Hindistan neden iki ülkeye bölündü? - Haimanti Roy: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
752 kelime 143 kel/dk

Video özeti: Video, 1947’de Britanya Hindistanı’nın bölünmesini ele alıyor; sömürge yönetiminin din temelli sınıflandırmalarının, aceleyle çizilen sınırın ve haritanın geç açıklanmasının kitlesel göçe ve şiddete nasıl yol açtığını anlatıyor. Son bölümde bu miras, Bangladeş’in kuruluşu, çözülemeyen Keşmir çatışması ve parçalanan ailelerin hafızasıyla ilişkilendiriliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. a patchwork of regional kingdoms known as princely states, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: patchwork sözcüğünün, çok sayıda farklı siyasi birimden oluşan bir bölgeyi mecazi olarak nasıl betimlediğini anlayacaksınız. Bu imgeyi çeşitlilik barındıran toplumları, koalisyonları, hukuk sistemlerini veya gevşek biçimde birleşmiş kurumları anlatırken de kullanabilirsiniz. 2. Using outdated maps, inaccurate census numbers, and minimal knowledge of the land, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Cümle başındaki -ing yapısının, ortaya çıkan eylem verilmeden önce birden fazla kusurlu koşulu nasıl yoğun biçimde sunduğunu fark edeceksiniz. Bu yapı, tarihî ya da siyasi kararları çerçevelemenizi ve kötü bir sonucun nedenlerini hemen görünür kılmanızı sağlar. 3. More than 70 years later, the legacies of the partition remain clear in the subcontinent, in its new political formations, and in the memories of divided families. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Geçmişteki bir olaydan bugüne sıçrayıp onu güncel siyasi yapılar ve kişisel hafızayla ilişkilendirerek tarih anlatısını nasıl bitireceğinizi öğreneceksiniz. Bu geriye dönük kalıp, olayları tekrarlamak yerine kalıcı sonuçları özetlemenize yardımcı olur.

Bu derste

In August 1947,

0:06

Ağustos 1947'de,

India gained independence after 200 years of British rule. Kelime

0:09

Hindistan, 200 yıllık İngiliz yönetiminin ardından bağımsızlığını kazandı.

Kelime

gained independence after 200 years of British rule: Britanya yönetiminden sonra bağımsızlığını kazanmak

Bu tarihsel anlatımda gained independence, ülkenin “siyasi olarak bağımsız hâle geldiği” anlamına gelir. Geçmiş zamandaki gained, bağımsızlığı ülkenin elde ettiği bir kazanım olarak sunar; after 200 years of British rule ise bu olayın uzun bir Britanya yönetimi döneminden sonra gerçekleştiğini belirtir. Burada rule, “bir yönetici veya devlet tarafından uygulanan yönetim ya da denetim” anlamındaki bir isimdir; “kural” anlamına gelmez. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıplar gain independence after + yönetim dönemi ve gain independence from + denetimi elinde tutan güç şeklindedir.

Alıştırma

Dersin hedef kalıplarıyla tarihsel cümleyi tamamlayın: The island ____ after decades of foreign ____.

Cevabı göster

gained independence · rule

What followed was one of the largest and bloodiest forced migrations in history. Notlar

0:14

Bunu izleyen olay, tarihteki en büyük ve en kanlı zorunlu göçlerden biriydi.

Anlatım akışı

Bir anlatı geçişi olarak What followed

What followed burada bir soru değildir. “Daha sonra gerçekleşen olay veya durum” anlamına gelen, öncülünü kendi içinde barındıran bir ilgi yan cümlesidir ve yan cümlenin tamamı was fiilinin öznesidir. Geçiş ifadesi olarak daha önce belirtilen olaya geri gönderme yapar ve sonucu was sözcüğünden sonraya kadar adlandırmaz. Bu, sonraki olaya daha fazla ağırlık verir ve resmî tarih anlatılarında, konuşmalarda ve belgesel anlatımında yaygındır.

Alıştırma

Dersin tam başlangıç ifadesini kullanarak resmî anlatı geçişini tamamlayın: The laboratory announced its discovery. ____ was a surge of public interest.

Cevabı göster

What followed

Dilbilgisi

one of the largest ... forced migrations: one of + en üstünlük derecesi + çoğul isim

one of the + üstünlük bildiren sıfat + çoğul sayılabilen isim kalıbı, bir unsurun ilgili özelliği en uç düzeyde taşıyan gruba dahil olduğunu belirtir. Burada bir göç olayı, ölçek bakımından en büyük ve insan kaybı bakımından en kanlı göçler arasına yerleştirilir. one of bir gruptan bir öğe seçtiği için sayılabilen isim çoğul olur: forced migrations. largest ve bloodiest sıfatlarının ikisi de bu ismi niteler; in history ise karşılaştırmanın kapsamını belirler.

Alıştırma

Hangi cümle köprünün ülkedeki en uzun köprüler grubuna dahil olduğunu doğru biçimde ifade eder?

  1. It is one of the longest bridges in the country.
  2. It is the one of longest bridges in the country.
  3. It is one of the longest bridge in the country.
Cevabı göster

It is one of the longest bridges in the country.

An estimated 1 million people lost their lives. Kalıp ifadeler

0:18

Tahminen 1 milyon insan hayatını kaybetti.

Kalıp ifadeler

An estimated 1 million: an estimated + sayı

an estimated + sayı ifadesi, bir miktarı kesin bir sayım olarak değil, bilgiye dayalı bir yaklaşık değer olarak sunar. Cümlede estimated sözcüğü insanları değil, 1 million sayısını niteler. Bu kısa kalıp, toplamların kanıta dayandığı ancak kesin olarak bilinemediği durumlarda haberlerde, tarih anlatılarında ve araştırma metinlerinde yaygındır. Miktar ifadesi doğrudan isimden önce gelir: an estimated 1 million people.

Alıştırma

Resmî tahmin ifadesini tek sözcükle tamamlayın: An ____ 12,000 visitors came to the park last year.

Cevabı göster

estimated

Kalıp ifadeler

lost their lives: ölümü resmî biçimde ifade etmek

lost their lives, “öldüler” veya “hayatlarını kaybettiler” anlamına gelir. Ölümü yaşamın kaybı olarak sunan saygılı ve dolaylı bir ifadedir; insanların yaşam biçimlerini kaybettiği anlamına gelmez. Temel kalıp lose one's life şeklindedir. Burada lost geçmiş zamanı gösterir ve their lives, çoğul özne an estimated 1 million people ile uyumludur.

Alıştırma

Cümleyi lose one's life kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Two rescue workers ____ during the operation.

Cevabı göster

lost their lives

Before British colonization, Anlatım akışı

0:22

İngiliz sömürgeciliğinden önce,

the Indian subcontinent was a patchwork of regional kingdoms known as princely states, Notlar

0:24

Hint alt kıtası, prenslikler olarak bilinen bölgesel krallıklardan oluşan bir yamalı bohçaydı,

Anlatım akışı

Before British colonization: daha eski bir zaman çerçevesi kurmak

Before British colonization, cümlenin başına getirilmiş bir zaman ifadesidir. Önce okuyucuyu Britanya sömürge yönetiminden önceki döneme yerleştirir; ardından ana cümle, Hint alt kıtasının o erken dönemde nasıl olduğunu anlatır. Bu sıralama, tarih anlatısının daha eski bir döneme dönmesini ve bu dönemi sonrasıyla karşılaştırmasını sağlar. Aktarılabilir kalıp Before + olay veya dönem şeklindedir ve cümlenin başında kullanıldığında ardından virgül gelir. Burada colonization, yalnızca tek bir askerî işgal anını değil, sömürge denetiminin kurulup genişletildiği uzun süreci anlatır.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: Before industrialization, many families worked mainly on farms. Baştaki Before industrialization ifadesi bilgiyi düzenleme açısından ne yapar?

  1. Ailelerin çiftliklerini nasıl sanayileştirdiğini açıklar.
  2. Sanayileşmenin başladığı yeri belirtir.
  3. Daha eski bir tarihsel dönemi ana ifadenin arka planı olarak belirler.
Cevabı göster

Daha eski bir tarihsel dönemi ana ifadenin arka planı olarak belirler.

Deyimler

a patchwork of regional kingdoms: farklı krallıklardan oluşan siyasi bir mozaik

a patchwork of regional kingdoms ifadesinde patchwork bir benzetmedir. Alt kıtayı, farklı kumaş parçalarından yapılmış bir yorgan gibi, birçok farklı krallıktan oluşan bir bütün olarak gösterir. Vurgu gerçek kumaşta değil, çeşitlilikte ve düzgün biçimde birleşmemiş, gevşek siyasi yapıdadır. Başka bağlamlara aktarılabilen a patchwork of + isim kalıbı, tamamen tek tip olmayan birçok parçadan oluşan bir sistemi, yeri veya toplumu anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede a patchwork of regional kingdoms neyi ifade eder?

  1. Her bölgenin aynı siyasi sisteme sahip olduğunu söyler.
  2. Krallıkları yapmak için kullanılan kumaşı ifade eder.
  3. Tamamen tek tip olmayan çeşitli parçalardan oluşan bir bütünü anlatır.
Cevabı göster

Tamamen tek tip olmayan çeşitli parçalardan oluşan bir bütünü anlatır.

Kültür

known as princely states: prenslik devletleri olarak bilinen

Known as princely states, regional kingdoms ifadesini niteleyen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir. which were known as princely states ile aynı anlama gelir ve bu krallıkların tarihsel adını verir. Britanya Hindistanı tarihinde princely states, Britanya tarafından doğrudan yönetilen eyaletler değil, Britanya üstünlüğü altında yerel ve kalıtsal hükümdarlarca yönetilen topraklardı. Kesin düzenlemeler değişiyordu. Burada princely, bir prensin veya benzer bir hükümdarın yönetimini anlatır; masal prensi gibi anlamına gelmez.

Alıştırma

Etkinin adını doğru biçimde tanıtan ifadeyi seçin: This effect is ___ confirmation bias.

  1. known for
  2. known from
  3. known as
Cevabı göster

known as

populated by Hindus,

0:29

ve Hindular,

Muslims,

0:31

Müslümanlar,

Sikhs,

0:32

Sihler,

Jains,

0:33

Caynacılar,

Buddhists,

0:34

Budistler,

Christians,

0:35

Hıristiyanlar,

Parsis,

0:36

Parsiler

and Jews.

0:37

ve Yahudiler tarafından iskan edilmişti.

Each princely state had its own traditions, Kalıp ifadeler

0:38

Her bir prensliğin kendine özgü gelenekleri,

caste backgrounds,

0:41

kast geçmişleri

and leadership.

0:42

ve liderlik yapısı vardı.

Kalıp ifadeler

had its own ...: her birinin kendine özgü özelliklerini belirtmek

had its own traditions, caste backgrounds, and leadership ifadesinde had “sahipti”, its own ise her prenslik devletinin ayrı bir özellikler bütününe sahip olduğunu anlatır. Cümle bu özellikleri devletlere ayrı ayrı dağıtır; herkesin paylaştığı tek bir bütünden söz etmez. Buradaki caste backgrounds, Hindistan'ın kast sistemiyle bağlantılı toplumsal kökenler anlamındadır. Aktarılabilir kalıp each + tekil isim + has/had + its own + isim şeklindedir. Bölgelerin, kurumların veya grupların birbirinden farklı özelliklerini karşılaştırmak için kullanılır.

Alıştırma

Bütçe ve önceliklerin her merkeze ayrı ayrı ait olduğunu gösteren iki sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Each research center has ____ budget and priorities.

Cevabı göster

its own

Starting in the 1500s,

0:44

1500'lerden itibaren,

a series of European powers colonized India with coastal trading settlements. Notlar

0:46

bir dizi Avrupalı güç, kıyı ticaret yerleşimleriyle Hindistan'ı sömürgeleştirdi.

Kalıp ifadeler

a series of: bağlantılı bir diziyi anlatmak

A series of + çoğul isim, birbiriyle bağlantılı birkaç kişi, şey veya olayın bağlantılı bir grup ya da ardışıklık olarak anlaşılması demektir. Örnekte, Avrupalı güçleri yalnızca sayıca çok olarak değil, zaman içinde birbiri ardına gelen aktörler olarak sunar. a series of ifadesinden sonra sayılabilen isim normalde çoğuldur: a series of powers, meetings, or changes. Tüm ifade özne olduğunda ana sözcük series tekildir; bu yüzden resmî yazılı İngilizcede normalde tekil fiil kullanılır: A series of meetings was held.

Alıştırma

Birbiriyle ilgili birkaç toplantıyı bağlantılı tek bir dizi olarak en iyi hangi cümle sunar?

  1. A series of meetings was held before the vote.
  2. Many meetings were held before the vote.
  3. One meeting was held before the vote.
Cevabı göster

A series of meetings was held before the vote.

Kültür

with coastal trading settlements: kıyı ticaret üsleriyle

Bu cümlede with coastal trading settlements, Avrupalı güçlerin ilk sömürge varlığının nasıl bir biçim aldığını açıklar: Tüccarların yaşayabildiği ve ticareti düzenleyebildiği kıyı üsleri kurdular. Coastal yeri, trading ise bu yerleşimlerin amacını belirtir. Burada settlements, kurulmuş topluluklar veya üsler anlamına gelir; çözüm ya da hukuki uzlaşma anlamına gelmez. Bu üsler, Avrupalı güçlere daha sonra daha geniş siyasi denetimi destekleyebilecek bir dayanak sağladı.

