanabilen demektir.

Alıştırma

Konuşmacı ambidextrous birinin “two right hands” sahibi olduğunu söylerken ne yapıyor?

  1. Ambidextrous sözcüğünün standart günlük tanımını vermek
  2. Sözcüğün tarihî parçalarını mizahi biçimde gerçek anlamlı bir görüntüye dönüştürmek
  3. Kişinin sol elini kullanamadığını iddia etmek
Cevabı göster

Sözcüğün tarihî parçalarını mizahi biçimde gerçek anlamlı bir görüntüye dönüştürmek

And if someone is unable to use either hand,

1:06

Bir kişi iki elinden hiçbirini kullanamıyorsa,

they're called ambisinister, Kültür

1:08

ona ambisinister denir,

because in Latin,

1:11

çünkü Latincede

sinister means left.

1:12

sinister, sol demektir.

Kültür

ambisinister ve Latince sinister kelimesinin “sol” anlamı

Ambisinister, ambidextrous örnek alınarak oluşturulmuş, nadir ve şakacı bir kelimedir. ambi- ön eki “her ikisi” anlamına gelirken burada sinister, “sol” anlamındaki Latince sinister kelimesi üzerinden anlaşılır. Şaka, kişinin “iki sol eli” olduğunu hayal eder; bu yüzden iki eli de beceriksizdir. Buradaki sinister means left, kelimenin kökenine ilişkin bir ipucudur; günümüzdeki olağan anlam değildir. Günümüz İngilizcesinde sinister genellikle “tehditkâr”, “uğursuz” veya “kötücül” demektir.

Alıştırma

Bu cümlede ambisinister neden iki elle de beceriksiz olmayı anlatıyor?

  1. Çünkü genellikle left-handed kelimesinin karşıtıdır
  2. Çünkü modern İngilizcede sinister “tehlikeli” demektir
  3. Çünkü ambi- her ikisini belirtir ve Latince sinister “sol” demektir
Cevabı göster

Çünkü ambi- her ikisini belirtir ve Latince sinister “sol” demektir

But why do we have to have a dominant hand in the first place? Kalıp ifadeler

1:15

Peki en başta neden baskın bir ele sahip olmak zorundayız?

Kalıp ifadeler

why sorusunda in the first place

In the first place, “en başta” veya “en temel düzeyde” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu why sorusunda bir yeri ya da sıralamadaki konumu değil, durumun neden var olduğunu sorar. Bu ifade, konuşanın ayrıntılardan geri çekilip bir şeyin arkasındaki ilk nedeni veya varsayımı sorgulamasını sağlar. Sorunun daha itirazcı veya kuşkucu duyulmasına sık sık yol açar.

Alıştırma

Soruyu, dersteki temel nedeni sorgulayan kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Why was this rule created ____?

Cevabı göster

in the first place

Why can't we all just be awesome with both hands?

1:18

Neden hepimiz iki elimizi de harika kullanamıyoruz?

Well,

1:21

Eh,

the fault lies in the brain. Kalıp ifadeler

1:21

suç beyinde.

Kalıp ifadeler

the fault lies in: temel nedeni gösterme

Bu cümlede the fault lies in the brain, açıklamanın ya da temel nedenin beyinde bulunduğunu belirtir. Fault, sonucun kaynağına işaret eder; mutlaka ahlaki bir kusur ya da suçlanması gereken bir kişi anlamına gelmez. The fault lies in + isim öbeği kalıbı bir teşhis ortaya koyar: yalnızca bir şeyin sonuca neden olduğunu söylemekten daha vurgulu biçimde asıl kaynağın yerini gösterir. Buradaki lies, lie fiilinin bulunmak anlamıdır; yalan söylemek değildir.

Alıştırma

Öğrenilen kalıpla teşhisi tamamlayın: The toy is fine; ____ the old battery.

Cevabı göster

the fault lies in

A brain wants to be efficient,

1:24

Beyin verimli olmak ister,

so it divvies up tasks to specific regions, Öbek fiiller

1:26

bu yüzden görevleri belirli bölgelere paylaştırır

Öbek fiiller

divvies up: bir bütünün parçalarını gündelik dille paylaştırma

Bu cümlede divvies up, bir görev grubunu parçalara ayırmak ve bu parçaları belirli bölgelere vermek anlamına gelir. Up, öbek fiilin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıplar divvy something up ve divvy up something şeklindedir. Nesne bir zamirse fiille parçacığın arasına gelir: divvy it up denir, divvy up it denmez.

Alıştırma

Dersteki gündelik öbek fiili kullanın: Each morning, Priya ____ the classroom jobs among three helpers.

Cevabı göster

divvies up

and it tends to avoid sending too much information between both hemispheres

1:29

ve iki yarım küre arasında çok fazla bilgi göndermekten kaçınır,

because doing so would require using the corpus callosum, Kalıp ifadeler

1:33

çünkü bunu yapmak korpus kallozumu kullanmayı gerektirir,

which would take more time and energy.

