Bu kadar çok insan Hitler'i nasıl destekleyebildi? - Joseph Lacey: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Adolf Eichmann’ın 1961’deki yargılanmasından hareketle Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” düşüncesini açıklar: Sıradan insanlar toplumsal rollerini itaatle kabul edip eleştirel öz değerlendirmeden vazgeçtiklerinde zulme katılabilir, ancak yaptıklarından ahlaken sorumlu olmaya devam ederler. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. stood trial for — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir kişinin işlediği iddia edilen bir suç nedeniyle resmen yargılandığını belirten bu hukuk kalıbını öğrenin. Böylece trial sözcüğünü yalnızca tek başına bir isim olarak yorumlamak yerine, haberlerde ve tarih anlatılarında bu bütünü tanıyıp kullanabilirsiniz. 2. it was exactly this ordinariness that was most terrifying. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Vurgulu bölünmüş cümlenin ve exactly this ifadesinin önceki betimlemeye dönerek savı beklenmedik bir sonuca nasıl odakladığını görün: Rahatsız edici olan, olağanüstü bir kötülük değil, Eichmann’ın görünürdeki sıradanlığıdır. 3. still held Eichmann accountable. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: hold someone accountable ifadesini hukuk, etik veya kurum bağlamında bir kişiyi davranışlarından hesap vermekle yükümlü tutmak olarak anlayın. still ayrıca bir davranışı açıklamanın sorumluluğu ortadan kaldırmadığını belirtmenizi sağlar.
Bu derste
Adolf Eichmann stood trial for crimes against humanity. Notlar
0:10Adolf Eichmann insanlığa karşı işlediği suçlardan yargılandı.
stood trial for: bir suçlamayla yargılanmak
Stood, stand fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak stood trial hukuk dilinde kalıplaşmış bir ifadedir ve “mahkemede yargılandı” anlamına gelir. “Ayakta durdu” anlamına gelmez. Yapı stand trial for + suçlama, suç veya isnat edilen eylem şeklindedir. Burada for, yargılamanın hukuki nedenini, yani crimes against humanity ifadesini getirir.
Alıştırma
Cümleyi stand trial for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the investigation, the company director ____ fraud.
Cevabı göster
stood trial for
crimes against humanity: uluslararası hukukta resmî bir suçlama
Crimes against humanity, uluslararası ceza hukukunda kullanılan resmî bir terimdir. Cinayet, sürgün veya zulüm gibi belirli ağır eylemlerin sivil bir nüfusa yöneltilen yaygın ya da sistematik bir saldırının parçası olarak işlenmesini ifade eder. Bu cümlede, Nazi zulmü ve kitlesel öldürmelerle bağlantılı olarak Eichmann’a yöneltilen suçlamaların hukuki kategorisini belirtir. İnsanlara karşı yapılan her zalimce veya zararlı davranış için kullanılan genel bir ifade değildir.
Alıştırma
Hukuki veya tarihî bir haberde crimes against humanity neyi ifade eder?
- Bir insan tarafından işlenen herhangi bir suç.
- Bir kişiye zarar veren herhangi bir kaba davranış.
- Sivil bir nüfusa yöneltilen yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen ağır eylemleri kapsayan resmî bir hukuki kategori.
Cevabı göster
Sivil bir nüfusa yöneltilen yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen ağır eylemleri kapsayan resmî bir hukuki kategori.
Eichmann had been a Nazi official tasked with organizing the transport of over 1.5 million European Jews Kalıp ifadeler
0:14Eichmann, 1,5 milyondan fazla Avrupalı Yahudinin nakliyesini organize etmekle görevli bir Nazi yetkilisiyidi
tasked with organizing: organize etme sorumluluğunun verilmesi
Tasked with organizing, organize etme sorumluluğunun verildiği anlamına gelir. Tasked, yetkiliyi ve ona verilen görevi açıklayan geçmiş zaman ortacıdır. Kullanılabilir kalıp be tasked with + isim veya fiilin -ing biçimidir. Burada with bir edat olduğu için ardından organize değil organizing gelir.
Alıştırma
Cümleyi review fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The audit team was tasked with ____ every expense report.
Cevabı göster
reviewing
ghettos and concentration camps: Holokost tarihinde gettolar ve toplama kampları
Holokost bağlamında ghettos, Nazi yetkililerinin Yahudileri ağır kısıtlamalar altında yaşamaya zorladığı kapalı veya sıkı biçimde denetlenen şehir bölgeleriydi. Concentration camps ise insanların zorla çalıştırma, yoksun bırakma ve şiddet yoluyla hapsedildiği ve kötü muamele gördüğü gözaltı yerleriydi. Bu ifade, Nazi zulüm sisteminin iki farklı bölümünü adlandırır; sıradan yaşam veya konaklama yerlerini anlatmaz. Buradaki camp, eğlence amaçlı kamp alanı ya da normal geçici konaklama yeri değildir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Bu cümlede concentration camps, eğlence için kullanılan sıradan kamp alanlarını ifade eder.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
He was popularly described as an evil mastermind Anlatım akışı
0:23Popüler olarak kötü bir dahi olarak tanımlanıyordu
who orchestrated atrocities from a cushy German office. Kelime
0:26vahşetleri rahat bir Alman ofisinden planlayan.
popularly described as an evil mastermind: şeytani bir beyin olarak yaygın biçimde tasvir edilmek
popularly described as an evil mastermind ifadesi yaygın bir kamuoyu imajını aktarır: birçok kişi onu kötü planları yöneten son derece zeki bir beyin olarak sunuyordu. Burada popularly, sevilen biri olduğunu değil, yaygın veya genel bir biçimde anlatıldığını belirtir. Anlatıcı bu etiketi halk arasında kullanılan bir betimlemeye bağlayarak ona tamamen katılmak yerine belli bir mesafe koyar. Bilginin düzenlenişinde bu güçlü etiket önce bir beklenti oluşturur; daha sonra zıt bir imge bu beklentiyi sorgulayabilir.
Alıştırma
popularly described as an evil mastermind ifadesinin cümledeki rolünü en iyi hangi yorum açıklar?
- Yaygın bir etiketi aktarır ve anlatıcının bunu tamamen kabul edip etmediğini açık bırakır.
- Kötü planlarının onu halk arasında popüler yaptığını söyler.
- evil mastermind ifadesini onun resmî görev unvanı olarak sunar.
Cevabı göster
Yaygın bir etiketi aktarır ve anlatıcının bunu tamamen kabul edip etmediğini açık bırakır.
orchestrated atrocities: vahşet eylemlerini planlayıp koordine etmek
orchestrated atrocities ifadesinde orchestrated mecaz anlamda kullanılır. Ağır şiddet veya zulüm eylemlerini planlamak, düzenlemek ve koordine etmek anlamına gelir; müzik düzenlemek veya yönetmekten söz etmez. Bu fiil, karmaşık bir operasyonun perde arkasından kontrol edilmesini vurgular. Kişi her eylemi bizzat gerçekleştirmemiş olsa bile vahşet eylemlerini yönlendirme sorumluluğunu ona yükleyebilir.
Alıştırma
orchestrated atrocities ifadesinde orchestrated sözcüğünün en doğru anlamı nedir?
- Vahşet eylemlerini ancak daha sonra öğrendiği anlamına gelir.
- Vahşet eylemlerini karmaşık bir operasyon olarak planlayıp koordine ettiği anlamına gelir.
- Vahşet eylemleri gerçekleşirken müzik yaptığı anlamına gelir.
Cevabı göster
Vahşet eylemlerini karmaşık bir operasyon olarak planlayıp koordine ettiği anlamına gelir.
a cushy German office: resmî olmayan, değerlendirme içeren cushy
a cushy German office ifadesinde cushy; rahat, kolay, güvenli ve zorluk ya da riskin az olduğu anlamına gelir. Resmî olmayan ve değerlendirme içeren bir sözcüktür; odanın tarafsız bir betimlemesi değildir. Burada sözcük ironik bir ahlaki karşıtlık yaratır: olayların arkasındaki kişi, vahşetleri organize ederken rahat bir ortamda ve olay yerinden uzakta gösterilir. Başka bağlamlarda cushy genellikle alışılmadık ölçüde kolay ya da ayrıcalıklı görünen bir işi, konumu veya yaşam biçimini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede cushy aynı değerlendirme içeren anlamda kullanılmıştır?
- The hikers rested on a comfortable wooden bench.
- The director enjoyed a cushy position with high pay and very little responsibility.
- The technician measured the office temperature.
Cevabı göster
The director enjoyed a cushy position with high pay and very little responsibility.
so-called desk murderer: bürokratik sorumluluk için tırnak benzeri bir etiket
so-called desk murderer ifadesindeki desk murderer; planlaması, emirleri ve idari çalışmalarıyla ölümlerin gerçekleşmesini sağlayan biri için kullanılan mecazi ve medya tarzı bir etikettir. Gerçek anlamda bir masanın yanında birini öldüren kişi demek değildir. So-called, konuşurken tırnak işareti kullanmaya benzer biçimde etiketle araya biraz mesafe koyar: bunun başkaları veya kamusal tartışmalar tarafından kullanılan bir ad olduğunu gösterir. Bazı bağlamlarda kuşkucu duyulabilir, ancak burada kişinin sorumluluğunu reddetmek yerine etiketi tanıtır.
