Bluey "Pavlova" TAM BÖLÜM! ☕️ | Bluey ve Babası Kafe Açıyor | @disneyjr: İngilizce çalışma notları

Disney Jr.

Öğrenme zorluğu
671 kelime 150 kel/dk

Video tanıtımı: Ailece oynanan kafe oyununda baba, Bluey’yi pavlovadan uzaklaştırmak için bilerek komik bir Fransızca kullanır ve yalnızca edamame sunan rakip bir kafe açar. Eğlenceli çekişme, yiyecek seçimi, yemeye zorlanma hissi ve babanın yöntemine güvenme üzerine bir konuşmaya dönüşür. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. play the long game. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu sözün gerçekten uzun bir oyun oynamayı değil, ileride alınacak bir sonuç için sabırla ve stratejik biçimde hareket etmeyi anlattığını kavrayıp ebeveynlik, müzakere, iş veya başka uzun vadeli planlardan söz ederken kullanabilirsiniz. 2. Please bear with me. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bir gecikme ya da sorun çözülürken karşı taraftan sabırla beklemesini isteyen nazik bir kalıp olduğunu anlayıp bear sözcüğünü gerçek anlamıyla yorumlamadan müşterilerle, telefonda, iş arkadaşlarıyla veya toplantılarda doğal biçimde kullanabilirsiniz. 3. I don't like it when — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Rahatsızlık veya hoşnutsuzluk yaratan tekrarlanan bir durumu belirtmek için bu yapıyı kullanabilirsiniz. Bir şeyi yemeniz için zorlanmaktan hoşlanmadığınızı açıklamak gibi durumlarda şikâyetinizi ya da kişisel sınırınızı doğal ve açık biçimde dile getirmenizi sağlar.

Bu derste

Mum!

0:08

Anne!

Dad.

0:14

Baba.

Bingo.

0:20

Bingo.

Bluey!

0:25

Bluey!

You know it's your turn. Kalıp ifadeler

0:32

Sıranın sende olduğunu biliyorsun.

Kalıp ifadeler

it's your turn: sıradaki hareket dinleyicide

it's your turn, sıralı bir etkinlikte sıradaki hareketi dinleyicinin yapmasının beklendiğini belirtir. Buradaki turn, yön değiştirmek değil, kişinin sırası veya dizideki yeri anlamındadır. Kalıp It's + iyelik sözcüğü + turn şeklindedir. Sıranın kimde olduğunu göstermek için iyelik sözcüğünü değiştirin: It's my turn, It's her turn veya It's our turn.

Alıştırma

Bir kişiye sıradaki hareketin onda olduğunu söyleyen kalıpla cümleyi tamamlayın: The red player has finished, so now ____.

Cevabı göster

it's your turn

Yes, I know.

0:33

Evet, biliyorum.

Just checking. Ton ve niyet

0:34

Sadece kontrol ediyordum.

Ton ve niyet

Just checking: baskıyı azaltan bir teyit

Just checking, I'm just checking ifadesinin kısa ve konuşma diline özgü biçimidir. Burada checking, mutlaka bir nesneyi incelemek değil, bilgiyi teyit etmek anlamına gelir. Just eylemin etkisini hafifletir ve önceki soruyu veya hatırlatmayı sıradan bir kontrol gibi sunar; çoğu zaman konuşanın suçlamada bulunmadığını gösterir. Ancak ifade tekrarlanırsa veya sert bir sorunun ardından gelirse baskıyı tamamen ortadan kaldıramaz.

Alıştırma

Hangi devam cümlesi, soruyu bir şikâyet yerine sıradan bir teyit gibi göstermek için Just checking ifadesini kullanır?

  1. Did you send the file this morning? Stop making excuses.
  2. Did you send the file this morning? This is all your fault.
  3. Did you send the file this morning? Just checking.
Cevabı göster

Did you send the file this morning? Just checking.

Why do I always lose?

0:36

Neden hep ben kaybediyorum?