1:36

bu da daha fazla zaman ve enerji alır.

Kalıp ifadeler

doing so: önceki bir eyleme gönderme

Bu cümlede doing so, “iki yarım küre arasında çok fazla bilgi göndermek” anlamına gelir. do daha önce söz edilen eylemi gerçekleştirmeyi ifade eder, so ise o eyleme geri gönderimde bulunur; buradaki so, “bu nedenle” anlamına gelmez. do/doing so kalıbı, kastedilen eylem zaten açık olduğunda daha uzun bir fiil öbeğinin yerini alır. Böylece eylemin tamamını tekrarlamadan neden-sonuç açıklamasını kısa ve anlaşılır tutar.

Alıştırma

Özgün cümlede doing so hangi eyleme gönderme yapıyor?

  1. Daha fazla zaman ve enerji harcamak
  2. İki yarım küre arasında çok fazla bilgi göndermek
  3. Korpus kallozumu kullanmak
Cevabı göster

İki yarım küre arasında çok fazla bilgi göndermek

Now,

1:39

Şimdi,

the way the brain works is kind of funny. Ton ve niyet

1:39

beynin çalışma biçimi biraz tuhaftır.

Ton ve niyet

Konuşmada yumuşatıcı olarak kind of

Burada kind of, funny sıfatının kesinliğini azaltır. Konuşmacı, beynin çalışma şeklinin biraz tuhaf veya ilginç olduğunu söylüyor; onun funny olduğuna dair güçlü ve mutlak bir iddiada bulunmuyor. Konuşma dilinde bir sıfatın veya betimlemenin önünde kullanılan kind of, genellikle “biraz” ya da “bir dereceye kadar” anlamına gelir. Belirsizlik, yaklaşık değerlendirme veya bilinçli olarak yumuşatılmış bir görüş bildirir; burada bir türü veya kategoriyi adlandırmaz.

Alıştırma

The way the brain works is kind of funny? cümlesinde kind of ne anlatıyor?

  1. Değerlendirmeyi güçlendirip tamamen kesin hâle getirir.
  2. Değerlendirmeyi yumuşatarak biraz tuhaf veya ilginç olduğu anlamını verir.
  3. Beyni belirli bir kategoriye yerleştirir.
Cevabı göster

Değerlendirmeyi yumuşatarak biraz tuhaf veya ilginç olduğu anlamını verir.

The left side of the brain controls the right side of the body,

1:41

Beynin sol tarafı vücudun sağ tarafını kontrol eder,

and the right side of the brain controls the left side of the body.

1:45

beynin sağ tarafı da vücudun sol tarafını kontrol eder.

So it makes sense Kalıp ifadeler

1:48

Dolayısıyla

that the hand you're best doing precise stuff with

1:49

hassas işleri en iyi yaptığınız elin,

would correlate to the hemisphere of the brain

1:52

beynin en hassas işlemleri yapan

that does the most precise processing.

1:54

yarım küresiyle bağlantılı olması mantıklıdır.

Kalıp ifadeler

It makes sense that: makul bir çıkarım sunmak

it makes sense that + yan cümle kalıbında sense, “mantık veya gerekçe” anlamındadır. Konuşmacı, ardından gelen iddiayı bilinen gerçeklere dayanan makul bir sonuç olarak sunar. Bu kalıp bir çıkarımı destekler, ancak onu kesin bir kanıt olarak göstermez. Genellikle bir açıklamayı, ondan doğal olarak çıkan sonuca bağlar.

Alıştırma

Cümleyi makul bir çıkarım bildiren dört kelimelik hedef kalıpla tamamlayın: Maya has practiced every day, so ____ she feels confident before the concert.

Cevabı göster

it makes sense that

In 95% of right-handed people,

1:57

Sağlakların %95'inde,

it's the left hemisphere

2:00

sol yarım küre,

that deals with precise language thinking like definitions. Öbek fiiller

2:02

tanımlar gibi hassas dilsel düşünme süreçlerini yürütür.

Öbek fiiller

Deals with: bir alanı ele almak veya kapsamak

Burada deals with, “ele alır, kapsar veya ilgilenir” anlamındadır. Özne sol yarım küredir ve nesne bir zihinsel işlem türünü belirtir; bu nedenle ifade, o beyin bölgesine işlevsel bir rol yükler. deal with ifadesinin nesnesi mutlaka bir sorun olmak zorunda değildir. Bilimsel ve iş ortamındaki açıklamalarda bu ifade bir parçayı, kişiyi veya ekibi üzerinde çalıştığı alanla ilişkilendirebilir.

Alıştırma

Cümleyi “kapsar veya ele alır” anlamındaki iki kelimelik hedef öbek fiille tamamlayın: This chapter ____ the causes of coastal erosion.

Cevabı göster

deals with

But when you're left-handed,

2:06

Ama solaksanız,

there's about a 40% chance that you're using the right hemisphere or both.

