Geriye Ne Kaldı?: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Michael, left anlamlarıyla baskın el ve beyni klavyelere, uzay yolculuğuna ve Dünya’dan helyum kaybına bağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Left. What's left? — Deyimler ve mecazlı ifadeler: left sözcüğünün “sol veya solak” anlamından “geriye kalan” anlamına geçişini görün ve çok anlamlı kelime oyununun konu geçişlerini izleyin. 2. does not mean that / but it may help explain why — Söylem, anlatı ve retorik: Güçlü bir sonucu reddedip temkinli açıklama sunan karşıtlığı öğrenerek kanıtı varsayımdan ayırın. 3. get picked off — Öbek fiiller: Helyum atomlarının güneş rüzgârıyla teker teker uzaklaştırılmasını anlayın ve pick off ifadesini aşamalı çıkarmalarda kullanın.
Bu derste
Just kidding. Şaka olarak söyleneni geri alma
Just kidding, “az önce söylediğim şey gerçek değil, şakaydı” demektir. Burada konuşan kişi yanıltıcı sözünü hemen geri alır ve gerçek konuyu söyler. Kendi şakacı sözünüzün ardından kullanılır. Dinleyiciye önceki sözleri yeniden yorumlamasını söyler; birinin oyun oynadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Şakayı hemen geri alan iki kelimelik tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: “There is no dessert—____! The cake is in the kitchen.”
Cevabı göster
just kidding
Left. What's left? Yön ve geriye kalan
İlk Left, tek başına kullanılan bir yön sözcüğüdür ve sol tarafı gösterir. What's left? içindeki left ise “geriye kalan” veya “bitmemiş olan” anlamındadır. Yazılışı ve sesi aynı olduğu için konuşan kişi anlam değiştirerek bir kelime oyunu yapar. Hangi anlamın kullanıldığını belirlemek için left çevresindeki sözcüklere, özellikle What's ifadesine bakın.
Alıştırma
“Left. What's left?” ifadesinde iki anlamı doğru sırayla veren açıklama hangisidir?
- İlki yönü gösterir; ikincisi geriye kalan anlamındadır.
- İlki geriye kalan anlamındadır; ikincisi yönü gösterir.
- İkisi de yönü gösterir.
- İkisi de leave fiilinin geçmiş zamanıdır.
Cevabı göster
İlki yönü gösterir; ikincisi geriye kalan anlamındadır.
First of all, ile ilk noktayı düzenlemek
First of all, bir açıklama veya savunmadaki ilk ve temel noktayı tanıtır. Burada dinleyiciye, sağ el kullanımıyla ilgili istatistiği sonraki anlatımın başlangıç noktası olarak görmesini söyler. Bu ifade yalnızca yeni bir bilgi eklemek yerine anlatımın akışını düzenler. Konuşmacı daha sonra açıkça second ya da secondly demese bile ilk önemli noktayı sunmak için kullanılabilir.
Alıştırma
İlk temel noktayı sunan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: '____, we need to agree on the goal.'
Cevabı göster
First of all
regardless of culture or language: sonucu etkilemeyen etkenler
Regardless of + isim veya isim öbeği, belirtilen sonucu değiştirmeyen bir etkeni gösterir. Burada kültür ve dil farklılıkları, sağ elini kullanan insanların oranıyla ilgili genel iddiayı değiştirmez. Or, culture ve language sözcüklerini aynı of edatına bağlı iki alternatif etken olarak birleştirir. Bu öbek ek bilgi verir; cümlenin ana iddiası hâlâ 90% of humans are right-handed ifadesidir.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ve yaşın erişimi etkilemediğini gösteren ifadeyi seçin: 'The club welcomes everyone, ___ age.'
- despite of
- regardless to
- regardless of
- because of
Cevabı göster
regardless of
And we choose a dominant hand before we've even left our mothers. Dilbilgisi
0:18Dahası, baskın elimizi daha anne karnından çıkmadan seçeriz.
before we've even left: şaşırtıcı derecede erken bir zaman sınırı
Before, daha sonra gelen zaman sınırını tanıtır: annelerimizin bedeninden çıkmak, yani doğmak. We've left, leave fiilinin present perfect biçimidir; buradaki left bir geçmiş zaman ortacıdır ve sol yönü anlamına gelmez. Even, zamanlamanın şaşırtıcı derecede erken olduğunu vurgular. Buradaki fikir, hangi elin baskın olacağına ilişkin tercihin beklenenden önce, doğumdan önce oluşmuş olmasıdır. Bu yapıda before olayların sırasını verirken tamamlanmış yapı, annenin bedeninden çıkmayı daha sonraki tamamlanma noktası olarak sunar.
Alıştırma
Yeteneğin şaşırtıcı derecede erken ortaya çıktığını göstermek için cümleyi before + present perfect + even ile tamamlayın: Mia can read simple words ____ school.
Cevabı göster
before she's even started
When a baby inside its mother's womb is seen sucking its thumb, Dilbilgisi
0:24Anne karnındaki bir bebek başparmağını emerken görüldüğünde,
is seen sucking: devam eden bir eylemin edilgen gözlemi
Is seen sucking, see someone doing something yapısının edilgen biçimidir. Bebek gözlemleyen değil, gözlemlenen kişidir; sucking ise o anda görülebilen eylemi belirtir. Gözlemleyen kişi önemsiz olduğunda veya belirtilmediğinde ve gözlem sırasında sürmekte olan bir eylemi anlatmak istediğinizde be seen + -ing kullanın. be biçimi zamana ve tekil-çoğul durumuna göre değişir: is seen sucking, was seen running, were seen leaving.