Alıştırma
Burada so-called desk murderer etiketi ne anlama geliyor?
- İdari planlama ve emirlerle mümkün hâle gelen ölümlerden sorumlu tutulan biri.
- Bir ofis masasının yanında dururken cinayet işleyen biri.
- Yalnızca bir masa çalındığı için katil olarak adlandırılan biri.
Cevabı göster
İdari planlama ve emirlerle mümkün hâle gelen ölümlerden sorumlu tutulan biri.
took the stand: tanık kürsüsüne çıkıp ifade verdi
Bu mahkeme bağlamında took the stand, ‘tanık kürsüsüne çıkıp ifade verdi’ anlamına gelir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir; stand ise burada tanığın ifade verdiği yeri adlandıran bir isimdir. Who took the stand ilgi cümleciği, adamı davadaki rolü üzerinden belirtir. İfade yalnızca adamın ayağa kalktığını veya mahkemeye geldiğini söylemez.
Alıştırma
Cümleyi take the stand ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the fraud trial, the accountant ____ and answered the prosecutor's questions.
Cevabı göster
took the stand
seemed more like A than B: izlenimleri karşılaştırmak
Seemed more like A than B, konuşanın edindiği izlenimin B'den çok A'ya yakın olduğunu anlatır. Bu cümlede a dull bureaucrat A'yı, a sadistic killer ise B'yi temsil eder; dolayısıyla adamın görünüşü acımasız bir katile dair beklenen görüntüyle uyuşmaz. Burada like, ‘hoşlanmak’ değil ‘benzemek’ anlamındadır. Seemed de kişinin gerçekte ne olduğunu belirtmek yerine ifadeyi görünüş veya izlenim düzeyinde tutar.
Alıştırma
Cümleyi more like A than B kalıbında eksik olan sözcüklerle tamamlayın: The tiny apartment seemed ____ a hotel room than a home.
Cevabı göster
more like
The disparity between Eichmann's nature and his actions Kalıp ifadeler
0:40Eichmann'ın doğası ile eylemleri arasındaki bu uyuşmazlık
The disparity between A and B: A ile B arasındaki belirgin uçurum
The disparity between A and B, karşılaştırılabilir iki şey arasındaki belirgin uçurumu veya uyumsuzluğu adlandırır. Burada Eichmann'ın görünüşte sıradan mizacı ile eylemlerinin ağırlığını karşı karşıya getirir. Bu ifade, iki tarafı yalnızca farklı değil, bağdaştırılması zor şeyler olarak sunar. Bu nedenle aradaki farkın kendisi analiz açısından önemli olduğunda kullanışlıdır.
Alıştırma
Anlamlı bir farkı vurgulamak için disparity sözcüğünü en doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- The two identical totals show a major disparity.
- The report highlights the disparity between promised access and actual access.
- Could you disparity the first draft with the final draft?
Cevabı göster
The report highlights the disparity between promised access and actual access.
this contradiction inspired a disturbing revelation. Anlatım akışı
0:47bu çelişki rahatsız edici bir gerçeği ortaya çıkardı.
this contradiction inspired a disturbing revelation: çelişkiden rahatsız edici bir kavrayışa
This contradiction, daha önceki uyumsuzluğu —Eichmann'ın sıradan görünümü ile korkunç eylemleri arasındaki karşıtlığı— geriye gönderme yapan kısa bir etikete dönüştürür. Böylece dinleyici önceki bilgiyi bir sonraki düşünceye taşıyabilir. Inspired a disturbing revelation açıklamayı ileri götürür: Bu çelişki, önemli ama rahatsız edici bir kavrayışa yol açmıştır. Burada inspired, ‘duygusal olarak cesaretlendirdi’ değil, ‘yol açtı’ veya ‘doğurdu’ anlamındadır. Tüm yan cümle, daha önce anlatılan bir gözlem ile sırada açıklanacak temel düşünce arasında köprü kurar.
Alıştırma
this contradiction inspired a disturbing revelation yan cümlesinin söylemdeki temel işlevi nedir?
- Çelişkinin Arendt'i neşelendirdiğini ve cesaretlendirdiğini söyler.
- Çelişkinin her ayrıntısını tanımlar ve tartışmayı bitirir.
- Daha önceki bir çelişkiyi, sırada açıklanacak rahatsız edici bir kavrayışa bağlar.
Cevabı göster
Daha önceki bir çelişkiyi, sırada açıklanacak rahatsız edici bir kavrayışa bağlar.
after being briefly imprisoned by the German secret police. Dilbilgisi
0:55Alman gizli polisi tarafından kısa bir süreliğine hapsedildikten sonra.
fled her homeland: tehlikeden kaçmak için vatanını terk etmek
Fled, flee fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. fled her homeland ifadesinde homeland doğrudan nesnedir: Arendt yalnızca seyahat etmek ya da sıradan bir taşınma yapmak için değil, tehlikeden kaçmak için kendi ülkesinden ayrılmıştır. Bu fiil, ayrılışı tehdit veya zulmün yol açtığı bir kaçış olarak sunar. Böylece yazar, tehlikeyi ve ayrılma nedenini tek bir kısa ifadeye sığdırır.
Alıştırma
fled her homeland ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Herhangi bir tehlike anlamı olmadan sıradan bir kişisel tercihle taşındı.
- Ülkesinin dışına kısa bir gezi yaptı.
- Ciddi bir tehditten veya zulümden kaçmak için ülkesinden ayrıldı.
Cevabı göster
Ciddi bir tehditten veya zulümden kaçmak için ülkesinden ayrıldı.
after being briefly imprisoned by ...: kısaltılmış edilgen zaman ifadesi
After being briefly imprisoned by the German secret police, edilgen bir zaman ifadesidir. After sözcüğünden sonra -ing biçimi olan being gelir; being + imprisoned, eylemi yapanın değil eyleme maruz kalanın Arendt olduğunu gösterir. Bu ifade, after she had been briefly imprisoned cümleciğinin kısaltılmış biçimidir. She sözcüğünü tekrarlamadan hapsedilme olayını ana eylem fled'den önceye yerleştirir. Briefly sürenin kısa olduğunu, by the German secret police ise eylemi yapanı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi edilgen after + -ing yapısıyla tamamlayın: After ____ warned by the judge, the witness answered carefully.
Cevabı göster
being
As a refugee in France and then the United States,
0:59Fransa'da ve ardından ABD'de bir mülteci olarak,
came to power: siyasi otoriteyi kullanmaya başlamak
Came to power, come to power ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve yönetmeye başlamak ya da bir hükümetin kontrolünü ele geçirmek anlamına gelir. Buradaki power elektrik veya kişisel güç değil, siyasi otorite demektir. İfade, siyasi yönetimin başlangıcını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi come to power ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After winning the election, the coalition ____.
Cevabı göster
came to power
dedicated herself to understanding: uzun vadeli bağlılık + to + -ing biçimi
Dedicated herself to understanding, bir şeyi anlama hedefine uzun süre boyunca zaman ve çaba ayırdığını ifade eder. Dedicate oneself to, etkinliği ciddi ve uzun vadeli bir bağlılık olarak sunar. Bu yapıda to bir ilgeçtir; bu yüzden ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: dedicated herself to understanding. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir; dedicated himself veya dedicated themselves gibi.
Alıştırma
Cümleyi serve fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: After medical school, she dedicated herself to ____ rural patients.
Cevabı göster
serving
more specifically: geniş bir konuyu belirli bir odağa daraltmak
More specifically, konuşanın geniş bir konudan daha kesin bir odağa geçtiğini gösterir. Burada inceleme, Nazi rejiminin nasıl iktidara geldiğiyle başlar ve ardından rejimin bu kadar çok vahşete nasıl ilham verdiğini daha özel ilgi noktası olarak öne çıkarır. Genel bir ifadeden sonra, sonraki bölüm tartışmak istediğiniz kesin yönü belirttiğinde kullanılır. Yeni bilgi önceki konuyu daraltmalı, yalnızca ilgisiz bir ayrıntı eklememelidir.
Alıştırma
“We need to examine customer service, more specifically how quickly we answer complaints,” cümlesinde more specifically ne yapar?
- Konuşanın emin olmadığını gösterir.
- İlgisiz bir konu sunar.
- Geniş konuyu tek bir kesin yöne daraltır.
Cevabı göster
Geniş konuyu tek bir kesin yöne daraltır.
was that the Third Reich was a historical oddity, Notlar
1:12Üçüncü Reich'ın tarihi bir tuhaflık olduğuydu,
A common opinion at the time was that ...: geçmişteki yaygın bir görüşü aktarmak
A common opinion at the time was that ... kalıbı, geçmişteki belirli bir dönemde birçok insanın taşıdığı bir inancı aktarır. That yan tümcesi bu inancın içeriğini verir; burada söz konusu inanç, Üçüncü Reich’ın tarihsel bir anormallik olduğudur. Bu çerçeve, iddiayı konuşanın kendi sonucu olarak sunmak yerine o dönemdeki insanlara atfeder. Common, görüşün ne kadar yaygın olduğunu belirtir; doğru olup olmadığını belirtmez.
Alıştırma
A common opinion at the time was that ... kalıbı okuyucuya ne anlatır?
- Görüşün doğru olduğunu kanıtlar.
