Bu kadar çok insan Hitler'i nasıl destekleyebildi? - Joseph Lacey: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
714 kelime 156 kel/dk

Video özeti: Video, Adolf Eichmann’ın 1961’deki yargılanmasından hareketle Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” düşüncesini açıklar: Sıradan insanlar toplumsal rollerini itaatle kabul edip eleştirel öz değerlendirmeden vazgeçtiklerinde zulme katılabilir, ancak yaptıklarından ahlaken sorumlu olmaya devam ederler. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. stood trial for — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir kişinin işlediği iddia edilen bir suç nedeniyle resmen yargılandığını belirten bu hukuk kalıbını öğrenin. Böylece trial sözcüğünü yalnızca tek başına bir isim olarak yorumlamak yerine, haberlerde ve tarih anlatılarında bu bütünü tanıyıp kullanabilirsiniz. 2. it was exactly this ordinariness that was most terrifying. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Vurgulu bölünmüş cümlenin ve exactly this ifadesinin önceki betimlemeye dönerek savı beklenmedik bir sonuca nasıl odakladığını görün: Rahatsız edici olan, olağanüstü bir kötülük değil, Eichmann’ın görünürdeki sıradanlığıdır. 3. still held Eichmann accountable. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: hold someone accountable ifadesini hukuk, etik veya kurum bağlamında bir kişiyi davranışlarından hesap vermekle yükümlü tutmak olarak anlayın. still ayrıca bir davranışı açıklamanın sorumluluğu ortadan kaldırmadığını belirtmenizi sağlar.

Bu derste

In Jerusalem, on April 11th, 1961,

0:07

11 Nisan 1961'de, Kudüs'te,

Adolf Eichmann stood trial for crimes against humanity. Notlar

0:10

Adolf Eichmann insanlığa karşı işlediği suçlardan yargılandı.

Kalıp ifadeler

stood trial for: bir suçlamayla yargılanmak

Stood, stand fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak stood trial hukuk dilinde kalıplaşmış bir ifadedir ve “mahkemede yargılandı” anlamına gelir. “Ayakta durdu” anlamına gelmez. Yapı stand trial for + suçlama, suç veya isnat edilen eylem şeklindedir. Burada for, yargılamanın hukuki nedenini, yani crimes against humanity ifadesini getirir.

Alıştırma

Cümleyi stand trial for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the investigation, the company director ____ fraud.

Cevabı göster

stood trial for

Kültür

crimes against humanity: uluslararası hukukta resmî bir suçlama

Crimes against humanity, uluslararası ceza hukukunda kullanılan resmî bir terimdir. Cinayet, sürgün veya zulüm gibi belirli ağır eylemlerin sivil bir nüfusa yöneltilen yaygın ya da sistematik bir saldırının parçası olarak işlenmesini ifade eder. Bu cümlede, Nazi zulmü ve kitlesel öldürmelerle bağlantılı olarak Eichmann’a yöneltilen suçlamaların hukuki kategorisini belirtir. İnsanlara karşı yapılan her zalimce veya zararlı davranış için kullanılan genel bir ifade değildir.

Alıştırma

Hukuki veya tarihî bir haberde crimes against humanity neyi ifade eder?

  1. Bir insan tarafından işlenen herhangi bir suç.
  2. Bir kişiye zarar veren herhangi bir kaba davranış.
  3. Sivil bir nüfusa yöneltilen yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen ağır eylemleri kapsayan resmî bir hukuki kategori.
Cevabı göster

Sivil bir nüfusa yöneltilen yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen ağır eylemleri kapsayan resmî bir hukuki kategori.

Eichmann had been a Nazi official tasked with organizing the transport of over 1.5 million European Jews Kalıp ifadeler

0:14

Eichmann, 1,5 milyondan fazla Avrupalı Yahudinin nakliyesini organize etmekle görevli bir Nazi yetkilisiyidi

to ghettos and concentration camps. Kültür

0:20

gettolara ve toplama kamplarına.

Kalıp ifadeler

tasked with organizing: organize etme sorumluluğunun verilmesi

Tasked with organizing, organize etme sorumluluğunun verildiği anlamına gelir. Tasked, yetkiliyi ve ona verilen görevi açıklayan geçmiş zaman ortacıdır. Kullanılabilir kalıp be tasked with + isim veya fiilin -ing biçimidir. Burada with bir edat olduğu için ardından organize değil organizing gelir.

Alıştırma

Cümleyi review fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The audit team was tasked with ____ every expense report.

Cevabı göster

reviewing

Kültür

ghettos and concentration camps: Holokost tarihinde gettolar ve toplama kampları

Holokost bağlamında ghettos, Nazi yetkililerinin Yahudileri ağır kısıtlamalar altında yaşamaya zorladığı kapalı veya sıkı biçimde denetlenen şehir bölgeleriydi. Concentration camps ise insanların zorla çalıştırma, yoksun bırakma ve şiddet yoluyla hapsedildiği ve kötü muamele gördüğü gözaltı yerleriydi. Bu ifade, Nazi zulüm sisteminin iki farklı bölümünü adlandırır; sıradan yaşam veya konaklama yerlerini anlatmaz. Buradaki camp, eğlence amaçlı kamp alanı ya da normal geçici konaklama yeri değildir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Bu cümlede concentration camps, eğlence için kullanılan sıradan kamp alanlarını ifade eder.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

He was popularly described as an evil mastermind Anlatım akışı

0:23

Popüler olarak kötü bir dahi olarak tanımlanıyordu

who orchestrated atrocities from a cushy German office. Kelime

0:26

vahşetleri rahat bir Alman ofisinden planlayan.

Anlatım akışı

popularly described as an evil mastermind: şeytani bir beyin olarak yaygın biçimde tasvir edilmek

popularly described as an evil mastermind ifadesi yaygın bir kamuoyu imajını aktarır: birçok kişi onu kötü planları yöneten son derece zeki bir beyin olarak sunuyordu. Burada popularly, sevilen biri olduğunu değil, yaygın veya genel bir biçimde anlatıldığını belirtir. Anlatıcı bu etiketi halk arasında kullanılan bir betimlemeye bağlayarak ona tamamen katılmak yerine belli bir mesafe koyar. Bilginin düzenlenişinde bu güçlü etiket önce bir beklenti oluşturur; daha sonra zıt bir imge bu beklentiyi sorgulayabilir.

Alıştırma

popularly described as an evil mastermind ifadesinin cümledeki rolünü en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Yaygın bir etiketi aktarır ve anlatıcının bunu tamamen kabul edip etmediğini açık bırakır.
  2. Kötü planlarının onu halk arasında popüler yaptığını söyler.
  3. evil mastermind ifadesini onun resmî görev unvanı olarak sunar.
Cevabı göster

Yaygın bir etiketi aktarır ve anlatıcının bunu tamamen kabul edip etmediğini açık bırakır.

Kelime

orchestrated atrocities: vahşet eylemlerini planlayıp koordine etmek

orchestrated atrocities ifadesinde orchestrated mecaz anlamda kullanılır. Ağır şiddet veya zulüm eylemlerini planlamak, düzenlemek ve koordine etmek anlamına gelir; müzik düzenlemek veya yönetmekten söz etmez. Bu fiil, karmaşık bir operasyonun perde arkasından kontrol edilmesini vurgular. Kişi her eylemi bizzat gerçekleştirmemiş olsa bile vahşet eylemlerini yönlendirme sorumluluğunu ona yükleyebilir.

Alıştırma

orchestrated atrocities ifadesinde orchestrated sözcüğünün en doğru anlamı nedir?

  1. Vahşet eylemlerini ancak daha sonra öğrendiği anlamına gelir.
  2. Vahşet eylemlerini karmaşık bir operasyon olarak planlayıp koordine ettiği anlamına gelir.
  3. Vahşet eylemleri gerçekleşirken müzik yaptığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Vahşet eylemlerini karmaşık bir operasyon olarak planlayıp koordine ettiği anlamına gelir.

Kelime

a cushy German office: resmî olmayan, değerlendirme içeren cushy

a cushy German office ifadesinde cushy; rahat, kolay, güvenli ve zorluk ya da riskin az olduğu anlamına gelir. Resmî olmayan ve değerlendirme içeren bir sözcüktür; odanın tarafsız bir betimlemesi değildir. Burada sözcük ironik bir ahlaki karşıtlık yaratır: olayların arkasındaki kişi, vahşetleri organize ederken rahat bir ortamda ve olay yerinden uzakta gösterilir. Başka bağlamlarda cushy genellikle alışılmadık ölçüde kolay ya da ayrıcalıklı görünen bir işi, konumu veya yaşam biçimini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede cushy aynı değerlendirme içeren anlamda kullanılmıştır?

  1. The hikers rested on a comfortable wooden bench.
  2. The director enjoyed a cushy position with high pay and very little responsibility.
  3. The technician measured the office temperature.
Cevabı göster

The director enjoyed a cushy position with high pay and very little responsibility.

And many were eager to see the so-called desk murderer Kültür

0:29

Ve birçok kişi sözde masa başı katilinin

tried for his crimes.

0:32

suçlarından dolayı yargılanmasını görmek için sabırsızlanıyordu.

Kültür

so-called desk murderer: bürokratik sorumluluk için tırnak benzeri bir etiket

so-called desk murderer ifadesindeki desk murderer; planlaması, emirleri ve idari çalışmalarıyla ölümlerin gerçekleşmesini sağlayan biri için kullanılan mecazi ve medya tarzı bir etikettir. Gerçek anlamda bir masanın yanında birini öldüren kişi demek değildir. So-called, konuşurken tırnak işareti kullanmaya benzer biçimde etiketle araya biraz mesafe koyar: bunun başkaları veya kamusal tartışmalar tarafından kullanılan bir ad olduğunu gösterir. Bazı bağlamlarda kuşkucu duyulabilir, ancak burada kişinin sorumluluğunu reddetmek yerine etiketi tanıtır.

Alıştırma

Burada so-called desk murderer etiketi ne anlama geliyor?

