Tarihi eserlerin yasa dışı ticareti ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Program, tarihî eserlerin yağmalanıp satılmasını, sosyal medyanın bu ticareti nasıl kolaylaştırdığını ve eserlerin menşe ülkelerine iadesinin neden tartışmalı kaldığını inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. artifact — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: İnsan yapımı ve tarihsel öneme sahip bir nesneyi anlatan bu temel terimi kavrayın; arkeoloji ve müzecilikteki özel anlamını object veya old thing gibi daha genel ifadelerden ayırın. 2. A bottleneck — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bir süreci yavaşlatan ya da durduran dar nokta benzetmesini tanıyın ve iş, teknoloji, iletişim veya işlemlerde ilerlemeyi engelleyen sorunları anlatmak için kullanın. 3. relatively middle of the road approach. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu ifadenin uç bir görüş yerine ılımlı ve dengeli bir tutum sunduğunu anlayın; kültürel eserlerin iadesi gibi tartışmalı konulardaki temkinli bir yaklaşımı tarif etmek için kullanın.
Bu derste
this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:08bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
I do have some books from when I was a child. Dilbilgisi
0:18çocukluğumdan kalma bazı kitaplarım var.
do have: olumlu cümlede vurgulu do
Burada do, olumlu bir ifadeyi vurgulamak için yalın fiil have’ın önüne gelir. I do have, “gerçekten sahibim” veya “kesinlikle var” anlamına gelir; do burada soru ya da olumsuzluk kurmaz. Bu vurgu kalıbı bir gerçeği doğrulamak, şüpheyi gidermek veya bir varsayımı nazikçe düzeltmek için kullanılır. Geniş zamanda do ya da does, geçmiş zamanda did kullanılır ve sonraki fiil yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Yanıtı vurgulu do + have ile tamamlayın: “You may think I lost every copy, but I ____ one on my laptop.”
Cevabı göster
do have
But neither of these are anywhere near as old as the 1,800 year old Roman coin, Dilbilgisi
0:26Ancak bunların hiçbiri 1.800 yıllık Roma sikkesi kadar eski değil,
which BBC reporter Ryan Keane recently bought in London.
0:33ki BBC muhabiri Ryan Keane kısa süre önce onu Londra'da satın aldı.
neither of these are anywhere near as old as: güçlü bir olumsuz karşılaştırma
Neither of these daha önce sözü edilen iki şeyi belirtir ve karşılaştırmanın ikisi için de geçerli olmadığını söyler. Neither zaten cümleye olumsuz anlam verdiği için ayrıca not eklemek gerekmez. Anywhere near as old as olumsuz karşılaştırmayı güçlendirir ve “onun kadar eski olmaya bile yaklaşmamak” anlamına gelir. Yapının tamamı, iki nesnenin Roma parasından yalnızca biraz değil, çok daha yeni olduğunu anlatır.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama geliyor? “Neither of these laptops is anywhere near as light as the tablet.”
- Her iki dizüstü bilgisayar da tablet kadar hafiftir.
- Her iki dizüstü bilgisayar da tabletten çok daha ağırdır.
- Dizüstü bilgisayarlardan biri tabletten daha hafiftir.
Cevabı göster
Her iki dizüstü bilgisayar da tabletten çok daha ağırdır.
Ryan discovered there was more to the story, Deyimler
0:38Ryan hikayede daha fazlası olduğunu keşfetti,
there was more to the story: olayın görünenden daha fazlası olması
Burada there was more to the story, bilinen anlatımın olayın tamamını göstermediği; önemli gerçeklerin, nedenlerin veya karmaşık ayrıntıların henüz açıklanmadığı anlamına gelir. Story burada hayalî bir hikâyeyi değil, yaşananların tümünü anlatan açıklamayı ifade eder. Anlatıcı bu sözle, daha fazla bilgi ortaya çıktığında ilk ve basit izlenimin değişeceğini belirtir.
Alıştırma
İlk açıklamanın bütün resmi göstermediğini belirten kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The cancellation seemed sudden, but there was ____.
Cevabı göster
more to the story
as he explains here on BBC World Service program Business Daily.
0:41ki bunu burada BBC World Service programı Business Daily'de açıklıyor.
But as I researched into other kinds of ancient artifacts I could acquire,
0:46Ancak edinebileceğim diğer antik eser türlerini araştırdıkça,
I came across reports of expansive criminal networks related to antiquities. Notlar
0:50eski eserlerle bağlantılı geniş suç ağlarına dair raporlarla karşılaştım.
I came across: bir şeye tesadüfen rastlamak
Came across, come across fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada konuşanın okurken veya araştırma yaparken raporları tesadüfen bulduğu anlamına gelir. Nesne olan reports of expansive criminal networks, öbek fiilin tamamından sonra gelir. Bir yerin karşısına geçme hareketini anlatmaz. Bu ifade, keşfin planlanmamış olduğu anlamını ekler; konuşanın özellikle bu raporları aradığını söylemez.
Alıştırma
“Tesadüfen buldum” anlamındaki geçmiş zamanlı öbek fiili tamamlayın: While reading about the artist, I ____ a rare interview.
Cevabı göster
came across
antiquities: kültürel miras bağlamındaki eski eserler
Burada antiquities; madeni para, heykel veya çömlek gibi tarihsel, arkeolojik ya da kültürel değeri olan antik dönem nesnelerini anlatır. Soyut bir tarih dönemi olarak antik çağı değil, toplanabilen veya ticareti yapılabilen fiziksel nesneleri ifade eder. Bu resmî bir sözcüktür ve arkeoloji, müzeler, kültürel miras hukuku, sanat piyasası haberleri ile yağma veya kaçakçılık tartışmalarında sık görülür. old things ifadesinden çok daha özeldir.
