MSG nedir ve gerçekten sizin için zararlı mı? - Sarah E. Tracy: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
678 kelime 141 kel/dk

Video özeti: Bu video MSG’nin kimyasal yapısından ve umami çeşnisi olarak icat edilmesinden başlayarak bir doktorun mektubu, ırksal önyargılar, kesin sonuca varmayan araştırmalar ve sansasyonel habercilik yüzünden onlarca yıl süren korkuya uzanan tarihini anlatıyor. Sonuç olarak ölçülü tüketimin çoğu insan için güvenli göründüğünü, ancak sağlıkla ilgili bazı olası bağlantıların hâlâ araştırıldığını belirtiyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Chasing this rich flavor is what led to — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: X is what led to Y yapısını kullanarak olayları yalnızca tarih sırasıyla dizmek yerine, bir icadın veya tarihsel gelişmenin arkasındaki asıl itici gücü öne çıkarmayı öğrenin. 2. stigmas fueled — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: fuel sözcüğünü, toplumsal damgalamanın zararlı bir süreci güçlendirdiğini veya ileri taşıdığını gösteren mecazlı bir fiil olarak tanıyın; önyargının korkuyu, haberciliği ya da kamusal tartışmaları nasıl körüklediğini açıklarken kullanın. 3. could be linked — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: Kanıtlanmış bir neden-sonuç ilişkisi iddia etmeden olası bir bağlantıyı aktaran bu temkinli bilimsel ifadeyi, özellikle sağlık riskleri veya henüz belirsiz olan başka araştırma bulgularını özetlerken kullanın.

Bu derste

In 1968, Dr. Robert Ho Man Kwok felt ill after dinner at a Chinese restaurant.

0:07

1968 yılında Dr. Robert Ho Man Kwok bir Çin restoranında akşam yemeği yedikten sonra hastalandı.

He wrote a letter detailing his symptoms to a prestigious medical journal, pondering whether his illness had resulted from eating monosodium glutamate, Notlar

0:14

Saygın bir tıp dergisine semptomlarını detaylandıran bir mektup yazarak, rahatsızlığının monosodyum glutamat yemekten kaynaklanıp kaynaklanmadığını sordu,

Kalıp ifadeler

detailing his symptoms: fiil olarak detail

Burada detail, “bir şey hakkında belirli ve kapsamlı bilgiler vermek” anlamına gelen bir fiildir. detailing his symptoms şeklindeki -ing yan cümlesi a letter ifadesini niteler ve mektubun hangi bilgileri içerdiğini gösterir. Detail fiil olarak kullanıldığında genellikle doğrudan nesne alır: detail the symptoms, detail the evidence veya detail the plan. About kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi, detail kullanarak “maliyetler hakkında belirli bilgiler veren” anlamında bir -ing ifadesiyle tamamlayın: They submitted a proposal ____.

Cevabı göster

detailing the costs

Kalıp ifadeler

pondering whether: çözülmemiş bir konuyu dikkatle düşünmek

Burada pondering whether, onun yazarken aklından geçirdiği ve henüz yanıtlanmamış düşünceyi ekler: Bir şeyin doğru olup olmadığını dikkatle düşünüyordu. Ponder, wonder fiiline göre daha yavaş ve bilinçli bir düşünme süreci anlatır; çoğu zaman daha resmî veya edebî duyulur. Whether, evet ya da hayır biçiminde değerlendirilebilen his illness had resulted from eating monosodium glutamate önermesini başlatır. Whether sonrasında düz cümle söz dizimi kullanılır ve bu ifade bir sonuç değil, olasılık sunar.

Alıştırma

Hangi cümle pondering whether ifadesini henüz çözülmemiş bir soruyu belirtmek için doğru ve doğal biçimde kullanıyor?

  1. Sam is pondering whether will the plan work.
  2. Sam is pondering the plan will work.
  3. Sam is pondering whether the plan will work.
Cevabı göster

Sam is pondering whether the plan will work.

Dilbilgisi

had resulted from: geçmişteki bir anlatımda daha önceki neden

whether his illness had resulted from... ifadesinde result from, “……den kaynaklanmak” anlamına gelir. his illness sonuç, eating MSG ise olası nedendir. Yan cümle whether sözcüğünden sonra geldiği için doğrulanmış bir gerçeği değil, üzerinde düşünülen bir olasılığı anlatır. Had resulted, had + past participle yapısındaki past perfect biçimidir. Hastalığı ve olası nedenini, daha sonraki düşünme anından önceye yerleştirir. Bu yapı, geçmişteki bir anlatımın içinde daha önceki bir duruma dönüp bakmayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi result from ifadesinin past perfect biçimiyle tamamlayın: The technician discovered that the error ____ an outdated setting.

Cevabı göster

had resulted from

also known as MSG. Kalıp ifadeler

0:23

namıdiğer Çin tuzu, yani MSG.

Kalıp ifadeler

also known as MSG: bir kısaltmayı tanıtma

Also known as, “……olarak da bilinen” veya “……olarak da adlandırılan” anlamına gelir. Aynı kişi ya da şey için başka bir ad, kısaltma veya yaygın bir isim tanıtır. Burada MSG, monosodium glutamate ifadesinin kısaltmasıdır. Yaygın kalıp A, also known as B biçimindedir. Known burada edilgen anlam taşır: A, B olarak adlandırılır. A’nın ayrıca bir şeyi bildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, bu nottaki “……olarak da adlandırılan” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Mars, ____ the Red Planet, can look bright in the night sky.

Cevabı göster

also known as

Kwok's connection between his headache and this common seasoning in American Chinese cuisine Kalıp ifadeler

0:25

Kwok'un, Amerikan Çin mutfağındaki bu yaygın baharat ile baş ağrısı arasında kurduğu bağlantı

Kalıp ifadeler

connection between A and B: bağlantı var, ancak neden kanıtlanmış değil

connection between A and B, iki şeyi birbirine bağlayan bir ilişkiyi veya olası bağlantıyı ifade eder. Burada A, his headache; B ise this common seasoning ifadesidir. Bu ifade tek başına B'nin A'ya yol açtığını söylemez. İki düşünceyi bağlantılı olarak düzenler, ancak ilişkinin türünü ve gücünü açık bırakır.

Alıştırma

Bu ifadenin doğru mu yanlış mı olduğuna karar verin: A connection between A and B her zaman birinin diğerine neden olduğu anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

was just a hunch, Kelime

0:31

sadece bir önseziydi,

Kelime

just a hunch: yalnızca bir duyguya dayanan tahmin

just a hunch, “yalnızca bir duyguya dayanan tahmin” anlamına gelir. hunch, açık kanıtınız olmasa da bir şeyin doğru olabileceğini hissetmenizdir. Just, ifadenin kesinliğini azaltır. Burada dinleyiciye bu düşünceyi kanıtlanmış bir sonuç olarak görmemesini söyler.

Alıştırma

Cümleyi “yalnızca bir duyguya dayanan tahmin” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: I think Nora left her keys at school, but it's ____.

Cevabı göster

just a hunch

but his letter would dramatically change the world's relationship with MSG, Anlatım akışı

0:32

ancak mektubu dünyanın MSG ile olan ilişkisini dramatik bir şekilde değiştirecek,

Anlatım akışı

would dramatically change: geçmişten sonraki sonucu haber vermek

Buradaki would dramatically change, geçmişteki bir noktadan ileriye bakar. Mektubun yazıldığı anda değişim henüz gelecekteydi; anlatıcı bunun daha sonra gerçekleştiğini artık bilir. Would burada istek bildirmez ve ifadeyi varsayımsal hâle getirmez. Bu kalıp tarih, biyografi veya belgesel anlatımında sık sık bir dönüm noktasını işaretler. Dramatically, değişimin büyük ve önemli olduğunu vurgular; the world's relationship with MSG ise insanların dünya genelinde MSG'yi nasıl gördüğü ve ona nasıl yaklaştığı anlamına gelir.

Alıştırma

“His letter would dramatically change the world's relationship with MSG” cümlesinde would sözcüğünün temel işlevi nedir?

  1. Mektubun bir değişiklik yapmaya istekli olduğunu söyler.
  2. Okuyucuya nazik bir ricada bulunur.
  3. Geçmişteki bir noktadan, daha sonra gerçekten gerçekleşen bir sonucu haber verir.
Cevabı göster

Geçmişteki bir noktadan, daha sonra gerçekten gerçekleşen bir sonucu haber verir.

inspiring international panic, Anlatım akışı

0:37

uluslararası çapta bir paniğe,

biased science,

0:39

taraflı bilime,

and sensationalist journalism for the next 40 years. Kelime

0:41

ve önümüzdeki 40 yıl boyunca sürecek sansasyonel haberciliğe ilham verecekti.