  1. İdari planlama ve emirlerle mümkün hâle gelen ölümlerden sorumlu tutulan biri.
  2. Bir ofis masasının yanında dururken cinayet işleyen biri.
  3. Yalnızca bir masa çalındığı için katil olarak adlandırılan biri.
Cevabı göster

İdari planlama ve emirlerle mümkün hâle gelen ölümlerden sorumlu tutulan biri.

But the squeamish man who took the stand Kelime

0:34

Ancak tanık kürsüsüne çıkan o ürkek adam

seemed more like a dull bureaucrat Dilbilgisi

0:36

daha çok sıkıcı bir bürokrata benziyordu

than a sadistic killer.

0:38

sadist bir katilden ziyade.

Kelime

took the stand: tanık kürsüsüne çıkıp ifade verdi

Bu mahkeme bağlamında took the stand, ‘tanık kürsüsüne çıkıp ifade verdi’ anlamına gelir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir; stand ise burada tanığın ifade verdiği yeri adlandıran bir isimdir. Who took the stand ilgi cümleciği, adamı davadaki rolü üzerinden belirtir. İfade yalnızca adamın ayağa kalktığını veya mahkemeye geldiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi take the stand ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the fraud trial, the accountant ____ and answered the prosecutor's questions.

Cevabı göster

took the stand

Dilbilgisi

seemed more like A than B: izlenimleri karşılaştırmak

Seemed more like A than B, konuşanın edindiği izlenimin B'den çok A'ya yakın olduğunu anlatır. Bu cümlede a dull bureaucrat A'yı, a sadistic killer ise B'yi temsil eder; dolayısıyla adamın görünüşü acımasız bir katile dair beklenen görüntüyle uyuşmaz. Burada like, ‘hoşlanmak’ değil ‘benzemek’ anlamındadır. Seemed de kişinin gerçekte ne olduğunu belirtmek yerine ifadeyi görünüş veya izlenim düzeyinde tutar.

Alıştırma

Cümleyi more like A than B kalıbında eksik olan sözcüklerle tamamlayın: The tiny apartment seemed ____ a hotel room than a home.

Cevabı göster

more like

The disparity between Eichmann's nature and his actions Kalıp ifadeler

0:40

Eichmann'ın doğası ile eylemleri arasındaki bu uyuşmazlık

was unsettling for many viewers.

0:43

birçok izleyici için rahatsız ediciydi.

Kalıp ifadeler

The disparity between A and B: A ile B arasındaki belirgin uçurum

The disparity between A and B, karşılaştırılabilir iki şey arasındaki belirgin uçurumu veya uyumsuzluğu adlandırır. Burada Eichmann'ın görünüşte sıradan mizacı ile eylemlerinin ağırlığını karşı karşıya getirir. Bu ifade, iki tarafı yalnızca farklı değil, bağdaştırılması zor şeyler olarak sunar. Bu nedenle aradaki farkın kendisi analiz açısından önemli olduğunda kullanışlıdır.

Alıştırma

Anlamlı bir farkı vurgulamak için disparity sözcüğünü en doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. The two identical totals show a major disparity.
  2. The report highlights the disparity between promised access and actual access.
  3. Could you disparity the first draft with the final draft?
Cevabı göster

The report highlights the disparity between promised access and actual access.

But for philosopher Hannah Arendt,

0:45

Ancak filozof Hannah Arendt için,

this contradiction inspired a disturbing revelation. Anlatım akışı

0:47

bu çelişki rahatsız edici bir gerçeği ortaya çıkardı.

Anlatım akışı

this contradiction inspired a disturbing revelation: çelişkiden rahatsız edici bir kavrayışa

This contradiction, daha önceki uyumsuzluğu —Eichmann'ın sıradan görünümü ile korkunç eylemleri arasındaki karşıtlığı— geriye gönderme yapan kısa bir etikete dönüştürür. Böylece dinleyici önceki bilgiyi bir sonraki düşünceye taşıyabilir. Inspired a disturbing revelation açıklamayı ileri götürür: Bu çelişki, önemli ama rahatsız edici bir kavrayışa yol açmıştır. Burada inspired, ‘duygusal olarak cesaretlendirdi’ değil, ‘yol açtı’ veya ‘doğurdu’ anlamındadır. Tüm yan cümle, daha önce anlatılan bir gözlem ile sırada açıklanacak temel düşünce arasında köprü kurar.

Alıştırma

this contradiction inspired a disturbing revelation yan cümlesinin söylemdeki temel işlevi nedir?

  1. Çelişkinin Arendt'i neşelendirdiğini ve cesaretlendirdiğini söyler.
  2. Çelişkinin her ayrıntısını tanımlar ve tartışmayı bitirir.
  3. Daha önceki bir çelişkiyi, sırada açıklanacak rahatsız edici bir kavrayışa bağlar.
Cevabı göster

Daha önceki bir çelişkiyi, sırada açıklanacak rahatsız edici bir kavrayışa bağlar.

Arendt was a German Jew

0:51

Arendt Alman bir Yahudiydi

who fled her homeland in 1933 Kelime

0:53

1933'te anavatanından kaçan

after being briefly imprisoned by the German secret police. Dilbilgisi

0:55

Alman gizli polisi tarafından kısa bir süreliğine hapsedildikten sonra.

Kelime

fled her homeland: tehlikeden kaçmak için vatanını terk etmek

Fled, flee fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. fled her homeland ifadesinde homeland doğrudan nesnedir: Arendt yalnızca seyahat etmek ya da sıradan bir taşınma yapmak için değil, tehlikeden kaçmak için kendi ülkesinden ayrılmıştır. Bu fiil, ayrılışı tehdit veya zulmün yol açtığı bir kaçış olarak sunar. Böylece yazar, tehlikeyi ve ayrılma nedenini tek bir kısa ifadeye sığdırır.

Alıştırma

fled her homeland ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Herhangi bir tehlike anlamı olmadan sıradan bir kişisel tercihle taşındı.
  2. Ülkesinin dışına kısa bir gezi yaptı.
  3. Ciddi bir tehditten veya zulümden kaçmak için ülkesinden ayrıldı.
Cevabı göster

Ciddi bir tehditten veya zulümden kaçmak için ülkesinden ayrıldı.

Dilbilgisi

after being briefly imprisoned by ...: kısaltılmış edilgen zaman ifadesi

After being briefly imprisoned by the German secret police, edilgen bir zaman ifadesidir. After sözcüğünden sonra -ing biçimi olan being gelir; being + imprisoned, eylemi yapanın değil eyleme maruz kalanın Arendt olduğunu gösterir. Bu ifade, after she had been briefly imprisoned cümleciğinin kısaltılmış biçimidir. She sözcüğünü tekrarlamadan hapsedilme olayını ana eylem fled'den önceye yerleştirir. Briefly sürenin kısa olduğunu, by the German secret police ise eylemi yapanı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi edilgen after + -ing yapısıyla tamamlayın: After ____ warned by the judge, the witness answered carefully.

Cevabı göster

being

As a refugee in France and then the United States,

0:59

Fransa'da ve ardından ABD'de bir mülteci olarak,

she dedicated herself to understanding Kalıp ifadeler

1:02

kendini anlamaya adadı

how the Nazi regime came to power Kalıp ifadeler

1:04

Nazi rejiminin nasıl iktidara geldiğini

Kalıp ifadeler

came to power: siyasi otoriteyi kullanmaya başlamak

Came to power, come to power ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve yönetmeye başlamak ya da bir hükümetin kontrolünü ele geçirmek anlamına gelir. Buradaki power elektrik veya kişisel güç değil, siyasi otorite demektir. İfade, siyasi yönetimin başlangıcını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi come to power ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After winning the election, the coalition ____.

Cevabı göster

came to power

and more specifically Anlatım akışı

1:06

ve daha da önemlisi

how it inspired so many atrocities.

1:08

bu kadar çok vahşete nasıl ilham verdiğini.

Kalıp ifadeler

dedicated herself to understanding: uzun vadeli bağlılık + to + -ing biçimi

Dedicated herself to understanding, bir şeyi anlama hedefine uzun süre boyunca zaman ve çaba ayırdığını ifade eder. Dedicate oneself to, etkinliği ciddi ve uzun vadeli bir bağlılık olarak sunar. Bu yapıda to bir ilgeçtir; bu yüzden ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: dedicated herself to understanding. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir; dedicated himself veya dedicated themselves gibi.

Alıştırma

Cümleyi serve fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: After medical school, she dedicated herself to ____ rural patients.

Cevabı göster

serving

Anlatım akışı

more specifically: geniş bir konuyu belirli bir odağa daraltmak

More specifically, konuşanın geniş bir konudan daha kesin bir odağa geçtiğini gösterir. Burada inceleme, Nazi rejiminin nasıl iktidara geldiğiyle başlar ve ardından rejimin bu kadar çok vahşete nasıl ilham verdiğini daha özel ilgi noktası olarak öne çıkarır. Genel bir ifadeden sonra, sonraki bölüm tartışmak istediğiniz kesin yönü belirttiğinde kullanılır. Yeni bilgi önceki konuyu daraltmalı, yalnızca ilgisiz bir ayrıntı eklememelidir.

Alıştırma

“We need to examine customer service, more specifically how quickly we answer complaints,” cümlesinde more specifically ne yapar?

  1. Konuşanın emin olmadığını gösterir.
  2. İlgisiz bir konu sunar.
  3. Geniş konuyu tek bir kesin yöne daraltır.
Cevabı göster

Geniş konuyu tek bir kesin yöne daraltır.

A common opinion at the time Anlatım akışı

1:11

O dönemin yaygın bir görüşü,

was that the Third Reich was a historical oddity, Notlar

1:12

Üçüncü Reich'ın tarihi bir tuhaflık olduğuydu,

Anlatım akışı

A common opinion at the time was that ...: geçmişteki yaygın bir görüşü aktarmak

A common opinion at the time was that ... kalıbı, geçmişteki belirli bir dönemde birçok insanın taşıdığı bir inancı aktarır. That yan tümcesi bu inancın içeriğini verir; burada söz konusu inanç, Üçüncü Reich’ın tarihsel bir anormallik olduğudur. Bu çerçeve, iddiayı konuşanın kendi sonucu olarak sunmak yerine o dönemdeki insanlara atfeder. Common, görüşün ne kadar yaygın olduğunu belirtir; doğru olup olmadığını belirtmez.

