Çoğunluktan Biri Değilsin: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
585 kelime 190 kel/dk

Video özeti: İnternet, nüfus, gelir, yaş ve enerji verileri herkesin aynı gerçekliği yaşadığı düşüncesini sorguluyor; ardından konu evrene ve çocuk sağlığına uzanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “third world country” ve “majority world country” - Sözcük anlamı ve kullanım: bu etiketlerdeki bakış açısını ve yeni ifadenin neden nüfus çoğunluğunu öne çıkardığını anlayın. 2. “more than two times less” - Dil bilgisi: belirsiz sayısal karşılaştırmayı fark edip açık bir kesir ya da “as much as” yapısı kullanın. 3. “is made up of” ve “makes up” - Phrasal verb: bileşimi anlatan edilgen yapı ile “oluşturmak” anlamındaki etken kullanımı ayırarak yüzdeleri doğru ifade edin.

Bu derste

It's easy to feel that the way we experience life is generally the same for others, Dilbilgisi

0:00

Hayatı deneyimleme biçimimizin başkaları için de genellikle aynı olduğunu düşünmek kolaydır,

Dilbilgisi

It's easy to feel that + yan cümle

It's easy to feel that ... yapısında it, belirli bir şeye gönderme yapmayan biçimsel bir öznedir. to feel that ... mastar öbeği neyin kolay olduğunu gösterir; easy sıfatı ise bu hissin ne kadar kolay ortaya çıkabileceğini belirtir. that yan cümlesi hissin içeriğini verir. Bu kalıp, bir düşünceyi kolayca ya da doğal olarak oluşabilen bir izlenim şeklinde sunar; düşüncenin doğru olduğunu kendiliğinden ileri sürmez.

Alıştırma

Cümleyi “bu izlenimi edinmek kolaydır” anlamındaki hedef kalıpla tamamlayın: ____ everyone has the same amount of free time, but their schedules may be very different.

Cevabı göster

It's easy to feel that

Dilbilgisi

the way + özne + fiil

The way we experience life, hayatı deneyimleme biçimimiz anlamına gelen bir isim öbeğidir. we experience life sözleri way'den sonra gelen bir yan cümle oluşturur; way ile we arasına başka bir ilgi sözcüğü gelmez. Cümlede öbeğin tamamı is generally the same bölümünün öznesidir. the way + özne + fiil kalıbı, bir yan cümlenin tamamıyla bir yöntem, yapılış biçimi veya düzen belirtmeyi sağlar.

Alıştırma

Birinin bir işi nasıl yaptığını belirtmek için the way + yan cümle yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. I like the way Maya explains difficult ideas.
  2. I like the way how Maya explains difficult ideas.
  3. I like the way Maya how explains difficult ideas.
Cevabı göster

I like the way Maya explains difficult ideas.

but did you realize that the majority of people in this world don't actually have the internet? Anlatım akışı

0:04

ama dünyadaki insanların çoğunun aslında internete erişimi olmadığını biliyor muydunuz?

Anlatım akışı

Şaşırtıcı bir geçiş olarak but did you realize that ...?

Buradaki but, hemen önce oluşturulan varsayımdan farklı bir yöne geçildiğini gösterir. Dinleyiciye, sıradaki bilginin normal veya herkesçe paylaşılıyor gibi görünen bir düşünceyi sorgulayacağını bildirir. Did you realize that, dinleyicinin bilmeyebileceği bir bilgiyi tam bir yan cümleyle sunar. Bu bağlamda esas olarak retorik bir dikkat çekme aracı işlevi görür: konuşmacı mutlaka cevap beklemez, dinleyicinin dikkatini şaşırtıcı bir gerçeğe yöneltir.

Alıştırma

Bu cümlede but did you realize that ifadesinin görevi nedir?

  1. Konuşmacının gerçeğin doğru olup olmadığından emin olmadığını gösterir.
  2. Önceki bir varsayımdan farklı bir yöne geçer ve şaşırtıcı bir gerçeğe dikkat çeker.
  3. Dinleyiciden internet kullanıcılarının sayısını hesaplamasını ister.
Cevabı göster

Önceki bir varsayımdan farklı bir yöne geçer ve şaşırtıcı bir gerçeğe dikkat çeker.

About 3.5 billion people or only 40% of the world has an internet connection today,

0:09

Bugün yaklaşık 3,5 milyar insanın, yani dünya nüfusunun yalnızca %40'ının internet bağlantısı var,

meaning this digital reality we experience is actually done so by a minority of people in the world. Dilbilgisi

0:15

bu da deneyimlediğimiz bu dijital gerçekliği aslında dünya nüfusunun yalnızca küçük bir kesiminin deneyimlediği anlamına geliyor.

Dilbilgisi

Meaning: bir istatistiği gösterdiği sonuca bağlamak

Virgülden sonra meaning, önceki yan cümlenin tamamından çıkarılan sonucu veya yorumu veren çekimsiz bir ek bilgi bölümü başlatır. Burada %40 istatistiğinin neyi gösterdiğini anlatır; bir sözcüğün tanımını vermez. Bu yapı which means ifadesine yakındır, ancak kendine ait ayrı bir öznesi veya zamanı yoktur: gerçek, meaning sonuç veya yorum. Meaning ifadesinin örtük kaynağı, yalnızca en yakın isim değil, önceki gerçek veya durumun tamamıdır.

