Sayı korkusu - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
864 kelime 161 kel/dk

Video özeti: Sam ve Neil, okulda yaşanan kötü bir deneyimin matematik korkusunu neden uzun süre yaşatabildiğini, etkileyici görünen istatistiklerin onları sorgulamaya çekinen insanları nasıl yanıltabildiğini ve uygun öğretim sayesinde herkesin günlük yaşamda gerekli temel sayısal becerileri geliştirebileceğini inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. in our heads — Deyimler ve mecazlı ifadeler. Bu ifadenin bir korku ya da sınırlamanın kanıtlanmış bir yetenek eksikliğinden değil, algımızdan ve düşüncelerimizden kaynaklanabileceğini anlattığını kavrayacaksınız. Kaygıdan, zihinde büyütülen sorunlardan ve kişiyi geride tutan inançlardan söz ederken kullanabilirsiniz. 2. are primed not to question — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi. primed sözcüğünün önceki etkilerin, eğitimin veya beklentilerin insanları belirli bir tepkiye hazırlamasını anlattığını fark edeceksiniz. Böylece reklamların, siyasetin ve medyanın insanları sayıları eleştirel biçimde incelemeden kabul etmeye nasıl yönelttiğini açıklayabilirsiniz. 3. have the potential to be — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler. Bir kişinin yeteneği henüz açıkça görülmese bile gelecekte belirli bir role veya duruma ulaşabilecek kapasitede olduğunu söylemek için bu doğal yapıyı kullanabileceksiniz. Eğitim, kişisel gelişim ve kariyer olanakları hakkında konuşurken yararlıdır.

Bu derste

6 Minute English from BBCLearningEnglish.com.

0:01

BBCLearningEnglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Sam.

0:11

Ben Sam.

And I'm Neil.

0:12

Ben de Neil.

Neil, would you describe yourself as a numbers person? Kelime

0:13

Neil, kendini sayılarla arası iyi biri olarak tanımlar mısın?

Kelime

a numbers person: sayılar ve verilerle arası iyi olan biri

A numbers person, sayıları, sayısal değerleri veya verileri anlama ve bunlarla çalışma konusunda rahat olan kişidir. Bu soruda ifade, bir kişiyi tipik bir güçlü yönüne göre tanımlar; sayılardan yapılmış biri anlamına gelmez. Burada numbers, yetenek alanını belirtmek için person sözcüğünden önce gelir. a people person gibi benzer tanımlar da vardır, ancak herhangi bir çoğul ismi person önüne getirerek doğal bir ifade oluşturamazsınız.

Alıştırma

Bu cümlede a numbers person ne anlama geliyor?

  1. Yazılı sayılardan yapılmış biri
  2. Gördüğü her nesneyi sayan biri
  3. Sayılar ve verilerle rahat çalışan biri
Cevabı göster

Sayılar ve verilerle rahat çalışan biri

If you mean, am I someone who understands numbers and is good at using them and interpreting data, Notlar

0:17

Sayıları anlayan, onları kullanma ve verileri yorumlama konusunda iyi biri olup olmadığımı kastediyorsan,

Kalıp ifadeler

interpreting data: sayıların ne gösterdiğini anlamak

interpreting data ifadesinde interpret, bilgiyi inceleyip ne gösterdiğini anlamak demektir. Yalnızca sayılara bakmayı değil, örüntüleri, farklılıkları veya sonuçları anlamayı da içerir. Burada good at hem using them hem de interpreting data yapılarını kapsar. Bu bağlamda interpret, iki dil arasında sözlü çeviri yapmak anlamına gelmez.

Alıştırma

"The class is interpreting data from a survey," cümlesinde sınıf ne yapıyor?

  1. Sayıları açıklamadan yüksek sesle okumak
  2. Bir konuşmayı iki dil arasında çevirmek
  3. Anket sonuçlarının ne gösterdiğini anlamak
Cevabı göster

Anket sonuçlarının ne gösterdiğini anlamak

then no.

0:23

o zaman hayır.

Ton ve niyet

If you mean ... then no: cevap vermeden önce netleştirmek

If you mean ... then no, önce açıklık getirip sonra cevap vermeye yarayan bir kalıptır. If you mean, konuşanın kontrol etmek istediği yorumu sunar; then no ise yalnızca bu yorum geçerliyse olumsuz cevap verir. Buradaki then, “o durumda” veya “sorduğun buysa” anlamına gelir. Hayır cevabının zaman olarak daha sonra gerçekleştiğini göstermez.

Alıştırma

If you mean ... then no hedef kalıbını kullanarak cevabı tamamlayın: ____ whether I can fix the printer, ____.

Cevabı göster

If you mean · then no

Okay, so maybe you're like me.

0:24

Pekâlâ, o zaman belki de benim gibisin.

You weren't good at maths at school? Kalıp ifadeler

0:26

Okulda matematikte iyi değil miydin?

Kalıp ifadeler

good at maths: be good at ile beceri ifade etmek

Be good at + bir isim veya -ing biçimi, bir ders ya da etkinlikte becerikli olmak anlamına gelir. good at maths ifadesinde maths dersin adıdır. at edatı, be good at ifadesinin bir parçasıdır. Soru, kişinin okul yıllarındaki becerisini sorduğu için geçmiş zaman biçimi weren't kullanılır.

Alıştırma

good ve doğru edatı kullanarak tamamlayın: Leo is ____ maths.

Cevabı göster

good at

No, I wasn't.

0:28

Hayır, değildim.

Algebra, geometry, times tables, Kelime

0:29

Cebir, geometri, çarpım tablosu,

Kelime

times tables: Temel çarpım tabloları

Britanya İngilizcesinde times tables, öğrencilerin ezberlediği temel çarpma işlemleri dizilerini ifade eder. Örneğin “six times four is twenty-four”, ‘altı çarpı dört yirmi dört eder’ demektir. Bu listede ifade, algebra ve geometry ile birlikte bir okul matematiği konusunu adlandırır. Burada times, “ile çarpılmış” anlamındadır. ‘Kaç kez’, tarihsel dönemler veya ders programı anlamına gelmez.

Alıştırma

Okul matematiğiyle ilgili bir konuşmada times tables ne anlama gelir?

  1. Temel çarpma işlemleri listeleri
  2. Bir şeyin kaç kez olduğuna ilişkin sayımlar
  3. Ders saatlerini gösteren programlar
Cevabı göster

Temel çarpma işlemleri listeleri

it was all very confusing.

0:32

hepsi çok kafa karıştırıcıydı.

Yeah, we're not alone, Neil. Ton ve niyet

0:34

Evet, yalnız değiliz Neil.

Ton ve niyet

we're not alone: Ortak bir deneyimi göstermek

Burada we're not alone, başka insanların da aynı zorluğu yaşadığı anlamına gelir. Ana fikir, fiziksel olarak yakında başka birinin bulunup bulunmaması değildir. Konuşan kişi we're kullanarak hem kendisini hem de karşısındaki kişiyi deneyime dahil eder ve dayanışma gösterir. Böylece sorun daha az yalnız hissettirir. not alone in + isim veya -ing biçimi, başkalarıyla paylaşılan deneyimi açıkça belirtmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Yargılayın: Bir arkadaşınız “I feel embarrassed because I got a low score on the quiz.” diyor. “You're not alone; lots of people find this topic hard,” diye cevap vermek onu rahatlatmanın doğal bir yoludur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

But the fear of numbers might just be in our heads Deyimler

0:36

Fakat sayılara olan korkumuz sadece kafamızın içinde olabilir

and we might have enough number knowledge to get by with. Öbek fiiller

0:39

ve idare edecek kadar sayı bilgisine sahip olabiliriz.

Deyimler

in our heads: düşüncelerimizin şekillendirdiği bir korku

Bu cümlede in our heads, korkunun gerçek bir sayı bilgisi eksikliğinden değil, daha çok düşüncelerimizden, duygularımızdan veya beklentilerimizden kaynaklanabileceğini anlatır. Başın içinde bulunan fiziksel bir konumdan söz etmez. Might just sözleri bunu kesin bir iddia olarak değil, dikkatli bir olasılık olarak sunar. Korkunun tamamen gerçek dışı olduğu söylenmez. Bu yapı, konuşanın bir korku veya sınırın gerçeklerle uyuşup uyuşmadığını sorguladığını anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

"The fear might just be in our heads," cümlesinde in our heads neyi anlatır?