- Yalnızca yazarın kişisel görüşünü sunar.
- O dönemde yaygın bir görüşü otomatik olarak desteklemeden aktarır.
Cevabı göster
O dönemde yaygın bir görüşü otomatik olarak desteklemeden aktarır.
a perfect storm of uniquely evil leaders Deyimler
1:16eşi benzeri görülmemiş derecede kötü liderlerin oluşturduğu kusursuz bir fırtınanın
Third Reich: Nazi Almanyasının tarihsel adı
The Third Reich, Adolf Hitler yönetimindeki 1933-1945 dönemi Nazi Almanyası için yaygın olarak kullanılan tarihsel addır. Reich, “hükümranlık alanı” veya “imparatorluk” anlamına gelen Almanca bir kelimedir; burada kişi ya da yer adı değil, özel bir adın parçasıdır. Bu cümlede ifade, tarihsel bir istisna olarak tanımlanan rejimi belirtir. Bu adı tanımak, Nazi suçlarının nasıl açıklandığına ilişkin savı takip etmek için gereklidir.
Alıştırma
Avrupa tarihiyle ilgili bir tartışmada the Third Reich neyi ifade eder?
- Belirli bir Alman lider
- 1933-1945 dönemi Nazi Almanyası
- Modern bir Alman şehri
Cevabı göster
1933-1945 dönemi Nazi Almanyası
historical oddity: bir olayı tarihsel istisna olarak sunmak
Burada a historical oddity, daha geniş örüntülerin dışında görünür biçimde duran sıra dışı bir tarihsel olgu veya istisna anlamına gelir. Oddity, tuhaf bir kişiyi ya da eğlencelik bir tarih bilgisini değil, olgunun kendisini ifade eder. Üçüncü Reich'a a historical oddity demek, onu daha geniş siyasi veya insani örüntüleri gösterebilecek bir olgu yerine son derece sıra dışı koşulların sonucu olarak çerçeveler. Bu nedenle ifade, olayın ne zaman gerçekleştiğini belirtmekle kalmaz; bir yorum da taşır.
Alıştırma
Bir olaya a historical oddity demek genellikle neyi ima eder?
- Tarih boyunca aynı şekilde tekrar tekrar gerçekleşti.
- Daha geniş bir örüntünün parçası değil, sıra dışı bir istisnaydı.
- Tarihçilerin unuttuğu önemsiz bir tarihti.
Cevabı göster
Daha geniş bir örüntünün parçası değil, sıra dışı bir istisnaydı.
looking for revenge after their defeat in World War I.
1:20Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgilerinin ardından intikam arayan.
a perfect storm of uniquely evil leaders: zararlı koşulların yıkıcı birleşimi
A perfect storm of ... birkaç zararlı koşulun bir araya gelerek özellikle ciddi bir sonuç oluşturmasını anlatan bir benzetmedir. Burada kötü liderler ile halkın intikam isteği, hava olayı olarak değil, birbirini etkileyen nedenler olarak sunulur. Bu yapı birleşik etkiyi vurgular: tek bir etken sonucun tamamını açıklayamaz. Bu deyimde perfect, sonucun iyi olduğunu değil, koşulların tam olarak bir araya geldiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “birleşmiş birkaç zararlı koşul” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The hospital faced ____ staff shortages, a power failure, and a sudden flood of patients.
Cevabı göster
a perfect storm of
unprecedented rise of totalitarianism: totalitarizmin eşi görülmemiş yükselişi
The rise of totalitarianism ifadesindeki rise, fiziksel olarak yukarı hareket etmeyi değil, bir siyasi sistemin ortaya çıkmasını ve etkisinin artmasını anlatan soyut bir isimdir. Unprecedented, bu gelişmenin daha önce karşılaştırılabilecek bir örneği olmadığını belirtir. rise of + hareket, sistem veya başka bir olgu kalıbı, bir şeyin önem ya da güç kazanmasını ifade eder. Özellikle tarihî, siyasi ve toplumsal analizlerde yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir siyasi hareketin tarihsel olarak eşi görülmemiş biçimde ortaya çıkışını doğal şekilde anlatır?
- The documentary examines how workers raise a platform in the region.
- The documentary examines the unprecedented rise of an authoritarian movement in the region.
- The documentary examines an unprecedented rise in the unemployment rate in the region.
Cevabı göster
The documentary examines the unprecedented rise of an authoritarian movement in the region.
weren't specific to Germany: Almanya'ya özgü değildi
Bu cümlede weren't specific to Germany, söz konusu koşulların yalnızca Almanya'ya özgü olmadığını ve başka yerlerde de bulunabileceğini anlatır. specific to + isim, bir özelliğin, sorunun, kuralın veya koşulun yalnızca o isme ait ya da yalnızca onun için geçerli olduğunu gösterir. İfade olumsuz yapıldığında bu sınırlama ortadan kalkar.
Alıştırma
Hangi cümle sorunun büyük kentlerin dışında da bulunduğunu anlatır?
- This issue is specific to large cities.
- This issue is specific about large cities.
- This issue isn't specific to large cities.
Cevabı göster
This issue isn't specific to large cities.
theory of the human condition: insan varoluşuna dair bir kuram
The human condition, insan olmanın temel koşullarını ve ortak deneyimlerini; insanların nasıl yaşadığını, eylemde bulunduğunu, başkalarıyla ilişki kurduğunu ve sınırlarla yüzleştiğini anlatan soyut bir terimdir. theory of the human condition ifadesinde condition bir hastalık ya da tek bir koşul anlamına gelmez. İnsan varoluşunun genel durumunu ifade eder ve bu söz öbeği, insan yaşamını açıklamak için bir çerçeve sunar.
Alıştırma
Bu cümlede the human condition ne anlama gelir?
- insanların uyması gereken bir kural
- tüm insanları etkileyen tıbbi bir teşhis
- insan varoluşunun temel koşulları ve deneyimleri
Cevabı göster
insan varoluşunun temel koşulları ve deneyimleri
divide life into three facets: divide A into B sınıflandırma kalıbı
divide A into B kalıbı, A’yı bir dizi parça veya kategoriye ayırmak ya da bu şekilde analiz etmek anlamına gelir. Burada life A’dır, three facets ise B’dir; facets fiziksel yüzeyleri değil, yönleri veya boyutları ifade eder. Akademik açıklamalarda bu kalıp bir çerçeve sunar: önce bütün belirtilir, ardından kategorilerin sayısı veya türü söylenir ve son olarak bunlar açıklanır.
Alıştırma
Cümleyi divide A into B kalıbının eksik iki parçasıyla tamamlayın: The editor ____ the article ____ four sections.
Cevabı göster
divided · into
in which we satisfy our material needs and desires, Dilbilgisi
1:38maddi ihtiyaç ve arzularımızı karşıladığımız,
in which we: bir kategorinin içinde gerçekleşenleri açıklamak
In which we, labor kategorisinin içinde neler gerçekleştiğini açıklayan bir ilgi tümcesini başlatır. Which sözcüğü labor’a gönderme yapar, in “bu etkinliğin içinde” ilişkisini kurar ve we, satisfy fiilinin öznesidir. Edat önemlidir: sonraki tümcenin öncülüne bağlanması için belirli bir edat gerekiyorsa edat + which yapısını kullanın. Bu yapı özellikle süreçlerin, sistemlerin veya soyut kategorilerin resmî tanımlarında kullanışlıdır.
Alıştırma
Resmî tanımı “bu sürecin içinde biz” anlamındaki üç sözcüklü ilgi ifadesiyle tamamlayın: Learning is a process ____ develop new habits.
Cevabı göster
in which we
in which we build the world's physical and cultural infrastructure,
1:43dünyanın fiziksel ve kültürel altyapısını inşa ettiğimiz,
to collectively shape the world around us.
1:50etrafımızdaki dünyayı kolektif olarak şekillendirmek için.
publicly articulate our values: değerlerimizi kamu önünde açıkça ifade etmek
Bu cümlede articulate, “bir şeyi açık ve düzenli biçimde ifade etmek” anlamında bir fiildir. publicly articulate our values, yol gösterici ilkelerimizi başkalarının anlayıp karşılık verebileceği şekilde kamu önünde dile getirmek demektir. Fiil, ifade edilen düşünceyi doğrudan nesne olarak alır. Aktarılabilir kalıp articulate + values/a position/concerns/a goal biçimindedir; bir düşünceden yalnızca söz etmek değil, onu kesin sözcüklere dökmek anlamı taşır.
Alıştırma
Cümleyi articulate + its values ile tamamlayın: Before asking for public support, the group should ____.
Cevabı göster
articulate its values
both in Germany and many other industrialized societies.
1:58hem Almanya'ydı hem de diğer birçok sanayileşmiş toplumdu.
It was this last facet ... that ...: it-cleft yapısında odak
Cümle, It was + focus + that + clause biçimindeki it-cleft yapısını kullanır. was ile that arasında bulunan this last facet, the life of action odaklanan bölümdür; eş açıklayıcı the life of action, this last facet ifadesini başka sözlerle adlandırır. Cümlenin kalan bölümü Arendt’in bu boyut hakkında ne düşündüğünü belirtir. Tarafsız söz diziminde düşünce Arendt believed this last facet was under attack biçimindedir. Vurgulu yapı bu temel iddiayı korur, ancak dinleyiciye alternatifler yerine bu boyutu seçmesini söyler. Buradaki It yalnızca yapısal bir yer tutucudur; ayrı bir şeyi göstermez.
