Aptal İnsanlar Neden Aptal Olduklarının Farkına Varmazlar?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
747 kelime 183 kel/dk

Video özeti: Sınırlı bilgi özgüveni şişirebilir; dürüst geri bildirim öz değerlendirmeyi düzeltir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. 'the less' / 'the more' - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki karşılaştırmanın daha az bilgiyle daha çok özgüveni nasıl bağladığını anlayın ve birlikte değişen iki eğilim için kullanın. 2. 'the penny dropped,' - Deyimler ve mecazlı ifadeler: rahatsız edici bir gerçeği birden anlamayı belirten Britanya İngilizcesine yakın bu ifadeyi tanıyın; düşen parayı kelimesi kelimesine düşünmeyin. 3. 'break out of the habit' - Öbek fiiller: tekrarlanan davranıştan kurtulmayı anlayın ve zor bir alışkanlık ya da kalıp için 'break out of' ifadesini doğal kullanın.

Bu derste

Ever met someone who was so extremely dumb that they don't know how stupid they actually are? Dilbilgisi

0:00

Hiç gerçekte ne kadar aptal olduğunu bilmeyecek kadar son derece aptal biriyle tanıştınız mı?

Dilbilgisi

Deneyim soran kısaltılmış gayriresmî Ever met ...? sorusu

Ever met ...?, Have you ever met ...? sorusunun kısaltılmış ve gayriresmî biçimidir. Atlanan sözcükler Have you olduğu için met, simple past ile kurulmuş bir bildirme cümlesi değil, present perfect sorusundaki geçmiş zaman ortacıdır. Bu kalıp, bir deneyimin şimdiye kadarki herhangi bir zamanda yaşanıp yaşanmadığını sorar. Bir videonun veya konuşmanın başında, dinleyiciyi benzer bir kişiyi ya da durumu düşünmeye çağıran hızlı bir giriş olarak da kullanılır.

Alıştırma

Gayriresmî soruyu "Have you ever met" anlamındaki iki sözcüklük başlangıçla tamamla: ____ anyone who can solve a Rubik's Cube in ten seconds?

Cevabı göster

Ever met

Ever tried to explain a new concept to someone who clearly doesn't get it? Kalıp ifadeler

0:05

Açıkça anlamayan birine yeni bir kavramı açıklamaya çalıştığınız oldu mu?

Kalıp ifadeler

doesn't get it: "anlamıyor" demek

get it ifadesindeki get, "almak" ya da "elde etmek" değil, "anlamak" demektir. Buradaki it yeni kavramı gösterir; dolayısıyla doesn't get it, kişinin bu kavramı anlamadığı anlamına gelir. Bu ifade, bir açıklamanın, düşüncenin, şakanın veya durumun anlaşılmadığını anlatmanın konuşma dilindeki yaygın bir yoludur.

Alıştırma

Cümleyi "does not understand" anlamına gelen üç sözcüklük gayriresmî ifadeyle tamamla: Maya is still confused after the third explanation; she ____.

Cevabı göster

doesn't get it

Well, you're not alone. Ton ve niyet

0:09

Pekala, yalnız değilsiniz.

Ton ve niyet

Rahatlatma ifadesi olarak You're not alone

Bu cümlede “you’re not alone”, “böyle hisseden veya bu deneyimi yaşayan tek kişi sen değilsin” anlamına gelir. Kişisel bir kaygının başkaları tarafından da yaşandığını göstererek dinleyeni rahatlatır. Başka bir bağlamda ifade gerçek anlamıyla kullanılabilir. Ancak burada alone, kişinin o sorunu yaşayan tek kişi olmadığını anlatır; fiziksel olarak yanında birinin bulunduğunu söylemez.

Alıştırma

Bir sınıf arkadaşın “I am the only one who gets nervous before presentations.” diyor. Sen de “You’re not alone.” diye cevap veriyorsun. Ona ne anlatıyorsun?

  1. Şu anda yanında biri duruyor.
  2. Sorunla yardım almadan başa çıkmalısın.
  3. Başka birçok kişi de aynı deneyimi yaşıyor.
Cevabı göster

Başka birçok kişi de aynı deneyimi yaşıyor.

Researchers have come up with a theory that explains why the less we know about something, Notlar

0:10

Araştırmacılar, bir konu hakkında ne kadar az şey bilirsek,

Öbek fiiller

Come up with + fikir, plan veya teori

Come up with, bir fikir, plan, cevap veya açıklama düşünmek, geliştirmek ya da önermek anlamına gelen üç sözcüklü bir öbek fiildir. Burada araştırmacılar bir teori geliştirmiş veya önermiştir. Yapı come up with + isim şeklindedir: come up with a theory. With ifadenin bir parçasıdır ve oluşturulan şeyi belirtir; atılmamalıdır.

Alıştırma

Cümleyi “come up with” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamla: Maya ____ a clever plan for the school fair.

Cevabı göster

came up with

the more confident we are in our ability to master it.

0:14

onda ustalaşma yeteneğimize neden o kadar çok güvendiğimizi açıklayan bir teori geliştirdiler.

Dilbilgisi

The less ... the more ...: iki değişim arasındaki bağlantı

the + comparative ..., the + comparative ... biçimindeki eşlenik yapı iki değişimi birbirine bağlar. Bu cümlede, bir konu hakkındaki bilgi azaldıkça o konuda ustalaşabilme güveni artar. Bu yapıda the, sıradan belirli tanımlık görevinde değildir. Her yan cümle değişen bir ölçek verir: the less we know ve the more confident we are. İki yan cümle birlikte “X değiştikçe Y de değişir” türünde bir ilişki ifade eder; ancak tek başına bir değişimin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Ekran süresinin artmasının uykuyu azalttığını göstermek için cümleyi the more ... the less ile tamamlayın: ____ time I spend on my phone at night, ____ sleep I get.

Cevabı göster

the more · the less

So, there's a term for Dumb and Dumber?

0:17

Yani, Salak ile Avanak için bir terim mi var?

Yes, and it is more common than you might think.

0:19

Evet, ve bu düşündüğünüzden daha yaygın.