  1. Korku fiziksel olarak başımızın içinde bulunmaktadır.
  2. Korku kesinlikle gerçek dışıdır ve görmezden gelinmelidir.
  3. Korku, gerçek yeteneğimizden çok düşüncelerimiz tarafından şekilleniyor olabilir.
Cevabı göster

Korku, gerçek yeteneğimizden çok düşüncelerimiz tarafından şekilleniyor olabilir.

Öbek fiiller

get by with: sınırlı bir kaynakla idare etmek

Get by with something, bir kaynak sınırlı veya ideal olmasa da onu kullanarak idare etmek demektir. Burada enough number knowledge, günlük ihtiyaçlar için yeterli olabilecek kaynaktır. Enough number knowledge to get by with ifadesinde with sözcüğünün nesnesi ifadenin daha önceki kısmında yer aldığı için with doğal olarak sonda kalır. Anlam, özellikle iyi olmak değil, başa çıkabilmektir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz, “sınırlı bir kaynağı kullanarak idare etmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Our budget is small, but we can ____ it for one month.

Cevabı göster

get by with

That's what we'll be exploring in this program Anlatım akışı

0:43

Bu programda tam da bunu inceleyeceğiz

Anlatım akışı

That's what we'll be exploring: sıradaki konuyu önceden tanıtmak

“That” az önce sözü edilen konuyu gösterir; “what we'll be exploring” ise bu konuyu sıradaki tartışmanın odağı olarak tanıtır. Cümle farklı bir konu başlatmaz. Bu cümle bir yön işareti gibi çalışır: girişi bitirir ve dinleyicilere programın sırada neyi inceleyeceğini söyler. “That's what we'll be exploring in...” kalıbı ders, sunum, podcast veya rapor gibi ortamlarda konuyu önceden tanıtmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu örnekte “That's what we'll be exploring” ne işe yarıyor? “We have seen that bees use movement to share information. That's what we'll be exploring in today's lesson.”

  1. Önceki konuyla tamamen ilgisiz bir konu başlatır.
  2. Önceki düşünceyi sırada tartışılacak konuya bağlar.
  3. Tartışmanın çoktan bittiğini bildirir.
Cevabı göster

Önceki düşünceyi sırada tartışılacak konuya bağlar.

while looking at some relevant vocabulary.

0:45

ve bir yandan da konuyla ilgili bazı kelimelere bakacağız.

But, sorry, Neil, I'm going to start with a maths question.

0:48

Fakat kusura bakma Neil, bir matematik sorusuyla başlayacağım.

It's thought the largest number in the world is called a googol. Notlar

0:52

Dünyadaki en büyük sayının googol olduğu düşünülüyor.

Dilbilgisi

It's thought: kaynağı belirtmeden bir inanışı sunmak

“It's thought...”, “It is thought...” ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Bu, kişisiz bir edilgen yapıdır: “it” yalnızca dil bilgisel bir yer tutucudur; düşünebilen bir kişi veya nesneye gönderme yapmaz. Yapı, bu görüşü kimin taşıdığını belirtmeden bir inanışı sunar; böylece vurgu sonraki iddiada kalır. Ardından “that” ve bir yan cümle gelebilir; altyazıda “that” kullanılmamıştır.

Alıştırma

Cümleyi think fiilinin kısaltılmış kişisiz edilgen biçimiyle tamamlayın: ____ that the missing ship sank during a storm.

Cevabı göster

It's thought

Kültür

a googol: 10 üzeri 100

Bir googol belirli bir sonlu sayıdır: 10 üzeri 100, yani arkasından 100 sıfır gelen 1. Cümle bunu dünyadaki en büyük sayı olarak adlandırıyor, ancak her sayıya bir eklenebildiği için matematikte en büyük sayı yoktur. Burada a googol, çok büyük belirli bir sayının adıdır; çok büyük olan her şeyi anlatan genel bir sözcük değildir.

Alıştırma

Matematikte a googol ne anlama gelir?

  1. Yüz ile onun çarpımı.
  2. On üzeri yüz.
  3. Var olabilecek en büyük sayı.
Cevabı göster

On üzeri yüz.

It's written with a 1

0:56

1 yazılarak başlıyor

and how many zeros?

0:58

ve kaç tane sıfır içeriyor?

Is it A, a 100 zeros,

1:01

A, 100 sıfır,

B, a 1,000 zeros,

1:04

B, 1.000 sıfır,

or C, 10,000 zeros?

1:06

yoksa C, 10.000 sıfır mı?

I'll guess 10,000 zeros.

1:09

Ben 10.000 sıfır diye tahmin edeceğim.

Okay, I'll reveal the answer later on. Kalıp ifadeler

1:12

Tamam, cevabı daha sonra açıklayacağım.

Kalıp ifadeler

reveal the answer later on: cevabı daha sonra açıklamak

reveal the answer ifadesinde reveal, daha önce saklı tutulan bir cevabı açıklamak demektir. Later on, çoğu zaman aynı programın, konuşmanın, dersin veya etkinliğin ilerleyen bir anını belirtir; kesin bir zaman vermez. İfade bir bütün olarak dinleyiciye cevabın şimdilik saklandığını ancak daha sonra açıklanacağını söyler. Bu, merak ve beklenti oluşturabilir.

Alıştırma

Daha önce saklı tutulan bir cevabı açıklamak anlamına gelen fiille hedef ifadeyi tamamlayın: The quiz host will ____ the answer later on.

Cevabı göster

reveal

But let's talk more about the fear of numbers now. Anlatım akışı

1:14

Ama şimdi sayılara karşı duyulan korku hakkında daha fazla konuşalım.

Anlatım akışı

let's talk more about: tartışmayı ileri taşımak

Let's talk more about + konu bir geçiş ifadesidir. Herkesi konuşmayı sürdürmeye ve konuyu daha ayrıntılı ele almaya davet eder. Bu cümlede dikkati yeniden sayı korkusuna yöneltir ve bunu sıradaki konu olarak gösterir. More, konuşmanın miktarının veya derinliğinin artacağını belirtir; about ise konuyu tanıtır. Konu, bir isim grubu veya why this answer works gibi bir wh-cümleciği olabilir.

Alıştırma

Konuşmacı let's talk more about the fear of numbers now diyerek ne yapıyor?

  1. O konu hakkında daha ayrıntılı bir tartışmaya geçer
  2. Başka birinden sessiz kalmasını ister
  3. Konuyu hemen bitirir
Cevabı göster

O konu hakkında daha ayrıntılı bir tartışmaya geçer

Of course, numbers are important in our lives,

1:18

Elbette hayatımızda sayılar önemlidir,

but one bad experience at school can put us off them for life. Notlar

1:20

ama okulda yaşanan kötü bir deneyim bizi onlardan ömür boyu soğutabilir.

Öbek fiiller

put us off them: soğumaya veya ilgi kaybına yol açmak

Burada put us off them, put + kişi + off + şey yapısını izler. Bir şeyin, kişinin başka bir şeyi sevmemesine, ona ilgisini kaybetmesine veya ondan kaçınmasına yol açtığını anlatır. Us etkilenen kişileri, them sayıları gösterir; for life ise etkinin ömür boyu sürebileceğini belirtir. Bu anlam, “ertelemek” anlamından farklıdır. İki nesne anlamı ayırt etmeye yardım eder: kişi off sözcüğünden önce, kişinin sevmemeye başladığı şey ise off sözcüğünden sonra gelir.

Alıştırma

Durumu okuyun: After one awful lesson, Leo stopped enjoying chess. Sonraki cümleyi put someone off something yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: One awful lesson ____ chess for years.

Cevabı göster

put Leo off

Kalıp ifadeler

for life: hayatın geri kalanı boyunca

Bu cümlede for life, “hayatımızın geri kalanı boyunca” veya “kalıcı olarak” anlamına gelen bir süre ifadesidir. Okuldaki tek bir kötü deneyimin sayılar hakkındaki duygularımızı çok uzun süre etkileyebileceğini anlatır. Burada for süre belirtir. İfade, “hayatı kurtarmak veya sürdürmek amacıyla” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “hayatlarının geri kalanı boyunca” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: After growing up together, they remained close friends ____.

Cevabı göster

for life

Put off means make someone dislike something.

1:25

Put off, birini bir şeyden soğutmak, tiksindirmek anlamına gelir.