Alıştırma

Cümlede coastal trading settlements ne anlama gelir?

  1. Deniz ticaretiyle ilgili anlaşmazlıkları çözen anlaşmalar
  2. Kıyı boyunca kurulmuş ticaret yerleşimleri veya üsleri
  3. Limanlar arasında mal taşımak için kullanılan geçici gemiler
Cevabı göster

Kıyı boyunca kurulmuş ticaret yerleşimleri veya üsleri

By the mid-18th century,

0:51

18. yüzyılın ortalarına gelindiğinde,

the English East India Company emerged as the primary colonial power in India. Notlar

0:53

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi Hindistan'daki ana sömürge gücü olarak ortaya çıktı.

Kültür

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi başlıca sömürge gücü hâline geldi

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, kraliyet imtiyazı verilmiş bir İngiliz ticaret şirketiydi; ancak bu tarihsel bağlamda yalnızca ticari bir işletme değildi. Kendi silahlı kuvvetlerini bulunduruyor ve Hindistan'ın bazı bölgelerinde siyasi denetim ile toprak hâkimiyeti kuruyordu. Emerged as, “zamanla ... olarak işlev görmeye ya da tanınmaya başladı” demektir. Şirkete the primary colonial power denmesi, onun yalnızca piyasadaki en başarılı işletme değil, sömürge yönetimini uygulayan baskın yabancı güç hâline geldiğini anlatır.

Alıştırma

Bu tarihsel bağlamda vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Şirket ilk kez 18. yüzyılın ortalarında Hindistan'a ait bir kamu kurumu olarak ortaya çıktı.
  2. Şirket zamanla baskın sömürge otoritesi hâline geldi ve ticaretin ötesinde güç kullandı.
  3. Şirket Hindistan'daki en kârlı satıcı oldu ancak yönetimin dışında kaldı.
Cevabı göster

Şirket zamanla baskın sömürge otoritesi hâline geldi ve ticaretin ötesinde güç kullandı.

Kalıp ifadeler

emerged as the primary colonial power: başlıca sömürge gücü olarak öne çıkmak

Burada emerged as + isim öbeği, bir değişim sürecinin ardından “belirli bir konumda yer edinmek veya o konumla tanınmak” anlamına gelir. Şirketin konumunu ani bir fiziksel ortaya çıkış olarak değil, gelişme ve rekabetin sonucu olarak sunar. the primary colonial power tamamlayıcısı, belirginleşen rolü veya statüyü adlandırır. Bu yapı, bir kişinin, kuruluşun ya da ülkenin zaman içinde önemli bir konuma gelmesini anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi emerge as ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years of steady growth, the company ____ the industry leader.

Cevabı göster

emerged as

The British ruled some provinces directly Anlatım akışı

0:58

İngilizler bazı eyaletleri doğrudan yönetirken

and ruled the princely states indirectly.

1:01

prenslikleri dolaylı olarak yönettiler.

Anlatım akışı

ruled ... directly and ruled ... indirectly: doğrudan ve dolaylı yönetimin paralel karşıtlığı

Cümle bilgiyi iki paralel yan cümle hâlinde düzenler: ruled some provinces directly ve ruled the princely states indirectly. Ruled fiilinin tekrarlanması iki tarafa aynı yapıyı verirken directly ve indirectly temel karşıtlığı gösterir. Indirectly yine ruled fiilini niteler; dolayısıyla ikinci yan cümle prenslik devletlerinin İngiliz denetiminden bağımsız olduğu anlamına gelmez. Denetimin doğrudan İngiliz idaresi yerine yerel yöneticiler ve mevcut kurumlar aracılığıyla uygulandığı anlamına gelir.

Alıştırma

Paralel directly/indirectly karşıtlığının iki tarafını da hangi yorum korur?

  1. Britanya her bölgede tamamen aynı yönetim biçimini kullanıyordu.
  2. Britanya eyaletleri denetliyordu ancak prenslik devletleri üzerinde hiçbir etkisi yoktu.
  3. Britanya bazı bölgeleri kendisi yönetirken diğerlerini yerel yöneticiler aracılığıyla denetliyordu.
Cevabı göster

Britanya bazı bölgeleri kendisi yönetirken diğerlerini yerel yöneticiler aracılığıyla denetliyordu.

Under indirect rule, Kültür

1:04

Dolaylı yönetim altında,

the princely states remained sovereign, Kelime

1:05

prenslikler egemenliklerini korudular,

but made political and financial concessions to the British. Kalıp ifadeler

1:07

ancak İngilizlere siyasi ve mali imtiyazlar verdiler.

Kültür

Under indirect rule: kurumsal çerçeveyi belirtmek

Under indirect rule, “dolaylı yönetim sistemi içinde” anlamına gelir. Burada under, geçerli olan yönetim sistemini veya koşulları belirtir; fiziksel bir konumu anlatmaz. Cümlenin başındaki bu ifade, ardından gelen bilgilerin çerçevesini kurar: Prenslik devletleri resmî egemenliklerini koruyabilirken Britanya siyasi ve mali denetimler yoluyla güç kullanıyordu. Genel olarak under + yasa, anlaşma, sistem veya koşul, hangi çerçevenin geçerli olduğunu gösterir.

Alıştırma

“Under the new agreement, both sides must share inspection reports,” cümlesinde under ne işe yarar?

  1. Anlaşmayı geçerli düzenleyici çerçeve olarak belirtir.
  2. Her iki tarafın da anlaşmaya doğru hareket ettiğini gösterir.
  3. Raporların fiziksel olarak anlaşmanın altında olduğunu söyler.
Cevabı göster

Anlaşmayı geçerli düzenleyici çerçeve olarak belirtir.

Kelime

remained sovereign: devam eden bir siyasi statü

Remain + adjective, “o durumda kalmaya devam etmek” anlamına gelir. Bu nedenle remained sovereign, prenslik devletlerinin egemen siyasi varlık statülerini koruduğunu belirtir; yeniden egemen hâle geldikleri anlamına gelmez. Burada sovereign, “kendi işleri üzerinde resmî olarak en yüksek siyasi yetkiye sahip” anlamındaki bir sıfattır. But ile başlayan bölüm bu iddiayı sınırlar: Resmî egemenlikleri siyasi ve mali tavizlerle birlikte var olmuştur. Bu yüzden ifade tek başına Britanya denetiminden tamamen bağımsız oldukları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “siyasi egemenliğe sahip olmaya devam etti” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Even after signing the treaty, the island republic ____.

Cevabı göster

remained sovereign

Kalıp ifadeler

make political and financial concessions to someone: birine siyasi ve mali tavizler vermek

made political and financial concessions to the British ifadesinde made, make fiilinin geçmiş zaman biçimidir. make concessions to + taraf yapısı, o tarafın yararına olacak şekilde bir tutumun, talebin, gücün veya avantajın bir bölümünden vazgeçmek demektir. Political and financial, tavizlerin siyasi ve mali alanlarda verildiğini belirtir. Burada concession, genellikle müzakere sırasında veya baskı altında yapılan kısmi bir uzlaşmadır; fiyat indirimi veya kupon değildir. remained sovereign ile kurulan karşıtlık, resmî egemenliğin sürmesine rağmen fiilî kontrolün veya kaynakların bir bölümünün devredildiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi «diğer tarafın lehine bazı taleplerinden vazgeçti» anlamındaki ifadeyle tamamlayın: During the talks, the company ____ the union.

Cevabı göster

made concessions to

In the 19th century,

1:11

19. yüzyılda,

the British began to categorize Indians by religious identity, Kalıp ifadeler

1:13

İngilizler, Hintlileri dini kimliklerine göre kategorize etmeye başladılar,

a gross simplification of the communities in India. Kelime

1:17

bu da Hindistan'daki toplulukların kaba bir şekilde basitleştirilmesiydi.

Kalıp ifadeler

begin to categorize A by B: A'yı B'ye göre sınıflandırmaya başlamak

began to categorize Indians by religious identity ifadesinde began to, bir uygulamanın başladığını belirtir. categorize A by B yapısı, B'yi sınıflandırma ölçütü olarak kullanıp A'yı gruplara ayırmak demektir: burada A Indians, B ise religious identity ifadesidir. Buradaki by, sınıflandırmanın dayanağını belirtir; bir yeri veya eylemi yapan kişiyi göstermez. gross simplification değerlendirmesi, tek bir geniş ölçütün toplulukların bütün karmaşıklığını yansıtmadığını belirtir.

Alıştırma

categorize A by B yapısını doğru fiil biçimi ve edatla tamamlayın: Yesterday, the app ____ the uploaded photos ____ date.

Cevabı göster

categorized · by

Kelime

a gross simplification ifadesinde gross sözcüğü

a gross simplification ifadesinde gross, iğrenç değil, ciddi ölçüde aşırı veya kaba demektir. İfade, basitleştirilmiş bir anlatımın önemli farklılıkları dışarıda bıraktığını ve bu nedenle çarpıtılmış bir görünüm sunduğunu eleştirir. of ile başlayan bölüm, aşırı basitleştirilen şeyi belirtir: the communities in India. Başka durumlara da aktarılabilen a gross simplification of X kalıbı, X hakkındaki bir anlatımın güvenilemeyecek kadar kaba olduğunu güçlü biçimde belirtir.

Alıştırma

a gross simplification of the evidence ifadesinde gross ne anlama gelir?

  1. ciddi ve gerçekleri çarpıtması olası
  2. kısa ve anlaşılması kolay
  3. fiziksel anlamda iğrenç
Cevabı göster

ciddi ve gerçekleri çarpıtması olası

They counted Hindus as majorities Anlatım akışı

1:20

Hinduları çoğunluk olarak

and all other religious communities as distinct minorities,

1:23

ve diğer tüm dini toplulukları ayrı azınlıklar olarak saydılar,

with Muslims being the largest minority. Dilbilgisi

1:26

Müslümanlar ise en büyük azınlıktı.

Anlatım akışı

count A as B: A’yı B kategorisinde sınıflandırmak

count A as B, belirli bir hesaplama, kural veya sistem kapsamında A’yı B kategorisine dâhil etmek ya da bu şekilde sınıflandırmak demektir. Burada counted yalnızca kaç kişi olduğunu bulmak anlamına gelmez. Cümle, bilgiyi paralel kategorilerle düzenler: Hindus, majorities olarak; diğer tüm dinî topluluklar ise distinct minorities olarak sayılmıştır. Bu ifade, yalnızca sayıları bildirmek yerine resmî bir çerçevenin grupları nasıl düzenlediğini göstererek sınıflandırma kuralını öne çıkarır.

Alıştırma

count A as B yapısını tamamlayın: Under the policy, the school ____ volunteer work ____ course credit.

Cevabı göster

counts · as

Dilbilgisi

with Muslims being...: with + isim + -ing ile arka plan eklemek

Yapı with + isim öbeği + -ing biçimidir. Burada Muslims, being'in anlamca öznesidir; the largest minority ise onların statüsünü açıklar. with öbeğinin tamamı, önceki ana ifadeye bir arka plan bilgisi ekler. Being, ilerleyen zamanda kurulmuş yeni bir ana cümlenin çekimli fiili değildir. Bu sıkıştırılmış ek yapı, bir bilgiyi ön planda tutarken başka bir bilgiyi destekleyici bağlam olarak sunmayı sağlar ve haberlerle tarih anlatılarında yaygındır.

Alıştırma

be fiilinin -ing biçimini kullanarak with + isim + -ing yapısını tamamlayın: The class had four groups, with the blue group ____ the largest.

Cevabı göster

being

Sikhs were considered part of the Hindu community Ton ve niyet

1:29

Sihler, Hindu topluluğunun bir parçası olarak kabul edildi,

by everyone but themselves.

1:31

ancak bu görüşü kendileri dışında herkes paylaşıyordu.

Ton ve niyet

were considered ... by everyone but themselves: dışarıdan sınıflandırma ve öz kimlik

Edilgen be considered part of ... yapısı, başka insanların bir grubu nasıl sınıflandırdığını aktarır. by öbeği bunun kimin görüşü olduğunu gösterir: everyone but themselves, Sihlerin kendileri dışında herkes demektir. Bu ifade, dışarıdan yapılan sınıflandırmayı grubun kendi kimlik algısıyla karşı karşıya getirir. Başkaları Sihleri Hindu kategorisine yerleştirirken Sihler kendilerini bu kategorinin parçası olarak görmüyordu. Burada but, “ancak” anlamındaki bağlaç değil, except yani “hariç” anlamındadır.

Alıştırma

Asıl cümlede by everyone but themselves ne anlama gelir?

  1. Sihlerin kendileri dâhil herkes Sihleri bu şekilde sınıflandırıyordu.
  2. Yalnızca Sihlerin kendileri Sihleri bu şekilde sınıflandırıyordu.
  3. Sihlerin kendileri dışında herkes Sihleri bu şekilde sınıflandırıyordu.
Cevabı göster

Sihlerin kendileri dışında herkes Sihleri bu şekilde sınıflandırıyordu.

In elections,

1:33

Seçimlerde,

people could only vote for candidates of their own religious identification. Kültür

1:34

insanlar sadece kendi dini kimliklerine sahip adaylara oy verebiliyorlardı.