Alıştırma
Raporu edilgen gözlem yapısı ve dig fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: During the survey, a fox ____ near the fence.
Cevabı göster
was seen digging
horses take longer strides with their right legs,
0:34atlar sağ bacaklarıyla daha uzun adımlar atar,
which is the entire reason racetracks are run counter-clockwise.
0:38yarış pistlerinde saat yönünün tersine koşulmasının tek nedeni de budur.
Left-handedness is so rare that across most cultures, Dilbilgisi
0:43Solaklık o kadar nadirdir ki çoğu kültürde,
there's been a historical stigma against being left-handed. Kalıp ifadeler
0:46tarih boyunca solak olmak damgalanmıştır.
so rare that: sonuç doğuran yüksek derece
so + sıfat + that kalıbı, yüksek bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada so, rare sözcüğünün derecesini güçlendirir ve that sonuç yan cümlesini başlatır. Solaklığın nadir olması, tarihsel bir damgalamanın gelişme nedeni olarak sunulur. Buradaki that bir bağlaçtır; bir şeyi işaret etmek için kullanılan “şu” anlamında değildir. Bu kalıbı gördüğünüzde, yüksek derecenin sonucunda ne olduğunu that sözcüğünden sonra arayın.
Alıştırma
Yüksek bir dereceyi sonuca bağlayan kalıpla cümleyi tamamlayın: The puzzle was ____ hard ____ Mia asked for help.
Cevabı göster
so · that
historical stigma against being left-handed: solaklığa karşı tarihsel damgalama
Stigma, bir özellik veya davranışın utanç verici görünmesine yol açabilen güçlü ve olumsuz bir toplumsal etikettir. stigma against being left-handed ifadesinde against being left-handed, olumsuz tutumun hedefini belirtir; being, isim olarak kullanılan bir -ing biçimidir. Historical, cümlenin uzun süredir var olan toplumsal bir tutumu aktardığını gösterir. Konuşanın bu tutuma katıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede stigma, kişisel bir tercih yerine toplum genelindeki olumsuz bir etiketi anlatır?
- I dislike asking for help.
- There is a stigma against asking for help.
- Asking for help is uncommon.
Cevabı göster
There is a stigma against asking for help.
Ambidextrous: iki elini de beceriyle kullanan
Ambidextrous, sol ve sağ elini yaklaşık olarak aynı beceriyle kullanabilen bir kişiyi anlatan sıfattır. Yalnızca diğer eli denemeyi veya ara sıra kullanmayı değil, iki elde de gerçek bir beceri bulunmasını ifade eder. Bu cümlede the word for someone who's ... is ... kalıbı belirli bir sözcüğü tanıtıp tanımlar. Sıfat, She is ambidextrous örneğindeki gibi be fiilinden sonra veya an ambidextrous artist örneğindeki gibi isimden önce gelebilir.
Alıştırma
“İki elini benzer beceriyle kullanabilen” anlamındaki sıfatla İngilizce cümleyi tamamlayın: Maya can draw equally well with either hand, so she is ____.
Cevabı göster
ambidextrous
you're not saying that they're good with using both hands,
1:00iki elini de iyi kullandığını söylemiş olmuyorsunuz,
dexter, right anlamına gelir ... two right hands
Latince dexter, “sağ” veya “sağ tarafta” anlamına gelirken ambi- “her ikisi” anlamına gelir. Bu sözcük parçaları ambidextrous kelimesinin tarihini açıklamaya yardımcı olur. Konuşmacı daha sonra bu tarihi bir şakaya dönüştürür: dexter sözcüğü doğrudan “sağ” olarak okunursa ambidextrous birinin “two right hands” sahibi olduğu düşünülebilir. Bu görüntü bir kelime oyunudur, günümüzdeki tanım değildir; ambidextrous hâlâ iki elini de beceriyle kullanabilen demektir.
Alıştırma
Konuşmacı ambidextrous birinin “two right hands” sahibi olduğunu söylerken ne yapıyor?
- Ambidextrous sözcüğünün standart günlük tanımını vermek
- Sözcüğün tarihî parçalarını mizahi biçimde gerçek anlamlı bir görüntüye dönüştürmek
- Kişinin sol elini kullanamadığını iddia etmek
Cevabı göster
Sözcüğün tarihî parçalarını mizahi biçimde gerçek anlamlı bir görüntüye dönüştürmek
ambisinister ve Latince sinister kelimesinin “sol” anlamı
Ambisinister, ambidextrous örnek alınarak oluşturulmuş, nadir ve şakacı bir kelimedir. ambi- ön eki “her ikisi” anlamına gelirken burada sinister, “sol” anlamındaki Latince sinister kelimesi üzerinden anlaşılır. Şaka, kişinin “iki sol eli” olduğunu hayal eder; bu yüzden iki eli de beceriksizdir. Buradaki sinister means left, kelimenin kökenine ilişkin bir ipucudur; günümüzdeki olağan anlam değildir. Günümüz İngilizcesinde sinister genellikle “tehditkâr”, “uğursuz” veya “kötücül” demektir.
Alıştırma
Bu cümlede ambisinister neden iki elle de beceriksiz olmayı anlatıyor?