Alıştırma
the timing ifadesini vurgulamak için it-cleft yapısını tamamlayın: ____ the timing ____ caused the confusion.
Cevabı göster
It was · that
under attack: gerçek çatışma olmadan ciddi bir tehdit
Bu cümlede under attack mecazi anlamda kullanılmıştır. Arendt, eylem yaşamının — fikirleri kamusal alanda paylaşma ve toplulukları şekillendirme becerisinin — fiziksel saldırıya uğramadığını, ciddi biçimde tehdit edildiğini veya zayıflatıldığını düşünüyordu. be under attack kalıbı, bir şeyi zararlı bir baskının hedefi olarak gösterir. Özne haklar, kurumlar, değerler veya yaşam biçimleri gibi soyut bir kavramsa genellikle bazı güçlerin onu kısıtlamaya, zarar vermeye ya da ortadan kaldırmaya çalıştığını belirtir.
Alıştırma
“Public libraries are under attack from repeated budget cuts.” cümlesinde under attack ne anlama gelir?
- Ciddi biçimde tehdit ediliyor veya zayıflatılıyorlar.
- Askerî bir saldırı gerçekleştiriyorlar.
- Onarım nedeniyle geçici olarak kapalılar.
Cevabı göster
Ciddi biçimde tehdit ediliyor veya zayıflatılıyorlar.
She saw modernity as an age ruled by labor Dilbilgisi
2:02O, moderniteyi emeğin yönettiği bir çağ olarak gördü;
rather than share ideas and shape communities. Dilbilgisi
2:10fikirleri paylaşıp toplulukları şekillendirmek yerine.
saw modernity as...: see A as B kalıbı
see A as B kalıbı “A'yı B olarak anlamak, yorumlamak veya görmek” demektir. Buradaki saw görme duyusuyla ilgili değildir: Arendt modernliği (A), emeğin yönettiği bir çağ (B) olarak yorumlamıştır. B bölümünde ruled by labor, age sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Emeği baskın düzenleyici güç olarak tanımlar. Bu kalıp, bir kişinin analizini veya bakış açısını otomatik olarak gerçekmiş gibi sunmadan aktarmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Eksik sözcükle see A as B kalıbını tamamlayın: The analyst sees public trust ____ the foundation of effective government.
Cevabı göster
as
rather than share ideas and shape communities: paralel eylemleri karşılaştırma
Rather than, kendisinden önceki eylem ya da seçenekle karşılaştırılan tarafı tanıtır. Burada bireylerin başlıca toplumsal rolü fikir paylaşmak ve toplulukları şekillendirmek değil, mal ve hizmet üretip tüketmek olarak sunulur. Önceden gelen to, share ve shape için de geçerlidir. Bu yalın fiiller produce ve consume ile paralel kalır; örtük özneleri de hâlâ individuals sözcüğüdür.
Alıştırma
Hangi cümle komitenin plandan vazgeçmek yerine planı gözden geçirmeyi seçtiğini anlatır?
- The committee chose to abandon the plan rather than revise it.
- The committee chose to revise the plan rather than abandon it.
- The committee chose to revise the plan before abandoning it.
Cevabı göster
The committee chose to revise the plan rather than abandon it.
where individuals were seen only for their economic value Dilbilgisi
2:17bireylerin yalnızca ekonomik değerleri için görüldüğü,
rather than their moral and political capacities.
2:20ahlaki ve siyasi kapasitelerinin dikkate alınmadığı toplumlar ve ideolojiler beslediğine inandı.
had fostered societies and ideologies: toplumların ve ideolojilerin oluşumunu teşvik etmişti
Burada foster, bir şeyin gelişmesine ya da yerleşmesine yardımcı olmak demektir. Önceki koşul toplumlara kelimenin gerçek anlamıyla bakım vermedi; belirli toplum ve ideoloji türlerinin oluşmasını teşvik eden koşullar yarattı. Had fostered, past perfect yapısındadır. Arendt believed ifadesindeki geçmiş bakış açısından, bu destekleme süreci zaten gerçekleşmişti ve ardından anlatılan toplumları ve ideolojileri açıklar.
Alıştırma
Hangi cümle yöneticinin geçmişteki bir son tarihten önce iş birliğinin gelişmesine yardımcı olduğunu anlatır?
- By the end of the year, the manager had measured better cooperation between the two teams.
- By the end of the year, the manager had fostered better cooperation between the two teams.
- By the end of the year, the manager had reported better cooperation between the two teams.
Cevabı göster
By the end of the year, the manager had fostered better cooperation between the two teams.
were seen only for ... rather than ...: dar bir ölçüte göre değerlendirmek
Edilgen were seen yapısı, dikkati değerlendirmeyi yapan kişiden bireylerin nasıl değerlendirildiğine yöneltir. Burada see, ‘gözle görmek’ değil, ‘değerlendirmek veya kabul etmek’ anlamındadır. only for their economic value, ekonomik faydanın onları değerlendirmenin tek ölçütü sayıldığını belirtir; for amaç değil, değerlendirme temelini gösterir. rather than bu dar ölçütü their moral and political capacities ile karşılaştırır. İnsanların ahlaki yargıda bulunma ve siyasi yaşama katılma kapasitelerinin göz ardı edildiğini, kişilerin yalnızca ekonomik faydaya indirgendiğini ima eder.
Alıştırma
Cümleyi see fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimi ve only for ifadesiyle tamamlayın: In the review, volunteers ____ the money they raised rather than the care they gave.
Cevabı göster
were seen only for
She believed this isolated people from their neighbors and their sense of self. Kalıp ifadeler
2:23Bunun insanları komşularından ve kendi benlik duygularından izole ettiğine inanıyordu.
sense of self: kişinin kim olduğuna dair içsel algısı
sense of self, bir kişinin kim olduğuna ilişkin içsel anlayışını ve hissini, yani kimliğini, değerlerini ve dünyadaki yerini ifade eder. İyelik belirleyicisi their, bu benlik anlayışını cümlede sözü edilen insanlarla ilişkilendirir. Bu cümlede be isolated from their sense of self, görme veya işitme gibi fiziksel bir duyuyu kaybetmek değil, kişinin içsel kimliğiyle bağının kopması anlamına gelir.
Alıştırma
Kariyerini değiştirdikten sonra Noah kim olduğuna ilişkin anlayışını yeniden kuruyor. Yeniden kurduğu şeyi hangi ifade adlandırır?
- self-esteem
- self-awareness
- sense of self
Cevabı göster
sense of self
Arendt argued these conditions provided fertile ground for totalitarian regimes, Deyimler
2:31Arendt, bu koşulların totaliter rejimler için verimli bir zemin sağladığını savundu;
Kitap adı ve savın kaynağı olarak The Origins of Totalitarianism
The Origins of Totalitarianism, Hannah Arendt'in 1951 tarihli kitabının adıdır. Önündeki her 1951 book sözleri kitap adını doğrudan tanıtır; bu nedenle Origins cümledeki sıradan bir isim değil, özel bir başlığın parçasıdır. Kitabın adının verilmesi, ardından gelen savın kaynağını belirtir. Burada gereken en temel arka plan, Arendt'in totaliter yönetimin ortaya çıkabileceği koşulları bu kitapta incelemesidir.
Alıştırma
The Origins of Totalitarianism bu cümlede hangi işlevi görüyor?
- Arendt'in 1951 tarihli kitabının adıdır ve savın kaynağını belirtir.
- Betimlenen siyasi rejimin adıdır.
- Totalitarizmin 1951'de başladığı anlamına gelen sıradan bir isim öbeğidir.
Cevabı göster
Arendt'in 1951 tarihli kitabının adıdır ve savın kaynağını belirtir.
these conditions provided fertile ground for totalitarian regimes: gelişmeyi kolaylaştıran koşullar yaratmak
Burada fertile ground, büyüme üzerine kurulu bir benzetmedir. Cümle, bu koşulların totaliter rejimlerin daha kolay ortaya çıkıp gelişebileceği bir ortam yarattığını anlatır; gerçek topraktan söz edilmez. Bu cümlede these conditions, daha önce ele alınan toplumsal koşullara gönderme yapar. provide fertile ground for + isim kalıbında özne gelişimi kolaylaştıran koşulları, for sonrasındaki bölüm ise gelişmesi kolaylaşan şeyi belirtir. Provided, burada kullanılan geçmiş zaman biçimidir.
Alıştırma
Dersteki benzetmeyle cümleyi tamamlayın ve provide fiilini geçmiş zamanda kullanın: The lack of reliable news ____ rumors.
Cevabı göster
provided fertile ground for
which use fear and violence to increase isolation
2:36izolasyonu artırmak için korku ve şiddeti kullanan
and make it dangerous to publicly engage as free-thinking political agents. Dilbilgisi
2:40ve özgür düşünen siyasi özneler olarak kamuya açık bir şekilde katılmayı tehlikeli hale getiren rejimler.
make it dangerous to publicly engage as ...: make it + sıfat + to mastarı
make it dangerous to publicly engage as ... yapısında it biçimsel nesnedir; belirli bir kişiye veya şeye gönderme yapmaz. Asıl değerlendirilen eylem, ardından gelen to mastarıdır: to publicly engage as free-thinking political agents. make it + sıfat + to do kalıbı, “bir eylemin belirli bir niteliğe sahip olmasına yol açmak” anlamına gelir. Burada korku ve şiddet, kamusal siyasi katılımın tehlikeli olduğu koşullar yaratır. As, insanların hangi rol veya sıfatla katıldığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi make + biçimsel nesne + sıfat + to mastarı kalıbıyla tamamlayın: Poor lighting can make ____ difficult ____ read the signs.