What put me off maths was it was not only complicated but very theoretical, Dilbilgisi

1:29

Beni matematikten soğutan şey, sadece karmaşık olması değil, aynı zamanda çok teorik olmasıydı,

not very practical,

1:34

çok pratik değildi,

Dilbilgisi

What put me off maths was ...: nedeni vurgulamak

What put me off maths, “matematiği sevmememe veya matematiğe ilgimi kaybetmeme neden olan şey” anlamına gelen bir what yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı was fiilinin öznesidir; what burada soru sormaz. What put me off X was Y kalıbı nedeni vurgular. was sonrasındaki sözcükler, olumsuz tepkiye yol açan özelliği veya durumu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef what yan cümlesiyle tamamlayın: ____ the course was the lack of practical work.

Cevabı göster

What put me off

Dilbilgisi

not only complicated but very theoretical: ikinci bir nitelik ekleme

not only complicated but very theoretical ifadesinde not only ... but ... yapısı, ikisi de doğru olan complicated ve very theoretical nitelemelerini birbirine bağlar. İkinci bölüm, çoğu zaman daha fazla vurgulanan başka bir noktayı ekler. Buradaki but, eşleşen yapının bir parçasıdır; bu nedenle complicated ifadesini geçersiz kılmaz veya onunla çelişmez.

Alıştırma

not only ... but ... yapısını tamamlayın: The backpack is ____ light ____ strong.

Cevabı göster

not only · but

useful for real life situations.

1:35

gerçek hayat durumları için faydalı değildi.

And the problem now is, it's easy to be fooled by fancy figures that we get told about. Notlar

1:37

Ve şimdiki sorun şu ki, bize söylenen süslü rakamlara aldanmak çok kolay.

Anlatım akışı

the problem now is: sıradaki sorunu çerçeveleme

The problem now is, konuşmacının tartışmanın bir sonraki bölümündeki temel sorunu belirtmek üzere olduğunu gösterir. Dinleyicileri önceki konudan odaklanmaları gereken yeni bir soruna yönlendirerek bilgiyi düzenler. Buradaki now, “tartışmanın bu noktasında” veya “mevcut durumda” anlamına gelir; mutlaka tam şu anı belirtmez.

Alıştırma

Bu örnekte the problem now is ifadesinin temel işlevi nedir? The plan worked last year. The problem now is that costs have doubled.

  1. Tartışmanın bundan sonra odaklanacağı sorunu tanıtır.
  2. Konuşmacının geçen yıl olanları unuttuğunu söyler.
  3. Sorunun zaten çözüldüğünü gösterir.
Cevabı göster

Tartışmanın bundan sonra odaklanacağı sorunu tanıtır.

Dilbilgisi

it's easy to be fooled by: edilgen mastar yapısı

Burada it's, it is ifadesinin kısaltmasıdır. Kalıp it is + easy + to be + geçmiş zaman ortacı biçimindedir. To be fooled edilgen bir mastardır; açıkça söylenmeyen kişi kandırma eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalandır. By ile başlayan bölüm, birini yanıltabilecek kaynağı belirtir. Kalıbın tamamı, insanların bu kaynak yüzünden yanlış bir izlenime kolayca inanabileceğine dair genel bir uyarı verir.

Alıştırma

Cümleyi fool sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: When an ad looks scientific, it's easy to be ____ by the numbers.

Cevabı göster

fooled

Kelime

fancy figures: etkileyici görünen sayılar

Bu bağlamda figures, sayısal bilgiler veya istatistikler anlamına gelir. Fancy ise sayıların özenle sunulmuş, karmaşık veya etkileyici göründüğünü anlatır. Bu uyarıda ifade kuşkucu bir ton taşır: sayılar açık veya güvenilir olmadan da otoriter görünebilir. Her sayının yanlış olduğunu iddia etmez; yalnızca sunuma bakarak güvenmemek gerektiğini belirtir.

Alıştırma

Burada fancy figures büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Pahalı kıyafetler giyen insanların resimleri.
  2. Dikkatlice doğrulanmış basit sayılar.
  3. Etkileyici görünmesi için sunulmuş, ancak mutlaka güvenilir olmayan sayılar.
Cevabı göster

Etkileyici görünmesi için sunulmuş, ancak mutlaka güvenilir olmayan sayılar.

This is something the Why Factor program on BBC World Service has been exploring. Dilbilgisi

1:43

Bu konu, BBC World Service'teki The Why Factor programının da araştırdığı bir konu.

Dilbilgisi

has been exploring: bugüne kadar devam eden bir faaliyet

Has been exploring, has been + fiil-ing biçimindeki present perfect continuous yapısını kullanır. Araştırmanın daha önce başladığını ve bugüne kadar bir süre devam ettiğini gösterir. Odak, bitmiş tek bir geçmiş eylemde değil, devam eden faaliyettedir. Bu yapı yakın zamandır süren işler, araştırmalar veya projeler için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle araştırmayı daha önce başlamış ve hâlâ devam eden bir faaliyet olarak sunar?

  1. The team has been investigating the problem for several weeks.
  2. The team investigated the problem yesterday.
  3. The team will investigate the problem next month.
Cevabı göster

The team has been investigating the problem for several weeks.

They spoke to Charles Seife, who's an author and professor at New York University, Dilbilgisi

1:48

New York Üniversitesi'nde yazar ve profesör olan Charles Seife ile konuşmuşlar,

Dilbilgisi

who's an author and professor: kimlik hakkında ek bilgi verme

Who's, who is ifadesinin kısaltmasıdır. Burada Charles Seife'ın adından sonra görevlerini ekleyen, tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğini başlatır. Charles Seife adıyla zaten açıkça belirlenmiştir; bu nedenle cümlecik hangi kişinin kastedildiğini söylemez. Virgüller ek bilgiyi ayırır; konuşmada kısa bir duraklama da çoğu zaman aynı görevi görür. Kısa bir arka plan bilgisi eklemek için ad, who's + görev, ... kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümlede who's, adıyla zaten belirlenmiş bir kişi hakkında ek bilgi vermek için kullanılmıştır?

  1. Who's the marine biologist we spoke to?
  2. We spoke to Elena, who's a marine biologist.
  3. We spoke to the scientist who's a marine biologist.
Cevabı göster

We spoke to Elena, who's a marine biologist.

who explained why we're at the mercy of people who throw numbers at us. Deyimler

1:53

o da neden bize sayılar fırlatan insanların insafına kaldığımızı açıklamış.

Deyimler

at the mercy of: kontrol sahibi olmadan bir gücün insafına kalmak

Be at the mercy of someone or something, kişinin çok az kontrole sahip olması ya da hiç kontrol sahibi olmaması ve o kişinin veya gücün yaptıklarına bağımlı kalması demektir. Bu cümlede, bizi etkilemek için sayıları kullanan kişilere karşı savunmasız durumdayız. Mercy tek başına «merhamet» anlamına gelebilir; ancak at the mercy of deyiminin bütünü iyiliğe değil, güç ilişkisine ve kontrol eksikliğine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki «dışarıdaki bir gücü kontrol edememek» anlamına gelen deyimle tamamlayın: Because the boat had no engine, we were ____ the river current.

Cevabı göster

at the mercy of

Deyimler

throw numbers at someone: birini rakamlara boğmak

To throw numbers at someone, birine çok sayıda rakamı veya istatistiği hızlıca ve çoğu zaman yeterince açıklamadan vermeyi anlatan bir benzetmedir. Burada bazı kişiler halka bir sayı seli yönelterek iddiaların kontrol edilmesini veya yanıtlanmasını zorlaştırır. Throw, bilginin güçlü biçimde üstümüze geldiği hissini korur; fiziksel olarak hiçbir şey fırlatılmaz. İfade, konuşanın dinleyiciyi etkilemeye, kafasını karıştırmaya veya baskı altına almaya çalıştığını düşündürebilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki benzetmeli ifadeyle tamamlayın ve throw fiilini geçmiş zamana çevirin: In the briefing, the analyst ____, and nobody had time to check them.