Alıştırma
Özgün cümlede antiquities neyi ifade ediyor?
- Antik dünyanın tarihsel dönemi
- Yalnızca eski olan herhangi bir sıradan nesne
- Tarihsel veya arkeolojik değeri olan antik nesneler
Cevabı göster
Tarihsel veya arkeolojik değeri olan antik nesneler
Some ancient artifacts being sold online and in stores have been looted and trafficked. Kelime
0:55İnternette ve mağazalarda satılan bazı tarihi eserler yağmalanmış ve kaçakçılığı yapılmış.
looted and trafficked: yağmalanmış ve yasa dışı ticareti yapılmış
Bu cümlede looted and trafficked, bir suç zincirinin iki aşamasını anlatır. Looted, eserlerin özellikle savaş, kargaşa veya örgütlü hırsızlık sırasında bir alandan, binadan ya da topluluktan hukuka aykırı biçimde alındığını belirtir. Trafficked ise daha sonra yasa dışı kanallar üzerinden taşındıklarını, ticaretlerinin yapıldığını veya satıldıklarını belirtir. İki sözcük de have been tarafından yönetilen geçmiş zaman ortacıdır: have been looted and trafficked. Edilgen yapı eserlerin başına ne geldiğine odaklanır; present perfect ise bu eylemleri şu anda satışa sunulan eserlerle ilişkilendirir.
Alıştırma
Hangi cümle eserlerin yasa dışı biçimde alındığını ve ardından yasa dışı kanallar üzerinden taşındığını veya ticaretinin yapıldığını açıkça belirtir?
- The statues were looted from the site and trafficked across the border.
- The statues were sold by their legal owner and shipped to a buyer.
- The statues were catalogued at the site and transported to a museum.
Cevabı göster
The statues were looted from the site and trafficked across the border.
usually very old, which is historically interesting.
1:08genellikle çok eskidir, tarihsel olarak ilgi çekicidir.
artifact: tarihsel önem taşıyan insan yapımı bir nesne
Burada artifact, insanlar tarafından yapılmış veya şekillendirilmiş ve tarih ya da kültür hakkında kanıt olarak değer taşıyan bir nesneyi ifade eder. Geçmişi anlamamıza yardımcı olan sikkeler, aletler, çanak çömlekler ve heykeller artifact sayılabilir. Bir şeyin yalnızca eski olması yeterli değildir. Tanımdaki made by humans temel sınırı belirlerken historically interesting nesnenin neden incelenmeye değer olduğunu açıklar.
Alıştırma
Buradaki tarihsel anlamıyla artifact olarak en iyi hangi nesne tanımlanabilir?
- Bir mağarada doğal olarak oluşmuş kristal
- Dün bir süpermarketten alınmış yeni plastik şişe
- İki bin yıl önce insanlar tarafından yapılmış ve eski bir yerleşimde bulunmuş kil kâse
Cevabı göster
İki bin yıl önce insanlar tarafından yapılmış ve eski bir yerleşimde bulunmuş kil kâse
Movies like Indiana Jones and Tomb Raider have made the subject popular. Kültür
1:19Indiana Jones ve Tomb Raider gibi filmler bu konuyu popüler hale getirdi.
Indiana Jones ve Tomb Raider gibi filmler: popüler kültür örnekleri
Indiana Jones ve Tomb Raider, popüler kültürde antik alanlar, mezarlar, kayıp hazineler ve heyecanlı keşiflerle ilişkilendirilen kurgusal macera serileridir. Bu ortak imge, konuşmacının neden bu adları kullandığını anlamak için gereken temel arka plandır. Movies like ... kalıbı, bu yapımları tanıdık örnekler olarak sunar: eğlence dünyası konuyu heyecan verici ve yaygın biçimde bilinen bir hâle getirmiştir. Cümle, bu kurgusal maceraların doğru arkeolojik uygulamaları gösterdiğini iddia etmez.
Alıştırma
Artifact konusundaki bir tartışmada Indiana Jones ve Tomb Raider adlarının anılması ne anlatır?
- Popüler macera öyküleri artifact konusunun geniş bir kitleye çekici gelmesine yardımcı olmuştur.
- Bu iki ad belirli tarihsel artifact nesnelerini ifade eder.
- Bu seriler profesyonel arkeoloji çalışmaları için doğru kurallar sağlar.
Cevabı göster
Popüler macera öyküleri artifact konusunun geniş bir kitleye çekici gelmesine yardımcı olmuştur.
But the theft of ancient objects is a serious problem in some parts of the world.
1:24Ancak eski objelerin çalınması dünyanın bazı bölgelerinde ciddi bir sorundur.
What can be done about it?: olası çözümleri sormak
What can be done about it? ifadesi, olası eylemleri sormak için can + be + geçmiş zaman ortacı done yapısıyla edilgen bir soru kurar. Sorumlu kişiyi belirtmediği için odak çözümlerde kalır. Buradaki about it, o sorunla ilgilenip onu çözmeye yönelik hareket etmek anlamına gelir. it daha önce sözü edilen bir soruna gönderme yapar; o konu hakkında bir şey üretmek veya söylemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir ekip bir sorun belirledi, ancak kimin harekete geçeceğine henüz karar vermedi. What can be done about it? neyi sorar?
- Görevi kim tamamladı?
- Sorunla ilgilenmek için hangi eylem mümkündür?
- Konu hakkında hangi bilgiler yazılabilir?
Cevabı göster
Sorunla ilgilenmek için hangi eylem mümkündür?