Cevabı göster
it · to
participating in the regime becomes the only way to recover a sense of identity and community. Dilbilgisi
2:46rejime katılmak, kimlik ve topluluk duygusunu geri kazanmanın tek yolu haline gelir.
In this lonely state: önceki bir durumu sonucuna bağlamak
Cümle başındaki In this lonely state ifadesi, daha önce anlatılan yalnızlaşma ve yalıtılmışlık durumuna gönderme yapar. Burada state bir ülke veya ABD eyaleti değil, bir durum ya da koşul anlamındadır. Cümle başındaki bir edat öbeği olarak önce ana cümlenin geçerli olduğu koşulu belirler, ardından bu koşulda ne olduğunu açıklar. Böylece anlatım bir neden veya durumdan onun sonucuna akıcı biçimde ilerler.
Alıştırma
Örneğin başındaki In this lonely state ifadesinin işlevi nedir?
- Konuyla ilgisiz bir zaman dilimini tanıtır.
- Eylemin gerçekleştiği ülkenin adını verir.
- Daha önce anlatılan yalıtılmışlığa gönderme yapar ve sonucun ortaya çıkacağı koşulu belirler.
Cevabı göster
Daha önce anlatılan yalıtılmışlığa gönderme yapar ve sonucun ortaya çıkacağı koşulu belirler.
becomes the only way to recover: bir hedefe ulaşmanın geriye kalan tek yolu hâline gelmek
X becomes the only way to + fiil yapısı, X'in bir hedefe ulaşmak için geriye kalan tek yöntem hâline geldiğini anlatır. Cümlede participating in the regime öznedir; to recover ise hedefi, yani kimlik ve topluluk duygusunu yeniden kazanmayı belirtir. only sözcüğü, seçeneklerin bire indiğini gösterir. Bu cümle, toplumsal koşulların tehlikeli bir seçeneği algılanan tek yol hâline nasıl getirebildiğini açıklar; bu seçeneği önermez veya onaylamaz.
Alıştırma
Cümleyi “geriye kalan tek yöntem” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After the tunnel flooded, the mountain road became ____ reach the town.
Cevabı göster
the only way to
where Eichmann committed his crimes.
2:54Eichmann'ın suçlarını işlediği ortamın tam olarak böyle bir ortam olduğuna inanıyordu.
Most people expected the Jewish-German philosopher to judge the ex-Nazi harshly. Dilbilgisi
2:56Çoğu kişi Yahudi asıllı Alman filozofun eski Naziyi sert bir şekilde yargılamasını bekliyordu.
expected ... to judge ... harshly: expect + nesne + to-mastar yapısı
Expect + nesne + to-mastar yapısı, belirli bir kişi ya da şeyin bir eylemi gerçekleştireceğine inanmak veya bunu beklemek anlamına gelir. Cümlede the Jewish-German philosopher, expected fiilinin nesnesidir; to judge the ex-Nazi harshly ise çoğu insanın filozofun yapacağını düşündüğü eylemi belirtir. to judge mastarı amaç bildiren bir ifade değil, nesne tamamlayıcısıdır; filozofla ilgili beklentiyi tamamlar. harshly, judge fiilini niteler ve beklenen değerlendirmenin sert olacağını gösterir.
Alıştırma
Cümlenin Maya'nın arayacağını düşündüğümüz anlamına gelmesi için expect + nesne + to-mastar yapısıyla tamamlayın: We ____ call before noon.
Cevabı göster
expected Maya to
But while she condemned his monstrous actions, Dilbilgisi
3:01Ancak o, onun korkunç eylemlerini kınamasına rağmen,
Arendt saw no evidence that Eichmann himself was uniquely evil.
3:03Arendt, Eichmann'ın bizzat eşsiz bir şekilde kötü olduğuna dair hiçbir kanıt görmedi.
But while ... Arendt saw no evidence that ...: while ile ödün ilişkisi
Burada while, “... sırasında” değil, “... olmasına rağmen” anlamına gelir. While ile başlayan yan cümle bir görüşü kabul eder: Arendt, Eichmann’ın eylemlerini kınıyordu. Ana cümle ise ifadenin öne çıkarmak istediği iddiayı verir: Eichmann’ın kendisi hakkında belirli bir yargıyı destekleyen kanıt bulmamıştı. while A, B kalıbı, A’yı kabul ederken onu B’ye karşı bir kanıt saymamayı sağlar. Baştaki But, bu ödün ve iddia yapısını önceki tartışmaya bağlar; while sözcüğüne zaman anlamı kazandırmaz.
Alıştırma
Örnekte while nasıl bir ilişki ifade ediyor?
- Zaman: Onu kınama sürecindeyken bu yargıya vardı
- Neden: Eylemleri kınaması ona adam hakkında kanıt sağladı
- Ödün: Eylemleri kınıyor ama adam hakkında farklı bir yargıya varıyor
Cevabı göster
Ödün: Eylemleri kınıyor ama adam hakkında farklı bir yargıya varıyor
She saw him as a distinctly ordinary man Dilbilgisi
3:08Onu son derece sıradan bir adam olarak görüyordu;
She saw him as a distinctly ordinary man: see A as B değerlendirme yapısı
see A as B yapısında see, fiziksel olarak görmek değil, “A’yı B olarak değerlendirmek” veya “anlamak” anlamına gelir. A, değerlendirilen kişi ya da şeyi; B ise değerlendirmeyi belirtir. Burada him, A; a distinctly ordinary man ise B’dir. Distinctly, ordinary sözcüğünü güçlendirir: Kadın, onun sıradanlığını açık ve fark edilir buluyordu. İfade bilinçli olarak vurguludur; kendi içinde çelişkili değildir.
Alıştırma
see A as B yapısının geçmiş zamanını kullanarak ve the proposal ifadesini A yaparak cümleyi tamamlayın: The committee ____ a practical solution.
Cevabı göster
saw the proposal as
who considered diligent obedience the highest form of civic duty. Dilbilgisi
3:11çalışkan itaatkarlığı sivil görevin en yüksek formu olarak gören.
considered diligent obedience the highest form of civic duty: consider A B yapısı
Considered, “A'yı B olarak değerlendirmek” anlamındaki kısa consider A B kalıbını kullanır. Burada A diligent obedience, B ise the highest form of civic duty ifadesidir; B, A nesnesini tanımlayan bir isim öbeği ve nesne tümleyenidir. Bu yapıda be veya as gerekmez. Cümle, Eichmann'ın kendi değerlendirmesini aktarır; itaati övmez. Eleştirel nokta, onun emirlere uymayı en yüksek yurttaşlık sorumluluğu olarak görmesidir.
Alıştırma
Hangi cümle kısa consider A B kalıbını doğru kullanıyor?
- The committee considered the plan be unrealistic.
- The committee considered the plan unrealistic.
- The committee considered as the plan unrealistic.
Cevabı göster
The committee considered the plan unrealistic.
it was exactly this ordinariness that was most terrifying. Anlatım akışı
3:16en korkutucu olan şey de tam olarak bu sıradanlıktı.
it was exactly this ordinariness that was most terrifying: it-cleft ile odaklama
Bu, it was X that... biçiminde bir it-cleft vurgulama yapısıdır. Bu çerçeve exactly this ordinariness ifadesini odak konumuna yerleştirirken that was most terrifying bölümü onun hakkındaki yargıyı verir. Temel önerme This ordinariness was most terrifying biçimindedir; ancak vurgulama yapısı, olası korku kaynakları arasında belirleyici cevabın ordinariness olduğunu gösterir. Exactly this, Eichmann'ın sıradan göründüğüne ilişkin daha önce ele alınan düşünceye de geri gönderme yapar. Dolayısıyla sav, tuhaf bir şeyin korkutucu olduğu değil, onun sıradanlığının bizzat korkutucu olduğudur.
Alıştırma
Hangi cümle the deadline ifadesini karşıtsal odak yapmak için it-cleft yapısını kullanıyor?
- It was the deadline that changed our decision.
- Our decision changed before the deadline.
- The deadline changed our decision.
Cevabı göster
It was the deadline that changed our decision.
Her point wasn't just that anyone could do what Eichmann did, Dilbilgisi
3:20Asıl noktası sadece herkesin Eichmann'ın yaptığını yapabileceği değildi,
ordinary people could willingly accept their societal role Kalıp ifadeler
3:25sıradan insanların toplumsal rollerini isteyerek kabul edebilecekleriydi,
wasn't just that A, but that B: yalnızca A değil, daha önemli olan B
wasn't just that A, but that B kalıbı, A'nın noktanın tamamı olmadığını belirtir ve ardından B'yi daha kapsamlı ya da daha önemli nokta olarak öne çıkarır. İki that yan cümlesi paraleldir ve ikisi de Her point ifadesinin içeriğini açıklar. Burada ilk iddia tamamen tersine çevrilmez. but that bölümü, Eichmann'ın hikâyesinin sıradan insanların toplumsal bir rolü kabul etmesi hakkında ne gösterdiğini ekleyerek yorumu daha kesin hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi wasn't just that ... but that ... kalıbıyla tamamlayın: Her concern ____ the budget was small, ____ the deadline was impossible.