Kültür

could only vote for candidates of their own religious identification: yalnızca aynı dinî kimlik kategorisindeki adaylara oy vermek

Bu cümlede people could only vote for candidates of their own religious identification, seçmenlerin tercihini dine göre sınırlayan bir seçim kuralını anlatır. Could only, seçmenlerin fiziksel olarak ne yapabildiğini değil, sistemin neye izin verdiğini gösterir. Religious identification yalnızca kişisel bir inanç duygusu değil, siyasi amaçlarla tanınan veya atanan dinî kimlik kategorisidir. Bu kategori kişinin hangi adayları seçebileceğini belirlediği için dinî sınıflandırma siyasi katılımı doğrudan biçimlendirmiştir.

Alıştırma

Cümle hangi seçim sınırlamasını anlatıyor?

  1. Seçmenler yalnızca aynı dinî kimlik kategorisindeki adaylarla sınırlandırılmıştı.
  2. Yalnızca din görevlileri aday olabilirdi.
  3. Seçmenler dinlerini açıkladıktan sonra istedikleri adayı destekleyebilirdi.
Cevabı göster

Seçmenler yalnızca aynı dinî kimlik kategorisindeki adaylarla sınırlandırılmıştı.

These practices exaggerated differences, Kalıp ifadeler

1:39

Bu uygulamalar farklılıkları abarttı,

sowing distrust between communities that had previously coexisted. Dilbilgisi

1:42

daha önce bir arada yaşamış topluluklar arasına güvensizlik tohumları ekti.

Kalıp ifadeler

exaggerated differences: farklılıkları daha belirgin hâle getirmek

Exaggerated differences, mevcut farklılıkları daha büyük veya daha önemli gösterdi ya da bunların gerçek hayattaki etkisini artırdı demektir. Burada özne These practices olduğundan exaggerate yalnızca bir kişinin abartılı sözler kullanmasıyla sınırlı değildir; kurumsal uygulamalar da farklılıkları gerçek hayatta büyütebilir. These practices, daha önce anlatılan dinî sınıflandırma ve oy verme kısıtlamalarına gönderme yapar. İfade, bu kuralların gruplar arasındaki sınırları daha belirgin hâle getirdiğini ve bunun sonucunda oluşan güvensizliği açıkladığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede exaggerate differences özgün cümledeki gibi farklılıkları pratikte büyütme anlamında kullanılmıştır?

  1. The speaker forgot to mention any differences between the schools.
  2. The ranking system exaggerated differences between otherwise similar schools.
  3. The report listed differences between the two schools.
Cevabı göster

The ranking system exaggerated differences between otherwise similar schools.

Dilbilgisi

sowing distrust: sonucu göstermek için -ing yan tümcesi kullanmak

Burada sowing distrust between communities that had previously coexisted, önceki eylemin sonucunu belirten -ing yapılı bir ortaç yan tümcesidir: bu uygulamalar farklılıkları abartmış ve bunun sonucunda güvensizlik yaratmıştır. İkinci bir çekimli fiil değildir; örtük öznesi These practices ifadesidir. Sow burada mecaz anlamda kullanılır. Güvensizlik, ekilen ve zamanla büyüyebilen bir tohum gibi düşünülür. between communities, ilişkileri zarar gören grupları belirtirken that had previously coexisted bu grupların önceki ilişkileriyle olan karşıtlığı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi sow distrust ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The unexplained change ____ among the staff.

Cevabı göster

sowed distrust

The 20th century began with decades of anti-colonial movements, Anlatım akışı

1:46

20. yüzyıl, onlarca yıl süren sömürgecilik karşıtı hareketlerle başladı,

where Indians fought for independence from Britain. Kalıp ifadeler

1:50

bu hareketlerde Hintliler İngiltere'den bağımsızlıklarını kazanmak için savaştılar.

Anlatım akışı

The 20th century began with...: bir dönemi başlangıç evresiyle çerçevelemek

Bir dönem + began with + isim öbeği kalıbı, o dönemin başlangıcını neyin belirlediğini dinleyiciye anlatır. Burada onlarca yıl süren sömürge karşıtı hareketler, 20. yüzyıla ilişkin anlatının başlangıç evresi olarak sunulur. With, ilk sıraya yerleştirilen olay veya faaliyeti tanıtır; fiziksel olarak birlikte bulunma anlamına gelmez. Decades of uzun süre devam etmeyi vurgular ve anlatının geniş bir zaman çerçevesinden ardından açıklanan belirli mücadeleye geçmesine yardımcı olur.

Alıştırma

The 20th century began with decades of anti-colonial movements cümlesinde began with nasıl bir işlev görür?

  1. Hareketlerin yalnızca 20. yüzyıl sona erdikten sonra gerçekleştiğini söyler.
  2. 20. yüzyılın yalnızca birkaç on yıl sürdüğünü söyler.
  3. Hareketleri tarihî dönemin başlangıç evresi olarak sunar.
Cevabı göster

Hareketleri tarihî dönemin başlangıç evresi olarak sunar.

Kalıp ifadeler

fought for independence from Britain: for hedefi, from kurtulunacak yönetici gücü gösterir

fight for + hedef kalıbı, bir şeyi başarmak için kararlı biçimde çabalamak veya mücadele etmek anlamına gelir. Burada fought for independence, Hintlilerin kendi kendilerini yönetebilmek için bağımsızlık mücadelesi verdiğini anlatır. independence from + yönetici güç yapısı, kontrolünden çıkılmak istenen otoriteyi belirtir. Bu nedenle from Britain, bir yer olarak Britanya'dan uzaklaşmak değil, Britanya yönetiminden kurtulmak demektir. İfade siyasi bir mücadeleyi anlatabilir, ancak tek başına bütün eylemlerin silahlı çatışma olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hedefi ve yönetici gücü belirten iki edatı yazın: The islanders fought ____ independence ____ the colonial power.

Cevabı göster

for · from

In the aftermath of World War II, Anlatım akışı

1:53

İkinci Dünya Savaşı'nın sonrasında,

under enormous financial strain from the war, Dilbilgisi

1:55

savaşın getirdiği muazzam mali baskı altında,

Britain finally caved. Öbek fiiller

1:58

İngiltere nihayet pes etti.

Anlatım akışı

In the aftermath of World War II: arka planı olayın sonuçlarıyla çerçevelemek

In the aftermath of + büyük olay yapısı, sonraki bilgiyi o olayın sonuçlarıyla şekillenen döneme yerleştirir. Aftermath, olay sona erdikten sonra da devam eden hasar, baskı, bozulma veya başka etkileri çağrıştırır. Bu ifade cümlenin başında bir arka plan çerçevesi oluşturur: Okura Britanya'nın mali sıkıntısını ve kararını yalnızca daha sonra gerçekleşmiş olaylar olarak değil, savaş sonrası sonuçların bir parçası olarak anlaması gerektiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleye In the aftermath of World War II ile başlamak temel olarak ne yapar?

  1. Sonraki bilgiyi savaşın devam eden sonuçlarının bir parçası olarak çerçeveler.
  2. Yalnızca savaş sonrasındaki tarafsız bir zamanı belirtir ve hiçbir etki ima etmez.
  3. Olayların savaş hâlâ devam ederken gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Sonraki bilgiyi savaşın devam eden sonuçlarının bir parçası olarak çerçeveler.

Dilbilgisi

under enormous financial strain from the war: savaş nedeniyle ağır mali baskı altında

under enormous financial strain ifadesindeki under, Britanya'nın içinde bulunduğu bir durumu anlatır; fiziksel bir konumu belirtmez. Financial strain, para veya finansman sıkıntılarından kaynaklanan baskıdır; enormous ise bu baskının son derece büyük olduğunu gösterir. from the war ifadesi baskının kaynağını belirtir. Ana cümleden önce yer alan bu ifadenin tamamı, daha sonra olanların nedenini veya arka planını verir. Bu yapı under pressure, under stress ve under scrutiny ifadelerine de aktarılabilir.

Alıştırma

under enormous financial strain ifadesinde under ne işlev görür?

  1. Britanya'yı fiziksel olarak savaşın altına yerleştirir.
  2. Britanya'nın mali destek sağladığını söyler.
  3. Britanya'nın ciddi mali baskı yaşadığını gösterir.
Cevabı göster

Britanya'nın ciddi mali baskı yaşadığını gösterir.

Öbek fiiller

finally caved: baskı altında sonunda geri adım attı

Burada caved, baskı altında direnmeyi bırakıp geri adım atmak anlamındaki gayriresmî cave fiilinin geçmiş zamanıdır. «Mağara» anlamındaki cave ismi değildir. Bu kullanımda cave tek başına kullanılabilir; cave in de yaygındır. Finally, sonuçtan önce direnişin bir süre devam ettiğini gösterir. finally caved birlikte kullanıldığında karar, tarafsız bir anlaşmadan ziyade isteksizce ve baskı nedeniyle verilmiş bir taviz olarak sunulur.

Alıştırma

"After weeks of pressure, the board finally caved," cümlesinde ne oldu?

  1. Kurul yer altında bir alan keşfetti.
  2. Kurul başkaları üzerindeki baskıyı artırdı.
  3. Kurul direnmeyi bıraktı ve geri adım attı.
Cevabı göster

Kurul direnmeyi bıraktı ve geri adım attı.

Indian political leaders had differing views Kalıp ifadeler

2:00

Hintli siyasi liderlerin farklı görüşleri vardı

on what an independent India should look like.

2:02

bağımsız bir Hindistan'ın nasıl görünmesi gerektiği konusunda.

Kalıp ifadeler

had differing views on what ... should look like: gelecekteki biçim konusunda farklı görüşler

Have differing views on something, insanların bir konu hakkında farklı görüşlere sahip olması demektir. Burada had geçmiş zamanı belirtir; on ise anlaşmazlık yaşanan konuyu tanıtır. What an independent India should look like, gelecekteki ülkenin nasıl bir biçime, sisteme veya düzene sahip olması gerektiğini sorar. Look like burada soyut anlamdadır; fiziksel görünüşten söz etmez. Bu kalıp bir plan, kurum veya gelecekteki durum hakkındaki farklı tasarıları anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Örnekte “what an independent India should look like” neyi ifade ediyor?

  1. Hindistan'ın siyasi liderlerinin fiziksel görünüşü
  2. Bağımsız bir Hindistan'ın sahip olması gereken siyasi biçim ve düzenlemeler
  3. Hindistan'ın haritada görülen şekli
Cevabı göster

Bağımsız bir Hindistan'ın sahip olması gereken siyasi biçim ve düzenlemeler

Mohandas Gandhi and Jawaharlal Nehru represented the Hindu majority Kelime

2:05

Mohandas Gandhi ve Jawaharlal Nehru, Hindu çoğunluğu temsil ediyordu

and wanted one united India.

2:10

ve birleşik bir Hindistan istiyorlardı.

Kelime

represented the Hindu majority: bir grubu siyasi olarak temsil etmek

Bu cümlede represented, bir grubun temsilcisi veya siyasi sesi olmak anlamındadır. The Hindu majority, Gandhi ve Nehru'nun çıkarlarını ya da tutumunu temsil ettiği belirtilen gruptur. Represent + a group, çoğunlukla bir grup adına konuşmayı veya hareket etmeyi anlatır. Bir oyuncu gibi rol yapmak anlamına gelmez ve temsil yetkisinin resmî bir seçimden mi yoksa daha geniş bir siyasi rolden mi geldiğini tek başına göstermez.

Alıştırma

Hangi cümlede represent, örnektekiyle aynı siyasi veya kurumsal anlamda kullanılmıştır?

  1. The white dove represented peace in the mural.
  2. Elena represented the warehouse workers during the negotiations.
  3. Each blue square represented one hundred votes on the chart.
Cevabı göster

Elena represented the warehouse workers during the negotiations.

Muhammad Ali Jinnah,

2:13

Müslüman azınlığın lideri olan

who led the Muslim minority, Kalıp ifadeler

2:14

Muhammed Ali Cinnah ise,

thought the rifts created by colonization were too deep to repair. Notlar

2:16

sömürgeciliğin yarattığı çatlakların onarılamayacak kadar derin olduğunu düşünüyordu.

Kalıp ifadeler

who led the Muslim minority: kısıtlayıcı olmayan ilgi cümleciğiyle kişinin rolünü ekleme

Who led the Muslim minority, kısıtlayıcı olmayan bir ilgi yan cümleciğidir. Who, Muhammad Ali Jinnah'a gönderme yapar; bu yan cümlecik onun liderlik rolünü arka plan bilgisi olarak eklerken ana cümlenin yüklemi thought olarak kalır. Ayrı bir ana olay başlatmaz. “İsim, who + arka plan bilgisi, ana cümle” kalıbı bilgiyi iki düzeyde düzenler: virgüllerin içindeki bölüm tamamlayıcı arka plan verir, dışındaki bölüm ise ana düşünceyi taşır.

Alıştırma

Cümlede “who led the Muslim minority” bölümü hangi işlevi görür?

  1. Jinnah adlı birkaç kişiden hangisinin kastedildiğini belirler.
  2. Jinnah'ın liderlik rolü hakkında arka plan bilgisi ekler.
  3. Jinnah hakkındaki ifadeden sonra ayrı bir ana olay başlatır.
Cevabı göster

Jinnah'ın liderlik rolü hakkında arka plan bilgisi ekler.