That's what we'll be discussing in this episode, Anlatım akışı
1:31İşte bu bölümde tartışacağımız şey bu,
That's what we'll be discussing: önceki konuya dönüp sıradaki konuyu duyurmak
That's what we'll be discussing, önceki ifadeyle sonraki bölümü birbirine bağlar. That's içindeki that, az önce belirtilen soru veya konuya gönderme yaparken what we'll be discussing bunu yaklaşan tartışmanın konusu olarak gösterir. Burada what we'll be discussing, tartışacağımız konu anlamına gelen bir isim cümleciğidir; doğrudan soru değildir. Yapı açık bir geçiş oluşturur: önce bir soru sorulur, ardından dinleyiciye bunun bir sonraki bölümde ele alınacağı söylenir.
Alıştırma
Hangi cümle önceki bir soruya gönderme yapıp onu bugünkü tartışmanın konusu olarak en iyi şekilde duyurur?
- That's why we discussed it yesterday.
- That's when the discussion ended.
- That's what we'll be discussing today.
Cevabı göster
That's what we'll be discussing today.
you'll find all the vocabulary from this episode on our website,
1:37bu bölümdeki tüm kelimeleri web sitemizde bulabilirsiniz,
One of the most famous ancient artifacts was discovered by Egyptologist Howard Carter
1:45En ünlü antik eserlerden biri Mısırbilimci Howard Carter tarafından keşfedilmiştir
the Valley of the Kings: Mısır'daki belirli bir yer adı
the Valley of the Kings, antik Mısır'daki bir mezarlık alanının yerleşik adıdır. Bu alanda firavunlar ve diğer önemli kişiler için yapılmış mezarlar bulunur. Burada bu ad, Howard Carter'ın 1922'de Tutankhamun'un mezarını keşfetmesiyle bağlantılı tarihî yeri belirtir. Bunu, ‘krallara ait bir vadi’ anlamındaki sıradan bir ifade olarak değil, belirli bir yer adı olarak anlayın.
Alıştırma
Bu cümlede the Valley of the Kings neyi ifade ediyor?
- Valley adlı bir antik Mısır kralı.
- Mısır'da kraliyet mezarlarıyla tanınan belirli bir mezarlık alanı.
- Bir kral tarafından yönetilen herhangi bir vadi.
Cevabı göster
Mısır'da kraliyet mezarlarıyla tanınan belirli bir mezarlık alanı.
the Mask of Tutankhamun: Tutankhamun'un altın cenaze maskesi
The Mask of Tutankhamun, antik Mısır firavunu Tutankhamun için yapılmış ünlü altın cenaze maskesidir. Bu adda Mask, eseri belirtirken Tutankhamun, eserin kendisi için yapıldığı kişinin adıdır; bir yer adı değildir. Maske Tutankhamun'un mezarından gelmiştir. Howard Carter'ın 1922'de bu mezarı keşfetmesi, Carter'ı bu eserle ilişkilendiren tarihî olaydır.
Alıştırma
the Mask of Tutankhamun nedir?
- Howard Carter'ın kazılar sırasında taktığı koruyucu bir maske.
- Firavun Tutankhamun için yapılmış ünlü bir altın cenaze maskesi.
- Tutankhamun'un gömüldüğü vadinin adı.
Cevabı göster
Firavun Tutankhamun için yapılmış ünlü bir altın cenaze maskesi.
Let's find out later in the program: cevabı sonraya bırakmak
Burada let's find out later in the program, insanlardan bir nesneyi aramalarını istemez. Find out, “bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak” anlamına gelir; later in the program ise cevabın ne zaman öğrenileceğini belirtir. Bu cümle, programın akışını düzenleyen bir işaret olarak cevabı erteler ve merak uyandırır. Sorunun şimdi değil, daha sonraki bir bölümde çözüleceğini bildirir.
Alıştırma
Bir sunucu “Let's find out later in the program.” diyor. Sunucu ne yapıyor?
- Cevabı hemen açıklamak
- Cevabı programın daha sonraki bir bölümüne bırakmak
- İzleyicilerden kayıp bir nesneyi aramalarını istemek
Cevabı göster
Cevabı programın daha sonraki bir bölümüne bırakmak
Stealing ancient objects is nothing new. Kalıp ifadeler
2:10Antik nesneleri çalmak yeni bir şey değil.
is nothing new: bir olgunun daha önce de var olduğunu söylemek
X is nothing new yapısında nothing new, X'in yakın zamanda ortaya çıkmış bir gelişme olmadığını belirtir; aynı tür şey daha önce de yaşanmış veya var olmuştur. Özne bir davranışı, sorunu, eğilimi veya durumu adlandırabilir. Asıl cümlede bu ifade, antik nesneleri çalmayı modern dönemde başlayan bir olay değil, uzun süredir var olan bir uygulama olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “uzun süredir var” anlamındaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: Online misinformation ____, but it can spread faster today.
Cevabı göster
is nothing new
it was common for artifacts to be taken from their original home and moved to museums and private collections abroad. Dilbilgisi
2:14eserlerin orijinal evlerinden alınıp yurtdışındaki müzelere ve özel koleksiyonlara taşınması yaygındı.
During colonial times: sömürge yönetimi dönemi
During colonial times, sömürgeci güçlerin başka bölgeleri yönettiği veya denetlediği bir dönem anlamına gelir. Colonial yalnızca “eski” veya “çok uzun zaman önceki” demek değildir; belirli bir yönetim sistemine ve sömürgeci güç ile sömürgeleştirilen bölge arasındaki eşitsiz ilişkiye işaret eder. Bu cümlede ifade, eserlerin ait oldukları topluluklardan nasıl çıkarılıp yurt dışındaki koleksiyonlara gidebildiğini anlamak için gereken tarihsel çerçeveyi sağlar. Bu hareketin arkasındaki güç koşullarını açıklamaya yardımcı olur ancak tek başına bütün eserlerin aynı şekilde götürüldüğünü söylemez.