Alıştırma

A common opinion at the time was that ... kalıbı okuyucuya ne anlatır?

  1. Görüşün doğru olduğunu kanıtlar.
  2. Yalnızca yazarın kişisel görüşünü sunar.
  3. O dönemde yaygın bir görüşü otomatik olarak desteklemeden aktarır.
Cevabı göster

O dönemde yaygın bir görüşü otomatik olarak desteklemeden aktarır.

a perfect storm of uniquely evil leaders Deyimler

1:16

eşi benzeri görülmemiş derecede kötü liderlerin oluşturduğu kusursuz bir fırtınanın

Kültür

Third Reich: Nazi Almanyasının tarihsel adı

The Third Reich, Adolf Hitler yönetimindeki 1933-1945 dönemi Nazi Almanyası için yaygın olarak kullanılan tarihsel addır. Reich, “hükümranlık alanı” veya “imparatorluk” anlamına gelen Almanca bir kelimedir; burada kişi ya da yer adı değil, özel bir adın parçasıdır. Bu cümlede ifade, tarihsel bir istisna olarak tanımlanan rejimi belirtir. Bu adı tanımak, Nazi suçlarının nasıl açıklandığına ilişkin savı takip etmek için gereklidir.

Alıştırma

Avrupa tarihiyle ilgili bir tartışmada the Third Reich neyi ifade eder?

  1. Belirli bir Alman lider
  2. 1933-1945 dönemi Nazi Almanyası
  3. Modern bir Alman şehri
Cevabı göster

1933-1945 dönemi Nazi Almanyası

Kelime

historical oddity: bir olayı tarihsel istisna olarak sunmak

Burada a historical oddity, daha geniş örüntülerin dışında görünür biçimde duran sıra dışı bir tarihsel olgu veya istisna anlamına gelir. Oddity, tuhaf bir kişiyi ya da eğlencelik bir tarih bilgisini değil, olgunun kendisini ifade eder. Üçüncü Reich'a a historical oddity demek, onu daha geniş siyasi veya insani örüntüleri gösterebilecek bir olgu yerine son derece sıra dışı koşulların sonucu olarak çerçeveler. Bu nedenle ifade, olayın ne zaman gerçekleştiğini belirtmekle kalmaz; bir yorum da taşır.

Alıştırma

Bir olaya a historical oddity demek genellikle neyi ima eder?

  1. Tarih boyunca aynı şekilde tekrar tekrar gerçekleşti.
  2. Daha geniş bir örüntünün parçası değil, sıra dışı bir istisnaydı.
  3. Tarihçilerin unuttuğu önemsiz bir tarihti.
Cevabı göster

Daha geniş bir örüntünün parçası değil, sıra dışı bir istisnaydı.

supported by German citizens

1:18

Alman vatandaşları tarafından desteklendiği

looking for revenge after their defeat in World War I.

1:20

Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgilerinin ardından intikam arayan.

Deyimler

a perfect storm of uniquely evil leaders: zararlı koşulların yıkıcı birleşimi

A perfect storm of ... birkaç zararlı koşulun bir araya gelerek özellikle ciddi bir sonuç oluşturmasını anlatan bir benzetmedir. Burada kötü liderler ile halkın intikam isteği, hava olayı olarak değil, birbirini etkileyen nedenler olarak sunulur. Bu yapı birleşik etkiyi vurgular: tek bir etken sonucun tamamını açıklayamaz. Bu deyimde perfect, sonucun iyi olduğunu değil, koşulların tam olarak bir araya geldiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “birleşmiş birkaç zararlı koşul” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The hospital faced ____ staff shortages, a power failure, and a sudden flood of patients.

Cevabı göster

a perfect storm of

But Arendt believed the true conditions

1:24

Ancak Arendt, gerçek koşulların

behind this unprecedented rise of totalitarianism Kelime

1:26

totalitarizmin bu benzeri görülmemiş yükselişinin ardındaki

weren't specific to Germany. Kalıp ifadeler

1:29

sadece Almanya'ya özgü olmadığına inanıyordu.

Kelime

unprecedented rise of totalitarianism: totalitarizmin eşi görülmemiş yükselişi

The rise of totalitarianism ifadesindeki rise, fiziksel olarak yukarı hareket etmeyi değil, bir siyasi sistemin ortaya çıkmasını ve etkisinin artmasını anlatan soyut bir isimdir. Unprecedented, bu gelişmenin daha önce karşılaştırılabilecek bir örneği olmadığını belirtir. rise of + hareket, sistem veya başka bir olgu kalıbı, bir şeyin önem ya da güç kazanmasını ifade eder. Özellikle tarihî, siyasi ve toplumsal analizlerde yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir siyasi hareketin tarihsel olarak eşi görülmemiş biçimde ortaya çıkışını doğal şekilde anlatır?

  1. The documentary examines how workers raise a platform in the region.
  2. The documentary examines the unprecedented rise of an authoritarian movement in the region.
  3. The documentary examines an unprecedented rise in the unemployment rate in the region.
Cevabı göster

The documentary examines the unprecedented rise of an authoritarian movement in the region.

Kalıp ifadeler

weren't specific to Germany: Almanya'ya özgü değildi

Bu cümlede weren't specific to Germany, söz konusu koşulların yalnızca Almanya'ya özgü olmadığını ve başka yerlerde de bulunabileceğini anlatır. specific to + isim, bir özelliğin, sorunun, kuralın veya koşulun yalnızca o isme ait ya da yalnızca onun için geçerli olduğunu gösterir. İfade olumsuz yapıldığında bu sınırlama ortadan kalkar.

Alıştırma

Hangi cümle sorunun büyük kentlerin dışında da bulunduğunu anlatır?

  1. This issue is specific to large cities.
  2. This issue is specific about large cities.
  3. This issue isn't specific to large cities.
Cevabı göster

This issue isn't specific to large cities.

Throughout the 1950s,

1:31

1950'ler boyunca,

Arendt developed a theory of the human condition Kelime

1:33

Arendt insanlık durumu üzerine bir teori geliştirdi

that divided life into three facets: Kalıp ifadeler

1:35

yaşamı üç yöne ayıran:

Kelime

theory of the human condition: insan varoluşuna dair bir kuram

The human condition, insan olmanın temel koşullarını ve ortak deneyimlerini; insanların nasıl yaşadığını, eylemde bulunduğunu, başkalarıyla ilişki kurduğunu ve sınırlarla yüzleştiğini anlatan soyut bir terimdir. theory of the human condition ifadesinde condition bir hastalık ya da tek bir koşul anlamına gelmez. İnsan varoluşunun genel durumunu ifade eder ve bu söz öbeği, insan yaşamını açıklamak için bir çerçeve sunar.

Alıştırma

Bu cümlede the human condition ne anlama gelir?

  1. insanların uyması gereken bir kural
  2. tüm insanları etkileyen tıbbi bir teşhis
  3. insan varoluşunun temel koşulları ve deneyimleri
Cevabı göster

insan varoluşunun temel koşulları ve deneyimleri

Kalıp ifadeler

divide life into three facets: divide A into B sınıflandırma kalıbı

divide A into B kalıbı, A’yı bir dizi parça veya kategoriye ayırmak ya da bu şekilde analiz etmek anlamına gelir. Burada life A’dır, three facets ise B’dir; facets fiziksel yüzeyleri değil, yönleri veya boyutları ifade eder. Akademik açıklamalarda bu kalıp bir çerçeve sunar: önce bütün belirtilir, ardından kategorilerin sayısı veya türü söylenir ve son olarak bunlar açıklanır.

Alıştırma

Cümleyi divide A into B kalıbının eksik iki parçasıyla tamamlayın: The editor ____ the article ____ four sections.

Cevabı göster

divided · into

labor,

1:37

emek (labor),

in which we satisfy our material needs and desires, Dilbilgisi

1:38

maddi ihtiyaç ve arzularımızı karşıladığımız,

Dilbilgisi

in which we: bir kategorinin içinde gerçekleşenleri açıklamak

In which we, labor kategorisinin içinde neler gerçekleştiğini açıklayan bir ilgi tümcesini başlatır. Which sözcüğü labor’a gönderme yapar, in “bu etkinliğin içinde” ilişkisini kurar ve we, satisfy fiilinin öznesidir. Edat önemlidir: sonraki tümcenin öncülüne bağlanması için belirli bir edat gerekiyorsa edat + which yapısını kullanın. Bu yapı özellikle süreçlerin, sistemlerin veya soyut kategorilerin resmî tanımlarında kullanışlıdır.

Alıştırma

Resmî tanımı “bu sürecin içinde biz” anlamındaki üç sözcüklü ilgi ifadesiyle tamamlayın: Learning is a process ____ develop new habits.

Cevabı göster

in which we

work,

1:42

iş (work),

in which we build the world's physical and cultural infrastructure,

1:43

dünyanın fiziksel ve kültürel altyapısını inşa ettiğimiz,

and action,

1:46

ve eylem (action),

in which we publicly articulate our values Kalıp ifadeler

1:47

değerlerimizi açıkça ifade ettiğimiz

to collectively shape the world around us.

1:50

etrafımızdaki dünyayı kolektif olarak şekillendirmek için.

Kalıp ifadeler

publicly articulate our values: değerlerimizi kamu önünde açıkça ifade etmek

Bu cümlede articulate, “bir şeyi açık ve düzenli biçimde ifade etmek” anlamında bir fiildir. publicly articulate our values, yol gösterici ilkelerimizi başkalarının anlayıp karşılık verebileceği şekilde kamu önünde dile getirmek demektir. Fiil, ifade edilen düşünceyi doğrudan nesne olarak alır. Aktarılabilir kalıp articulate + values/a position/concerns/a goal biçimindedir; bir düşünceden yalnızca söz etmek değil, onu kesin sözcüklere dökmek anlamı taşır.

Alıştırma

Cümleyi articulate + its values ile tamamlayın: Before asking for public support, the group should ____.

Cevabı göster

articulate its values

It was this last facet, Dilbilgisi

1:53

Arendt'in,

the life of action,

1:54

eylem hayatı olan

that Arendt believed was under attack Deyimler

1:56

bu son yönün saldırı altında olduğuna inandığı yer

both in Germany and many other industrialized societies.