- Çünkü genellikle left-handed kelimesinin karşıtıdır
- Çünkü modern İngilizcede sinister “tehlikeli” demektir
- Çünkü ambi- her ikisini belirtir ve Latince sinister “sol” demektir
Cevabı göster
Çünkü ambi- her ikisini belirtir ve Latince sinister “sol” demektir
But why do we have to have a dominant hand in the first place? Kalıp ifadeler
1:15Peki en başta neden baskın bir ele sahip olmak zorundayız?
why sorusunda in the first place
In the first place, “en başta” veya “en temel düzeyde” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu why sorusunda bir yeri ya da sıralamadaki konumu değil, durumun neden var olduğunu sorar. Bu ifade, konuşanın ayrıntılardan geri çekilip bir şeyin arkasındaki ilk nedeni veya varsayımı sorgulamasını sağlar. Sorunun daha itirazcı veya kuşkucu duyulmasına sık sık yol açar.
Alıştırma
Soruyu, dersteki temel nedeni sorgulayan kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Why was this rule created ____?
Cevabı göster
in the first place
Why can't we all just be awesome with both hands?
1:18Neden hepimiz iki elimizi de harika kullanamıyoruz?
the fault lies in: temel nedeni gösterme
Bu cümlede the fault lies in the brain, açıklamanın ya da temel nedenin beyinde bulunduğunu belirtir. Fault, sonucun kaynağına işaret eder; mutlaka ahlaki bir kusur ya da suçlanması gereken bir kişi anlamına gelmez. The fault lies in + isim öbeği kalıbı bir teşhis ortaya koyar: yalnızca bir şeyin sonuca neden olduğunu söylemekten daha vurgulu biçimde asıl kaynağın yerini gösterir. Buradaki lies, lie fiilinin bulunmak anlamıdır; yalan söylemek değildir.
Alıştırma
Öğrenilen kalıpla teşhisi tamamlayın: The toy is fine; ____ the old battery.
Cevabı göster
the fault lies in
so it divvies up tasks to specific regions, Öbek fiiller
1:26bu yüzden görevleri belirli bölgelere paylaştırır
divvies up: bir bütünün parçalarını gündelik dille paylaştırma
Bu cümlede divvies up, bir görev grubunu parçalara ayırmak ve bu parçaları belirli bölgelere vermek anlamına gelir. Up, öbek fiilin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlatmaz. Yeniden kullanılabilen kalıplar divvy something up ve divvy up something şeklindedir. Nesne bir zamirse fiille parçacığın arasına gelir: divvy it up denir, divvy up it denmez.
Alıştırma
Dersteki gündelik öbek fiili kullanın: Each morning, Priya ____ the classroom jobs among three helpers.
Cevabı göster
divvies up
and it tends to avoid sending too much information between both hemispheres
1:29ve iki yarım küre arasında çok fazla bilgi göndermekten kaçınır,
because doing so would require using the corpus callosum, Kalıp ifadeler
1:33çünkü bunu yapmak korpus kallozumu kullanmayı gerektirir,
doing so: önceki bir eyleme gönderme
Bu cümlede doing so, “iki yarım küre arasında çok fazla bilgi göndermek” anlamına gelir. do daha önce söz edilen eylemi gerçekleştirmeyi ifade eder, so ise o eyleme geri gönderimde bulunur; buradaki so, “bu nedenle” anlamına gelmez. do/doing so kalıbı, kastedilen eylem zaten açık olduğunda daha uzun bir fiil öbeğinin yerini alır. Böylece eylemin tamamını tekrarlamadan neden-sonuç açıklamasını kısa ve anlaşılır tutar.
Alıştırma
Özgün cümlede doing so hangi eyleme gönderme yapıyor?
- Daha fazla zaman ve enerji harcamak
- İki yarım küre arasında çok fazla bilgi göndermek
- Korpus kallozumu kullanmak
Cevabı göster
İki yarım küre arasında çok fazla bilgi göndermek
Konuşmada yumuşatıcı olarak kind of
Burada kind of, funny sıfatının kesinliğini azaltır. Konuşmacı, beynin çalışma şeklinin biraz tuhaf veya ilginç olduğunu söylüyor; onun funny olduğuna dair güçlü ve mutlak bir iddiada bulunmuyor. Konuşma dilinde bir sıfatın veya betimlemenin önünde kullanılan kind of, genellikle “biraz” ya da “bir dereceye kadar” anlamına gelir. Belirsizlik, yaklaşık değerlendirme veya bilinçli olarak yumuşatılmış bir görüş bildirir; burada bir türü veya kategoriyi adlandırmaz.
Alıştırma
The way the brain works is kind of funny? cümlesinde kind of ne anlatıyor?
- Değerlendirmeyi güçlendirip tamamen kesin hâle getirir.
- Değerlendirmeyi yumuşatarak biraz tuhaf veya ilginç olduğu anlamını verir.
- Beyni belirli bir kategoriye yerleştirir.
Cevabı göster
Değerlendirmeyi yumuşatarak biraz tuhaf veya ilginç olduğu anlamını verir.
The left side of the brain controls the right side of the body,
1:41Beynin sol tarafı vücudun sağ tarafını kontrol eder,
and the right side of the brain controls the left side of the body.
1:45beynin sağ tarafı da vücudun sol tarafını kontrol eder.