Cevabı göster
wasn't just that · but that
willingly accept their societal role: toplumsal rolünü isteyerek kabul etmek
Willingly accept, tamamen zorlanmak yerine bir şeyi kabul etmeyi ve ona uymayı seçmek anlamına gelir. Bu, kişinin mutlaka mutlu veya hevesli olduğu anlamına gelmez. A societal role, toplum veya bir kurum tarafından şekillendirilen konum, işlev ve beklentiler bütünüdür. Bu cümlede role, tiyatrodaki bir karakter değildir: sıradan insanlar, bu iş birliği korkunç zararlara katkıda bulunsa bile toplumsal sistemin kendilerine verdiği konuma uyum sağlayabilir.
Alıştırma
'Some workers willingly accept their role in an unfair system,' cümlesinde willingly accept their role ne anlama gelir?
- Sahnede bir karakteri mutlu bir şekilde canlandırırlar.
- Kendilerine verilen konuma ve beklentilere uymayı seçerler.
- Tamamen reddettikleri bir işe fiziksel olarak zorlanırlar.
Cevabı göster
Kendilerine verilen konuma ve beklentilere uymayı seçerler.
even when ... contributed to: güçlü ödünleme ve katkı sağlayan nedensellik
Even when, normalde ana eylemi durdurması veya değiştirmesi beklenen bir koşul sunar. Even karşıtlığı özellikle güçlendirir: Sıradan insanlar, bu rolü kabul etmenin soykırımı mümkün kılmaya katkıda bulunduğu aşırı durumda bile rolü kabul etmeye devam edebiliyordu. Buradaki it, insanların kendilerini değil, toplumsal rolü kabul etme eylemini ifade eder. Contributed to, “sonucun ortaya çıkmasına yardımcı oldu” veya “etkenlerden biriydi” demektir; bu kabulün tek neden olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Hangi cümle, ekibin ciddi bir uyarıya rağmen planı sürdürdüğünü ve planı zarara katkıda bulunan nedenlerden biri olarak sunduğunu belirtir?
- The team continued the plan even when evidence showed that it contributed to the harm.
- The team ended the plan before anyone examined its effects.
- The team continued the plan because evidence showed that it prevented the harm.
Cevabı göster
The team continued the plan even when evidence showed that it contributed to the harm.
Arendt called this phenomenon the banality of evil Kültür
3:31Arendt bu fenomeni kötülüğün sıradanlığı olarak adlandırdı
the banality of evil: sıradan ve düşüncesiz katılım yoluyla kötülük
The banality of evil ifadesi, Hannah Arendt’in Adolf Eichmann’ın yargılanmasına ilişkin analiziyle bağlantılıdır. Bu cümlede, büyük kötülüklerin yalnızca canavar gibi görünen insanlar tarafından değil, sıradan görünen, bürokratik ve düşünmeden gösterilen itaat yoluyla da gerçekleştirilebileceği fikrini adlandırır. Banality, kötülüğü yapan kişinin ve kötülük sürecinin nasıl sıradan veya düşüncesiz görünebildiğini anlatır. Kötülüğün, sonuçlarının ya da kişinin sorumluluğunun önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Değerlendirin: the banality of evil, kötülüğün sıradan ve bu nedenle pek ciddi olmadığı anlamına gelir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
and warned that it can emerge whenever society inhibits our ability to think, Notlar
3:34ve toplumun düşünme yeteneğimizi engellediğinde ortaya çıkabileceği konusunda uyardı,
can emerge whenever ...: her ... olduğunda ortaya çıkabilir
warned that yapısı, uyarının içeriğini sunar. Buradaki it, daha önce geçen the banality of evil ifadesine gönderme yapar; can emerge ise bu tehlikenin kesinlikle ortaya çıkacağını değil, ortaya çıkabileceğini anlatır. Whenever, toplumun düşünceyi engellemesini genel ve tekrarlanabilir bir koşul olarak sunar: bu koşul her oluştuğunda tehlike ortaya çıkabilir. When ile karşılaştırıldığında, “koşulun karşılandığı her seferde” anlamını daha açık biçimde vurgular.
Alıştırma
Cümleyi “her ... olduğunda” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: A danger can emerge ____ people stop questioning what they are told.
Cevabı göster
whenever
inhibits our ability to think: düşünme yetimizi engeller
Inhibit someone's ability to do something, bir yetiyi kısıtlamak veya o yetinin kullanılmasına engel olarak eylemi zorlaştırmak anlamına gelir. Burada toplumun düşünmeyi zorlaştırdığı söylenir; bu, düşünmenin mutlaka açıkça yasaklandığı anlamına gelmez. our ability to think ifadesindeki to think mastarı, etkilenen yetinin hangisi olduğunu belirtir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp inhibit + someone's ability to + fiildir.
Alıştırma
Cümleyi “yetinin kullanılmasını zorlaştırır ancak yasaklamaz” anlamına gelen resmî fiille tamamlayın: Constant stress ____ our ability to concentrate.
Cevabı göster
inhibits
self-reflective internal dialogue: öz değerlendirmeye dayalı iç diyalog
İç diyalog, tek bir kişinin zihninde gerçekleşen bir konuşmadır; iki kişi arasında olması gerekmez. Burada kişinin kendi inançlarını ve eylemlerini sorgulama sürecini anlatır. Öz değerlendirmeye dayalı ifadesi, düşüncenin düşünen kişiye geri yöneldiğini gösterir: kişi kendi gerekçelerini ve seçimlerini inceler ve değerlendirir. İfadenin bütünü, yalnızca düşüncelere sahip olmayı değil, etkin bir öz incelemeyi adlandırır.
Alıştırma
Cümlede self-reflective internal dialogue neyi ifade ediyor?
- İki kişinin kamu politikası hakkında yaptığı sözlü tartışma
- Başka birinin fikirlerini değerlendirmeden tekrarlamak
- Kişinin kendi inançlarını ve eylemlerini zihninde inceleme süreci
Cevabı göster
Kişinin kendi inançlarını ve eylemlerini zihninde inceleme süreci
is the only way to confront moral problems Kalıp ifadeler
3:47ahlaki sorunlarla yüzleşmenin tek yolu olduğuna inanıyordu
only way to confront moral problems: ahlaki sorunlarla yüzleşmenin tek yolu
the only way to + fiilin yalın hâli kalıbı, tek bir yöntemi gerekli olarak sunar ve diğer seçenekleri dışlar. Burada to confront moral problems, bu yolun ne amaçla kullanıldığını açıklar. Confront a problem, bir sorundan kaçınmak yerine onunla doğrudan yüzleşmek ve onu ele almak anlamına gelir; fiziksel bir kavga ima etmez. Moral problems, doğru, yanlış ve sorumlulukla ilgili sorulardır. Bu nedenle ifadenin bütünü, bu tür soruları ele almak için öz değerlendirmeye dayalı düşünmenin gerekli olduğu yönünde güçlü bir iddiada bulunur.
Alıştırma
Bu cümlede only way to confront moral problems ne anlama geliyor?
- Bir anlaşmazlığın yol açtığı fiziksel kavga
- Zor duygulardan kaçınmak için isteğe bağlı bir yöntem
- Doğru ve yanlışla ilgili sorularla doğrudan yüzleşmek için gerekli olan tek yöntem
Cevabı göster
Doğru ve yanlışla ilgili sorularla doğrudan yüzleşmek için gerekli olan tek yöntem
and that our responsibility to self-reflect is especially important Kalıp ifadeler
3:50ve kendimizi yansıtma sorumluluğumuzun özellikle önemli olduğuna
when independent thought is threatened. Dilbilgisi
3:54bağımsız düşüncenin tehdit edildiği zamanlarda.
öz değerlendirme yapma sorumluluğumuz özellikle önemlidir
our responsibility to self-reflect ifadesinde to-infinitive yapısındaki to self-reflect, sorumluluğun hangi eylemden oluştuğunu belirtir: kendi düşüncelerimizi ve davranışlarımızı değerlendirmekten sorumluyuz. Bu, ilgisiz başka bir eylemin amacını belirten ayrı bir ifade değildir. Especially important değer yargısını güçlendirir. Bu sorumluluk zaten vardır, ancak sonraki when yan cümlesinin belirttiği koşulda daha da önemli hâle gelir.
Alıştırma
Cümleyi responsibility to kullanarak tamamlayın: As a journalist, she has a ____ check facts before publishing.
Cevabı göster
responsibility to
bağımsız düşünce tehdit altındayken
When, önceki iddianın özellikle önemli hâle geldiği durumu belirtir. Independent thought, otoriteye veya grup baskısına yalnızca uymak yerine kişinin kendi başına düşünme becerisi ya da pratiğidir. Is threatened edilgen yapıdadır: bağımsız düşünce risk altında gösterilir, ancak tehlikenin kaynağı belirtilmez. Burada threatened soyut bir beceri için kullanılır; mutlaka bir kişinin doğrudan tehdit aldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede when independent thought is threatened ne anlama gelir?