Deyimler

rifts ... too deep to repair: giderilemez bir toplumsal bölünme

Burada rifts mecaz anlamdadır: yerdeki fiziksel çatlakları değil, topluluklar arasındaki ilişkilerde oluşan ciddi ayrılıkları ifade eder. Created by colonization, rifts sözcüğünü niteleyen kısaltılmış edilgen bir ilgi yan cümleciğidir: ayrılıklar sömürgeleştirme tarafından yaratılmıştır. Too deep to repair içindeki too + sıfat + mastar yapısı, “giderilemeyecek kadar derin” anlamına gelir. Deep ve repair sözcükleri çatlak benzetmesini sürdürür ve bu ayrılıkları iyileştirilemeyecek durumda gösterir.

Alıştırma

“the rifts created by colonization were too deep to repair” ifadesinin anlamına en uygun açıklama hangisidir?

  1. Sömürgeleştirme, yerde doldurulması zor fiziksel çatlaklar oluşturdu.
  2. Sömürgeleştirme, kolayca çözülebilecek küçük görüş ayrılıkları yarattı.
  3. Sömürgeleştirme, giderilmesi imkânsız görünen ciddi toplumsal ayrılıklar yarattı.
Cevabı göster

Sömürgeleştirme, giderilmesi imkânsız görünen ciddi toplumsal ayrılıklar yarattı.

Dilbilgisi

too deep to repair: engellenen sonuç için too + sıfat + mastar

too + adjective + to + base verb kalıbı, derecenin aşırı olduğunu ve bu yüzden eylemin makul ya da başarılı biçimde gerçekleşemediğini anlatır. Too deep to repair, çatlakların onarılamayacak kadar derin olduğu anlamına gelir. to repair mastarı amaç değil, engellenen sonucu belirtir. Yapı, so + adjective + that + subject + cannot/could not + verb biçiminde yeniden ifade edilebilir.

Alıştırma

too + adjective + to-infinitive sonuç yapısını tamamlayın: The task is ____ complex ____ finish in one hour.

Cevabı göster

too · to

Jinnah argued for a two-nation division, Kalıp ifadeler

2:20

Cinnah iki uluslu bir bölünmeyi savundu,

where Muslims would have a homeland called Pakistan. Kültür

2:22

böylece Müslümanların Pakistan adlı bir anavatanı olacaktı.

Kalıp ifadeler

argued for a two-nation division: bir öneriyi gerekçelerle desteklemek

argue for + isim öbeği yapısında for, desteklenen görüşü veya öneriyi tanıtır. Burada Jinnah, iki uluslu bir bölünmeyi destekleyen gerekçeler sundu. Argue her zaman öfkeli bir tartışma anlamına gelmez. Resmî tartışmalarda, tarih anlatılarında ve akademik yazılarda çoğu zaman gerekçeli bir görüş savunmak anlamındadır. Aktarılabilir kalıp argue for + politika, plan veya değişiklik biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümle komitenin gerekçeler sunarak öneriyi desteklediğini anlatır?

  1. The committee argued about the proposal.
  2. The committee argued against the proposal.
  3. The committee argued for the proposal.
Cevabı göster

The committee argued for the proposal.

Kültür

a homeland called Pakistan: kolektif ve siyasi aidiyet

Bu yan cümlede where, önerilen iki uluslu bölünmenin bir tarafına gönderme yapar ve bu siyasi düzenlemenin ne sağlamasının amaçlandığını açıklar. Yan cümle, Pakistan'ı Müslümanların kolektif bir siyasi aidiyet kazanacağı devlet olarak sunar. Burada homeland, bir kişinin evi veya sıradan bir ikamet yeri değildir. Siyasi ve tarihî tartışmalarda belirli bir halkla özdeşleştirilen toprak ya da ülke anlamına gelir; bölgeyi ortak kimlik, güvenlik ve aidiyetle birleştirir.

Alıştırma

Bu cümlede “homeland” en doğru biçimde ne anlama gelir?

  1. Tek bir kişinin evi
  2. Geçici olarak kalınan bir yer
  3. Bir grubun kolektif kimliği ve aidiyetiyle bağlantılı toprak veya ülke
Cevabı göster

Bir grubun kolektif kimliği ve aidiyetiyle bağlantılı toprak veya ülke

Following riots in 1946 and 1947, Anlatım akışı

2:26

1946 ve 1947'deki isyanların ardından,

the British expedited their retreat, Kelime

2:30

İngilizler geri çekilmelerini hızlandırdılar,

planning Indian independence behind closed doors. Deyimler

2:32

ve Hint bağımsızlığını kapalı kapılar ardında planladılar.

Anlatım akışı

Following riots in 1946 and 1947: resmî Following + olay başlangıcı

Burada Following, “sonrasında” anlamına gelen bir edattır. riots in 1946 and 1947 isim öbeği onun tümlecidir ve baştaki öbeğin tamamı sonraki eylemin ne zaman ve hangi arka plan içinde gerçekleştiğini anlatır. Following + olay yapısını başa koymak, haber ve tarih yazılarının önceki bir olaydan sonraki tepkiye geçmesini sağlar. Bu sıralama bir bağlantı düşündürebilir, ancak Following tek başına ayaklanmaların geri çekilmeye doğrudan neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

“After” anlamına gelen -ing biçimli edatla resmî haber cümlesini tamamlayın: ____ the safety inspection, the school reopened.

Cevabı göster

Following

Kelime

expedited their retreat: geri çekilmeyi resmî bir dille hızlandırmak

Expedited their retreat, “geri çekilmelerini daha erken gerçekleştirdiler” anlamına gelir. Burada expedite geçişli bir fiildir: eylemi yapan Britanyalılardır ve their retreat hızlandırılan eylemdir. Bu siyasi ve tarihî bağlamda retreat, dinlenme gezisi veya dinlenme yeri değil, bir konumdan ya da bölgeden geri çekilme anlamındadır. İfade, kurumsal veya hükûmet eylemlerini anlatmaya uygun resmî bir dil kullanır.

Alıştırma

Örnekteki expedited their retreat ne anlama gelir?

  1. Geri çekilmelerini daha erken gerçekleştirdiler
  2. Geri çekilmelerini ertelediler
  3. Onları dinlenme yerine gönderdiler
Cevabı göster

Geri çekilmelerini daha erken gerçekleştirdiler

Deyimler

planning Indian independence behind closed doors: halka açık olmayan bir süreç

Behind closed doors, halkın, basının veya diğer dışarıdan kişilerin erişimi olmadan, özel olarak anlamına gelen bir deyimdir. Burada planning ifadesini niteler; dolayısıyla cümle planlama sürecinin halka açık olmadığını söyler. Deyim siyasi veya kurumsal kararlar için kullanıldığında yalnızca mahremiyet bildirmekle kalmaz, gizliliği veya sınırlı şeffaflığı da ima edebilir. Önemli olan fiziksel bir kapının kapanması değil, kimlerin dışarıda bırakıldığıdır.

Alıştırma

Örnekte behind closed doors neyi ima eder?

  1. Planlamayı yapanlar doğrudan bir kapının arkasında duruyordu.
  2. Planlama halka açık olarak yayımlandı.
  3. Planlama halka açık değildi.
Cevabı göster

Planlama halka açık değildi.

In June 1947,

2:35

Haziran 1947'de,

the British viceroy announced that India would gain independence by August Notlar

2:37

İngiliz genel valisi, Hindistan'ın Ağustos ayına kadar bağımsızlığını kazanacağını

and be partitioned into Hindu India and Muslim Pakistan, Kelime

2:41

ve Hindu Hindistan ile Müslüman Pakistan olarak bölüneceğini duyurdu,

Dilbilgisi

announced that India would gain ... and be partitioned into ...: Hindistan'ın…… kazanacağını ve …… olarak bölüneceğini açıkladı

that ile başlayan yan cümle, announced fiilinin içeriğini verir. Bu yan cümlede India, iki bağlı sonucun öznesidir: would gain independence by August ve would be partitioned into Hindu India and Muslim Pakistan. İkinci bölüm, birinci bölümdeki would yardımcı fiilini paylaşır; bu nedenle tam biçimi would be partitioned olur. Gain etken yapıdadır: Hindistan bağımsızlık kazanır. Be partitioned edilgen yapıdadır: Hindistan bölünmeye uğrar; başka bir şeyi bölen taraf değildir.

Alıştırma

Cümleyi rename fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The committee announced that the hall would reopen in September and ____ after a local scientist.

Cevabı göster

be renamed

Kelime

be partitioned into Hindu India and Muslim Pakistan: resmî olarak bölünmek

Burada partition, “bir ülkeyi veya toprağı ayrı siyasi birimlere resmî olarak bölmek” anlamına gelen resmî bir fiildir. Edilgen be partitioned into yapısı, bölünme sonucunda oluşan birimleri belirtir. Hindu India and Muslim Pakistan, beklenen dinî çoğunluklara dayanan basitleştirilmiş tarihsel bir adlandırmadır. Her ülkede yalnızca tek bir dinî topluluğun bulunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Resmî olarak bölümlere ayrılmak” anlamındaki partition fiilinin edilgen biçimiyle cümleyi tamamlayın: After the treaty, the territory was ____ two administrative regions.

Cevabı göster

partitioned into

but gave little explanation of how exactly this would happen. Ton ve niyet

2:45

ancak bunun tam olarak nasıl gerçekleşeceğine dair çok az açıklama yaptı.

Kültür

the British viceroy announced: Britanya Hindistanı genel valisi açıkladı

Viceroy, bir hükümdar adına bir bölgeyi yöneten üst düzey bir görevliydi. Burada the British viceroy, sıradan bir yardımcıyı ya da seçilmiş bir cumhurbaşkanını değil, Britanya'nın Hindistan'daki sömürge yönetiminin başındaki kişiyi ifade eder. Planı bu görevli açıkladığı için cümle, bağımsızlığı ve bölünmeyi o sırada iktidarda bulunan sömürge yönetiminin ilan ettiği düzenlemeler olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede the British viceroy kimdir?

  1. Britanya'nın Hindistan'daki en üst düzey sömürge temsilcisi
  2. Pakistan'daki bir dinî lider
  3. Bağımsızlıktan sonra seçilmiş Hindistan cumhurbaşkanı
Cevabı göster

Britanya'nın Hindistan'daki en üst düzey sömürge temsilcisi

Ton ve niyet

gave little explanation of how exactly this would happen: nasıl olacağını neredeyse hiç açıklamadı

Give little explanation of something, “bir şey hakkında neredeyse hiç yeterli açıklama yapmamak” anlamına gelir. Burada little, sayılamayan explanation adını niteler ve olumsuz bir anlam taşır: Açıklama miktarı yeterli değildir. How exactly this would happen, hangi bilginin eksik olduğunu belirtir. Exactly somut ayrıntılar ister; would ise gelecekteki süreci önceki duyurunun yapıldığı zamandan gösterir. Cümle, but ile birlikte duyuru ile açıklama arasındaki boşluğu eleştirir.

Alıştırma

Hangi cümle, ücret artışı için neredeyse hiç yeterli gerekçe sunmayan bir kurumu eleştiriyor?

  1. The organization gave little explanation of why the fee increased.
  2. The organization gave a detailed explanation of why the fee increased.
  3. The organization gave a little explanation of why the fee increased.
Cevabı göster

The organization gave little explanation of why the fee increased.

Using outdated maps, Anlatım akışı

2:49

Güncel olmayan haritaları,

inaccurate census numbers,

2:51

yanlış nüfus sayımı verilerini

and minimal knowledge of the land,

2:53

ve bölge hakkındaki çok az bilgiyi kullanarak,

Anlatım akışı

Using outdated maps ...: ana eylemi cümle başındaki -ing öbeğiyle çerçevelemek

Using, cümlenin başında bir sıfat-fiil öbeği oluşturur; tek başına tam bir cümle değildir. Daha sonra gelen drew a border ana eylemini niteler ve komitenin hangi bilgiyle ve ne düzeyde bir bölge bilgisiyle çalıştığını gösterir. Öbeğin kendi öznesi açıkça belirtilmediği için örtük öznesi sonraki ana cümlenin öznesi olan boundary committee’dir. Eski haritalar, hatalı nüfus sayımı verileri ve çok sınırlı bölge bilgisi şeklindeki üç paralel unsur, eksiklikleri ana olaydan önce sunar. Bu yapı sorunlu koşulları cümlenin başında yoğunlaştırır ve dinleyicinin sonraki eylemi yetersiz bilgiye dayanmış olarak değerlendirmesini sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede baştaki Using öbeğinin görevi nedir?