You got to play the long game. Deyimler

0:38

Uzun vadeli düşünmelisin.

Deyimler

play the long game: uzun vadeli bir strateji izlemek

Play the long game, hemen kazanmayı kovalamak yerine gelecekteki bir sonuç için seçimler yapmak anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle sabır, planlama ve kısa vadede küçük bir bedeli kabul etme düşüncesini içerir. Burada game, stratejiyi anlatan bir benzetmedir. Long, gerçek bir oyunun süresini değil, ne kadar uzun bir zaman diliminin düşünüldüğünü belirtir.

Alıştırma

“Uzun vadeli bir strateji izlemek” anlamına gelen ders deyimiyle cümleyi tamamlayın: Building trust takes years, so we need to ____.

Cevabı göster

play the long game

Mum, can I have some of the pavlova Ton ve niyet

0:40

Anne, buzdolabındaki

that's in the fridge? Dilbilgisi

0:42

pavlovadan biraz yiyebilir miyim?

Ton ve niyet

can I have some of the pavlova: bir şeyin bir kısmını istemek

Can I have some of the pavlova? belirli bir yiyeceğin bir kısmını almak veya yemek için izin isteyen günlük ve nazik bir rica biçimidir. Burada have, sahip olmak değil, almak veya yemek anlamına gelir. Some of the + isim, konuşmada hangi şey olduğu zaten bilinen belirli bir bütünün bir kısmını ifade eder. Tam cümlede the, buzdolabındaki pavlovayı belirtir.

Alıştırma

Belirli bir pastanın bir kısmını istemek için dersteki nazik rica kalıbını tamamlayın: Can I ____ the cake?

Cevabı göster

have some of

Dilbilgisi

that's in the fridge: ilgi cümleciğiyle belirli bir şeyi tanımlamak

that's in the fridge ifadesinde that, the pavlova ismini niteleyen tanımlayıcı bir ilgi cümleciği başlatır. Bu cümlecik hangi pavlovanın kastedildiğini belirtir: buzdolabında olan. That's, that is ifadesinin kısalmış biçimidir. Buradaki that, tek başına “şu şey” anlamına gelen bir işaret sözcüğü değildir; ismi, kastedilen şeyi belirleyen bilgiye bağlar. Yapı, isim + that's + yer veya durum bilgisi şeklinde özetlenebilir.

Alıştırma

Cümleyi “that is on the desk” anlamındaki kısalmış ilgi cümleciğiyle tamamlayın: Please bring me the book ____.

Cevabı göster

that's on the desk

No.

0:43

Hayır.

Aw, but I'm hungry. Ton ve niyet

0:44

Ah, ama ben açım.

Ton ve niyet

but I'm hungry: yumuşak bir itiraz için neden belirtmek

Bir ret cevabından sonra but, bu retle çelişen bir bilgi getirir. I'm hungry, konuşanın yemeği hâlâ istemesinin nedenidir; dolayısıyla cümle yalnızca açlık durumunu bildirmez. but + neden yapısı, kişinin kendi bakış açısını açıklarken itiraz etmesini sağlar. Doğrudan bir talepten daha yumuşaktır ancak ses tonu yine de hayal kırıklığına uğramış veya ısrarcı bir izlenim verebilir.

Alıştırma

Bir ebeveyn “No snacks before dinner.” diyor. Çocuk “But I'm hungry.” diye yanıt veriyor. Çocuk esas olarak ne yapıyor?

  1. Ebeveynin aç olup olmadığını sormak
  2. İlgisiz yeni bir konuya geçmek
  3. Açlığı, ret cevabına itiraz etme nedeni olarak sunmak
Cevabı göster

Açlığı, ret cevabına itiraz etme nedeni olarak sunmak

Well, then have some edamame beans. Notlar

0:46

O zaman biraz edamame fasulyesi ye.