Anlatım akışı

inspiring ...: bir sonuç zinciri eklemek

Virgülden sonraki inspiring ... biçimindeki -ing öbeği, ana cümledeki olayın sonuçlarını ekler. Mektubun etkisini üç sonuçla ilişkilendirir: uluslararası panik, taraflı bilim ve sansasyonel gazetecilik. MSG'nin kendisini betimlemez. Burada inspire yalnızca olumlu anlamda “cesaretlendirmek” değil, “neden olmak veya yol açmak” anlamına gelir. Inspiring sözcüğünden sonra birkaç isim öbeği sıralamak, bir etki zincirini tek bir cümlede yoğunlaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle, ana olayın yol açtığı sonuçları eklemek için bir -ing öbeğini doğru kullanıyor?

  1. The documentary reached millions, inspired debate and further research.
  2. The documentary reached millions, inspiring debate and further research.
  3. The documentary reached millions, inspire debate and further research.
Cevabı göster

The documentary reached millions, inspiring debate and further research.

Kelime

sensationalist journalism: dikkat çekmek için abartan habercilik

Sensationalist journalism, dikkat çekmek için gerçekleri, tehlikeyi veya duyguları abartan habercilik anlamına gelir. Doğruluk, denge veya bağlamdan önce dramatik etkiyi öne çıkardığı için olumsuz bir tanımlamadır. Bu cümlede ifade, habercilik tarzını eleştirir. Sensationalist yalnızca heyecan verici veya ilginç anlamına gelmez.

Alıştırma

Sensationalist journalism ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Dikkat çekmek için gerçekleri veya duyguları abartan habercilik
  2. Eğlenceli ve canlı olduğu hâlde tamamen dengeli olan bir hikâye
  3. Sınırlamaları ve karşıt kanıtları dikkatle sunan habercilik
Cevabı göster

Dikkat çekmek için gerçekleri veya duyguları abartan habercilik

So what is this mysterious seasoning?

0:46

Peki bu gizemli baharat nedir?

Where does it come from, and is it actually bad for you? Kalıp ifadeler

0:48

Nereden gelir ve gerçekten sizin için kötü müdür?

Kalıp ifadeler

Is it actually bad for you? — Bir sağlık iddiasını sorgulamak

Is it actually bad for you?, bir yiyeceğin, alışkanlığın, maddenin veya ürünün sağlığa zarar verip vermediğini sormanın doğal ve günlük bir yoludur. Bad for you içinde for, etkilenen kişiyi gösterir; yön bildirmez. Actually, insanların zaten sahip olabileceği bir inancı sorgular. “Bu gerçekten doğru mu?” anlamını ekler ve cevabın beklenenden daha az açık olabileceğini gösterebilir.

Alıştırma

Soruyu, derste öğrenilen ve “sağlığa zararlı” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Is sitting all day actually ____?

Cevabı göster

bad for you

MSG is a mixture of two common substances, Kalıp ifadeler

0:53

MSG, iki yaygın maddenin karışımıdır:

Kalıp ifadeler

a mixture of two common substances: bileşimi açıklama

a mixture of + bileşenler kalıbı, bir bütünün içinde hangi maddelerin birlikte bulunduğunu belirtir. Bu cümlede two common substances, bileşenlerin adlarını vermeden sayılarını ve genel türünü bildirir. Bilimsel İngilizcede substances, fiziksel veya kimyasal madde türleri anlamına gelir. Bir mesajın ya da metnin içeriği anlamına gelmez.

Alıştırma

Birlikte bulunan maddeleri anlatan dersteki isim kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Air is ____ nitrogen, oxygen, and other gases.

Cevabı göster

a mixture of

sodium, which is well-established as an essential part of our diet, Kelime

0:57

beslenmemizin vazgeçilmez bir parçası olduğu iyi bilinen sodyum,

Kelime

well-established as an essential part: kabul görmüş bir rolü sunma

be well-established as + rol veya statü kalıbı, güçlü kanıtların ya da geniş bir görüş birliğinin bu rolü kesin biçimde doğruladığını belirtir. Burada sodyumun beslenmemizin vazgeçilmez bir parçası olması, yeni bir tahmin veya kişisel görüş değil, kabul edilmiş bilgi olarak sunulur. An essential part of, bir şeyin gerekli ve vazgeçilmez bir bileşeni anlamına gelir.

Alıştırma

Güçlü kanıtlarla desteklenen bir rolü anlatan dersteki tam kalıpla cümleyi tamamlayın: Regular exercise is ____ of a healthy lifestyle.

Cevabı göster

well-established as an essential part

and glutamate,

1:01

ve glutamat,

a very common amino acid found in numerous plant and animal proteins. Kelime

1:02

sayısız bitki ve hayvan proteininde bulunan çok yaygın bir amino asit.

Kelime

amino acid: proteinlerin yapı taşı

Bir amino asit, canlıların protein oluşturmak için kullandığı küçük bir moleküldür. Bu cümlede amino acid ad öbeği, glutamatı gıda ve vücut kimyasının olağan bağlamında sınıflandırır. Buradaki acid, bilimsel adın bir parçasıdır. Bir amino asidin kendiliğinden tehlikeli ya da aşındırıcı bir madde olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede amino acid ne anlama geliyor?

  1. Proteinlerin yapı taşı olabilen bir molekül
  2. Bilim haberlerini sunma yöntemi
  3. Tehlikeli ve aşındırıcı bir sıvı
Cevabı göster

Proteinlerin yapı taşı olabilen bir molekül

Glutamate plays a key role in our digestion, Kalıp ifadeler

1:08

Glutamat, sindirimimizde,

muscle function, and immune system.

1:11

kas işlevimizde ve bağışıklık sistemimizde kilit bir rol oynar.

Kalıp ifadeler

plays a key role in: önemli bir işlevi anlatmak

plays a key role in, bir şeyin bir süreç ya da sistemin işleyişi için çok önemli olduğunu belirtir. Burada glutamatı sindirim, kas işlevi ve bağışıklık sistemi için önemli bir etken olarak sunar. Kalıp, play a key role in + isim veya -ing biçimidir. Glutamate plays örneğinde olduğu gibi üçüncü tekil şahıs öznesiyle plays kullanılır. Role işlevi adlandırır, in ise bu işlevin gerçekleştiği alanı veya süreci belirtir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Good sleep ____ keeping your brain healthy.

Cevabı göster

plays a key role in

Around the time of Dr. Kwok's letter, Kalıp ifadeler

1:13

Dr. Kwok'un mektubunu yazdığı sıralarda,

Kalıp ifadeler

Around the time of: bir olayın yakınındaki yaklaşık dönem

Around the time of + isim öbeği, bir olayı başka bir olayla veya zaman noktasıyla yaklaşık olarak aynı döneme yerleştirir. Kesin bir tarih vermez; referans olayın biraz öncesini, gerçekleştiği zamanı veya biraz sonrasını anlatabilir. Buradaki around, konum bakımından “çevresinde” değil, zaman bakımından “yaklaşık” anlamındadır. Bu ifade, ardından gelen bilgi için zaman çerçevesi kurar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “seçime yakın yaklaşık dönemde” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the election, the town opened a new clinic.

Cevabı göster

Around the time of

it had been identified as an important part of our brain chemistry. Dilbilgisi

1:16

beyin kimyamızın önemli bir parçası olarak tanımlanmıştı.

Dilbilgisi

had been identified as: daha önce tamamlanmış edilgen sınıflandırma

Had been identified as, past perfect edilgen yapıdır: had been + geçmiş zaman ortacı. Öznenin başka bir geçmiş zamandan önce belirli bir kimliğe, role veya öneme sahip olarak zaten sınıflandırılmış ya da tanımlanmış olduğunu anlatır. Identify X as Y, “X'i Y olarak sınıflandırmak veya tanımlamak” demektir. Edilgen yapıda X özne konumuna geçer; böylece cümle, tanımlamayı yapan kişilere değil nesneye ve sonuca odaklanır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “daha önce ... olarak sınıflandırılmıştı” anlamındaki past perfect edilgen yapıyla tamamlayın: By the time the trial began, the compound ____ a possible treatment.

Cevabı göster

had been identified as

Our body produces enough glutamate for all these processes,

1:21

Vücudumuz tüm bu süreçler için yeterli glutamatı üretir,

but the molecule is also present in our diet. Kalıp ifadeler

1:24

ancak bu molekül aynı zamanda beslenmemizde de mevcuttur.

Kalıp ifadeler

is also present in our diet: bulunmayı anlatan be present in

Bu cümlede is present in, “...de bulunur” veya “...de bulunabilir” anlamına gelir. Present, is sözcüğünden sonra gelen bir sıfattır; in our diet ise molekülün bulunduğu kaynağı veya ortamı gösterir. Present burada “hediye” anlamında değildir. Also, beslenmenin molekülün bulunduğu bir başka yer olduğunu ekler. be present in + yer, malzeme, yiyecek veya sistem yapısı; bileşenleri, maddeleri, özellikleri ve riskleri anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, present ile kurulan ve “...de bulunur” anlamına gelen iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Vitamin C is naturally ____ many fruits.