  1. Tek başına tam bir ana cümle oluşturur.
  2. Daha sonra gelen ana eylemin arkasındaki koşulları ve bilgileri verir.
  3. Haritaların ana eylemi gerçekleştirdiğini söyler.
Cevabı göster

Daha sonra gelen ana eylemin arkasındaki koşulları ve bilgileri verir.

in a mere 5 weeks Kelime

2:55

sadece 5 hafta içinde

the boundary committee drew a border, Kalıp ifadeler

2:56

sınır komisyonu bir sınır çizdi,

Kelime

in a mere 5 weeks: şaşırtıcı derecede kısa bir süreyi vurgulamak

Burada 5 weeks ifadesinden önce gelen mere, “yalnızca” veya “sadece” anlamındadır. in a mere 5 weeks, süreyi belirtmenin yanı sıra bu sürenin bir sınır çizmek için şaşırtıcı derecede kısa olduğu değerlendirmesini de ekler. Bu bağlamda mere, “saf” anlamına gelmez. Bir miktar, sayı veya süreyle kullanıldığında, o miktarın ne kadar küçük ya da sınırlı olduğuna dikkat çeker.

Alıştırma

“They completed the review in a mere two days” cümlesinde mere hangi anlamı ekler?

  1. İki günü şaşırtıcı derecede kısa bir süre olarak sunar.
  2. İşin iki günden fazla sürdüğünü gösterir.
  3. İki gün boyunca hiç ara verilmediği anlamına gelir.
Cevabı göster

İki günü şaşırtıcı derecede kısa bir süre olarak sunar.

Kalıp ifadeler

drew a border: resmî olarak sınır belirlemek

Bu siyasi coğrafya bağlamında drew a border, bir sınırın nereden geçeceğine karar verilip sınırın resmen belirlendiği anlamına gelir. Draw, çizgi çizme imgesini korur; ancak burada sanatsal amaçla resim yapmak değil, resmî olarak sınır belirlemek söz konusudur. Tekrar kullanılabilen draw a border kalıbı, bir makamın, anlaşmanın veya başka bir karar vericinin iki bölge arasındaki ayrımı belirlemesini anlatır.

Alıştırma

‘Bir sınır belirlemek’ anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The negotiators had to ____ between the two regions.

Cevabı göster

draw a border

dividing three provinces under direct British rule: Dilbilgisi

2:58

doğrudan İngiliz yönetimi altındaki üç eyaleti böldü:

Bengal,

3:01

Bengal,

Punjab,

3:02

Pencap

and Assam.

3:03

ve Assam.

Dilbilgisi

dividing three provinces ...: sonucu gösteren bir -ing yan cümlesi

Dividing three provinces under direct British rule, önceki ana cümle olan the boundary committee drew a border ifadesine bağlanan -ing biçiminde bir ortaç yan cümlesidir. Önceki eylemin doğrudan sonucunu gösterir: sınırın çizilmesi üç eyaleti böldü. Buradaki dividing, çekimli yeni bir fiil değildir; bu yüzden bu bölüm bağımsız bir ana cümle oluşturmaz. Bu ifadede three provinces, dividing fiilinin nesnesidir; under direct British rule ise hangi eyaletlerden söz edildiğini belirtir. Ardından iki nokta, eyaletlerin adlarını tanıtır.

Alıştırma

'The company combined two teams, creating a single support unit,' cümlesinde -ing yan cümlesinin görevi nedir?

  1. Önceki bölümle ilgisiz bir ana cümle başlatır.
  2. Ekipleri birleştirmenin doğrudan sonucunu belirtir.
  3. Destek biriminin ekipleri birleştirdiğini söyler.
Cevabı göster

Ekipleri birleştirmenin doğrudan sonucunu belirtir.

The border took into account where Hindus and Muslims were majorities, Kalıp ifadeler

3:04

Sınır, Hinduların ve Müslümanların nerede çoğunlukta olduğunu dikkate aldı,

but also factors like location and population percentages. Anlatım akışı

3:08

ancak aynı zamanda konum ve nüfus yüzdeleri gibi faktörleri de göz önünde bulundurdu.

Kalıp ifadeler

take into account where...were majorities: çoğunluk dağılımını dikkate almak

Take into account, “bir karar veya değerlendirme yaparken bir şeyi etken olarak dikkate almak” demektir. Bu cümlede nesne, where Hindus and Muslims were majorities yan cümlesidir: sınır çizilirken Hinduların veya Müslümanların hangi bölgelerde çoğunlukta olduğu dikkate alınmıştır. Dilbilgisel özne olan The border, sınırın nasıl çizildiğini kısaca anlatır; sınırın kendisi gerçekten düşünemez. Buradaki account, kalıplaşmış ifadenin parçasıdır ve “banka hesabı” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bir etken olarak dikkate almak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Before choosing a campsite, ____ where the nearest water source is.

Cevabı göster

take into account

Anlatım akışı

but also factors like location and population percentages: başka etkenler eklemek

Burada but also, took into account tarafından yönetilen ikinci bir bilgi grubunu tanıtır. Cümle önce her dinî grubun nerede çoğunlukta olduğunu belirtir, ardından konum ve nüfus yüzdelerini ek etkenler olarak ekler. But ilk etkeni reddetmez. İlk etkenin tek etken olduğu yönündeki olası izlenimi düzeltir; dolayısıyla bilgi yapısı “A dikkate alındı, ama B de dikkate alındı” şeklindedir. Only sözcüğü açıkça kullanılmaz, ancak karşıtlık aşırı dar bir yoruma yöneliktir.

Alıştırma

Bu cümlede but also ne işe yarıyor?

  1. Konum ve nüfus yüzdelerinin tek etken olduğunu söyler.
  2. Önceki etkeni tamamen farklı bir etkenle değiştirir.
  3. Daha önce belirtilen etkeni iptal etmeden başka etkenler ekler.
Cevabı göster

Daha önce belirtilen etkeni iptal etmeden başka etkenler ekler.

So if a Hindu majority area bordered another Hindu majority area, Dilbilgisi

3:12

Böylece, eğer Hindu çoğunluklu bir bölge başka bir Hindu çoğunluklu bölge ile komşuysa,

it would be included in India.

3:16

Hindistan'a dahil edilecekti.

Dilbilgisi

If ... bordered ..., it would be included: tarihsel bir kuralı açıklama

Bu cümlede if, geçmişteki bir sınır belirleme kuralını açıklamak için varsayımsal bir durum sunar. if yan cümlesindeki bordered basit geçmiş zamandadır; would be included ise bu kurala göre beklenen sonucu verir. be included edilgendir çünkü karar bölgeye uygulanır. if + basit geçmiş, ... would + fiilin yalın hâli kalıbı, geçmiş bakış açısından koşullu bir kural sunabilir. Burada şimdi veya gelecekle ilgili bir tahmin yapılmaz. bordered, “ile sınır komşusu olmak” anlamındadır.

Alıştırma

Bu cümledeki koşul yapısını en iyi hangi açıklama karşılar? If a village met both requirements, it would be added to the protected list.

  1. Köyün listeye eklenmesi için nazik bir ricada bulunur.
  2. Koşullar kontrol edilmeden önce köyün kesinlikle listeye eklendiğini bildirir.
  3. Geçmişteki bir kurala göre varsayımsal bir durumdan beklenen sonucu açıklar.
Cevabı göster

Geçmişteki bir kurala göre varsayımsal bir durumdan beklenen sonucu açıklar.

But if a Hindu majority area bordered Muslim majority areas, Anlatım akışı

3:18

Ancak Hindu çoğunluklu bir bölge Müslüman çoğunluklu bölgelerle sınır komşusuysa,

it might become part of Pakistan.

3:22

Pakistan'ın bir parçası olabilirdi.

Anlatım akışı

But if ... it might ...: daha az kesin bir sonuç sunma

But, önceki kuralla bir karşıtlık kurar ve o kuralı karmaşıklaştıran bir koşul sunar. Cümle, ilk kuralın otomatik biçimde uygulanacağı izlenimini vermek yerine, çevredeki Müslüman çoğunluklu bölgelerin farklı bir sonuca yol açabileceği başka bir durum ekler. might become, bu sonucu kesin değil, olası olarak gösterir. Bu tarihsel açıklamada might belirsizlik ifade eder; yalnızca geçmiş zamanı gösteren bir işaret değildir.

Alıştırma

Bu ikilide ikinci cümle ne yapıyor? If the road met the standard, it would reopen. But if the bridge was still unsafe, it might remain closed.

  1. Konuyu ilgisiz bir geçmiş olaya çevirir.
  2. Aynı kuralı kesin bir sonuçla tekrarlar.
  3. Karşıt bir koşul ekler ve kesinliği daha düşük bir sonuç sunar.
Cevabı göster

Karşıt bir koşul ekler ve kesinliği daha düşük bir sonuç sunar.

Princely states on the border had to choose which of the new nations to join, Dilbilgisi

3:24

Sınırdaki prenslikler yeni kurulan ülkelerden hangisine katılacaklarını seçmek zorundaydı,

losing their sovereignty in the process. Kalıp ifadeler

3:28

ve bu süreçte egemenliklerini kaybettiler.

Dilbilgisi

had to choose which ... to join: hangisine katılacağını seçmek zorunda olmak

Had to choose, yalnızca geçmişte bir seçim yapıldığını değil, koşulların zorunlu kıldığı bir seçimi anlatır. Burada sınır yakınındaki prenslik devletleri, bölünme sırasında Hindistan'a mı yoksa Pakistan'a mı katılacaklarına karar vermek zorundaydı. Which of the new nations to join, choose fiilinin içeriğini belirtir. Bu, cümle içine yerleştirilmiş bir soru sözcüğü + to mastarı yapısıdır: choose + which ile belirtilen seçenek + to + fiilin yalın hâli.

Alıştırma

Geçmişte seçenekler arasından seçim yapma zorunluluğunu doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. The council had to choosing which regional alliance to join.
  2. The council had to choose which regional alliance did it join.
  3. The council had to choose which regional alliance to join.
Cevabı göster

The council had to choose which regional alliance to join.

Kalıp ifadeler

losing their sovereignty in the process: bu süreçte egemenliklerini kaybetmek

losing their sovereignty şeklindeki -ing yan cümleciği, önceki eylemin bir sonucunu ekler: Devletler katılacakları ülkeyi seçerken bağımsız yönetim yetkilerinden de vazgeçtiler. In the process önceki eyleme gönderme yapar ve “bunu yaparken” veya “olanların bir parçası olarak” anlamına gelir. Genellikle eşlik eden bir yan sonucu belirtir, ancak sonucun kasıtlı olup olmadığını tek başına göstermez.

Alıştırma

Önceki bir eylemle yan sonucu bağlayan dersteki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Leo repaired the shelf but scratched the wall ____.

Cevabı göster

in the process

While the boundary committee worked on the new map, Dilbilgisi

3:31

Sınır komisyonu yeni harita üzerinde çalışırken,

Hindus and Muslims began moving to areas where they thought they'd be a part of the religious majority, Kalıp ifadeler

3:34

Hindular ve Müslümanlar dini çoğunluğun bir parçası olacaklarını düşündükleri bölgelere taşınmaya başladılar,

Dilbilgisi

While the boundary committee worked...: eş zamanlı bir arka plan

Bu cümlede While, “... olduğu sırada” anlamına gelir. while yan cümlesi ana olayın zaman arka planını kurar: komitenin çalışması ile insanların hareketi aynı dönemde ilerlemektedir. Burada while zaman bildirir; although anlamındaki bir ödün ilişkisini ifade etmez. Bu yapı, devam eden bir olayı arka plana yerleştirip ana cümlede onunla aynı zamanda gerçekleşen başka bir olayı anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Örnekte While hangi ilişkiyi gösteriyor?

  1. İki eylemin aynı dönemde gerçekleşmesi
  2. although anlamında bir ödün ilişkisi
  3. Bir eylemin diğerinden önce sona ermesi
Cevabı göster

İki eylemin aynı dönemde gerçekleşmesi

Kalıp ifadeler

began moving to areas where they thought...: varış yeri ve beklenti

Ana fiil öbeği began moving to areas, taşınmanın başladığını söyler ve varış yerini belirtir. where they thought they'd be a part of the religious majority yan cümlesi areas sözcüğünü niteler; yeni bir ana cümle değildir. Bu ilgi yan cümlesindeki thought, açıklamanın taşınan kişilerin inancı olduğunu gösterir; they'd ise they would kısaltmasıdır. Would, geçmişteki düşünme anından geleceğe bakar: bu kişiler gittikleri yerlerde dini çoğunluğa ait olacaklarını bekliyordu, ancak ifade bu beklentinin gerçek olduğunu doğrulamaz.

Alıştırma

where they thought they'd be a part of the religious majority ifadesi cümlede ne görev yapıyor?

  1. Kesinlikle gerçekleşecek ayrı bir olay başlatır.
  2. Varış yeri olan bölgeleri açıklar ve taşınan kişilerin ne beklediğini aktarır.
  3. Sınır komitesinin haritayı ne zaman bitirdiğini söyler.
Cevabı göster

Varış yeri olan bölgeleri açıklar ve taşınan kişilerin ne beklediğini aktarır.

but they couldn't be sure. Ton ve niyet

3:39

ancak emin olamıyorlardı.

Ton ve niyet

but they couldn't be sure: önceki beklentiyi sınırlamak

couldn't be sure yan tümcesi, emin olmak için yeterli bilgiye sahip olmadıklarını anlatır. Burada sure “emin/kesin” anlamındadır, “güvende” anlamında değildir; couldn't ise isteksizliği değil, mümkün olmamayı belirtir. Baştaki but, hemen önce oluşan beklentiyi sınırlar. Bu bağlamda yeni sınırlar henüz açıklanmamıştı; dolayısıyla bu kısa dönüş, insanların kararının eksik bilgiye dayandığını gösterir ve anlatıya belirsizlik ile risk katar.