Alıştırma
During colonial times bu cümlede nasıl bir bağlam sağlar?
- Müzelerin antik çağda kurulduğunu söyler.
- Yalnızca olayın çok uzun zaman önce olduğunu söyler.
- Olayı sömürge yönetimi ve eşitsiz gücün bulunduğu bir döneme yerleştirir.
Cevabı göster
Olayı sömürge yönetimi ve eşitsiz gücün bulunduğu bir döneme yerleştirir.
it was common for artifacts to be taken: biçimsel özne it ve edilgen mastar
it was common for artifacts to be taken yapısında it özne konumunu doldururken for artifacts to be taken yaygın olarak değerlendirilen durumu adlandırır. Bu yapı, İngilizcede common değerlendirmesinin daha uzun içerikten önce gelmesini sağlar. Artifacts eyleme maruz kaldığı için mastar edilgendir: to be taken. Cümle, bu durumun o dönemde sık yaşandığını söyler; common yaygınlığı belirtir, onay ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi It was common for + isim + edilgen mastar yapısıyla tamamlayın: In the early days of photography, ____ portraits ____ in studios.
Cevabı göster
it was common for · to be taken
a researcher from Shawnee State University in the US,
2:28ABD'deki Shawnee Eyalet Üniversitesi'nden bir araştırmacı olan,
explaining more to BBC's Business Daily.
2:31BBC'nin Business Daily programına daha fazlasını açıklıyor.
the game changer: durumu dönüştüren belirleyici etken
A game changer, bir durumun gidişatını veya bir işin yapılma biçimini önemli ölçüde değiştiren kişi, fikir, olay ya da araçtır. Bu cümlede the game changer, sosyal medyayı belirleyici yeni etken olarak gösterir; söz konusu yasa dışı tarihi eser ticaretinde satıcılarla alıcıların bağlantı kurma biçimini değiştirmiştir. Bu mecazi bir ifadedir ve genellikle gerçek bir oyundan söz etmez. The, sosyal medyayı bu belirli bağlamdaki temel etken olarak sunar; a game changer ise büyük etkiye sahip birkaç etkenden yalnızca biri olabilir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Sosyal medya bir oyunun kurallarını zorlaştırır.
- Sosyal medya, durumu değiştiren belirleyici etkendir.
- Sosyal medya oyun oynayan bir kişidir.
Cevabı göster
Sosyal medya, durumu değiştiren belirleyici etkendir.
was how does someone who has an item then communicate with someone on the demand side. Kelime
2:39eline bir eşya geçen kişinin daha sonra talep tarafındaki biriyle nasıl iletişim kuracağıydı.
if you will: yaklaşık bir adlandırmayı belirtmek
Bu cümlede if you will, bottleneck sözcüğüne bağlı kısa bir ara sözdür. Yaklaşık olarak “böyle adlandırabilirsek” ya da “tabiri caizse” anlamına gelir: Konuşmacı bottleneck sözcüğünü gerçek veya teknik açıdan tamamen kesin bir terim olarak değil, yararlı bir mecaz olarak sunar. Bu ifade konuşmacının sözcük seçimi hakkında yorum yapar; burada koşul oluşturmaz ve “eğer istekliyseniz” anlamına gelmez. Konuşmacının bir adlandırma kullanmasını sağlarken bu adlandırmanın kusursuz biçimde kesin olduğu iddiasını yumuşatır.
Alıştırma
Bu cümlede if you will ne işlev görüyor?
- Bottleneck sözcüğünün yararlı ama yaklaşık bir mecaz olduğunu belirtir.
- Önce gerçekleşmesi gereken bir koşul getirir.
- Dinleyicinin iletişim kurmaya istekli olup olmadığını sorar.
Cevabı göster
Bottleneck sözcüğünün yararlı ama yaklaşık bir mecaz olduğunu belirtir.
on the demand side: piyasanın alıcı tarafı
On the demand side, sunulan şeyi satın almak veya kullanmak isteyen kişi ya da kuruluşların tarafında olmak demektir. Bu cümlede someone on the demand side, ürünü elinde bulunduran kişinin iletişim kurması gereken potansiyel bir alıcıdır. Buradaki side fiziksel bir kenarı veya konumu değil, piyasa ilişkisindeki gruplardan birini ifade eder. Aynı yapı, bir piyasayı demand side ve supply side açısından ele almak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Bilet piyasasıyla ilgili bir raporda on the demand side kimlerden oluşur?
- Bilet satın almak isteyen kişiler
- Girişin bir tarafında duran kişiler
- Satış için bilet sağlayan mekânlar
Cevabı göster
Bilet satın almak isteyen kişiler
go through intermediaries: aracılar üzerinden işlem yapmak
Go through intermediaries, iletişim kurmak veya bir işlemi tamamlamak için aradaki kişi ya da kuruluşları kullanmak demektir. Bu cümlede iki ana taraf doğrudan anlaşamıyor, aracılar onları birbirine bağlıyordu. Go through ifadesinden sonra bir kişi, kuruluş veya kanal geldiğinde, o yolu ya da süreci kullanmak anlamına gelebilir. Bu anlam, go through a difficult time ifadesinden farklıdır; orada go through bir şeyi yaşamak veya deneyimlemek demektir.
Alıştırma
Aracıları kullanmak anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: To reach customers in several countries, the small company had to ____.
Cevabı göster
go through intermediaries
Social media changes all that because it just opens it up. Öbek fiiller
2:48Sosyal medya tüm bunları değiştiriyor çünkü sadece önünü açıyor.
just opens it up: bir süreci daha erişilebilir kılmak
Open something up burada mecazi anlamda kullanılır. Bir süreç üzerindeki kısıtlamaları kaldırarak daha fazla kişinin ona erişebilmesini veya katılabilmesini ifade eder. It zamiri fiziksel bir nesneyi değil, satıcılarla alıcıların bağlantı kurma sürecini belirtir. Just, bunu sosyal medyanın basit ve doğrudan bir sonucu olarak sunar: Önceden kısıtlı olan bağlantı çok daha kolay hâle gelir. Open up bu kullanımda bir kanala, pazara, fırsata veya etkinliğe erişimin genişlemesini anlatabilir.