2:08

sağ yarım küreyi veya ikisini birden kullanıyor olma ihtimaliniz yaklaşık %40'tır.

And this is where things get interesting. Anlatım akışı

2:12

İşin ilginçleştiği yer de burası.

Anlatım akışı

Söylem Geçişi Olarak “This Is Where Things Get Interesting”

This is where things get interesting, söylemin akışını düzenleyen bir geçiş ifadesidir. Konuşmacının temel hazırlık bölümünden açıklamanın daha şaşırtıcı veya önemli kısmına geçtiğini dinleyiciye bildirir; ifade kendi başına yeni bir kanıt sunmaz. Buradaki where fiziksel bir yeri değil, düşünce akışındaki bir noktayı belirtir. Tekrar kullanılabilen This is where + yan cümle kalıbı, bir gelişmenin veya değişimin özellikle önemli hâle geldiği aşamayı gösterebilir.

Alıştırma

Geçişi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: We've reviewed the basic facts. Now ____ things get interesting: the two groups behave differently.

Cevabı göster

this is where

Now,

2:14

Şimdi,

being left-handed or ambidextrous does not mean that your brain works in one way or the other, Anlatım akışı

2:14

solak veya iki elini de kullanabilen biri olmanız, beyninizin mutlaka şu ya da bu şekilde çalıştığı anlamına gelmez,

but it may help explain why across averages,

2:19

ama ortalamalara bakıldığında,

ambidextrous people sometimes score lower on IQ tests

2:21

iki elini de kullanabilenlerin IQ testlerinde bazen neden daha düşük puan aldığını

or why a greater proportion of schizophrenics are left-handed or ambidextrous than the rest of the population. Dilbilgisi

2:25

veya şizofreni hastaları arasında solak ya da iki elini kullananların oranının toplumun geri kalanından neden daha yüksek olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.

Anlatım akışı

“does not mean that ... but it may help explain why”: Bir İddiayı Sınırlamak

does not mean that ... but it may help explain why ... biçimindeki ikili çerçeve, bir sonucun ne kadar güçlü sunulduğunu kontrol eder. İlk bölüm, solak veya her iki elini de kullanabilmekten beynin sabit bir biçimde çalıştığına dair kesin bir çıkarım yapılmasını reddeder. İkinci bölüm ise sınırlı bir açıklayıcı bağlantıya yer bırakır. Hem may hem help iddianın gücünü azaltır: Bu etken grup düzeyindeki örüntüleri açıklamaya katkıda bulunabilir, ancak kanıt, eksiksiz bir neden veya her birey için geçerli bir sonuç olarak sunulmaz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki parçalı temkinli çerçevenin aynısıyla tamamlayın: This result ____ the treatment works for everyone, ____ the researchers want a larger trial.

Cevabı göster

does not mean that · but it may help explain why

Dilbilgisi

a greater proportion of ... than the rest of the population ile oran karşılaştırma

Burada a greater proportion of, bir grubun kendi içinde belirli bir özelliğe sahip olanların payının daha yüksek olduğunu belirtir. Kişilerin gerçek sayısını değil, oranları veya payları karşılaştırır. than the rest of the population ifadesi karşılaştırılan diğer grubu verir. İlk grup çok daha küçük olsa bile oranı daha yüksek, gerçek kişi sayısı ise daha düşük olabilir.

Alıştırma

İstatistiksel karşılaştırmayı hedef ifadeyle tamamlayın: Even though Group A is smaller, ____ its members passed the test than in Group B.

Cevabı göster

a greater proportion of

Now,

2:31

Şimdi,

that said, Anlatım akışı

2:31

bununla birlikte,

there are giant benefits to having a brain like that.

2:32

böyle bir beyne sahip olmanın muazzam avantajları vardır.

Anlatım akışı

that said: bir noktayı koruyup karşıtlık eklemek

That said bir söylem belirtecidir: Önceki noktayı kabul eder veya geçerli tutar, ardından bir sınırlama, dengeleyici unsur, istisna ya da karşıt bakış açısı sunar. Burada konuşmacı daha önce belirtilen dezavantajı geri çekmez. İfade, “Bunu aklında tut ama şimdi yararları da düşün” sinyalini verir. Kelimenin gerçek anlamıyla bir şey söyleme eylemini değil, fikirler arasındaki ilişkiyi düzenler.

Alıştırma

İlk noktayı kabul edip ardından onu dengeleyen bir karşıtlık ekleyen bağlayıcıyı seçin: The apartment is small. ____, its location is excellent.