Anlatım akışı

Mantıksal bir sonucu başlatan “Well, then”

“Well, then”, az önce söylenenleri bir sonuca, neticeye veya öneriye bağlar. Burada yaklaşık olarak “durum buysa, bundan sonraki mantıklı adım...” anlamına gelir. “Well” yanıtı yumuşatıp çerçeveler; “then” ise zaman sırası değil, mantıksal bir bağlantı gösterir. Bu ifade, sonraki düşüncenin önceki bilgiden kaynaklandığını belirtir.

Alıştırma

Konuşmayı okuyun. B’nin yanıtındaki then neyi gösteriyor? A: I forgot my lunch. B: Well, then buy a sandwich.

  1. Zaman sırasındaki sonraki olayı gösterir.
  2. A’nın söylediğine dayalı bir öneri sunar.
  3. Sandviçin nerede olduğunu söyler.
Cevabı göster

A’nın söylediğine dayalı bir öneri sunar.

Kelime

“have some edamame beans”: have, yemek anlamında

“have some edamame beans” ifadesinde have, sahip olmak değil yemek anlamına gelir. Yemekle ilgili bağlamlarda have; yiyecek, içecek veya öğünlerle kullanıldığında çoğu zaman yemek, içmek veya tüketmek demektir. Örneğin have lunch ve have some tea. Buradaki “Have some ...”, bir şeyden biraz yemeyi veya içmeyi doğrudan önerir.

Alıştırma

Bir öğün sırasında “Have some rice” ifadesindeki have ne anlama gelir?

  1. Biraz pilavı sonraya sakla.
  2. Biraz pilava sahip ol.
  3. Biraz pilav ye.
Cevabı göster

Biraz pilav ye.

Eda-whaty-what?

0:48

Eda-neli-ne?

edamame beans. They're from the sushi train. Kültür

0:50

Edamame fasulyesi. Dönen sushicilerden.

Kültür

the sushi train: döner bantlı suşi restoranı

Bu cümlede the sushi train, tabakların bir taşıma bandı üzerinde müşterilerin önünden geçtiği döner bantlı suşi restoranını ifade eder. Buradaki train, sıradan bir demiryolu treni değil, hareket eden tabak sırasını anlatan bir benzetmedir. Bu ifade özellikle Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Burada from the sushi train, edamamenin bu tür bir Japon restoranından geldiğini belirtir.

Alıştırma

Bu yemek bağlamında the sushi train büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Suşi taşıyan bir tren
  2. Döner bantlı bir suşi restoranı
  3. Tren şeklinde bir suşi türü
Cevabı göster

Döner bantlı bir suşi restoranı

They're yummy.

0:54

Çok lezzetliler.

No, thanks.

0:54

Hayır, teşekkürler.

I don't want an endamawee bean.

0:55

Endamawee fasulyesi falan istemiyorum.

You don't even want to try it? Ton ve niyet

0:58

Denemek bile istemiyor musun?

Ton ve niyet

You don't even want to try: en küçük adımın bile reddedilmesine şaşırmak

You don't even want to try it? cümlesinde even, denemeyi konuşanın beklediği en küçük eylem olarak gösterir. not even + fiil kalıbı, bu en küçük eylemin bile gerçekleşmediğini veya istenmediğini belirtir. Bu nedenle soru yalnızca tarafsız bir doğrulama değildir. Şaşkınlık ifade eder ve ikna edici ya da hafif eleştirel de duyulabilir: konuşan, bir kez denemenin makul olduğunu düşünür.

Alıştırma

You don't even want to try it? cümlesindeki even ne anlam ve ton katar?

  1. Soruyu hiçbir yargı içermeyen tarafsız bir rica hâline getirir.
  2. Kişinin bunu daha önce birkaç kez denediği anlamına gelir.
  3. Denemeyi beklenen en küçük eylem olarak gösterir ve kişinin bunu reddetmesine şaşkınlık ifade eder.
Cevabı göster

Denemeyi beklenen en küçük eylem olarak gösterir ve kişinin bunu reddetmesine şaşkınlık ifade eder.