Cevabı göster

threw numbers at us

Because we are primed not to question numbers, Kelime

1:59

Sayıları sorgulamamaya şartlandırıldığımız için,

Kelime

be primed not to question: önceden etkilenip sorgulamamaya yönelmek

are primed not to question ifadesinde be primed to do something, “önceden etkilenerek veya hazırlanarak belirli bir biçimde tepki vermeye yönelmek” demektir. Edilgen yapı, tepkisi şekillenen kişilere odaklanır; prime burada “başlıca” anlamında değildir ve asal sayıyı da ifade etmez. not sözcüğünün to question’dan önce gelmesi, şekillenen tepkinin sayıları sorgulamamak veya incelememek olduğunu gösterir. Bu, mutlaka doğrudan bir emir değil; önceki mesajların, alışkanlıkların veya beklentilerin oluşturduğu otomatik bir eğilimdir.

Alıştırma

Cümleyi “önceden etkilenerek sorgulamama eğiliminde olmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Readers may be ____ impressive statistics.

Cevabı göster

primed not to question

certain people have learned that numbers are perhaps the most powerful tools for deception. Kalıp ifadeler

2:02

bazı insanlar sayıların belki de aldatmaca için en güçlü araçlar olduğunu öğrenmiş durumda.

Kalıp ifadeler

powerful tools for deception: yanıltmanın etkili araçları

powerful tools for deception ifadesinde tools mecaz anlamda kullanılır. Yalnızca fiziksel nesneleri değil, bir amaca ulaşmak için kullanılabilen yöntemleri, kaynakları veya şeyleri ifade eder. for + isim yapısı amacı belirtir: deception, insanların yanlış bir şeye inanmasını bilerek sağlamak demektir. Bu nedenle sayılara tools for deception demek, onların insanları yanıltmak için etkili araçlar olarak kullanılabileceğini söyler; her sayısal hatanın kasıtlı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede powerful tools for deception ne anlama geliyor?

  1. İnsanları yanıltmak için kullanılan etkili yöntem veya kaynaklar
  2. Bir hesaplamadaki istemeden yapılmış hatalar
  3. Sayıları onarmak için kullanılan fiziksel cihazlar
Cevabı göster

İnsanları yanıltmak için kullanılan etkili yöntem veya kaynaklar

Advertisers, marketers, politicians,

2:08

Halkı sahte bir hitabet ile ikna etmeye çalışan

who try to convince the public through spurious oratory, Notlar

2:12

reklamcılar, pazarlamacılar, siyasetçiler,

Kalıp ifadeler

to convince the public: convince + doğrudan nesne

Burada to convince, try fiilinden sonra gelen mastardır. Convince the public, genel halkın bir mesaja inanmasını veya onu kabul etmesini sağlamak anlamına gelir. Convince geçişli bir fiildir; bu nedenle ikna edilen kişi veya grup fiilden hemen sonra gelir: convince someone. Bir that yan cümlesi inanılacak düşünceyi, to'lu mastar ise yapılması istenen eylemi gösterebilir: convince the public that the plan is safe; convince the public to vote.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The evidence is strong enough ____ that the bridge is safe.

Cevabı göster

to convince the public

Kelime

spurious oratory: güvenilmez hitabete yönelik resmî eleştiri

Spurious; sahte, gerçek olmayan veya sağlam bir temelden yoksun anlamına gelir. Yalnızca tuhaf demek değildir. Oratory ise resmî topluluk önünde konuşmayı veya halka açık konuşma yapma becerisi ve tarzını ifade eder. Birlikte spurious oratory, etkileyici gelebilen ancak yanlış ya da güvenilmez düşüncelere dayanan halka açık konuşmaları tanımlayan resmî ve eleştirel bir ifadedir. Eleştiri yalnızca konuşmacının sunumuna değil, mesajın doğruluğuna veya meşruluğuna yöneliktir.

Alıştırma

Spurious oratory burada büyük olasılıkla neyi tanımlar?

  1. İçeriği doğru ancak sesi kısık bir halka açık konuşma
  2. Yalnızca sıra dışı olan özel bir konuşma
  3. Yanlış veya güvenilmez iddialara dayanan resmî topluluk önünde konuşma
Cevabı göster

Yanlış veya güvenilmez iddialara dayanan resmî topluluk önünde konuşma

have learned that the one thing that they can't get challenged on is numbers, Dilbilgisi

2:16

meydan okunamayacak tek şeyin sayılar olduğunu

Dilbilgisi

the one thing that ... is ...: tek bir temel cevabı vurgulamak

the one thing that ... is ... kalıbı, bir unsuru tek temel cevap olarak sunar. Burada the one thing odağı oluşturur, that they can't get challenged on konuyu belirler ve is numbers en sonunda bunun sayılar olduğunu açıklar. İlgi cümleciğinin sonunda on bulunmasının nedeni temel ifadenin get challenged on something olmasıdır: Birisi o konu hakkında sizi sorgular veya o konudaki görüşünüze karşı çıkar. numbers sözcüğünü sona bırakmak ona daha fazla vurgu kazandırır.

Alıştırma

Hangi cümle tek bir temel unsuru vurgulamak için bu kalıbı doğru kullanıyor?

  1. The one thing that the room needs is more light.
  2. The one thing that the room needs it is more light.
  3. The one thing that the room needs are more light.
Cevabı göster

The one thing that the room needs is more light.

or the challenge is ineffective.

2:20

veya onlara meydan okumanın etkisiz kalacağını öğrenmişlerdir.

Interesting words from Charles Seife there.

2:23

Charles Seife'den ilginç sözler duyduk.

He explains that numbers might be a powerful tool for deceiving people.

2:26

Sayıların insanları aldatmak için güçlü bir araç olabileceğini açıklıyor.

Many of us are primed,

2:31

Birçoğumuz 'şartlandırılmışız (primed)',

so told to behave in a certain situation and in a certain way,

2:32

yani belirli bir durumda ve belirli bir şekilde davranmamız,

not to question numbers,

2:36

sayıları sorgulamamamız,

accept them as fact. Kalıp ifadeler

2:38

onları gerçek olarak kabul etmemiz öğretilmiş.

Kalıp ifadeler

accept something as fact: bilgiyi doğru kabul etmek

Accept A as fact, A'yı doğru veya güvenilir olarak kabul etmek demektir. Bu cümlede them nesnedir ve daha önce sözü edilen sayılara gönderme yapar; as fact ise insanların bu sayılara verdiği statüyü belirtir. Bu ifade, insanların neye inandığını veya neyi varsaydığını anlatır. Bilginin kontrol edildiğini ya da doğruluğunun kanıtlandığını kendi başına göstermez. Burada fact sözcüğünün önünde tanımlık yoktur; çünkü ifade, ayrı ayrı sayılan tek bir olgudan değil, genel olarak doğru kabul edilme durumundan söz eder.

Alıştırma

Boşluğu accept ve fact sözcüklerini kullanan ve 'onu doğru kabul etmek' anlamına gelen dört sözcüklük İngilizce ifadeyle doldurun: The claim may be wrong, so do not ____ without checking the source.

Cevabı göster

accept it as fact

Yes, and this is dangerous.

2:40

Evet ve bu çok tehlikeli.

So when politicians, for example, do good and effective public speaking,

2:42

Bu nedenle, örneğin politikacılar iyi ve etkili bir şekilde topluluk önünde konuştuklarında,

known as oratory, Kelime

2:47

buna hitabet (oratory) denir,

Kelime

known as oratory: resmî bir adı tanıtmak

Known as, “adı ... olan” veya “... olarak bilinen” anlamına gelir. Burada known as oratory, effective public speaking kavramına oratory resmî terimini verir. Tam kalıp genellikle be known as + ad, unvan veya terim şeklindedir ve “Bunun adı nedir?” sorusunu yanıtlar. Bir isim öbeğinden sonra known as, which is known as yapısına denk olan kısaltılmış bir edilgen niteleyici olarak da kullanılabilir.

Alıştırma

“Adı ... olan” anlamındaki ifadeyi kullanarak cümleyi known as ile tamamlayın: This process is ____ photosynthesis.

Cevabı göster

known as

the information they give could be spurious. Kelime

2:48

verdikleri bilgiler sahte (spurious) olabilir.

Kelime

could be spurious: kesinlik değil, olasılık

Could be spurious, “sahte, asılsız veya güvenilir gerçeklerle desteklenmiyor olabilir” anlamına gelir. Spurious, geçerli ya da gerçek gibi görünen ama aslında öyle olmayan bir şeyi anlatan resmî bir sıfattır. Could olasılık bildirir; dolayısıyla konuşan kişi bilginin kesinlikle yanlış olduğunu söylemek yerine bir risk konusunda uyarıda bulunur. Başka durumlara da uygulanabilen could be + sıfat kalıbı temkinli bir değerlendirme yapar.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: “The figures could be spurious,” cümlesinde konuşan kişi sayıların yanlış olduğundan emindir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

That means false, not correct, or inaccurate.