It makes sense that: makul bir çıkarım sunmak
it makes sense that + yan cümle kalıbında sense, “mantık veya gerekçe” anlamındadır. Konuşmacı, ardından gelen iddiayı bilinen gerçeklere dayanan makul bir sonuç olarak sunar. Bu kalıp bir çıkarımı destekler, ancak onu kesin bir kanıt olarak göstermez. Genellikle bir açıklamayı, ondan doğal olarak çıkan sonuca bağlar.
Alıştırma
Cümleyi makul bir çıkarım bildiren dört kelimelik hedef kalıpla tamamlayın: Maya has practiced every day, so ____ she feels confident before the concert.
Cevabı göster
it makes sense that
that deals with precise language thinking like definitions. Öbek fiiller
2:02tanımlar gibi hassas dilsel düşünme süreçlerini yürütür.
Deals with: bir alanı ele almak veya kapsamak
Burada deals with, “ele alır, kapsar veya ilgilenir” anlamındadır. Özne sol yarım küredir ve nesne bir zihinsel işlem türünü belirtir; bu nedenle ifade, o beyin bölgesine işlevsel bir rol yükler. deal with ifadesinin nesnesi mutlaka bir sorun olmak zorunda değildir. Bilimsel ve iş ortamındaki açıklamalarda bu ifade bir parçayı, kişiyi veya ekibi üzerinde çalıştığı alanla ilişkilendirebilir.
Alıştırma
Cümleyi “kapsar veya ele alır” anlamındaki iki kelimelik hedef öbek fiille tamamlayın: This chapter ____ the causes of coastal erosion.
Cevabı göster
deals with
there's about a 40% chance that you're using the right hemisphere or both.
2:08sağ yarım küreyi veya ikisini birden kullanıyor olma ihtimaliniz yaklaşık %40'tır.
Söylem Geçişi Olarak “This Is Where Things Get Interesting”
This is where things get interesting, söylemin akışını düzenleyen bir geçiş ifadesidir. Konuşmacının temel hazırlık bölümünden açıklamanın daha şaşırtıcı veya önemli kısmına geçtiğini dinleyiciye bildirir; ifade kendi başına yeni bir kanıt sunmaz. Buradaki where fiziksel bir yeri değil, düşünce akışındaki bir noktayı belirtir. Tekrar kullanılabilen This is where + yan cümle kalıbı, bir gelişmenin veya değişimin özellikle önemli hâle geldiği aşamayı gösterebilir.
Alıştırma
Geçişi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: We've reviewed the basic facts. Now ____ things get interesting: the two groups behave differently.
Cevabı göster
this is where
being left-handed or ambidextrous does not mean that your brain works in one way or the other, Anlatım akışı
2:14solak veya iki elini de kullanabilen biri olmanız, beyninizin mutlaka şu ya da bu şekilde çalıştığı anlamına gelmez,
ambidextrous people sometimes score lower on IQ tests
2:21iki elini de kullanabilenlerin IQ testlerinde bazen neden daha düşük puan aldığını
or why a greater proportion of schizophrenics are left-handed or ambidextrous than the rest of the population. Dilbilgisi
2:25veya şizofreni hastaları arasında solak ya da iki elini kullananların oranının toplumun geri kalanından neden daha yüksek olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.
“does not mean that ... but it may help explain why”: Bir İddiayı Sınırlamak
does not mean that ... but it may help explain why ... biçimindeki ikili çerçeve, bir sonucun ne kadar güçlü sunulduğunu kontrol eder. İlk bölüm, solak veya her iki elini de kullanabilmekten beynin sabit bir biçimde çalıştığına dair kesin bir çıkarım yapılmasını reddeder. İkinci bölüm ise sınırlı bir açıklayıcı bağlantıya yer bırakır. Hem may hem help iddianın gücünü azaltır: Bu etken grup düzeyindeki örüntüleri açıklamaya katkıda bulunabilir, ancak kanıt, eksiksiz bir neden veya her birey için geçerli bir sonuç olarak sunulmaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki parçalı temkinli çerçevenin aynısıyla tamamlayın: This result ____ the treatment works for everyone, ____ the researchers want a larger trial.
Cevabı göster
does not mean that · but it may help explain why
a greater proportion of ... than the rest of the population ile oran karşılaştırma
Burada a greater proportion of, bir grubun kendi içinde belirli bir özelliğe sahip olanların payının daha yüksek olduğunu belirtir. Kişilerin gerçek sayısını değil, oranları veya payları karşılaştırır. than the rest of the population ifadesi karşılaştırılan diğer grubu verir. İlk grup çok daha küçük olsa bile oranı daha yüksek, gerçek kişi sayısı ise daha düşük olabilir.
Alıştırma
İstatistiksel karşılaştırmayı hedef ifadeyle tamamlayın: Even though Group A is smaller, ____ its members passed the test than in Group B.
Cevabı göster
a greater proportion of
there are giant benefits to having a brain like that.
2:32böyle bir beyne sahip olmanın muazzam avantajları vardır.
that said: bir noktayı koruyup karşıtlık eklemek
That said bir söylem belirtecidir: Önceki noktayı kabul eder veya geçerli tutar, ardından bir sınırlama, dengeleyici unsur, istisna ya da karşıt bakış açısı sunar. Burada konuşmacı daha önce belirtilen dezavantajı geri çekmez. İfade, “Bunu aklında tut ama şimdi yararları da düşün” sinyalini verir. Kelimenin gerçek anlamıyla bir şey söyleme eylemini değil, fikirler arasındaki ilişkiyi düzenler.
