En sevdiğin cips aroması hangisi? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
908 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Sunucular cipslerin neden bu kadar çekici olduğunu inceliyor, Britanya’daki patates cipsi alışkanlıklarıyla Meksika’nın tortilla cipsi kültürünü karşılaştırıyor ve çıtırlık, tatlandırma ile eşlikçilerin seçimleri nasıl etkilediğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. call them crisps / as potato chips. — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Aynı kızarmış patates atıştırmalığının bölgesel adlarını ayırt edin: Britanya İngilizcesinde crisps, Amerikan İngilizcesinde ve birçok uluslararası bağlamda potato chips kullanılır. Böylece bölgeye uygun sözcüğü seçebilir ve crisps kelimesini chips sözcüğünün bölgelere göre değişen anlamlarıyla karıştırmazsınız. 2. it just becomes a snowball effect. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Yuvarlandıkça büyüyen kartopu imgesini anlayın: bir cips yemek diğerini tetikler ve davranış kısa sürede büyür. Bu mecazı gerçek bir kartopundan söz etmeden giderek güçlenen alışkanlıkları, büyüyen sorunları veya birbirine benzer sonuçların oluşturduğu zincirleri anlatmak için kullanabilirsiniz. 3. your go-to snack, — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: Belirli bir amaç için düzenli olarak seçilen veya güvenilen seçeneği belirtmek üzere go-to ifadesini isimden önce kullanın. Bu kısa kalıp atıştırmalıkların yanı sıra araç, internet sitesi, restoran, kişi ya da çözümü güvenilir ilk tercih olarak tanıtmak için de doğal biçimde kullanılabilir.

Bu derste

6 Minute English from BBCLearningEnglish.com.

0:01

BBCLearningEnglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, karşınızda BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:12

Ve ben de Beth.

In Britain, we call them crisps Kültür

0:13

Britanya'da onlara crisps diyoruz

and you might know them as potato chips.

0:16

ve siz onları potato chips (patates cipsi) olarak biliyor olabilirsiniz.

Kültür

call them crisps ... know them as potato chips: Britanya ve Amerika adları

Bu cümlede crisps ve potato chips aynı yiyeceğin adıdır: atıştırmalık olarak satılan ince ve çıtır patates dilimleri. Crisps Britanya İngilizcesinde, potato chips ise Amerikan İngilizcesinde kullanılan yaygın addır ve uluslararası ortamlarda da geniş ölçüde anlaşılır. Konuşan kişi, farklı İngilizce bölgelerinden dinleyicilerin yiyeceği tanıyabilmesi için iki adı da verir.

Alıştırma

İnce ve çıtır patates atıştırmalığının yaygın bölgesel adlarını doğru eşleştiren seçenek hangisidir?

  1. Britanya İngilizcesi: potato chips; Amerikan İngilizcesi: crisps.
  2. Hem Britanya hem de Amerikan İngilizcesinde chips her zaman sıcak kızarmış patates anlamına gelir.
  3. Britanya İngilizcesi: crisps; Amerikan İngilizcesi: potato chips.
Cevabı göster

Britanya İngilizcesi: crisps; Amerikan İngilizcesi: potato chips.

But whatever you call them, Dilbilgisi

0:18

Ancak onlara ne derseniz deyin,

these fried potato slices are probably the world's favorite snack.

0:20

bu kızarmış patates dilimleri muhtemelen dünyanın en sevilen atıştırmalığıdır.

Dilbilgisi

Whatever you call them: ad önemli değil

Whatever you call them, “onlar için hangi adı kullanırsanız kullanın” anlamına gelir. Burada whatever bir ödünleme bildirir; bu nedenle ifade soru değildir ve cevap istemez. whatever + özne + fiil yapısı farklı olasılıkları kabul eder; ana cümle daha sonra değişmeden doğru kalan noktayı verir.

Alıştırma

Cümleyi Whatever ile başlayan ve “hangi adı kullanırsanız kullanın” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____, the game is still fun.

Cevabı göster

Whatever you call it

Neil, are you a big crisp eater?

0:25

Neil, çok cips yer misin?

And what's your favorite flavor?

0:27

Peki en sevdiğin aroma hangisi?

I love crisps, Beth.

0:28

Cipsleri çok severim, Beth.

They are my favorite snack.

0:30

En sevdiğim atıştırmalıklardır.

My favorite flavor is prawn cocktail, Kültür

0:32

Benim favori aromam karides kokteyli,

which is controversial because a lot of people don't like that flavor. Dilbilgisi

0:35

ki bu tartışmalıdır çünkü birçok insan o aromayı sevmez.

Kültür

Britanya cips aroması olarak prawn cocktail

Burada prawn cocktail bir içecek değil, cips aromasının adıdır. Genellikle karides ve sosla yapılan, prawn cocktail adlı soğuk Britanya yemeğinden esinlenmiştir. Bu iki sözcüğü tek bir yiyecek aroması adı olarak düşün. Bu atıştırmalık bağlamında cocktail, cipsin alkollü bir kokteyl içerdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Bu cümlede prawn cocktail, cipsle birlikte sunulan alkollü bir içecek anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Dilbilgisi

yorum ve neden ekleyen which is controversial because ...

Virgül ve ardından gelen which, tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. Burada which, prawn cocktail aromasına geri gönderme yapar ve bu seçimin tartışmalı olduğu yorumunu ekler; because ise ardından bunun nedenini verir. Ana mesaj olan My favorite flavor is prawn cocktail zaten tamamlanmıştır. Which cümleciği ek bilgi verir; bu nedenle hangi aromanın kastedildiğini belirlemek için kullanılmaz ve önüne virgül konur.

Alıştırma

Menü seçimi hakkında yorum ekleyen tanımlayıcı olmayan ilgi zamiriyle cümleyi tamamla: The new lunch menu includes seaweed soup, ____ is controversial because some children dislike the taste.

Cevabı göster

which

I think my favorite is salt and vinegar.

0:39

Sanırım benim favorim tuzlu ve sirkeli olanı.

Yummy.

0:41

Nefis.

You're making me hungry. Ton ve niyet

0:42

Beni acıktırıyorsun.

Ton ve niyet

You're making me hungry: yemek sohbetine dostça bir karşılık

make + person + adjective kalıbı, “birinin belirli bir duruma geçmesine neden olmak” anlamına gelir. Bu cümlede diğer kişinin yemek hakkında anlattıkları, konuşanın acıkmasına neden oluyor. Yemekle ilgili rahat bir sohbette bu cümle genellikle “Kulağa o kadar lezzetli geliyor ki şimdi yemek istiyorum” demektir. Konuya dostça katılmayı sağlar; ciddi bir suçlama değildir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız lezzetli bir pastayı anlatıyor. “You're making me hungry.” diye karşılık veriyorsunuz. Ne anlatıyorsunuz?