1:58

hem Almanya'ydı hem de diğer birçok sanayileşmiş toplumdu.

Dilbilgisi

It was this last facet ... that ...: it-cleft yapısında odak

Cümle, It was + focus + that + clause biçimindeki it-cleft yapısını kullanır. was ile that arasında bulunan this last facet, the life of action odaklanan bölümdür; eş açıklayıcı the life of action, this last facet ifadesini başka sözlerle adlandırır. Cümlenin kalan bölümü Arendt’in bu boyut hakkında ne düşündüğünü belirtir. Tarafsız söz diziminde düşünce Arendt believed this last facet was under attack biçimindedir. Vurgulu yapı bu temel iddiayı korur, ancak dinleyiciye alternatifler yerine bu boyutu seçmesini söyler. Buradaki It yalnızca yapısal bir yer tutucudur; ayrı bir şeyi göstermez.

Alıştırma

the timing ifadesini vurgulamak için it-cleft yapısını tamamlayın: ____ the timing ____ caused the confusion.

Cevabı göster

It was · that

Deyimler

under attack: gerçek çatışma olmadan ciddi bir tehdit

Bu cümlede under attack mecazi anlamda kullanılmıştır. Arendt, eylem yaşamının — fikirleri kamusal alanda paylaşma ve toplulukları şekillendirme becerisinin — fiziksel saldırıya uğramadığını, ciddi biçimde tehdit edildiğini veya zayıflatıldığını düşünüyordu. be under attack kalıbı, bir şeyi zararlı bir baskının hedefi olarak gösterir. Özne haklar, kurumlar, değerler veya yaşam biçimleri gibi soyut bir kavramsa genellikle bazı güçlerin onu kısıtlamaya, zarar vermeye ya da ortadan kaldırmaya çalıştığını belirtir.

Alıştırma

“Public libraries are under attack from repeated budget cuts.” cümlesinde under attack ne anlama gelir?

  1. Ciddi biçimde tehdit ediliyor veya zayıflatılıyorlar.
  2. Askerî bir saldırı gerçekleştiriyorlar.
  3. Onarım nedeniyle geçici olarak kapalılar.
Cevabı göster

Ciddi biçimde tehdit ediliyor veya zayıflatılıyorlar.

She saw modernity as an age ruled by labor Dilbilgisi

2:02

O, moderniteyi emeğin yönettiği bir çağ olarak gördü;

where individuals mainly appear in the social world

2:05

bireylerin sosyal dünyada esas olarak

to produce and consume goods and services

2:07

mal ve hizmet üretmek ve tüketmek için var olduğu,

rather than share ideas and shape communities. Dilbilgisi

2:10

fikirleri paylaşıp toplulukları şekillendirmek yerine.

Dilbilgisi

saw modernity as...: see A as B kalıbı

see A as B kalıbı “A'yı B olarak anlamak, yorumlamak veya görmek” demektir. Buradaki saw görme duyusuyla ilgili değildir: Arendt modernliği (A), emeğin yönettiği bir çağ (B) olarak yorumlamıştır. B bölümünde ruled by labor, age sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Emeği baskın düzenleyici güç olarak tanımlar. Bu kalıp, bir kişinin analizini veya bakış açısını otomatik olarak gerçekmiş gibi sunmadan aktarmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Eksik sözcükle see A as B kalıbını tamamlayın: The analyst sees public trust ____ the foundation of effective government.

Cevabı göster

as

Dilbilgisi

rather than share ideas and shape communities: paralel eylemleri karşılaştırma

Rather than, kendisinden önceki eylem ya da seçenekle karşılaştırılan tarafı tanıtır. Burada bireylerin başlıca toplumsal rolü fikir paylaşmak ve toplulukları şekillendirmek değil, mal ve hizmet üretip tüketmek olarak sunulur. Önceden gelen to, share ve shape için de geçerlidir. Bu yalın fiiller produce ve consume ile paralel kalır; örtük özneleri de hâlâ individuals sözcüğüdür.

Alıştırma

Hangi cümle komitenin plandan vazgeçmek yerine planı gözden geçirmeyi seçtiğini anlatır?

  1. The committee chose to abandon the plan rather than revise it.
  2. The committee chose to revise the plan rather than abandon it.
  3. The committee chose to revise the plan before abandoning it.
Cevabı göster

The committee chose to revise the plan rather than abandon it.

Arendt believed this had fostered societies and ideologies Kelime

2:14

Arendt, bunun,

where individuals were seen only for their economic value Dilbilgisi

2:17

bireylerin yalnızca ekonomik değerleri için görüldüğü,

rather than their moral and political capacities.

2:20

ahlaki ve siyasi kapasitelerinin dikkate alınmadığı toplumlar ve ideolojiler beslediğine inandı.

Kelime

had fostered societies and ideologies: toplumların ve ideolojilerin oluşumunu teşvik etmişti

Burada foster, bir şeyin gelişmesine ya da yerleşmesine yardımcı olmak demektir. Önceki koşul toplumlara kelimenin gerçek anlamıyla bakım vermedi; belirli toplum ve ideoloji türlerinin oluşmasını teşvik eden koşullar yarattı. Had fostered, past perfect yapısındadır. Arendt believed ifadesindeki geçmiş bakış açısından, bu destekleme süreci zaten gerçekleşmişti ve ardından anlatılan toplumları ve ideolojileri açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle yöneticinin geçmişteki bir son tarihten önce iş birliğinin gelişmesine yardımcı olduğunu anlatır?

  1. By the end of the year, the manager had measured better cooperation between the two teams.
  2. By the end of the year, the manager had fostered better cooperation between the two teams.
  3. By the end of the year, the manager had reported better cooperation between the two teams.
Cevabı göster

By the end of the year, the manager had fostered better cooperation between the two teams.

Dilbilgisi

were seen only for ... rather than ...: dar bir ölçüte göre değerlendirmek

Edilgen were seen yapısı, dikkati değerlendirmeyi yapan kişiden bireylerin nasıl değerlendirildiğine yöneltir. Burada see, ‘gözle görmek’ değil, ‘değerlendirmek veya kabul etmek’ anlamındadır. only for their economic value, ekonomik faydanın onları değerlendirmenin tek ölçütü sayıldığını belirtir; for amaç değil, değerlendirme temelini gösterir. rather than bu dar ölçütü their moral and political capacities ile karşılaştırır. İnsanların ahlaki yargıda bulunma ve siyasi yaşama katılma kapasitelerinin göz ardı edildiğini, kişilerin yalnızca ekonomik faydaya indirgendiğini ima eder.

Alıştırma

Cümleyi see fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimi ve only for ifadesiyle tamamlayın: In the review, volunteers ____ the money they raised rather than the care they gave.

Cevabı göster

were seen only for

She believed this isolated people from their neighbors and their sense of self. Kalıp ifadeler

2:23

Bunun insanları komşularından ve kendi benlik duygularından izole ettiğine inanıyordu.

Kalıp ifadeler

sense of self: kişinin kim olduğuna dair içsel algısı

sense of self, bir kişinin kim olduğuna ilişkin içsel anlayışını ve hissini, yani kimliğini, değerlerini ve dünyadaki yerini ifade eder. İyelik belirleyicisi their, bu benlik anlayışını cümlede sözü edilen insanlarla ilişkilendirir. Bu cümlede be isolated from their sense of self, görme veya işitme gibi fiziksel bir duyuyu kaybetmek değil, kişinin içsel kimliğiyle bağının kopması anlamına gelir.

Alıştırma

Kariyerini değiştirdikten sonra Noah kim olduğuna ilişkin anlayışını yeniden kuruyor. Yeniden kurduğu şeyi hangi ifade adlandırır?

  1. self-esteem
  2. self-awareness
  3. sense of self
Cevabı göster

sense of self

And in her 1951 book The Origins of Totalitarianism, Kültür

2:27

Ve 1951 tarihli "Totalitarizmin Kaynakları" adlı kitabında,

Arendt argued these conditions provided fertile ground for totalitarian regimes, Deyimler

2:31

Arendt, bu koşulların totaliter rejimler için verimli bir zemin sağladığını savundu;

Kültür

Kitap adı ve savın kaynağı olarak The Origins of Totalitarianism

The Origins of Totalitarianism, Hannah Arendt'in 1951 tarihli kitabının adıdır. Önündeki her 1951 book sözleri kitap adını doğrudan tanıtır; bu nedenle Origins cümledeki sıradan bir isim değil, özel bir başlığın parçasıdır. Kitabın adının verilmesi, ardından gelen savın kaynağını belirtir. Burada gereken en temel arka plan, Arendt'in totaliter yönetimin ortaya çıkabileceği koşulları bu kitapta incelemesidir.

Alıştırma

The Origins of Totalitarianism bu cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Arendt'in 1951 tarihli kitabının adıdır ve savın kaynağını belirtir.
  2. Betimlenen siyasi rejimin adıdır.
  3. Totalitarizmin 1951'de başladığı anlamına gelen sıradan bir isim öbeğidir.
Cevabı göster

Arendt'in 1951 tarihli kitabının adıdır ve savın kaynağını belirtir.

Deyimler

these conditions provided fertile ground for totalitarian regimes: gelişmeyi kolaylaştıran koşullar yaratmak

Burada fertile ground, büyüme üzerine kurulu bir benzetmedir. Cümle, bu koşulların totaliter rejimlerin daha kolay ortaya çıkıp gelişebileceği bir ortam yarattığını anlatır; gerçek topraktan söz edilmez. Bu cümlede these conditions, daha önce ele alınan toplumsal koşullara gönderme yapar. provide fertile ground for + isim kalıbında özne gelişimi kolaylaştıran koşulları, for sonrasındaki bölüm ise gelişmesi kolaylaşan şeyi belirtir. Provided, burada kullanılan geçmiş zaman biçimidir.

Alıştırma

Dersteki benzetmeyle cümleyi tamamlayın ve provide fiilini geçmiş zamanda kullanın: The lack of reliable news ____ rumors.