Alıştırma

Cümleyi which means ifadesine eşdeğer hedef -ing biçimiyle tamamlayın: The road is closed, ____ we have to take another route.

Cevabı göster

meaning

Or how about the fact that the majority of people in the world live in this circle?

0:20

Peki ya dünyadaki insanların çoğunun bu dairenin içinde yaşadığı gerçeği?

In fact,

0:24

Aslında,

it contains 22 of the world's 37 megacities, Kültür

0:25

dünyadaki 37 mega kentin 22'si bu dairenin içinde yer alıyor

which each have at least 10 million people.

0:28

ve her birinin nüfusu en az 10 milyon.

Kültür

megacities: nüfusu en az 10 milyon olan şehirler

Burada megacities, son derece büyük nüfuslu şehirler için kullanılan megacity teriminin çoğuludur. Ardından gelen “which each have at least 10 million people” ilgi cümleciği, videoda kullanılan tanımı verir: 37 şehrin her biri bu eşiğe ulaşır. Nüfus veya kentleşme verilerini okurken belirtilen eşiği kategori tanımının bir parçası olarak değerlendirin; megacity sözcüğünü yalnızca “çok büyük bir şehir” şeklinde belirsizce yorumlamayın.

Alıştırma

Cümleyi dersteki nüfus sınıflandırma terimiyle tamamlayın: Cities with populations of at least ten million are often called ____.

Cevabı göster

megacities

Only two cities in America fall into this category, Kalıp ifadeler

0:31

Amerika'da yalnızca iki şehir bu kategoriye giriyor:

New York and Los Angeles.

0:33

New York ve Los Angeles.

Kalıp ifadeler

fall into this category: bir grupta sınıflandırılmak

“fall into this category” ifadesinde fall fiziksel bir hareketi anlatmaz. İfadenin tamamı “bu gruba dâhil olmak veya bu grupta sınıflandırılmak” anlamına gelir. Buradaki this category, daha önce tanımlanan megacities sınıfına gönderme yapar. Başka bağlamlarda da kullanılabilen kalıp fall into + category/group/range şeklindedir. Bir şeyin sınıflandırma ölçütlerini karşıladığını, çoğu zaman onu kimin sınıflandırdığını belirtmeden anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede doğal olarak “kapsamında sınıflandırılır” anlamına gelen ifadeyi seçin: Products priced under $20 ___ the budget category.

  1. fall from
  2. fall into
  3. fall down
  4. drop onto
Cevabı göster

fall into

On that note, Anlatım akışı

0:35

Bu noktadan hareketle,

the majority of the world actually lives in developing countries.

0:35

dünya nüfusunun çoğu aslında gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.

Anlatım akışı

On that note, ile bağlantılı bir konuya geçmek

On that note, az önce sözü edilen düşünceye geri gönderme yapar ve konuşmacının onunla bağlantılı başka bir bilgiye geçeceğini gösterir. Burada tartışmayı, dünya nüfusunun çoğunluğunun nerede yaşadığıyla ilgili bir bilgiye bağlar. Bu ifade bilgi akışını düzenler; yeni bilginin önceki durumdan kaynaklandığını söylemez. Buradaki note, yazılı bir not değil, “az önce dile getirilen nokta veya konu” anlamındadır.

Alıştırma

Karşıtlık veya gevşek bir ara söz belirtmeden, yakından ilgili bir sonraki noktayı en iyi hangi geçiş ifadesi sunar?

  1. That said,
  2. On that note,
  3. By the way,
Cevabı göster

On that note,

In fact,

0:39

Hatta,

modern language is now advocating to change terms like third world country Kelime

0:39

günümüz dilinde “üçüncü dünya ülkesi” gibi terimlerin

to majority world country

0:43

“çoğunluk dünyası ülkesi” olarak değiştirilmesi savunuluyor;

Kelime

third world country ile majority world country arasındaki fark

Daha eski bir etiket olan third world country, Soğuk Savaş döneminde jeopolitik bir sınıflandırma olarak başladı ve daha sonra daha yoksul veya daha az sanayileşmiş ülkeler için kullanılan geniş bir etikete dönüştü. Günümüzde eskimiş, aşırı basitleştirici veya ülkeleri sıralıyormuş gibi duyulabilir. majority world country bakış açısını değiştirir: söz konusu ülkelerde dünya nüfusunun çoğunun yaşadığını vurgular. Bu cümlede evrensel olarak yerleşmiş bir terim değil, savunulan bir alternatif olarak sunulmuştur.

Alıştırma

Bir konuşmacı, söz konusu ülkelerde dünya nüfusunun çoğunun yaşadığını vurgulamak ve hiyerarşik duyulabilen eski bir etiketten kaçınmak istiyor. Hangi ifade bu amaca en uygundur?

  1. majority world country
  2. third world country
  3. low-income country
Cevabı göster

majority world country

to more accurately represent that these countries are,

0:44

böylece bu ülkelerin,

well,

0:47

yani,

the majority of humankind,

0:48

insanlığın çoğunluğunu oluşturduğu gerçeği daha doğru yansıtılabilir,

even if the G8 countries make decisions that affect the majority of people on this planet. Notlar

0:49

G8 ülkeleri bu gezegendeki insanların çoğunu etkileyen kararlar alıyor olsa bile.