  1. Bana yemek vermeyi reddettiğin için seni ciddi biçimde suçluyorum.
  2. Anlattıkların bende yemek yeme isteği uyandırıyor.
  3. Pastanın tadının kötü olduğunu söylüyorum.
Cevabı göster

Anlattıkların bende yemek yeme isteği uyandırıyor.

Well, crisps might be popular, Anlatım akışı

0:43

Cipsler popüler olabilir,

but with lots of oil and salt,

0:44

ancak bol yağ ve tuz içerdiklerinden,

they're not the healthiest food.

0:47

en sağlıklı yiyecek değillerdir.

Anlatım akışı

Well, ... might be ..., but ...: karşı çıkmadan önce kabul etmek

Cümle, önce kabul edip sonra karşıtlık kuran bir yapı kullanır: Well yanıtı başlatır, crisps might be popular olumlu bir noktayı kabul eder ve but konuşanın asıl kaygısına geçiş yapar. Buradaki might be popular, “popüler olsalar bile” anlamına yakındır; asıl amaç popülerliklerinden şüphe edildiğini göstermek değildir. with lots of oil and salt ifadesi, ardından gelen olumsuz değerlendirmenin nedenini verir. Bu yapı dengeli bir mesaj kurmaya yardım eder: önce bir tarafı kabul eder, sonra sınırlamayı veya daha önemli olan karşıt noktayı belirtirsiniz.

Alıştırma

Cümlede crisps might be popular hangi görevi görüyor?

  1. Yalnızca cipslerin popüler olup olmadığını sorar.
  2. Konuşan sağlıkla ilgili bir kaygı belirtmeden önce cipslerin popülerliğini kabul eder.
  3. Cipslerin popülerliğinin konuşanın ana sonucu olduğunu söyler.
Cevabı göster

Konuşan sağlıkla ilgili bir kaygı belirtmeden önce cipslerin popülerliğini kabul eder.

So, why do we love them so much?

0:48

Peki, neden onları bu kadar çok seviyoruz?

That's what BBC World Service program The Food Chain wanted to find out. Öbek fiiller

0:51

BBC Dünya Servisi programı The Food Chain'in bulmak istediği de buydu.

Öbek fiiller

wanted to find out: cevabı öğrenmek istemek

wanted to find out ifadesinde wanted to geçmişteki bir istek veya amacı, find out ise sorarak, kontrol ederek ya da araştırarak bilgi edinmeyi anlatır. Program bir nesneyi bulmak değil, bir sorunun cevabını öğrenmek istiyordu. Bir kişi daha önce bilmediği bir gerçeği, nedeni, zamanı veya cevabı öğrendiğinde find out kullanılır. Ardından sıkça what, why, whether, when ile başlayan bir yapı ya da the truth gibi bir isim öbeği gelir.

Alıştırma

Find sözcüğüne, ‘bilgi edinmek’ anlamındaki phrasal verb'ü oluşturan parçacığı ekleyin: We checked the website to ____ whether the pool was open.

Cevabı göster

find out

Here, presenter Ruth Alexander talks to Mitchell Dingwall,

0:55

Burada, sunucu Ruth Alexander Mitchell Dingwall ile konuşuyor,

a food executive responsible for developing new crisp flavors. Kalıp ifadeler

0:58

kendisi yeni cips aromaları geliştirmekten sorumlu bir gıda yöneticisi.

Kalıp ifadeler

responsible for developing new crisp flavors: iş görevini belirtmek

responsible for developing new crisp flavors ifadesi yöneticinin iş görevini anlatır: bu kişi söz konusu tatları geliştirmekle görevlidir. Burada responsible for bir sorumluluk alanı belirtir; kişiyi yalnızca güvenilir veya sorumluluk sahibi olduğu için övmez. Görevi belirtmek için responsible for ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi kullanılır: responsible for the project; responsible for testing the product. Cümlede ifadenin tamamı a food executive sözünden sonra gelir ve o kişi hakkında ek bilgi verir.

Alıştırma

Responsible sözcüğünü doğru edatla tamamlayın: Daniel is ____ organizing the school trip.

Cevabı göster

responsible for

Why do we love crisps so much?

1:03

Neden cipsleri bu kadar çok seviyoruz?

Hmm.

1:06

Hmm.

I think it's just that crunch, right? Ton ve niyet

1:07

Sanırım bu sadece o çıtırtı, değil mi?

Ton ve niyet

it's just that crunch, right? («mesele sadece o çıtırlık, değil mi?»)

it's just that crunch ifadesinde just, açıklamayı tek ve basit bir ana nedene, yani çıtır hissine indirger. Böylece cevap, ayrıntılı bir iddiadan çok doğal bir sohbet gibi duyulur. Cümle sonundaki right?, dinleyiciyi aynı fikirde olmaya veya ortak anlayışı doğrulamaya davet eder. Burada “sen de aynı fikirde değil misin?” anlamındadır; yön ya da yasal bir hak sorulmaz.

Alıştırma

Bu cümlenin sonundaki right? ne işe yarıyor?

  1. Yasal bir hak hakkında soru sorar.
  2. Çıtırtının hangi yönden geldiğini sorar.
  3. Dinleyiciyi açıklamaya katılmaya davet eder.
Cevabı göster

Dinleyiciyi açıklamaya katılmaya davet eder.

You can't beat the crunch Deyimler

1:09

Bu çıtırtının üstüne yoktur

and then that delicious salty feeling in your mouth

1:10

ve sonra o lezzetli tuzlu his ağzınızda dağılır

and it just becomes a snowball effect. Deyimler

1:12

ve bu sadece bir kar topu etkisine dönüşür.

Deyimler

You can't beat the crunch («çıtırlığın yerini hiçbir şey tutmaz»)

You can't beat + isim öbeği, “bundan daha iyisini bulmak zordur” anlamına gelen samimi ve olumlu bir değerlendirmedir. “You can't beat the crunch” cümlesinde konuşmacı çıtır dokuyu güçlü biçimde över; beat burada bir şeye vurmak veya bir yarışmayı kazanmak anlamına gelmez. Bu kalıp yiyecekleri, deneyimleri, fiyatları, yerleri veya çözümleri önermek için kullanılabilir. Özne olan you genel anlam taşır; belirli bir dinleyiciye meydan okunmaz, genel olarak insanlar kastedilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “bundan daha iyisini bulmak zordur” anlamına gelen kısaltmalı iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: On a cold evening, you ____ a bowl of hot soup.

Cevabı göster

can't beat

Deyimler

it just becomes a snowball effect: giderek büyüyen bir zincirleme tepki

A snowball effect, büyümeye devam eden bir zinciri anlatan mecazdır: bir eylem veya sonuç bir sonrakine yol açar ve toplam etki büyür. Bu cümlede çıtır doku ve tuzlu tat, kişinin bir tane daha cips istemesine neden olur; böylece istek kendi kendini güçlendirir. Ortada gerçek bir kartopu yoktur. Önemli fikir, yuvarlanan bir kartopunun daha fazla kar toplaması gibi her adımın bir sonraki adımı oluşturmasıdır.