  1. In other words
  2. Therefore
  3. That said
Cevabı göster

That said

By sending information back and forth, Notlar

2:35

Bilgi iki taraf arasında gidip geldikçe,

Kalıp ifadeler

back and forth: tekrarlanan iki yönlü hareket veya alışveriş

Back and forth, bir taraftan, kişiden veya yerden diğerine gidip geri dönmenin tekrarlandığını anlatan kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Bu cümlede bilgi, beynin iki yarım küresi arasında iki yönde sürekli aktarılır; bu, kelimesi kelimesine bir kez geriye, ardından ileriye hareket etmek değildir. Bu ifade fiziksel hareketi veya mesajlaşma, tartışma ve görüşme gibi iki yönlü etkinlikleri anlatabilir. Temel fikir, iki taraf arasındaki alışverişin tekrarlanması veya sürmesidir.

Alıştırma

“Her iki yönde tekrar tekrar” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The two teams emailed ____ until they agreed on the final design.

Cevabı göster

back and forth

more novel connections are made,

2:37

daha özgün bağlantılar kurulur,

more creative ideas are made.

2:40

daha yaratıcı fikirler üretilir.

Dilbilgisi

By sending ...: yöntem ifadesinden sonra gelen paralel sonuçlar

By sending information back and forth, cümlenin başına yerleştirilmiş bir yöntem ifadesidir. by + -ing yapısı “Bu nasıl gerçekleşiyor?” sorusunu yanıtlar: bilginin iki yönde aktarılması, sonuçları ortaya çıkaran yöntemdir. Buradaki by, “yanında” anlamına gelmez ve bir konum belirtmez. Cümle daha sonra iki eşgüdümlü edilgen sonuç verir: more novel connections are made ve more creative ideas are made. more + sıfat + isim + are made yapısının tekrarlanması sonuçları paralel hâle getirir ve dikkati bunları kimin ürettiğine değil, neyin üretildiğine yöneltir. Yeniden kullanılabilecek kalıp By + -ing, sonuç, paralel sonuç şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle bir yöntemi By + -ing ile sunup ardından iki paralel edilgen sonuç veriyor?

  1. By testing the alarm each month, faults are found early and costly repairs are avoided.
  2. After testing the alarm, the technician found faults and avoided costly repairs.
  3. The technician tests the alarm each month, and costly repairs might be avoided.
Cevabı göster

By testing the alarm each month, faults are found early and costly repairs are avoided.

Albert Einstein was left-handed,

2:42

Albert Einstein solaktı,

and five of the last seven U.S. presidents have been left-handed.

2:44

ve son yedi ABD başkanından beşi solaktı.

There's something else left-handed people have an advantage with:

2:50

Solakların avantajlı olduğu bir şey daha var:

keyboards.

2:53

klavyeler.

On a QWERTY keyboard, Kültür

2:54

QWERTY klavyede,

thousands and thousands of English words can be typed using the left hand. Dilbilgisi

2:55

binlerce İngilizce sözcük yalnızca sol elle yazılabilir.

Kültür

Bir düzen adı olarak QWERTY keyboard

QWERTY, en üstteki harf sırası Q-W-E-R-T-Y ile başlayan yaygın bir klavye düzeninin adıdır. QWERTY keyboard ifadesinde tuşların dizilimini belirtir; bir markayı, donanım türünü veya giriş yöntemini belirtmez. Bu arka plan önemlidir çünkü tek elle yazılabilen kelimeler harflerin nerede bulunduğuna bağlıdır.

Alıştırma

Örnekte QWERTY neyi tanımlıyor?

  1. Klavye donanımının markası
  2. İngilizce kelimeleri çevirme yöntemi
  3. Harf tuşlarının dizilimi
Cevabı göster

Harf tuşlarının dizilimi

Dilbilgisi

thousands and thousands ile miktar vurgusu

thousands and thousands of English words ifadesinde thousands sözcüğünün tekrarı miktarı güçlendirir. Bu, toplanması gereken iki ayrı miktar değil, binler düzeyinde çok büyük bir sayı anlamına gelir. Tekrar, kesin bir sayı vermek yerine cümleye canlı ve konuşma diline özgü bir vurgu katar.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve vurgulu, yaklaşık bir miktar bildiren tekrarlı ifadeyle tamamlayın: The rescue center received ____ of blankets after the appeal.

Cevabı göster

thousands and thousands

But on the right side of the keyboard,

3:01

Ama klavyenin sağ tarafında,

you can only write maybe about a hundred or so.

3:02

belki yalnızca yüz kadar sözcük yazabilirsiniz.

On the left side of a keyboard,

3:05

Klavyenin sol tarafında,

the left hand all on its own Kalıp ifadeler

3:07

sol el tek başına

can type pretty long, Kelime

3:08

oldukça uzun

Kalıp ifadeler

all on its own: tamamen bağımsız hareket etmek

Burada all on its own, “diğer elden yardım almadan, tamamen bağımsız biçimde” demektir. Its klavyeyi değil, sol eli gösterir. Bu ifade, elin kendi başına hareket etmeye karar verdiği anlamına gelmez. Tekrar kullanılabilen kalıp all on + iyelik bildiren sözcük + own biçimindedir: all on my own, all on your own ve benzerleri. All, on its own ifadesini güçlendirerek yardım alınmadığını özellikle vurgular.