Alıştırma
Cümlede just opens it up ne anlama geliyor?
- Fiziksel olarak bir kabı açar.
- Bağlantı kurma sürecini daha fazla kişi için erişilebilir hâle getirir.
- Süreci dışarıdan kişilere kapatır.
Cevabı göster
Bağlantı kurma sürecini daha fazla kişi için erişilebilir hâle getirir.
Ammar calls social media a game changer,
2:52Ammar sosyal medyayı oyun değiştirici olarak adlandırıyor,
something new that is introduced into a situation and completely changes how it works.
2:55bir duruma dahil edilen ve onun nasıl çalıştığını tamamen değiştiren yeni bir şey.
the internet has been a game changer in how we communicate.
3:01internet iletişim kurma biçimimizde oyunun kurallarını değiştiren bir unsur oldu.
For someone with illegally stolen artifacts to sell,
3:07Yasadışı olarak çalınmış eserleri satmak isteyen biri için,
used to be difficult: değişmiş bir geçmiş durumu anlatmak
Used to + fiilin yalın hâli, artık geçerli olmayan veya artık normal durum sayılmayan geçmişteki bir alışkanlığı ya da durumu anlatır. Burada finding a buyer used to be difficult, geçmişteki zorluğu sosyal medyanın sağladığı bugünkü kolaylıkla karşılaştırır. Used to sonrasında fiil yalın hâlde kalır. Cümle geçmişteki bir durumu be ile anlattığı için yapı used to be difficult olur; used to was difficult denmez.
Alıştırma
Değişmiş bir geçmiş durumu göstermek için cümleyi tam olarak used to + be yapısıyla tamamlayın: It ____ difficult to reserve a seat online.
Cevabı göster
used to be
that delays a process or stops it from progressing.
3:20bir süreci geciktiren veya ilerlemesini durduran bir sorundur.
A bottleneck: bir süreci yavaşlatan kısıt
Bu cümlede a bottleneck, bir sürecin ne kadar hızlı ilerleyebileceğini sınırlayan bir sorun veya aşamadır. Anlam mecazidir: Bir şişenin boynu nasıl daralıyorsa tek bir dar nokta da arkasındaki her şeyi yavaşlatabilir. Bu sözcüğü, diğer bölümler iyi çalışsa bile bir iş akışının, sistemin veya tedarik zincirinin genel ilerlemesini geciktiren bölüm için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümlede bottleneck daha büyük bir süreci sınırlayan bölüm anlamında kullanılmıştır?
- The final security check is a bottleneck because every request must wait there.
- She washed the neck of the bottle carefully.
- We celebrated after finishing the project ahead of schedule.
Cevabı göster
The final security check is a bottleneck because every request must wait there.
So what can be done to stop the illegal buying and selling of ancient artifacts? Kalıp ifadeler
3:24Peki eski eserlerin yasadışı alım satımını durdurmak için ne yapılabilir?
illegal buying and selling: yasaklanmış tek bir ticaret faaliyeti
Buying and selling, iki -ing biçimini birleştirerek ticareti tek bir genel faaliyet olarak adlandırır. Illegal buying and selling ifadesinde illegal, eş görevli yapının tamamına uygulanır; dolayısıyla hem satın alma hem de satma tarafı kapsanır. Ardından gelen of öbeği neyin ticaretinin yapıldığını belirtir: of ancient artifacts, antik eserlerin alınıp satılan nesneler olduğu anlamına gelir. Bu yapı, bir piyasanın iki tarafı da önemli olduğunda kullanışlıdır.
Alıştırma
Illegal buying and selling of ancient artifacts ifadesinde illegal neyi tanımlar?
- Eserlerin yaşı
- Yalnızca satın alma faaliyeti
- Hem satın alma hem de satma faaliyeti
Cevabı göster
Hem satın alma hem de satma faaliyeti
as the final destination for much looted treasure, Kalıp ifadeler
3:30yağmalanan birçok hazinenin son varış noktası olarak,
museums have an important role to play. Kalıp ifadeler
3:33müzelerin oynaması gereken önemli bir rol vardır.
the final destination for: bir şeyin en sonunda ulaştığı yer
the final destination for X ad öbeği, X’in hareket veya aktarım sonrasında en sonunda ulaştığı yeri belirtir. Burada müzeleri yağmalanmış pek çok hazinenin son noktası olarak sunar. destination, turistlerin nereye gittiğini değil, hazinelerin en sonunda nereye ulaştığını anlatır. Bu kalıp mal, para, veri, insan veya nesnelerin ulaştığı son noktayı gösterebilir: the final destination for + isim.
Alıştırma
“Bir şeyin en sonunda ulaştığı yer” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The central warehouse is the ____ all returned parcels.
Cevabı göster
final destination for
an important role to play: önemli bir işlev veya sorumluluk
have an important role to play kalıbı, “bir durumda önemli bir işlevi, katkısı ya da sorumluluğu olmak” demektir. Burada müzelerin yağmalanmış hazinelerle ilgili sorunların ele alınmasında önemli katılımcılar olduğunu söyler; play sahnede oyunculuk yapmakla ilgili değildir. Katılım alanı genellikle have a role to play in solving the problem örneğinde olduğu gibi in + isim veya -ing biçimiyle eklenir. Altyazıdaki gibi konu zaten belliyse ifade play ile bitebilir.