Join us today as we explore the avenues of dumbness

0:22

Bugün aptallığın yollarını keşfederken bize katılın

in this episode of The Infographics Show,

0:25

The Infographics Show'un bu bölümünde,

What is the Dunning-Kruger effect? Kültür

0:27

Dunning-Kruger etkisi nedir?

Kültür

Dunning-Kruger etkisi

Dunning-Kruger etkisi, adını araştırmacılar David Dunning ve Justin Kruger’dan alan bir psikoloji terimidir. Bir öz değerlendirme yanlılığını açıklar: belirli bir alanda sınırlı bilgi veya beceriye sahip olmak, kişinin kendi hatalarını fark etmesini de zorlaştırabilir; bu nedenle kişi yeteneğini olduğundan yüksek değerlendirebilir. Temel nokta, belirli bir alanda gerçek yetenek ile öz değerlendirme arasındaki uyumsuzluktur. Bu terim, az bilgisi olan herkesin kendine güvendiğini veya bilgi azaldıkça özgüvenin her zaman arttığını iddia etmez.

Alıştırma

Hangi açıklama Dunning-Kruger effect kavramına en uygun şekilde karşılık gelir?

  1. Her aceminin her uzmandan daha özgüvenli olduğu iddiası
  2. Sınırlı yeterliliğin kişinin kendi hatalarını fark etmesini zorlaştırabildiği, belirli bir alana özgü öz değerlendirme yanlılığı
  3. Kendini çok güvende hisseden herkese konan klinik bir teşhis
Cevabı göster

Sınırlı yeterliliğin kişinin kendi hatalarını fark etmesini zorlaştırabildiği, belirli bir alana özgü öz değerlendirme yanlılığı

Named after Cornell University researchers David Dunning and Justin Kruger, Kalıp ifadeler

0:29

Adını Cornell Üniversitesi araştırmacıları David Dunning ve Justin Kruger'dan alan,

Kalıp ifadeler

Named after: bir adın kaynağını belirtmek

“Named after ...” ifadesinde named geçmiş zaman ortacıdır. Named after, bir terimin veya şeyin adını bir kişiden ya da başka bir şeyden aldığını belirtir. Buradaki after, daha sonraki bir zamanı değil, adın kaynağını gösterir. Baştaki ortaç öbeği, ana cümleden önce arka plan bilgisini kısaltarak verir. Açık biçimi “The Dunning-Kruger effect was named after ...” şeklindedir; öbeğin anlaşılan öznesi sonraki cümledeki the Dunning-Kruger effect ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The new park was ____ a beloved coach.

Cevabı göster

named after

the Dunning-Kruger effect is a condition in the field of psychology

0:33

Dunning-Kruger etkisi, psikoloji alanında bir durumdur,

where an intellectually challenged individual fails to adequately assess the extent of their own intelligence Kalıp ifadeler

0:37

zihinsel olarak yetersiz bir bireyin kendi zekasının kapsamını yeterince değerlendiremediği

or lack thereof. Kalıp ifadeler

0:43

veya eksikliğini göremediği bir durumdur.

Kalıp ifadeler

assess the extent of: dereceyi değerlendirmek

assess the extent of, bir şeyin ne kadar büyük, ciddi veya yaygın olduğunu inceleyip değerlendirmek demektir. Extent dereceye ya da kapsama odaklanır; yani soru yalnızca “var mı?” değil, “ne ölçüde?”dir. Kalıp assess + the extent of + isim veya -ing biçimidir. Altyazıda ölçülmesi gereken şeyi, yani kişinin kendi zekâsının derecesini ve bunun ne kadar sınırlı olabileceğini belirtir.

Alıştırma

“The engineers must assess the extent of the damage.” cümlesinde neyi öğrenmeye çalışıyorlar?

  1. Hasara kimin yol açtığı
  2. Herhangi bir hasarın bulunup bulunmadığı
  3. Hasarın ne kadar ciddi veya yaygın olduğu
Cevabı göster

Hasarın ne kadar ciddi veya yaygın olduğu

Kalıp ifadeler

or lack thereof: resmî biçimde tekrardan kaçınma

Or lack thereof, “ya da az önce sözü edilen şeyin yokluğu” anlamına gelir. Burada thereof, intelligence sözcüğüne geri gönderimde bulunur; dolayısıyla ifade “ya da zekânın yokluğu” demektir. Bu kısa geri gönderim, ismi tekrarlamayı önler ve bir şeyin varlığını ve yokluğunu iki seçenek olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi “ya da bu tür kanıtların yokluğu” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The review focuses on evidence for the claim, ____.

Cevabı göster

or lack thereof

Armed with an unhealthy bias of illusory superiority, Notlar

0:44

İllüzyonlu bir üstünlüğün sağlıksız önyargısıyla donanmış olan,

Kelime

Yanılsamalı üstünlük: kişinin temelsiz biçimde daha iyi olduğuna inanması

Yanılsamalı üstünlük, yeterli kanıt olmadan kendinizi başkalarından daha iyi, daha becerikli veya daha yetenekli görme yanlılığıdır. Burada illusory, üstünlüğün kanıtlanmış bir avantaj olmak yerine esas olarak kişinin kendi yargısında var olduğunu belirtir. Bu ifade gerçekten üstün bir yeteneği değil, hatalı bir öz değerlendirmeyi adlandırır.

Alıştırma

Hangi durum illusory superiority kavramını en iyi gösterir?

  1. Bir çocuk zor bir sınavdan önce gergin hisseder.
  2. Yeni başlayan biri, hiçbir kanıtı olmamasına rağmen en iyi oyuncu olduğunu varsayar ve uzmanların görüşlerini görmezden gelir.
  3. Bir koşucu yarışta doğrulanmış en hızlı dereceye sahiptir.
Cevabı göster

Yeni başlayan biri, hiçbir kanıtı olmamasına rağmen en iyi oyuncu olduğunu varsayar ve uzmanların görüşlerini görmezden gelir.

these low-ability people cannot objectively evaluate their own mental shortcomings.

0:47

bu düşük yetenekli insanlar kendi zihinsel eksikliklerini nesnel olarak değerlendiremezler.