Alıştırma

“Hiç kimseden yardım almadan” anlamındaki vurgulanmış dört sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: The toy car found its charging station ____.

Cevabı göster

all on its own

somewhat common words like stewardesses,

3:09

ve nispeten yaygın olan stewardesses,

reverberated, and desegregated.

3:12

reverberated ve desegregated gibi sözcükleri yazabilir.

Kelime

pretty long ... somewhat common: derece karşıtlığı

Burada pretty ve somewhat derece zarflarıdır. Pretty long, “oldukça uzun” demektir; pretty burada “güzel” anlamına gelmez. Somewhat common, “sınırlı veya orta derecede yaygın” anlamındadır; somewhat tek sözcüktür ve “bir şey” anlamına gelmez. İki niteleyiciyi birlikte kullanmak, yargılara farklı güç verir. Konuşmacı sözcüklerin uzun olduğu konusunda daha kesin, onları yaygın olarak nitelerken ise daha temkinli duyulur; herkesin bu sözcükleri kullandığını iddia etmez.

Alıştırma

Hangi cümle şu anlama en uygun düşer: “Sınav oldukça zordu, ancak yönergeler yalnızca orta derecede anlaşılmazdı”?

  1. The test was pretty difficult, but the instructions were somewhat unclear.
  2. The test was very difficult, and the instructions were completely unclear.
  3. The test was somewhat difficult, but the instructions were pretty unclear.
Cevabı göster

The test was pretty difficult, but the instructions were somewhat unclear.

But on the right hand side,

3:14

Ama sağ tarafta,

the longest common word you can type is lollipop.

3:15

yazabileceğiniz en uzun yaygın sözcük lollipop olur.

Oh, look, Anlatım akışı

3:19

Aa, bakın,

a spacebar.

3:20

bir boşluk tuşu.

When people go to space,

3:22

İnsanlar uzaya gittiğinde,

Anlatım akışı

“space” ile “spacebar”dan “go to space”e geçiş

spacebar içindeki space, klavye tuşunun oluşturduğu boşluğu; go to space içindeki space ise uzayı ifade eder. Konuşmacı aynı yazılı ve sesli biçimi tekrarlarken anlamı değiştirir. Bu ortak kelime, sözcüksel bir köprü görevi görür: klavye konusunu kapatıp hafif bir kelime oyunuyla uzay yolculuğu konusunu açar. Boşluk tuşunun uzaya gitmeye neden olduğu ya da bunu açıkladığı ileri sürülmez.

Alıştırma

Tekrarlanan space kelimesi bu geçişte ne yapıyor?

  1. Bir boşluk tuşunun fiziksel tasarımını açıklar.
  2. Aynı kelimenin farklı anlamları üzerinden iki konuyu birbirine bağlar.
  3. Boşluk tuşuna basmanın insanları uzaya gönderdiğini söyler.
Cevabı göster

Aynı kelimenin farklı anlamları üzerinden iki konuyu birbirine bağlar.

they have left Earth.

3:23

Dünya'dan ayrılmış olurlar.

The first person to leave Earth into space was Yuri Gagarin,

3:26

Dünya'dan ayrılıp uzaya çıkan ilk kişi Yuri Gagarin'di,

a Soviet cosmonaut. Kültür

3:30

kendisi bir Sovyet kozmonotuydu.

Kültür

Yuri Gagarin’i tanımlayan “a Soviet cosmonaut”

Soviet, Gagarin’i 1961’de uçtuğu sırada temsil ettiği devlet olan Sovyetler Birliği ile ilişkilendirir. Bu tarihî bir adlandırmadır; günümüz Rusları için kullanılan başka bir sözcük değildir. İngilizcede cosmonaut, özellikle Sovyet ve daha sonra Rus uzay programlarının üyeleri için kullanılan geleneksel terimdir. astronaut ile temelde aynı tür uzay yolcusunu anlatır; ancak bu sözcüğün seçilmesi tarihî ve programa özgü bağlamı korur.

Alıştırma

Sovyet uzay programıyla geleneksel olarak ilişkilendirilen İngilizce terimi kullanın: Yuri Gagarin was a Soviet ____.

Cevabı göster

cosmonaut

But the one I'm interested in was the fourth man into space,

3:31

Ama benim ilgilendiğim kişi uzaya çıkan dördüncü adam,

Gherman Titov.

3:35

Gherman Titov.