Dilbilgisi

even if: sonucu değiştirmeyen bir ödünleme koşulu

Bu cümlede even if bir ödünleme koşulu getirir: G8 ülkelerinin insanların çoğunu etkileyen kararlar aldığını varsayalım. Bu koşul, söz konusu ülkelerin insanlığın büyük bölümünü temsil ettiği yönündeki önceki sonucu geçersiz kılmaz. Aktarılabilir kalıp even if + yan cümle, ana sonuç şeklindedir. Belirtilen koşul altında ana sonucun geçerliliğini koruduğunu gösterir; still gibi bir sözcük bu devamlılığı açıkça belirtebilir, ancak zorunlu değildir.

Alıştırma

Bu koşul altında son teslim zamanının değişmeyeceğini gösteren iki sözcüklü ödünleme bağlacıyla cümleyi tamamlayın: ____ the printer breaks again, we still have to submit the report by noon.

Cevabı göster

Even if

Kültür

the G8 countries: belirli bir uluslararası grup

The G8 countries, büyük sanayileşmiş güçlerin oluşturduğu ve özel adı Group of Eight olan foruma bağlı ülkeleri ifade eder. Bu cümlede ifade, herhangi sekiz ülkeyi değil, nispeten küçük fakat küresel ölçekte etkili bir devlet grubunu belirtir. Bu tanımlama güç karşıtlığını anlaşılır kılar: küçük bir grup, insanlığın çok daha büyük bir bölümünü etkileyen kararlar alabilir. Cümle, G8'in tüm gelişmiş veya etkili ülkeleri kapsadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte the G8 countries ifadesi neyi belirtir?

  1. Group of Eight adlı forumdaki ülkeler
  2. Dünyadaki tüm gelişmiş ülkeler
  3. Tartışma için seçilen herhangi sekiz ülke
Cevabı göster

Group of Eight adlı forumdaki ülkeler

To that point, Anlatım akışı

0:54

Bu açıdan bakıldığında,

around 70 to 80% of people on this planet make less than 10 US dollars a day, Kelime

0:54

gezegenimizdeki insanların yaklaşık %70 ila %80'i günde 10 ABD dolarından az kazanıyor,

Anlatım akışı

To that point: bir iddiayı destekleyici kanıta bağlamak

To that point, az önce öne sürülen iddiaya gönderme yapan ve ardından gelen bilgiyi bu iddianın doğrudan desteği, kanıtı veya ayrıntılandırılması olarak sunan bir söylem bağlayıcısıdır. Burada nüfus oranı ve gelir rakamı, dünya nüfusunun çoğunluğuyla ilgili önceki iddiayı güçlendirmek için verilir. Bu ifade, iddia ile destekleyici bilgi arasında bir ilişki kurar. Yalnızca bağlantılı bir konuya geçmez; dinleyiciye sıradaki bilgiyi önceki noktayla nasıl ilişkilendirerek anlaması gerektiğini gösterir.

Alıştırma

To that point özgün cümlede ne işe yarıyor?

  1. Fiziksel bir varış noktasını belirtir.
  2. Yalnızca gevşek biçimde bağlantılı bir konuya geçer.
  3. Önceki iddiayı destekleyen kanıt sunar.
Cevabı göster

Önceki iddiayı destekleyen kanıt sunar.

Kelime

make less than 10 US dollars a day: gelir ve günlük oranlar

Gelir bağlamında make, earn yani para kazanmak anlamına gelir. Nesnesi bir para miktarı olduğundan make less than 10 US dollars, gelirin bu miktarın altında kaldığını ifade eder. A day günlük bir oranı veya ortalamayı belirtir: günde 10 ABD dolarından az. Paranın mutlaka her gün ödendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Vurgulanan gelir kalıbıyla cümleyi tamamlayın. Günlük geliri 50 ABD dolarının altındadır: She ____ as a market vendor.

Cevabı göster

makes less than 50 US dollars a day

while even in a wealthy country like America,

0:59

öte yandan Amerika gibi zengin bir ülkede bile,

over 50% of people make less than $30,000 a year.

1:02

insanların %50'den fazlası yılda 30.000 dolardan az kazanıyor.

The good news is that global poverty has fallen by half over the last decade, Notlar

1:06

İyi haber şu ki küresel yoksulluk son on yılda yarı yarıya azaldı,

Anlatım akışı

The good news is that: bir gerçeği olumlu haber olarak sunmak

The good news is that kalıbı, bilgiyi vermeden önce dinleyiciye o bilginin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Olumlu gerçek that yan cümlesinde yer alır; burada bu gerçek küresel yoksulluğun azalmasıdır. Bu kalıp dengeli bir mesajı da başlatabilir: konuşan kişi önce ilerlemeyi sunup ardından but ile bir sorun veya sınırlama ekleyebilir.

Alıştırma

Sonraki gerçeği olumlu olarak sunan standart kalıbı tamamlayın: ____ the library will stay open on Sundays.

Cevabı göster

The good news is that

Kalıp ifadeler

has fallen by half: yüzde 50'lik azalmayı bildirmek

has fallen by half ifadesinde by half değişimin miktarını gösterir: değer, başlangıç seviyesinin yüzde 50'si kadar azalmıştır. Başlangıçta 100 ise şimdi 50'dir. has fallen present perfect yapısındadır. over the last decade ile birlikte kullanıldığında, bugüne kadar uzanan bir dönemdeki değişimi anlatır ve mevcut sonucu vurgular.