Alıştırma
“Önemli bir işlev veya sorumluluk” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Public libraries have ____ in improving access to information.
Cevabı göster
an important role to play
Accusations of ... have been made against ...: resmî bir suçlama kalıbı
Bu resmî edilgen yapı, bir kişinin veya kuruluşun bir şey yapmakla suçlandığını belirtir: Accusations of + suçlamaya konu olan eylem + have been made against + suçlanan kişi veya kuruluş. of suçlamanın içeriğini belirtir; burada bu içerik knowingly or unknowingly buying stolen objects ifadesidir. Against ise suçlamanın yöneltildiği hedefi belirtir; burada hedef several museums ifadesidir. Edilgen yapı, suçlamayı kimin yaptığını söylemeden suçlamalara ve bunların hedefine odaklanır. Bir suçlama iddiadır; kanıt değildir.
Alıştırma
Resmî haber yapısını eksik iki ifadeyle tamamlayın: ____ falsifying safety records ____ two manufacturers.
Cevabı göster
Accusations of · have been made against
knowingly or unknowingly: kişinin bilip bilmediği
Bu suçlamada knowingly buying stolen objects, nesnelerin çalıntı olduğunu bilerek satın alma iddiasını anlatır. Unknowingly ise bu gerçeği bilmeden satın almayı anlatır. knowingly or unknowingly ifadesi iki olasılığı da kapsar: müzeler biliyor olabilir ya da bilmiyor olabilir. Hukuki, etik, mevzuata uyum ve haber bağlamlarında bu ayrım önemlidir; çünkü bilgi sahibi olmak, sorumluluğun nasıl değerlendirildiğini etkileyebilir.
Alıştırma
Bu cümlede knowingly or unknowingly ne anlama gelir? A company may knowingly or unknowingly break the rule.
- Şirket kuralı çiğnediğini bilse de bilmese de
- Yalnızca şirket kuralı çiğnemeyi amaçladıysa
- Çünkü şirket kuralla ilgili uyarılmıştı
Cevabı göster
Şirket kuralı çiğnediğini bilse de bilmese de
Victoria Reed is senior curator at the Museum of Fine Arts in Boston. Kelime
3:46Victoria Reed, Boston'daki Güzel Sanatlar Müzesi'nde kıdemli küratördür.
senior curator: üst düzey bir müze küratörü
Senior curator, müze veya galerilerde kullanılan profesyonel bir unvandır. Bir curator; araştırma, yorumlama, eser edinme veya planlama gibi görevlerle koleksiyonlar ve sergiler üzerinde çalışabilir. Senior ise daha yüksek sorumluluk ya da deneyim düzeyini belirtir. Bu cümlede unvan, Victoria Reed'in sıradan bir ziyaretçi veya rehber olarak değil, kurumsal uzmanlığa sahip biri olarak konuştuğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi açıklama senior curator ifadesine en uygun anlamı verir?
- Koleksiyonların veya sergilerin yönetimine yardımcı olan üst düzey bir müze uzmanı
- Asıl görevi her ziyaretçi turunu yönetmek olan bir rehber
- Tek görevi giriş bileti satmak olan bir çalışan
Cevabı göster
Koleksiyonların veya sergilerin yönetimine yardımcı olan üst düzey bir müze uzmanı
she helped her museum return an ancient necklace,
3:52müzesinin eski bir kolyeyi iade etmesine yardımcı oldu,
which had been taken illegally from Turkey in the 1970s. Dilbilgisi
3:551970'lerde Türkiye'den yasadışı olarak çıkarılmış olan.
which had been taken illegally: daha önce gerçekleşen edilgen bir olay
Which, ancient necklace hakkında arka plan bilgisi ekleyen tanımlayıcı olmayan bir ilgi yan cümlesi başlatır. Which'ten önceki virgül, bu bölümün hangi kolyeden söz edildiğini belirlemek yerine ek bilgi verdiğini gösterir. Had been taken, past perfect passive yapısıdır: had been + geçmiş zaman ortacı. Yasa dışı çıkarılma olayını başka bir geçmiş olaydan, yani 2024'teki iadeden önceye yerleştirir. Edilgen yapı da odağı kolyeyi götüren kimliği bilinmeyen kişilerde değil, kolyenin üzerinde tutar.
Alıştırma
Cümleyi which, take fiilinin past perfect passive biçimi ve illegally ile tamamlayın: The museum returned the statue, ____ decades earlier.
Cevabı göster
which had been taken illegally
country of origin: bir şeyin aslen geldiği ülke
Country of origin, bir kişinin, ürünün, nesnenin veya kültürel varlığın aslen geldiği ülke anlamına gelir. Bu cümlede, eserlerin başka bir yerde tutulmadan önce geldiği veya ait olduğu ülkeyi belirtir; şu anda sergilendikleri ülkeyi değil. İsim + of origin yapısı, kaynağı resmî ve kısa bir şekilde belirtir. Ürün etiketlerinde, gümrük formlarında, göç kayıtlarında ve kültürel varlıklarla ilgili tartışmalarda görülür.
Alıştırma
Cümleyi, bir ürünün aslen geldiği ülkeyi belirten resmî ifadeyle tamamlayın: The package must show the product's ____.
Cevabı göster
country of origin
repatriation: menşe ülkeye resmî geri gönderme
Repatriation, bir kişinin, insan kalıntılarının, kültürel bir varlığın veya paranın menşe ülkeye resmî olarak geri gönderilmesi sürecidir. Burada, eserlerin aslen geldikleri ülkelere iade edilmesi önerisini adlandırır. Genel return sözcüğünün aksine repatriation, ulusal veya atalara ait bir yurda dönüşü vurgular ve çoğu zaman kurumları, hak iddialarını ya da resmî işlemleri içerir.