He may have only been the fourth person into space, Anlatım akışı

3:36

Uzaya çıkan yalnızca dördüncü kişiydi,

but he was the first person to have left Earth

3:38

ama Dünya'dan ayrılan

Anlatım akışı

He may have only been ... but he was the first person: önce kabul etme, sonra odağı değiştirme

He may have only been the fourth person into space bölümü, daha az etkileyici görünen bir sırayı kısaca kabul eder. Buradaki may have only been, olayın doğru olduğuna dair güçlü bir şüpheyi anlatmaktan çok, asıl noktadan önce bu bilgiyi bir ödün olarak sunar. But he was the first person, dikkati daha önemli bir başarıya çevirir. Fourth ve first farklı şeyleri sayar: devamındaki sözler, bu ilkliğin yalnızca Dünya'dan ayrılmak değil, uzayda uyuyan ilk kişi olmakla ilgili olduğunu gösterir. Bu kalıp, daha zayıf bir bilgiyi kabul ettikten sonra daha güçlü ve farklı bir ilk başarıyı vurgular.

Alıştırma

He may have only been ... but he was the first person ... kalıbı bu cümlede ne yapıyor?

  1. Konuşanın onun uzaya gidip gitmediğinden emin olmadığını söyler.
  2. Daha az etkileyici bir sırayı kısaca kabul eder, sonra odağı daha önemli bir ilk başarıya çevirir.
  3. Dördüncü kişi ile ilk kişinin aynı sıra olduğunu söyler.
Cevabı göster

Daha az etkileyici bir sırayı kısaca kabul eder, sonra odağı daha önemli bir ilk başarıya çevirir.

and simultaneously left wakefulness. Deyimler

3:42

ve aynı anda uyanıklığı da geride bırakan ilk kişiydi.

Titov was the first person to sleep in space.

3:45

Titov, uzayda uyuyan ilk kişiydi.

Deyimler

left wakefulness: fell asleep demenin mizahi bir yolu

Simultaneously, “aynı anda” demektir. Left Earth ile left wakefulness ifadelerini birbirine uyan iki eylem gibi gösterir. Left Earth gerçek anlamdadır, fakat left wakefulness eğlenceli bir benzetmedir: uyanık olma durumundan çıktı, yani uykuya daldı. Gerçek bir ayrılış ve durum değişikliği için aynı left sözcüğünün kullanılması şakayı oluşturur. Left wakefulness yaygın bir kalıp ifade değildir.

Alıştırma

Bu cümlede simultaneously left wakefulness ne anlama geliyor?

  1. Yolculuk boyunca uyanık kaldı.
  2. Uyandı ve dikkati açıldı.
  3. O da uykuya daldı ve artık uyanık değildi.
Cevabı göster

O da uykuya daldı ve artık uyanık değildi.

And here's what's really fun: Anlatım akışı

3:50

İşin asıl eğlenceli yanıysa şu:

he was 25 years old when he did it,

3:51

bunu yaptığında 25 yaşındaydı,

Anlatım akışı

Here's what's really fun: dikkati sıradaki ayrıntıya yöneltmek

Bu kalıpta here's bir yeri göstermez. Here's what's really fun, dinleyiciye “Sıradaki ayrıntıya dikkat et; bu özellikle eğlenceli ya da ilginç” mesajını verir. İki nokta, vurgulanan ayrıntının hemen ardından geleceğini gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp Here's what's + adjective: ... şeklindedir. Konuşmacı bu kalıpla bir sürprizden, önemli bir noktadan veya ilginç bir ek bilgiden önce dikkati yönlendirebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki odaklama ifadesinin aynısıyla tamamlayın: ____: Maya can solve the puzzle in one minute.

Cevabı göster

Here's what's really fun

which means that to this day, Notlar

3:53

yani bugün bile

Titov is the youngest human who has ever been to space. Dilbilgisi

3:55

Titov, uzaya çıkan en genç insan olma unvanını koruyor.

Anlatım akışı

Which means that: bir gerçekten sonuç çıkarmak

Which means that, önceki gerçeği o gerçekten çıkarılan sonuca bağlar. Buradaki which, yakındaki tek bir sözcüğe değil, Titov'un uzaya gittiğinde 25 yaşında olduğu fikrinin tamamına gönderme yapar. Yeniden kullanılabilen kalıp gerçek, which means that + sonuç şeklindedir. Mantık adımını açık hâle getirir; böylece dinleyicilerin bağlantıyı kendilerinin çıkarması gerekmez.

Alıştırma

“Lena finished every task early, which means that she can help the team,” cümlesinde which neye gönderme yapar?

  1. Lena'nın her görevi erkenden bitirmiş olması gerçeğinin tamamına.
  2. Yalnızca team ismine.
  3. Yalnızca task ismine.
Cevabı göster

Lena'nın her görevi erkenden bitirmiş olması gerçeğinin tamamına.

Kalıp ifadeler

to this day: geçmişten bugüne devam etme

To this day, “geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar, şimdiki an da dâhil” anlamına gelir. Bu cümlede Titov'un rekorunun geçmişte kırıldığını ve anlatıcı konuşurken hâlâ geçerli olduğunu gösterir. Bu ifade, bir durumun uzun süre devam ettiğini ya da bu devamlılığın dikkat çekici veya şaşırtıcı olduğunu sıkça vurgular. Today kelimesinden farklı olarak yalnızca bugünü adlandırmaz; geçmişten bugüne uzanan bir zaman aralığı kurar.