Cevabı göster

present in

You can taste its signature savory flavor Kelime

1:28

Onun kendine özgü iştah açıcı tadını

Kelime

signature savory flavor: kendine özgü, tatlı olmayan yoğun lezzet

Signature, “bir kişi, yer, marka veya ürünle güçlü biçimde özdeşleşen ayırt edici” anlamına gelir. Burada savory flavor ifadesini niteler; dolayısıyla tüm ifade, bu maddeye özgü ve kolayca tanınan bir lezzeti anlatır. Savory; çoğu zaman tuzlu, etsi veya umami nitelikler içeren, yoğun ve tatlı olmayan yiyecek tadını anlatır. Yalnızca salty anlamına gelmez; signature da burada “el yazısıyla atılan imza” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Bir yiyecek açıklamasında signature savory flavor en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Ayırt edici, kolay tanınan ve tatlı olmayan bir lezzet
  2. Bir yiyecek etiketine elle yazılmış ad
  3. Daha az malzeme kullanılarak oluşturulmuş bir lezzet
Cevabı göster

Ayırt edici, kolay tanınan ve tatlı olmayan bir lezzet

in foods like mushrooms, cheese, tomatoes, and broth.

1:30

mantar, peynir, domates ve et suyu gibi gıdalarda alabilirsiniz.

Chasing this rich flavor is what led to MSG's invention in 1908. Dilbilgisi

1:36

Bu zengin tadın peşine düşülmesi, MSG'nin 1908'de icat edilmesine yol açtı.

Dilbilgisi

Chasing this rich flavor is what led to...: temel nedeni vurgulamak

X is what led to Y kalıbında X, Y'nin temel nedeni olarak vurgulanan eylem ya da olaydır. Burada Chasing this rich flavor X, MSG's invention in 1908 ise Y'dir. Bu yapı X'i belirleyici etken olarak öne çıkarır; ancak başka hiçbir neden olmadığı anlamına gelmez. Led to, “neden oldu veya ortaya çıkmasına katkı sağladı” demektir; birini fiziksel olarak bir yere götürmek anlamında değildir. led to ifadesinden sonra sonucu belirten bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Cümleyi şimdiki zaman kalıbı X is what led to Y ile tamamlayın: One helpful question ____ the solution.

Cevabı göster

is what led to

A Japanese chemist named Dr. Ikeda Kikunae

1:41

Dr. Ikeda Kikunae adında Japon bir kimyager,

was trying to isolate the molecule responsible for a unique flavor he called umami, Notlar

1:44

hoş ve iştah açıcı bir tat anlamına gelen ve "umami" adını verdiği,

Kalıp ifadeler

was trying to isolate: geçmişte devam eden bir ayırma girişimi

Was trying to isolate, geçmişte devam eden was trying yapısı ile to isolate mastarını birleştirir. Geçmişte belirli bir anda sürmekte olan bir denemeyi anlatır; denemenin başarılı olup olmadığını belirtmez. Bu bilimsel bağlamda isolate, belirli bir molekülü diğer maddelerden ayırıp elde etmek demektir. Burada bir kişiyi sosyal olarak dışlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Geçmişte devam eden bir ayırma girişimini gösteren dört sözcüklük ifadeyi kullanın: The scientist ____ a useful compound from the plant.

Cevabı göster

was trying to isolate

Kalıp ifadeler

molecule responsible for: bir nedeni belirtmek

“the molecule responsible for a unique flavor” ifadesinde responsible for, “neden olan” veya “üreten” anlamındadır. Molekül, tadın kaynağı olarak gösterilir; burada ahlaki bir suç veya kusur söz konusu değildir. İsim + responsible for + sonuç kalıbı, bir etkinin nedenini belirtebilir. Özne bir kişi olduğunda aynı ifade bir görevi de anlatabilir; bu yüzden anlamı belirlemek için özneye ve sonuca bakın.

Alıştırma

Nedeni belirtmek için burada öğrenilen iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A software bug was ____ the missing data.

Cevabı göster

responsible for

meaning a pleasant savory taste.

1:50

bu eşsiz lezzetten sorumlu molekülü izole etmeye çalışıyordu.

Kültür

umami, meaning a pleasant savory taste: yeni bir terimi tanımlamak

Umami, Japoncadan İngilizceye alınmış bir gıda bilimi terimidir. Beş temel tattan birini, örneğin et suyu veya pişmiş mantarda hissedilen dolgun umami tadını adlandırır. Yalnızca “lezzetli” demek değildir; tatlı ve tuzludan farklıdır. Virgülden sonraki meaning a pleasant savory taste bölümü, bilinmeyen sözcüğü hemen açıklar. X, meaning Y kalıbında Y, dinleyiciye X’in nasıl anlaşılması gerektiğini söyler.

Alıştırma

Bu cümlede umami sözcüğünü en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Tatlılık ve tuzluluğun karışımı anlamına gelir.
  2. Konuşanın sevdiği her türlü yiyecek anlamına gelir.
  3. Dolgun ve iştah açıcı temel tadı adlandırır.
Cevabı göster

Dolgun ve iştah açıcı temel tadı adlandırır.

Today, umami is recognized as one of the five basic tastes in food science. Kalıp ifadeler

1:53

Günümüzde umami, gıda biliminde beş temel tattan biri olarak kabul edilmektedir.

Kalıp ifadeler

is recognized as one of ...: kabul edilmiş bir sınıflandırma

Burada is recognized as, bir şeyin resmî olarak veya geniş ölçüde belirli bir konumda kabul edildiğini anlatır. Bu cümlede recognized, görünce tanımak anlamına gelmez; umaminin gıda bilimindeki kabul edilmiş statüsünü belirtir. Kalıp A + be recognized as + rol, statü veya kategori şeklindedir. one of the five basic tastes ise umamiyi bu kabul edilmiş grubun bir üyesi olarak gösterir.

Alıştırma

Cümleyi şimdiki zamanda, recognize fiilinin edilgen biçimini ve as sözcüğünü kullanarak tamamlayın: The building ____ a national landmark.

Cevabı göster

is recognized as

Each basic taste is produced by unique molecular mechanisms

1:59

Her temel tat,

that can't be replicated by combining other known tastes. Dilbilgisi

2:03

bilinen diğer tatların birleştirilmesiyle kopyalanamayan, benzersiz moleküler mekanizmalar tarafından üretilir.

Dilbilgisi

can't be replicated by combining: sonuç ve denenen yöntem

Can't be replicated, can + not + edilgen be + geçmiş zaman ortacı yapısından oluşur. Özne, birinin yeniden oluşturamadığı sonuç, etki veya mekanizmadır; bunu yeniden oluşturmaya çalışan kişi değildir. By combining, denenen yöntemi belirtir. by sonrasında -ing biçimi olan combining kullanılır. Buradaki replicate yalnızca bir dosyayı kopyalamak değil, aynı etkiyi veya mekanizmayı yeniden oluşturmak demektir. Kullanılabilir kalıp sonuç + can't be replicated by + -ing eylemi şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi can't, replicate, by ve combine sözcüklerini doğru biçimlerde kullanarak tamamlayın: This texture ____ the two materials.

Cevabı göster

can't be replicated by combining

In the case of umami, Anlatım akışı

2:07

Umami durumunda,

Anlatım akışı

In the case of umami: konuyu belirli bir duruma daraltma

In the case of umami ifadesi, genel bir açıklamadan belirli bir konuya, yani umamiye geçiş yapar. Buradaki case, hukuki bir dava değil, belirli bir durum veya örnek demektir. In the case of + isim öbeği yapısı, ardından gelen açıklamanın kapsamını belirler. Şimdi bu özel durumun ele alınacağını bildirir.

Alıştırma

Belirli bir araç türüne odaklanmak için vurgulanan düzenleyici ifadeyi kullanın: ____ electric cars, battery range remains an important issue.

Cevabı göster

In the case of

those mechanisms arise when we cook or ferment certain foods, Kelime

2:08

bu mekanizmalar belirli yiyecekleri pişirdiğimizde veya fermente ettiğimizde,

Kelime

those mechanisms arise when: belirli bir koşulda ortaya çıkma

those mechanisms arise when ifadesinde arise, var olmaya başlamak veya fark edilir hâle gelmek demektir. Mekanizmalar, sorunlar, ihtiyaçlar veya sorular gibi soyut şeyler için sık kullanılan nötr ve biraz resmî bir fiildir. Soyut şeyin kendisi arises: arise geçişsizdir ve doğrudan nesne almaz. when yan cümlesi, onun hangi koşulda ortaya çıktığını belirtir.

Alıştırma

“Bu koşulda ortaya çıkmak” anlamını vermek için cümleyi vurgulanan fiil ve bağlaçla tamamlayın: Difficulties may ____ the instructions are unclear.

Cevabı göster

arise when

breaking down their proteins, Dilbilgisi

2:13

proteinlerini parçalayarak

and releasing amino acids like glutamate.