Alıştırma
Bir müze politikası tartışmasında repatriation of artifacts ne anlama gelir?
- eserlerin menşe ülkelerine resmî olarak iade edilmesi
- eserlerin mevcut koleksiyonda halka açık biçimde sergilenmesi
- eserlerin başka bir müzeye geçici olarak ödünç verilmesi
Cevabı göster
eserlerin menşe ülkelerine resmî olarak iade edilmesi
as Victoria told BBC program Business Daily.
4:06Victoria'nın BBC programı Business Daily'ye söylediği gibi.
Outside of the museum world: müze çevresi dışındaki bakış açısını çerçevelemek
Outside of the museum world, bilginin kapsamını belirleyen bir ifadedir. Cümlenin başında kullanıldığında, birazdan aktarılacak görüşlerin müzecilik mesleğinin ve bu meslek çevresinin dışından geldiğini dinleyiciye bildirir. Buradaki world, bütün gezegeni veya fiziksel bir yeri değil, bir alanı, sektörü ya da sosyal çevreyi ifade eder. Böyle bir giriş çerçevesi, içeriden bir bakışla grubun dışındaki kişilerin görüşlerini ayırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Outside of the museum world cümlenin başında hangi işlevi görür?
- Müzelerin bulunduğu başka bir ülkeyi tanıtır.
- Konuşanın bir müze binasının dışında durduğunu söyler.
- Ardından gelen ifadeyi müzecilik mesleğinin ve topluluğunun dışındaki görüşlerle sınırlar.
Cevabı göster
Ardından gelen ifadeyi müzecilik mesleğinin ve topluluğunun dışındaki görüşlerle sınırlar.
relatively middle of the road approach: nispeten ılımlı bir tutum
Middle of the road, güçlü uçlardan kaçınan bir tutumu veya yöntemi ifade eden deyimsel bir ifadedir. A middle-of-the-road approach, ılımlılığı ya da uzlaşmayı amaçlar; bir kişinin yolun neresinde durduğu veya ilerlediğiyle ilgili değildir. Relatively, iddianın kesinliğini azaltır. Konuşan kişi yaklaşımını tamamen tarafsız olarak değil, diğer tutumlarla karşılaştırıldığında ılımlı olarak sunar.
Alıştırma
Bir tartışmada a relatively middle-of-the-road approach ne anlama gelir?
- Uçlardan kaçınan, nispeten ılımlı bir yaklaşım.
- Araçların yolun neresinde ilerlemesi gerektiğiyle ilgili bir yaklaşım.
- Her türlü uzlaşmayı değerlendirmeyi reddeden bir yaklaşım.
Cevabı göster
Uçlardan kaçınan, nispeten ılımlı bir yaklaşım.
and I believe in judicious repatriation decisions. Kelime
4:22ve mantıklı iade kararlarına inanıyorum.
I believe in ... I believe in ... I believe in: İlkeleri tekrar yoluyla düzenlemek
Her bölümün başında I believe in ifadesinin tekrarlanması paralel bir dizi kurar: her ilke aynı dilbilgisel kalıba ve benzer vurguya sahip olur. Bu tekrar, dinleyenin çok parçalı bir görüşü izlemesini kolaylaştırır ve ifadeye bilinçli bir ritim verir. Burada believe in yalnızca “bir şeyin var olduğuna inanmak” değil, “desteklemek veya güven duymak” anlamındadır. Konuşan kişi müzeleri, sorumlu koleksiyonculuğu ve dikkatle verilmiş iade kararlarını destekler; bunları birbiriyle bağdaşan ilkeler olarak sunar.
Alıştırma
Her I ifadesinden sonra believe in sözünü tekrarlayarak paralel cümleyi tamamlayın: I ____ fair rules, I ____ open communication, and I ____ shared responsibility.
Cevabı göster
believe in · believe in · believe in
judicious repatriation decisions: sağduyulu iade kararları
Judicious, “akıllıca ve dikkatli bir değerlendirme gösteren” anlamına gelir. judicious repatriation decisions ifadesinde judicious, decisions sözcüğünü niteler; repatriation ise bu kararların kültürel varlıkları köken yerine veya topluluğuna geri vermekle ilgili olduğunu belirtir. İfade, her şeyi otomatik olarak geri verme veya her iade talebini reddetme politikası yerine, kanıtlara ve koşullara göre olay bazında dengeli kararlar alınmasını anlatır.
Alıştırma
Bu cümleyi en iyi tamamlayan sözcüğü seçin: After weighing the evidence and possible consequences, the panel reached a ___ decision.
- judicial
- automatic
- judicious
Cevabı göster
judicious
There are arguments both for and against repatriating artifacts. Kalıp ifadeler
4:26Eserlerin ülkelerine iadesi konusunda hem lehte hem de aleyhte argümanlar var.
both for and against: bir konunun iki tarafını sunmak
arguments both for and against repatriating artifacts ifadesinde for, eserlerin iade edilmesini destekleyen gerekçeleri; against ise buna karşı çıkan gerekçeleri tanıtır. Her iki edat da aynı konuya, yani repatriating artifacts ifadesine bağlanır. both ... and eşli yapısı iki tarafı birlikte sunar. Tartışmalı bir konuyu henüz taraf seçmeden düzenlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi “destekleyen tarafta ve karşı çıkan tarafta” anlamına gelen dört sözcüklük eşli yapıyla tamamlayın: There are arguments ____ the plan.
Cevabı göster
both for and against
And Victoria takes a middle of the road approach.
4:31Ve Victoria ılımlı (middle of the road) bir yaklaşım benimsiyor.
you mean it's not extreme and is acceptable to most people.