Alıştırma

Cümleyi “geçmişten şimdiye kadar” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The old lighthouse still guides ships ____.

Cevabı göster

to this day

Dilbilgisi

the youngest ... who has ever ...: bugüne kadar geçerli bir yaş rekoru

The youngest, karşılaştırılan grup içindeki en düşük yaşa sahip kişiyi belirtir. Buradaki grup uzaya gitmiş tüm insanlardır ve rekor, her kişinin uzaya gittiği zamanki yaşıyla ilgilidir; Titov'un şimdiki yaşıyla değil. who has ever been to space yan cümlesi, geçmişten bugüne kadar ilgili tüm deneyimleri ele almak için present perfect kullanır. Ever karşılaştırmayı genişletir: bu süre içindeki herhangi bir zamanda bu deneyimi yaşamış herkes kapsama girer.

Alıştırma

Hangi cümle hâlâ geçerli olan tüm zamanların yaş rekorunu doğal biçimde ifade eder?

  1. Leah is the youngest pilot who has ever crossed the Atlantic alone.
  2. Leah is the youngest pilot who had ever crossed the Atlantic alone.
  3. Leah is the young pilot who crossed the Atlantic alone.
Cevabı göster

Leah is the youngest pilot who has ever crossed the Atlantic alone.

You know what else leaves Earth? Anlatım akışı

3:59

Dünya'yı başka ne terk ediyor, biliyor musunuz?

Helium.

4:01

Helyum.

Anlatım akışı

Retorik geçiş olarak You know what else ...?

You know what else leaves Earth?, aynı leaves Earth düşüncesini korurken yeni bir özne tanıtan retorik bir sorudur. You know dinleyicileri tahmin etmeye çağırır; what else ise bu düşünceye uyan başka bir şey sorar. Konuşmacı soruyu hemen Helium diye yanıtladığı için gerçek bir cevap beklenmez. Bu soru-cevap kalıbı konunun akıcı biçimde değişmesini sağlar ve dinleyicinin ilgisini canlı tutar.

Alıştırma

Retorik geçişi verilen sabit soru kalıbıyla tamamlayın: “Bears sleep for much of the winter. ____ sleeps through cold months? The dormouse.”

Cevabı göster

You know what else

That's right.

4:02

Aynen öyle.

Helium gas that we use in balloons is lighter than air, Dilbilgisi

4:02

Balonlarda kullandığımız helyum gazı havadan daha hafiftir,

Dilbilgisi

lighter than air: sıfat + -er + than

lighter than air ifadesinde lighter, light sıfatının karşılaştırma biçimidir ve burada light “ağır olmayan” anlamına gelir. Than, karşılaştırma ölçütü olarak air kelimesini getirir: helyum havadan daha az yoğundur, bu nedenle aynı hacimde daha az ağırlığa sahiptir. Yeniden kullanılabilir kalıp karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırma ölçütüdür; faster than a bike veya cheaper than the old model buna örnektir. Buradaki lighter, alev çıkarmaya yarayan bir araç veya daha açık bir renk anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi light sıfatının karşılaştırma biçimi ve karşılaştırma kelimesiyle tamamlayın: “This laptop weighs 1.2 kilograms, and that one weighs 2 kilograms. This laptop is ____ that one.”

Cevabı göster

lighter than

and so molecules of helium rise all the way to the very tip top of our atmosphere, Kalıp ifadeler

4:06

bu yüzden helyum molekülleri atmosferimizin en üst noktasına kadar yükselir,

Kalıp ifadeler

all the way to the very tip top: en üst noktaya kadar bütün yol boyunca

All the way to, hareketin bir varış noktasına kadar olan mesafenin tamamını kapsadığını vurgular. Burada helyum moleküllerinin daha aşağıda durmayıp atmosfer boyunca yükseldiğini gösterir. The very tip top, mutlak en üst kısım demektir. Very, tip top ifadesini daha da güçlendirir; böylece iki parça birlikte hem yolun tamamını hem de ulaşılabilecek en uç noktayı canlı biçimde vurgular. Burada tip top bir konumu belirtir.

Alıştırma

Hem yolculuğun tamamını hem de mümkün olan en yüksek noktayı vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The glass elevator carried us ____ of the tower.

Cevabı göster

all the way to the very tip top

where they get picked off by solar wind, Öbek fiiller

4:11

orada güneş rüzgârına kapılır

Öbek fiiller

get picked off: teker teker ortadan kaldırılmak

Get picked off, get + geçmiş zaman ortacıyla kurulan bir edilgen yapıdır ve bir şeyin bir olaya maruz kaldığını gösterir. Are picked off yapısına göre daha konuşma diline yakın ve daha hareketlidir. Pick off, bir grubun üyelerini teker teker ortadan kaldırmak, yakalamak veya yenmek demektir. Bu cümlede güneş rüzgârı helyum moleküllerini Dünya'nın atmosferinden uzaklaştırır; onları yararlı bir amaç için seçmez.