Cevabı göster

provided fertile ground for

which use fear and violence to increase isolation

2:36

izolasyonu artırmak için korku ve şiddeti kullanan

and make it dangerous to publicly engage as free-thinking political agents. Dilbilgisi

2:40

ve özgür düşünen siyasi özneler olarak kamuya açık bir şekilde katılmayı tehlikeli hale getiren rejimler.

Dilbilgisi

make it dangerous to publicly engage as ...: make it + sıfat + to mastarı

make it dangerous to publicly engage as ... yapısında it biçimsel nesnedir; belirli bir kişiye veya şeye gönderme yapmaz. Asıl değerlendirilen eylem, ardından gelen to mastarıdır: to publicly engage as free-thinking political agents. make it + sıfat + to do kalıbı, “bir eylemin belirli bir niteliğe sahip olmasına yol açmak” anlamına gelir. Burada korku ve şiddet, kamusal siyasi katılımın tehlikeli olduğu koşullar yaratır. As, insanların hangi rol veya sıfatla katıldığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi make + biçimsel nesne + sıfat + to mastarı kalıbıyla tamamlayın: Poor lighting can make ____ difficult ____ read the signs.

Cevabı göster

it · to

In this lonely state, Anlatım akışı

2:44

Bu yalnızlık durumunda,

participating in the regime becomes the only way to recover a sense of identity and community. Dilbilgisi

2:46

rejime katılmak, kimlik ve topluluk duygusunu geri kazanmanın tek yolu haline gelir.

Anlatım akışı

In this lonely state: önceki bir durumu sonucuna bağlamak

Cümle başındaki In this lonely state ifadesi, daha önce anlatılan yalnızlaşma ve yalıtılmışlık durumuna gönderme yapar. Burada state bir ülke veya ABD eyaleti değil, bir durum ya da koşul anlamındadır. Cümle başındaki bir edat öbeği olarak önce ana cümlenin geçerli olduğu koşulu belirler, ardından bu koşulda ne olduğunu açıklar. Böylece anlatım bir neden veya durumdan onun sonucuna akıcı biçimde ilerler.

Alıştırma

Örneğin başındaki In this lonely state ifadesinin işlevi nedir?

  1. Konuyla ilgisiz bir zaman dilimini tanıtır.
  2. Eylemin gerçekleştiği ülkenin adını verir.
  3. Daha önce anlatılan yalıtılmışlığa gönderme yapar ve sonucun ortaya çıkacağı koşulu belirler.
Cevabı göster

Daha önce anlatılan yalıtılmışlığa gönderme yapar ve sonucun ortaya çıkacağı koşulu belirler.

Dilbilgisi

becomes the only way to recover: bir hedefe ulaşmanın geriye kalan tek yolu hâline gelmek

X becomes the only way to + fiil yapısı, X'in bir hedefe ulaşmak için geriye kalan tek yöntem hâline geldiğini anlatır. Cümlede participating in the regime öznedir; to recover ise hedefi, yani kimlik ve topluluk duygusunu yeniden kazanmayı belirtir. only sözcüğü, seçeneklerin bire indiğini gösterir. Bu cümle, toplumsal koşulların tehlikeli bir seçeneği algılanan tek yol hâline nasıl getirebildiğini açıklar; bu seçeneği önermez veya onaylamaz.

Alıştırma

Cümleyi “geriye kalan tek yöntem” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After the tunnel flooded, the mountain road became ____ reach the town.

Cevabı göster

the only way to

Arendt believed it was this kind of environment

2:52

Arendt,

where Eichmann committed his crimes.

2:54

Eichmann'ın suçlarını işlediği ortamın tam olarak böyle bir ortam olduğuna inanıyordu.

Most people expected the Jewish-German philosopher to judge the ex-Nazi harshly. Dilbilgisi

2:56

Çoğu kişi Yahudi asıllı Alman filozofun eski Naziyi sert bir şekilde yargılamasını bekliyordu.

Dilbilgisi

expected ... to judge ... harshly: expect + nesne + to-mastar yapısı

Expect + nesne + to-mastar yapısı, belirli bir kişi ya da şeyin bir eylemi gerçekleştireceğine inanmak veya bunu beklemek anlamına gelir. Cümlede the Jewish-German philosopher, expected fiilinin nesnesidir; to judge the ex-Nazi harshly ise çoğu insanın filozofun yapacağını düşündüğü eylemi belirtir. to judge mastarı amaç bildiren bir ifade değil, nesne tamamlayıcısıdır; filozofla ilgili beklentiyi tamamlar. harshly, judge fiilini niteler ve beklenen değerlendirmenin sert olacağını gösterir.

Alıştırma

Cümlenin Maya'nın arayacağını düşündüğümüz anlamına gelmesi için expect + nesne + to-mastar yapısıyla tamamlayın: We ____ call before noon.

Cevabı göster

expected Maya to

But while she condemned his monstrous actions, Dilbilgisi

3:01

Ancak o, onun korkunç eylemlerini kınamasına rağmen,

Arendt saw no evidence that Eichmann himself was uniquely evil.

3:03

Arendt, Eichmann'ın bizzat eşsiz bir şekilde kötü olduğuna dair hiçbir kanıt görmedi.

Dilbilgisi

But while ... Arendt saw no evidence that ...: while ile ödün ilişkisi

Burada while, “... sırasında” değil, “... olmasına rağmen” anlamına gelir. While ile başlayan yan cümle bir görüşü kabul eder: Arendt, Eichmann’ın eylemlerini kınıyordu. Ana cümle ise ifadenin öne çıkarmak istediği iddiayı verir: Eichmann’ın kendisi hakkında belirli bir yargıyı destekleyen kanıt bulmamıştı. while A, B kalıbı, A’yı kabul ederken onu B’ye karşı bir kanıt saymamayı sağlar. Baştaki But, bu ödün ve iddia yapısını önceki tartışmaya bağlar; while sözcüğüne zaman anlamı kazandırmaz.

Alıştırma

Örnekte while nasıl bir ilişki ifade ediyor?

  1. Zaman: Onu kınama sürecindeyken bu yargıya vardı
  2. Neden: Eylemleri kınaması ona adam hakkında kanıt sağladı
  3. Ödün: Eylemleri kınıyor ama adam hakkında farklı bir yargıya varıyor
Cevabı göster

Ödün: Eylemleri kınıyor ama adam hakkında farklı bir yargıya varıyor

She saw him as a distinctly ordinary man Dilbilgisi

3:08

Onu son derece sıradan bir adam olarak görüyordu;

Dilbilgisi

She saw him as a distinctly ordinary man: see A as B değerlendirme yapısı

see A as B yapısında see, fiziksel olarak görmek değil, “A’yı B olarak değerlendirmek” veya “anlamak” anlamına gelir. A, değerlendirilen kişi ya da şeyi; B ise değerlendirmeyi belirtir. Burada him, A; a distinctly ordinary man ise B’dir. Distinctly, ordinary sözcüğünü güçlendirir: Kadın, onun sıradanlığını açık ve fark edilir buluyordu. İfade bilinçli olarak vurguludur; kendi içinde çelişkili değildir.

Alıştırma

see A as B yapısının geçmiş zamanını kullanarak ve the proposal ifadesini A yaparak cümleyi tamamlayın: The committee ____ a practical solution.

Cevabı göster

saw the proposal as

who considered diligent obedience the highest form of civic duty. Dilbilgisi

3:11

çalışkan itaatkarlığı sivil görevin en yüksek formu olarak gören.

Dilbilgisi

considered diligent obedience the highest form of civic duty: consider A B yapısı

Considered, “A'yı B olarak değerlendirmek” anlamındaki kısa consider A B kalıbını kullanır. Burada A diligent obedience, B ise the highest form of civic duty ifadesidir; B, A nesnesini tanımlayan bir isim öbeği ve nesne tümleyenidir. Bu yapıda be veya as gerekmez. Cümle, Eichmann'ın kendi değerlendirmesini aktarır; itaati övmez. Eleştirel nokta, onun emirlere uymayı en yüksek yurttaşlık sorumluluğu olarak görmesidir.

Alıştırma

Hangi cümle kısa consider A B kalıbını doğru kullanıyor?

  1. The committee considered the plan be unrealistic.
  2. The committee considered the plan unrealistic.
  3. The committee considered as the plan unrealistic.
Cevabı göster

The committee considered the plan unrealistic.

And for Arendt,

3:15

Ve Arendt için,

it was exactly this ordinariness that was most terrifying. Anlatım akışı

3:16

en korkutucu olan şey de tam olarak bu sıradanlıktı.

Anlatım akışı

it was exactly this ordinariness that was most terrifying: it-cleft ile odaklama

Bu, it was X that... biçiminde bir it-cleft vurgulama yapısıdır. Bu çerçeve exactly this ordinariness ifadesini odak konumuna yerleştirirken that was most terrifying bölümü onun hakkındaki yargıyı verir. Temel önerme This ordinariness was most terrifying biçimindedir; ancak vurgulama yapısı, olası korku kaynakları arasında belirleyici cevabın ordinariness olduğunu gösterir. Exactly this, Eichmann'ın sıradan göründüğüne ilişkin daha önce ele alınan düşünceye de geri gönderme yapar. Dolayısıyla sav, tuhaf bir şeyin korkutucu olduğu değil, onun sıradanlığının bizzat korkutucu olduğudur.

Alıştırma

Hangi cümle the deadline ifadesini karşıtsal odak yapmak için it-cleft yapısını kullanıyor?

  1. It was the deadline that changed our decision.
  2. Our decision changed before the deadline.
  3. The deadline changed our decision.
Cevabı göster

It was the deadline that changed our decision.

Her point wasn't just that anyone could do what Eichmann did, Dilbilgisi

3:20

Asıl noktası sadece herkesin Eichmann'ın yaptığını yapabileceği değildi,

but that his story suggested

3:23

onun hikayesinin gösterdiği şey

ordinary people could willingly accept their societal role Kalıp ifadeler

3:25

sıradan insanların toplumsal rollerini isteyerek kabul edebilecekleriydi,

even when it contributed to genocide. Dilbilgisi

3:28

bu bir soykırıma katkıda bulunsa bile.