Alıştırma

Cümleyi “emin olamıyorlardı” anlamına gelen vurgulanmış ifadeyle tamamlayın: The forecast looked promising, but they ____ it would stay dry.

Cevabı göster

couldn't be sure

Families divided themselves, Deyimler

3:41

Aileler birbirlerinden ayrıldı,

fearing sexual violence. Dilbilgisi

3:43

cinsel şiddet korkusuyla.

Deyimler

Families divided themselves: tehdit altında ayrılmak

divided themselves dönüşlü yapısı, ailelerin kendi üyelerini farklı gruplara ya da yerlere ayırdığını anlatır. Themselves, Families öznesine geri gönderme yapar; başka bir grubu ayırdıkları anlamına gelmez. Dil bilgisi bakımından etken olsa da ardından gelen gerekçe, bunun rahat ve tamamen özgür bir seçim değil, tehdit karşısında hayatta kalma tepkisi olduğunu gösterir. Daha geniş tarihsel anlatıda divided, siyasi bölünmeyi de yankılar: toprakların bölünmesi, ailelerin ayrılmasıyla yansıtılır. Bu nedenle basit eylem, ailelerin parçalanması gibi daha ağır bir anlam taşır.

Alıştırma

Bu cümlede Families divided themselves en güçlü biçimde neyi düşündürür?

  1. Aileler bölgenin güvenli olduğunu kanıtladı.
  2. Aile üyeleri bir tehdit karşısında hayatta kalmak için ayrıldı.
  3. Aileler bir etkinlik için rahatça takımlar oluşturdu.
Cevabı göster

Aile üyeleri bir tehdit karşısında hayatta kalmak için ayrıldı.

Dilbilgisi

fearing sexual violence: neden bildiren bir -ing yan cümleciği

Fearing sexual violence, ek bilgi veren bir -ing yan cümleciğidir. Tam cümlede ailelerin ana eylemi neden gerçekleştirdiğini açıklar: Cinsel şiddetten korktukları için harekete geçmişlerdir. Bu yan cümlecik ayrı bir ana olay değildir. Örtük öznesi, ana cümlede eylemi yapan kişilerle aynıdır. Bu nedenle bu yapı, haber ve tarih anlatılarında nedeni kısa ve öz biçimde eklemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle teknisyenlerin çalışmalarını neden kaydettiğini bir -ing yan cümleciğiyle açıklıyor?

  1. Fearing a power outage, the technicians saved their work.
  2. The technicians saved their work after a power outage.
  3. The technicians saved their work, causing a power outage.
Cevabı göster

Fearing a power outage, the technicians saved their work.

Parents sent young daughters and wives to regions they perceived to be safe. Kalıp ifadeler

3:45

Ebeveynler genç kızlarını ve eşlerini güvenli olduğunu düşündükleri bölgelere gönderdiler.

Kalıp ifadeler

sent ... to regions they perceived to be safe: güvenli olduğunu düşündükleri bölgelere göndermek

Sent someone to a place, bir kişinin bir yere gitmesini ayarlamak veya sağlamak anlamına gelir. Burada ebeveynler, koruyucu bir önlem olarak küçük kızları ve eşleri başka bölgelere götürdü. they perceived to be safe yan cümleciği regions sözcüğünü niteler. Tam biçim regions that they perceived to be safe şeklindedir ve nesne görevindeki ilgi zamiri that düşürülmüştür. Perceive + object + to be + adjective, nesnenin belirli bir niteliğe sahip olduğuna hükmetmek veya inanmak demektir. Perceived to be safe, güvenli olma durumunu ebeveynlerin değerlendirmesi olarak sunar; bölgelerin gerçekten güvenli olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

"a shelter they perceived to be safe" ifadesi bize ne anlatır?

  1. Barınağın kendisini başka bir yere gönderdiler.
  2. Barınağın tamamen güvenli olduğu resmî olarak kanıtlanmıştı.
  3. Barınağın güvenli olduğuna inanıyorlardı, ancak ifade bunu garanti etmiyor.
Cevabı göster

Barınağın güvenli olduğuna inanıyorlardı, ancak ifade bunu garanti etmiyor.

The new map wasn't revealed until August 17th, Dilbilgisi

3:49

Yeni harita 17 Ağustos'a kadar açıklanmadı,

1947,

3:52

1947 yılında,

2 days after independence. Anlatım akışı

3:54

bağımsızlıktan 2 gün sonra.

Dilbilgisi

wasn't revealed until ...: geciken bir olay için not ... until

not ... until yapısı, bir olayın belirtilen zamandan önce gerçekleşmediğini ve ancak o zaman geldiğinde gerçekleştiğini anlatır. Burada wasn't revealed until August 17th, 1947, haritanın bu tarihten önce açıklanmadığı ve o gün açıklandığı anlamına gelir. Olumsuz fiil grubu until sözcüğünden önce gelir; until ise zaman sınırını belirtir. Bu yapı genellikle bir gecikmeyi veya beklenenden daha geç gerçekleşen bir olayı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için wasn't, released ve until bölümlerinin üçünü de kullanın: The final schedule ____ Friday.

Cevabı göster

wasn't released until

Anlatım akışı

2 days after independence: anlamlı bir zaman farkı eklemek

2 days after independence kısa bir göreli zaman ifadesidir. Haritanın açıklanmasını bağımsızlıktan iki gün sonrasına yerleştirir; after neden değil, zaman sırası belirtir. Kesin tarihin ardından eklenen bu ifade, takvimdeki bir tarihi anlamlı bir zaman aralığına dönüştürür. Bağımsızlık gerçekleştiğinde yeni haritanın hâlâ kamuya açıklanmamış olduğuna dikkat çekerek gecikmeyi öne çıkarır.

Alıştırma

2 days after independence bu anlatıda ne işe yarıyor?

  1. Bağımsızlığın haritanın açıklanmasına doğrudan neden olduğunu söyler.
  2. Bağımsızlığın iki gün sürdüğünü söyler.
  3. Bağımsızlık ile haritanın açıklanması arasındaki zaman farkını verir.
Cevabı göster

Bağımsızlık ile haritanın açıklanması arasındaki zaman farkını verir.

The provinces of Punjab and Bengal became the geographically separated East and West Pakistan. Dilbilgisi

3:56

Pencap ve Bengal eyaletleri coğrafi olarak ayrılmış Doğu ve Batı Pakistan haline geldi.

Dilbilgisi

became + isim öbeği: yeni bir siyasi kimlik ifade etmek

Burada became, özneyi ona yeni bir siyasi kimlik veren isim öbeğine bağlar. Eyaletler, East and West Pakistan adı verilen iki oluşuma dönüşmüş olarak anlatılır. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + become + isim öbeği biçimindedir; isim öbeğinden önce to kullanılmaz. Geographically separated, East and West Pakistan ifadesini niteler. İki bölümün coğrafi olarak bağlantılı olmadığını söyler; aralarında siyasi bir ilişki bulunmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Boşluğu become fiilinin geçmiş zaman biçimiyle doldurun: After the reorganization, the two districts ____ separate provinces.

Cevabı göster

became

The rest became Hindu majority India.

4:01

Geri kalanı Hindu çoğunluklu Hindistan oldu.

In a period of 2 years, Anlatım akışı

4:04

2 yıllık bir süre içinde,

millions of Hindus and Sikhs living in Pakistan left for India, Kalıp ifadeler

4:06

Pakistan'da yaşayan milyonlarca Hindu ve Sih Hindistan'a gitmek üzere ayrılırken,

Anlatım akışı

In a period of 2 years ... left for India: zamanı, ölçeği ve hareketi çerçevelemek

In a period of 2 years, ana cümleden önce iki yıllık zaman aralığını belirler. Millions of ölçeği gösterir, living in Pakistan anlatılan kişileri tanımlar ve left for India hareketi belirtir. Bu zaman çerçevesi + ölçek/grup + olay sırası, büyük bir tarihsel değişimi kısa bir özete dönüştürür. Left for India, Hindistan'a gitmek üzere ayrıldılar anlamına gelir. leave for + varış yeri yapısında for, gidilecek yeri gösterir; Hindistan'ın ayrıldıkları yer olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlenin başındaki In a period of 2 years ifadesi ne işe yarar?

  1. Ardından anlatılan göç için iki yıllık bir zaman aralığı belirler.
  2. Göçmenlerin Hindistan'da tam olarak iki yıl kaldığını söyler.
  3. Hindistan'ı ayrıldıkları yer olarak gösterir.
Cevabı göster

Ardından anlatılan göç için iki yıllık bir zaman aralığı belirler.

Kalıp ifadeler

left for India: leave for + varış yeri

left for India ifadesinde left, leave fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve for varış yerini belirtir. İfade, bu kişilerin bulundukları yerden ayrılıp Hindistan’a doğru yola çıktığını anlatır; for burada neden bildirmez. living in Pakistan, Hindus and Sikhs sözlerini niteler ve bu kişilerin nerede yaşadığını gösterir. Cümlenin geçmiş zamandaki ana eylemi left for India ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi leave for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We ____ the airport at six this morning.

Cevabı göster

left for

while Muslims living in India fled villages where their families had lived for centuries. Notlar

4:10

Hindistan'da yaşayan Müslümanlar ailelerinin yüzyıllardır yaşadığı köylerden kaçtılar.

Anlatım akışı

while ... fled villages: iki hareketi paralel sunup karşılaştırmak

Burada while ikinci bir yan cümleyi başlatır ve onu önceki yan cümlenin yanına yerleştirir. Bir topluluğun bir ülkede yaşayıp oradan ayrılması ve ardından başka bir topluluğun diğer ülkede yaşayıp kaçması biçimindeki eşleşen yapılar, iki hareketi karşılaştırmayı kolaylaştırır. Bu nedenle while burada hem “aynı sırada” hem de “buna karşılık” anlamı taşır ve whereas sözcüğüne yaklaşır. Kesin bir anı belirtmek yerine paralel bilgileri düzenler.

Alıştırma

'Sales rose in the north, while they fell in the south,' cümlesinde while sözcüğünün temel işlevi nedir?

  1. İki paralel değişimi birbirine bağlar ve aralarındaki karşıtlığı vurgular.
  2. Her iki değişimin başladığı kesin zamanı gösterir.
  3. Kuzeyde satışların neden yükseldiğini açıklar.
Cevabı göster

İki paralel değişimi birbirine bağlar ve aralarındaki karşıtlığı vurgular.

Kalıp ifadeler

fled villages where...: flee + yer + where yan cümlesi

Fled, flee fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada, orada kalmak tehlikeli veya güvensiz olduğu için köylerden kaçmak anlamına gelir; yalnızca left demekten daha güçlüdür. Flee geçişli kullanılabilir; bu nedenle fled villages, kaçılan yeri doğrudan belirtir. Where ile başlayan yan cümle villages sözcüğünü niteler ve ailelerinin yüzyıllardır orada yaşadığını göstererek ayrılığın zorunlu ve hayatı derinden sarsan bir olay olduğunu vurgular.

Alıştırma

Tehlikeden kaçışı göstermek için cümleyi flee fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: During the wildfire, residents ____ the town.

Cevabı göster

fled

The cities of Lahore, Anlatım akışı

4:15

Lahor,

Delhi,

4:16

Delhi,

Calcutta,

4:17

Kalküta,

Dhaka,

4:18

Dakka

and Karachi emptied of old residents and filled with refugees. Kalıp ifadeler

4:19

ve Karaçi şehirleri eski sakinlerinden boşaldı ve mültecilerle doldu.

Anlatım akışı

The cities ... emptied of ... and filled with ...: özne olarak yer

Cümle, tek tek insanları değil şehirleri dilbilgisel özne yapar. Emptied of old residents, uzun süredir orada yaşayan sakinlerin ayrıldığı; filled with refugees ise yerinden edilmiş birçok insanın geldiği anlamına gelir. Yeri özne yapan bu yapı, iki büyük nüfus hareketini dengeli tek bir anlatımda toplar: şehirler bir gruptan boşalır ve başka bir grupla dolar. Şehirler bilinçli biçimde hareket etmez; değişen nüfus, yerlerin kendi durumunda oluşan bir değişim olarak sunulur.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The cities emptied of old residents and filled with refugees. Şehirleri özne yapmanın temel etkisi nedir?

  1. Sakinlerin ayrılmasını ve mültecilerin gelişini şehir düzeyindeki tek bir değişimde toplar.
  2. Şehirlerin bilinçli biçimde sakinlerini değiştirmeye karar verdiğini söyler.
  3. Şehirlerin fiziksel olarak yıkılıp yeniden inşa edilmesini anlatır.
Cevabı göster

Sakinlerin ayrılmasını ve mültecilerin gelişini şehir düzeyindeki tek bir değişimde toplar.

Kalıp ifadeler

emptied of A and filled with B: yer değiştirmeyi gösteren paralel yapı

Burada emptied of ile filled with dengeli bir çift oluşturur. Örtük olarak anlaşılan yer önce bir grubu, yani önceki sakinlerini kaybeder; ardından başka bir grupla, yani mültecilerle dolar. Yeniden kullanılabilir kalıp, yer emptied of A and filled with B biçimindedir ve A’nın yerini B’nin almasını vurgular. Buradaki old residents, daha önceden orada yaşayan kişileri belirtir; mutlaka yaşlı sakinler anlamına gelmez.