Uh-uh.

1:00

Ih-ıh.

Well, then you can't be hungry. Anlatım akışı

1:01

O zaman o kadar da aç olamazsın.

Anlatım akışı

Well, then you can't be hungry: bir sonuca varmak

Well, then, az önce söylenen veya yapılan şeyden çıkarılan bir sonucu sunar. Konuşan kişi, diğer kişinin reddini kanıt olarak görür ve “öyleyse bu sonuç çıkar” düşüncesiyle karşılık verir. you can't be hungry ifadesindeki can't, “bunu yapacak yeteneğin yok” değil, “bu mümkün değil” anlamındadır. can't be + durum veya kimlik yapısı, kanıtlardan güçlü bir çıkarım yapmak için sık kullanılır.

Alıştırma

Birisi mevcut tek yiyeceği reddedip ardından "I'm hungry." diyor. "Well, then you can't be hungry" diye karşılık veren kişi ne yapıyor?

  1. Kişiye aç kalma izni verir.
  2. Kişinin açlık hissetme konusunda fiziksel yeteneği olmadığını söyler.
  3. Reddetmeyi kanıt olarak kullanıp güçlü bir sonuca varır ve iddiaya karşı çıkar.
Cevabı göster

Reddetmeyi kanıt olarak kullanıp güçlü bir sonuca varır ve iddiaya karşı çıkar.

Aw.

1:03

Ah.

Ooh, Bingo.

1:04

Ooh, Bingo.

I know.

1:05

Biliyorum.

Do you want to play Café with me? Notlar

1:06

Benimle Kafe oynamak ister misin?

Ton ve niyet

Do you want to play ...?: gündelik bir davette bulunmak

Do you want to + fiilin yalın hâli yalnızca bir kişinin isteğini sormaz; konuşma içinde o kişiyi bir etkinliğe davet etmek için de kullanılabilir. Buradaki Do you want to play Café ..., konuşan kişinin diğer kişiyi oyuna katılmaya davet ettiği anlamına gelir. Do you want to yapısından sonra play, come veya watch gibi fiillerin yalın hâlini kullanın. with me veya with us eklemek, davetin birlikte bir şey yapmaya yönelik olduğunu açıkça gösterir.

Alıştırma

Do you want to + fiilin yalın hâlini kullanarak gündelik daveti tamamlayın: ____ play a board game with me?

Cevabı göster

Do you want to

Kalıp ifadeler

play Café: canlandırma oyununun ortamını adlandırmak

play Café ifadesinde Café, canlandırma oyununun veya bu oyundaki ortamın adıdır. Çocuklar sipariş alarak ya da yemek servis ederek bir kafedeymiş gibi davranır; gerçek bir kafede oynamaktan söz etmezler. Çocukların canlandırma oyunlarında play fiilinden sonra oyunun ya da hayalî ortamın adı doğrudan gelebilir. play house, play school ve play restaurant buna örnektir.

Alıştırma

Bir canlandırma oyunu bağlamında The children are playing restaurant. ne anlama gelir?

  1. Gerçek bir restoranın içinde oynuyorlar.
  2. Restaurant adlı bir şarkıyı seslendiriyorlar.
  3. Bir restoran işletiyormuş ve oraya müşteri olarak gidiyormuş gibi yapıyorlar.
Cevabı göster

Bir restoran işletiyormuş ve oraya müşteri olarak gidiyormuş gibi yapıyorlar.

No, I just want some pavlova.

1:08

Hayır, sadece biraz pavlova istiyorum.

Well, then I really think Ton ve niyet

1:10

Eğer öyleyse

you should come play Café with me.

1:12

gerçekten benimle Kafe oynamalısın.