Alıştırma

'Yüzde 50 oranında' anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Since January, our energy use has fallen ____.

Cevabı göster

by half

but we still have a global environment where more people have cell phones than toilets.

1:10

ancak hâlâ cep telefonuna sahip olanların tuvalete erişimi olanlardan daha fazla olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

And when they're talking on those phones,

1:14

İnsanlar bu telefonlarla konuşurken de

the vast majority aren't speaking English as a first language. Kalıp ifadeler

1:16

büyük çoğunluğu ana dil olarak İngilizce konuşmuyor.

Kalıp ifadeler

The vast majority: çok büyük bir oranı vurgulama

The vast majority, bir grubun basit çoğunluktan çok daha büyük bir bölümünü ifade eder; ancak yine de bazı istisnalar olabilir. Bu cümlede, insanların çok büyük bir bölümünün İngilizceyi ilk dil olarak konuşmadığı belirtilir; kesin bir yüzde verilmez. Yaygın yapı the vast majority of + çoğul isim veya zamirdir ve fiil genellikle çoğul olur: The vast majority of users are... Grup zaten belliyse the vast majority aren't... örneğindeki gibi of them atılabilir.

Alıştırma

Anket özetini çok büyük bir oranı belirten vurgulanmış ifadeyle tamamlayın: Ninety-six percent of families supported the plan. ____ agreed with it.

Cevabı göster

The vast majority

The majority also aren't Christian.

1:19

Çoğunluk aynı zamanda Hristiyan da değil.

As of November 2016, Kalıp ifadeler

1:22

Kasım 2016 itibarıyla,

most people are male with roughly 55 million less females on the planet, Dilbilgisi

1:23

insanların çoğu erkekti ve gezegende kadınların sayısı erkeklerden yaklaşık 55 milyon daha azdı,

Kalıp ifadeler

As of + tarih: bir bilgi veya duruma zaman damgası koyma

As of + tarih veya saat, bir ifadeyi belirli bir referans noktasına bağlar. Bu cümlede nüfusla ilgili bilgi, Kasım 2016'da bilinen veya ölçülen durum olarak sunulur; bu nedenle değişmez ya da hâlâ güncel bir gerçek olarak düşünülmemelidir. Veriler veya durumlar için as of genellikle o noktadaki en son bilgilere göre anlamına gelir. Kurallarda veya duyurularda ise bir değişikliğin başladığı zamanı gösterebilir: As of Monday, the new rule applies.

Alıştırma

Durum güncellemesini anlık referans zamanını gösteren iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____ 6 p.m. yesterday, 320 support tickets were still open.

Cevabı göster

As of

Dilbilgisi

Standart yazı İngilizcesinde less females değil, fewer females

Standart yazı İngilizcesinde females çoğul ve sayılabilen bir isimdir; bu nedenle sayı karşılaştırmasında normalde fewer kullanılır: roughly 55 million fewer females. Altyazıdaki less females, yaygın bir gündelik kullanım biçimini yansıtır; ancak burada tercih edilen standart biçim değildir. Sayılabilen çoğul varlıklarla fewer, sayılamayan miktarlarla ise less kullanın; örneğin less water veya less time.

Alıştırma

Cümleyi standart yazı İngilizcesine göre tamamlayın: The smaller bus can carry ____ passengers than the larger one.

Cevabı göster

fewer

and of our population,

1:28

ayrıca dünya nüfusunun

the majority are under the age of 30.

1:29

çoğunluğu 30 yaşın altındaydı.

In America,

1:32

Amerika'da,

once you turn 37, Dilbilgisi

1:33

37 yaşına bastığınız anda,

you're officially older than half the country.

1:34

resmen ülke nüfusunun yarısından daha yaşlı oluyorsunuz.

Dilbilgisi

Once you turn 37: once + geniş zaman ile bir yaş eşiği

Once, bir koşulun gerçekleşmeye başladığı noktayı belirtir; ana cümle ise ardından gelen sonucu verir. Turn + yaş, o yaşa ulaşmak anlamına gelir; dolayısıyla once you turn 37, 37 yaşına geldiğiniz andan itibaren demektir. Geleceğe yönelik once zaman cümleciklerinde İngilizce normalde will değil, geniş zaman kullanır: Once you turn 37, ... Ana cümlede genel bir sonuç için geniş zaman, gelecekteki bir sonuç için ise will/can kullanılabilir.

Alıştırma

Kulüp kuralını once ve turn kullanarak tamamlayın: At this club, you can join the adult class ____ 16.

Cevabı göster

once you turn

And the most common age for a person to be worldwide?

1:37

Peki dünya genelinde en yaygın yaş kaç?

Zero years old,

1:39

Sıfır yaş,

followed by 1 year old, Kalıp ifadeler

1:41

onu bir yaş,

2 years old,

1:42

iki yaş,

3, 4, and then 26 years old.

1:43

üç yaş, dört yaş ve ardından 26 yaş izliyor.

Kalıp ifadeler

Bir dizideki sonraki öğeyi belirten “followed by”

Bu cümlede followed by, sıralı bir listedeki bir sonraki öğeyi tanıtır: “sıfır yaş”tan sonra “1 yaş” gelir ve ardından diğer yaşlar sıralanır. Burada fiziksel olarak birini veya bir şeyi takip etmekten değil, sıralamadan söz edilir. Yaygın tam kalıp A is followed by B şeklindedir: A önce görünür veya gerçekleşir, B ise onun ardından gelir. Buradaki gibi liste tarzı anlatımda ilişki açıksa is atlanabilir. Bu yapı sıralamalarda, programlarda, süreçlerde ve veri dizilerinde kullanışlıdır; then sözcüğünü tekrar tekrar söylemeyi önler.