Deyimler

Armed with: mecaz olarak bir şeyle donanmış olmak

Armed with, gerçek anlamda silah taşımayı ifade edebilir; ancak burada bir eylemi etkileyen veya destekleyen bir şeye sahip olma anlamında kullanılan bir mecazdır. Bu kişilerin sağlıksız önyargısı, göreve gelirken yanlarında getirdikleri bir ekipman gibi sunulur. Cümlenin başındaki Armed with ... özneyi, yani these low-ability people ifadesini betimleyen bir ortaç öbeğidir. Bu kişilerin kendilerini hangi durum içinde değerlendirdiğini açıklar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki mecazlı ifadeyle tamamlayın: ____ the latest data, the team revised its plan.

Cevabı göster

Armed with

In other words, they are too stupid to know how stupid they are. Notlar

0:52

Başka bir deyişle, ne kadar aptal olduklarını bilemeyecek kadar aptaldırlar.

Anlatım akışı

In other words: yeniden ifade etme sinyali

In other words, konuşanın aynı düşünceyi daha açık, daha basit veya daha doğrudan bir biçimde yeniden ifade edeceğini gösterir. Bu cümlede daha önceki resmî bir açıklamayı açık sözlü bir özete dönüştürür. Yeni bir neden veya ek kanıt sunmaz; sonraki ifadenin önceki sözlerle nasıl ilişkili olduğunu dinleyiciye bildirir.

Alıştırma

İkinci bölümün ilk bölümü yeniden ifade ettiğini gösteren en uygun ifadeyi seçin. Participation is voluntary. ____ you do not have to join.

  1. For example,
  2. In other words,
  3. In addition,
Cevabı göster

In other words,

Dilbilgisi

too + adjective + to + verb

too + adjective + to + verb kalıbı, bir özelliğin uygulanabilir sınırı aştığını ve bu yüzden sonraki eylemin gerçekleşemediğini anlatır. Burada too stupid to know, aptallıklarının ne kadar aptal olduklarını fark etmelerini engellediği anlamına gelir. too yalnızca stupid sözcüğünün derecesini artırmaz. Neden-sonuç ilişkisi de kurar: derece aşırıdır ve bunun sonucu fark edememektir.

Alıştırma

Cümleyi too + adjective + to + verb kalıbıyla tamamlayın: The shelf is ____ high ____ reach.

Cevabı göster

too · to

In a 1999 study,

0:56

1999 yılında yapılan bir çalışmada,

Unskilled and Unaware of It,

0:58

"Beceriksiz ve Bunun Farkında Değil",

Dunning and Kruger studied the criminal case of MacArthur Wheeler,

0:59

Dunning ve Kruger, MacArthur Wheeler'ın ceza davasını incelediler,

a bank robber who disguised himself by covering his face with lemon juice. Dilbilgisi

1:03

yüzünü limon suyuyla kaplayarak kılık değiştiren bir banka soyguncusunu.

Dilbilgisi

disguised himself by covering: dönüşlü zamir + by + -ing

disguised himself ifadesinde himself bir dönüşlü zamirdir: kılık değiştirme işini yapan kişiyle görünüşü değişen kişi aynıdır. By covering his face yöntemi belirtir. by sonrasında fiil -ing biçimini alır; bu nedenle kullanılabilir kalıp fiil + dönüşlü zamir + by + -ing şeklindedir. Burada by, “Nasıl?” sorusuna cevap verir. Edilgen bir eylemi yapan kişiyi tanıtmaz.

Alıştırma

Leo'nun kendi görünüşünü nasıl değiştirdiğini anlatmak için dönüşlü zamiri ve by + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Leo disguised himself after wearing a gray wig.
  2. Leo disguised himself by wearing a gray wig.
  3. Leo disguised his brother by giving him a gray wig.
Cevabı göster

Leo disguised himself by wearing a gray wig.

His rationale being that the chemical properties of lemon juice are used in invisible ink,

1:07

Onun mantığı, limon suyunun kimyasal özelliklerinin görünmez mürekkepte kullanıldığıydı,

therefore should render him invisible to the bank security cameras. Dilbilgisi

1:12

bu yüzden banka güvenlik kameralarına karşı da kendisini görünmez kılması gerektiğini düşündü.

Dilbilgisi

render + nesne + sıfat: render him invisible

Burada render, “birini veya bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamına gelir. render him invisible yapısında him nesnedir; invisible ise ortaya çıkan durumu anlatan sıfattır. Yani adam görünmez hâle gelecektir. render + nesne + sıfat kalıbı, bir şeyin yeni bir duruma yol açtığını anlatan resmî bir yapıdır. Bu cümlede render, “görüntü oluşturmak” veya “çeviri yapmak” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için render, him ve invisible sözcüklerini doğru sırayla kullanın: During the game, Leo hoped the magic cloak would ____ so the guards could not see him.

Cevabı göster

render him invisible

An easy enough mistake, Dilbilgisi

1:16

Yapılması oldukça kolay bir hata,

Dilbilgisi

sıfat + enough + ad: easy enough mistake

Enough bir sıfatı nitelediğinde sıfattan sonra gelir: doğru sıra easy enough şeklindedir, enough easy değildir. an easy enough mistake ifadesinde easy enough grubunun tamamı mistake adını niteler. Burada easy enough, hatanın yapılmasının oldukça kolay ve bu nedenle anlaşılabilir olduğunu belirtir. a/an + sıfat + enough + ad kalıbı, adın söz konusu niteliğe yeterli veya makul bir derecede sahip olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için easy ve enough sözcüklerini doğru sırayla kullanın: It was an ____ mistake to make on the first try.

Cevabı göster

easy enough

and one that cost him his freedom. Kalıp ifadeler

1:17

ve ona özgürlüğüne mal olan bir hata.

Kalıp ifadeler

cost him his freedom: cost someone something kalıbı

cost someone something kalıbında özne nedeni, someone etkilenen kişiyi, son isim ise o kişinin kaybettiği şeyi belirtir. Burada hata, Wheeler'ın özgürlüğünü kaybetmesine yol açmıştır. Cost mutlaka para cinsinden bir fiyat anlamına gelmez. Bu kalıp bir hatayı, kararı veya olayı değerli bir şeyi kaybetmenin nedeni olarak sunar. Cost, yalın biçimde ve geçmiş zamanda aynı şekilde yazılır.