4:37aşırı olmadığını ve çoğu insan için kabul edilebilir olduğunu kastedersiniz.
or are displayed in museums remains an ongoing debate. Kalıp ifadeler
4:45veya müzelerde sergilenip sergilenmeyeceği süregelen bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.
find their way back: bir süreçten sonra sonunda geri dönmek
Find their way back to, bir yolculuk, süreç veya olaylar dizisinin ardından sonunda geri dönmek anlamına gelir. Antik eserler için kullanıldığında nesneler kişileştirilir: eserler kelimenin gerçek anlamıyla yollarını bulmaz, ancak kararlar ve düzenlemeler sonucunda geri gönderilebilirler. Back, önceki ya da asıl yere dönüşü belirtir. Their original homes, eserlerin başlangıçta geldiği yerleri ifade eder.
Alıştırma
Bu yeni cümleyi okuyun: After years abroad, the painting found its way back to its original owner. Burada found its way back ne anlama geliyor?
- Resim farklı bir sahibine gönderildi ve bir daha geri dönmedi.
- Resim güzergâhı kendi başına buldu ve tek başına eve gitti.
- Resim bir süreç sonucunda sonunda asıl sahibine geri döndü.
Cevabı göster
Resim bir süreç sonucunda sonunda asıl sahibine geri döndü.
remains an ongoing debate: çözümlenmemiş bir tartışma olarak sürüyor
Bu cümlede remains, ‘olmaya devam eder’ anlamında bir bağ fiilidir. whether ile başlayan yan cümlenin tamamı öznedir; an ongoing debate ise devam eden durumu adlandırır. Bu ifade, konunun çözüme kavuşmadığını ve insanların hâlâ aynı fikirde olmadığını anlatır. Çözülmemiş bir konu hakkındaki açıklamayı bitirmek için kullanılan kısa ve resmî bir anlatımdır.
Alıştırma
Örnekte remains an ongoing debate ne anlama geliyor?
- Fiziksel kalıntılar bir müzede bırakılmıştır.
- Tartışma kesin bir kararla sona ermiştir.
- Konu hâlâ tartışmalıdır ve çözüme kavuşmamıştır.
Cevabı göster
Konu hâlâ tartışmalıdır ve çözüme kavuşmamıştır.
it's good to know that objects of culture and beauty are being preserved for future generations. Kalıp ifadeler
4:49kültür ve güzellik nesnelerinin gelecek nesiller için korunduğunu bilmek güzel.
But either way: iki seçenekten ortak bir sonuca geçiş
Either way, daha önce ele alınan iki seçeneğe gönderme yapar ve ‘ikisinden hangisi doğru olursa ya da gerçekleşirse gerçekleşsin’ anlamına gelir. Seçimi geride bırakıp her iki durumda da geçerli olan bir sonuca geçerek bilgiyi düzenler. Burada But, fikir ayrılığından başka bir noktaya geçildiğini gösterir: nesneler ister asıl yerlerine dönsün ister müzelerde kalsın, gelecek nesiller için korunmaları iki durumda da ortak ve olumlu bir sonuç olarak sunulur.
Alıştırma
Örnekte But either way ne işe yarıyor?
- Üçüncü bir seçenek sunar.
- İki seçenekten, her ikisi için de geçerli olan bir sonuca geçer.
- Müze seçeneğini seçer ve diğerini reddeder.
Cevabı göster
İki seçenekten, her ikisi için de geçerli olan bir sonuca geçer.
for future generations: uzun vadeli yararlanıcıları belirtmek
For future generations, bizden sonra yaşayacak insanların yararı veya kullanımı için anlamına gelir. Bu cümlede for, nesnelerin korunmasından yararlanması amaçlanan kişileri belirtir. Generations burada art arda gelen insan kuşaklarını ifade eder. Bu nedenle ifade, yalnızca bugün yaşayanlarla sınırlı olmayan uzun vadeli bir amaç anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, bizden sonra yaşayacak insanları belirten ve burada öğretilen iki kelimelik isim öbeğiyle tamamlayın: The museum protects these records for ____.
Cevabı göster
future generations
I think it's time to reveal the answer to my question.
4:55sanırım sorumun cevabını açıklamanın zamanı geldi.
Let's recap the vocabulary we've learned: tekrar bölümüne geçişi bildirmek
Let's recap the vocabulary we've learned, konuşmanın akışını düzenleyen bir geçiş ifadesidir. Öğretim bölümünün sona erdiğini ve daha önce öğrenilen kelimelerin kısa bir tekrarının başlayacağını bildirir. Let's, dinleyicileri sonraki adıma katılmaya davet eder. Recap, ana noktaları kısaca gözden geçirmek demektir; tüm bölümü yeniden öğretmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen iki kelimelik geçiş ifadesiyle tamamlayın: ____ the key points before the test.
Cevabı göster
Let's recap
To repatriate something means to return it to the country it came from.
5:41Bir şeyi repatriate (ülkesine iade etmek), onu geldiği ülkeye geri vermek demektir.
why not check out the accompanying worksheets and quiz. Ton ve niyet
5:57neden eşlik eden çalışma kağıtlarını ve testi incelemeyesiniz.
why not check out: bir şeyi keşfetmek için samimi öneri
Why not + fiilin yalın hâli, soru biçiminde samimi bir öneri sunar. Burada why not check out, gerçek bir neden sormak yerine “göz atmak veya denemek isteyebilirsin” anlamına gelir. Burada check out; bakmak, keşfetmek veya denemek anlamındaki bir öbek fiildir. Nesnesi programa eşlik eden çalışma kâğıtları ve test olduğu için konuşmacı bunları yararlı bir sonraki adım olarak önerir.
Alıştırma
Bir şeyi keşfetmeyi hafif bir dille öneren, bu dersteki dört kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: If you enjoyed the museum, ____ its new audio guide?
Cevabı göster
why not check out