Alıştırma

Deneyin sırada daha sonra geldiğini belirten iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The class starts with a short explanation, ____ the experiment.”

Cevabı göster

followed by

Huh.

1:46

Hımm.

The majority of adults in the world weigh around 61 kg or 135 lb,

1:46

Dünyadaki yetişkinlerin çoğu yaklaşık 61 kg, yani 135 lb ağırlığında,

whereas the vast majority of people in North America are overweight. Anlatım akışı

1:51

oysa Kuzey Amerika'daki insanların büyük çoğunluğu fazla kilolu.

Anlatım akışı

İki bilgiyi karşılaştıran “whereas”

Whereas iki yan cümleyi birbirine bağlar ve dinleyiciyi bu cümlelerdeki farklı bilgileri karşılaştırmaya yönlendirir. İlk yan cümle dünya genelindeki yetişkinlerin ağırlığına ilişkin bir değer verirken ikincisi Kuzey Amerika hakkındaki bir iddiaya geçer; böylece bağlaç iki nüfus grubunu ve iki karşılaştırma çerçevesini birbirinden ayrı tutar. Bu kullanımda whereas, “buna karşılık” anlamına gelir; “-dığı zaman” anlamında değildir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp Clause A, whereas Clause B şeklindedir: paralel bilgileri yan yana koyar ve aralarındaki farkı vurgular.

Alıştırma

İki tam yan cümle arasındaki resmî karşıtlığı en açık biçimde sunan bağlacı seçin: “The coastal route is short, ___ the mountain route offers better views.”

  1. whereas
  2. because
  3. for example
  4. therefore
Cevabı göster

whereas

And while the majority of North Americans drink coffee over tea,

1:55

Kuzey Amerikalıların çoğu çayı değil kahveyi tercih etse de

three cups of tea are drunk for every one cup of coffee worldwide, Dilbilgisi

1:58

dünya genelinde her bir fincan kahveye karşılık üç fincan çay içiliyor,

making it a much more popular drink.

2:02

bu da çayı çok daha popüler bir içecek yapıyor.

Dilbilgisi

for every one cup of coffee oran kalıbı

Bu cümlede three cups of tea miktarı, for every one cup of coffee ifadesinden önce gelir. İki miktar birlikte 3'e 1 oranını bildirir: dünya genelinde yaklaşık her bir fincan kahveye karşılık üç fincan çay içilir. Miktar A + for every + miktar B kalıbında B karşılaştırma ölçütüdür. Bu kalıp genel bir oranı anlatır; tek tek her kahve fincanının tam üç çay fincanıyla doğrudan eşleştiğini söyleyen bir kural değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü oran kalıbıyla tamamlayın: The recipe uses two cups of water ____ one cup of rice.

Cevabı göster

for every

Speaking of North America, Anlatım akışı

2:05

Kuzey Amerika'dan söz açılmışken,

the majority of the Canadian population actually lives south of Seattle.

2:06

Kanada nüfusunun çoğu aslında Seattle'ın güneyinde yaşıyor.

Anlatım akışı

İlgili bir konuya geçiş olarak Speaking of North America

Speaking of North America, az önce sözü edilen North America konusuna geri döner ve bunu Kanada hakkında bağlantılı bir bilgi vermek için kullanır. Burada yaklaşık olarak “Kuzey Amerika'dan söz etmişken” anlamına gelir. Bu ifade, bir konunun bağlantılı bir düşünceyi tetiklediğini göstererek konuşmayı düzenler. Birinin Kuzey Amerika hakkında konuşma yapması eylemini anlatmaz.

Alıştırma

Az önce bir arkadaşınızın yeni bisikletinden söz ettiniz. Hangi cümle bu sözün sıradaki bağlantılı yorumunuzu tetiklediğini açıkça gösterir?

  1. Speaking of bicycles, mine needs a new tire.
  2. By the way, mine needs a new tire.
  3. When it comes to bicycles, mine needs a new tire.
Cevabı göster

Speaking of bicycles, mine needs a new tire.

In terms of energy consumption, Anlatım akışı

2:10

Enerji tüketimi açısından,

the vast majority of the world consumes more than two times less energy per capita than Canadians or Americans. Notlar

2:12

dünya nüfusunun büyük çoğunluğu kişi başına Kanadalıların veya Amerikalıların tükettiğinin yarısından daha az enerji tüketiyor.

Anlatım akışı

In terms of energy consumption: karşılaştırma boyutunu belirleme

In terms of energy consumption, ardından gelen karşılaştırmanın boyutunu belirler. Okura grupları nüfus, gelir veya diğer olası ölçütlere göre değil, özellikle kullandıkları enerji miktarına göre değerlendirmesi gerektiğini gösterir. Aktarılabilir kalıp in terms of + isim veya isim öbeğidir. Bir ifadeyi tek bir ölçütle sınırlandırarak düşünceyi düzenlemeye yardımcı olur; “enerji tüketimi terminolojisini kullanmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

battery life ifadesini karşılaştırma ölçütü olarak tanıtmak için dersteki ifadeyi kullanın: '____ battery life, this laptop outperforms the others.'