Alıştırma

Bu cümlede a snowball effect ne anlama geliyor?

  1. Birinin gerçek bir kartopu yapması.
  2. Bir olayın bir kez yaşanıp bitmesi.
  3. Küçük bir eylemin daha fazla ve daha büyük sonuçlara yol açması.
Cevabı göster

Küçük bir eylemin daha fazla ve daha büyük sonuçlara yol açması.

You just want more of it.

1:14

Sadece daha fazlasını istersiniz.

For Mitchell,

1:15

Mitchell için,

the best thing about crisps is the loud crunch.

1:16

cipslerle ilgili en iyi şey o yüksek çıtırtı sesidir.

He says, "You can't beat it."

1:20

O, "You can't beat it (Üstüne tanımam)" diyor.

An idiom meaning something like,

1:22

Şöyle bir anlama gelen bir deyim,

"That's the best thing and you won't find anything better."

1:24

"Bu en iyisi ve bundan daha iyisini bulamazsınız."

Mitchell says once you started eating crisps,

1:28

Mitchell, cips yemeye bir kez başladığınızda,

it's hard to stop Kalıp ifadeler

1:30

durmanın zor olduğunu söylüyor

and you just want to eat more and more.

1:32

ve sadece daha fazla, daha fazla yemek istiyorsunuz.

Kalıp ifadeler

it's hard to stop: bir eylemi bitirmenin zor olduğunu söylemek

It's hard to stop ifadesinde konuşan kişi, eylemi bitirmenin çaba gerektirdiğini söyler; durmanın tamamen imkânsız olduğunu söylemez. Buradaki eylem cips yemektir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp It's + sıfat + to + fiil şeklindedir. It's easy to forget veya It's hard to wait örneklerinde olduğu gibi bir eylemi değerlendirir. Bu kalıpta it bir nesneyi göstermez; asıl fikri to sonrasındaki eylem taşır.

Alıştırma

Eylemi bitirmenin zor olduğu anlamına gelen hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Once I start watching this show, ____.

Cevabı göster

it's hard to stop

He calls this a snowball effect,

1:34

O bunu kar topu etkisi (snowball effect) olarak adlandırıyor,

a situation where doing something causes other similar things to happen.

1:36

bir şey yapmanın diğer benzer şeylerin olmasına neden olduğu bir durum.

You eat one crisp

1:40

Bir cips yersiniz

and before you know it, Kalıp ifadeler

1:42

ve farkına bile varmadan,

the whole packet's gone.

1:43

bütün paket bitmiş olur.

Kalıp ifadeler

and before you know it: sonuç fark edilmeden ortaya çıkar

Before you know it, bir şeyin çok hızlı veya siz neredeyse fark etmeden gerçekleştiğini anlatan bir deyimdir. Bir gerçeği öğrenmeden önce anlamına gelen sözcüğü sözcüğüne bir ifade değildir. Bu cümlede and before you know it, bir cips yemekten paketin çoktan boşalmış olması gibi şaşırtıcı bir sonuca geçiş yapar. Sonucun birdenbire ortaya çıkmış gibi göründüğü bir olayı anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “neredeyse fark etmeden” anlamına gelen deyimle tamamlayın: You start sorting a few photos, and ____, the whole afternoon is gone.

Cevabı göster

before you know it

In this episode,

1:44

Bu bölümde,

we'll be visiting two countries in love with crisps. Deyimler

1:45

cipslere bayılan iki ülkeyi ziyaret edeceğiz.

Deyimler

two countries in love with crisps: yerleri kişileştirmek

In love with çoğu zaman güçlü bir romantik duyguyu anlatır. Burada cümle ülkelere insan gibi davranır; buna kişileştirme denir. Two countries in love with crisps, bu ülkelerdeki insanların cipsi çok sevdiği anlamına gelir; ülkelerin kendileri gerçekten duygu hissetmez. Bir yeri orada yaşayan insanları temsil etmek için kullanmak, medya tanıtımlarında yaygın olan canlı bir anlatım yoludur. Coşkulu bir görüntü yaratır ama herkesin aynı şeyi hissettiğine dair kesin bir iddia değildir.

Alıştırma

Bu cümlede two countries in love with crisps ne anlama geliyor?

  1. Her ülke cipse karşı gerçekten romantik duygular besliyor.
  2. Cips yalnızca iki ülkede üretiliyor.
  3. Bu iki ülkedeki insanlar cipsi çok seviyor.
Cevabı göster

Bu iki ülkedeki insanlar cipsi çok seviyor.

And as usual,

1:49

Ve her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new words and phrases,

1:50

bazı faydalı yeni kelimeler ve ifadeler öğreneceğiz,

all of which you can find on our website, bbclearningenglish.com. Dilbilgisi

1:54

bunların hepsini web sitemiz bbclearningenglish.com'da bulabilirsiniz.

Dilbilgisi

all of which: önceki grubun tamamına gönderme

All of which, ek bilgi veren bir yan cümleyi başlatır. Which daha önce sözü edilen bir gruba gönderme yapar; all ise yeni bilginin o gruptaki her öge için geçerli olduğunu gösterir. Kalıp şöyledir: bir grup, all of which + fiil. Böylece grubun adı tekrar edilmez. Buradaki which, daha önce sözü edilen bütün kelime ve ifadelere gönderme yapar; yalnızca bir tanesine değil.

Alıştırma

Cümleyi all ile başlayan ilgi yapısıyla tamamlayın: I borrowed three books, ____ were helpful.

Cevabı göster

all of which

But first,

1:58

Ancak önce,

I have a question for you, Beth.

1:59

sana bir sorum var, Beth.

The record for the world's largest packet of crisps Kelime

2:01

Dünyanın en büyük cips paketi rekoru

was recently broken in Saudi Arabia,

2:04

kısa süre önce Suudi Arabistan'da kırıldı,

Kelime

a record was broken: önceki en iyi derece aşıldı

Break a record, önceki en iyi sonucu geçmek, yani rekor kırmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümledeki was recently broken edilgen yapıdadır: odak, bunu yapan kişi veya grupta değil, geçilen rekordadır. Buradaki broken, bir şeyin fiziksel olarak zarar gördüğü anlamına gelmez. Record bir başarıyı veya ölçümü belirtir ve yeni sonuç bunu aşmıştır.

Alıştırma

Cümleyi break a record ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Mia ran faster than the previous best time, so she ____.

Cevabı göster

broke the record

but how much did the packet weigh?

2:07

peki bu paket ne kadar ağırlığındaydı?

