Bir Gölge Ne Kadar Ağırdır?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
1.041 kelime 152 kel/dk

Video özeti: Bu anlatım gölgenin ağırlığı etkileyip etkilemediğini, parçacıkların evrensel sınırı aşmadan madde içindeki ışıktan nasıl hızlı gittiğini ve bir ışık yılı uzunluğundaki tahtanın itmeyi neden anında iletmediğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. ever so slightly — Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: bu ölçülü ifadeyle çok küçük bir farkı abartmadan karşılaştırın. 2. what you are really doing is — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: gündelik bir eylemi gerçek süreç olarak yeniden açıklayıp dikkati temel noktaya yöneltin. 3. blowing minds — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bunu fiziksel eylem değil, insanları çok şaşırtmak anlamına gelen samimi bir mecaz olarak tanıyın.

Bu derste

Hey, Vsauce.

0:00

Selam, Vsauce.

Michael here.

0:01

Michael burada.

And I'm sure that

0:02

Ve eminim ki

we all love to

0:02

hepimiz

have fun with hand

0:03

el gölgeleriyle

shadows.

0:04

eğlenmeyi severiz.

But how much does a

0:06

Peki bir gölge

shadow weigh?

0:07

ne kadar ağırdır?

It might sound like a silly question Kalıp ifadeler

0:10

Bu, saçma bir soru gibi gelebilir

because it is.

0:13

çünkü öyle.

Kalıp ifadeler

Bir izlenim anlatan sound like

Bu cümlede sound like, “benzer bir ses çıkarmak” değil, “öyle olduğu izlenimini vermek” anlamındadır. Soru, dinleyicide aptalca olduğu izlenimini yaratır; because it is ise bu izlenimi kişinin kendisiyle hafifçe alay ettiği bir üslupla doğrular. Yapı, özne + sound like + isim öbeği veya yan cümledir: It sounds like a silly question; It sounds like we are late. Buradaki like, bağlayıcı sound like ifadesinin bir parçasıdır; “hoşlanmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi algı fiili sound ve ardından gelmesi gereken sözcükle tamamlayın: From your description, the job may ____ a lot of work.

Cevabı göster

sound like

I mean, Anlatım akışı

0:13

Yani,

a shadow cannot be put on a

0:14

bir gölgeyi

scale and weighed.

0:15

teraziye koyup tartamazsınız.

Anlatım akışı

Açıklamaya giriş yapan I mean

Burada I mean, konuşanın önceki yorumunu açıklamaya başlamasını sağlayan bir söylem belirtecidir. Sonraki ifade, sorunun neden aptalca göründüğünü açıklar: Bir gölge gerçek anlamda tartılamaz. Bu ifade, konuşanın bir düşünceyi açıklığa kavuşturmasına, başka sözlerle ifade etmesine veya genişletmesine sıkça yardımcı olur. Bir sözcüğün anlamını sormaz ve burada olgusal bir hatayı da düzeltmez.

Alıştırma

Bu konuşmada I mean ne işe yarıyor? "The hike was harder than expected. I mean, we climbed for six hours."

  1. Konuyu ilgisiz bir düşünceye çevirir.
  2. hike sözcüğünün tanımını sorar.
  3. Önceki ifadeyi açıklayan bir ayrıntı sunar.
Cevabı göster

Önceki ifadeyi açıklayan bir ayrıntı sunar.

But the material that it falls on top of

0:17

Ama gölgenin üzerine düştüğü malzeme

can be weighed.

0:20

tartılabilir.

And we know that light has energy.

0:21

Işığın enerjisi olduğunu da biliyoruz.

In fact,

0:24

Aslında,

when light encounters an object,

0:24

ışık bir nesneyle karşılaştığında,

it pushes that object just a little bit. Kalıp ifadeler

0:26

o nesneyi azıcık iter.

Kalıp ifadeler

just a little bit: çok küçük bir derece

just a little bit ifadesinde a little bit küçük bir miktar veya dereceyi belirtir; just ise anlamı daha da daraltarak “yalnızca” anlamını verir. Bu cümlede itmenin çok hafif olduğu söylenir; just, “az önce” anlamına gelmez. Bu kalıp bir eylemin, değişimin veya farkın derecesini küçültebilir. Kesin bir ölçüm yerine, özellikle küçük olduğu vurgulanan yaklaşık bir dereceyi aktarır.

Alıştırma

Hangi seçenek yalnızca çok küçük bir miktarda hareket ettirmeyi ister? İngilizce cümleyi tamamlayın: Please move the chair ___.

  1. just a little bit
  2. as far as possible
  3. as soon as possible
Cevabı göster

just a little bit

On the surface of Earth,

0:30

Dünya'nın yüzeyinde,

when sunlight is hitting it,

0:31

güneş ışığı yüzeye vurduğunda,

every square inch is being pushed with a force

0:33

her bir inç kare

of about a billionth of a pound,

0:36

yaklaşık bir poundun milyarda biri kadar kuvvetle itilir,

which is basically nothing. Kalıp ifadeler

0:40

ki bu da aslında yok denecek kadar azdır.

Kalıp ifadeler

basically nothing: sıfır değil ama ihmal edilebilir

Basically nothing mutlaka tam olarak sıfır değerini ifade etmez. Bu cümlede kuvvetin sıfırdan farklı bir değeri verilmiştir, ancak değer o kadar küçüktür ki konuşmacı pratik etkisini ihmal edilebilir kabul eder. Burada basically, “konu temel pratik noktaya indirgendiğinde” veya “gerçekte” anlamına gelir. Bu ifade, kesin bir matematiksel iddiada bulunmadan küçük bir miktarı veya etkiyi önemsiz olarak özetlemeyi sağlar.

Alıştırma

Bir sensör sıfırdan farklı bir kuvvet algılıyor, ancak bu kuvvet sonucu etkileyemeyecek kadar küçük. Hangi özet değerin tam olarak sıfır olduğunu iddia etmez?

  1. It is literally nothing.
  2. It is a substantial force.
  3. It is basically nothing.
Cevabı göster

It is basically nothing.

But over a large enough surface area,

0:43

Ama yeterince geniş bir yüzey alanında,

the results can be pretty fun.

0:45

sonuçlar oldukça eğlenceli olabilir.