Alıştırma
İlk noktayı kabul edip ardından onu dengeleyen bir karşıtlık ekleyen bağlayıcıyı seçin: The apartment is small. ____, its location is excellent.
- In other words
- Therefore
- That said
Cevabı göster
That said
back and forth: tekrarlanan iki yönlü hareket veya alışveriş
Back and forth, bir taraftan, kişiden veya yerden diğerine gidip geri dönmenin tekrarlandığını anlatan kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Bu cümlede bilgi, beynin iki yarım küresi arasında iki yönde sürekli aktarılır; bu, kelimesi kelimesine bir kez geriye, ardından ileriye hareket etmek değildir. Bu ifade fiziksel hareketi veya mesajlaşma, tartışma ve görüşme gibi iki yönlü etkinlikleri anlatabilir. Temel fikir, iki taraf arasındaki alışverişin tekrarlanması veya sürmesidir.
Alıştırma
“Her iki yönde tekrar tekrar” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The two teams emailed ____ until they agreed on the final design.
Cevabı göster
back and forth
By sending ...: yöntem ifadesinden sonra gelen paralel sonuçlar
By sending information back and forth, cümlenin başına yerleştirilmiş bir yöntem ifadesidir. by + -ing yapısı “Bu nasıl gerçekleşiyor?” sorusunu yanıtlar: bilginin iki yönde aktarılması, sonuçları ortaya çıkaran yöntemdir. Buradaki by, “yanında” anlamına gelmez ve bir konum belirtmez. Cümle daha sonra iki eşgüdümlü edilgen sonuç verir: more novel connections are made ve more creative ideas are made. more + sıfat + isim + are made yapısının tekrarlanması sonuçları paralel hâle getirir ve dikkati bunları kimin ürettiğine değil, neyin üretildiğine yöneltir. Yeniden kullanılabilecek kalıp By + -ing, sonuç, paralel sonuç şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle bir yöntemi By + -ing ile sunup ardından iki paralel edilgen sonuç veriyor?
- By testing the alarm each month, faults are found early and costly repairs are avoided.
- After testing the alarm, the technician found faults and avoided costly repairs.
- The technician tests the alarm each month, and costly repairs might be avoided.
Cevabı göster
By testing the alarm each month, faults are found early and costly repairs are avoided.
and five of the last seven U.S. presidents have been left-handed.
2:44ve son yedi ABD başkanından beşi solaktı.
There's something else left-handed people have an advantage with:
2:50Solakların avantajlı olduğu bir şey daha var:
thousands and thousands of English words can be typed using the left hand. Dilbilgisi
2:55binlerce İngilizce sözcük yalnızca sol elle yazılabilir.
Bir düzen adı olarak QWERTY keyboard
QWERTY, en üstteki harf sırası Q-W-E-R-T-Y ile başlayan yaygın bir klavye düzeninin adıdır. QWERTY keyboard ifadesinde tuşların dizilimini belirtir; bir markayı, donanım türünü veya giriş yöntemini belirtmez. Bu arka plan önemlidir çünkü tek elle yazılabilen kelimeler harflerin nerede bulunduğuna bağlıdır.
Alıştırma
Örnekte QWERTY neyi tanımlıyor?
- Klavye donanımının markası
- İngilizce kelimeleri çevirme yöntemi
- Harf tuşlarının dizilimi
Cevabı göster
Harf tuşlarının dizilimi
thousands and thousands ile miktar vurgusu
thousands and thousands of English words ifadesinde thousands sözcüğünün tekrarı miktarı güçlendirir. Bu, toplanması gereken iki ayrı miktar değil, binler düzeyinde çok büyük bir sayı anlamına gelir. Tekrar, kesin bir sayı vermek yerine cümleye canlı ve konuşma diline özgü bir vurgu katar.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve vurgulu, yaklaşık bir miktar bildiren tekrarlı ifadeyle tamamlayın: The rescue center received ____ of blankets after the appeal.
Cevabı göster
thousands and thousands
you can only write maybe about a hundred or so.
3:02belki yalnızca yüz kadar sözcük yazabilirsiniz.
all on its own: tamamen bağımsız hareket etmek
Burada all on its own, “diğer elden yardım almadan, tamamen bağımsız biçimde” demektir. Its klavyeyi değil, sol eli gösterir. Bu ifade, elin kendi başına hareket etmeye karar verdiği anlamına gelmez. Tekrar kullanılabilen kalıp all on + iyelik bildiren sözcük + own biçimindedir: all on my own, all on your own ve benzerleri. All, on its own ifadesini güçlendirerek yardım alınmadığını özellikle vurgular.
Alıştırma
“Hiç kimseden yardım almadan” anlamındaki vurgulanmış dört sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: The toy car found its charging station ____.
Cevabı göster
all on its own
pretty long ... somewhat common: derece karşıtlığı
Burada pretty ve somewhat derece zarflarıdır. Pretty long, “oldukça uzun” demektir; pretty burada “güzel” anlamına gelmez. Somewhat common, “sınırlı veya orta derecede yaygın” anlamındadır; somewhat tek sözcüktür ve “bir şey” anlamına gelmez. İki niteleyiciyi birlikte kullanmak, yargılara farklı güç verir. Konuşmacı sözcüklerin uzun olduğu konusunda daha kesin, onları yaygın olarak nitelerken ise daha temkinli duyulur; herkesin bu sözcükleri kullandığını iddia etmez.