Dilbilgisi

wasn't just that A, but that B: yalnızca A değil, daha önemli olan B

wasn't just that A, but that B kalıbı, A'nın noktanın tamamı olmadığını belirtir ve ardından B'yi daha kapsamlı ya da daha önemli nokta olarak öne çıkarır. İki that yan cümlesi paraleldir ve ikisi de Her point ifadesinin içeriğini açıklar. Burada ilk iddia tamamen tersine çevrilmez. but that bölümü, Eichmann'ın hikâyesinin sıradan insanların toplumsal bir rolü kabul etmesi hakkında ne gösterdiğini ekleyerek yorumu daha kesin hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi wasn't just that ... but that ... kalıbıyla tamamlayın: Her concern ____ the budget was small, ____ the deadline was impossible.

Cevabı göster

wasn't just that · but that

Kalıp ifadeler

willingly accept their societal role: toplumsal rolünü isteyerek kabul etmek

Willingly accept, tamamen zorlanmak yerine bir şeyi kabul etmeyi ve ona uymayı seçmek anlamına gelir. Bu, kişinin mutlaka mutlu veya hevesli olduğu anlamına gelmez. A societal role, toplum veya bir kurum tarafından şekillendirilen konum, işlev ve beklentiler bütünüdür. Bu cümlede role, tiyatrodaki bir karakter değildir: sıradan insanlar, bu iş birliği korkunç zararlara katkıda bulunsa bile toplumsal sistemin kendilerine verdiği konuma uyum sağlayabilir.

Alıştırma

'Some workers willingly accept their role in an unfair system,' cümlesinde willingly accept their role ne anlama gelir?

  1. Sahnede bir karakteri mutlu bir şekilde canlandırırlar.
  2. Kendilerine verilen konuma ve beklentilere uymayı seçerler.
  3. Tamamen reddettikleri bir işe fiziksel olarak zorlanırlar.
Cevabı göster

Kendilerine verilen konuma ve beklentilere uymayı seçerler.

Dilbilgisi

even when ... contributed to: güçlü ödünleme ve katkı sağlayan nedensellik

Even when, normalde ana eylemi durdurması veya değiştirmesi beklenen bir koşul sunar. Even karşıtlığı özellikle güçlendirir: Sıradan insanlar, bu rolü kabul etmenin soykırımı mümkün kılmaya katkıda bulunduğu aşırı durumda bile rolü kabul etmeye devam edebiliyordu. Buradaki it, insanların kendilerini değil, toplumsal rolü kabul etme eylemini ifade eder. Contributed to, “sonucun ortaya çıkmasına yardımcı oldu” veya “etkenlerden biriydi” demektir; bu kabulün tek neden olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Hangi cümle, ekibin ciddi bir uyarıya rağmen planı sürdürdüğünü ve planı zarara katkıda bulunan nedenlerden biri olarak sunduğunu belirtir?

  1. The team continued the plan even when evidence showed that it contributed to the harm.
  2. The team ended the plan before anyone examined its effects.
  3. The team continued the plan because evidence showed that it prevented the harm.
Cevabı göster

The team continued the plan even when evidence showed that it contributed to the harm.

Arendt called this phenomenon the banality of evil Kültür

3:31

Arendt bu fenomeni kötülüğün sıradanlığı olarak adlandırdı

Kültür

the banality of evil: sıradan ve düşüncesiz katılım yoluyla kötülük

The banality of evil ifadesi, Hannah Arendt’in Adolf Eichmann’ın yargılanmasına ilişkin analiziyle bağlantılıdır. Bu cümlede, büyük kötülüklerin yalnızca canavar gibi görünen insanlar tarafından değil, sıradan görünen, bürokratik ve düşünmeden gösterilen itaat yoluyla da gerçekleştirilebileceği fikrini adlandırır. Banality, kötülüğü yapan kişinin ve kötülük sürecinin nasıl sıradan veya düşüncesiz görünebildiğini anlatır. Kötülüğün, sonuçlarının ya da kişinin sorumluluğunun önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Değerlendirin: the banality of evil, kötülüğün sıradan ve bu nedenle pek ciddi olmadığı anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

and warned that it can emerge whenever society inhibits our ability to think, Notlar

3:34

ve toplumun düşünme yeteneğimizi engellediğinde ortaya çıkabileceği konusunda uyardı,

Dilbilgisi

can emerge whenever ...: her ... olduğunda ortaya çıkabilir

warned that yapısı, uyarının içeriğini sunar. Buradaki it, daha önce geçen the banality of evil ifadesine gönderme yapar; can emerge ise bu tehlikenin kesinlikle ortaya çıkacağını değil, ortaya çıkabileceğini anlatır. Whenever, toplumun düşünceyi engellemesini genel ve tekrarlanabilir bir koşul olarak sunar: bu koşul her oluştuğunda tehlike ortaya çıkabilir. When ile karşılaştırıldığında, “koşulun karşılandığı her seferde” anlamını daha açık biçimde vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “her ... olduğunda” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: A danger can emerge ____ people stop questioning what they are told.

Cevabı göster

whenever

Kalıp ifadeler

inhibits our ability to think: düşünme yetimizi engeller

Inhibit someone's ability to do something, bir yetiyi kısıtlamak veya o yetinin kullanılmasına engel olarak eylemi zorlaştırmak anlamına gelir. Burada toplumun düşünmeyi zorlaştırdığı söylenir; bu, düşünmenin mutlaka açıkça yasaklandığı anlamına gelmez. our ability to think ifadesindeki to think mastarı, etkilenen yetinin hangisi olduğunu belirtir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp inhibit + someone's ability to + fiildir.

Alıştırma

Cümleyi “yetinin kullanılmasını zorlaştırır ancak yasaklamaz” anlamına gelen resmî fiille tamamlayın: Constant stress ____ our ability to concentrate.

Cevabı göster

inhibits

or more specifically,

3:39

veya daha belirgin olarak,

to question our beliefs and actions

3:40

inançlarımızı ve eylemlerimizi sorgulama yeteneğimizi

in a self-reflective internal dialogue. Kelime

3:42

öz düşünümsel bir iç diyalogla.

Kelime

self-reflective internal dialogue: öz değerlendirmeye dayalı iç diyalog

İç diyalog, tek bir kişinin zihninde gerçekleşen bir konuşmadır; iki kişi arasında olması gerekmez. Burada kişinin kendi inançlarını ve eylemlerini sorgulama sürecini anlatır. Öz değerlendirmeye dayalı ifadesi, düşüncenin düşünen kişiye geri yöneldiğini gösterir: kişi kendi gerekçelerini ve seçimlerini inceler ve değerlendirir. İfadenin bütünü, yalnızca düşüncelere sahip olmayı değil, etkin bir öz incelemeyi adlandırır.

Alıştırma

Cümlede self-reflective internal dialogue neyi ifade ediyor?

  1. İki kişinin kamu politikası hakkında yaptığı sözlü tartışma
  2. Başka birinin fikirlerini değerlendirmeden tekrarlamak
  3. Kişinin kendi inançlarını ve eylemlerini zihninde inceleme süreci
Cevabı göster

Kişinin kendi inançlarını ve eylemlerini zihninde inceleme süreci

Arendt believed this kind of thinking

3:46

Arendt bu tür bir düşünmenin

is the only way to confront moral problems Kalıp ifadeler

3:47

ahlaki sorunlarla yüzleşmenin tek yolu olduğuna inanıyordu

Kalıp ifadeler

only way to confront moral problems: ahlaki sorunlarla yüzleşmenin tek yolu

the only way to + fiilin yalın hâli kalıbı, tek bir yöntemi gerekli olarak sunar ve diğer seçenekleri dışlar. Burada to confront moral problems, bu yolun ne amaçla kullanıldığını açıklar. Confront a problem, bir sorundan kaçınmak yerine onunla doğrudan yüzleşmek ve onu ele almak anlamına gelir; fiziksel bir kavga ima etmez. Moral problems, doğru, yanlış ve sorumlulukla ilgili sorulardır. Bu nedenle ifadenin bütünü, bu tür soruları ele almak için öz değerlendirmeye dayalı düşünmenin gerekli olduğu yönünde güçlü bir iddiada bulunur.

Alıştırma

Bu cümlede only way to confront moral problems ne anlama geliyor?

  1. Bir anlaşmazlığın yol açtığı fiziksel kavga
  2. Zor duygulardan kaçınmak için isteğe bağlı bir yöntem
  3. Doğru ve yanlışla ilgili sorularla doğrudan yüzleşmek için gerekli olan tek yöntem
Cevabı göster

Doğru ve yanlışla ilgili sorularla doğrudan yüzleşmek için gerekli olan tek yöntem

and that our responsibility to self-reflect is especially important Kalıp ifadeler

3:50

ve kendimizi yansıtma sorumluluğumuzun özellikle önemli olduğuna

when independent thought is threatened. Dilbilgisi

3:54

bağımsız düşüncenin tehdit edildiği zamanlarda.

Kalıp ifadeler

öz değerlendirme yapma sorumluluğumuz özellikle önemlidir

our responsibility to self-reflect ifadesinde to-infinitive yapısındaki to self-reflect, sorumluluğun hangi eylemden oluştuğunu belirtir: kendi düşüncelerimizi ve davranışlarımızı değerlendirmekten sorumluyuz. Bu, ilgisiz başka bir eylemin amacını belirten ayrı bir ifade değildir. Especially important değer yargısını güçlendirir. Bu sorumluluk zaten vardır, ancak sonraki when yan cümlesinin belirttiği koşulda daha da önemli hâle gelir.

Alıştırma

Cümleyi responsibility to kullanarak tamamlayın: As a journalist, she has a ____ check facts before publishing.

Cevabı göster

responsibility to

Dilbilgisi

bağımsız düşünce tehdit altındayken

When, önceki iddianın özellikle önemli hâle geldiği durumu belirtir. Independent thought, otoriteye veya grup baskısına yalnızca uymak yerine kişinin kendi başına düşünme becerisi ya da pratiğidir. Is threatened edilgen yapıdadır: bağımsız düşünce risk altında gösterilir, ancak tehlikenin kaynağı belirtilmez. Burada threatened soyut bir beceri için kullanılır; mutlaka bir kişinin doğrudan tehdit aldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede when independent thought is threatened ne anlama gelir?