Alıştırma

Paralel yapıyı doğru edatlarla tamamlayın: After the show, the hall emptied ____ guests and filled ____ cleaners.

Cevabı göster

of · with

In the power vacuum British forces left behind, Deyimler

4:23

İngiliz kuvvetlerinin geride bıraktığı güç boşluğunda,

radicalized militias and local groups massacred migrants. Kelime

4:26

radikalleşmiş milisler ve yerel gruplar göçmenleri katletti.

Deyimler

the power vacuum ... left behind: geride bırakılan iktidar boşluğu

Power vacuum, hiçbir otoritenin yönetmek veya düzeni korumak için yeterli denetime sahip olmadığı bir durumu anlatan siyasi bir mecazdır. Genellikle bir hükümet, ordu veya lider çekildiğinde ya da çöktüğünde ortaya çıkar. British forces left behind sözleri power vacuum ifadesini niteler: geri çekilme bu denetim eksikliğini geride bırakmıştır. Baştaki In the power vacuum... bölümü, bu istikrarsızlığı ardından gelen şiddetin gerçekleştiği ortam olarak sunar.

Alıştırma

'The army withdrew, leaving a power vacuum,' cümlesinde power vacuum ne anlama gelir?

  1. Etkili otorite veya denetim eksikliği
  2. Siyasi liderlerin kullandığı boş bir oda
  3. Elektrik arzındaki geçici bir kesinti
Cevabı göster

Etkili otorite veya denetim eksikliği

Kelime

radicalized militias ... massacred migrants: radikalleşmiş milisler göçmenleri katletti

Bu yan cümlede radicalized, aşırı siyasi inançlara veya şiddet eylemlerine yönelmiş militias sözcüğünü niteler. Militias genellikle düzenli ordunun dışında kalan silahlı gruplardır; local groups ise şiddeti uygulayan başka bir grup türünü ekler. Massacred, çoğu zaman kendini savunamayan çok sayıda insanı vahşice öldürmek anlamına gelir. Killed sözcüğünden çok daha güçlü ve özeldir; cümleye tarih anlatılarında ve çatışma haberlerinde görülen ağır, resmî tonu verir.

Alıştırma

Bu cümlede massacred en yakın hangi anlama gelir: 'The armed group massacred civilians in several villages'?

  1. birkaç kişiyi sorguladı
  2. çok sayıda insanı güvenli bir yere taşıdı
  3. çok sayıda insanı vahşice öldürdü
Cevabı göster

çok sayıda insanı vahşice öldürdü

Much of the violence occurred in Punjab,

4:30

Şiddetin büyük bir kısmı Pencap'ta meydana geldi,

and women bore the brunt of it, Deyimler

4:33

ve kadınlar bunun yükünü en ağır şekilde çekti,

suffering rape and mutilation. Dilbilgisi

4:34

tecavüze ve sakat bırakılmalara maruz kaldılar.

Deyimler

bore the brunt of it: en ağır etkiyi taşımak

Bear the brunt of something, bir şeyin zararlı etkisinin en büyük veya en doğrudan kısmını yaşamak anlamına gelen bir deyimdir. Bore, bear fiilinin geçmiş zamanıdır; it ise daha önce belirtilen violence sözcüğüne gönderme yapar. Bu ifade yalnızca etkilenen herhangi birini değil, en ağır biçimde etkilenen kişi veya grubu belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp bear/bore the brunt of + zararlı bir olay, güç veya sonuç biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi “en kötü etkileri yaşadı” anlamındaki deyimle tamamlayın: Small retailers ____ the sudden rent increase.

Cevabı göster

bore the brunt of

Dilbilgisi

suffering rape and mutilation: maruz kalınan zararı ekleyen -ing yan cümlesi

suffering rape and mutilation biçimindeki -ing yan cümlesi, hemen önce sözü edilen kadınlar hakkında ek bilgi verir. suffering ifadesinin örtük öznesi bu kadınlardır; rape and mutilation ise onların maruz kaldığı zararları belirtir. Burada suffering, yeni bir çekimli fiil değil, çekimsiz bir ortaçtır. Önceki ana cümleye bağlanarak eşlik eden zararı veya sonucu somutlaştırır.

Alıştırma

"The hikers reached the shelter, suffering from exhaustion," cümlesinde "suffering from exhaustion" ne işe yarar?

  1. Yürüyüşçülere bir emir verir.
  2. Yürüyüşçülerin yaşadığı durumu ekler.
  3. Yürüyüşçülerle ilgisiz yeni bir özne sunar.
Cevabı göster

Yürüyüşçülerin yaşadığı durumu ekler.

Around 100,000 women were kidnapped and forced to marry their captors. Notlar

4:37

Yaklaşık 100.000 kadın kaçırıldı ve kendilerini esir alanlarla evlenmeye zorlandı.

Kalıp ifadeler

Around 100,000 women: tahminî sayıyı belirten around

Around 100,000 women ifadesinde around, yaklaşık anlamına gelir. Sayının hemen önünde yer alır ve 100.000'in kesin bir sayı değil, yuvarlanmış veya tahminî bir değer olduğunu gösterir. Around 100,000 women ifadesinin tamamı were kidnapped yükleminin öznesidir. Haberlerde ve tarih anlatılarında bu yapı, sayısal belirsizliği kabul ederken olayın büyüklüğünü aktarmayı sağlar.

Alıştırma

"Around 50 people attended the workshop" cümlesinde "Around" ne anlama gelir?

  1. Bir yerin çevresinde dairesel biçimde
  2. Hiçbir belirsizlik olmadan tam olarak
  3. Yaklaşık
Cevabı göster

Yaklaşık

Dilbilgisi

were kidnapped and forced to marry: ortak yardımcı fiilli eşgüdümlü edilgen yapı

were kidnapped and forced to marry ifadesinde be fiilinin tek bir biçimi olan were, iki eşgüdümlü edilgen yapı için kullanılır: were kidnapped ve were forced. Kadınlar her iki eyleme de maruz kalan taraftır; bu yüzden yapı, eylemi yapanlardan çok onların başına gelenlere odaklanır. be forced to + fiilin yalın hâli yapısında forced, gerçek bir seçim hakkı olmadan bir şeyi yapmaya mecbur bırakılmak anlamına gelir. Burada to marry zorla yaptırılan eylemdir; their captors ise onları kaçıran veya alıkoyan kişileri belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, işçilerin maruz kaldığı iki eylem için tek bir edilgen yardımcı fiili doğru kullanır?

  1. The workers threatened and were forced signing the document.
  2. The workers were threatened and forced to sign the document.
  3. The workers were threatened and forced them to sign the document.
Cevabı göster

The workers were threatened and forced to sign the document.

The problems created by partition went far beyond this immediate deadly aftermath. Öbek fiiller

4:41

Bölünmenin yarattığı sorunlar bu ani ve ölümcül sonuçların çok ötesine geçti.

Öbek fiiller

went far beyond: bir sınırı veya kapsamı büyük ölçüde aşmak

went far beyond + isim öbeği, belirtilen sınırın veya kapsamın büyük ölçüde aşılması anlamına gelir. Far, beyond sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla ifade yalnızca sorunların ilk sonuçlardan sonra da sürdüğünü değil, etkilerinin çok daha geniş olduğunu anlatır. Burada beyond soyut anlamdadır ve uzaydaki fiziksel bir hareketi betimlemez. Bu kalıp, önce görünür bir etkiyi sunup ardından tüm sonuçların, anlamın, maliyetin veya sorumluluğun daha geniş bir alana yayıldığını belirterek düşünceyi düzenleyebilir.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir: The impact went far beyond the first week?

  1. Etkiler ilk hafta içinde sona erdi.
  2. Etkiler, ilk haftada yaşananlardan çok daha geniş kapsamlıydı veya daha uzun sürdü.
  3. Etkiler, ilk hafta adlı bir yerin fiziksel olarak ötesine geçti.
Cevabı göster

Etkiler, ilk haftada yaşananlardan çok daha geniş kapsamlıydı veya daha uzun sürdü.

Many families who made temporary moves became permanently displaced, Notlar

4:46

Geçici olarak taşınan pek çok aile kalıcı olarak yerinden edildi,

Kalıp ifadeler

made temporary moves ... became permanently displaced: ilgi cümleciği ve ana sonuç

Many families who made temporary moves became permanently displaced cümlesinde who made temporary moves, families sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Cümlenin ana iskeleti Many families became permanently displaced biçimindedir. Bu nedenle became fiilinin öznesi moves değil, families sözcüğüdür. made temporary moves, daha önce gerçekleşen kısa süreli taşınmaları anlatır. become + displaced daha sonraki sonucu yeni bir durum olarak sunar; permanently ise bu sonucun devam ettiğini gösterir. Böylece yapı, daha önceki bir eylemi planlanmamış uzun vadeli bir sonuca bağlar. Burada displaced, evinden zorla uzaklaştırılmak demektir.

Alıştırma

Cümleyi doğru biçimde çözümleyen seçenek hangisidir?

  1. temporary moves, became fiilinin öznesidir ve kalıcı hâle gelen şey bu taşınmalardır.
  2. who made temporary moves ve became permanently displaced aynı ilgi cümleciği içindeki iki sıralı eylemdir.
  3. families, became fiilinin öznesidir; who made temporary moves bu aileleri niteler.
Cevabı göster

families, became fiilinin öznesidir; who made temporary moves bu aileleri niteler.

and borders continue to be disputed. Dilbilgisi

4:50

ve sınırlar üzerinde anlaşmazlıklar hala devam ediyor.

Anlatım akışı

temporary moves ... permanently displaced: geçici bir eylemden kalıcı bir sonuca

Bu yan cümle önceki ve sonraki durum arasında karşıtlık kurar. temporary, ailelerin taşınmasının o sırada kısa süreli görüldüğünü; permanently ise daha sonraki yerinden edilme durumunun kalıcı olduğunu anlatır. became, ilk durumdan ikinci duruma geçişi gösterir. Böylece tarih, beklenti ile sonuç arasındaki karşıtlık üzerinden düzenlenir: Geçici bir taşınma olarak başlayan şey kalıcı bir koşula dönüşmüştür. displaced, yalnızca başka bir yere taşınmak değil, kişinin evinden veya yaşadığı topluluktan zorla uzaklaştırılması demektir.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümle hangi değişimi öne çıkarıyor?

  1. Aileler kısa bir yolculuğun ardından evlerine döndü.
  2. Kısa süreli bir taşınma, kalıcı bir zorunlu yerinden edilme durumuna dönüştü.
  3. Aileler en başından kalıcı olarak taşınmayı planladı.
Cevabı göster

Kısa süreli bir taşınma, kalıcı bir zorunlu yerinden edilme durumuna dönüştü.

Dilbilgisi

continue to be disputed: sürmekte olan edilgen bir durum

continue to be + past participle, öznenin bir eylem, değerlendirme veya sürecin hedefi olduğu edilgen durumun sürmesini anlatır. borders continue to be disputed ifadesinde tartışan taraf borders değildir. Farklı gruplar veya hükûmetler bu sınırlar konusunda hâlâ anlaşamamaktadır. Aynı yapı, çözümlenmemiş başka edilgen durumları da anlatabilir.

Alıştırma

İddianın hâlâ tartışmalı olduğunu gösterecek edilgen yapı için gerekli fiili yazın: The claim continues to ____ disputed.

Cevabı göster

be

In 1971,

4:53

1971'de,

East Pakistan seceded and became the new country of Bangladesh. Kelime

4:54

Doğu Pakistan ayrıldı ve Bangladeş adıyla yeni bir ülke oldu.

Kelime

seceded and became: siyasi ayrılık ve ardından gelen yeni statü

Seceded, secede fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Secede, bir bölge veya siyasi birimin daha büyük bir ülkeden, federasyondan ya da birlikten ayrılması anlamına gelen resmî bir siyasi fiildir. Burada sıradan bir ayrılışı değil, Doğu Pakistan'ın Pakistan'dan kopmasını anlatır. Birbirine bağlanan seceded and became fiilleri iki ilişkili gelişmeyi sunar: önce ayrılma gerçekleşmiş, ardından yeni Bangladeş ülkesi kimliği kazanılmıştır. Başka bağlamlarda secede genellikle secede from + siyasi yapı biçiminde kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede secede doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The student seceded from the classroom after lunch.
  2. The province voted to secede from the federation.
  3. The manager seceded from her job on Friday.
Cevabı göster

The province voted to secede from the federation.

Meanwhile,

4:59

Bu arada,

the Hindu ruler of Kashmir decided to join India, Kültür

4:59

Keşmir'in Hindu yöneticisi Hindistan'a katılmaya karar verdi,

a decision that was to be finalized by a public referendum of the majority Muslim population. Notlar

5:03

bu karar çoğunluğu Müslüman olan halkın yapacağı halk oylamasıyla kesinleşecekti.