Ton ve niyet

really think you should: kişisel değerlendirme olarak sunulan güçlü tavsiye

I really think you should ... yalnızca bir düşünceyi bildirmez; karşıdaki kişiyi harekete geçmeye yönlendirir. Should tavsiyeyi verir, think bunu konuşanın kişisel değerlendirmesi olarak sunar, really ise güçlü bir inanç gösterir. You must ... gibi bir emirden daha dolaylıdır ama yine de kararlı gelebilir. Really tavsiyeyi güçlendirir; ifadeyi kendiliğinden daha yumuşak yapmaz.

Alıştırma

Hangi cümle güçlü bir tavsiyeyi konuşanın kişisel değerlendirmesi olarak sunar?

  1. You must talk to your teacher.
  2. I think you talked to your teacher.
  3. I really think you should talk to your teacher.
Cevabı göster

I really think you should talk to your teacher.

Oh, okay.

1:16

Oh, tamam.

You better get on that. Öbek fiiller

1:20

Hemen başlasan iyi olur.

Öbek fiiller

get on that: bir işi ele almaya başlamak

Bu cümlede get on that, “o işi ele almaya başlamak” ya da “hemen harekete geçmek” anlamına gelir. That, konuşmada hangi iş ya da plandan söz edildiği zaten belli olduğunda onu gösterir. Bu, görevlerle ilgili bir öbek fiil kullanımıdır; fiziksel olarak bir şeyin üzerine çıkmak anlamına gelmez. it veya that bilinen bir işi gösterdiğinde get on it/that, o işi ele almaya başlamak demektir.

Alıştırma

“O işi ele almaya başlamak” anlamındaki, burada öğretilen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The permit renewal is still unfinished. It is due tomorrow, so you should ____ today.

Cevabı göster

get on that

On it. Kalıp ifadeler

1:21

Hallediyorum.

Kalıp ifadeler

On it.: bir görevi kabul eden hızlı yanıt

On it., I’m on it. ifadesine dayanan kısaltılmış bir konuşma yanıtıdır. “Görevi kabul ettim ve şimdi ilgilenmeye başlıyorum” anlamına gelir. Eksik bırakılan özne ve fiil bağlamdan anlaşılır. Buradaki on, fiziksel olarak bir şeyin üzerinde olmayı değil, görevle ilgilenmeyi anlatır.

Alıştırma

Yanıtı burada öğretilen iki sözcüklü tam kısa biçimle tamamlayın: “Could you check the front door?” “____.”

Cevabı göster

On it

This episode of Bluey is called

1:21

Bluey'nin bu bölümünün adı

Pavlova!

1:23

Pavlova!

Hello.

1:33

Merhaba.

Hello.

1:34

Merhaba.

Would you like to come to my café? Ton ve niyet

1:35

Kafeme gelmek ister misiniz?

Ton ve niyet

Nazik davet Would you like to come...?

Would you like to come to my café? dinleyicinin daveti kabul etmek isteyip istemediğini nazikçe sorar. Would you like to + fiilin yalın hâli yapısı, want ile kurulan doğrudan bir sorudan daha yumuşak ve naziktir. Burada come, davet edilen eylemi belirtir. Bir teklifte bulunurken veya birini bir şey yapmaya davet ederken Would you like to + eylem yapısını başka durumlara uygulayabilirsiniz.

Alıştırma

Bir kafe görevlisinin yapabileceği en nazik davet hangisidir?

  1. Sit with us now.
  2. Do you want to sit with us?
  3. Would you like to sit with us?
Cevabı göster

Would you like to sit with us?

Why, yes, I would. Ton ve niyet

1:37

Neden olmasın, isterim.

Ton ve niyet

Teatral kabul ifadesi Why, yes, I would.

Why, yes, I would. ifadesinin başındaki why, bir neden soran soru sözcüğü değil, eski moda bir ünlemdir. yes'ten önce gelerek şaşkın, memnun veya şakacı biçimde görkemli bir ton katar. I would, daha önceki Would you like to...? davetine verilen kısa bir yanıttır. Atlanan anlam o sorudan anlaşılır; böylece cümle, eylemin tamamını tekrarlamadan daveti kabul eder.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Why, yes, I would. cümlesinde why, karşıdaki kişiden bir neden açıklamasını ister.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Please look at our menu

1:40

Lütfen menümüze bakın

and let me know what you want. Kalıp ifadeler

1:41

ve ne istediğinizi bana söyleyin.