2:51

Bu kelime yanlış, doğru değil veya hatalı anlamına gelir.

But numbers are more persuasive. Kelime

2:55

Fakat sayılar daha ikna edicidir.

Kelime

are more persuasive: ikna gücünü karşılaştırma

are more persuasive ifadesinde karşılaştırma biçimi oluşturmak için more, uzun sıfat persuasive sözcüğünün önüne gelir. Bu ifade, sayıların bağlamdan anlaşılan diğer seçeneğe göre insanları ikna etme gücünün daha fazla olduğunu belirtir. Karşılaştırma açıksa than içeren bir ifade kullanmak gerekmez. Persuasive, bir şeyin gerçekliğini veya doğruluğunu değil, ikna gücünü anlatır. Bir şey ikna edici göründüğü hâlde yanlış olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir savın daha ikna edici olduğunu, ancak mutlaka doğru olduğunu ileri sürmeden ifade eder?

  1. The second argument is more accurate, so every detail is correct.
  2. The second argument is longer, but it uses fewer facts.
  3. The second argument is more persuasive, but it may still be wrong.
Cevabı göster

The second argument is more persuasive, but it may still be wrong.

They make you believe something is true. Dilbilgisi

2:57

Bir şeyin doğru olduğuna inanmanızı sağlarlar.

Dilbilgisi

make you believe: make + nesne + fiilin yalın hâli

Make you believe, make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını izler. You, etkilenen kişidir ve believe, önünde to olmadan yalın hâlde kalır: make you believe doğrudur, make you to believe değildir. Burada make mutlaka zorlamak değil, bir şeye neden olmak anlamındadır. Bilgi, görüntü veya sözcük seçimi güçlü bir izlenim yaratarak birinin bir şeye inanmasına neden olabilir. Aynı yapı make me think veya make them feel örneklerinde olduğu gibi başka yalın fiillerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi make + nesne + fiilin yalın hâli yapısıyla, you ve believe kullanarak tamamlayın: A polished advert can ____ a weak product is excellent.

Cevabı göster

make you believe

So, unless you're confident with numbers, Dilbilgisi

3:00

Bu yüzden, eğer sayılar konusunda kendinize güvenmiyorsanız,

Dilbilgisi

unless you're confident with numbers: sayılar konusunda kendinize güvenmediğiniz sürece

Unless, beklenen sonucu değiştirecek tek koşulu belirtir. Burada unless you're confident with numbers, if you are not confident with numbers ile aynı anlamdadır; cümlenin tamamı, bu güvene sahip değilseniz aldığınız bilgileri sorgulama ihtimalinizin düşük olduğunu söyler. Be confident with numbers, sayısal bilgileri anlama, hesaplama veya değerlendirme konusunda kendini yeterli hissetmek demektir. Unless yapısını if ... not olarak yeniden yazarken unless sonrasına bir olumsuzluk daha eklemek yerine olumsuzluğu if cümleciğine koyun.

Alıştırma

Yazılımı kullanma konusunda kendinize güvenmediğiniz anlamını veren bir unless cümleciğiyle cümleyi tamamlayın: ____ the software, ask for help.

Cevabı göster

Unless you're confident with

you're unlikely to challenge the facts and figures that you're given. Kalıp ifadeler

3:02

size verilen gerçekleri ve rakamları sorgulama ihtimaliniz düşüktür.

Kalıp ifadeler

facts and figures: gerçekler ve rakamlar

Facts and figures, olgusal ayrıntılar ile sayıları veya istatistikleri birlikte anlatan yaygın bir kalıplaşmış ifadedir. Bu cümlede başkalarının size verdiği bilgi ve sayısal kanıtlar anlamındadır; figures burada kişiler, şekiller veya bedenler anlamına gelmez. Bu ifade iki kanıt türünü tek bir bilgi paketi olarak ele alır. Raporlar, haberler, sunumlar, araştırmalar veya kararlar konuşulurken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi olgusal bilgiler ve sayısal veriler anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The presentation included the latest ____ on local housing.

Cevabı göster

facts and figures

So, Sam, if I said to you that 10% of the 10 million people who eat meat Dilbilgisi

3:07

Yani Sam, sana et yiyen 10 milyon insanın %10'unun

have a 20% chance of being 5% overweight,

3:12

kilosunun %5 fazla olma ihtimalinin %20 olduğunu söyleseydim,

would you challenge that?

3:15

bunu sorgular mıydın?

Dilbilgisi

If I said to you that..., would you challenge that?: hayalî bir tepkiyi sormak

if I said to you that..., would you challenge that? kalıbı hayalî bir durum kurar ve dinleyicinin nasıl tepki vereceğini sorar. Said burada varsayımsal bir mesafe oluşturmak için geçmiş biçimdedir; konuşanın bunu daha önce gerçekten söylediği anlamına gelmez. İlk that varsayılan iddiayı başlatır. Sondaki that ise iddianın tamamına gönderme yapar; dolayısıyla challenge that, iddianın doğru veya yeterince sağlam temelli olup olmadığını sorgulamak demektir.

Alıştırma

Varsayımsal soruyu said ve would ile tamamlayın: If I ____ to you that the result was wrong, ____ you challenge that?

Cevabı göster

said · would

Um, I'd have to go away and work that out. Öbek fiiller

3:17

Hmm, gidip bunu bir hesaplamam gerekirdi.

Öbek fiiller

Work that out: hesaplamak veya çözmek

Bu cümlede work that out, karmaşık yüzde sorusunun cevabını hesaplamak anlamına gelir. Daha genel olarak work something out, düşünerek, akıl yürüterek veya hesaplayarak bir cevaba ulaşmak demektir. Nesne that veya it gibi bir zamir olduğunda work ile out arasına gelir: work that out, work it out. Sayılarla ilgili bağlam burada work out ifadesinin egzersiz yapmak değil, problem çözmek anlamına geldiğini gösterir.

Alıştırma

Dersteki öbeksi fiili kullanın ve zamiri doğal konumuna yerleştirin: The bill is complicated, so give me a minute to ____.

Cevabı göster

work it out

As I said, Neil, I'm not a numbers person. Anlatım akışı

3:19

Söylediğim gibi Neil, sayılarla aram pek iyi değildir.

Anlatım akışı

As I said: daha önce söylediğin şeye dönmek

As I said, konuşanın daha önce söylediği bir şeye geri gönderme yapar. Önceki bir bilgiyi tekrarlarken ya da yeniden ifade ederken bunun yeni olmadığını gösterir. Burada “I'm not a numbers person” ifadesini konuşanın daha önce kendisi hakkında söylediği bir sözle bağlar. Resmî bir alıntı değil, konuşmanın bölümlerini birbirine bağlayan bir ifadedir.

Alıştırma

As I said bu cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Başka birinden kelimesi kelimesine alıntı yapmak
  2. İlgisiz yeni bir konu açmak
  3. Konuşanın daha önce söylediği bir şeye geri dönmek
Cevabı göster

Konuşanın daha önce söylediği bir şeye geri dönmek

Even talking about numbers makes me anxious. Dilbilgisi

3:22

Sayılar hakkında konuşmak bile beni endişelendiriyor.

Dilbilgisi

Even talking about...: küçük bir eylemin bile yeterli olduğunu vurgulamak

Even, küçük ya da fazla çaba gerektirmeyen bir eylemin bile sonucu doğurmak için yeterli olduğunu gösterir. Konuşanın hesaplama veya problem çözme yapmasına gerek yoktur; yalnızca sayılardan söz etmek bile kaygıya yol açar. Talking about numbers, özne olarak kullanılan bir ulaç grubudur. Bu şekilde kullanılan bir eylem genellikle tek bir şey olarak kabul edilir; bu nedenle cümlede makes kullanılır. Aktarılabilir kalıp Even + V-ing grubu + tekil fiildir.

Alıştırma

Cümleyi “yalnızca düşünmek bile” anlamındaki yapıyla tamamlayın: ____ the exam makes me nervous.