Was it A, about 1.5 tons,

2:09

A mıydı, yaklaşık 1,5 ton,

B, about 2.5 tons,

2:11

B miydi, yaklaşık 2,5 ton,

or C, about 3.5 tons?

2:14

yoksa C mi, yaklaşık 3,5 ton?

Okay, wow.

2:17

Tamam, vay canına.

They are all huge.

2:18

Hepsi çok devasa.

I'm going to guess about 3.5 tons.

2:20

Yaklaşık 3,5 ton olduğunu tahmin edeceğim.

Okay, we'll find out the answer later.

2:24

Tamam, cevabı daha sonra öğreneceğiz.

Let's travel first to Singapore, Anlatım akışı

2:26

Önce Singapur'a seyahat edelim,

home of Jolene Ng,

2:28

Jolene Ng'nin memleketine,

Anlatım akışı

Let's travel first to ... home of ...: yeni bir yere geçmek ve açıklama eklemek

Let's travel first to Singapore, anlatımın bir dizi yer içindeki ilk konuma geçtiğini belirtir. first, dinleyiciye daha sonra başka yerlerin de geleceğini gösterir ve birden çok yeri anlatan sunumun sırasını takip etmeyi kolaylaştırır. Virgüller arasındaki home of Jolene Ng ifadesi Singapore hakkında kısa bir açıklama ekler ve bu yeri sırada tanıtılacak kişiyle ilişkilendirir. Burada home of, Singapore'u Jolene Ng'nin yaşadığı ya da merkez olarak kullandığı yer şeklinde tanıtır; belirli bir evi anlatmaz.

Alıştırma

Birden çok şehrin anlatıldığı sunumda “Let's travel first to Oslo, home of the Nobel Peace Center” cümlesi ne yapar?

  1. İlk yeri tanıtır ve onu belirleyen ek bilgi verir.
  2. Konuşmacının evinin Nobel Peace Center'ın içinde olduğunu söyler.
  3. Herhangi bir yer tanıtmadan sunumu bitirir.
Cevabı göster

İlk yeri tanıtır ve onu belirleyen ek bilgi verir.

a market research analyst who specializes in salty snacks. Kalıp ifadeler

2:30

tuzlu atıştırmalıklar konusunda uzmanlaşmış bir pazar araştırması analisti.

Kalıp ifadeler

who specializes in ...: uzmanlık alanı eklemek

who specializes in salty snacks, market research analyst hakkında ek bilgi verir. Bu bir ilgi yan cümlesidir: who, analiste gönderme yapar ve bu kişi tekil olduğu için fiil specializes biçimini alır. specialize in, mesleki çalışma, araştırma veya uzmanlığı belirli bir alana odaklamak anlamına gelir. Yapı specialize in + isim veya -ing biçimidir; burada salty snacks, analistin uzmanlaştığı pazar alanını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi specialize fiilinin doğru iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: Dr Patel is a scientist who ____ marine ecosystems.

Cevabı göster

specializes in

Here's Jolene talking with Ruth Alexander for BBC program The Food Chain.

2:34

İşte Jolene, BBC programı The Food Chain için Ruth Alexander ile konuşuyor.

Is the potato chip the most popular of all salty snacks?

2:38

Patates cipsi tüm tuzlu atıştırmalıklar arasında en popüler olanı mıdır?

It's very, very much dependent on personal preference. Kalıp ifadeler

2:44

Bu çok, çok büyük ölçüde kişisel tercihlere bağlıdır.

Kalıp ifadeler

be dependent on personal preference: kişisel tercihe bağlı olmak

Be dependent on X, sonucun X tarafından belirlendiği veya X'ten büyük ölçüde etkilendiği anlamına gelir. Burada belirleyici etken personal preference olduğu için farklı kişilerin farklı seçimler yapması son derece doğaldır. Very, very much konuşmada güçlü bir vurgu ekler: sonuç kişisel zevkten yalnızca biraz değil, büyük ölçüde etkilenir.

Alıştırma

Örnek cümlenin temel anlamı nedir?

  1. Konuşan kişi başka birinin yardımına ihtiyaç duyar.
  2. Herkes tek bir cevap üzerinde anlaşmıştır.
  3. Cevabı büyük ölçüde kişisel zevk belirler.
Cevabı göster

Cevabı büyük ölçüde kişisel zevk belirler.

But if I were to look at certain countries, Dilbilgisi

2:46

Ancak belirli ülkelere bakacak olursam,

you could see like in the UK,

2:49

Birleşik Krallık'taki gibi görebilirsiniz,

it's very much part and parcel of life. Deyimler

2:51

bu gerçekten hayatın ayrılmaz bir parçasıdır.

Dilbilgisi

if I were to look at...: temkinli bir varsayım çerçevesi

if I were to look at certain countries ifadesinde were to + yalın fiil look geçmiş zamana gönderme yapmaz. If yan cümlesi olası bir analiz adımını hayal eder: belirli ülkelere odaklandığımı varsayalım. Bu yapı yaklaşımı ihtiyatlı ve varsayımsal gösterir; ardından gelen iddiayı da seçilen bakış açısıyla sınırlar. Doğrudan I look at certain countries demekten daha temkinlidir.

Alıştırma

Hedef yapıyla temkinli varsayım çerçevesini tamamlayın: ____ one design, I would choose the simplest one.

Cevabı göster

If I were to select

Deyimler

part and parcel of life: yaşamın ayrılmaz bir parçası

Part and parcel of, bir şeyin başka bir şeyin ayrılmaz, doğal ya da beklenen bir parçası olduğunu anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. Burada bu alışkanlığın Birleşik Krallık'taki yaşama yerleştiğini, ara sıra eklenen bir şey olmadığını belirtir. Very much bu fikri daha da vurgular. Yaygın yapı be part and parcel of + isim şeklindedir. Burada parcel «paket» anlamına gelmez; part and parcel tek bir bütün ifade olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi «beklenen, ayrılmaz bir parça» anlamındaki kalıplaşmış deyimle tamamlayın: Making mistakes is ____ learning a new skill.

Cevabı göster

part and parcel of

You don't have it only during snack times, Dilbilgisi

2:53

Onu sadece atıştırma saatlerinde yemezsiniz,

you have it with lunch as well.

2:55

öğle yemeğiyle de yersiniz.

Dilbilgisi

don't ... only A; ... B as well: kapsamı A'dan B'ye genişletmek

Bu iki tümceli yapı, bir şeyin yalnızca A durumunda olduğu düşüncesini düzeltir. You don't have it only during snack times bu sınırlamayı reddeder; you have it with lunch as well ise B'yi ekler. Yani A hâlâ geçerlidir ve B de geçerlidir. Başka durumlara aktarılabilen yapı subject + don't/doesn't + verb + only + A; subject + verb + B + as well şeklindedir. Only dar sınırı belirtirken as well geçerli olan başka bir durumu ekler.