Alıştırma
Hangi cümle şu anlama en uygun düşer: “Sınav oldukça zordu, ancak yönergeler yalnızca orta derecede anlaşılmazdı”?
- The test was pretty difficult, but the instructions were somewhat unclear.
- The test was very difficult, and the instructions were completely unclear.
- The test was somewhat difficult, but the instructions were pretty unclear.
Cevabı göster
The test was pretty difficult, but the instructions were somewhat unclear.
the longest common word you can type is lollipop.
3:15yazabileceğiniz en uzun yaygın sözcük lollipop olur.
“space” ile “spacebar”dan “go to space”e geçiş
spacebar içindeki space, klavye tuşunun oluşturduğu boşluğu; go to space içindeki space ise uzayı ifade eder. Konuşmacı aynı yazılı ve sesli biçimi tekrarlarken anlamı değiştirir. Bu ortak kelime, sözcüksel bir köprü görevi görür: klavye konusunu kapatıp hafif bir kelime oyunuyla uzay yolculuğu konusunu açar. Boşluk tuşunun uzaya gitmeye neden olduğu ya da bunu açıkladığı ileri sürülmez.
Alıştırma
Tekrarlanan space kelimesi bu geçişte ne yapıyor?
- Bir boşluk tuşunun fiziksel tasarımını açıklar.
- Aynı kelimenin farklı anlamları üzerinden iki konuyu birbirine bağlar.
- Boşluk tuşuna basmanın insanları uzaya gönderdiğini söyler.
Cevabı göster
Aynı kelimenin farklı anlamları üzerinden iki konuyu birbirine bağlar.
The first person to leave Earth into space was Yuri Gagarin,
3:26Dünya'dan ayrılıp uzaya çıkan ilk kişi Yuri Gagarin'di,
Yuri Gagarin’i tanımlayan “a Soviet cosmonaut”
Soviet, Gagarin’i 1961’de uçtuğu sırada temsil ettiği devlet olan Sovyetler Birliği ile ilişkilendirir. Bu tarihî bir adlandırmadır; günümüz Rusları için kullanılan başka bir sözcük değildir. İngilizcede cosmonaut, özellikle Sovyet ve daha sonra Rus uzay programlarının üyeleri için kullanılan geleneksel terimdir. astronaut ile temelde aynı tür uzay yolcusunu anlatır; ancak bu sözcüğün seçilmesi tarihî ve programa özgü bağlamı korur.
Alıştırma
Sovyet uzay programıyla geleneksel olarak ilişkilendirilen İngilizce terimi kullanın: Yuri Gagarin was a Soviet ____.
Cevabı göster
cosmonaut
But the one I'm interested in was the fourth man into space,
3:31Ama benim ilgilendiğim kişi uzaya çıkan dördüncü adam,
He may have only been the fourth person into space, Anlatım akışı
3:36Uzaya çıkan yalnızca dördüncü kişiydi,
He may have only been ... but he was the first person: önce kabul etme, sonra odağı değiştirme
He may have only been the fourth person into space bölümü, daha az etkileyici görünen bir sırayı kısaca kabul eder. Buradaki may have only been, olayın doğru olduğuna dair güçlü bir şüpheyi anlatmaktan çok, asıl noktadan önce bu bilgiyi bir ödün olarak sunar. But he was the first person, dikkati daha önemli bir başarıya çevirir. Fourth ve first farklı şeyleri sayar: devamındaki sözler, bu ilkliğin yalnızca Dünya'dan ayrılmak değil, uzayda uyuyan ilk kişi olmakla ilgili olduğunu gösterir. Bu kalıp, daha zayıf bir bilgiyi kabul ettikten sonra daha güçlü ve farklı bir ilk başarıyı vurgular.
Alıştırma
He may have only been ... but he was the first person ... kalıbı bu cümlede ne yapıyor?
- Konuşanın onun uzaya gidip gitmediğinden emin olmadığını söyler.
- Daha az etkileyici bir sırayı kısaca kabul eder, sonra odağı daha önemli bir ilk başarıya çevirir.
- Dördüncü kişi ile ilk kişinin aynı sıra olduğunu söyler.
Cevabı göster
Daha az etkileyici bir sırayı kısaca kabul eder, sonra odağı daha önemli bir ilk başarıya çevirir.
left wakefulness: fell asleep demenin mizahi bir yolu
Simultaneously, “aynı anda” demektir. Left Earth ile left wakefulness ifadelerini birbirine uyan iki eylem gibi gösterir. Left Earth gerçek anlamdadır, fakat left wakefulness eğlenceli bir benzetmedir: uyanık olma durumundan çıktı, yani uykuya daldı. Gerçek bir ayrılış ve durum değişikliği için aynı left sözcüğünün kullanılması şakayı oluşturur. Left wakefulness yaygın bir kalıp ifade değildir.
Alıştırma
Bu cümlede simultaneously left wakefulness ne anlama geliyor?
- Yolculuk boyunca uyanık kaldı.
- Uyandı ve dikkati açıldı.
- O da uykuya daldı ve artık uyanık değildi.
Cevabı göster
O da uykuya daldı ve artık uyanık değildi.