Alıştırma

Bir hatanın Maya'nın takımdaki yerini kaybetmesine neden olduğunu anlatmak için cost someone something kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The error cost Maya for her place on the team.
  2. The error cost Maya her place on the team.
  3. The error cost to Maya her place on the team.
Cevabı göster

The error cost Maya her place on the team.

After he was easily caught by the cops,

1:19

Polisler tarafından kolayca yakalandıktan sonra,

the wannabe thief was shown the video surveillance footage of himself robbing the banks.

1:21

bu hırsız özentisine bankaları soyarken kaydedilmiş güvenlik kamerası görüntüleri izletildi.

Genuinely surprised that his plan hadn't worked, Dilbilgisi

1:25

Planının işe yaramadığına gerçekten şaşıran

Wheeler was without the required mental capabilities to figure out the gap in his own reasoning. Öbek fiiller

1:28

Wheeler, kendi mantığındaki boşluğu anlayacak gerekli zihinsel kapasiteden yoksundu.

Dilbilgisi

Genuinely surprised ...: cümle başında geçmiş ortaç öbeği

Genuinely surprised that his plan hadn't worked, cümle başında kullanılan bir geçmiş ortaç öbeğidir. Surprised, Wheeler'ın durumunu anlatır; that yan cümlesi ise onu neyin şaşırttığını belirtir. Öbeğin yazılı bir öznesi yoktur; bu nedenle örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan Wheeler'dır. Tam ana düşünceden önce Wheeler was genuinely surprised that his plan hadn't worked arka plan bilgisini sıkıştırarak verir.

Alıştırma

Şaşıran kişinin aynı zamanda ana cümlenin öznesi olduğu, cümle başındaki ortaç öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Genuinely surprised by the result, the report lay open on Lena's desk.
  2. Genuinely surprised by the result, the numbers were checked again by Lena.
  3. Genuinely surprised by the result, Lena checked the numbers again.
Cevabı göster

Genuinely surprised by the result, Lena checked the numbers again.

Öbek fiiller

figure out: düşünerek anlamak veya çözmek

Bu cümlede figure out, “düşünerek anlamak veya belirlemek” anlamına gelir. Wheeler kendi akıl yürütmesindeki boşluğu fark edemiyordu. Figure out, ayrılabilen bir öbek fiildir. Hem figure out the problem hem de figure the problem out denebilir. Nesne bir zamirse ortaya gelir: figure it out denir, figure out it denmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “düşünerek çözmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: “After studying the clues, Maya was able to ____ the puzzle.”

Cevabı göster

figure out

Other investigations followed,

1:34

Diğer araştırmalar bunu takip etti,

and the Dunning-Kruger's 2003 paper,

1:35

ve Dunning-Kruger'ın 2003 tarihli makalesi,

Why do people fail to recognize their own incompetence,

1:38

"İnsanlar Kendi Yetersizliklerini Neden Fark Edemezler",

observes the following:

1:41

şunları gözlemlemektedir:

Successful negotiation of everyday life would seem to require people to possess insight about deficiencies in their intellectual and social skills. Notlar

1:42

Günlük hayatın başarılı bir şekilde idare edilmesi, insanların entelektüel ve sosyal becerilerindeki eksiklikler hakkında içgörü sahibi olmalarını gerektiriyor gibi görünmektedir.

Kelime

Successful negotiation of everyday life: günlük yaşamın gerekliliklerini yönetmek

Burada negotiation, başka biriyle pazarlık yapmak anlamına gelmez. Resmî akademik İngilizcede karmaşık bir dizi gerekliliği yönetme veya bunların içinden yolunu bulma süreci anlamına gelebilir. Successful bu sürecin iyi yürütüldüğünü, of everyday life ise neyin yönetildiğini belirtir. İfadenin bütünü “günlük yaşamı başarıyla idare etmek” demektir. İsim öbeğinin tamamı would seem to require yapısının öznesidir. Bu soyut anlatım, “insanlar günlük yaşamı başarıyla yönetmelidir” düşüncesini resmî bir inceleme konusuna dönüştürür.

Alıştırma

“Good planning helps with the negotiation of a complicated school schedule,” cümlesinde negotiation ne anlama gelir?

  1. Program hakkında yasal bir anlaşma yazmak
  2. Programla pazarlık yapmak
  3. Programın gerekliliklerini yönetmek
Cevabı göster

Programın gerekliliklerini yönetmek

Ton ve niyet

would seem to require: gerekliliği temkinli ifade etmek

Would seem to require, gerekliliği kesin bir gerçek olarak değil, akla dayalı bir çıkarım olarak sunar. Buradaki would geçmişteki gelecek zamanı göstermez; bütün ifade “gerektiriyor gibi görünüyor” anlamına gelir. Bu kullanım iddiayı yumuşatır ve istisnalara ya da yeni kanıtlara yer bırakır. Kesin konuşmamak için özellikle resmî analizlerde ve temkinli yorumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle gerekliliği kesin bir gerçek olarak değil, temkinli bir çıkarım olarak sunuyor?

  1. Good teamwork never requires clear communication.
  2. Good teamwork requires clear communication.
  3. Good teamwork would seem to require clear communication.
Cevabı göster

Good teamwork would seem to require clear communication.

However, people tend to be blissfully unaware of their incompetence. Kalıp ifadeler

1:51

Ancak, insanlar kendi yetersizliklerinden mutlu bir şekilde habersiz olma eğilimindedir.

Kalıp ifadeler

blissfully unaware of: ironik ve kaygısızca habersiz olma

Blissfully unaware of, bir şeyin tamamen farkında olmamayı ve bunun sonucunda sakin ya da kaygısız kalmayı ifade eder. Bu cümlede insanların fark etmediği şey kendi yetersizlikleridir; yani yeteneklerinin eksik olduğunu göremezler. Blissfully bilinçli bir karşıtlık yaratır. Farkında olmamak bu kişiler için rahatlatıcıdır, ancak durum konuşmacıya çoğu zaman komik veya eleştiriye açık görünür. Bu yüzden ifade genellikle samimi bir övgü değildir.