  1. Kişinin kendi başına düşünme becerisi risk altındayken.
  2. Bağımsız düşünen kişiler başkalarını tehdit ederken.
  3. Tek bir ayrı fikir daha önemli hâle geldiğinde.
Cevabı göster

Kişinin kendi başına düşünme becerisi risk altındayken.

She acknowledged that critical thinking in oppressive spaces is a defiant act that requires personal courage. Notlar

3:56

Baskıcı alanlarda eleştirel düşünmenin kişisel cesaret gerektiren isyankar bir eylem olduğunu kabul etti.

Kelime

Baskıcı ortamlarda eleştirel düşünme

Critical thinking, iddiaları, kanıtları ve varsayımları bağımsız biçimde inceleyip gerekçeli bir yargıya ulaşmak demektir; her şeyde kusur aramak anlamına gelmez. Burada spaces soyut anlamda kullanılır. Oppressive spaces, gücün konuşmayı, seçimleri veya bağımsız yargıyı kısıtladığı sosyal, siyasi, eğitimsel ya da kurumsal ortamları anlatır. Bu nedenle ifade, çevrenin bağımsız düşünmeyi cezalandırdığı durumlarda dikkatli ve bağımsız düşünmenin riskli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede critical thinking in oppressive spaces ne anlama gelir?

  1. Özgürlüğü veya yargıyı bastıran ortamlarda bağımsız analiz
  2. Çatışmadan kaçınmak için otoriteyle aynı fikirde olmak
  3. Küçük odaların tasarımında kusur aramak
Cevabı göster

Özgürlüğü veya yargıyı bastıran ortamlarda bağımsız analiz

Kelime

Açık bir direniş eylemi

Defiant, otoriteye, kurallara veya baskıya karşı açıkça direnen bir tutumu anlatır. A defiant act, sessizce boyun eğmek yerine bu direnişi gösteren bir eylemdir. Bu cümlede baskı altında bağımsız düşünmeye devam etmek, boyun eğmeyi bilinçli olarak reddetmek şeklinde sunulur. İfade, bu direnişin cesur ya da sorun çıkarıcı görülmesine bağlı olarak övgü veya eleştiri içerebilir.

Alıştırma

Hangi tür eylem a defiant act olarak en iyi şekilde tanımlanır?

  1. Her talimatı sessizce yerine getiren bir eylem
  2. Kazara gerçekleşen bir eylem
  3. Baskıya veya otoriteye açıkça direnen bir eylem
Cevabı göster

Baskıya veya otoriteye açıkça direnen bir eylem

Kalıp ifadeler

that requires personal courage: nesnel gereklilik

That, a defiant act ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. Bu cümlecik, eylemi requires personal courage, yani kişisel cesaret gerektiren bir eylem olarak tanımlar. Buradaki requires, “birine emir verir” değil, “nesnel olarak gerektirir” anlamındadır. Özne eylemdir; personal courage ise kişisel riske rağmen eylemi gerçekleştirmek için gereken içsel niteliktir.

Alıştırma

Nesnel bir gerekliliği göstermek için cümleyi require fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Speaking honestly under pressure ____ personal courage.

Cevabı göster

requires

But it must be done regardless, Anlatım akışı

4:03

Ancak ne olursa olsun yapılması gerektiğini savundu,

which is why Arendt still held Eichmann accountable. Kalıp ifadeler

4:04

bu yüzden Arendt, Eichmann'ı yine de sorumlu tuttu.

Anlatım akışı

But it must be done regardless: zorluğu kabul ettikten sonra gereklilikte ısrar

But, az önce belirtilen zorluğu kabul eder; ardından must, eylemin hâlâ gerekli olduğunu söyler. Regardless, ödünleme bölümünü kapatır: zorluk ya da risk, eleştirel düşünmenin yapılması gerektiği sonucunu değiştirmez. Buradaki it, baskıcı ortamlarda eleştirel düşünmeye gönderme yapar. Regardless tek başına kullanılabilir; çünkü atlanan regardless of the difficulty or risk anlamı bağlamdan zaten açıktır.

Alıştırma

Bilinen bir zorluğun kararı değiştirmediğini göstermek için regardless sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The review may take weeks, but it must be completed regardless of.
  2. The review may take weeks, but it must be completed regardless the delay.
  3. The review may take weeks, but it must be completed regardless.
Cevabı göster

The review may take weeks, but it must be completed regardless.

Kalıp ifadeler

still held Eichmann accountable: Eichmann'ı yine de sorumlu tuttu

Hold someone accountable, bir kişiyi bir eylemden veya sonuçtan sorumlu saymak ve ondan açıklama yapmasını ya da sonuçlarına katlanmasını beklemek demektir. Burada Arendt, Eichmann'ı mazur görmez; onu kendi seçimlerinden sorumlu tutar. Still, önceki düşünceyle bir karşıtlık kurar. Eichmann'ın sorumluluğunu azaltıyor gibi görünebilecek bir açıklamayı değerlendirdikten sonra bile Arendt onu sorumlu tutmaya devam eder.

Alıştırma

Cümleyi hold someone accountable ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The review board ____ for ignoring repeated warnings.

Cevabı göster

held the supervisor accountable

This thread runs throughout Arendt's work, Deyimler

4:08

Bu tema Arendt'in tüm eserleri boyunca uzanır,

Deyimler

This thread runs throughout Arendt's work: bu düşünce çizgisi Arendt'in çalışmalarının tamamında görülür

Thread burada, bir düşünceyi veya temayı bir eserler bütününün farklı bölümlerine bağlayan bir mecazdır. This thread, fiziksel bir ipi değil, daha önce sözü edilen düşünme, öz değerlendirme ve sorumluluk temasını anlatır. Runs throughout, temanın tek bir bölümde kalmayıp eserin tamamında görünmeye devam etmesi demektir. Edebiyatı, sinemayı veya düşünceleri incelerken a thread of X runs throughout Y kalıbı kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu notta yer alan ve tüm eser boyunca görülmek anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A concern about privacy ____ the documentary.

Cevabı göster

runs throughout

where she continually insisted that thinking was our greatest weapon Deyimler

4:10

düşünmenin en büyük silahımız olduğunda sürekli ısrar ettiği,

against the threats of modernity,

4:14

modernitenin tehditlerine karşı,

Deyimler

our greatest weapon against the threats of modernity: silah metaforu

Burada weapon mecazi anlamda kullanılır. Düşünme, modernlikle ilişkili tehditlere karşı kendimizi savunmanın veya direnmenin en güçlü yolu olarak sunulur; fiziksel bir silah ya da şiddet kastedilmez. a weapon against + sorun veya tehdit yapısı, bir yeteneği, fikri ya da kaynağı soyut bir tehlikeyle savaşmaya yarayan bir şeye dönüştürür. Against, mecazi silahın neye karşı kullanıldığını belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede thinking was our greatest weapon against the threats of modernity ne anlama gelir?

  1. Modern teknoloji insanlara en güçlü fiziksel silahları sağladı.
  2. Düşünme, modern yaşamın askerî tehditlerini yarattı.
  3. Düşünme, bu tehditlere direnmenin en güçlü yoluydu.
Cevabı göster

Düşünme, bu tehditlere direnmenin en güçlü yoluydu.

namely, Anlatım akışı

4:16

yani,

a relentless drive for economic and technological development, Kalıp ifadeler

4:17

acımasız bir ekonomik ve teknolojik gelişme dürtüsüne,

Anlatım akışı

namely: kesin bir açıklama sunmak

Namely, ardından gelen kısmın önceki genel ifadenin tam olarak neyi belirttiğini açıkladığını gösterir. Burada threats of modernity ifadesini ekonomik ve teknolojik gelişme yönündeki amansız bir itici güç olarak tanımlar. Bilgiyi genelden özele doğru düzenler: önce geniş bir adlandırma, ardından onun kesin içeriği gelir. Ayrı bir konu ya da olası örneklerden yalnızca birini sunmaz.

Alıştırma

Hangi bağlaç, eksik iznin olası örneklerden yalnızca biri değil, gecikmenin kesin nedeni olduğunu gösterir? The report identifies one source of the delay, ___, a missing permit.

  1. however
  2. for example
  3. namely
Cevabı göster

namely

Kalıp ifadeler

a relentless drive for + hedef

Burada drive, bir hedefe yönelen güçlü çaba veya itici güç anlamında kullanılan bir isimdir; araç sürmek anlamına gelmez. a drive for + isim yapısı, ulaşılmaya çalışılan sonucu belirtir. Relentless, çabanın büyük bir yoğunlukla ve hiç gevşemeden sürdüğü anlamını ekler. Bağlama göre bu kararlılık takdire değer görünebilir veya buradaki gibi aşırı olduğu için eleştirilebilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki durmak bilmeyen güçlü bir arayış anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The campaign reflects ____ equal access to education.

Cevabı göster

a relentless drive for

which would increase social alienation Kelime

4:21

ki bu sosyal yabancılaşmayı artıracak

and inhibit human freedom. Kalıp ifadeler

4:23

ve insan özgürlüğünü kısıtlayacaktır.

Kelime

increase social alienation: toplumsal yabancılaşmayı artırmak

Social alienation, insanların diğer kişilerden, topluluklarından veya daha geniş toplumsal yaşamdan kopuk hissettiği soyut bir durumdur. Kısa süreli bir yalnızlıktan daha fazlasıdır ve çoğu zaman aidiyet veya katılım duygusunun zayıflamasını içerir. Burada alienation, uzaydan gelen varlıkları ifade etmez. Increase social alienation, bu kopukluğu daha yaygın veya daha ciddi hâle getirmek demektir. Bu cümlede ifade, ekonomik ve teknolojik gelişmenin olası bir toplumsal sonucunu anlatır.

Alıştırma

Hangi durum artan toplumsal yabancılaşmayı en iyi şekilde gösterir?

  1. İnsanlar topluluklarından giderek daha fazla kopar.
  2. İnsanlar başka bir gezegenden gelen ziyaretçilerle karşılaşır.
  3. İnsanlar komşularıyla daha güçlü bağlar kurar.
Cevabı göster

İnsanlar topluluklarından giderek daha fazla kopar.