On a sunny day,

0:47

Güneşli bir günde,

the city of Chicago weighs 300 pounds more,

0:48

Chicago şehrinin ağırlığı 300 pound artar,

simply because sunlight is falling on it,

0:53

sırf üzerine düşen güneş ışığı

pushing it.

0:56

onu ittiği için.

In outer space,

0:57

Uzayda,

where solar wind isn't filtered by Earth's atmosphere or magnetic field, Kelime

0:59

güneş rüzgârı Dünya'nın atmosferi ya da manyetik alanı tarafından filtrelenmediğinden,

the results are even bigger.

1:02

etkiler daha da büyüktür.

Kelime

Yüklü parçacık akışı anlamındaki “solar wind”

Solar wind (Güneş rüzgârı), Güneş'ten yayılan elektrik yüklü parçacıkların sürekli akışıdır. Buradaki wind bilimsel bir mecazdır: hareket eden hava değildir ve var olması için uzayda bir atmosfer bulunması gerekmez. Dünya'nın atmosferi ve manyetik alanıyla ilgili yan cümle, bu parçacıkların Dünya yakınında kısmen engellendiğini veya yönlerinin değiştirildiğini anlatır. Bu korumanın olmadığı uzayda etkileri daha büyük olabilir.

Alıştırma

Bu cümlede solar wind hangi anlama gelir?

  1. Güneş'ten gelen görünür ışık
  2. Gezegenler arasında esen sıradan hava
  3. Güneş'ten gelen elektrik yüklü parçacık akışı
Cevabı göster

Güneş'ten gelen elektrik yüklü parçacık akışı

A spacecraft traveling from Earth to Mars

1:04

Dünya'dan Mars'a giden bir uzay aracı

would be pushed by light 1,000 km off course. Kalıp ifadeler

1:07

ışık tarafından itilerek rotasından 1.000 km sapardı.

Kalıp ifadeler

Planlanan rotadan sapmayı anlatan “off course”

Off course, planlanan bir rota veya yönden sapmış olmak anlamına gelir. Bu cümlede ışık, uzay aracını yavaş yavaş yana iterek aracın Dünya'dan Mars'a uzanan planlı yörüngesini artık izlememesine neden olurdu. Bu ifade go ve drift gibi hareket fiilleriyle ya da push something off course örneğindeki gibi sapmaya neden olan bir fiilden sonra kullanılabilir. Burada course, ders veya yemek bölümü değil, rota anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi “planlanan rotadan uzakta” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: After the steering system failed, the ship drifted ____.

Cevabı göster

off course

So these things have to be factored into journeys to Mars. Kalıp ifadeler

1:13

Bu yüzden Mars yolculuklarında bunlar hesaba katılmalı.

Kalıp ifadeler

factored into ile bir unsuru hesaba katmak

Factored into, bir şeyin plan, tahmin veya hesaplamada dikkate alınacak bir unsur olarak dahil edilmesi demektir. Burada these things ile belirtilen etkiler, Mars yolculukları planlanırken hesaba katılmalıdır. Kalıp factor A into B şeklindedir; edilgen biçimi A is factored into B olur. Bu kullanım, bir şeyi matematiksel olarak çarpanlarına ayırmak veya A'nın B'nin tamamını oluşturması anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi factor fiilinin edilgen biçimi ve doğru edatla tamamlayın: Before the launch date is set, possible weather delays must be ____ the schedule.

Cevabı göster

factored into

We've actually already created things that can sail with light,

1:16

Aslında ışıkla yol alabilen şeyler çoktan yaptık,

giant reflective solar sails that are pushed by the Sun's light.

1:20

Güneş'in ışığıyla itilen dev, yansıtıcı güneş yelkenleri.

So in a way that is calculable, Dilbilgisi

1:25

Yani, hesaplanabilir bir açıdan bakıldığında,

though difficult to measure, Dilbilgisi

1:27

ölçülmesi zor olsa da,

an area covered in shadow technically weighs less

1:29

teknik olarak gölgede kalan bir alan

than surrounding areas being pushed by light.

1:33

ışığın ittiği çevre alanlardan daha hafiftir.

Dilbilgisi

in a way that is calculable ile bir iddiayı sınırlandırmak

In a way that is calculable, iddiayı sınırsız biçimde sunmak yerine ona kesin bir sınır getirir. Buradaki way, çok küçük farkın gerçek olduğu bir yönü veya anlamı belirtir: ölçmek zor olsa da hesaplanabilir. Başka durumlarda da kullanılabilen in a way that + yan cümle kalıbı, bir ifadenin nasıl veya hangi açıdan doğru olduğunu belirtir. Bu kalıp her zaman adım adım bir yöntem sunmaz.

Alıştırma

Bir araştırmacı, bir etkinin belirli bir açıdan gerçek olduğunu ve bu yönün hesaplanabildiğini söylemek istiyor. Bunu en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The effect is real in a way that is calculable.
  2. The effect was found by a method that uses calculation.
  3. The effect is real to a calculable degree.
Cevabı göster

The effect is real in a way that is calculable.

Dilbilgisi

Kısaltılmış karşıtlık yapısı olarak though difficult to measure

Burada though difficult to measure, karşıtlık bildiren kısaltılmış bir yan cümledir. Tam biçimi though it is difficult to measure şeklindedir. Bağlamdan çıkarılabilen özne, az önce sözü edilen hesaplanabilir farktır ve be fiilinin is biçimi atılmıştır. Bu ifade, ana iddiayı geçersiz kılmadan ona bir sınırlama ekler. Gerçek bir ölçüm elde etmek zor olsa bile fark ilke olarak hesaplanabilir.

Alıştırma

Cümleyi 'though it is difficult to measure' ifadesinin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: The effect is calculable, ____.

Cevabı göster

though difficult to measure

But enough about the Sun. Anlatım akışı

1:37

Ama Güneş'ten bu kadar söz etmek yeter.

Anlatım akışı

Bir konuyu kapatmak için Enough about the Sun

Enough about the Sun, tek başına kullanılabilen bir konu yönetme ifadesidir ve “Güneş hakkında yeterince konuştuk” anlamına gelir. Mevcut konuyu kapatır ve konuşmacının başka bir konuya geçeceğini belirtir. Enough, Güneş'in kendisini değil, konuşma miktarını niteler. Bu kalıpta konu değiştirilebilir: Enough about + konu.

Alıştırma

Eski konuyu kapatmak için Enough about ... kalıbını kullanın: ____; let's discuss the schedule.