Alıştırma

Hangi cümle ironik ve kaygısız bir anlam eklemek için blissfully unaware of ifadesini kullanıyor?

  1. The child was blissfully unaware of the muddy footprints on the clean floor.
  2. The child was aware of the muddy footprints on the clean floor.
  3. The child carefully cleaned the muddy footprints from the floor.
Cevabı göster

The child was blissfully unaware of the muddy footprints on the clean floor.

This lack of awareness arises because poor performers are doubly cursed. Deyimler

1:55

Bu farkındalık eksikliği, kötü performans gösterenlerin çifte lanete sahip olmasından kaynaklanır.

Deyimler

İki dezavantajı anlatan bir mecaz olarak doubly cursed

Bu cümlede doubly cursed güçlü bir mecazdır: düşük performans gösteren kişiler, birbiriyle bağlantılı iki yönden dezavantajlıdır. Burada doğaüstü bir lanetten söz edilmez. Bu ifade, iki bölümlü bir açıklamaya hazırlık yapar. Doubly iki sorun bekleneceğini bildirirken cursed bu sorunları kaçması zor, ağır bir durum olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede doubly cursed ne anlama gelir?

  1. Birinin onlara gerçekten iki büyülü lanet yaptığı anlamına gelir.
  2. Birbiriyle bağlantılı iki dezavantajla karşı karşıya oldukları anlamına gelir.
  3. Tam olarak iki hata yaptıkları anlamına gelir.
Cevabı göster

Birbiriyle bağlantılı iki dezavantajla karşı karşıya oldukları anlamına gelir.

Their lack of skill deprives them not only of the ability to produce correct responses, Dilbilgisi

2:00

Beceriksizlikleri onları yalnızca doğru yanıtlar üretme yeteneğinden mahrum bırakmaz,

but also of the expertise necessary to surmise that they are not producing them.

2:04

aynı zamanda bu yanıtları üretemediklerini tahmin etmek için gerekli uzmanlıktan da mahrum bırakır.

Dilbilgisi

deprives them not only of ... but also of ...: paralel of tümleçleri

Deprive someone of something, birinin elinden bir şeyi almak veya o kişinin o şeye sahip olmasını ya da onu kullanmasını engellemek demektir. Burada deprives them iki tümleci de yönetir: the ability ... ve the expertise .... Not only ... but also ... iki kaybı birbirine bağlar ve ikincisinin de önemli, ek bir sonuç olduğunu vurgular. Her iki öge de deprive them of yapısını tamamladığı için cümle, paralelliği korumak amacıyla of sözcüğünü tekrarlar: not only of A, but also of B.

Alıştırma

Her iki tümleci de deprived sözcüğüne bağlayan eşleşmiş yapıyla cümleyi tamamlayın: The delay deprived us ____ time, ____ money.

Cevabı göster

not only of · but also of

People base their perceptions of performance,

2:09

İnsanlar performanslarına ilişkin algılarını,

in part, on their preconceived notions about their skills. Kalıp ifadeler

2:11

kısmen becerilerine ilişkin önceden sahip oldukları kavramlara dayandırırlar.

Kalıp ifadeler

preconceived notions about: … hakkındaki peşin fikirler

Preconceived notions about something, yeterli kanıt veya doğrudan deneyim edinilmeden önce bir şey hakkında oluşturulan inançları ya da beklentileri ifade eder. Bu cümlede ifade, insanların kendi becerileri hakkında zaten sahip oldukları düşünceleri anlatır. Kalıp preconceived notions about + bir konu veya kişi şeklindedir. Bu önceki düşüncelerin yargıyı etkileyebileceğini ve gerçeklerle uyuşmayabileceğini belirtir.

Alıştırma

Yeterli kanıttan önce oluşmuş düşünceleri ifade eden söz öbeğiyle cümleyi tamamlayın: We need to set aside our ____ the new coach.

Cevabı göster

preconceived notions about

A good example of the Dunning-Kruger effect in action would be the early audition rounds of a talent show open to the fame-crazy public.

2:14

Dunning-Kruger etkisinin işbaşında olduğuna iyi bir örnek, şöhret delisi halka açık bir yetenek yarışmasının erken seçme turları olabilir.

British pop star wannabe Warren Wald became a mini celebrity Kelime

2:21

İngiliz pop yıldızı özentisi Warren Wald, mini bir ünlü haline geldi

Kelime

pop star wannabe: tanınmamış pop yıldızı özentisi

Wannabe, belli bir tür kişi olmak isteyen ancak o rolde henüz kabul görmemiş birini anlatan gayriresmî bir isimdir. Pop star wannabe ifadesinde pop star, istenen rolü belirtir. Wannabe, bir hedefi nötr biçimde anlatmaz. Çoğu zaman kişinin yalnızca o rolü taklit ettiğini veya o rolü üstlenmek için gereken yeteneğe, başarıya ya da statüye sahip olmadığını ima eder. Bu nedenle cümlede alaycı veya küçümseyici bir ton oluşur.

Alıştırma

Yeni başlayan bir şarkıcıya saygılı davranması gereken resmî bir profil yazıyorsunuz. pop star wannabe uygun bir etiket midir?

  1. Evet, nötr ve saygılıdır.
  2. Hayır, büyük olasılıkla küçümseyici duyulur.
Cevabı göster

Hayır, büyük olasılıkla küçümseyici duyulur.

when he auditioned for the show Pop Idol in 2003 Kültür

2:25

2003 yılında Pop Idol yarışmasının seçmelerine katıldığında

Kültür

Pop Idol: bir televizyon şarkı yarışmasının adı

Pop Idol, Britanya televizyonunda yayımlanan bir şarkı yarışmasının özel adıdır. Yarışmacılar jüri önünde performans sergileyerek seçmelere katılır ve performansları geniş bir izleyici kitlesi tarafından izlenip değerlendirilebilir. Burada programın adı, seçmenin özel bir denemede değil, halka açık bir televizyon programında yapıldığını gösterir. Idol, program adının bir parçasıdır; onun o sırada zaten ünlü veya hayranlık duyulan bir idol olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede Pop Idol neyi ifade ediyor?