2:14

ve glutamat gibi amino asitleri açığa çıkararak ortaya çıkar.

Dilbilgisi

breaking down ... and releasing ...: paralel -ing yapıları

Vurgulanan sözler, breaking down ... ve releasing ... biçimindeki iki paralel -ing yapısıdır. Yiyecekler pişirildiğinde veya fermente edildiğinde ne olduğunu eklerler. Başka bir deyişle, pişirme ya da fermantasyon proteinleri parçalar ve amino asitleri açığa çıkarır. Bunlar birbirinden bağımsız iki emir değildir. Bu yapı ana bilgiyi önce verir, ardından ona eşlik eden süreci veya sonucu kısa biçimde ekler. -ing biçiminin tekrarlanması, breaking down ve releasing ifadelerinin aynı destekleyici görevi üstlendiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi identify ve group fiillerinin -ing biçimleriyle, bu sırada tamamlayın: The app reviews each photo, ____ faces and ____ similar images.

Cevabı göster

identifying · grouping

But Ikeda found a savory shortcut to producing this chemical reaction. Deyimler

2:18

Ancak Ikeda bu kimyasal reaksiyonu üretmek için lezzetli bir kısayol buldu.

Deyimler

a savory shortcut to producing: sonuca götüren mecazi bir kestirme yol

Shortcut sözcüğü gerçek anlamda daha kısa bir yol demektir, ancak burada mecazdır: Ikeda kimyasal tepkimeyi meydana getirmenin daha hızlı veya daha basit bir yolunu buldu. Savory bu yöntemi yiyecek ve tatla ilişkilendirerek anlatımı canlı kılar; yolun kendisinin yenebileceği anlamına gelmez. shortcut to producing ifadesinde to, shortcut to + isim veya -ing biçimi kalıbındaki bir edattır. Producing, kestirme yolun ulaştırdığı süreci adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi learn fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: There is no shortcut to ____ a new language well.

Cevabı göster

learning

By isolating high quantities of glutamate from a bowl of noodle broth Dilbilgisi

2:23

Bir kase noodle suyundan yüksek miktarda glutamatı izole ederek

and combining them with another flavor enhancer like sodium, Kelime

2:28

ve bunları sodyum gibi başka bir lezzet arttırıcıyla birleştirerek,

Dilbilgisi

By isolating ... and combining: yöntemi gösteren paralel -ing biçimleri

By isolating ... and combining ... ifadesinde by, “bu yöntemle” anlamına gelir. Cümlenin ilerleyen kısmında belirtilen bir sonucun nasıl elde edildiğini gösterir; olayın ne zaman gerçekleştiğini göstermez. isolating ve combining, and ile bağlanan paralel -ing biçimleridir. Tek bir by iki eylem için de geçerlidir: by doing A and doing B, bir kişinin bu iki eylem yoluyla sonuca ulaştığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için check ve repeat fiillerini by + iki paralel -ing biçimi yapısında kullanın: ____ the measurements ____ the test, the team found the error.

Cevabı göster

By checking · and repeating

Kelime

flavor enhancer: tadı güçlendiren bir bileşen

Gıda bağlamında flavor enhancer, yiyecekte zaten bulunan tatları daha güçlü veya daha kolay fark edilir hâle getirmek için kullanılan bir bileşen ya da katkı maddesidir. Enhancer, bir etkiyi artıran şey anlamına gelen bir isimdir. Bu ifade belirli bir tadın veya kimyasal maddenin adını değil, bileşenin işlevini belirtir. Gıda biliminde, ürün açıklamalarında ve içindekiler listeleriyle ilgili konuşmalarda yaygındır.

Alıştırma

Bir içindekiler listesinde flavor enhancer en doğru şekilde neyi tanımlar?

  1. Baharatları saklamak için kullanılan bir kap
  2. Var olan tatları daha güçlü veya daha fark edilir hâle getirmek için kullanılan bir bileşen
  3. Bir tarifi geliştiren kişi
Cevabı göster

Var olan tatları daha güçlü veya daha fark edilir hâle getirmek için kullanılan bir bileşen

he created a seasoning that instantly increased the umami of any dish. Kalıp ifadeler

2:32

herhangi bir yemeğin umamisini anında artıran bir baharat yarattı.

Kalıp ifadeler

instantly increased the umami of any dish: herhangi bir yemeğin umami tadını anında artırdı

Burada instantly increased the umami of any dish, çeşninin bir yemeğin umami tadını hemen güçlendirdiği anlamına gelir. Umami bir tat niteliğini adlandıran isimdir; bu yüzden increased fiilinin artırdığı şey olabilir. increase the + quality + of + thing kalıbı, hangi niteliğin güçlendiğini ve bu niteliğin neye ait olduğunu gösterir. Instantly hız anlamı eklerken any dish, etkinin her tür yemek için geçerli olduğuna dair geniş bir iddia belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle increase + nitelik + of + etkilenen şey yapısını doğal biçimde kullanıyor?

  1. The new filter instantly increased the photo of the clarity.
  2. The new filter instantly increased the clarity of the photo.
  3. The new filter instantly increased clearly of the photo.
Cevabı göster

The new filter instantly increased the clarity of the photo.

The result was a major success.

2:38

Sonuç büyük bir başarıydı.

By the 1930s, MSG was a kitchen staple across most of Asia, Notlar

2:41

1930'lara gelindiğinde MSG, Asya'nın büyük bir kısmında mutfakların vazgeçilmezi olmuştu

Anlatım akışı

Son tarih çerçevesi olarak By the 1930s

By the 1930s bir zaman sınırı belirler: o döneme gelindiğinde sonraki ifade zaten doğruydu. Bu cümlede MSG, o zamana kadar Asya'nın büyük bölümünde mutfaklarda sık kullanılan bir ürün hâline gelmişti. Bu by + time point çerçevesi, tarihî bilgiyi en geç o zamana kadar ulaşılmış bir sonuç veya durum etrafında düzenler. Buradaki by, "en geç ... zamanına kadar" anlamındadır; "aracılığıyla" veya "kullanarak" anlamında değildir.

Alıştırma

"En geç 2010 yılına kadar" anlamına gelen iki ögeli zaman ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, the method was widely used.

Cevabı göster

By 2010

Kelime

a kitchen staple: mutfakta sürekli bulunan temel malzeme

Bu cümlede a kitchen staple, insanların mutfakta düzenli olarak bulundurduğu ve kullandığı bir şeyi ifade eder. MSG, o dönemde Asya'nın büyük bölümünde günlük yemeklerin sıradan bir parçası hâline gelmişti. Buradaki staple, zımbada kullanılan küçük metal zımba teli anlamına gelmez. a/an + yer veya etkinlik + staple kalıbında, o yerde ya da etkinlikte temel, tanıdık veya düzenli kullanılan bir şeyi ifade eder.

Alıştırma

Derste öğrendiğiniz, mutfakta düzenli olarak bulundurulan ve kullanılan bir eşya anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Olive oil is ____ in many homes.

Cevabı göster

a kitchen staple

and by the mid-20th century, it could be found in commercial food production worldwide. Dilbilgisi

2:45

ve 20. yüzyılın ortalarında dünya çapında ticari gıda üretiminde bulunabiliyordu.

Dilbilgisi

could be found in ile dağılımı anlatmak

Could be found in, could + edilgen biçim be found + in yapısından oluşur. Burada found, bir şeyin mevcut veya görülebilir olduğu anlamına gelir; dolayısıyla ifade bir şeyin nerede var olduğunu ya da görüldüğünü anlatır. Tarihî bir cümlede could, çoğu zaman o dönemde bir şeyi görmenin veya onunla karşılaşmanın mümkün olduğunu belirtir. Mutlaka şüphe ifade etmez ve bir kişinin tek seferlik keşfini anlatmaz.

Alıştırma

'By 1950, this design could be found in homes across the country,' cümlesinde could be found in ne anlama gelir?

  1. Ülke genelindeki evlerde mevcut veya görülebilir durumdaydı.
  2. 1950'de bir kişi onu bir evin içinde keşfetti.
  3. Var olmuş olabilir, ancak konuşanın elinde kanıt yoktur.
Cevabı göster

Ülke genelindeki evlerde mevcut veya görülebilir durumdaydı.

So when Dr. Kwok's letter was published, Anlatım akışı

2:51

Bu nedenle Dr. Kwok'un mektubu yayınlandığında,

the outrage was immediate.

2:53

tepkiler gecikmedi.

Anlatım akışı

when Dr. Kwok's letter was published, the outrage was immediate: olay ile anlık tepkiyi bağlama

when yan cümlesi, sonraki gelişmeyi tetikleyen olayı belirtir: Dr. Kwok'un mektubu kamuoyuna açıklanmıştır. Ana cümle daha sonra tepkiyi verir: yoğun öfke neredeyse hiç gecikmeden ortaya çıkmıştır. When + event, reaction was immediate kalıbı; haber, tarih veya iş dünyası anlatılarında tetikleyici bir olayla hızlı sonucunu birbirine bağlar. Burada immediate fiziksel mesafeyi değil, zamanı anlatır.