Alıştırma

Hangi cümle çantanın yalnızca yolculuk için değil, hem yolculukta hem okulda kullanıldığı anlamına gelir?

  1. You use this bag only for travel, not for school.
  2. You don't use this bag for travel; you use it only for school.
  3. You don't use this bag only for travel; you use it for school as well.
Cevabı göster

You don't use this bag only for travel; you use it for school as well.

or you put it... My husband's from the UK

2:57

ya da onu koyarsınız... Kocam İngiltere'den

Okay, and he kind of, puts it in his sandwich as well. Ton ve niyet

2:59

Tamam ve onu bir nevi sandviçinin içine de koyuyor.

Ton ve niyet

puts fiilinden önce kind of: günlük bir ifadeyi yumuşatmak

Burada kind of, puts fiilinden önce gelir ve ifadeyi yumuşatır. Konuşmacı, eşinin yaklaşık olarak bunu yaptığını söylüyor; ancak açıklamanın tamamen kesin veya güçlü bir iddia gibi duyulmasını istemiyor. Günlük konuşmada kind of, “biraz”, “aşağı yukarı” veya “bir bakıma” anlamına gelebilir. Burada sandviçi sınıflandırmaz; sınıflandırma anlamı genellikle a kind of sandwich gibi bir yapıda görülür.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki iki kelimelik günlük yumuşatma ifadesiyle tamamlayın: I ____ forgot to bring the map.

Cevabı göster

kind of

Oh, yeah.

3:01

Oh, evet.

Cheese sandwich with a crisp inside. Ton ve niyet

3:01

İçinde cips olan peynirli sandviç.

Oh, yeah, that's great.

3:04

Oh, evet, bu harika.

Ton ve niyet

Cheese sandwich with ... Oh, yeah, that's great. ile olumlu dinleyici tepkisi

Yemek açıklamasından sonra gelen Oh, yeah, that's great. dinleyicinin kısa bir tepkisidir. Dinleyicinin konuşmayı takip ettiğini, ilgilendiğini ve olumlu tepki verdiğini gösterir; böylece diğer kişi konuşmaya devam edebilir. Burada that's great, dikkatli veya resmî bir değerlendirme değil, konuşma içindeki bir teşviktir. Bu tür kısa tepkiler, konuşmayı ele geçirmeden konuşmacıyı destekler.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "I found a nice place for lunch." diyor. Dinlediğinizi ve olumlu tepki verdiğinizi en iyi gösteren cevap hangisidir?

  1. What did you say?
  2. Oh, yeah, that's great.
  3. That's too bad.
Cevabı göster

Oh, yeah, that's great.

Exactly.

3:05

Kesinlikle.

Jolene says the popularity of different snacks depends on personal preference. Kalıp ifadeler

3:06

Jolene, farklı atıştırmalıkların popülaritesinin kişisel tercihlere (personal preference) bağlı olduğunu söylüyor.

Kalıp ifadeler

depends on personal preference: kişisel tercihe bağlıdır

Depends on, “tarafından belirlenir” veya “etkilenir” anlamına gelir. Burada farklı atıştırmalıkların popülerliğini, bunu belirleyen etkene, yani her kişinin kendi zevkine bağlar. Personal preference özneldir; dolayısıyla cümle herkes için en iyi olan tek bir atıştırmalık seçeneği bulunmadığını anlatır. depends on + etken yapısı, bir sonuç o etkene göre değiştiğinde başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi depend fiilinin doğru biçimi ve edatıyla tamamlayın: The best ice-cream flavor ____ personal preference.

Cevabı göster

depends on

Someone's subjective liking or disliking for something based on their personal opinion. Kelime

3:12

Birinin kendi kişisel görüşüne dayanarak bir şeyi öznel olarak beğenmesi ya da beğenmemesi.

Kelime

kişisel görüşe dayalı öznel beğenme veya beğenmeme

Bu ifade personal preference kavramını tanımlar: kişinin kendi bakış açısına göre bir şeyi sevmesi veya sevmemesi. Preference, herkesin kabul etmesi gereken bir iddiadan çok, kişinin neyi tercih ettiğine odaklanır. Subjective, kişisel duygu veya yargılara dayanan demektir. Bu sözcük otomatik olarak olumsuz ya da mantıksız anlamına gelmez; ortak kanıtlarla doğrulanabilen nesnel bilgilerle karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümle genel bir görüş veya nesnel gerçek yerine kişisel bir tercihi ifade eder?

  1. Tadını sevdiğiniz için vanilyayı seçiyorsunuz.
  2. Mağaza saat altıda kapanıyor.
  3. Yeni kuralın takıma yardımcı olacağını düşünüyorsunuz.
Cevabı göster

Tadını sevdiğiniz için vanilyayı seçiyorsunuz.

In some places,

3:17

Bazı yerlerde,

crisps are part and parcel of everyday life.

3:18

cipsler günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıdır (part and parcel).

Part and parcel means to be an essential element or feature of something.

3:21

Part and parcel, bir şeyin temel unsuru veya özelliği olmak demektir.

In Britain,

3:26

Britanya'da,

crisps are so essential that people even eat crisp sandwiches.

3:26

cipsler o kadar vazgeçilmezdir ki insanlar cipsli sandviç bile yerler.

But not everywhere is so in love with potato chips.

3:30

Fakat patates cipsi her yerde bu kadar sevilmez.

Let's meet Jenny Martinez,

3:35

Jenny Martinez ile tanışalım,

a food vlogger from Mexico. Kelime

3:37

Meksikalı bir yemek vlogger'ı.

Kelime

a food vlogger from Mexico: bir video içerik üreticisini tanıtmak

Food vlogger; yemek yapma, restoran ziyaretleri veya yemek tadımı gibi yiyeceklerle ilgili videolar hazırlayıp paylaşan kişidir. Vlogger sözcüğü video blogger ifadesinden gelişmiştir; bu nedenle temel içerik biçimi videodur. a food vlogger ad öbeği Jenny'nin rolünü belirtir. from Mexico onun nereli olduğunu ekler; tek başına bütün videolarının yalnızca Meksika yemekleri hakkında olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Food vlogger ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Yemek hakkında videolar hazırlayıp paylaşan biri.
  2. Meksika yemeği teslim eden biri.
  3. Restoran menüleri yazan biri.
Cevabı göster

Yemek hakkında videolar hazırlayıp paylaşan biri.

In Mexico,

3:39

Meksika'da,

tortilla corn chips are eaten instead of potato chips

3:40

patates cipsi yerine mısır tortillası cipsleri yenir

and it's common to see street vendors selling bags of corn tortillas filled with different sauces. Dilbilgisi

3:44

ve sokak satıcılarının farklı soslarla doldurulmuş mısır tortillası paketleri sattığını görmek yaygındır.