Cevabı göster

Even thinking about

Dilbilgisi

makes me anxious: make + nesne + sıfat

makes me anxious ifadesinde make fiilinden sonra etkilenen kişi olan me ve ortaya çıkan duyguyu belirten anxious sıfatı gelir. İfade, bir şeyin beni kaygılı hissettirmesi anlamına gelir; anxious bir eylemi değil, bir durumu anlatır. Kullanılabilir kalıp make + nesne + sıfat şeklindedir. Özne nedeni, nesne etkilenen kişi veya şeyi, sıfat ise sonucu belirtir.

Alıştırma

Parantezdeki sözcükleri kullanarak cümleyi make + nesne + sıfat yapısıyla tamamlayın: Waiting for the results ____. (make / me / anxious)

Cevabı göster

makes me anxious

Well, interestingly, the Why Factor program explained that girls are more anxious about learning maths. Kalıp ifadeler

3:25

İlginçtir ki, The Why Factor programı kız çocuklarının matematik öğrenme konusunda daha endişeli olduğunu açıklamış.

Kalıp ifadeler

more anxious about learning: anxious about + -ing biçimi

more anxious about learning ifadesinde anxious about, kaygıya neden olan konuyu belirtir. about bir edat olduğu için ardından gelen eylem learn değil, -ing biçimindeki learning ile ifade edilir. More anxious karşılaştırma biçimidir; kaygı düzeyinin başka bir gruba, zamana veya duruma göre daha yüksek olduğunu söyler. Kullanılabilir kalıp be more anxious about + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi learn fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya is more anxious about ____ to drive than her brother is.

Cevabı göster

learning

But even if they feel more nervous about maths, Dilbilgisi

3:32

Fakat matematikle ilgili daha fazla gerginlik hissetseler bile,

they aren't any worse with numbers than their more confident classmates. Dilbilgisi

3:34

daha özgüvenli sınıf arkadaşlarından sayı konusunda daha kötü değiller.

Dilbilgisi

even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul

Even if, ödünleme anlamı taşıyan bir koşul sunar. Konuşmacı onların matematik konusunda daha gergin hissedebileceğini kabul eder, ancak bunun sonucu değiştirmediğini söyler: sayılar konusunda daha kötü değillerdir. Even if, bir koşul doğru olabilecek veya gerçekleşebilecek olsa bile ana sonuç geçerliliğini koruduğunda kullanılır. Genellikle bu koşuldan çıkarılması beklenen sonucu düzeltir.

Alıştırma

Hangi cümle, olası bir koşula rağmen ana sonucun geçerliliğini koruyacağını söyler?

  1. If the weather changes, the match will move indoors.
  2. Even if the weather changes, the match will continue.
  3. Even though the weather changed, the match was cancelled.
Cevabı göster

Even if the weather changes, the match will continue.

Dilbilgisi

aren't any worse with numbers than: any ile olumsuz karşılaştırma

Aren't any worse with numbers than ifadesi olumsuz bir karşılaştırma oluşturur. Worse, bad sözcüğünün karşılaştırma biçimidir ve than karşılaştırma grubunu tanıtır. Burada with numbers beceri alanını belirtir; dolayısıyla en az kendilerine daha çok güvenen sınıf arkadaşları kadar sayılarla çalışabildikleri söylenir. Any, worse sözcüğünü derece bakımından niteleyen bir zarftır; ‘herhangi bir sayı’ anlamındaki bir belirleyici değildir. Olumsuz karşılaştırmada not any + karşılaştırma biçimi, belirtilen yönde bir dezavantaj olmadığını vurgular; ancak iki tarafın tamamen eşit olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle küçük ekranın büyük ekrandan daha kötü olmadığını doğru biçimde ifade eder?

  1. The smaller screen isn't any bad than the larger one.
  2. The smaller screen isn't any worse than the larger one.
  3. The smaller screen isn't worse any than the larger one.
Cevabı göster

The smaller screen isn't any worse than the larger one.

It's just the fear that's stopping you. Dilbilgisi

3:38

Sizi durduran tek şey korku.

Dilbilgisi

It's just the fear that's stopping ...: asıl engeli belirtmek

It's + X + that's ... kalıbı X'i öne çıkarır. Burada kişinin harekete geçmesini engelleyen şeyin yetenek eksikliği değil, the fear olduğu belirtilir. Bu vurgu yapısına it-cleft denir. Buradaki just, 'yalnızca' veya 'sadece' anlamındadır; engeli korkuyla sınırlar ve 'az önce' anlamına gelmez. Bu kalıp, bir sonuçtan sorumlu olan tek kişiyi, şeyi veya nedeni belirtmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi kısaltılmış It's just X that's ... kalıbıyla tamamlayın: ____ the heavy bag ____ slowing Mia down.

Cevabı göster

It's just · that's

Well, maybe, but one bad experience can knock our confidence Deyimler

3:41

Belki öyle, ancak tek bir kötü deneyim özgüvenimizi

Deyimler

knock our confidence: özgüvenimizi sarsmak

Knock our confidence mecaz anlamlıdır. 'Kendimize daha az güvenmemize yol açmak' demektir. Bu cümlede özgüven kaybına bir kötü deneyim neden olur; fiziksel olarak vurulan bir şey yoktur. Kalıp knock + iyelik biçimi + confidence şeklindedir: knock my confidence, knock her confidence veya knock a child's confidence. Genellikle bir aksiliğin özgüveni zayıflattığını anlatır; özgüvenin mutlaka tamamen yok olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

'The poor result knocked Leo's confidence,' cümlesinde Leo'ya ne oldu?

  1. Kendine daha az güvendi.
  2. Kendine daha çok güvenmeye başladı.
  3. Fiziksel olarak itilip yere düştü.
Cevabı göster

Kendine daha az güvendi.

and ability to use maths.

3:45

ve matematiği kullanma yeteneğimizi sarsabilir.

Take comfort from Paula Miles, Kalıp ifadeler

3:48

Paula Miles'ın sözleri seni biraz teselli edebilir,

Kalıp ifadeler

Take comfort from: bir kaynaktan teselli bulmak

“Take comfort from”, bir kişi veya şey sayesinde daha az endişeli, üzgün ya da hayal kırıklığına uğramış hissetmek demektir. Bu cümlede Paula Miles ve onun görüşü teselli kaynağı olarak sunulur; take fiziksel olarak bir nesneyi almak anlamına gelmez. Teselli kaynağı from sözcüğünden sonra gelir. Bu kaynak bir kişi, sonuç, tavsiye veya the fact that ile başlayan bir gerçek olabilir.

Alıştırma

“Bir şeyden teselli bulmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After one disappointing match, ____ the fact that the team kept trying.

Cevabı göster

Take comfort from

who teaches statistics to psychology students at St. Andrews University.

3:50

kendisi St. Andrews Üniversitesi'nde psikoloji öğrencilerine istatistik öğretiyor.

She told the Why Factor that she thinks there's no such thing as a numbers person. Kalıp ifadeler

3:54

The Why Factor programına sayılarla arası iyi olan bir kişi diye bir şeyin olmadığını düşündüğünü söylemiş.

Kalıp ifadeler

there's no such thing as: bir kavramı reddetmek

“There's no such thing as X”, X'in var olmadığı veya geçerli bir kavram olmadığı anlamına gelir. Burada a numbers person etiketi, yani bazı kişilerin doğuştan “sayısal insan” olup başkalarının olmadığı düşüncesi reddedilir. Reddedilen kavram as sözcüğünden sonra gelir. Bu ifade genellikle belirli bir yerde tek bir örneğin bulunmadığını söylemekten çok, bir etiketin, inancın veya sözde kategorinin tamamına karşı çıkar.

Alıştırma

Mükemmel bir ilk taslak düşüncesini reddetmek için sabit kalıbı tamamlayın: There's ____ a perfect first draft.

Cevabı göster

no such thing as

There is no such thing as someone who's a number person or not.

4:01

Sayılarla arası iyi olan ya da olmayan biri diye bir şey yoktur.

If we're taught in the right way, Dilbilgisi

4:05

Eğer doğru bir şekilde eğitilirsek,

Dilbilgisi

If we're taught in the right way: edilgen bir koşul

If bir koşul başlatır: düşüncenin geri kalanı, bu koşul gerçekleştiğinde geçerli olur. Burada we're, we are kısaltmasıdır; are taught ise edilgen yapıdadır. Bu yüzden we ile belirtilen kişiler öğreten değil, eğitim alan taraftır. In the right way, öğretimin nasıl yapıldığını belirtir. Bu yan cümle, uygun bir öğretim veya eğitim yöntemini olası bir sonuca bağlamak için başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Koşul cümlesini teach fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: If ____ in the right way, we can improve.