Cevabı göster

Enough about the budget

There are three astronomical bodies that can cast shadows on the surface of Earth

1:38

Dünya'nın yüzeyine gölge düşürebilen üç gök cismi vardır

bright enough for us humans to see. Dilbilgisi

1:44

ve bu gölgeler biz insanların görebileceği kadar belirgindir.

Dilbilgisi

bright enough for us humans to see: sıfat + enough + for someone + to do

bright enough for us humans to see ifadesinde enough, bright sözcüğünden sonra gelir ve parlaklığın görülmek için gereken düzeye ulaştığını gösterir. for us humans bu düzeyin kime göre belirlendiğini söyler; humans ise sıradan insan görüşünün söz konusu olduğunu vurgular. Başka durumlarda da kullanılabilecek yapı “sıfat + enough + for someone + to + fiil” şeklindedir. Bir özelliğin, belirli bir kişi veya grubun bir şeyi yapmasına yetecek düzeye ulaştığını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede “sıfat + enough + for someone + to do something” yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. The screen is bright enough for everyone to read the message.
  2. The screen is bright for everyone enough to read the message.
  3. The screen is enough bright for everyone to read the message.
Cevabı göster

The screen is bright enough for everyone to read the message.

One is obviously the Sun,

1:46

Biri elbette Güneş,

and the other is the Moon.

1:48

diğeri de Ay'dır.

But what's the third?

1:49

Peki üçüncüsü ne?

Venus.

1:53

Venüs.

Pete Lawrence investigated this over at Digital Sky.

1:54

Pete Lawrence bunu Digital Sky'da araştırdı.

Now,

1:57

Şimdi,

to make sure that the shadow he saw was caused by Venus, Kalıp ifadeler

1:58

gördüğü gölgenin Venüs'ten kaynaklandığından emin olmak için,

he used a tube that could be pointed at specific regions in the sky.

2:01

gökyüzünün belirli bölgelerine doğrultulabilen bir tüp kullandı.

Kalıp ifadeler

make sure that: bir iddiayı kontrol edip doğrulamak

Make sure that, kanıtları kontrol etmek veya bir doğrulama adımı atarak ardından gelen ifadenin doğru olduğunu teyit etmek anlamına gelir. Burada tüp, gölgenin Venüs tarafından oluşturulup oluşturulmadığını sınamak için kullanılır; ifade yalnızca emin olma duygusunu değil, doğrulama eylemini anlatır. That sözcüğünden sonraki bölüm, kontrol edilen düşünceyi belirtir. Günlük konuşmada make sure sonrasındaki that çoğu zaman çıkarılabilir; ancak kullanılması da tamamen doğaldır.

Alıştırma

Bir bilim insanı etiketin doğru olduğunu doğrulamak istiyor. Kontrol eylemini en iyi hangi cümle anlatır?

  1. She made sure that the label matched the sample.
  2. She was sure that the label matched the sample.
  3. She hoped that the label matched the sample.
Cevabı göster

She made sure that the label matched the sample.

Inside the tube,

2:06

Tüpün içine,

he put a cutout shaped like the astronomical symbol for Venus.

2:07

Venüs'ün astronomik simgesi şeklinde kesilmiş bir parça yerleştirdi.

Now,

2:11

Şimdi,

here is light coming through the tube

2:11

işte tüpten geçen ışığın görüntüsü,

when pointed just adjacent to Venus, Kelime

2:14

tüp Venüs'ün hemen yanındaki,

at a point in the sky relatively dark and empty to the human eye. Kalıp ifadeler

2:17

insan gözüne nispeten karanlık ve boş görünen bir gökyüzü noktasına doğrultulduğunda.

Kelime

adjacent to: bir şeyin hemen yanında

Burada adjacent to Venus, gökyüzünde Venüs’ün hemen yanında ve ona çok yakın bir noktayı anlatır. Tüp doğrudan Venüs’e yöneltilmemiştir. adjacent to + isim yapısında isim, konum için referans noktası olur. Bir şeyin başka bir şeyin hemen yanında olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “hemen yanında” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The small lab is ____ the library.

Cevabı göster

adjacent to

Kalıp ifadeler

to the human eye: bir şeyin normal görüşe görünüşü

Burada to the human eye, “normal görme yetisini kullanan bir insana göründüğü şekliyle” demektir. Gökyüzü karanlık ve boş görünür, ancak bir araç orada yine de ışık algılayabilir. Bu ifade bir bakış açısını belirtir. Bir görünüşü anlatır; gerçekte hiçbir şey bulunmadığını iddia etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede to the human eye yön yerine görünüşü anlatmak için kullanılmıştır?

  1. The doctor moved the light closer to the human eye.
  2. The mark is invisible to the human eye, but the camera detects it.
  3. The arrow points to the human eye in the diagram.
Cevabı göster

The mark is invisible to the human eye, but the camera detects it.

But here is what came out of the tube when pointed at Venus,

2:21

Ama tüp Venüs'e doğrultulduğunda tüpten çıkan şuydu:

a Venusian shadow.

2:26

Venüs'ün gölgesi.

We all know that light travels quickly,

2:29

Işığın hızlı hareket ettiğini hepimiz biliyoruz:

299,792,458 metres per second.

2:31

Saniyede 299.792.458 metre.

C.

2:38

C.

But this light,

2:39

Ama bu ışık,

right here,

2:40

tam buradaki,

in fact,

2:41

aslında,

the light coming off of your screen into your eyeballs right now,

2:42

şu anda ekranınızdan çıkıp gözlerinize ulaşan ışık,

is moving slightly slower than C.

2:45

C'den biraz daha yavaş hareket ediyor.

Because C is the speed of light in a vacuum, Kelime

2:49

Çünkü C, ışığın boşluktaki hızıdır,

but all of this light is having to travel through a medium,

2:52

ama bu ışığın tamamı bir ortamdan geçmek zorunda,

in this case, air. Anlatım akışı

2:56

bu durumda da havadan.

Kelime

the speed of light in a vacuum: boşluktaki ışık hızı

Bu cümlede the speed of light in a vacuum, C ile gösterilen sabit fiziksel hızı ifade eder. In a vacuum, maddi bir ortamın bulunmadığı boş uzayda demektir; burada “bağlamdan bağımsız” mecazı değil, bilimsel bir koşul anlatılır. In a vacuum koşulu ifadenin kapsamını sınırlar. Işık hava, su veya cam gibi bir ortamda daha yavaş ilerler; dolayısıyla C, ışığın her malzemedeki kesin hızı değildir.