Kalıp ifadeler

inhibit human freedom: tamamen durdurmadan özgürlüğü kısıtlamak

Inhibit human freedom, insanların seçme, eyleme geçme ve kamusal yaşama katılma özgürlüklerini kullanmalarını zorlaştırmak demektir. Bu cümlede and, bu etkiyi toplumsal yabancılaşmadaki artışla aynı yapıda birleştirir. Inhibit; freedom, debate, growth ve creativity gibi soyut isimlerle sık kullanılan resmî ve geçişli bir fiildir. Kısıtlama ya da engelleme bildirir, ancak mutlaka tamamen durdurma anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir yazar, kuralların yaratıcı ifadeyi zorlaştırdığını ancak tamamen yasaklamadığını anlatmak istiyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle verir?

  1. Strict workplace rules can foster creative expression.
  2. Strict workplace rules can inhibit creative expression.
  3. Strict workplace rules can prohibit employees from sharing any ideas.
Cevabı göster

Strict workplace rules can inhibit creative expression.

To foster this essential value, Dilbilgisi

4:25

Bu temel değeri teşvik etmek için,

Arendt believed we need to create formal and informal forums Kelime

4:27

Arendt, resmi ve gayri resmi forumlar yaratmamız gerektiğine inandı

Dilbilgisi

To foster this essential value: cümle başında amaç bildiren öbek

Cümle başındaki To foster this essential value mastar öbeği, ardından gelen önerinin amacını önceden bildirir. Verilmek istenen anlam, bu değeri geliştirmek için resmî ve gayriresmî tartışma ortamları oluşturulması gerektiğidir. Foster burada bir şeyin gelişmesine veya güçlenmesine yardımcı olmak demektir. This essential value, daha önce vurgulanan düşünme ve öz değerlendirme değerine gönderme yapar. Başka cümlelerde kullanılabilecek bilgi düzeni To + fiilin yalın hâli, ana eylem şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “geliştirmek için” anlamına gelen iki kelimelik amaç ifadesiyle tamamlayın: ____ critical thinking, the school created a debate club.

Cevabı göster

To foster

that allowed for open conversations Kalıp ifadeler

4:30

açık sohbetlere olanak tanıyan

about shaping our collective future.

4:32

ortak geleceğimizi şekillendirmek hakkında.

Kelime

create formal and informal forums: resmî ve gayriresmî kamusal tartışma ortamları oluşturmak

Burada forums, insanların görüş alışverişinde bulunabildiği ve kamusal tartışmaya katılabildiği alanları, grupları ya da düzenlenmiş ortamları ifade eder. Anlamı internetteki bir mesaj panosundan daha geniştir; yüz yüze toplantıları veya kuruluşları da kapsayabilir. formal and informal birlikteliği, bu ortamların kurallar veya tanınmış rollerle resmî olarak düzenlenebileceğini ya da daha kendiliğinden gelişebileceğini gösterir. Bu nedenle create ... forums, yalnızca fiziksel bir yer inşa etmek değil, insanların tartışıp katılım gösterebileceği yollar oluşturmak demektir.

Alıştırma

Bu cümlede formal and informal forums neyi ifade ediyor?

  1. Yalnızca devlet görevlilerinin kullandığı binalar
  2. İnsanların ortak kaygıları tartışabileceği düzenlenmiş veya rahat ortamlar
  3. Yalnızca kullanıcıların mesaj yayımladığı internet siteleri
Cevabı göster

İnsanların ortak kaygıları tartışabileceği düzenlenmiş veya rahat ortamlar

Kalıp ifadeler

allowed for open conversations: açık konuşmaları mümkün kılmak

allowed for open conversations ifadesinde allow for, bir şeyin gerçekleşmesi için yeterli alan, zaman, esneklik veya uygun koşullar sağlamak anlamına gelir. Bu ortamlar yalnızca bir kişiye izin vermiyordu; yapıları açık tartışmayı mümkün kılıyordu. Kalıp allow for + isim veya isim öbeğidir. Öznesi genellikle bir ihtiyacı ya da olasılığı karşılayabilen plan, tasarım, takvim, kural veya ortamdır.

Alıştırma

Cümleyi allow for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The schedule ____ unexpected delays.

Cevabı göster

allows for

These might include town hall meetings, Kültür

4:35

Bunlar belediye binası toplantılarını,

self-governing workplaces,

4:37

özyönetimli iş yerlerini

or student unions.

4:38

veya öğrenci birliklerini içerebilir.

Kültür

town hall meetings, self-governing workplaces ve student unions: kamusal forum örnekleri

Bu liste, daha önce sözü edilen kamusal forum fikrini somut örneklere dönüştürür. Her bir mekân veya örgüt türü, insanların ortak meseleleri tartışmasına, bir grubu temsil etmesine ya da kendi yönetimlerine katılmasına olanak sağlayabilir. Town hall meeting, belediye binasının kendisi değil, tartışma veya soru-cevap amacıyla yapılan halka açık bir toplantıdır. Self-governing workplace, çalışanlara iş yerinin yönetiminde rol verir; student unions ifadesi ise burada öğrencilerin birlikte hareket ettiği öğrenci örgütlerini anlatır. Yapıları farklı olsa da üçü de kolektif katılım alanı işlevi görebilir.

Alıştırma

Bu cümlede üç örneğin ortak özelliği nedir?

  1. Hepsi devlet binalarının adıdır.
  2. Grup hâlinde karar alınmasını engellemek için tasarlanmış yerlerdir.
  3. Kolektif tartışma veya öz yönetim için alan sağlayabilirler.
Cevabı göster

Kolektif tartışma veya öz yönetim için alan sağlayabilirler.

But whatever shape they take, Dilbilgisi

4:40

Ancak şekilleri ne olursa olsun,

what's most important to Arendt is that they value open dialogue and critical self-reflection. Notlar

4:42

Arendt için en önemli olan, açık diyaloğa ve eleştirel öz değerlendirmeye değer vermeleridir.

Dilbilgisi

But whatever shape they take: hangi biçimi alırlarsa alsınlar

Whatever shape they take, hangi biçimi alırlarsa alsınlar anlamına gelen bir ödünleme ifadesidir. They daha önce sözü edilen forums ifadesine gönderme yapar; shape ise fiziksel dış görünüşü değil, örgütsel biçimi anlatır. whatever + isim + özne + fiil kalıbı, ana cümle her durumda geçerli olan şeyi belirtmeden önce tüm olası biçimleri kapsar. But, az önce sıralanan farklı biçimlerden ortak bir ölçüte geçişi gösterir: açık diyaloğa ve eleştirel öz değerlendirmeye değer vermek.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve hangi biçimde olursa olsun anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____ the program takes, it must remain open to everyone.

Cevabı göster

Whatever shape

Dilbilgisi

what's most important to Arendt is that: temel ölçütü öne çıkarma

Bu cümlede what's most important to Arendt, özne görevindeki kaynaşmış bir ilgi yan cümlesidir ve “Arendt için en önemli olan şey” anlamına gelir. What's, what is ifadesinin kısaltmasıdır; ancak burada soru oluşturmaz. is'ten sonra gelen that yan cümlesi, bu en önemli ölçütün ne olduğunu açıklar. What is most important to X is that + yan cümle kalıbı, içeriği belirtmeden önce bir kişi ya da grubun en önemli ölçütünü öne çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi What is most important to ... is that kalıbının tamamıyla tamamlayın: ____ every applicant receives a fair review.

Cevabı göster

What is most important to the committee is that

Kalıp ifadeler

value open dialogue and critical self-reflection: fiil olarak value

Burada value, value isim hâli değil, geçişli bir fiildir. Özne they'den sonra “önemli görmek” anlamına gelir; open dialogue ve critical self-reflection şeklindeki sıralı isim öbekleri de fiilin doğrudan nesneleridir. Özne + value/values + isim veya -ing biçimi kalıbı, bir kişi ya da kurumun önemli gördüğü ilkeleri, nitelikleri veya etkinlikleri belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede value, “önemli görmek” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. Honest disagreement has real value.
  2. The value of honest disagreement is clear.
  3. The group values honest disagreement.
Cevabı göster

The group values honest disagreement.

Standing up for what's right in the face of injustice takes courage. Notlar

4:49

Adaletsizlik karşısında doğru olanı savunmak cesaret ister.

Öbek fiiller

Standing up for what's right: stand up for öbek fiili

Burada Standing up for what's right, ahlaken doğru olan şey sorgulandığında onu savunmak veya etkin biçimde desteklemek anlamına gelir. Stand up for bir öbek fiildir; kelimenin gerçek anlamıyla ayağa kalkmayı anlatmaz. -ing biçimi bu eylemi cesaret veya çaba gerektiren şey olarak sunar.

Alıştırma

Dersin ‘savunmak veya desteklemek’ anlamındaki üç sözcüklü öbek fiiliyle cümleyi tamamlayın: Maya chose to ____ her teammate when others blamed him unfairly.

Cevabı göster

stand up for

Deyimler

in the face of injustice: in the face of + bir zorluk

In the face of injustice, adaletsizlikle karşı karşıya kalındığında anlamına gelir ve çoğu zaman onun yarattığı baskıya rağmen harekete geçme düşüncesini de taşır. Face burada mecazidir; ifade bir insanın yüzünden söz etmez. Bu ilgeç öbeği, standing up for what's right eyleminin gerçekleştiği olumsuz koşulu belirtir. Başka durumlara aktarılabilen yapı in the face of + zorluk, tehlike veya karşı çıkmadır.

Alıştırma

Dersin ‘bir zorlukla karşı karşıya kalındığında’ anlamındaki dört sözcüklü ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The pilot stayed calm ____ sudden danger.

Cevabı göster

in the face of

Get to know the story of Irena Sendler,

4:53

Irena Sendler'in hikayesini öğrenin,

who smuggled 2,000 children out of the Warsaw ghetto during World War II with this video.

4:55

İkinci Dünya Savaşı sırasında Varşova gettosundan 2.000 çocuğu gizlice kaçıran, bu video ile.