Cevabı göster

In terms of

Dilbilgisi

more than two times less: belirsiz bir kat ifadesi

More than two times less, two times çarpanını less ile birleştirir ancak tek ve açık bir oran tanımlamaz. Okur bunun “yarısından az” anlamına geldiğini tahmin edebilir; yine de ifade, miktarın yarının altında mı olduğunu, belli bir kat oranında mı azaldığını yoksa başka bir ilişkiyi mi anlattığını güvenilir biçimde belirtmez. Nicel yazılarda oranı doğrudan belirtin. A, B’nin %50’sinden azsa A uses less than half as much energy as B yazın veya kesin yüzdeyi verin. more than two times less ifadesini kesin bir sayısal kalıp olarak yeniden kullanmayın.

Alıştırma

Veriler Group A’nın kişi başına 40 birim, Group B’nin ise 100 birim kullandığını gösteriyor. Hangi cümle bu ilişkiyi en açık biçimde ifade eder?

  1. Group A uses less than half as much energy per person as Group B.
  2. Group A uses more than two times less energy per person than Group B.
  3. Group A uses half as much energy per person as Group B.
  4. Group A uses more than twice as much energy per person as Group B.
Cevabı göster

Group A uses less than half as much energy per person as Group B.

Kelime

per capita: nüfusa dayalı kişi başına ortalama

Per capita, kişi başına demektir. İstatistikte kişi başına düşen değeri bulmak için toplam miktar nüfusa bölünür. Bu nedenle kişi başına enerji tüketimi, nüfus büyüklükleri farklı yerleri karşılaştırmayı sağlar. Bu, aritmetik bir ortalamadır; herkesin gerçekten aynı miktarı tükettiği veya enerjinin eşit dağıtıldığı anlamına gelmez. Bu cümlede karşılaştırılan, her bölgenin toplam tüketimi değil, nüfusa göre ayarlanmış enerji kullanımıdır.

Alıştırma

Bir raporda “The city uses 4,000 liters of water per capita each month.” yazıyor. Bu değer neyi gösterir?

  1. Her sakinin bizzat kullandığı kesin miktar
  2. Toplam kullanımın nüfusa bölünmesiyle hesaplanan kişi başına aylık miktar
  3. Şehrin aylık toplam su kullanımı
Cevabı göster

Toplam kullanımın nüfusa bölünmesiyle hesaplanan kişi başına aylık miktar

If we take a wide view, Anlatım akışı

2:18

Daha geniş bir açıdan bakarsak,

it turns out that the majority of the universe is made up of dark energy at 68%. Notlar

2:19

evrenin çoğunun, yani %68'inin karanlık enerjiden oluştuğunu görüyoruz.

Anlatım akışı

If we take a wide view: daha geniş bir ölçeğe geçmek

If we take a wide view, tek bir ayrıntıya odaklanmak yerine konuyu geniş bir açıdan ele alırsak anlamına gelir. Buradaki view mecazidir; kimseden fiziksel olarak daha geniş bir manzara görmesi istenmez. Cümlenin başındaki if yan cümlesi, sonraki açıklamanın bakış açısını belirler ve ölçekte bir değişiklik olduğunu bildirir. Burada dinleyiciyi Dünya'daki insanların enerji kullanımından evrenin bileşimine taşır. Kapsayıcı we, bu geçişi açıklayan kişiyle dinleyicinin birlikte attığı bir adım gibi gösterir.

Alıştırma

Örnekte If we take a wide view neyin sinyalini verir?

  1. Kesin bir hesaplama sunar.
  2. Dikkati yerel bir konudan daha geniş bir ölçeğe taşır.
  3. Dinleyiciden fiziksel olarak daha uzağa gitmesini ister.
Cevabı göster

Dikkati yerel bir konudan daha geniş bir ölçeğe taşır.

Anlatım akışı

it turns out that: sonradan keşfedilen bir sonucu sunmak

It turns out that, bir şeyi kontrol ettikten, gözlemledikten veya keşfettikten sonra öğrenilen bilgiyi sunar; turns out burada gerçek anlamda dönmeyi değil, “doğru olduğu ortaya çıkmak” anlamını taşır. Bu kalıp çoğu zaman dinleyiciyi ilk beklentiden farklı bir sonuca hazırlar. It hazırlayıcı bir öznedir; asıl içerik that yan cümlesinde bulunur. Bu cümlede kalıp, ardından gelen yüzdeleri başlangıçtaki varsayım olarak değil, sonradan keşfedilen bir sonuç olarak düzenler.

Alıştırma

Sonradan yapılan bir keşfin ilk beklentiyi düzelttiğini belirten, dersteki dört sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: We thought the keys were lost, but ____ they were under the sofa.

Cevabı göster

it turns out that

Dark matter makes up 27%,

2:24

Karanlık madde evrenin %27'sini oluşturuyor,

Öbek fiiller

be made up of ve make up: bütüne veya parçaya göre seçim yapmak

Be made up of, bütünü özne konumuna getirir ve bileşenlerini of sonrasında belirtir. Edilgen bir yapı olduğu için be, zamana ve özne uyumuna göre değişir: is made up of, are made up of veya was made up of. X makes up Y yapısında bileşen X öznedir; Y ise bütünün kendisi veya onun bir yüzdesidir. Altyazı önce bütünden bileşene, ardından bileşenden onun payına bakar. Bu bütün-parça ilişkisi make up ifadesinin diğer anlamlarını değil, “oluşturmak” anlamını seçer.