Dilbilgisi

it's common to see ... selling ...: sık görülen bir sahneyi anlatmak

It's common to see + kişi veya şey + -ing yapısı, bir eylemi sık görülen bir sahne olarak sunar. Burada street vendors, see fiilinin nesnesidir; selling ... ise satıcıların ne yaparken görüldüğünü açıklar. Selling bir şimdiki zaman ortacıdır; ikinci bir ana fiil değildir. Bu yapıyı bir yerde, mevsimde veya durumda düzenli olarak görülen sahneleri anlatmak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi verilen It's common to see yapısıyla tamamlayın: In autumn, ____ people taking photos of the colourful trees.

Cevabı göster

it's common to see

Here,

3:50

Burada,

Jenny tells Ruth Alexander more for BBC World Service program The Food Chain.

3:51

Jenny, BBC Dünya Servisi programı The Food Chain için Ruth Alexander'a daha fazlasını anlatıyor.

For you,

3:56

Senin için,

which is your go-to snack, Kalıp ifadeler

3:57

favori (go-to) atıştırmalığın hangisidir,

the tortilla chip or the potato chip?

3:59

tortilla cipsi mi yoksa patates cipsi mi?

Kalıp ifadeler

your go-to snack: her zamanki güvenilir atıştırmalık seçimin

your go-to snack ifadesinde go-to, normalde ilk seçtiğiniz veya güvendiğiniz atıştırmalığı anlatan birleşik bir sıfattır. Bu atıştırmalığı alışılmış ve güvenilir seçiminiz olarak gösterir; mutlaka en iyi olduğunu düşündüğünüz anlamına gelmez. Kısa çizgi, go-to sözcüklerinin snack isminden önce birlikte sıfat olarak çalıştığını gösterir. Burada “bir yere gitmek” anlamındaki go to fiil grubu değildir.

Alıştırma

Cümleyi örnekteki kısa çizgili birleşik sıfatla tamamlayın: This café is my ____ place for a quick breakfast.

Cevabı göster

go-to

Definitely the tortilla chip.

4:01

Kesinlikle tortilla cipsi.

Why?

4:02

Neden?

Because you could do so many things, Kalıp ifadeler

4:03

Çünkü pek çok şey yapabilirsiniz,

dip it in almost everything, Kalıp ifadeler

4:05

neredeyse her şeye batırabilirsiniz,

adding some guacamole,

4:08

biraz guacamole,

spicy salsa,

4:10

baharatlı salsa

or just sour cream with a mixture of chipotle sauce.

4:12

veya sadece chipotle soslu ekşi krema ekleyerek.

Kalıp ifadeler

Because you could do so many things: birçok olasılığı ifade etmek

Because bir tercihin veya görüşün nedenini açıklar. You could do so many things, bir şeyin birçok olası kullanım, birleşim veya keyfini çıkarma biçimi sunduğunu anlatır; sonraki örnekler bu olasılıkların neler olduğunu gösterir. Burada could yalnızca geçmişteki bir beceriyi değil, olasılığı ve seçim alanını ifade eder. Yeni bir cümlede, çok yönlü nesne çoğu zaman with it ile belirtilir: You could do so many things with it.

Alıştırma

“You could do so many things with this craft kit,” cümlesinde could neyi gösterir?

  1. Etkinlikler yalnızca geçmişte gerçekleşti.
  2. Birçok olası etkinlik sunuyor.
  3. Birisi izin istiyor.
Cevabı göster

Birçok olası etkinlik sunuyor.

Kalıp ifadeler

dip it in almost everything: dip A in B kalıbı

Burada dip it in almost everything, söz konusu yiyeceği yemeden önce birçok farklı sosa kısa süreliğine batırmak anlamına gelir. Dip burada yiyecekle ilgili bir eylemdir; bir şeyin azalması anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp dip A in B şeklindedir: A elde tutulan yiyecek, B ise yiyeceğin içine girdiği sos veya sıvıdır. Bu cümlede it, A’dır; almost everything ise birçok olası sosu genel biçimde anlatır.

Alıştırma

dip A in B kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: At snack time, ____ the apple slices ____ the yogurt.

Cevabı göster

dip · in

Ruth asks if tortillas are Jenny's go-to snack.

4:17

Ruth, tortillaların Jenny'nin favori (go-to) atıştırmalığı olup olmadığını soruyor.

You can use the phrase go-to to describe something which is relied upon Öbek fiiller

4:21

Go-to ifadesini, belirli bir amaç için

to be the best thing for a particular purpose.

4:26

en iyi seçenek olarak güvenilen şeyleri anlatmakta kullanabilirsiniz.

Öbek fiiller

something which is relied upon: rely upon ifadesinin edilgen biçimi

which is relied upon ilgi cümleciği something sözcüğünü açıklar. Is relied upon, rely upon ifadesinin edilgen biçimidir: people rely upon something, something is relied upon biçimine dönüşür. Edilgen yapı, güvenilen şeyi öne çıkarır ve ona güvenen kişileri belirtmez. Burada relied upon, belirli bir amaç için güvenilmek veya kendisine dayanılmak anlamına gelir. Upon, rely upon ifadesinin bir parçasıdır; fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu cümlecik, go-to seçeneğini insanların belirli bir ihtiyaç için tekrar tekrar güvendiği bir şey olarak açıklar.

Alıştırma

Cümleyi rely upon ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: This safety checklist is ____ by every pilot on the team.

Cevabı göster

relied upon

For example,

4:29

Örneğin,

for a lot of people,

4:29

birçok insan için,

Wikipedia is the go-to website for online information. Kalıp ifadeler

4:30

Wikipedia çevrimiçi bilgi için başvurulan (go-to) web sitesidir.

Kalıp ifadeler

go-to website for online information: çevrim içi bilgi için ilk başvurulan site

Burada go-to, website sözcüğünü niteleyen bir sıfattır. A go-to website, insanların belirli bir ihtiyaç için genellikle önce seçtiği ya da güvendiği sitedir; bir internet sitesine gitme eylemini anlatmaz. Tekrar kullanılabilen kalıp go-to + isim + for + amaç biçimindedir. Öncelikli ve güvenilir bir seçeneği adlandırır, ardından ne için kullanıldığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “genellikle ilk seçilen” anlamındaki kısa çizgili hedef sıfatla tamamlayın: This is my ____ app for checking train times.

Cevabı göster

go-to

And Jenny thinks corn tortillas are especially good with guacamole,

4:34

Ve Jenny, mısır tortillalarının özellikle guacamole ile iyi gittiğini düşünüyor,

a paste made of mashed avocado, Kelime

4:39

püre haline getirilmiş avokadodan yapılan bir ezme,

which sounds delicious

4:42

kulağa çok lezzetli geliyor

and maybe a little healthier than a British crisp sandwich.

4:44

ve belki bir İngiliz cipsli sandviçinden biraz daha sağlıklıdır.