Alıştırma

Vurgulanan yapı hangi ilişkiyi ifade ediyor?

  1. Mektubun yayımlanması çok hızlı bir öfke tepkisini tetikledi.
  2. Mektup, insanlar zaten öfkeli olduğu için yayımlandı.
  3. Öfke, mektubun yayımlandığı yere yakın bir yerde ortaya çıktı.
Cevabı göster

Mektubun yayımlanması çok hızlı bir öfke tepkisini tetikledi.

Researchers and citizens demanded a scientific inquiry into the popular additive. Kalıp ifadeler

2:55

Araştırmacılar ve vatandaşlar bu popüler katkı maddesi hakkında bilimsel bir araştırma yapılmasını talep etti.

Kalıp ifadeler

demanded a scientific inquiry into: bir konu hakkında bilimsel inceleme talep etmek

demanded a scientific inquiry into ifadesinde demanded, harekete geçilmesi için güçlü ve kararlı bir talebi anlatır. A scientific inquiry, bilimsel yöntemlere veya kanıtlara dayanan resmî ve sistemli bir incelemedir; into ise incelenen konuyu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp demand an inquiry into + sorun veya olay biçimindedir. Bu ifade, ask a question about something yapısından çok daha resmîdir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: After the chemical spill, residents ____ its effects on local wildlife.

Cevabı göster

demanded a scientific inquiry into

On one hand, this wasn't unreasonable. Anlatım akışı

3:01

Bir yandan bu mantıksız değildi.

Anlatım akışı

On one hand: karşıtlıktan önce bir yönü sunmak

On one hand bir konunun bir yönünü tanıtır. Bu cümlede this wasn't unreasonable ifadesini, bir ölçüde kabul edilmeyi hak eden bir nokta olarak sunar. Bu ifade düşünceleri düzenler ve ardından bir sınırlama ya da karşıt bir yönün gelmesinin beklendiğini gösterir. Bu karşıtlık çoğu zaman however veya on the other hand ile başlar. İfade tek başına konuşanın bütün sonucunu belirtmez.

Alıştırma

On one hand, this wasn't unreasonable cümlesinde On one hand ne işe yarar?

  1. Daha sonra gelecek bir karşıtlıktan önce konunun bir yönünü sunar.
  2. Konuşanın nihai sonucunu açıklar.
  3. Düşünceyi kanıtlayan bir örnek verir.
Cevabı göster

Daha sonra gelecek bir karşıtlıktan önce konunun bir yönünü sunar.

The substance hadn't been tested for toxicity, Kelime

3:04

Madde toksisite açısından test edilmemişti

Kelime

tested for toxicity: belirli bir tehlikeyi kontrol etmek

Test something for toxicity, bir şeyin zehirli veya başka türlü zararlı etkilere yol açıp açmadığını öğrenmek için incelenmesi anlamına gelir. Edilgen tested for toxicity yapısında incelenen şey öznedir; for toxicity ise kontrol edilen tehlikeyi belirtir. Hadn't been tested, bu güvenlik kontrolünün söz konusu geçmiş zamandan önce yapılmamış olduğunu gösterir. Toxicity, zarar verme kapasitesini belirten özel bir bilimsel terimdir; genel anlamda kötülük veya düşük kalite demek değildir.

Alıştırma

Zararlı etkiler açısından incelendi anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: The new material was ____ before it was used in toys.

Cevabı göster

tested for toxicity

and its health impacts were largely unknown. Kalıp ifadeler

3:07

ve sağlık üzerindeki etkileri büyük ölçüde bilinmiyordu.

Kalıp ifadeler

health impacts were largely unknown: sağlık üzerindeki etkiler büyük ölçüde bilinmiyordu

Health impacts, insanların sağlığı üzerindeki etkiler anlamına gelir. Bu cümlede were largely unknown, bu etkilerin çoğunun henüz anlaşılmadığını veya bunlar hakkında yeterli kanıt bulunmadığını belirtir. Largely, unknown ifadesini daha az kesin hâle getirir: bazı bilgiler mevcut olabilir, ancak genel tablo hâlâ belirsizdir. Unknown bilginin durumunu anlatır; tek başına bir şeyin zararlı ya da güvenli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

health impacts were largely unknown ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Sağlık üzerindeki etkilerin tehlikeli olduğu kanıtlanmıştı.
  2. Sağlık üzerindeki etkilerin çoğu henüz net değildi.
  3. Sağlık üzerindeki etkiler boyut olarak büyüktü.
Cevabı göster

Sağlık üzerindeki etkilerin çoğu henüz net değildi.

However,

3:10

Ancak,

it's likely many people weren't responding to a lack of food safety regulation, Dilbilgisi

3:11

muhtemelen pek çok insan gıda güvenliği düzenlemelerinin eksikliğine değil,

but rather the letter's title,

3:16

daha çok mektubun başlığına tepki veriyordu:

Chinese restaurant syndrome. Kültür

3:18

Çin restoranı sendromu.

Dilbilgisi

weren't responding to ... but rather ...: ... unsuruna değil, ... unsuruna tepki vermek

not responding to A, but rather B kalıbında olumsuz bölüm önce en iyi açıklama olarak A'yı reddeder; but rather ise onun yerine B'yi koyar. Burada konuşmacı, birçok kişinin gıda güvenliği düzenlemelerinin eksikliğine değil, mektubun başlığına tepki verdiğini savunur. but rather sonrasında tekrar eden were responding to sözleri söylenmez; tam anlam but rather [were responding to] the letter's title şeklindedir. Bu kalıbı bir nedeni, nesneyi, tanımı ya da yorumu düzeltmek için kullanın; ikinci bir unsur eklemek için değil.

Alıştırma

Dersteki düzeltme kalıbını tamamlayın: The outage was not caused by weather, ____ by a damaged cable.

Cevabı göster

but rather

Kültür

Chinese restaurant syndrome: eskimiş ve ayrımcı bir etiket

“Chinese restaurant syndrome” etiketi, geçmişte bir dizi rahatsızlık belirtisini Çin restoranlarındaki yemeklere bağlamak için kullanılmış ve çoğu zaman MSG ile ilişkilendirilmiştir. Tarafsız ve güncel bir tıp terimi değildir; bu ad, rahatsızlığı Çin yemekleriyle ilişkilendirmiş ve Asya'nın yeme alışkanlıklarına yönelik önyargıyı yansıtmıştır. Bu geçmişi bilmek, önyargının medya iddialarını ve bilimsel kanıtların yorumlanmasını nasıl etkileyebileceğine ilişkin tartışmayı anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu bağlamda Chinese restaurant syndrome en doğru biçimde neyi temsil eder?

  1. Güncel bir tıp terimi olarak kabul edilen tarafsız bir tanı
  2. Belirli bir Çin restoranının adı
  3. Çin ve Asya yemeklerine yönelik önyargının şekillendirdiği eskimiş bir etiket
Cevabı göster

Çin ve Asya yemeklerine yönelik önyargının şekillendirdiği eskimiş bir etiket

While MSG was commonly used in numerous cuisines, Dilbilgisi

3:20

MSG birçok mutfakta yaygın olarak kullanılmasına rağmen,

many Americans had long-standing prejudices against Asian eating customs, Kalıp ifadeler

3:24

pek çok Amerikalının Asya yeme alışkanlıklarına karşı uzun süredir devam eden önyargıları vardı

Dilbilgisi

While MSG was commonly used: karşıtlık bildiren while

Burada While, karşıtlık bildiren bir arka plan gerçeğini sunar: MSG birçok mutfakta yaygın olarak kullanılıyordu. Ana cümle daha sonra bu arka planın oluşturabileceği beklentiye aykırı bir gerçeği verir: birçok Amerikalı Asya'nın yeme alışkanlıklarına karşı yine de önyargılıydı. Bu yapıda while, during the time that gibi “-dığı sırada” değil, although veya even though gibi “-mesine rağmen” anlamına gelir. Önce bir gerçeği kabul edip ardından onunla karşıtlık oluşturan ana noktayı sunarak bir savı düzenler.

Alıştırma

Hangi cümlede while, altyazıdakiyle aynı karşıtlık anlamında kullanılmıştır?

  1. I checked the map while I waited for the bus.
  2. Please stay inside while the storm passes.
  3. While the instructions are clear, some people still make this mistake.
Cevabı göster

While the instructions are clear, some people still make this mistake.

Kalıp ifadeler

long-standing prejudices against: bir hedefe yönelik uzun süredir var olan önyargılar

Long-standing prejudices against, uzun süredir var olan ve belirli bir gruba, uygulamaya ya da şeye yöneltilen haksız ve olumsuz düşünceler anlamına gelir. Long-standing, prejudices sözcüğünü niteler ve önyargıların süresini vurgular; against ise bu önyargıların hedefini belirtir. Bu cümlede ifade, Asya yemek yeme geleneklerine karşı geçici bir kişisel hoşnutsuzluğu değil, kalıcı bir toplumsal tutumu anlatır. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp long-standing prejudices against + hedef şeklindedir.