- Kişinin kendi başına düşünme becerisi risk altındayken.
- Bağımsız düşünen kişiler başkalarını tehdit ederken.
- Tek bir ayrı fikir daha önemli hâle geldiğinde.
Cevabı göster
Kişinin kendi başına düşünme becerisi risk altındayken.
She acknowledged that critical thinking in oppressive spaces is a defiant act that requires personal courage. Notlar
3:56Baskıcı alanlarda eleştirel düşünmenin kişisel cesaret gerektiren isyankar bir eylem olduğunu kabul etti.
Baskıcı ortamlarda eleştirel düşünme
Critical thinking, iddiaları, kanıtları ve varsayımları bağımsız biçimde inceleyip gerekçeli bir yargıya ulaşmak demektir; her şeyde kusur aramak anlamına gelmez. Burada spaces soyut anlamda kullanılır. Oppressive spaces, gücün konuşmayı, seçimleri veya bağımsız yargıyı kısıtladığı sosyal, siyasi, eğitimsel ya da kurumsal ortamları anlatır. Bu nedenle ifade, çevrenin bağımsız düşünmeyi cezalandırdığı durumlarda dikkatli ve bağımsız düşünmenin riskli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede critical thinking in oppressive spaces ne anlama gelir?
- Özgürlüğü veya yargıyı bastıran ortamlarda bağımsız analiz
- Çatışmadan kaçınmak için otoriteyle aynı fikirde olmak
- Küçük odaların tasarımında kusur aramak
Cevabı göster
Özgürlüğü veya yargıyı bastıran ortamlarda bağımsız analiz
Açık bir direniş eylemi
Defiant, otoriteye, kurallara veya baskıya karşı açıkça direnen bir tutumu anlatır. A defiant act, sessizce boyun eğmek yerine bu direnişi gösteren bir eylemdir. Bu cümlede baskı altında bağımsız düşünmeye devam etmek, boyun eğmeyi bilinçli olarak reddetmek şeklinde sunulur. İfade, bu direnişin cesur ya da sorun çıkarıcı görülmesine bağlı olarak övgü veya eleştiri içerebilir.
Alıştırma
Hangi tür eylem a defiant act olarak en iyi şekilde tanımlanır?
- Her talimatı sessizce yerine getiren bir eylem
- Kazara gerçekleşen bir eylem
- Baskıya veya otoriteye açıkça direnen bir eylem
Cevabı göster
Baskıya veya otoriteye açıkça direnen bir eylem
that requires personal courage: nesnel gereklilik
That, a defiant act ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. Bu cümlecik, eylemi requires personal courage, yani kişisel cesaret gerektiren bir eylem olarak tanımlar. Buradaki requires, “birine emir verir” değil, “nesnel olarak gerektirir” anlamındadır. Özne eylemdir; personal courage ise kişisel riske rağmen eylemi gerçekleştirmek için gereken içsel niteliktir.
Alıştırma
Nesnel bir gerekliliği göstermek için cümleyi require fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Speaking honestly under pressure ____ personal courage.
Cevabı göster
requires
But it must be done regardless, Anlatım akışı
4:03Ancak ne olursa olsun yapılması gerektiğini savundu,
which is why Arendt still held Eichmann accountable. Kalıp ifadeler
4:04bu yüzden Arendt, Eichmann'ı yine de sorumlu tuttu.
But it must be done regardless: zorluğu kabul ettikten sonra gereklilikte ısrar
But, az önce belirtilen zorluğu kabul eder; ardından must, eylemin hâlâ gerekli olduğunu söyler. Regardless, ödünleme bölümünü kapatır: zorluk ya da risk, eleştirel düşünmenin yapılması gerektiği sonucunu değiştirmez. Buradaki it, baskıcı ortamlarda eleştirel düşünmeye gönderme yapar. Regardless tek başına kullanılabilir; çünkü atlanan regardless of the difficulty or risk anlamı bağlamdan zaten açıktır.
Alıştırma
Bilinen bir zorluğun kararı değiştirmediğini göstermek için regardless sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- The review may take weeks, but it must be completed regardless of.
- The review may take weeks, but it must be completed regardless the delay.
- The review may take weeks, but it must be completed regardless.
Cevabı göster
The review may take weeks, but it must be completed regardless.
still held Eichmann accountable: Eichmann'ı yine de sorumlu tuttu
Hold someone accountable, bir kişiyi bir eylemden veya sonuçtan sorumlu saymak ve ondan açıklama yapmasını ya da sonuçlarına katlanmasını beklemek demektir. Burada Arendt, Eichmann'ı mazur görmez; onu kendi seçimlerinden sorumlu tutar. Still, önceki düşünceyle bir karşıtlık kurar. Eichmann'ın sorumluluğunu azaltıyor gibi görünebilecek bir açıklamayı değerlendirdikten sonra bile Arendt onu sorumlu tutmaya devam eder.
Alıştırma
Cümleyi hold someone accountable ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The review board ____ for ignoring repeated warnings.
Cevabı göster
held the supervisor accountable
This thread runs throughout Arendt's work, Deyimler
4:08Bu tema Arendt'in tüm eserleri boyunca uzanır,
This thread runs throughout Arendt's work: bu düşünce çizgisi Arendt'in çalışmalarının tamamında görülür
Thread burada, bir düşünceyi veya temayı bir eserler bütününün farklı bölümlerine bağlayan bir mecazdır. This thread, fiziksel bir ipi değil, daha önce sözü edilen düşünme, öz değerlendirme ve sorumluluk temasını anlatır. Runs throughout, temanın tek bir bölümde kalmayıp eserin tamamında görünmeye devam etmesi demektir. Edebiyatı, sinemayı veya düşünceleri incelerken a thread of X runs throughout Y kalıbı kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu notta yer alan ve tüm eser boyunca görülmek anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A concern about privacy ____ the documentary.
Cevabı göster
runs throughout
our greatest weapon against the threats of modernity: silah metaforu
Burada weapon mecazi anlamda kullanılır. Düşünme, modernlikle ilişkili tehditlere karşı kendimizi savunmanın veya direnmenin en güçlü yolu olarak sunulur; fiziksel bir silah ya da şiddet kastedilmez. a weapon against + sorun veya tehdit yapısı, bir yeteneği, fikri ya da kaynağı soyut bir tehlikeyle savaşmaya yarayan bir şeye dönüştürür. Against, mecazi silahın neye karşı kullanıldığını belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede thinking was our greatest weapon against the threats of modernity ne anlama gelir?
- Modern teknoloji insanlara en güçlü fiziksel silahları sağladı.
- Düşünme, modern yaşamın askerî tehditlerini yarattı.
- Düşünme, bu tehditlere direnmenin en güçlü yoluydu.
Cevabı göster
Düşünme, bu tehditlere direnmenin en güçlü yoluydu.
a relentless drive for economic and technological development, Kalıp ifadeler
4:17acımasız bir ekonomik ve teknolojik gelişme dürtüsüne,
namely: kesin bir açıklama sunmak
Namely, ardından gelen kısmın önceki genel ifadenin tam olarak neyi belirttiğini açıkladığını gösterir. Burada threats of modernity ifadesini ekonomik ve teknolojik gelişme yönündeki amansız bir itici güç olarak tanımlar. Bilgiyi genelden özele doğru düzenler: önce geniş bir adlandırma, ardından onun kesin içeriği gelir. Ayrı bir konu ya da olası örneklerden yalnızca birini sunmaz.
Alıştırma
Hangi bağlaç, eksik iznin olası örneklerden yalnızca biri değil, gecikmenin kesin nedeni olduğunu gösterir? The report identifies one source of the delay, ___, a missing permit.
- however
- for example
- namely
Cevabı göster
namely
a relentless drive for + hedef
Burada drive, bir hedefe yönelen güçlü çaba veya itici güç anlamında kullanılan bir isimdir; araç sürmek anlamına gelmez. a drive for + isim yapısı, ulaşılmaya çalışılan sonucu belirtir. Relentless, çabanın büyük bir yoğunlukla ve hiç gevşemeden sürdüğü anlamını ekler. Bağlama göre bu kararlılık takdire değer görünebilir veya buradaki gibi aşırı olduğu için eleştirilebilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki durmak bilmeyen güçlü bir arayış anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The campaign reflects ____ equal access to education.
Cevabı göster
a relentless drive for
increase social alienation: toplumsal yabancılaşmayı artırmak
Social alienation, insanların diğer kişilerden, topluluklarından veya daha geniş toplumsal yaşamdan kopuk hissettiği soyut bir durumdur. Kısa süreli bir yalnızlıktan daha fazlasıdır ve çoğu zaman aidiyet veya katılım duygusunun zayıflamasını içerir. Burada alienation, uzaydan gelen varlıkları ifade etmez. Increase social alienation, bu kopukluğu daha yaygın veya daha ciddi hâle getirmek demektir. Bu cümlede ifade, ekonomik ve teknolojik gelişmenin olası bir toplumsal sonucunu anlatır.
Alıştırma
Hangi durum artan toplumsal yabancılaşmayı en iyi şekilde gösterir?
- İnsanlar topluluklarından giderek daha fazla kopar.
- İnsanlar başka bir gezegenden gelen ziyaretçilerle karşılaşır.