Kelime

a paste made of mashed avocado: ezilmiş avokadodan yapılan yoğun kıvamlı karışım

a paste made of mashed avocado ifadesi bir açıklayıcı eşlemedir: guacamole sözcüğünden sonra gelir ve guacamole’nin ne olduğunu açıklar. Bu yemek bağlamında paste, yapıştırıcı değil, yumuşak ve yoğun kıvamlı bir karışım demektir. Made of malzemeyi tanıtır. Mashed ise avokadonun ezilip bastırılarak yumuşatıldığını anlatan geçmiş zaman ortacı biçiminde bir sıfattır.

Alıştırma

Bu yemek açıklamasında “a paste made of mashed avocado” ne anlama gelir?

  1. avokado parçalarını birbirine yapıştırmak için kullanılan bir yapıştırıcı
  2. hiç hazırlanmadan bütün hâlde servis edilen bir avokado
  3. ezilmiş avokadodan yapılan yumuşak ve yoğun kıvamlı bir yiyecek karışımı
Cevabı göster

ezilmiş avokadodan yapılan yumuşak ve yoğun kıvamlı bir yiyecek karışımı

Speaking of which, Anlatım akışı

4:48

Yeri gelmişken,

what was the answer to your question, Neil?

4:48

sorunun cevabı neydi, Neil?

Anlatım akışı

Speaking of which: ilgili bir konuya geçmek

Speaking of which, az önce söylenen bir şeyi ele alır ve onu ilgili başka bir noktaya geçiş için köprü olarak kullanır. Buradaki which önceki konuyu belirtir; dinleyiciden birkaç şey arasından seçim yapmasını istemez. Bu ifade genellikle yeni bir cümlenin veya konuşma sırasının başında gelir. İlgili bir şeyin akla geldiğini gösterir ve ardından bir soru, hatırlatma ya da yorum getirir.

Alıştırma

Speaking of which bu diyalogda ne işe yarıyor?

  1. Tamamen ilgisiz bir konunun başladığını bildirir.
  2. Sonraki soruyu az önce söylenen bir şeye bağlar.
  3. Dinleyiciden hangi şeyin doğru olduğunu seçmesini ister.
Cevabı göster

Sonraki soruyu az önce söylenen bir şeye bağlar.

I asked you how heavy the world's largest bag of crisps was. Dilbilgisi

4:51

Sana dünyanın en büyük cips paketinin ne kadar ağır olduğunu sormuştum.

Dilbilgisi

I asked you how heavy ... was: dolaylı soruda sözcük sırası

Bu cümlede dolaylı bir soru vardır. I asked you ana cümledir; how heavy the world's largest bag of crisps was ise sorulan sorunun içeriğini verir. how heavy sonrasında the bag was örneğindeki gibi düz cümle sırası, yani özne + fiil kullanılır. Doğrudan soru How heavy was the bag? şeklindedir, ancak daha büyük bir cümlenin içinde how heavy the bag was olur.

Alıştırma

Hangi cümlede dolaylı soru için doğru sözcük sırası kullanılmıştır?

  1. I asked her how heavy was the parcel.
  2. I asked her how was heavy the parcel.
  3. I asked her how heavy the parcel was.
Cevabı göster

I asked her how heavy the parcel was.

And I said,

4:55

Ve ben de şöyle demiştim,

"Very heavy, over 3.5 tons."

4:55

"Çok ağır, 3,5 tondan fazla."

Well, it's not that big, Anlatım akışı

4:58

Pekala, o kadar da büyük değil,

but the real answer is still enormous,

5:00

ama gerçek cevap hala muazzam,

about 1.5 tons.

5:02

yaklaşık 1,5 ton.

Anlatım akışı

it's not that big, but ... still enormous: tahmini düzeltip değerlendirmeyi korumak

Bu cümlede it's not that big, daha önceki daha yüksek bir tahmini düzeltir: gerçek miktar o düzeye ulaşmaz. Bu, miktarın küçük olduğu anlamına gelmez. but ... still enormous ise düzeltmeye rağmen temel değerlendirmeyi korur. not that + sıfat, but ... still + sıfat kalıbı bilgiyi “beklenenden az, ancak yine de çok...” şeklinde düzenler.

Alıştırma

Burada it's not that big, but ... still enormous ne anlama geliyor?

  1. Önceki tahminle tam olarak aynı büyüklüktedir.
  2. Önceki tahminden daha küçüktür ama yine de son derece büyüktür.
  3. Küçüktür, bu yüzden büyüklüğü artık önemli değildir.
Cevabı göster

Önceki tahminden daha küçüktür ama yine de son derece büyüktür.

The bag, made in Riyadh, Dilbilgisi

5:04

Riyad'da yapılan paket,

was 9 m tall.

5:06

9 metre yüksekliğindeydi.

Dilbilgisi

The bag, made in Riyadh, was ...: ek bilgi veren geçmiş zaman ortacı öbeği

The bag, made in Riyadh, was 9 m tall cümlesinde made in Riyadh, The bag ifadesini niteleyen bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Çantanın yapıldığı yeri ekler ve which was made in Riyadh ifadesindeki edilgen anlamı taşır. Ana cümle The bag was 9 m tall şeklindedir. made bu ana cümlenin temel fiili değildir. Bu kısaltılmış yapı, ayrı bir ilgi cümleciği veya cümle kullanmak yerine ek arka plan bilgisini virgüllerin arasına yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi which was designed in Italy ifadesinin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: The chair, ____, won an award.

Cevabı göster

designed in Italy

Yeah.

5:08

Evet.

Okay,

5:08

Tamam,

let's recap the vocabulary we've learned, Anlatım akışı

5:09

öğrendiğimiz kelimeleri tekrar edelim,

starting with the phrase "you can't beat that",

5:11

"you can't beat that" ifadesiyle başlayarak,

Anlatım akışı

Let's recap ..., starting with ...: bir gözden geçirmeyi düzenlemek

Let's recap the vocabulary we've learned, daha önce işlenmiş bilgilerin gözden geçirileceğini bildirir. Burada recap, bütün dersi tekrarlamak değil, önemli noktaları kısaca yeniden ele almak demektir. Starting with ... sıralı bir gözden geçirmenin ilk maddesini tanıtır. Sonraki bilgileri düzenler; programın baştan başladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle doğal biçimde bir gözden geçirmeyi bildirir ve ilk maddeyi belirtir?

  1. Let's recap the rules we learned, starting with the safety rule.
  2. Let's repeat the entire lesson word for word.
  3. Let's learn three new rules, starting with the safety rule.
Cevabı göster

Let's recap the rules we learned, starting with the safety rule.

meaning that something is the best and you won't find anything better.

5:14

bir şeyin en iyisi olduğu ve ondan daha iyisini bulamayacağınız anlamına gelir.