  1. Bir televizyon şarkı yarışmasının adıdır.
  2. Söylenen şarkının adıdır.
  3. Pop müzik hayranlarının sevdiği herhangi bir şarkıcı anlamına gelir.
Cevabı göster

Bir televizyon şarkı yarışmasının adıdır.

with a rendition of the 1980s track Eye of the Tiger. Kalıp ifadeler

2:28

1980'lerin parçası Eye of the Tiger'ı yorumlamasıyla.

Kalıp ifadeler

with a rendition of: icra edilen bir yorumu tanıtmak

With a rendition of + bir şarkı veya eser, “o eserin belirli bir performansını ya da yorumunu sunarak” anlamına gelir. Rendition, yalnızca eserin kendisini değil, sergilenen yorumunu ifade eder. Cümlede with, seçmede ne yapıldığını açıklar: Eye of the Tiger parçasının kendi yorumunu seslendirerek seçmelere katıldı. Bu yapı, bir kişinin bir etkinliği nasıl açtığını, kapattığını veya etkinliğe nasıl katkıda bulunduğunu anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “bir yorumunu seslendirerek” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The singer closed the show ____ a jazz classic.

Cevabı göster

with a rendition of

He sang the song so badly that the public adored him. Dilbilgisi

2:32

Şarkıyı o kadar kötü söyledi ki halk ona bayıldı.

Dilbilgisi

so badly that: sonuca yol açan derece

So + adverb + that, bir eylemin derecesiyle bunun sonucunu birbirine bağlar. Burada badly, onun nasıl şarkı söylediğini belirtir; that ile başlayan yan cümle ise sonucu verir: Halk onu iyi söylediği için değil, kötü performansı eğlenceli olduğu için sevmiştir. Bir eylemin yoğunluğu bir sonuca yol açtığında so + zarf + that + sonuç cümleciği kalıbını kullan. Sang gibi bir eylem fiilinden sonra bad sıfatı değil, badly zarfı gerekir.

Alıştırma

Şiddetli yağmur bir maçın iptal edilmesine yol açtı. Bu sonucu so + zarf + that yapısıyla anlatan cümle hangisidir?

  1. It was such heavy rain that the game was canceled.
  2. The rain fell so heavily that the game was canceled.
  3. The groundskeeper covered the field so that the game could continue.
  4. The rain was heavy, but the game continued.
Cevabı göster

The rain fell so heavily that the game was canceled.

Warren, who led a simple life,

2:35

Sade bir hayat süren Warren,

suddenly became a tabloid newspaper sensation.

2:37

aniden magazin gazetelerinde sansasyon yarattı.

He gave interviews on television and radio,

2:40

Televizyon ve radyoda röportajlar verdi,

and the YouTube clip of him singing went viral. Deyimler

2:42

ve şarkı söylediği YouTube klibi viral oldu.

Deyimler

went viral: internette hızla yayılmak

Went viral, go viral ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. İnsanlar paylaştığı veya tavsiye ettiği için YouTube klibinin çok hızlı biçimde yayılarak büyük bir çevrim içi kitleye ulaştığını anlatır. Buradaki viral mecazidir. Hızlı paylaşımı bir virüsün yayılma biçimine benzetir; klipte bilgisayar virüsü olduğu veya klibin hastalığa yol açtığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Yeni bir yemek videosu bir günde milyonlarca kez paylaşıldı. Ne olduğunu en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. The video loaded slowly.
  2. The video went viral.
  3. The video went live.
  4. The video stayed private.
Cevabı göster

The video went viral.

Warren had no apparent idea just how badly he sang Dilbilgisi

2:45

Warren ne kadar kötü şarkı söylediğine dair en ufak bir fikre sahip değildi

Dilbilgisi

Gömülü derece yan cümlesinde just how badly

just how badly, “tam olarak ne kadar kötü” anlamına gelir. Burada just, how sözcüğünü güçlendirerek vurgu veya şaşkınlık katar; badly ise onun şarkı söyleme biçimini ya da kalitesini anlatır. how badly he sang yan cümlesinin tamamı idea sözcüğünün içeriğini verir. had no ... idea sonrasında gömülü olduğu için how badly he sang biçimindeki düz cümle dizilişini kullanır; how badly did he sing soru dizilişini kullanmaz.

Alıştırma

“didn't notice” sonrasında derece yan cümlesini doğru biçimde gömen seçenek hangisidir? The coach didn't notice ____.

  1. just how badly the player was hurt
  2. just how badly was the player hurt
  3. just how badly did the player get hurt
Cevabı göster

just how badly the player was hurt

until the nature of his fame came to light. Deyimler

2:48

ta ki şöhretinin doğası gün ışığına çıkana kadar.

Deyimler

came to light: önceden gizli gerçekler öğrenildi

Came to light, come to light deyiminin geçmiş zaman biçimidir. Gizli, bilinmeyen veya belirsiz olan bir bilginin ya da gerçeğin öğrenildiğini anlatır. Burada öğrenilen şey onun ününün gerçek niteliğiydi. İfade, kimin açıkladığını belirtmek yerine keşfi gerçeğin kendiliğinden ortaya çıkması gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi come to light ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: During the audit, several accounting errors ____.

Cevabı göster

came to light

When the penny dropped, Deyimler

2:50

Gerçeği anladığında,

Warren realized he was being celebrated for his guts and determination Kelime

2:51

Warren, bir vokalist olarak vaat ettiklerinden ziyade,

Deyimler

Gecikmiş bir fark ediş için “the penny dropped”

Burada the penny dropped, Warren’ın bir süre belirsizlik yaşadıktan sonra durumu birden anladığı anlamına gelir. Gerçekten bir bozuk para düşmemiştir; bu sözler birlikte bir deyim oluşturur. Deyim, gecikmiş bir anlayışın ortaya çıktığı anı belirtir. Bir anlatıda, kafa karışıklığından fark edişe geçişi açıkça gösterir.

Alıştırma

Birinin gecikmeden sonra aniden anladığını belirten Britanya İngilizcesi deyimiyle cümleyi tamamlayın: After ten confusing minutes, ____, and Maya knew what the clue meant.