Kalıp ifadeler

let me know what you want: gömülü bir wh yan tümcesiyle seçimi bildirmesini istemek

Let me know what you want, “kararını verdiğinde ne istediğini bana söyle” anlamına gelir. Let me know, karşı taraftan size bilgi vermesini ister ve çoğu zaman önce bakması, düşünmesi veya karar vermesi için alan bırakır. What you want, know fiilinin içeriğini veren gömülü bir wh yan tümcesidir. Daha büyük cümlenin içinde olduğu için düz cümle dizilimini kullanır: what + özne + fiil. let me know sonrasında what you want denir; what do you want denmez.

Alıştırma

Hangi cümle let me know sonrasında gömülü bir wh yan tümcesini doğru kullanır?

  1. Let me know what you want.
  2. Let me know what want you.
  3. Let me know what do you want.
Cevabı göster

Let me know what you want.

Hmm.

1:43

Hmm.

Pavlova, please.

1:44

Pavlova, lütfen.

Certainly.

1:46

Memnuniyetle.

That will be ready in a jiffy. Deyimler

1:47

Göz açıp kapayıncaya kadar hazır olacak.

Deyimler

ready in a jiffy: çok yakında hazır olmak

In a jiffy, “çok yakında” veya “çok kısa bir bekleyişten sonra” anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Bu nedenle ready in a jiffy, bir şeyin yakında hazırlanmış olacağı anlamına gelir. Buradaki a jiffy kesin bir zaman birimi değildir. İfade, kesin bir süre vermek yerine karşı tarafı samimi biçimde rahatlatır.

Alıştırma

“Your order will be ready in a jiffy” ne anlama gelir?

  1. Siparişinizin hazır olması uzun sürecek.
  2. Siparişiniz belirtilen belirli bir saatte hazır olacak.
  3. Siparişiniz çok yakında hazır olacak.
Cevabı göster

Siparişiniz çok yakında hazır olacak.

Hey.

1:49

Hey.

Oh, uh excuse me. Ton ve niyet

1:50

Oh, uh affedersiniz.

Ton ve niyet

excuse me: Birinin dikkatini nazikçe çekmek

Bu cümlede excuse me, konuşmadan veya sohbete katılmadan önce birinin dikkatini nazikçe çekmenin bir yoludur. Bir an için sözünü kesmek üzere izin istemeye benzer. Burada bir hata yapıldığını kabul etmez. Birine yaklaşırken, sözünü keserken veya nazikçe hitap ederken Excuse me, + soru ya da rica kalıbı kullanılabilir.

Alıştırma

Bir soru sormadan önce mağaza çalışanının dikkatini nazikçe çekmek istiyorsunuz. En uygun cümle hangisidir?

  1. Excuse me, could you help me find this size?
  2. I'm sorry I broke the cup.
  3. Hey, come here.
Cevabı göster

Excuse me, could you help me find this size?

Bonjour.

1:51

Bonjour.

Uh?

1:52

Uh?

Bonjour.

1:53

Bonjour.

I think he wants to be the chef.

1:54

Sanırım şef olmak istiyor.

Uh, no, Dad.

1:57

Uh, hayır, Baba.

We don't need you as chef. Ton ve niyet

1:58

Şef olarak sana ihtiyacımız yok.

Ton ve niyet

need you as chef: as ile rol atamak

Burada need you as chef, kişinin şef rolünü üstlenmesine ihtiyaç duymak anlamına gelir. Cümlede don't bulunduğu için konuşan kişi, bu kişinin o rolde istenmediğini söylüyor. need + kişi + as + rol kalıbı, kişiyi gerçek veya atanmış bir görevle sunar. As, hangi rolde sorusuna cevap verir. Kişinin yalnızca şef gibi davrandığı veya şefe benzediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Grubunuz Maya'yı lider olarak seçti. Hangi cümle bu rolü açıkça ona atar?