- İnsanlar komşularıyla daha güçlü bağlar kurar.
Cevabı göster
İnsanlar topluluklarından giderek daha fazla kopar.
inhibit human freedom: tamamen durdurmadan özgürlüğü kısıtlamak
Inhibit human freedom, insanların seçme, eyleme geçme ve kamusal yaşama katılma özgürlüklerini kullanmalarını zorlaştırmak demektir. Bu cümlede and, bu etkiyi toplumsal yabancılaşmadaki artışla aynı yapıda birleştirir. Inhibit; freedom, debate, growth ve creativity gibi soyut isimlerle sık kullanılan resmî ve geçişli bir fiildir. Kısıtlama ya da engelleme bildirir, ancak mutlaka tamamen durdurma anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir yazar, kuralların yaratıcı ifadeyi zorlaştırdığını ancak tamamen yasaklamadığını anlatmak istiyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle verir?
- Strict workplace rules can foster creative expression.
- Strict workplace rules can inhibit creative expression.
- Strict workplace rules can prohibit employees from sharing any ideas.
Cevabı göster
Strict workplace rules can inhibit creative expression.
Arendt believed we need to create formal and informal forums Kelime
4:27Arendt, resmi ve gayri resmi forumlar yaratmamız gerektiğine inandı
To foster this essential value: cümle başında amaç bildiren öbek
Cümle başındaki To foster this essential value mastar öbeği, ardından gelen önerinin amacını önceden bildirir. Verilmek istenen anlam, bu değeri geliştirmek için resmî ve gayriresmî tartışma ortamları oluşturulması gerektiğidir. Foster burada bir şeyin gelişmesine veya güçlenmesine yardımcı olmak demektir. This essential value, daha önce vurgulanan düşünme ve öz değerlendirme değerine gönderme yapar. Başka cümlelerde kullanılabilecek bilgi düzeni To + fiilin yalın hâli, ana eylem şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “geliştirmek için” anlamına gelen iki kelimelik amaç ifadesiyle tamamlayın: ____ critical thinking, the school created a debate club.
Cevabı göster
To foster
create formal and informal forums: resmî ve gayriresmî kamusal tartışma ortamları oluşturmak
Burada forums, insanların görüş alışverişinde bulunabildiği ve kamusal tartışmaya katılabildiği alanları, grupları ya da düzenlenmiş ortamları ifade eder. Anlamı internetteki bir mesaj panosundan daha geniştir; yüz yüze toplantıları veya kuruluşları da kapsayabilir. formal and informal birlikteliği, bu ortamların kurallar veya tanınmış rollerle resmî olarak düzenlenebileceğini ya da daha kendiliğinden gelişebileceğini gösterir. Bu nedenle create ... forums, yalnızca fiziksel bir yer inşa etmek değil, insanların tartışıp katılım gösterebileceği yollar oluşturmak demektir.
Alıştırma
Bu cümlede formal and informal forums neyi ifade ediyor?
- Yalnızca devlet görevlilerinin kullandığı binalar
- İnsanların ortak kaygıları tartışabileceği düzenlenmiş veya rahat ortamlar
- Yalnızca kullanıcıların mesaj yayımladığı internet siteleri
Cevabı göster
İnsanların ortak kaygıları tartışabileceği düzenlenmiş veya rahat ortamlar
allowed for open conversations: açık konuşmaları mümkün kılmak
allowed for open conversations ifadesinde allow for, bir şeyin gerçekleşmesi için yeterli alan, zaman, esneklik veya uygun koşullar sağlamak anlamına gelir. Bu ortamlar yalnızca bir kişiye izin vermiyordu; yapıları açık tartışmayı mümkün kılıyordu. Kalıp allow for + isim veya isim öbeğidir. Öznesi genellikle bir ihtiyacı ya da olasılığı karşılayabilen plan, tasarım, takvim, kural veya ortamdır.
Alıştırma
Cümleyi allow for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The schedule ____ unexpected delays.
Cevabı göster
allows for
town hall meetings, self-governing workplaces ve student unions: kamusal forum örnekleri
Bu liste, daha önce sözü edilen kamusal forum fikrini somut örneklere dönüştürür. Her bir mekân veya örgüt türü, insanların ortak meseleleri tartışmasına, bir grubu temsil etmesine ya da kendi yönetimlerine katılmasına olanak sağlayabilir. Town hall meeting, belediye binasının kendisi değil, tartışma veya soru-cevap amacıyla yapılan halka açık bir toplantıdır. Self-governing workplace, çalışanlara iş yerinin yönetiminde rol verir; student unions ifadesi ise burada öğrencilerin birlikte hareket ettiği öğrenci örgütlerini anlatır. Yapıları farklı olsa da üçü de kolektif katılım alanı işlevi görebilir.
Alıştırma
Bu cümlede üç örneğin ortak özelliği nedir?
- Hepsi devlet binalarının adıdır.
- Grup hâlinde karar alınmasını engellemek için tasarlanmış yerlerdir.
- Kolektif tartışma veya öz yönetim için alan sağlayabilirler.
Cevabı göster
Kolektif tartışma veya öz yönetim için alan sağlayabilirler.
what's most important to Arendt is that they value open dialogue and critical self-reflection. Notlar
4:42Arendt için en önemli olan, açık diyaloğa ve eleştirel öz değerlendirmeye değer vermeleridir.
But whatever shape they take: hangi biçimi alırlarsa alsınlar
Whatever shape they take, hangi biçimi alırlarsa alsınlar anlamına gelen bir ödünleme ifadesidir. They daha önce sözü edilen forums ifadesine gönderme yapar; shape ise fiziksel dış görünüşü değil, örgütsel biçimi anlatır. whatever + isim + özne + fiil kalıbı, ana cümle her durumda geçerli olan şeyi belirtmeden önce tüm olası biçimleri kapsar. But, az önce sıralanan farklı biçimlerden ortak bir ölçüte geçişi gösterir: açık diyaloğa ve eleştirel öz değerlendirmeye değer vermek.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve hangi biçimde olursa olsun anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____ the program takes, it must remain open to everyone.
Cevabı göster
Whatever shape
what's most important to Arendt is that: temel ölçütü öne çıkarma
Bu cümlede what's most important to Arendt, özne görevindeki kaynaşmış bir ilgi yan cümlesidir ve “Arendt için en önemli olan şey” anlamına gelir. What's, what is ifadesinin kısaltmasıdır; ancak burada soru oluşturmaz. is'ten sonra gelen that yan cümlesi, bu en önemli ölçütün ne olduğunu açıklar. What is most important to X is that + yan cümle kalıbı, içeriği belirtmeden önce bir kişi ya da grubun en önemli ölçütünü öne çıkarır.
Alıştırma
Cümleyi What is most important to ... is that kalıbının tamamıyla tamamlayın: ____ every applicant receives a fair review.
Cevabı göster
What is most important to the committee is that
value open dialogue and critical self-reflection: fiil olarak value
Burada value, value isim hâli değil, geçişli bir fiildir. Özne they'den sonra “önemli görmek” anlamına gelir; open dialogue ve critical self-reflection şeklindeki sıralı isim öbekleri de fiilin doğrudan nesneleridir. Özne + value/values + isim veya -ing biçimi kalıbı, bir kişi ya da kurumun önemli gördüğü ilkeleri, nitelikleri veya etkinlikleri belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede value, “önemli görmek” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?
- Honest disagreement has real value.
- The value of honest disagreement is clear.
- The group values honest disagreement.
Cevabı göster
The group values honest disagreement.
Standing up for what's right in the face of injustice takes courage. Notlar
4:49Adaletsizlik karşısında doğru olanı savunmak cesaret ister.
Standing up for what's right: stand up for öbek fiili
Burada Standing up for what's right, ahlaken doğru olan şey sorgulandığında onu savunmak veya etkin biçimde desteklemek anlamına gelir. Stand up for bir öbek fiildir; kelimenin gerçek anlamıyla ayağa kalkmayı anlatmaz. -ing biçimi bu eylemi cesaret veya çaba gerektiren şey olarak sunar.
Alıştırma
Dersin ‘savunmak veya desteklemek’ anlamındaki üç sözcüklü öbek fiiliyle cümleyi tamamlayın: Maya chose to ____ her teammate when others blamed him unfairly.
Cevabı göster
stand up for
in the face of injustice: in the face of + bir zorluk
In the face of injustice, adaletsizlikle karşı karşıya kalındığında anlamına gelir ve çoğu zaman onun yarattığı baskıya rağmen harekete geçme düşüncesini de taşır. Face burada mecazidir; ifade bir insanın yüzünden söz etmez. Bu ilgeç öbeği, standing up for what's right eyleminin gerçekleştiği olumsuz koşulu belirtir. Başka durumlara aktarılabilen yapı in the face of + zorluk, tehlike veya karşı çıkmadır.
Alıştırma
Dersin ‘bir zorlukla karşı karşıya kalındığında’ anlamındaki dört sözcüklü ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The pilot stayed calm ____ sudden danger.
Cevabı göster
in the face of
who smuggled 2,000 children out of the Warsaw ghetto during World War II with this video.
4:55İkinci Dünya Savaşı sırasında Varşova gettosundan 2.000 çocuğu gizlice kaçıran, bu video ile.