Alıştırma

Bir gruba yöneltilen kalıcı ve haksız düşünceler anlamındaki hedef ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: The exhibit examines ____ nomadic communities.

Cevabı göster

long-standing prejudices against

labeling them as exotic or dangerous. Anlatım akışı

3:29

ve bunları egzotik veya tehlikeli olarak etiketliyorlardı.

Anlatım akışı

labeling them as exotic or dangerous: etiketlerle çerçeveleme

Labeling them as exotic or dangerous, label + nesne + as + etiket ya da özellik kalıbını kullanır. Them, Asya yemek yeme geleneklerini; exotic or dangerous ise bunlara dışarıdan yüklenen sınıfları ifade eder. -ing yapısı, önyargının nasıl ifade edildiğini ekler: bu gelenekler söz konusu etiketlerle belirli bir çerçeveye sokulur. Burada exotic, yalnızca sıra dışı olduğu için övgü değildir; dangerous ile birlikte kullanıldığında başka bir kültürü garip ve normun dışında gösterir.

Alıştırma

label + nesne + as + özellik kalıbını eksik olan doğru sözcükle tamamlayın: The headline unfairly labeled the dish ____ dangerous.

Cevabı göster

as

These stigmas fueled racially biased journalism Deyimler

3:32

Bu damgalamalar, ırksal olarak önyargılı haberciliği körükledi

Deyimler

stigmas fueled: mecazlı bir fiil olarak fuel

Burada stigmas zararlı etiketleri ya da inançları anlatır; fueled ise “güçlendirdi veya sürmesine yardım etti” demektir. Cümle, bu damgalamaları ırksal önyargı taşıyan gazeteciliği ileri iten bir güç olarak sunar. Bu, fuel fiilinin mecazlı kullanımıdır. Yakıtın bir ateşi ya da makineyi çalışır durumda tutması gibi, bir fikir, olay veya koşul da fuel fear, fuel conflict ve fuel anger gibi ifadelerde bir duyguyu ya da eğilimi güçlendirebilir.

Alıştırma

Fuel fiilinin geçmiş zaman biçimini mecazlı anlamıyla kullanın: The angry comments ____ a larger conflict.

Cevabı göster

fueled

and spread fear that eating at Chinese restaurants could make you sick. Kalıp ifadeler

3:35

ve Çin restoranlarında yemek yemenin sizi hasta edebileceği korkusunu yaydı.

Kalıp ifadeler

spread fear that: korkunun içeriğini belirtmek

Spread fear, korkunun insanlar arasında yayılmasını sağlamak demektir. That ile başlayan yan cümle, insanların tam olarak neden korkmaya yöneltildiğini belirtir: Çin restoranlarında yemek yemenin onları hasta edebileceğinden. Yeniden kullanılabilir yapı spread fear that + özne + fiil şeklindedir. That sonrasındaki sözcükler kendi öznesi ve fiili olan tam bir düşünce oluşturur.

Alıştırma

Korkunun içeriğini tanıtan ders ifadesiyle tamamlayın: The rumor ____ the medicine was dangerous.

Cevabı göster

spread fear that

This prejudiced reporting extended to numerous studies about MSG and umami. Kalıp ifadeler

3:40

Bu önyargılı habercilik, MSG ve umami hakkındaki sayısız araştırmaya da uzandı.

Kalıp ifadeler

extended to: kapsamın başka bir alana ulaşması

extended to numerous studies ifadesindeki extended to, “ulaştı” ya da “kapsamına almaya başladı” anlamındadır. Özne bir sorun veya örüntüdür; to’dan sonraki öge ise etkilenen ya da kapsanan ek alanı belirtir. Bir etkinin, kuralın, hizmetin veya sorunun kapsamı önceki sınırını aşıp B’yi de içine aldığında A extends/extended to B kullanılır. Burada fiziksel olarak el uzatmak değil, kapsam anlatılır.

Alıştırma

Cümleyi extend to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The rule first covered classrooms, but it later ____ school buses.

Cevabı göster

extended to

The results of which were much less conclusive than the headlines suggested. Notlar

3:45

Bu çalışmaların sonuçları, atılan başlıkların ima ettiğinden çok daha az kesinlik taşıyordu.

Dilbilgisi

much less conclusive than: kesinlikte büyük bir fark

Much less conclusive than, “... ile karşılaştırıldığında kesin bir sonucu destekleme gücü çok daha düşük” demektir. Conclusive, bir sorunu kesin biçimde sonuçlandıracak kadar güçlü sonuçları veya kanıtları anlatır; much ise less sözcüğünü güçlendirir. A is much less + adjective + than B suggested/claimed kalıbı, gerçeği bir izlenim veya iddiayla karşılaştırır. Burada gerçek sonuçların sunduğu kesinlik, manşetlerin okuyuculara beklettiğinden çok daha düşüktür.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? The test results were much less conclusive than the advertisement implied.

  1. Sonuçlar ile reklam tam olarak aynı kesinlik düzeyini destekliyordu.
  2. Sonuçlar, reklamın insanlarda oluşturduğu beklentiden çok daha az kesinlik sağladı.
  3. Sonuçlar, reklamın ima ettiğinden çok daha kesindi.
Cevabı göster

Sonuçlar, reklamın insanlarda oluşturduğu beklentiden çok daha az kesinlik sağladı.

Anlatım akışı

the headlines suggested: haber manşetlerinin yarattığı izlenim

much less conclusive than the headlines suggested karşılaştırmasında the headlines suggested bölümü, daha kesin bir izlenimi karşılaştırma noktası olarak sunar. Headlines yalnızca başlıkta yazan sözcükleri değil, haberlerin bulguları sunuş biçimini de temsil eder. Buradaki suggested, 'işaret etti' veya 'okuyuculara bu izlenimi verdi' anlamındadır; 'önerdi' anlamında değildir. Cümle, belirsiz sonuçlarla bu sonuçları daha kesinmiş gibi gösteren medya sunumunu karşı karşıya getirir.

Alıştırma

Örnekte the headlines suggested ne anlama geliyor?

  1. Manşetler sonucun kesinlikle doğru olduğunu kanıtladı.
  2. Manşetler okuyuculara, kanıtların desteklediğinden daha güçlü ve kesin bir izlenim verdi.
  3. Manşetler araştırmacılara ne yapmaları gerektiğini kibarca önerdi.
Cevabı göster

Manşetler okuyuculara, kanıtların desteklediğinden daha güçlü ve kesin bir izlenim verdi.

For example,

3:49

Örneğin,

when a 1969 study found that injecting mice with MSG caused severe damage to their retina and brain,

3:50

1969'da yapılan bir araştırma farelere MSG enjekte etmenin retinalarında ve beyinlerinde ciddi hasara yol açtığını bulduğunda,

some news outlets jumped to proclaim that eating MSG could cause brain damage. Kalıp ifadeler

3:58

bazı haber kuruluşları MSG yemenin beyin hasarına neden olabileceğini ilan etmek için adeta sıraya girdi.

Kalıp ifadeler

jumped to proclaim: aceleci bir şekilde kamuya açık iddiada bulunmak

Jumped to proclaim, 'hızla ve hevesle kamuya açık bir iddiada bulunmak' anlamına gelir. Jumped to burada mecazidir; yeterince durup düşünmeden veya dikkatli davranmadan bir sonuca ya da eyleme geçildiğini gösterir. Proclaim, say fiilinden daha güçlü ve daha kamusaldır. Bu sözcükler birlikte, haber kuruluşlarını kanıtlar desteklemeden önce ciddi bir sonucu ilan ettikleri için eleştirir.

Alıştırma

'Aceleci bir şekilde kamuya açık iddiada bulundu' anlamındaki vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Several websites ____ that the mystery had been solved.

Cevabı göster

jumped to proclaim

Similarly,

4:04

Benzer şekilde,

while some studies reported that excess glutamate could lead to problems like Alzheimer's, Kalıp ifadeler

4:05

bazı çalışmalar aşırı glutamatın Alzheimer gibi sorunlara yol açabileceğini bildirse de,

Kalıp ifadeler

could lead to problems like: olası sonuçlar ve örnekler

Could lead to problems like olası olumsuz sonuçları belirtir. Could, neden-sonuç ilişkisinin kesinlik değil olasılık olduğunu gösterirken lead to neden olmak veya yol açmak anlamına gelir. Problems like bir ya da daha fazla örnek verir; listenin eksiksiz olduğu anlamına gelmez. Bu kalıp, sonucun kesinlikle gerçekleşeceğini iddia etmeden bir riski anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Olası bir riski ifade eden hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: Poor ventilation ____ headaches and fatigue.