Alıştırma

Her iki boşluğu da dersteki bileşim yapılarıyla tamamlayın: The snack mix ____ nuts and dried fruit, and nuts ____ half of it.

Cevabı göster

is made up of · make up

and the rest,

2:26

geri kalanıysa,

everything on Earth and everything ever observed with instruments,

2:27

Dünya'daki her şey ve şimdiye kadar cihazlarla gözlemlenmiş olan her şey,

otherwise called normal matter, Kalıp ifadeler

2:30

diğer adıyla normal madde,

only makes up 5% of the universe.

2:32

evrenin yalnızca %5'ini oluşturuyor.

Kalıp ifadeler

otherwise called normal matter: başka bir adı belirtmek

Virgüllerle ayrılan otherwise called normal matter ifadesi, hemen önceki açıklamaya başka bir ad verir: Dünya’daki her şey ve araçlarla gözlemlenen her şey. Burada otherwise, “başka bir adla” demektir; “aksi takdirde” anlamına gelmez. Kalıp şöyledir: açıklama + otherwise called + alternatif ad. Bu, kısaltılmış bir edilgen ifadedir ve yaklaşık olarak which is otherwise called ... anlamına gelir. İki adın da aynı şeyi göstermesi gerekir.

Alıştırma

“The aurora borealis, otherwise called the northern lights, can be seen in winter,” cümlesinde otherwise called ne işe yarar?

  1. İki adın farklı şeyleri gösterdiğini söyler.
  2. Aynı şeye başka bir ad verir.
  3. Kış gelmezse ne olacağı konusunda uyarır.
Cevabı göster

Aynı şeye başka bir ad verir.

And given that atoms are made up of 99.99% empty space, Dilbilgisi

2:35

Atomların %99,99'unun boşluktan oluştuğunu düşünürsek,

the majority of you is nothing. Anlatım akışı

2:40

sizin de büyük kısmınız hiçlikten ibaret.

Dilbilgisi

given that: bir gerçeği sonucun dayanağı olarak sunmak

Given that, ardından gelen yan cümleyi kabul edilmiş bir gerçek veya öncül olarak sunar. Bu cümlede atomların %99,99’unun boşluk olması, insanın büyük kısmının hiçbir şey olduğu sonucunun dayanağı olarak verilir. Kalıp şöyledir: given that + yan cümle, ana cümle. “Şu gerçek göz önüne alındığında” anlamına gelir ve kanıt ile sonuç arasındaki bağı açıkça gösterir; buradaki given bir şeyi almakla ilgili değildir.

Alıştırma

Bir gerçeği sonucun dayanağı olarak sunan, dersteki iki kelimelik bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ the museum closes at five, we should go now.

Cevabı göster

Given that

Anlatım akışı

the majority of you is nothing ifadesinin mizahi geri dönüşü

Bu ifade, videoda tekrar tekrar kullanılan istatistiksel çerçeve the majority ifadesini yeniden kullanır ve onu size uygular. Cümlede hemen önce atomların %99,99’unun boşluk olduğu söylendiği için sonuç, bir insanın büyük kısmının hiçbir şey olmadığı anlamına geliyormuş gibi duyulur. Bu, insanların gerçekten var olmadığını öne süren kelimesi kelimesine bir iddia değil, sıkıştırılmış ve paradoksal bir espridir. Burada nothing, atom yapısındaki boşluğu anlatır ve mizah etkisi için “hiçbir şey” şeklinde basitleştirilir. Bir açıklama daha önceki anahtar ifadeyi beklenmedik ve kişisel bir sonuçta yeniden kullanarak bitiyorsa, bunu hem bilgi hem de önceki temaya yapılan bir gönderme olarak anlayın.

Alıştırma

Bu cümlede son ifade esas olarak ne yapıyor?

  1. İnsanların fiziksel olarak var olmadığını iddia eder.
  2. Konuyu atomlardan kişiliğin kesin ölçümüne çevirir.
  3. Önceki %99,99 bilgisini mizahi ve kişisel bir sonuca dönüştürür.
Cevabı göster

Önceki %99,99 bilgisini mizahi ve kişisel bir sonuca dönüştürür.

We want to send a special thanks to Bill and Melinda Gates for supporting this episode.

2:43

Bu bölümü destekledikleri için Bill ve Melinda Gates'e özel olarak teşekkür etmek istiyoruz.

Did you know the number of childhood deaths has been cut in half over the last 15 years, Kalıp ifadeler

2:46

Son 15 yılda çocuk ölümlerinin yarı yarıya azaldığını

Kalıp ifadeler

has been cut in half: yaklaşık %50’ye düşüş

Has been cut in half, sayının önceki düzeyinin yaklaşık %50’sine düştüğü anlamına gelir. Özne çocuk ölümlerinin sayısı olduğu için cut mecazidir; fiziksel bir nesne ikiye bölünmemektedir. Yapı, present perfect edilgenidir: has been + geçmiş zaman ortacı cut. Son 15 yıllık dönem içinde gerçekleşen ve mevcut durumla hâlâ ilgili olan bir değişimi anlatır.

Alıştırma

Yaklaşık %50’ye düşürülmek anlamındaki ders ifadesiyle raporu tamamlayın: Since the safety upgrade, the number of accidents has been ____.