Here's what's really fun: dikkati sıradaki ayrıntıya yöneltmek
Bu kalıpta here's bir yeri göstermez. Here's what's really fun, dinleyiciye “Sıradaki ayrıntıya dikkat et; bu özellikle eğlenceli ya da ilginç” mesajını verir. İki nokta, vurgulanan ayrıntının hemen ardından geleceğini gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp Here's what's + adjective: ... şeklindedir. Konuşmacı bu kalıpla bir sürprizden, önemli bir noktadan veya ilginç bir ek bilgiden önce dikkati yönlendirebilir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki odaklama ifadesinin aynısıyla tamamlayın: ____: Maya can solve the puzzle in one minute.
Cevabı göster
Here's what's really fun
Titov is the youngest human who has ever been to space. Dilbilgisi
3:55Titov, uzaya çıkan en genç insan olma unvanını koruyor.
Which means that: bir gerçekten sonuç çıkarmak
Which means that, önceki gerçeği o gerçekten çıkarılan sonuca bağlar. Buradaki which, yakındaki tek bir sözcüğe değil, Titov'un uzaya gittiğinde 25 yaşında olduğu fikrinin tamamına gönderme yapar. Yeniden kullanılabilen kalıp gerçek, which means that + sonuç şeklindedir. Mantık adımını açık hâle getirir; böylece dinleyicilerin bağlantıyı kendilerinin çıkarması gerekmez.
Alıştırma
“Lena finished every task early, which means that she can help the team,” cümlesinde which neye gönderme yapar?
- Lena'nın her görevi erkenden bitirmiş olması gerçeğinin tamamına.
- Yalnızca team ismine.
- Yalnızca task ismine.
Cevabı göster
Lena'nın her görevi erkenden bitirmiş olması gerçeğinin tamamına.
to this day: geçmişten bugüne devam etme
To this day, “geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar, şimdiki an da dâhil” anlamına gelir. Bu cümlede Titov'un rekorunun geçmişte kırıldığını ve anlatıcı konuşurken hâlâ geçerli olduğunu gösterir. Bu ifade, bir durumun uzun süre devam ettiğini ya da bu devamlılığın dikkat çekici veya şaşırtıcı olduğunu sıkça vurgular. Today kelimesinden farklı olarak yalnızca bugünü adlandırmaz; geçmişten bugüne uzanan bir zaman aralığı kurar.
Alıştırma
Cümleyi “geçmişten şimdiye kadar” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The old lighthouse still guides ships ____.
Cevabı göster
to this day
the youngest ... who has ever ...: bugüne kadar geçerli bir yaş rekoru
The youngest, karşılaştırılan grup içindeki en düşük yaşa sahip kişiyi belirtir. Buradaki grup uzaya gitmiş tüm insanlardır ve rekor, her kişinin uzaya gittiği zamanki yaşıyla ilgilidir; Titov'un şimdiki yaşıyla değil. who has ever been to space yan cümlesi, geçmişten bugüne kadar ilgili tüm deneyimleri ele almak için present perfect kullanır. Ever karşılaştırmayı genişletir: bu süre içindeki herhangi bir zamanda bu deneyimi yaşamış herkes kapsama girer.
Alıştırma
Hangi cümle hâlâ geçerli olan tüm zamanların yaş rekorunu doğal biçimde ifade eder?
- Leah is the youngest pilot who has ever crossed the Atlantic alone.
- Leah is the youngest pilot who had ever crossed the Atlantic alone.
- Leah is the young pilot who crossed the Atlantic alone.
Cevabı göster
Leah is the youngest pilot who has ever crossed the Atlantic alone.
Retorik geçiş olarak You know what else ...?
You know what else leaves Earth?, aynı leaves Earth düşüncesini korurken yeni bir özne tanıtan retorik bir sorudur. You know dinleyicileri tahmin etmeye çağırır; what else ise bu düşünceye uyan başka bir şey sorar. Konuşmacı soruyu hemen Helium diye yanıtladığı için gerçek bir cevap beklenmez. Bu soru-cevap kalıbı konunun akıcı biçimde değişmesini sağlar ve dinleyicinin ilgisini canlı tutar.
Alıştırma
Retorik geçişi verilen sabit soru kalıbıyla tamamlayın: “Bears sleep for much of the winter. ____ sleeps through cold months? The dormouse.”
Cevabı göster
You know what else
Helium gas that we use in balloons is lighter than air, Dilbilgisi
4:02Balonlarda kullandığımız helyum gazı havadan daha hafiftir,
lighter than air: sıfat + -er + than
lighter than air ifadesinde lighter, light sıfatının karşılaştırma biçimidir ve burada light “ağır olmayan” anlamına gelir. Than, karşılaştırma ölçütü olarak air kelimesini getirir: helyum havadan daha az yoğundur, bu nedenle aynı hacimde daha az ağırlığa sahiptir. Yeniden kullanılabilir kalıp karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırma ölçütüdür; faster than a bike veya cheaper than the old model buna örnektir. Buradaki lighter, alev çıkarmaya yarayan bir araç veya daha açık bir renk anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi light sıfatının karşılaştırma biçimi ve karşılaştırma kelimesiyle tamamlayın: “This laptop weighs 1.2 kilograms, and that one weighs 2 kilograms. This laptop is ____ that one.”