Cevabı göster

we're taught

then I think we all have the potential to be a numbers person. Kalıp ifadeler

4:06

hepimizin sayıların üstesinden gelebilecek potansiyele sahip olduğumuzu düşünüyorum.

Kalıp ifadeler

have the potential to be: gelişebilecek bir olasılık

Have the potential to be, “gelecekteki bir role veya duruma dönüşebilecek nitelik ya da yeteneğe sahip olmak” demektir. Yapı have the potential to be + isim öbeği veya sıfattır. Potential, henüz gerçekleşmemiş gerçek bir olasılığı anlatır; daha önce gerçekleşmiş bir sonuç değildir. Burada insanların a numbers person hâline gelebileceği söylenir; zaten öyle oldukları söylenmez.

Alıştırma

“Gelecekte dönüşebilir” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: These young players ____ excellent coaches one day.

Cevabı göster

have the potential to be

I'm not saying we're all going to grow up to be mathematicians, Notlar

4:09

Hepimizin büyüyüp birer matematikçi olacağını söylemiyorum,

Ton ve niyet

I'm not saying: bir iddiayı sınırlamak

I'm not saying + yan cümle, konuşanın başkalarının kendisine mal etmesini istemediği bir iddiayı belirtir. Burada konuşan, herkesin matematikçi olacağı şeklindeki fazla geniş yorumu reddeder; tartışılan düşüncenin tamamını reddetmez. Bu ifade çoğu zaman daha sınırlı bir iddiaya hazırlık yapar: “X'i iddia etmiyorum; asıl demek istediğim Y.” Daha sınırlı düşünce but ile veya sonraki bir açıklamayla gelebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “I'm not saying your idea is bad; I just think it needs more detail.” diyor. Arkadaşınız ne yapıyor?

  1. Fikri hiç değiştirmeden kullanacağına söz veriyor
  2. Sözün aşırı güçlü bir şekilde yorumlanmasını önlüyor
  3. Fikri tamamen reddediyor
Cevabı göster

Sözün aşırı güçlü bir şekilde yorumlanmasını önlüyor

Öbek fiiller

to grow up to be: gelecekteki bir kimlik veya meslek

grow up to be + isim öbeği, “büyüyüp o tür bir kişi olmak” anlamına gelir. Burada mathematicians gelecekteki kimliği belirtir; dolayısıyla ifade yalnızca yaşın ilerlemesini değil, insanların büyüyünce ne olacağını anlatır. Tam cümlede be going to geleceği belirtirken grow up to be çocukluk ile sonraki kimlik arasında bağlantı kurar.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: When Ben was six, he wanted to ____ a firefighter.

Cevabı göster

grow up to be

but we're all going to get to a point where we have the basic numeracy skills that we need Notlar

4:11

ancak hepimiz, bulunduğumuz çevreyle başa çıkabilmek için ihtiyacımız olan

Kalıp ifadeler

going to get to a point where: bir durumun gerçekleştiği aşamaya ulaşmak

Burada be going to beklenen bir gelecek gelişimini belirtir; get to a point where ise “belirli bir aşamaya ulaşana kadar ilerlemek” demektir. Point burada fiziksel bir yer değil, süreçteki soyut bir aşamadır. Where ile başlayan yan cümle, o aşamada neyin gerçekleştiğini açıklar. get to a point where + cümle kalıbı, kademeli ilerlemeyi sonucuna bağlamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

İlerlemeyi anlatmak için hedef kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. After enough practice, you'll get to a point which you can solve these problems on your own.
  2. After enough practice, you'll get a point where you can solve these problems on your own.
  3. After enough practice, you'll get to a point where you can solve these problems on your own.
Cevabı göster

After enough practice, you'll get to a point where you can solve these problems on your own.

Kelime

basic numeracy skills: sayıları anlama ve kullanma konusunda temel beceri

Basic numeracy skills; fiyatları karşılaştırmak, bir zaman çizelgesini okumak, ölçüm yapmak veya basit hesaplamalar yapmak gibi günlük durumlarda sayıları anlamak ve kullanmak için gereken temel becerilerdir. Numeracy yalnızca saymayı bilmekten daha geniştir: sayısal bilgileri anlamlandırmak ve kullanmak demektir. Basic, ileri matematiği değil temel düzeyi belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede basic numeracy skills ne anlama geliyor?

  1. Sayıları kullanmadan ezberleme becerisi
  2. Sayıları anlama ve kullanma konusunda temel beceri
  3. Profesyonel matematikçiler için ileri düzey çalışma
Cevabı göster

Sayıları anlama ve kullanma konusunda temel beceri

to be able to cope in our environment. Kalıp ifadeler

4:17

temel sayısal becerilere sahip olacağımız bir noktaya geleceğiz.

Kalıp ifadeler

cope in our environment: pratik gereklerle başa çıkmak

Burada cope in our environment, yaşadığımız ve faaliyet gösterdiğimiz ortamın pratik gerekleriyle başa çıkabilmek anlamına gelir. Cope, devam edebilecek kadar gerekenleri idare etmeyi anlatır; her konuda ustalaşmak veya bütün sorunları tamamen çözmek anlamına gelmez. Buradaki environment yalnızca doğal çevreyi değil, etrafımızdaki gerçek yaşam koşullarını ifade eder. Bu nedenle ifade, günlük yaşamda işlev gösterebilmeye odaklanır.

Alıştırma

Bu cümlede cope in our environment ne anlama geliyor?

  1. çevremizdeki her konuda ustalaşmak
  2. durum zorlaşmadan önce ayrılmak
  3. çevremizdeki durumun pratik gerekleriyle başa çıkmak
Cevabı göster

çevremizdeki durumun pratik gerekleriyle başa çıkmak

I feel a little better now.

4:21

Şimdi biraz daha iyi hissediyorum.

We all have the possibility within us,

4:24

Hepimizin içinde sayılarla arası iyi olan biri olma

or potential, to be a numbers person.

4:26

ihtimali, yani potansiyeli (potential) var.

Yes, I think it's about survival.

4:29

Evet, bence bu hayatta kalmayla ilgili bir şey.

We want to develop numeracy, Kalıp ifadeler

4:31

İçinde bulunduğumuz belirli bir durumda sayıları kullanabilmek için

Kalıp ifadeler

develop numeracy: sayısal becerileri geliştirmek

Develop numeracy, günlük durumlarda sayıları anlama ve kullanma becerisini zamanla oluşturup geliştirmek anlamına gelir. Burada develop, zaman içinde gerçekleşen ilerlemeyi anlatır; bir ürün geliştirmek anlamına gelmez. Develop + beceri veya yetenek yapısı eğitim ve öğretimde yaygındır. Numeracy, yalnızca bir matematik alıştırmasını tamamlamak değil, sayıları pratik olarak kullanabilme becerisidir.

Alıştırma

Ders ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: These classroom games help children ____.

Cevabı göster

develop numeracy

basic mathematical skills,

4:33

sayısal yeteneğimizi (numeracy),

to use numbers in a particular situation that we're in.

4:35

yani temel matematiksel becerilerimizi geliştirmek istiyoruz.

We might not be a genius like Einstein, Kültür

4:39

Einstein gibi bir dâhi olmayabiliriz,

Kültür

a genius like Einstein: kültürel gönderme olarak ünlü bir isim

a genius like Einstein ifadesinde like, “benzer” anlamına gelir; Einstein ise özellikle bilimsel veya matematiksel alandaki olağanüstü zekâyı temsil eden kültürel bir göndermedir. Cümle, onun tanınmış adını bir dâhiye hızlıca örnek vermek için kullanır. Burada asıl konu Einstein’ın hayatı veya kimliği değildir. Ünlü bir isim bu şekilde kullanıldığında, bağlamdan o ismin temsil ettiği yaygın özelliği çıkarın.

Alıştırma

a genius like Einstein ifadesinde Einstein nasıl bir işlev görür?

  1. Hayatı konuşulan ana kişiyi belirtir.
  2. Olağanüstü zekânın tanınmış bir örneği olarak kullanılır.
  3. Her dâhinin Einstein ile aynı hayat hikâyesine sahip olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Olağanüstü zekânın tanınmış bir örneği olarak kullanılır.

but we know enough to work things out. Dilbilgisi

4:41

ancak bir şeyleri hesaplayabilecek kadar bilgi sahibiyiz.