Cevabı göster

the penny dropped

Kelime

Gözü pek cesaret ve sebat anlamında “guts and determination”

Burada guts, cesaret; özellikle zor veya korkutucu bir şeyi yapma yürekliliği anlamına gelir. Vücuttaki iç organlardan söz edilmez. determination ile birlikte iki özellik övülür: harekete geçme cesareti ve iş zor olduğunda bile devam etme kararlılığı. Bu ifade övgüye enerjik ve canlı bir ton katar.

Alıştırma

Hangi cümlede guts, örnektekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

  1. It took guts and determination to speak honestly and keep working toward a solution.
  2. He trusted his gut and chose the blue door.
  3. The doctor examined his guts and explained the injury.
Cevabı göster

It took guts and determination to speak honestly and keep working toward a solution.

rather than his promise as a vocalist. Kelime

2:55

cesareti ve kararlılığı nedeniyle kutlandığını fark etti.

Kelime

promise as a vocalist: söz değil, potansiyel

Burada promise, gelecekteki yetenek veya başarı belirtilerini anlatan soyut bir isimdir. His promise as a vocalist, onun başarılı bir şarkıcı olma potansiyeli demektir; verdiği bir söz anlamına gelmez. someone's promise as a/an + role kalıbı, kişinin o roldeki gelecek beklentilerini değerlendirir. Rather than, insanların Warren'ın şarkıcılık potansiyelini değil, cesaretini ve kararlılığını takdir ettiğini gösterir.

Alıştırma

Örnekte promise as a vocalist ne anlama geliyor?

  1. Seslendirmeye söz verdiği bir şarkı.
  2. Başarılı bir şarkıcı olma potansiyeli.
  3. Şarkı söylemek için verdiği söz.
Cevabı göster

Başarılı bir şarkıcı olma potansiyeli.

His singing career is currently on hold. Deyimler

2:57

Şarkıcılık kariyeri şu anda beklemede.

Deyimler

on hold: geçici olarak askıda

On hold, geçici olarak durdurulmuş veya ilerlemiyor demektir. Şarkıcılık kariyeri şu anda aktif değildir, ancak bu ifade kariyerin kalıcı olarak sona erdiğini söylemez. be on hold, duraklatılmış durumu anlatır; put veya place something on hold ise bir şeyi duraklatan eylemi anlatır. Planlar, projeler, başvurular ve kariyerler için kullanılabilir. Telefon görüşmelerinde on hold, bağlantı sürerken hatta beklemek anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi iptal edilmemiş, geçici olarak durdurulmuş anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The expansion is ____ until new funding arrives.

Cevabı göster

on hold

The public does have a tendency to champion underdogs, Kelime

2:59

Halkın zayıf olanları destekleme eğilimi vardır,

and this tends to reinforce the Dunning-Kruger effect.

3:03

ve bu da Dunning-Kruger etkisini pekiştirme eğilimindedir.

Kelime

champion underdogs: fiil olarak champion

Bu cümlede champion, “aktif biçimde desteklemek veya savunmak” anlamına gelen bir fiildir. Nesnesi olan underdogs ise daha zayıf, dezavantajlı veya kazanma olasılığı düşük görülen kişi ya da takımlardır. champion underdogs ifadesi, favori görülmeyenlerin tarafını tutmayı anlatır. Bu mecazi bir kullanımdır: champion “şampiyon olmak” anlamına gelmez ve underdogs hayvanları ifade etmez.

Alıştırma

“Many readers champion underdogs” cümlesinde champion underdogs ne anlama gelir?

  1. Yalnızca daha önce kazanmış kişileri kutlamak
  2. Kaybetmesi beklenen kişileri aktif biçimde desteklemek
  3. İnsanları yetenekli şampiyonlar olarak tanımlamak
Cevabı göster

Kaybetmesi beklenen kişileri aktif biçimde desteklemek

Studies have shown that the Dunning-Kruger effect is not limited to the mentally challenged. Kelime

3:06

Çalışmalar, Dunning-Kruger etkisinin sadece zihinsel engellilerle sınırlı olmadığını göstermiştir.

Kelime

mentally challenged: anlamı ve kullanım riski

Burada mentally challenged, daha düşük zihinsel veya bilişsel yeteneğe sahip olduğu varsayılan kişiler için kullanılan bir etikettir. “Duygusal olarak üzgün” anlamına gelmez ve kesin bir tanı olarak görülmemelidir. Bir zamanlar daha yumuşak bir örtmece olarak tanıtılmış olsa da günümüzde bu ifade çoğu zaman belirsiz, eskimiş veya damgalayıcı kabul edilir. Eski ya da eleştirel medyada gördüğünüzde anlayın, ancak varsayılan bir tanım olarak kullanmayın.

Alıştırma

Yargı: Tarafsız bir okul raporunda, tanıları veya tercih ettikleri terminoloji bilinmeden bir grubu “the mentally challenged” olarak tanımlamak uygundur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

High-performing individuals can also overestimate their abilities.

3:10

Yüksek performans gösteren bireyler de yeteneklerini abartabilirler.

In fact, most of us do it a lot of the time.

3:14

Aslında çoğumuz bunu çoğu zaman yaparız.

The way to break out of the habit Öbek fiiller

3:17

Bu alışkanlıktan kurtulmanın yolu

takes bravery and a level of humility that is uncommon in most people.

3:18

çoğu insanda nadir görülen bir cesaret ve belli bir düzeyde tevazu gerektirir.

Öbek fiiller

break out of the habit: bir alışkanlıktan kurtulmak

Burada break out of the habit, tekrarlanan bir davranış biçiminden kurtulup onu bırakmak anlamına gelir. out of, alışkanlığı aşılması gereken bir kısıtlama gibi gösterir; bu nedenle ifade, tek bir eylemi durdurmaktan çok bir davranış kalıbını yenmeyi vurgular. Buradaki habit, olağan hâle gelmiş bir davranıştır. Aynı yapı bir döngüden, çıkmazdan veya sınırlayıcı bir düşünce biçiminden kurtulmayı da anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle Leo’nun tekrarlanan bir davranıştan kurtulduğunu doğru biçimde vurgular?