Alıştırma

Standart fizik ifadesini dersteki tam terimle tamamlayın: C is ____.

Cevabı göster

the speed of light in a vacuum

Anlatım akışı

in this case: bu durumda

In this case, o anda ele alınan belirli duruma gönderme yapar. a medium genel kategorisini alıp o an için ilgili üyeyi, yani air sözcüğünü belirler. Bu ifade, geniş bir açıklamayı daraltarak bilgiyi düzenler. Dinleyiciye havanın bu durumdaki ortam olduğunu söyler; her ortamın hava olduğu anlamına gelmez. Burada case, “durum” demektir.

Alıştırma

Genel bir kategoriyi mevcut durumla sınırlandıran ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The sound travels through a medium; ____, that medium is water.

Cevabı göster

in this case

The speed of light in air is ever so slightly slower than C, Kalıp ifadeler

2:57

Işığın havadaki hızı C'den ufacık bir miktar düşüktür:

298,925,574 m/s.

3:03

298.925.574 m/s.

Kalıp ifadeler

Son derece küçük bir fark için ever so slightly

Bu cümlede ever so slightly, slower sözcüğünü niteler ve “son derece küçük bir miktarda” anlamına gelir. Havadaki hızın C’nin altında olduğunu, ancak aradaki farkın çok küçük kaldığını vurgular. Burada ever zaman anlamı taşımaz. İfadenin tamamı, dereceyi vurgulayan bir kalıp olarak çalışır: slightly sözcüğünü güçlendirir ve küçük ama gerçek bir farka dikkat çeker.

Alıştırma

Cümleyi ever ile başlayan ve “son derece küçük bir miktarda” anlamına gelen üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The second photo is ____ brighter than the first.

Cevabı göster

ever so slightly

This is interesting

3:09

Bu ilginç,

because light travels more slowly through different materials,

3:12

çünkü ışık farklı maddelerde daha yavaş ilerler,

but C remains the universal speed limit. Deyimler

3:16

ama C evrensel hız sınırı olmayı sürdürür.

Deyimler

Bilimsel bir benzetme olarak the universal speed limit

Speed limit, yol kurallarındaki hız sınırından alınmış bir benzetmedir. C’ye the universal speed limit denmesi, fiziğe göre bilgi taşıyan hiçbir sinyalin C’den daha hızlı ilerleyemeyeceği anlamına gelir; bu, yola konmuş yasal bir sınır değildir. Universal, bu üst sınırın her yerde geçerli olduğunu vurgular. Cümle, ışığın maddeler içinde daha yavaş ilerlemesiyle C’nin genel üst sınır olarak kalmasını karşılaştırır; ışığın her maddede her zaman C hızında ilerlediğini iddia etmez.

Alıştırma

"C remains the universal speed limit," cümlesindeki benzetme ne anlama gelir?

  1. Hükûmetler C’yi trafik hız sınırı olarak belirlemiştir.
  2. Fizik yasaları, C’yi bilgi taşıyan sinyaller için hızın üst sınırı yapar.
  3. Işık her maddede tam olarak C hızında ilerler.
Cevabı göster

Fizik yasaları, C’yi bilgi taşıyan sinyaller için hızın üst sınırı yapar.

And as long as an object doesn't go that fast, Dilbilgisi

3:19

Bir nesne o kadar hızlı gitmediği sürece,

it can still outpace light in a material.

3:22

bir maddenin içindeki ışığı yine de geçebilir.

Dilbilgisi

As long as: bir koşul belirlemek

Bu cümlede as long as, geçerli kalması gereken koşulu bildirir: nesne, that fast ifadesinin gönderme yaptığı evrensel hız sınırına ulaşmaz. Bu koşul sağlanırsa nesne, bir madde içinde ilerleyen ışıktan daha hızlı hareket edebilir. Tekrar kullanılabilen as long as + yan cümle kalıbı, “şu koşulla” veya “yeter ki” anlamına gelir. Olası bir sonucu, bu sonuca izin veren koşula bağlar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “şu koşulla” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: You can join the trip ____ you return the form by Friday.

Cevabı göster

as long as

A charged particle,

3:26

Yüklü bir parçacık,

for instance, an electron,

3:28

örneğin bir elektron,

can travel through water faster than light does,

3:30

suyun içinde ışıktan daha hızlı hareket edebilir,

but never faster than C.

3:33

ama asla C'den hızlı olamaz.

When this happens,

3:36

Bu olduğunda,

we get something analogous to a sonic boom. Kelime

3:37

sonik patlamaya benzer bir şey ortaya çıkar.

Kelime

Analogous to: aynı olmadan karşılık gelmek

Bu cümlede something analogous to a sonic boom, ilgili bir mekanizma veya etki bakımından sonik patlamaya benzeyen bir olguyu belirtir. Karşılaştırma, tanıdık bir olay yardımıyla bilinmeyen bir olayı açıklamaya yarar; ancak iki olgunun aynı olduğunu söylemez. X is analogous to Y kalıbı, dinleyiciden Y’deki belirli bir ilişkiyi, düzeni veya işlevi X’e aktarmasını ister. İyi bir benzetme, seçilen karşılığı korurken diğer ayrıntıların farklı olmasına izin verir.

Alıştırma

Bir yazar, dijital arşiv ile dosya dolabının birbirine karşılık gelen düzenleme işlevleri olduğunu fakat aynı şey olmadıklarını vurgulamak istiyor. En kesin cümle hangisidir?

  1. The digital archive is analogous to a filing cabinet.
  2. The digital archive is more organized than a filing cabinet.
  3. The digital archive is identical to a filing cabinet.
Cevabı göster

The digital archive is analogous to a filing cabinet.

We get a photonic boom. Deyimler

3:41

Fotonik bir patlama oluşur.

Deyimler

Türetilmiş photonic boom ifadesi

Photonic boom, sonic boom örneğine göre yaratılmış bir birleşik ifadedir. Photonic sıfatı fikri sesten ışığa taşır: konuşmacı, yabancı bir optik etkiyi gözde canlandırmayı kolaylaştırmak için bilinen bir şok dalgası teriminden yararlanır. Burada bu ifade açıklayıcı bir benzetmedir; olgunun en resmî adı değildir. Sonraki bağlam bilimsel terimin Cherenkov radiation olduğunu belirtir.