Dilbilgisi

enough to work things out: enough + to-infinitive

Enough + to + fiilin yalın hâli, bir miktarın, düzeyin veya yeteneğin bir eylem için yeterli olduğunu belirtir. know enough to... yapısında enough, “yeterli bilgi veya anlayış” anlamına gelir; to-infinitive ise bu bilginin mümkün kıldığı eylemi gösterir. Burada work things out, düşünerek veya hesaplayarak bir şeyi çözmek ya da anlamak demektir. Egzersiz yapmak anlamına gelmez. Nesne bir zamirse work ile out arasına yerleştirilir: work it out.

Alıştırma

enough sonrasında work out ifadesini doğru biçimde kullanın: We have enough clues ____ the answer.

Cevabı göster

to work out

I wonder if you worked out the answer to my question correctly, Neil. Ton ve niyet

4:44

Sorumun cevabını doğru hesaplayıp hesaplamadığını merak ediyorum, Neil.

Ton ve niyet

I wonder if: kibar bir dolaylı soru

I wonder if, evet ya da hayır cevabı olan dolaylı bir soru başlatır. Burada konuşmacı yalnızca kişisel bir merakını anlatmıyor; Neil'ın doğru cevabı bulup bulmadığını nazikçe soruyor ve konuşmayı cevabı kontrol etmeye yönlendiriyor. if sonrasında düz cümle söz dizimi kullanılır: you worked out the answer doğrudur; did you work out the answer kullanılmaz. Bu dolaylı biçim, Did you work out the answer? şeklindeki doğrudan sorudan daha yumuşak duyulur.

Alıştırma

Hangi cümle doğal ve kibar bir dolaylı soru oluşturur?

  1. I wonder if is the library open today.
  2. I wonder if the library is open today.
  3. I wonder that the library is open today.
Cevabı göster

I wonder if the library is open today.

Earlier, I asked about what's thought to be the largest number in the world,

4:48

Daha önce, dünyanın en büyük sayısı olduğu düşünülen,

called a googol.

4:53

googol denen sayıyı sormuştum.

How many zeros does it have?

4:54

Kaç tane sıfırı vardır?

A 100 zeros,

4:56

100 sıfır,

a 1,000 zeros,

4:58

1.000 sıfır,

or 10,000 zeros?

4:59

veya 10.000 sıfır?

I said 10,000 zeros.

5:02

10.000 sıfır demiştim.

Sorry, Neil.

5:06

Üzgünüm, Neil.

A googol is 10 to the 100th power, Kelime

5:06

Bir googol 10 üzeri 100'dür,

Kelime

10 to the 100th power: üsleri okuma

Matematik İngilizcesinde 10 to the 100th power, 10^100 anlamına gelir. to'dan önceki sayı taban, the'den sonraki sıra sayısı ise üstür. Burada power, güç veya yetki değil, üs alma işlemi anlamındadır. Googol bu değerin adıdır: 1 rakamının ardından 100 sıfır gelir. İfadeyi sesli okurken ten to the hundredth power denir.

Alıştırma

5^3 için base + to the + ordinal + power kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Five ____ equals one hundred and twenty-five.

Cevabı göster

to the third power

so a mere 100 zeros. Kelime

5:10

yani sadece 100 sıfır vardır.

Kelime

a mere 100 zeros: mere ile miktarı küçümseyerek sunmak

a mere 100 zeros ifadesinde mere, “yalnızca” veya “bundan ibaret” anlamına gelir ve 100'ü şaşırtıcı derecede sınırlı ya da pek etkileyici olmayan bir miktar gibi sunar. Miktar hâlâ tam olarak 100'dür; mere gerçeği değil, konuşanın değerlendirmesini değiştirir. 100 sıfır tek başına çok büyük görünebilir, ancak değerlendirilen olasılıkların en küçüğüdür. İfade, büyük görünen bu sayıyı “yalnızca 100” gibi ele alarak hafif bir karşıtlık yaratır.

Alıştırma

a mere 100 zeros ifadesinde mere nasıl bir tutum katar?

  1. Sıfırların tam sayısının bilinmediğini söyler.
  2. Sayının 100 sıfır içerdiğini inkâr eder.
  3. 100 sıfırı beklenenden daha az etkileyici gösterir.
Cevabı göster

100 sıfırı beklenenden daha az etkileyici gösterir.

I don't think I'll be using that number any time soon, Kalıp ifadeler

5:14

Yakın zamanda o sayıyı kullanacağımı sanmıyorum,

Kalıp ifadeler

Olumsuz bir cümlede any time soon

Any time soon, “yakın gelecekte” veya “yakın zamanda” anlamına gelir. I don't think I'll be using that number any time soon cümlesinde olumsuz ve düşük beklenti belirten bir yapının içindedir; bu nedenle konuşan kişi sayıyı yakın gelecekte kullanmayı beklemez. İfade, tahmini yakın gelecekle sınırlar. “Asla” anlamına gelmez; ancak not ... any time soon, uzunca bir süre değişiklik beklenmediğini düşündürebilir.

Alıştırma

Yeniden açılmanın yakın gelecekte beklenmediğini anlatmak için cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The library will not reopen ____.

Cevabı göster

any time soon

but I might be using some of the vocabulary we've discussed today, Anlatım akışı

5:16

ama bugün konuştuğumuz kelimelerden bazılarını kullanabilirim,

Anlatım akışı

“might be using some of the vocabulary we've discussed” ile tekrara geçiş

Bu kapanış bağlamında might be using some of the vocabulary we've discussed, daha önce tanıtılan kelimelere gönderme yapar ve konuşmacının tekrara geçtiğini gösterir. İfade, birden yön değiştirmek yerine mevcut konuyu özet tekrarına bağlar. Buradaki might, ön bildirimi kesinlikten uzak ve sohbet havasında yapar: bu kelimeler sıradaki bölümde kullanılabilir. Bu bağlamda might be using, hâlihazırda devam eden bir eylemi anlatmaz; ileride gerçekleşebilecek bir kullanımı haber verir.

Alıştırma

Bir dersin sonunda “I might be using some of the vocabulary we've discussed today” cümlesi temel olarak ne işe yarar?

  1. Bütün kelimelerin hâlihazırda kullanıldığını belirtir.
  2. Daha önceki kelimeleri tekrar etmek için onlara geri dönüleceğini gösterir.
  3. Önceki içerikle hiçbir bağlantısı olmayan bir konu başlatır.
Cevabı göster

Daha önceki kelimeleri tekrar etmek için onlara geri dönüleceğini gösterir.

including a numbers person.

5:20

örneğin 'a numbers person' (sayılarla arası iyi olan kişi).

That's someone who understands numbers and is good at using them and interpreting data.

5:23

Bu, sayıları anlayan, onları kullanma ve verileri yorumlama konusunda iyi olan kişidir.

Not like us.

5:29

Bizim gibi değil.

If you're put off something,

5:31

Eğer bir şeyden soğutulursanız (put off),

it means you are made to dislike something.

5:32

bu, bir şeyi sevmemenizin sağlandığı anlamına gelir.

And to be primed means to behave in a certain situation.

5:35

Ve şartlandırılmış (primed) olmak, belirli bir durumda nasıl davranılacağına hazır olmak demektir.

The skill of effective public speaking is known as oratory,

5:39

Etkili bir şekilde topluluk önünde konuşma becerisine hitabet (oratory) denir,

and spurious means false, inaccurate, or not correct.

5:43

ve sahte (spurious); yanlış, hatalı veya doğru olmayan anlamına gelir.

And when we have the possibility within us to do something,

5:48

Ve eğer içimizde bir şeyleri yapma ihtimali varsa,

we describe it as our potential.

5:51

bunu potansiyel (potential) olarak tanımlarız.

And having numeracy means having basic mathematical skills.

5:54

Ve sayısal yeteneğe (numeracy) sahip olmak, temel matematiksel becerilere sahip olmak demektir.

But now we reach the number six,

5:58

Şimdi altı sayısına geldik,

6 Minutes of English.

6:00

6 Minute English.

Thanks very much for listening.

6:02

Dinlediğiniz için çok teşekkürler.

Goodbye.

6:03

Hoşça kalın.

Goodbye.

6:04

Hoşça kalın.

6 Minute English from the BBC.

6:06

BBC'den 6 Minute English.