Cevabı göster

could lead to problems like

these conditions were later found to be caused by internal glutamate imbalances Dilbilgisi

4:09

daha sonra bu koşullara yediğimiz MSG ile ilgisi olmayan

Dilbilgisi

were later found to be caused by: sonradan belirlenen bir nedeni bildirmek

Were later found to be caused by, öznenin nedeninin daha sonraki kanıtlarla belirlendiği anlamına gelir. Yapıda iki edilgen biçim bulunur: were found to be daha sonra varılan sonucu bildirir, caused by ise nedeni tanıtır. Later, bu anlayışın önceki bir görüşten veya ek bir araştırmadan sonra ortaya çıktığını gösterir. Cümle, keşfi kimin yaptığından çok güncellenen bulguya odaklanır.

Alıştırma

Nedenin daha sonra belirlendiğini gösteren edilgen kalıpla raporu tamamlayın: The damaged leaves ____ a fungal infection.

Cevabı göster

were later found to be caused by

unrelated to the MSG we eat. Kalıp ifadeler

4:14

dahili glutamat dengesizliklerinin neden olduğu anlaşıldı.

Kalıp ifadeler

unrelated to: bağlantıyı reddetmek

Unrelated to, “... ile ilgisi olmayan” anlamına gelir. Bu parçada, söz konusu meseleyle insanların tükettiği MSG arasında bir bağlantı olmadığı belirtilir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp be unrelated to + isim veya isim öbeğidir. Şüphelenilen bir bağlantıyı reddeder, ancak gerçek nedeni tek başına açıklamaz.

Alıştırma

Cümleyi kalıptaki edatla tamamlayın: The delay was unrelated ____ the weather.

Cevabı göster

to

These headlines weren't just a product of prejudiced reporters. Kalıp ifadeler

4:18

Bu başlıklar sadece önyargılı muhabirlerin ürünü değildi.

Kalıp ifadeler

weren't just a product of: birden fazla neden

Burada a product of, “bir şey tarafından oluşturulan veya şekillendirilen sonuç” anlamındadır; satılan fiziksel bir ürün anlamına gelmez. Weren't just a product of, önyargılı muhabirlerin katkıda bulunmuş olabileceğini kabul ederken onların tek neden olmadığını söyler. not just a product of X kalıbı ek nedenlere yer bırakır; “X bunu hiç etkilemedi” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümle, önyargılı muhabirlerin rolü hakkında ne söylüyor?

  1. Manşetleri etkilemiş olabilirler, ancak tek neden onlar değildi.
  2. Manşetleri fiziksel ürünler olarak imal ettiler.
  3. Manşetler üzerinde hiçbir etkileri yoktu.
Cevabı göster

Manşetleri etkilemiş olabilirler, ancak tek neden onlar değildi.

Throughout the late '60s and early '70s,

4:21

60'lı yılların sonları ve 70'li yılların başları boyunca,

many doctors also considered Chinese restaurant syndrome to be a legitimate ailment. Notlar

4:24

birçok doktor da Çin restoranı sendromunu meşru bir rahatsızlık olarak kabul etti.

Dilbilgisi

considered ... to be: resmî bir değerlendirmeyi aktarmak

consider + nesne + to be + tümleç yapısı, nesnenin belirli bir kimliğe, niteliğe veya duruma sahip olduğuna hükmetmek anlamına gelir. Burada Chinese restaurant syndrome nesnedir; a legitimate ailment ise doktorların değerlendirmesini belirten isim öbeği biçimindeki tümleçtir. many doctors öznesi, değerlendirmeyi kimin yaptığını gösterir. Bu yapı onların görüşünü aktarır; anlatıcının da bu görüşe katıldığını veya görüşün kanıtlanmış bir gerçek olduğunu kendiliğinden göstermez.

Alıştırma

Cümleyi consider fiilinin resmî yapısıyla tamamlayın: The review panel considered the proposal ____ too risky.

Cevabı göster

to be

Kelime

legitimate ailment: gerçek kabul edilen bir rahatsızlık

legitimate ailment ifadesindeki legitimate, gerçek, güvenilir veya gerçek olarak kabul edilmeye değer anlamındadır. Burada sözcüğün yaygın hukuk anlamı olan “yasal” kastedilmez. Ailment, hastalık veya sağlık sorunu için kullanılan genel bir sözcüktür. considered ... to be yapısında bu ifade, doktorların sendroma verdiği niteliği belirten tümleçtir. Cümle onların görüşünü aktarır; kullanılan ifade tek başına bu etiketin resmî veya günümüzde kabul edilen bir tanı olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Bu cümlede legitimate ailment ne anlama gelir?

  1. Gerçek ve tıbben güvenilir kabul edilen bir rahatsızlık
  2. Hafif ve kolay tedavi edilen bir rahatsızlık
  3. Yasaların izin verdiği bir rahatsızlık
Cevabı göster

Gerçek ve tıbben güvenilir kabul edilen bir rahatsızlık

Fortunately, today's MSG researchers no longer see the additive in this discriminatory way. Kalıp ifadeler

4:29

Neyse ki günümüzün MSG araştırmacıları artık katkı maddesini bu ayrımcı şekilde görmüyor.

Kalıp ifadeler

no longer see ... in this discriminatory way: değişen bir bakış açısı

Burada see, gözle görmek değil, bir şeyi belirli bir şekilde değerlendirmek veya anlamak demektir. see the additive in this discriminatory way, katkı maddesini adaletsiz ve önyargılı bir çerçeveden değerlendirmek anlamına gelir. no longer, bu bakış açısının geçmişte var olduğunu ancak artık sona erdiğini belirtir. İfade bir bütün olarak araştırmacıların katkı maddesine yönelik tutumunun değiştiğini anlatır.

Alıştırma

“Many doctors no longer see the condition in this negative way,” cümlesinde no longer see ... in this ... way ne anlama gelir?

  1. Artık rahatsızlığı gözleriyle göremiyorlar.
  2. Eskiden bu görüşe sahiptiler, ancak görüşleri değişti.
  3. Rahatsızlık hakkında hiçbir zaman fikirleri olmadı.
Cevabı göster

Eskiden bu görüşe sahiptiler, ancak görüşleri değişti.

Recent studies have established the vital role glutamate plays in our metabolism, Kalıp ifadeler

4:36

Son çalışmalar glutamatın metabolizmamızda oynadığı hayati rolü ortaya koymuştur

Kalıp ifadeler

establish the vital role X plays in Y: X’in Y’deki hayati rolünü kanıtlamak

Bilimsel yazılarda establish, bir şeyin doğru olduğunu sağlam kanıtlarla göstermek anlamına gelir. Burada araştırmalar, glutamatın metabolizmada temel bir işlevi olduğunu doğrulamıştır. Yeniden kullanılabilecek kalıp establish the role X plays in Y şeklindedir. X plays in Y bölümü role sözcüğünü açıklar; yapı the role that X plays in Y olarak anlaşılabilir. vital, ifadeyi yalnızca important veya relevant demekten daha güçlü hâle getirir.

Alıştırma

play a role in kalıbında eksik olan edatı tamamlayın: The report established the vital role clean water plays ____ public health.

Cevabı göster

in

and some researchers even think MSG is a healthier alternative to added fat and sodium. Kalıp ifadeler

4:41

ve bazı araştırmacılar MSG'nin eklenen yağ ve sodyuma daha sağlıklı bir alternatif olduğunu bile düşünüyor.

Kalıp ifadeler

healthier alternative to: daha sağlıklı bir alternatif

Bu cümlede a healthier alternative to X, X'in yerine geçebilen ve X'ten daha sağlıklı bir seçenek demektir. Healthier karşılaştırma biçimidir; seçenekleri her açıdan değil, sağlık açısından karşılaştırır. İsim kalıbı an alternative to something şeklindedir. İfade, eklenmiş yağ ve sodyumu MSG'nin yerini alabileceği şeyler olarak sunar; sağlık iddiasını tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi alternative sonrasında kullanılan edatla tamamlayın: Water is a healthier alternative ____ soda.

Cevabı göster

to

Others are investigating whether regular consumption of MSG could be linked to obesity, Notlar

4:47

Diğerleri ise düzenli MSG tüketiminin obezite ile bağlantılı olup olamayacağını araştırıyor

Dilbilgisi

are investigating whether: devam eden ve henüz yanıtlanmamış bir soru

Are investigating şimdiki zamanda devam eden bir yapıdır ve araştırmanın şu anda sürdüğünü gösterir. Whether, araştırmacıların yanıtlamaya çalıştığı evet-hayır sorusunu başlatır. Cümle olası bağlantıyı kesinleşmiş bir sonuç olarak değil, bir araştırma sorusu olarak aktarır. Tekrar kullanılabilen be investigating whether + yan cümle kalıbı, yanıtı açık bırakarak etkin bir araştırmayı anlatmanızı sağlar.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? Researchers are investigating whether the new filter removes the chemical.