Alıştırma

Photonic boom bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Işıkla ilgili bir şok etkisini yaratıcı biçimde sonic boom ile karşılaştırır.
  2. Sıradan bir sesin daha yüksek hâle geldiğini söyler.
  3. Her zaman kullanılması gereken standart bilimsel adı verir.
Cevabı göster

Işıkla ilgili bir şok etkisini yaratıcı biçimde sonic boom ile karşılaştırır.

In a sonic boom,

3:44

Sonik patlamada,

the sound information propagating off of the object

3:45

nesneden yayılan ses bilgisi

is in the form of compression waves. Kalıp ifadeler

3:49

sıkışma dalgaları biçimindedir.

Kalıp ifadeler

Biçimi belirten in the form of

In the form of, bir şeyin aldığı biçimi, ortamı veya fiziksel görünümü tanıtır. Bu cümlede ses bilgisi sıkışma dalgalarıyla taşınır; dolayısıyla form, doldurulacak bir belgeyi değil fiziksel biçimi anlatır. Yeniden kullanılabilen yapı X is/comes/appears in the form of Y şeklindedir; burada Y, biçimi adlandıran bir isim öbeğidir.

Alıştırma

Fiziksel biçimi açıkça belirten, dersteki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The medication comes ____ a dissolvable tablet.

Cevabı göster

in the form of

And as the object gets closer and closer to the speed of sound, Dilbilgisi

3:51

Nesne ses hızına,

Dilbilgisi

Sürekli değişimi anlatan closer and closer

closer and closer ifadesinde, karşılaştırma biçimi closer, değişimin adım adım sürdüğünü göstermek için and ile tekrarlanır. Anlamı “gitgide daha yakın”dır; iki ayrı nesne karşılaştırılmaz. Burada closer, fiziksel mesafeyi değil, nesnenin hızının ses hızına ne kadar yaklaştığını anlatır. “Karşılaştırma biçimi + and + aynı karşılaştırma biçimi” kalıbı bigger and bigger ve faster and faster gibi devam eden değişimleri anlatır. Uzun sıfatlarda more and more difficult örneğindeki gibi more and more + sıfat kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle sürekli bir değişimi göstermek için tekrarlanan karşılaştırma kalıbını kullanır?

  1. The nights are getting longer and longer.
  2. The nights are longer than the days.
  3. The nights are as long as the days.
Cevabı göster

The nights are getting longer and longer.

the speed that those waves are moving away from it at,

3:54

yani bu dalgaların ondan uzaklaşma hızına gittikçe yaklaştıkça,

each new wave has less time

3:57

her yeni dalganın

to get out of the way of the next, Kalıp ifadeler

3:59

bir sonrakinin önünden çekilmek için daha az zamanı kalır.

Kalıp ifadeler

get out of the way of: bir şeyin yolundan çekilmek

Get out of the way of something, artık o şeyin güzergâhında olmamak için yana çekilmek demektir. Burada dalgalar sanki yana çekilebilirlermiş gibi anlatılır; bilinçli bir seçim yapmazlar. get out of the way of ifadesini tek bir kalıp olarak öğrenin. The way gerçek bir yol değil, bir şeyin geçmek için ihtiyaç duyduğu alan veya güzergâhtır. Özne yana çekilen tarafı, of'tan sonraki isim ise kaçınılan hareketli şeyi belirtir.

Alıştırma

“Bir şeyin güzergâhından yana çekilmek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: A delivery cart is rolling toward the doorway, so we need to ____ it.

Cevabı göster

get out of the way of

until eventually the waves collapse all into each other

4:02

Sonunda dalgaların hepsi üst üste biner,

and the density and pressure is enormous,

4:05

yoğunluk ve basınç muazzam ölçüde artar

causing a sonic boom.

4:08

ve sonik patlama meydana gelir.

Normally,

4:11

Normalde,

when a charged particle moves through a material

4:11

yüklü bir parçacık bir maddeden geçerken

whose molecules can be polarized,

4:14

o maddenin molekülleri kutuplaşabiliyorsa,

the molecules give off photons. Öbek fiiller

4:17

moleküller foton yayar.

Öbek fiiller

Yaymak anlamındaki give off

Give off, bir şeyi çevreye yaymak veya salmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede moleküller foton salar; give burada birine bir şey vermek anlamına gelmez. Give off; ışık, ısı, koku, gaz veya radyasyonun bir kaynaktan dışarı yayılmasını anlatmak için sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The warm engine can ____ a strong smell.

Cevabı göster

give off

But each photon has room to fly away,

4:20

Ama her fotonun uzaklaşacak alanı vardır

and the waves all destructively interfere with each other,

4:23

ve dalgaların hepsi birbirleriyle yıkıcı girişim yapar,

so no radiation is given off.

4:27

bu yüzden radyasyon yayılmaz.

But the faster the particle goes, Dilbilgisi

4:30

Ama parçacık hızlandıkça,

the less room the photons have away from each other,

4:32

fotonların birbirinden uzak durabileceği alan azalır,

and their waves begin to constructively interfere,

4:36

ve dalgaları yapıcı girişim oluşturmaya başlar;

giving off a photonic boom,

4:40

böylece fotonik bir patlama,

Cherenkov radiation. Kelime

4:43

Çerenkov ışıması ortaya çıkar.

Dilbilgisi

the faster ..., the less ... eşleşmiş karşılaştırma yapısı

the + comparative ..., the + comparative ... yapısı, birlikte değişen iki unsuru birbirine bağlar. Biri değiştiğinde diğerinin de değiştiğini anlatır. Burada parçacığın hızının artması, fotonlar arasındaki alanın azalmasıyla bağlantılıdır. Bu yapıda the, bir isimden önce gelen normal tanımlık değildir. İlişkinin iki tarafını işaretler. the faster ... the less ... örneğinde olduğu gibi her iki the sözcüğünden sonra da karşılaştırma biçimi kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede eşleşmiş karşılaştırma yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. The more you practice, the easier the song becomes.
  2. The more you practice, the easiest the song becomes.
  3. More you practice, the easier the song becomes.
  4. The most you practice, the easier the song becomes.
Cevabı göster

The more you practice, the easier the song becomes.