Cevabı göster
lighter than
and so molecules of helium rise all the way to the very tip top of our atmosphere, Kalıp ifadeler
4:06bu yüzden helyum molekülleri atmosferimizin en üst noktasına kadar yükselir,
all the way to the very tip top: en üst noktaya kadar bütün yol boyunca
All the way to, hareketin bir varış noktasına kadar olan mesafenin tamamını kapsadığını vurgular. Burada helyum moleküllerinin daha aşağıda durmayıp atmosfer boyunca yükseldiğini gösterir. The very tip top, mutlak en üst kısım demektir. Very, tip top ifadesini daha da güçlendirir; böylece iki parça birlikte hem yolun tamamını hem de ulaşılabilecek en uç noktayı canlı biçimde vurgular. Burada tip top bir konumu belirtir.
Alıştırma
Hem yolculuğun tamamını hem de mümkün olan en yüksek noktayı vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The glass elevator carried us ____ of the tower.
Cevabı göster
all the way to the very tip top
get picked off: teker teker ortadan kaldırılmak
Get picked off, get + geçmiş zaman ortacıyla kurulan bir edilgen yapıdır ve bir şeyin bir olaya maruz kaldığını gösterir. Are picked off yapısına göre daha konuşma diline yakın ve daha hareketlidir. Pick off, bir grubun üyelerini teker teker ortadan kaldırmak, yakalamak veya yenmek demektir. Bu cümlede güneş rüzgârı helyum moleküllerini Dünya'nın atmosferinden uzaklaştırır; onları yararlı bir amaç için seçmez.
Alıştırma
“The weaker teams got picked off one by one,” cümlesinde got picked off ne anlama gelir?
- Özel yardım almaları için seçildiler.
- Daha güçlü tek bir takım hâlinde birleştirildiler.
- Teker teker elendiler.
Cevabı göster
Teker teker elendiler.
meaning that ile sonuç eklemek
Burada meaning that, az önce anlatılan durumun gerçek sonucunu, yani onların bizi sonsuza dek terk etmesini belirtir. Meaning sözcüğünün örtük öznesi önceki durumun tamamıdır; helyum molekülleri “anlam ifade etme” eylemini gerçekleştirmemektedir. -ing yan cümlesi ek bir açıklamadır. Yeni ve tam bir cümle başlatmak yerine “and this means that ...” düşüncesini kısaltır ve neden-sonuç bilgisini düzenlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi “ve bu şu anlama gelir” anlamındaki kısa sonuç bağlacıyla tamamlayın: The museum is closed today, ____ we need to change our plans.
Cevabı göster
meaning that
there's a little bit of a concern over how much helium we have left Kalıp ifadeler
4:17ne kadar helyumumuz kaldığı konusunda biraz endişe var,
a little bit of a concern over ile endişeyi yumuşatmak
There's a little bit of a concern over ... yapısında a little bit of, concern sözcüğünün gücünü azaltır. Konuyu büyük bir sorun olarak ilan etmek yerine sınırlı veya henüz kesinleşmemiş bir endişe olarak sunar; fiziksel olarak ölçülebilen bir miktarı anlatmaz. Concern over, endişenin kaynağını veya konusunu belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp şöyledir: There is/There's + a little bit of a concern + over + bir isim öbeği, how much ... gibi dolaylı bir soru veya whether yan cümlesi.
Alıştırma
Hangi cümle olası bir sorunu en doğal biçimde ihtiyatlı ve yumuşatılmış bir tonla dile getirir?
- There's a serious concern over whether the pool will open on time.
- There's a little bit of a concern over whether the pool will open on time.
- There's no concern over whether the pool will open on time.
Cevabı göster
There's a little bit of a concern over whether the pool will open on time.
because the only way helium comes into existence on Earth is through radioactive decay. Kalıp ifadeler
4:20çünkü helyum Dünya'da yalnızca radyoaktif bozunma yoluyla oluşur.
comes into existence: var olmaya başlamak
Bu cümlede comes into existence, “var olmaya başlar” veya “oluşur” anlamına gelir. Helyumun doğal bir süreç sonucunda Dünya'da var hâle gelmesini anlatır; come into burada bir yere fiziksel olarak girmek anlamına gelmez. İfade, yokluktan varlığa geçişe odaklanır. Bir maddenin, kurumun, kuralın veya fikrin kökenini açıklarken kullanılabilir.
Alıştırma
“Var olmaya başlamak” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The new legal system did not ____ until 1950.
Cevabı göster
come into existence
Alpha particles are essentially helium nuclei,
4:25Alfa parçacıkları esasen helyum çekirdekleridir,
so there's a realistic concern that within the next 30 or 40 years, Dilbilgisi
4:34bu yüzden önümüzdeki 30 ya da 40 yıl içinde
there's a realistic concern that ... we may have: dayanaklı bir olasılığı temkinli biçimde sunmak
there's a realistic concern that yan cümlesi, konuşanın uzak veya uydurma değil, inandırıcı gördüğü bir riski ortaya koyar. Realistic, concern sözcüğünü niteler ve riski ciddiye almak için somut nedenler bulunduğunu belirtir. Bu endişenin içinde we may have, sonucu kesin değil olası olarak tutar. İki katman birlikte kullanıldığında yapı önce riskin dikkate değer olduğunu değerlendirir, ardından may ile bunun kesinlikle gerçekleşeceğini iddia etmekten kaçınır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki parçalı temkinli risk yapısıyla tamamlayın: ____ the town ____ no drinking water left by August.
Cevabı göster
There's a realistic concern that · may have