  1. Filtrenin kimyasal maddeyi giderip gidermediğini hâlâ araştırıyorlar.
  2. Filtrenin kimyasal maddeyi giderdiğini kanıtladılar.
  3. Filtreyi araştırmamaya karar verdiler.
Cevabı göster

Filtrenin kimyasal maddeyi giderip gidermediğini hâlâ araştırıyorlar.

Kalıp ifadeler

could be linked: olası bir bağlantıyı temkinli biçimde belirtmek

Could be linked, A could be linked to B edilgen yapısında kullanılır. Could olasılık bildirirken be linked bir bağlantıyı anlatır. Burada ilişki hâlâ araştırılmaktadır; cümle MSG'nin obeziteye kesinlikle neden olduğunu söylemez. Bilim ve risk haberlerinde bu ifade, olası bir ilişkiyi kanıtlanmış nedensellikten ayırır. İfadeyi definitely causes olarak değil, may be associated with anlamında değerlendirin.

Alıştırma

Bir raporda Late-night screen use could be linked to poor sleep. deniyor. Rapor neyi iddia ediyor?

  1. Gece geç saatlerde ekran kullanımı kötü uykuyla ilişkili olabilir, ancak nedensellik kesin değildir.
  2. Gece geç saatlerde ekran kullanımının kötü uykuyla hiçbir ilişkisi olamaz.
  3. Gece geç saatlerde ekran kullanımının her durumda kötü uykuya neden olduğu kanıtlanmıştır.
Cevabı göster

Gece geç saatlerde ekran kullanımı kötü uykuyla ilişkili olabilir, ancak nedensellik kesin değildir.

and it is possible that binging MSG produces headaches, Kelime

4:53

ve MSG'yi aşırı tüketmenin bazı insanlarda baş ağrılarına,

Kelime

binging MSG: aşırı ve kontrolsüz tüketim

Binging MSG ifadesinde binge, kısa sürede ve çok az denetimle büyük miktarda tüketmek anlamında fiil olarak kullanılır. Dolayısıyla ifade, yalnızca MSG içeren yiyecekler yemek değil, aşırı miktarda MSG almak anlamına gelir. Binge, aşırılık veya kontrol kaybı gibi olumsuz bir anlam katar. Eylem değişse de binge on snacks ve binge-watch a series ifadelerinde de aynı temel anlam bulunur.

Alıştırma

binging MSG ifadesinde binging anlama ne katıyor?

  1. Kısa sürede, çok az denetimle büyük miktarda tüketmek
  2. Ölçülmüş küçük bir miktar kullanmak
  3. M-S-G harflerini sesli söylemek
Cevabı göster

Kısa sürede, çok az denetimle büyük miktarda tüketmek

chest pains, or heart palpitations for some people.

4:57

göğüs ağrılarına veya kalp çarpıntısına neden olması muhtemeldir.

But for most diners, Anlatım akışı

5:01

Ancak çoğu yemek tutkunu için,

a moderate amount of this savory seasoning Kalıp ifadeler

5:02

bu lezzetli baharattan makul miktarda tüketmek

Kalıp ifadeler

a moderate amount of: ortalama değil, aşırı olmayan bir miktar

A moderate amount of, ne çok büyük ne de çok küçük olan bir miktarı ifade eder. Cümlede çeşni miktarını sınırsızca kullanılabilecek bir şey olarak değil, sınırlı ve aşırı olmayan bir miktar olarak sunar. Kalıp, a moderate amount of + sayılamayan isim veya bir bütün olarak görülen etkinlik şeklindedir. Örneğin a moderate amount of salt ve a moderate amount of exercise.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “ne çok büyük ne de çok küçük bir miktar” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The recipe works best with ____ olive oil.

Cevabı göster

a moderate amount of

seems like a safe way to make life a little tastier. Notlar

5:05

hayatı biraz daha lezzetli hale getirmenin güvenli bir yolu gibi görünüyor.

Anlatım akışı

But for most diners, ile çoğunluğun durumuna geçmek

But, anlatımı daha önce belirtilen bir kaygıdan veya istisnadan olağan durumla ilgili farklı bir sonuca yöneltir. Önceki riski yok saymaz; dengeli bir geçişe işaret eder. For most diners, yeni sonucun kapsamını yemeği tüketen kişilerin çoğuyla sınırlar. Buradaki for, “onların durumunda” veya “onlar açısından” anlamına gelir; “onlar için hazırlanmış ya da servis edilmiş” demek değildir. But for most diners, birlikte şu düzeni kurar: önce riski kabul etmek, ardından grubun çoğu için genellikle geçerli olan durumu belirtmek.

Alıştırma

But for most diners, cümlede ne işe yarar?

  1. Önceki bir kaygıdan geçiş yapmak ve yeni sonucu yemek yiyenlerin çoğuyla sınırlamak
  2. Çeşninin yemek yiyenlerin çoğu için üretildiğini söylemek
  3. Önceki bütün kaygıların yanlış olduğunu kanıtlamak
Cevabı göster

Önceki bir kaygıdan geçiş yapmak ve yeni sonucu yemek yiyenlerin çoğuyla sınırlamak

Dilbilgisi

seems like a safe way to: güvenlik hakkında temkinli bir yargı

seems like a safe way to ifadesinde seems like, güvenlikle ilgili yargıyı mevcut bilgilere dayanan bir izlenim olarak sunar. Konuşan kişi yöntemin muhtemelen güvenli olduğunu düşünür, ancak güvenli olduğunu garanti etmez. Kalıp seems like + isim öbeği veya yan cümledir. Burada a safe way to + fiilin yalın hâli, sonraki eylemi gerçekleştirmenin bir yolunu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle garanti vermeden, kanıta dayalı ve temkinli bir sonuç ifade eder?

  1. It is definitely a safe way to begin.
  2. It seems like a safe way to begin.
  3. There is no reason to think it is safe.
Cevabı göster

It seems like a safe way to begin.

Deyimler

make life a little tastier: yemeğe dayalı bir benzetme

make + nesne + karşılaştırma sıfatı kalıbı, “bir şeyin o özelliğini daha fazla kazanmasını sağlamak” anlamına gelir. make life a little tastier ifadesinde life nesnedir, tastier ise değişimi anlatır. Tastier sözcüğü gerçek anlamıyla “daha lezzetli” demektir; ancak burada hayatı biraz daha keyifli veya ilginç hâle getirmek anlamını da taşır. Tat sözcüğü yemek konusunu çağrıştırdığı için cümle hafif ve eğlenceli bir benzetmeyle biter.

Alıştırma

Burada make life a little tastier ne anlama geliyor?

  1. Her tür yemeği daha tatlı yapmak
  2. Yemekle eğlenceli bir bağ kurarak hayatı biraz daha keyifli hâle getirmek
  3. Hayatı gerçekten yenebilecek bir şeye dönüştürmek
Cevabı göster

Yemekle eğlenceli bir bağ kurarak hayatı biraz daha keyifli hâle getirmek

From restless nights to afternoon sluggishness, Anlatım akışı

5:10

Huzursuz gecelerden öğleden sonraki halsizliğe kadar,

the food you eat has a pretty big impact on your life. Kalıp ifadeler

5:13

yediğiniz yemeğin hayatınız üzerinde oldukça büyük bir etkisi vardır.

Anlatım akışı

From restless nights to afternoon sluggishness: from X to Y ile bir aralık belirtmek

Bu cümlede From restless nights to afternoon sluggishness bir yolculuğu anlatmaz. Yiyeceklerin etkileyebileceği çeşitli sorunların iki ucuna iki örnek yerleştirir: gece iyi uyuyamamak ve öğleden sonra enerjisiz hissetmek. from X to Y kalıbı, bir konunun ne kadar geniş olduğunu göstererek bilgiyi düzenleyebilir. X ve Y temsili uç noktalardır; bu nedenle ifade, hepsini sıralamadan başka ilgili durumları da düşündürebilir.

Alıştırma

Aralık bildiren kalıbı from ve to ile tamamlayın: This guide covers ____ simple snacks ____ full meals.

Cevabı göster

from · to

Kalıp ifadeler

has a pretty big impact on: güçlü bir etkiyi ifade etmek

Has a pretty big impact on, “bir şeyi oldukça güçlü biçimde etkiler” anlamına gelir. Özne etkiye neden olur; impact isim olarak kullanıldığında ardından on ve etkilenen kişi, şey ya da alan gelir. Burada pretty, “oldukça” anlamına gelen günlük bir derece zarfıdır; “güzel” anlamına gelmez. big sözcüğünün derecesini artırır ve ifadenin tamamı, etkinin önemli olduğunu günlük ve konuşma diline yakın bir biçimde anlatır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “oldukça güçlü biçimde etkiler” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: Getting enough sleep ____ your mood.

Cevabı göster

has a pretty big impact on

Learn what food is doing to your brain with this video.

5:16

Bu videoyla yiyeceklerin beyninize ne yaptığını öğrenin.