Kelime

Cherenkov radiation: photonic boom için standart bilimsel ad

Çerenkov ışıması, yüklü bir parçacığın bir malzeme içinde, ışığın o malzemedeki faz hızından daha hızlı hareket etmesiyle yayılan ışıktır. Bu, parçacığın boşluktaki ışık hızı olan c'yi aştığı anlamına gelmez. Bu cümlede terim, önceki photonic boom benzetmesiyle açıklanan sonucun adını verir. Cherenkov radiation standart bilimsel addır; photonic boom fikri açıklamaya yardımcı olur ancak olağan teknik ad değildir.

Alıştırma

Cümlede açıklanan ışımanın standart bilimsel adı hangi ifadedir?

  1. Cherenkov radiation
  2. photonic boom
  3. ordinary reflection
Cevabı göster

Cherenkov radiation

Astronauts,

4:45

Astronotlar,

especially those who have gone all the way to the Moon,

4:46

özellikle Ay'a kadar gitmiş olanlar,

have reported seeing flashes of light.

4:49

ışık parlamaları gördüklerini bildirdiler.

Many people attribute this to high-speed particles moving through the liquid inside their eye Kalıp ifadeler

4:51

Birçok kişi bunu, yüksek hızlı parçacıkların gözlerindeki sıvının içinde

faster than light normally would,

4:57

ışığın normalde ilerleyeceğinden daha hızlı hareket ederek

causing photonic booms right inside their body.

4:59

doğrudan bedenlerinin içinde fotonik patlamalar oluşturmasına bağlıyor.

Kalıp ifadeler

attribute this to: bir sonucu öne sürülen nedene bağlamak

attribute this to yapısında this, açıklanan sonuçtur; to sonrasındaki isim öbeği ise öne sürülen nedendir. Yeniden kullanılabilir kalıp attribute something to something, yani “özne + attribute + sonuç + to + neden” şeklindedir. Buradaki ifade, nedeni doğrudan kanıtlamak yerine birçok kişinin benimsediği bir açıklamayı aktarır. Edilgen yapıda aynı ilişki something is attributed to a cause biçiminde ifade edilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için attribute fiilinin geniş zaman biçimini ve gerektirdiği edatı kullanın: Researchers ____ the decline ____ stricter safety rules.

Cevabı göster

attribute · to

Speaking of the speed of light, Anlatım akışı

5:04

Işık hızından söz etmişken,

here's a great question a few of you have sent

5:06

birkaçınız bana harika bir soru

me. It involves a possible way of going faster than C.

5:08

gönderdi. Bu soru, C'den daha hızlı gitmenin olası bir yoluyla ilgili.

Anlatım akışı

Speaking of ... ile bağlantılı bir konuya geçmek

Cümle başında Speaking of + isim öbeği, az önce sözü edilen bir şeyi bağlantılı yeni bir konuya geçiş köprüsü olarak kullanır. Burada the speed of light, önceki açıklamayı bir izleyicinin sorusuna bağlar. Bu ifade yalnızca bir şey hakkında konuşurken anlamına gelmez. Konuşmacı, mevcut konunun kendisine bağlantılı bir noktayı hatırlattığını belirtir. Yeni konu ile önceki içerik arasında açık bir bağlantı olduğunda kullanın.

Alıştırma

Cümleyi, bağlantılı konular arasında geçiş yapan dersteki ifadeyle tamamlayın: We've been discussing school clubs. ____ music, are you still in the band?

Cevabı göster

Speaking of

Here's how it goes.

5:14

Şöyle:

Let's say I want to push a button that is a light-year away from me, Notlar

5:16

Diyelim ki benden bir ışık yılı uzaktaki bir düğmeye basmak istiyorum.

which means that it would take light,

5:20

Bu, ışığın bile,

the fastest possible thing in the universe,

5:22

yani evrendeki mümkün olan en hızlı şeyin,

a year just to get from me to the button.

5:25

benden düğmeye ulaşmasının tam bir yıl süreceği anlamına gelir.

Anlatım akışı

Let's say ile varsayımsal bir durum kurmak

Let's say, konuşmacının açıklama veya akıl yürütme amacıyla dinleyicilerden geçici olarak kabul etmelerini istediği hayalî bir durumu tanıtır. Burada bir ışık yılı uzaktaki düğmeyle ilgili bir düşünce deneyi kurar; bu durumun gerçek olduğunu iddia etmez. let's ile başlasa da birlikte bir şey söyleme daveti değildir. Yapı Let's say + yan cümledir ve yaklaşık olarak Assume that ya da Imagine that anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi, hayalî bir durum kuran dersteki iki sözcüklü konuşma ifadesiyle tamamlayın: ____ your phone battery dies during the trip. What would you do?

Cevabı göster

Let's say

Kelime

Bir uzaklık birimi olarak light-year

Light-year (ışık yılı) bir uzaklık birimidir: ışığın bir yılda katettiği mesafeyi belirtir. Year sözcüğü bu mesafenin nasıl tanımlandığını gösterir; light-year ifadesini bir zaman birimi yapmaz. A light-year away ifadesindeki away, düğmenin uzaydaki konumunu belirtir. Ardından cümle bu uzaklığın sonucunu açıklar: ışığın bile oraya ulaşması bir yıl sürer.

Alıştırma

“The star is ten light-years away.” cümlesinde ten light-years neyi ölçer?

  1. Yıldıza olan uzaklık
  2. Yıldızın gelmesine kalan süre
  3. Yıldızın yaşı
Cevabı göster

Yıldıza olan uzaklık

Okay, well,

5:28

Peki,

what if I built a board one light-year long Dilbilgisi

5:29

bir ışık yılı uzunluğunda bir tahta yapıp

all the way from me to the button, Kalıp ifadeler

5:33

onu benden düğmeye kadar uzatsam

and then I pushed one end of the board?

5:35

ve sonra tahtanın bir ucunu itsem?

Dilbilgisi

Varsayımsal bir durum için What if ...?

What if hayal edilen bir koşulu ortaya koyar ve dinleyenden bunun sonucunu düşünmesini ister. Burada düşünce deneyinin sonraki adımını başlatır: tahtayı yaptığınızı hayal edin ve ardından bir ucunu ittiğinizde ne olacağını düşünün. Geçmiş zaman biçimi built, durumun geçmişte gerçekten yaşandığını değil, varsayımsal ve günümüz gerçekliğinden uzak olduğunu gösterir. Yaygın kalıp What if + özne + geçmiş zamanlı fiil? şeklindedir.