Cevabı göster

cut in half

and that 122 million children's lives have been saved since 1990? Dilbilgisi

2:50

ve 1990'dan bu yana 122 milyon çocuğun hayatının kurtarıldığını biliyor muydunuz?

Dilbilgisi

have been saved since 1990: bugüne kadar birikmiş present perfect edilgen sonuç

Have been saved, present perfect'in edilgen biçimidir: have sonucu şu ana bağlar; been + saved ise children's lives ifadesini eylemden etkilenen öge yapar. Kurtarma eylemini gerçekleştiren kişiler veya kuruluşlar odakta değildir. Since 1990 başlangıç noktasını verir. İfade bütünüyle, 1990'dan bugüne kadar biriken toplam sonucu anlatır; 122 milyon hayatın tamamının 1990 yılı içinde kurtarıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi treat fiilinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: The clinic opened in 2015, and since then more than 20,000 patients ____.

Cevabı göster

have been treated

Sometimes it may feel like the world is getting worse, Dilbilgisi

2:55

Bazen dünya gittikçe kötüleşiyormuş gibi gelebilir,

but global health intervention is changing that.

2:57

ancak küresel sağlık müdahaleleri bunu değiştiriyor.

Dilbilgisi

Sometimes it may feel like: bir gerçeği değil izlenimi ifade etmek

Sometimes, algının sürekli olduğunu değil yalnızca belirli zamanlarda ortaya çıktığını gösterir. it may feel like + cümle yapısında may olasılığı belirtir, feel içeriği öznel bir izlenim olarak çerçeveler ve like bu izlenimin içeriğini tanıtır; burada bu içerik the world is getting worse ifadesidir. Bu kalıp, konuşanın sonraki cümleyi gerçek olarak ileri sürmesini önler. Konuşan önce kötümser bir deneyimi kabul edip ardından but ile farklı yöne işaret eden kanıtları sunabilir.

Alıştırma

Olumsuz yargıyı bir gerçek veya izin açıklaması olarak değil, olası öznel bir izlenim olarak sunan cümle hangisidir?

  1. The team is definitely falling behind, despite the data.
  2. It may feel like the team is falling behind, but the data shows progress.
  3. The team may have permission to fall behind.
Cevabı göster

It may feel like the team is falling behind, but the data shows progress.

And in their annual letter,

2:59

Yıllık mektuplarında ise,

Bill and Melinda Gates highlight this amazing progress, Anlatım akışı

3:00

Bill ve Melinda Gates bu inanılmaz ilerlemeye dikkat çekiyor,

but also the challenges,

3:03

ancak karşılaşılan zorlukları da vurguluyor,

like how 45% of child deaths are linked to malnutrition. Kalıp ifadeler

3:04

örneğin çocuk ölümlerinin %45'inin yetersiz beslenmeyle bağlantılı olması gibi.

Anlatım akışı

highlight ... progress, but also ... challenges ile iki yönü dengelemek

Burada highlight fiilinden sonra iki öge gelir: this amazing progress ve the challenges. but also ikinci ögeyi önemli ve karşıt bir yön olarak ekler. Bu yapı önce iyi haberi kabul eder, ardından soruna da yer açar. but ilerlemeyi geçersiz kılmaz; ayrıca öncesinde not only bulunmasa da but also bu şekilde kullanılabilir.

Alıştırma

Örnekte but also ne işe yarıyor?

  1. İlerlemeyi görünür tutarken zorlukları karşıt ikinci bir odak olarak ekler.
  2. Zorlukları karşıtlık içermeyen ilgisiz bir ayrıntı olarak sıralar.
  3. Zorlukların hiçbir ilerleme olmadığını kanıtladığını söyler.
Cevabı göster

İlerlemeyi görünür tutarken zorlukları karşıt ikinci bir odak olarak ekler.

Kalıp ifadeler

are linked to malnutrition: ilişki var, kanıtlanmış neden yok

are linked to malnutrition ifadesindeki edilgen be linked to + isim yapısı, bir şeyle bağlantılı veya ilişkili olmak anlamına gelir. Özne olan 45% of child deaths, yetersiz beslenmeyle ilişkilendirilen bulgudur. Bu ifade bir ilişki bildirir. Tek başına yetersiz beslenmenin her olayda doğrudan veya tek neden olduğunu kanıtlamaz. Bu nedenle be linked to, kanıtlar bir ilişkiyi desteklediğinde fakat daha güçlü bir neden-sonuç iddiasını desteklemediğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir çalışma ilişki buluyor ancak neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Hangi cümle bulguyu en dikkatli biçimde bildirir?

  1. Poor sleep has no connection with activity levels.
  2. Low activity levels are linked to poor sleep.
  3. Low activity levels definitely cause poor sleep.
Cevabı göster

Low activity levels are linked to poor sleep.

You can check out the annual letter at gatesletter.com

3:08

Yıllık mektubu gatesletter.com adresinde inceleyebilir,

by using the link in the description below to learn about and support their amazing initiatives.

3:11

aşağıdaki açıklamada bulunan bağlantıyı kullanarak bu harika girişimler hakkında bilgi edinip onları destekleyebilirsiniz.

Don't forget to subscribe for more weekly science videos every Thursday.

3:15

Her perşembe yayımlanan yeni bilim videolarını izlemek için abone olmayı unutmayın.