Alıştırma

“The weaker teams got picked off one by one,” cümlesinde got picked off ne anlama gelir?

  1. Özel yardım almaları için seçildiler.
  2. Daha güçlü tek bir takım hâlinde birleştirildiler.
  3. Teker teker elendiler.
Cevabı göster

Teker teker elendiler.

meaning that they leave us forever. Anlatım akışı

4:13

ve bizi sonsuza dek terk ederler.

Anlatım akışı

meaning that ile sonuç eklemek

Burada meaning that, az önce anlatılan durumun gerçek sonucunu, yani onların bizi sonsuza dek terk etmesini belirtir. Meaning sözcüğünün örtük öznesi önceki durumun tamamıdır; helyum molekülleri “anlam ifade etme” eylemini gerçekleştirmemektedir. -ing yan cümlesi ek bir açıklamadır. Yeni ve tam bir cümle başlatmak yerine “and this means that ...” düşüncesini kısaltır ve neden-sonuç bilgisini düzenlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi “ve bu şu anlama gelir” anlamındaki kısa sonuç bağlacıyla tamamlayın: The museum is closed today, ____ we need to change our plans.

Cevabı göster

meaning that

In fact,

4:16

Aslında,

there's a little bit of a concern over how much helium we have left Kalıp ifadeler

4:17

ne kadar helyumumuz kaldığı konusunda biraz endişe var,

Kalıp ifadeler

a little bit of a concern over ile endişeyi yumuşatmak

There's a little bit of a concern over ... yapısında a little bit of, concern sözcüğünün gücünü azaltır. Konuyu büyük bir sorun olarak ilan etmek yerine sınırlı veya henüz kesinleşmemiş bir endişe olarak sunar; fiziksel olarak ölçülebilen bir miktarı anlatmaz. Concern over, endişenin kaynağını veya konusunu belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp şöyledir: There is/There's + a little bit of a concern + over + bir isim öbeği, how much ... gibi dolaylı bir soru veya whether yan cümlesi.

Alıştırma

Hangi cümle olası bir sorunu en doğal biçimde ihtiyatlı ve yumuşatılmış bir tonla dile getirir?

  1. There's a serious concern over whether the pool will open on time.
  2. There's a little bit of a concern over whether the pool will open on time.
  3. There's no concern over whether the pool will open on time.
Cevabı göster

There's a little bit of a concern over whether the pool will open on time.

because the only way helium comes into existence on Earth is through radioactive decay. Kalıp ifadeler

4:20

çünkü helyum Dünya'da yalnızca radyoaktif bozunma yoluyla oluşur.

Kalıp ifadeler

comes into existence: var olmaya başlamak

Bu cümlede comes into existence, “var olmaya başlar” veya “oluşur” anlamına gelir. Helyumun doğal bir süreç sonucunda Dünya'da var hâle gelmesini anlatır; come into burada bir yere fiziksel olarak girmek anlamına gelmez. İfade, yokluktan varlığa geçişe odaklanır. Bir maddenin, kurumun, kuralın veya fikrin kökenini açıklarken kullanılabilir.

Alıştırma

“Var olmaya başlamak” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The new legal system did not ____ until 1950.

Cevabı göster

come into existence

Alpha particles are essentially helium nuclei,

4:25

Alfa parçacıkları esasen helyum çekirdekleridir,

and we find a lot of helium inside natural gas.

4:28

ve doğal gazda bol miktarda helyum bulunur.

But right now,

4:31

Ama şu anda,

we're using a lot of it,

4:32

çok büyük miktarda helyum kullanıyoruz

and helium's quite cheap,

4:33

ve helyum oldukça ucuz,

so there's a realistic concern that within the next 30 or 40 years, Dilbilgisi

4:34

bu yüzden önümüzdeki 30 ya da 40 yıl içinde

we may have no helium left.

4:38

hiç helyumumuz kalmayacağına dair ciddi bir endişe var.

Dilbilgisi

there's a realistic concern that ... we may have: dayanaklı bir olasılığı temkinli biçimde sunmak

there's a realistic concern that yan cümlesi, konuşanın uzak veya uydurma değil, inandırıcı gördüğü bir riski ortaya koyar. Realistic, concern sözcüğünü niteler ve riski ciddiye almak için somut nedenler bulunduğunu belirtir. Bu endişenin içinde we may have, sonucu kesin değil olası olarak tutar. İki katman birlikte kullanıldığında yapı önce riskin dikkate değer olduğunu değerlendirir, ardından may ile bunun kesinlikle gerçekleşeceğini iddia etmekten kaçınır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki parçalı temkinli risk yapısıyla tamamlayın: ____ the town ____ no drinking water left by August.

Cevabı göster

There's a realistic concern that · may have

Thanks for watching.

4:43

İzlediğiniz için teşekkürler.