Alıştırma

Soruyu “öyle olsaydı ne olurdu” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____ the backup battery failed during the storm?

Cevabı göster

What if

Kalıp ifadeler

all the way from ... to ...: …dan …a kadar bütün yol boyunca

All the way from A to B, bir şeyin iki uç nokta arasındaki mesafenin tamamı boyunca uzandığını anlatır. Bu cümlede hayalî tahta, konuşanın bulunduğu yerden düğmeye kadar boşluk bırakmadan kesintisiz uzanır. All the way vurgu ekler: from A to B yalnızca başlangıç ve bitiş noktalarını verirken all the way, çoğu zaman uzun olan mesafenin tamamını öne çıkarır. Aynı kalıp mekânı, zamanı veya bir süreci anlatabilir.

Alıştırma

all the way from ... to ... ile tamamlayın: The walking path runs ____ the station ____ the museum.

Cevabı göster

all the way from · to

Would the other end immediately push the button?

5:38

Diğer ucu düğmeye hemen basar mıydı?

And if so,

5:41

Eğer basarsa,

did I just break the speed of light?

5:42

ışık hızı sınırını aşmış mı olurdum?

Did I just send information faster than light?

5:44

Işıktan hızlı bilgi göndermiş mi olurdum?

Well,

5:49

Eh,

we're not talking about the speed of light anymore,

5:50

artık ışık hızından bahsetmiyoruz,

are we? Dilbilgisi

5:52

değil mi?

Dilbilgisi

Olumsuz ifade + are we?

we're not talking ..., are we? yapısında ana ifade olumsuzdur; bu nedenle soru eki olumlu biçimdedir: are we? Soru eki we öznesini ve be fiilinin aynı biçimini tekrarlar, ancak olumlu ve olumsuz biçimi tersine çevirir. Burada konuşan kişi esas olarak bilmediği bir bilgiyi sormaz. Soru eki, dinleyicileri eski tanımın artık uygun olmadığı konusunda aynı fikirde olmaya yönlendirir. Genel olarak bu tür soru ekleri onay isteyebilir, ortak anlayış duygusu yaratabilir veya karşı tarafı onay vermeye itebilir.

Alıştırma

Standart soru ekini tamamlayın: We're not leaving without Maya, ____?

Cevabı göster

are we

We are talking about the speed of push.

5:53

İtmenin hızından bahsediyoruz.

When you push a rigid object,

5:57

Sert bir nesneyi ittiğinizde,

what you are really doing is putting a series of compression waves Notlar

6:00

aslında bir dizi sıkışma dalgasını

through the object,

6:04

nesnenin içinden geçirirsiniz.

Dilbilgisi

what you are really doing is ... kalıbı

Burada what bir soru sormaz. what you are really doing yan cümleciğinin tamamı “gerçekte yapmakta olduğunuz eylem” anlamına gelir ve is'ten önce özne görevi görür. What you are really doing is + -ing grubu, yüzeyde görünen basit anlatımı daha doğru bir açıklamayla değiştirir. Burada “itmek”, “cismin içinden sıkışma dalgaları geçirmek” olarak yeniden açıklanır.

Alıştırma

Dersteki çerçeve ifadeyi aynen yerleştirin: It looks like you are making the room brighter, but ____ opening the curtains.

Cevabı göster

what you are really doing is

which move at the speed of sound in the object's material.

6:05

Bu dalgalar, nesnenin malzemesindeki ses hızında ilerler.

Kelime

Sıkışma dalgaları

Sıkışma dalgaları, bir malzemenin sırayla sıkışan ve gevşeyen bölgelerinden oluşan dalgalardır. Bozulma malzemenin içinde ilerler, ancak malzemenin kendisi bir uçtan diğerine gitmez. Bu cümlede bir ucu itmek bu dalgaları başlatır. Dalgalar, itmenin etkisini malzemedeki ses hızıyla cisim boyunca taşır; buradaki compression, bir bilgisayar dosyasını küçültmek değil, fiziksel olarak sıkıştırmak anlamındadır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: A tap on one end of a long metal rod sends compression waves through it. Burada compression waves ifadesi ne anlama gelir?

  1. Cismin katı parçalarının anında diğer uca gitmesi
  2. Boyutu küçültülmüş bilgisayar dosyaları
  3. Malzemenin bölümleri sıkışıp sonra gevşerken ilerleyen bir bozulma
Cevabı göster

Malzemenin bölümleri sıkışıp sonra gevşerken ilerleyen bir bozulma

The information about,

6:10

Şu bilgi:

"Woah, we've been pushed,

6:12

“Vay, itildik,

you should move,"

6:13

sen de hareket etmelisin,”

is sent via that compression wave,

6:14

bu sıkışma dalgasıyla iletilir

and it only travels at the speed of sound.

6:17

ve yalnızca ses hızında yol alır.

So when pushing a normal day-to-day size type object,

6:19

Dolayısıyla günlük hayatta karşılaştığımız normal boyutlu bir nesneyi ittiğimizde,

it feels almost instantaneous.

6:22

bu neredeyse anında oluyormuş gibi gelir.

But when pushing a light-year-long board,

6:24

Ama bir ışık yılı uzunluğundaki bir tahtayı iterseniz,

it would take a lot longer.

6:28

çok daha uzun sürer.

A cool way to see this in action Dilbilgisi

6:30

Bunu gerçekleşirken görmenin harika bir yolu,

is to look at an object in which compression waves travel more slowly.

6:31

sıkışma dalgalarının daha yavaş ilerlediği bir nesneye bakmaktır.

Dilbilgisi

“A cool way to see this in action is to ...” kalıbı

“A(n) + adjective + way to do X is to do Y” kalıbı önce bir hedefi veya gözlemlenecek şeyi adlandırır, ardından bunu gerçekleştirmenin yöntemini sunar. Burada “see this in action”, mekanizmayı gerçekten çalışırken gözlemlemek anlamına gelir; “is to look at ...” ise gösterim yöntemini verir. “Cool” burada düşük sıcaklık anlamında değil, ilginç veya çekici anlamında kullanılan olumlu ve gündelik bir değerlendirmedir. Aktarılabilir bilgi düzeni şöyledir: önce hedef veya olgu, sonra pratik yöntem.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “A ... way to do X is to do Y” kalıbıyla tamamlayın: “A simple ____ the safety rule in action ____ watch a supervised demonstration.”