  1. After months of practice, Leo broke out checking his phone during homework.
  2. After months of practice, Leo broke out of the habit of checking his phone during homework.
  3. After months of practice, Leo got into the habit of checking his phone during homework.
Cevabı göster

After months of practice, Leo broke out of the habit of checking his phone during homework.

We have to ask for feedback from a trusted source

3:22

Güvenilir bir kaynaktan geri bildirim istemeliyiz

and be prepared for an honest response.

3:25

ve dürüst bir cevaba hazırlıklı olmalıyız.

So, if you feel you have a talent for singing,

3:27

Yani, eğer şarkı söyleme yeteneğiniz olduğunu düşünüyorsanız,

perhaps test your theory on a few honest people before appearing on national television.

3:29

ulusal televizyona çıkmadan önce teorinizi birkaç dürüst insan üzerinde test etmeniz iyi olabilir.

What we now call the Dunning-Kruger effect Dilbilgisi

3:34

Şu anda Dunning-Kruger etkisi dediğimiz şey

is what the scientists used to call metacognition,

3:36

bilim insanlarının eskiden üstbiliş (metacognition) dedikleri şeydir,

Dilbilgisi

What we now call X is what ... used to call Y: bugünkü ve geçmişteki adları eşleştirme

Her iki what yan cümlesi de isim cümleciği işlevi görür. What we now call the Dunning-Kruger effect, “bugün Dunning-Kruger etkisi dediğimiz kavram” anlamına gelir ve özne görevindedir. what the scientists used to call metacognition aynı kavramı belirtir ve is fiilinden sonra tamamlayıcı görevindedir. What we now call X is what someone used to call Y kalıbı, günümüzdeki bir adı geçmişteki bir adla eşleştirir. Burada what soru sözcüğü değildir; “…… olan şey veya kavram” anlamına gelir. used to call ise geçmişte alışılmış biçimde kullanılan bir adı gösterir. Dil bilgisi iki adın aynı kavrama gönderme yaptığını sunar, ancak tek başına kavramların bilimsel olarak tamamen aynı olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: “What we now call cloud storage is what many companies used to call online backup.” Cümle hangi ilişkiyi ifade ediyor?

  1. “Cloud storage”, eskiden çevrim içi olan bir şirketin adıdır.
  2. Günümüzdeki “cloud storage” adı, geçmişteki “online backup” adıyla eşleştirilir.
  3. Şirketler bilgi depolamayı bırakıp soru sormaya başlamıştır.
Cevabı göster

Günümüzdeki “cloud storage” adı, geçmişteki “online backup” adıyla eşleştirilir.

thinking about thinking.

3:40

düşünme üzerine düşünmek.

Perhaps the less we know about a topic and the simpler it appears,

3:42

Belki de bir konu hakkında ne kadar az şey bilirsek ve ne kadar basit görünürse,

the easier it is to ascribe some sort of understanding of it.

3:45

onu bir tür anlayışa atfetmek o kadar kolay olur.

We must be careful.

3:48

Dikkatli olmalıyız.

We could well be one of the many Dunning-Kruger sufferers Dilbilgisi

3:50

Pekala birçok Dunning-Kruger mağdurundan biri olabiliriz

Dilbilgisi

could well be: oldukça güçlü bir olasılık

could well be yapısında could olasılık bildirir, well ise bu değerlendirmeyi güçlendirir. İfade, “olması oldukça mümkün” veya “bunun doğru olabileceğini düşünmek için iyi nedenler var” anlamına gelir; ancak kesinlik bildirmez. Buradaki kapsayıcı we, hem konuşmacıyı hem de dinleyicileri bu riskin içine alır: gerçekten de anlatılan gruba ait olabilirler. Well, could ile ifade edilen olasılığı güçlendirir; “iyi bir şekilde” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle kötü havayı oldukça makul bir neden olarak sunarken şüpheye de yer bırakır?

  1. The delay could well be caused by bad weather.
  2. The delay could be caused by bad weather.
  3. The delay is definitely caused by bad weather.
Cevabı göster

The delay could well be caused by bad weather.

walking around blissfully ignorant of our ignorance. Anlatım akışı

3:53

cehaletimizden mutlu bir şekilde habersiz etrafta dolaşan.

Anlatım akışı

blissfully ignorant of our ignorance: ironik tekrar

Blissfully ignorant, bir şeyin farkında olmamak ve bu yüzden kaygı duymamak demektir. Bu cümlede blissfully ironiktir: insanlar bilgilerindeki ciddi bir eksikliği fark etmedikleri için rahat hissederler. Sondaki ignorant of our ignorance ifadesi aynı kökü bir sıfat ve bir isimde tekrarlar. Bu kısa tekrar, düşünceyi kendi üzerine döndürür — bilmediğimizi bilmemek — ve savı akılda kalıcı, paradoksu andıran bir sonla tamamlar.

Alıştırma

Sondaki blissfully ignorant of our ignorance ifadesi neyi vurgular?

  1. İnsanlar bilgi eksikliklerinin farkında olmayabilir ve bu durum onlara sahte bir rahatlık verebilir.
  2. İnsanlar yalnızca kendilerine güvenerek bilgili hâle gelir.
  3. İnsanlar başkaları sakin kalsın diye bildiklerini kasıtlı olarak saklar.
Cevabı göster

İnsanlar bilgi eksikliklerinin farkında olmayabilir ve bu durum onlara sahte bir rahatlık verebilir.

So, what's the dumbest thing you've watched somebody do?

3:56

Peki, birinin yaparken izlediğiniz en aptalca şey neydi?

Were they aware they were doing it,

3:59

Bunu yaptıklarının farkında mıydılar,

or were they blissfully ignorant?

4:01

yoksa mutlu bir şekilde habersiz miydiler?

Let us know in the comments.

4:03

Yorumlarda bize bildirin.

Also, be sure to check out our other video called What are the signs that you are a psychopath?

4:04

Ayrıca, Psikopat Olduğunuzun İşaretleri Nelerdir? adlı diğer videomuza da mutlaka göz atın.

Thanks for watching,

4:08

İzlediğiniz için teşekkürler,

and as always,

4:09

ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

4:10

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

4:13

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.