Kültür

Keşmir’in Hindu hükümdarı Hindistan’a katılmaya karar verdi

Vurgulanan bölüm, siyasi katılım kararını kimin verdiğini belirtir: Keşmir’in Hindu hükümdarı, Keşmir’in Hindistan’ın bir parçası olmasını seçmiştir. Buradaki join India, siyasi olarak bağlanmak anlamındadır; seyahat etmek veya bir kişinin sıradan bir kuruluşa katılması anlamına gelmez. Hükümdarın Hindu olması önemlidir çünkü Keşmir nüfusunun çoğu Müslümandı. Bu karşıtlık, cümlenin devamında neden halk oylamasından söz edildiğini açıklar; ancak daha sonraki sonucu tek başına bildirmez.

Alıştırma

Bu tarihsel cümlede the ruler decided to join India ne anlama gelir?

  1. Hükümdar, ziyaret amacıyla Hindistan’a gitmeye karar verdi.
  2. Hükümdar, Hindistan’daki özel bir kuruluşa katıldı.
  3. Hükümdar, Keşmir’in siyasi olarak Hindistan’ın bir parçası olmasına karar verdi.
Cevabı göster

Hükümdar, Keşmir’in siyasi olarak Hindistan’ın bir parçası olmasına karar verdi.

Dilbilgisi

was to be finalized by a public referendum: referandumla kesinleştirilmesi planlanan

That ile başlayan ilgi cümleciğinde was to be + geçmiş zaman ortacı yapısı kullanılır. Was to, geçmişteki bir noktadan bakıldığında var olan planı veya düzenlemeyi belirtir; be finalized ise edilgen yapıdadır. By öbeği, kararı kesinleştirecek prosedürün halk oylaması olduğunu gösterir. Bu yapı, kesinleştirme sürecinin devam ettiğini veya tamamlandığını söylemez. Yalnızca bunun beklendiğini ya da planlandığını belirtir; gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini sonraki bağlam göstermelidir.

Alıştırma

Geçmişte planlanmış edilgen bir eylemi göstermek için was to be + finalize fiilinin uygun biçimini kullanın: The border agreement ____ after the referendum.

Cevabı göster

was to be finalized

Kültür

çoğunluğu Müslüman olan nüfusun katılacağı halka açık bir referandum yoluyla

Bu parçada by, siyasi bir kararın alınması için önerilen yöntemi belirtir: a public referendum, yani oy kullanma hakkına sahip halkın önemli bir kamusal mesele hakkında doğrudan oy vermesi. Referendum yalnızca bir kamuoyu araştırması değildir ve normalde temsilcilerin seçildiği bir election anlamına gelmez. the majority Muslim population, nüfusun çoğunun Müslüman olduğu anlamına gelir. Buradaki of, referandumu bu meseleye oylarıyla karar vermesi öngörülen nüfusla ilişkilendirir. İfade, böyle bir oylamanın neden önemli olduğunu anlamak için gereken demografik arka planı verir.

Alıştırma

Hangi durum en doğru biçimde referendum olarak tanımlanır?

  1. Adaylar arasında oylama yapılmadan yayımlanan bir televizyon tartışması
  2. İnsanların hangi politikayı beğendiğini soran bir kamuoyu araştırması
  3. Yeni bir anayasanın kabul edilip edilmemesine ilişkin ülke çapında halk oylaması
Cevabı göster

Yeni bir anayasanın kabul edilip edilmemesine ilişkin ülke çapında halk oylaması

That referendum still hasn't happened as of 2020, Kalıp ifadeler

5:09

Söz konusu referandum 2020 itibarıyla hala gerçekleşmedi,

Kalıp ifadeler

2020 itibarıyla hâlâ gerçekleşmemişti

as of 2020, 2020 yılını referans noktası veya bilginin son geçerli olduğu zaman olarak belirler; ifade edilen durum o noktaya kadar geçerlidir. Sebep belirtmez ve referandumun 2020 yılında yapıldığını söylemez. still hasn't happened, beklenen bir olayın geçmişten bu referans noktasına kadar gerçekleşmediğini present perfect ile gösterir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp, durum açıklaması + as of + zaman şeklindedir.

Alıştırma

Salı gününü bilginin referans noktası olarak kullanan ifadeyle güncellemeyi tamamlayın: ____ Tuesday, the team still has not received approval.

Cevabı göster

As of

and India and Pakistan have been warring over Kashmir since 1947. Kalıp ifadeler

5:12

ve Hindistan ile Pakistan 1947'den beri Keşmir yüzünden savaşıyor.

Kalıp ifadeler

have been warring over ... since ...: geçmişten beri süren bir çatışma

Present perfect continuous yapıdaki have been warring, çatışmanın geçmişte başladığını ve anlatının şimdiki zamanına kadar sürdüğünü ya da tekrar tekrar yaşandığını gösterir. Since 1947 başlangıç noktasını belirtir; çatışmaların her gün aralıksız sürdüğü anlamına gelmez. war over something ifadesinde over, uğruna mücadele edilen konuyu veya bölgeyi tanıtır. Burada over Kashmir, Keşmir ya da Keşmir'in kontrolü konusunda çatışmak anlamındadır; fiziksel olarak Keşmir'in üzerinde bulunmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle anlaşmazlığın geçen yaz başladığını ve şimdi de devam ettiğini anlatır?

  1. The neighbors have been arguing over the property line since last summer.
  2. The neighbors will argue over the property line next summer.
  3. The neighbors argued over the property line last summer.
Cevabı göster

The neighbors have been arguing over the property line since last summer.

More than 70 years later, Anlatım akışı

5:17

70 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen,

the legacies of the partition remain clear in the subcontinent, Kalıp ifadeler

5:19

bölünmenin mirasları alt kıtada hala belirgin,

Kalıp ifadeler

the legacies of the partition remain clear: bölünmenin kalıcı etkileri hâlâ belirgindir

Burada the legacies of the partition, bölünmenin geride bıraktığı kalıcı etkiler anlamına gelir. Legacy, yalnızca vasiyet yoluyla aktarılan mal değil, devam eden bir etkiyi anlatan soyut bir isimdir. remain clear ifadesindeki clear, saydam değil, görülmesi veya fark edilmesi kolay demektir. the legacy of X remains clear in Y ve the legacies of X remain clear in Y kalıpları, geçmişteki bir olayın etkisinin bir yerde, sistemde veya durumda hâlâ görülebildiğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede the legacies of the partition remain clear ne anlama gelir?

  1. Bölünmenin kalıcı etkileri hâlâ kolayca fark edilebiliyor.
  2. Bölünmeye ait yasal belgeler hâlâ saydamdır.
  3. Bölünmeden sonra miras kalan mallara hâlâ ulaşılabilir.
Cevabı göster

Bölünmenin kalıcı etkileri hâlâ kolayca fark edilebiliyor.

in its new political formations,

5:23

yeni siyasi oluşumlarında

and in the memories of divided families.

5:25

ve bölünmüş ailelerin anılarında.

Anlatım akışı

More than 70 years later ... remain clear: geçmişteki bir olayı günümüzdeki etkilerine bağlamak

More than 70 years later önce zaman çizgisini bölünmeden çok sonraki bir döneme taşır. Ardından ana cümle the legacies of the partition remain clear, olayın kalıcı etkilerinin hâlâ görülebildiğini belirtir. Buradaki legacies, bir mirasçıya bırakılan mal değil, uzun süre devam eden sonuçlar demektir. Birbirine paralel üç in ifadesi bu etkilerin nerelerde görüldüğünü gösterir: alt kıta genelinde, siyasi yapılarda ve aile anılarında. Bu zaman işareti + bugünkü sonuç + paralel kanıt düzeni, geçmişteki bir olayı günümüzdeki etkilerine bağlayarak tarihî bir açıklamayı sonuçlandırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümlenin bilgiyi düzenleme açısından temel işlevi nedir?

  1. Tarihî olaydan günümüzdeki etkilerine geçer ve bu etkilerin nerelerde görüldüğünü sıralar.
  2. Yeni bir olay tanıtır ve ardından aşamalarını kronolojik sırayla verir.
  3. Önerilen üç çözümü karşılaştırır ve en iyisini seçer.
Cevabı göster

Tarihî olaydan günümüzdeki etkilerine geçer ve bu etkilerin nerelerde görüldüğünü sıralar.

When we read over accounts of the past, Kalıp ifadeler

5:29

Geçmişe ait anlatıları okuduğumuzda,

the perspectives of young people have often been left out. Öbek fiiller

5:32

gençlerin bakış açıları genellikle dışarıda bırakılıyor.

Kalıp ifadeler

read over accounts of the past: geçmişe ilişkin anlatıları gözden geçirmek

Read over, bir metni genellikle gözden geçirmek veya kontrol etmek amacıyla dikkatlice baştan sona okumak demektir. Over, bu öbek fiilin bir parçasıdır; bir şeyin üstündeki bir konumdan okumayı anlatmaz. Buradaki account, bir banka hesabı değil, olayların anlatımı veya kaydıdır. Bu nedenle read over accounts of the past, geçmiş dönemlere ilişkin anlatıları veya kayıtları okuyup gözden geçirmek demektir.

Alıştırma

Hangi cümlede read over ve account örnekteki anlamlarıyla kullanılmıştır?

  1. Before the discussion, Maya read over two accounts of the protest.
  2. Maya opened two bank accounts before the discussion.
  3. Maya read the sign from a place above it.
Cevabı göster

Before the discussion, Maya read over two accounts of the protest.

Öbek fiiller

have often been left out: tekrarlanan dışarıda bırakılma

Leave out, bir şeyi atlamak veya dahil etmemek anlamına gelir. Edilgen have often been left out ifadesinde özne olan the perspectives of young people, anlatılara veya tartışmalara dahil edilmeyen unsurdur. Edilgen present perfect yapısı have been left out, geçmişteki dışarıda bırakılmayı bugünkü durumla ilişkilendirir; often ise bunun yalnızca bir kez değil, tekrar tekrar yaşandığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi leave out ifadesinin doğru edilgen biçimiyle tamamlayın: Several key perspectives were ____ of the final report.

Cevabı göster

left out

But it is vital that these experiences are shared and amplified. Notlar

5:35

Ancak bu deneyimlerin paylaşılması ve daha geniş kitlelere duyurulması hayati önem taşıyor.

Ton ve niyet

It is vital that ... are shared and amplified: güçlü ve resmî bir çağrı

It is vital that... güçlü ve resmî bir değerlendirme bildirir: that yan cümlesindeki eylem yalnızca yararlı değil, gereklidir. Burada ifade, bu deneyimlerin kamuoyunun dikkatini çekmesi için yapılan bir çağrıya dönüşür. Are shared and amplified, iki edilgen yapının eş görevli olarak bağlandığı bir ifadedir. Shared, deneyimlerin başkalarına aktarılması demektir; amplified ise mecazidir: fiziksel sesin yükseltilmesini değil, deneyimlerin erişiminin, görünürlüğünün veya etkisinin artırılmasını anlatır.

Alıştırma

Hangi yeniden ifade, vurgulanan cümlenin anlamını ve gücünü en iyi korur?

  1. Birisi ilginç bulursa bu deneyimler paylaşılabilir.
  2. Bu deneyimlerin acilen paylaşılması ve daha geniş kitlelere ulaştırılması gerekir.
  3. Bu deneyimler daha yüksek sesli ses ekipmanlarında oynatılmalıdır.
Cevabı göster

Bu deneyimlerin acilen paylaşılması ve daha geniş kitlelere ulaştırılması gerekir.

Kalıp ifadeler

are shared and amplified: paralel edilgen ifade

Are shared and amplified ifadesinde, are yardımcı fiilini ortak kullanan iki paralel geçmiş zaman sıfat-fiili vardır. Experiences öznesi her iki eyleme de maruz kalır: deneyimler paylaşılır ve erişimleri ya da gördükleri ilgi artırılır. Buradaki amplified mecazidir. Yalnızca fiziksel bir sesin seviyesini yükseltmek değil, deneyimlerin görünürlüğünü, erişimini veya etkisini artırmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “yayılmak ve daha fazla ilgi görmek” anlamındaki hedef paralel edilgen ifadeyle tamamlayın: Local voices need to be ____.

Cevabı göster

shared and amplified

Educators, Anlatım akışı

5:40

Eğitimciler,

help your students tell their own stories at ed.ted.com/studenttalks.

5:41

öğrencilerinizin ed.ted.com/studenttalks adresinde kendi hikayelerini anlatmalarına yardımcı olun.

Anlatım akışı

Educators, help your students ...: doğrudan eylem çağrısı

Cümle, bir konuyu açıklamaktan izleyiciden harekete geçmesini istemeye geçer. Educators doğrudan hitaptır; virgül seslenilen grubu gösterir, help ise bu gruba bir sonraki adımı veren emir cümlesini başlatır. at ed.ted.com/studenttalks ifadesi eğitimcileri TED-Ed'in Student Talks programına yönlendirerek eyleme geçme yolunu gösterir. Bu hedef kitle adı + emir + varış noktası kalıbı, ana tarih anlatısında değil, kapanıştaki eylem çağrılarında yaygındır.

Alıştırma

“Educators, help your students tell their own stories at ed.ted.com/studenttalks.” cümlesinin temel söylem işlevi nedir?

  1. Eğitimcilerin genellikle ne yaptığını bildirir.
  2. Tarihsel bir zaman çizelgesine başka bir olay ekler.
  3. Eğitimcilere doğrudan seslenir ve onlara bir sonraki adımı verir.
Cevabı göster

Eğitimcilere doğrudan seslenir ve onlara bir sonraki adımı verir.