Cevabı göster

way to see · is to

For instance,

6:35

Örneğin,

what Veritasium has done,

6:36

Veritasium'un yaptığı,

blowing minds by showing Slinkys being dropped. Deyimler

6:38

Slinky'leri düşerken gösterip akılları baştan almaktı.

Deyimler

Aşırı şaşkınlık anlamındaki “blowing minds”

“Blowing minds”, “blow someone’s mind” deyiminin -ing biçimidir ve insanları son derece şaşırtmak ya da bir şeye tamamen yeni bir gözle bakmalarını sağlamak anlamına gelir. Mecazidir; fiziksel olarak üflemek veya zarar vermek söz konusu değildir. “Blowing minds by showing ...” içinde -ing öbeği Veritasium'un gösterimlerinin etkisini anlatırken “by showing” bu etkinin nasıl elde edildiğini belirtir. Çoğul “minds” genel olarak izleyicileri ifade eder.

Alıştırma

“The visual demonstration was blowing minds” cümlesinde “blowing minds” ne anlama gelir?

  1. İnsanları son derece şaşırttı.
  2. İnsanların fiziksel olarak başını döndürdü.
  3. İnsanları farklı bir karar vermeye ikna etti.
Cevabı göster

İnsanları son derece şaşırttı.

The information telling the Slinky that,

6:43

Slinky'ye,

"Hey, uh, we're moving,"

6:46

“Hey, ee, hareket ediyoruz,”

travels through the Slinky slow enough that a slow-mo camera can see it happen. Dilbilgisi

6:48

diyen bilgi, Slinky'nin içinde ağır çekim bir kameranın görebileceği kadar yavaş ilerler.

Dilbilgisi

slow enough that ... can see it happen: sonucu mümkün kılan yeterli derece

Slow enough that, belirli bir derecenin mümkün kıldığı sonucu tanıtır. Burada bilgi yeterince düşük bir hızla ilerler ve bunun sonucunda ağır çekim bir kamera hareketi kaydedebilir. Kalıp, sıfat veya zarf + enough that + tam cümleciktir. Enough, derecesini belirttiği sözcükten sonra gelir; that cümleciğinin kendi öznesi ve fiili vardır. Bir eşik belirtir: derece yeterli olduğunda sonuç gerçekleşebilir.

Alıştırma

Clear sıfatını ve enough that sonuç kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The sign was ____ everyone could read it from the road.

Cevabı göster

clear enough that

If you haven't watched all of Veritasium's Slinky videos,

6:52

Veritasium'un tüm Slinky videolarını izlemediyseniz,

you've missed Öbek fiiller

6:56

çok şey

out. In fact,

6:57

kaçırdınız. Hatta,

Öbek fiiller

missed out: değerli bir deneyimi kaçırmak

You've missed out ifadesinde missed out, miss out öbek fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Yaşamaya değer bir deneyimi veya fırsatı elde edememek, yaşayamamak ya da onun faydasından yararlanamamak anlamına gelir. Burada konuşmacı, videoları izlememenin eğlenceli bir deneyimi kaybetmek olduğunu şakacı bir biçimde öne sürüyor. Kaçırılan fırsat bağlamdan anlaşılıyorsa miss out tek başına kullanılabilir. Fırsatı açıkça belirtmek için You missed out on the trip veya You missed out on meeting her örneklerindeki gibi miss out on + isim ya da -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

“If you skipped the free workshop, you missed out” cümlesinde missed out ne anlama gelir?

  1. Orada olmayan bir kişiyi görmek istedin.
  2. Değerli bir deneyim yaşama fırsatını kaybettin.
  3. Atölyeyi herkesten daha sonra izledin.
Cevabı göster

Değerli bir deneyim yaşama fırsatını kaybettin.

you should watch all of their stuff.

6:57

bütün içeriklerini izlemelisiniz.

It is superb.

7:00

Hepsi muhteşem.

But to wrap things up, Öbek fiiller

7:02

Ama toparlamak gerekirse,

here's the point.

7:03

asıl mesele şu:

Öbek fiiller

“wrap things up” ile bitirmek

“Wrap things up”, bir etkinliği veya tartışmayı bitirip düzenli biçimde sonlandırmak anlamına gelen deyimsel bir öbek fiildir. Buradaki “to wrap things up”, dinleyicilere açıklamanın sona yaklaştığını ve son bir çıkarımın geleceğini bildirir. Bu ifade, nesneleri gerçekten paketlemek anlamına gelmez. Bir konuşmada, dinleyicilere sırada ne olduğunu gösteren bir kapanış işareti görevi görür.

Alıştırma

“Bitirmek ve tartışmayı sonlandırmak” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: We have time for one last question, and then we'll ____.

Cevabı göster

wrap things up

The speed of push is not instant,

7:04

İtmenin hızı anlık değildir

and it's certainly not the speed of light.

7:08

ve kesinlikle ışık hızı da değildir.

But light can push you.

7:11

Ama ışık sizi itebilir.

In fact,

7:15

Hatta,

technically,

7:15

teknik olarak,

you weigh more when the lights are on Dilbilgisi

7:16

ışıklar açıkken

than you do when the lights are off.

7:19

ışıklar kapalıyken olduğunuzdan daha ağırsınız.

Dilbilgisi

“weigh more when ... than you do when ...” karşılaştırması

Cümle, özne + fiil + more + when koşul A + than + özne + do + when koşul B karşılaştırma kalıbını kullanır. Aynı kişinin iki koşuldaki ağırlığını karşılaştırır. “Than you do” içindeki “do”, tekrarlanan “weigh” fiilinin yerini alır: “than you weigh when the lights are off”. Bu kullanım tekrarı önler ve ayrı bir eylem belirtmez. Cümle, fark son derece küçük olsa da ışıklar açıkken ağırlığın daha fazla olduğunu söyler.

Alıştırma

“sleep” fiilini tekrarlamayı önleyen geniş zaman yardımcı fiilini kullanın: I sleep better when the room is cool than I ____ when it is warm.

Cevabı göster

do

I've put links in the description

7:23

Açıklamaya bazı bağlantılar ekledim.

to all kinds of cool things you should definitely check out

7:25

Mutlaka göz atmanız gereken türlü harika şeyler var;

for fun

7:27

hem eğlence

and for science.

7:28

hem de bilim için.

And as always,

7:30

Ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

7:31

izlediğiniz için teşekkürler.