A snowball effect is a situation where one action causes other similar actions to happen. Deyimler

5:18

Kar topu etkisi (snowball effect), bir eylemin diğer benzer eylemlerin meydana gelmesine neden olduğu bir durumdur.

Deyimler

A snowball effect: büyüyen bir zincirleme tepki

A snowball effect büyüyen bir zincirleme tepkidir: bir eylem veya değişiklik, bağlantılı başka eylem ya da değişikliklere yol açar ve genel etki giderek büyür. İfade, yuvarlandıkça büyüyen bir kartopuna dayanan bir benzetmedir. Olumlu veya olumsuz gelişmeleri anlatabilir. Temel fikir, yalnızca bir nedenin tek bir sonuç doğurması değil, etkinin sürekli birikmesidir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi snowball effect olarak tanımlanabilir?

  1. Bir çocuk bir kartopu yapar ve onu yerde bırakır.
  2. Yardımsever bir yorum birkaç kişiyi yardım etmeye teşvik eder ve onların davranışları daha da fazla kişiye ilham verir.
  3. Biri düğmeye bastığında ışık yalnızca bir kez söner.
Cevabı göster

Yardımsever bir yorum birkaç kişiyi yardım etmeye teşvik eder ve onların davranışları daha da fazla kişiye ilham verir.

Someone's personal preference is their subjective liking or disliking for something based on their own opinion.

5:24

Birinin kişisel tercihi (personal preference), kendi fikirlerine dayanarak bir şeye yönelik öznel beğenisi veya hoşnutsuzluğudur.

To be part and parcel of something means to be an essential or integral feature of it. Deyimler

5:31

Bir şeyin ayrılmaz parçası (part and parcel) olmak, onun asli veya temel bir özelliği olmak demektir.

Deyimler

To be part and parcel of something: ayrılmaz bir parçası olmak

Part and parcel of something, bir şeyin doğal, gerekli veya ayrılmaz bir parçasını anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. Part and parcel sözcükleri birlikte çalışır; buradaki parcel “paket” anlamına gelmez. Baştaki To be, deyimi tanımlamak için mastar hâlinde verir. Cümlede be part and parcel of + isim veya -ing biçimi kullanılır: X is part and parcel of Y.

Alıştırma

Cümleyi “doğal ve ayrılmaz bir parça” anlamındaki kalıplaşmış deyimle tamamlayın: Making mistakes is ____ learning a new skill.

Cevabı göster

part and parcel of

And something which is described as the go-to can be relied upon as the best thing for a particular situation. Öbek fiiller

5:37

Ve başvurulan (go-to) olarak tanımlanan bir şeye, belirli bir durum için en iyi seçenek olarak güvenilebilir.

Öbek fiiller

the go-to can be relied upon: güvenilir ilk tercih

The go-to, belirli bir ihtiyaç için insanların ilk seçtiği kişi, şey veya yöntemi anlatan bir isim grubudur. Kısa çizgi, go-to ifadesinin go to fiil grubu değil, tek bir birim olarak çalıştığını gösterir. Can be relied upon, rely upon fiilinin edilgen biçimidir ve “güvenilebilir veya dayanılabilir” anlamına gelir. İfade bir bütün olarak go-to kavramını güvenilir bir ilk tercih şeklinde tanımlar; ancak bu, herkes için nesnel olarak en iyi seçenek olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

'This helpline is the go-to for urgent questions because it can be relied upon,' cümlesinde the go-to ne anlama gelir?

  1. kimsenin güvenmediği seçenek
  2. ayrılma emri
  3. birinin gitmekte olduğu yer
  4. en güvenilir ilk tercih
Cevabı göster

en güvenilir ilk tercih

And finally,

5:44

Ve son olarak,

guacamole is a paste made of mashed avocado,

5:45

guacamole; ezilmiş avokado,

lime juice, and salt.

5:48

misket limonu suyu ve tuzla yapılan bir ezmedir.

Delicious.

5:50

Lezzetli.

Once again,

5:51

Bir kez daha,

our 6 minutes are up, Kalıp ifadeler

5:52

6 dakikamız doldu,

Kalıp ifadeler

our 6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi

our 6 minutes are up ifadesindeki be up, izin verilen veya planlanan bir sürenin bittiğini belirtir; yukarı yönünü anlatmaz. Buradaki our six minutes, program için ayrılan altı dakikayı ifade eder. Yani sunucu artık bitirme zamanının geldiğini söylüyor. Yeniden kullanılabilen yapı iyelik bildiren sözcük + zaman dilimi + be + up şeklindedir. Time is up örneğindeki gibi tekil öznede is, Your two minutes are up örneğindeki gibi çoğul zaman ifadesinde are kullanılır.

Alıştırma

time period + be up yapısını three minutes sözleriyle kullanın: Your ____, so please stop writing.

Cevabı göster

three minutes are up

but if you're hungry for more, Anlatım akışı

5:53

ama daha fazlasına açsanız,

then head over to our website, bbclearningenglish.com,

5:55

o halde web sitemiz bbclearningenglish.com'a gidin,

Anlatım akışı

if you're hungry for more ... head over to our website: ilgiyi eyleme bağlamak

if yan cümlesi dinleyicinin olası bir isteğini ortaya koyar, ana cümle ise sonraki eylemi belirtir: Dinleyiciler daha fazla içerik istiyorsa internet sitesini ziyaret etmelidir. Then sonucu açıkça gösterir, ancak bu yapıda kullanılmayabilir de. Hungry for more mecazidir; gerçekten aç olmak değil, daha fazlasını elde etmeye istekli olmak anlamına gelir. Programda yemek konusu işlendiği için hungry aynı zamanda konuyla ilgili küçük bir kelime oyunu oluşturur. Head over to, bir yere gitmek veya bir internet sitesini ziyaret etmek için kullanılan samimi ve günlük bir ifadedir.

Alıştırma

Bir programın sonunda if you're hungry for more, then head over to our website ifadesinin temel görevi nedir?

  1. Dinleyicileri internet sitesinin yalnızca yemeğe ihtiyacı olan kişiler için olduğu konusunda uyarır.
  2. Dinleyicilere başlarını internet sitesine doğru çevirmelerini söyler.
  3. Sunucunun programdan sonra yemek yiyeceğini açıklar.
  4. Dinleyicinin daha fazla içerik isteğini eğlenceli biçimde internet sitesini ziyaret etme çağrısına bağlar.
Cevabı göster

Dinleyicinin daha fazla içerik isteğini eğlenceli biçimde internet sitesini ziyaret etme çağrısına bağlar.

where you'll find a worksheet and quiz for this episode.

5:59

orada bu bölüm için bir çalışma sayfası ve sınav bulacaksınız.

See you again soon,

6:03

Yakında tekrar görüşmek üzere,

but for now, goodbye.

6:04

ama şimdilik, hoşça kalın.

Goodbye.

6:05

Hoşça kalın.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:07

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.