  1. Our team leader needs Maya.
  2. Maya works like our team leader.
  3. We need Maya as our team leader.
Cevabı göster

We need Maya as our team leader.

You can go back outside

2:00

Dışarı geri dönebilir

and play the game with the little men.

2:01

ve küçük adamlarla oyunu oynayabilirsin.

Okay, fine.

2:08

Tamam, peki.

You can work here.

2:09

Burada çalışabilirsin.

Super.

2:10

Süper.

I need you to get one piece of pavlova. Ton ve niyet

2:11

Bana bir dilim pavlova getirmen lazım.

Ton ve niyet

I need you to get ... ile doğrudan görev verme

I need you to get one piece... ifadesinin kalıbı need + kişi + to-infinitive şeklindedir: you eylemden sorumlu kişiyi, to get ise yapılacak eylemi belirtir. Buradaki get, pavlovayı gidip almak ya da getirmek anlamındadır. Bir yönerge olarak I need you to..., eylemi gerekli ve karşı taraftan yapılması beklenen bir iş olarak sunar. Dil bilgisi açısından bir bildirme cümlesi olsa da konuşmadaki amacı yalnızca konuşanın duygusunu anlatmak değil, görev vermektir.

Alıştırma

Görevlendirmeyi tamamlamak için need + kişi + to-infinitive kalıbını kullanın: I ____ check the delivery before noon.

Cevabı göster

need you to

Pavlova?

2:14

Pavlova?

Yeah, pavlova from the fridge.

2:15

Evet, buzdolabındaki pavlova.

Pavlova?

2:19

Pavlova?

Heh, no.

2:20

Heh, hayır.

That's a magnet.

2:21

O bir magnet.

In the fridge.

2:22

Buzdolabının içinde.

See?

2:24

Gördün mü?

Ah ha ha.

2:25

Ah ha ha.

Pavlova.

2:26

Pavlova.

Yes, pavlova.

2:27

Evet, pavlova.

Give to customer.

2:29

Müşteriye ver.

Bonjour.

2:30

Bonjour.

Bonjour, bonjour.

2:32

Bonjour, bonjour.

Sorry about this customer. Ton ve niyet

2:35

Bu durum için özür dilerim, sayın müşterim.

Ton ve niyet

Sorry about this: şu anda yaşanan bir sorun için özür dilemek

Sorry about this, I'm sorry about this ifadesinin kısa biçimidir. About özür dilenen durumu tanıtır, this ise şu anda yaşanan sorun ya da aksaklığa işaret eder. Bu sahnede customer dinleyiciye hitap etmek için kullanılır; bu nedenle this customer grubunun bir parçası değildir. Konuşan kişi mevcut karışıklık için müşteriden özür dilemektedir.

Alıştırma

Sorry about this ifadesinde this en doğal biçimde neye işaret eder?

  1. Müşterinin pişmanlık duygusu
  2. Şu anda yaşanan sorun veya aksaklık
  3. Müşteriye ait belirli bir nesne
Cevabı göster

Şu anda yaşanan sorun veya aksaklık

Your pavlova will be right out. Kalıp ifadeler

2:37

Pavlovanız hemen geliyor.

Kalıp ifadeler

will be right out: sipariş birazdan gelecek

Restoran hizmetinde will be right out, bir yiyecek ya da siparişin neredeyse hazır olduğunu ve mutfaktan veya servis alanından çok kısa süre içinde müşteriye getirileceğini belirtir. Burada right aciliyet anlamını güçlendirir; out ise ürünün müşteriye çıkarılmasını anlatır. Cümle, pavlovanın dışarıda olduğunu ya da doğru yönde hareket ettiğini söylemez.

Alıştırma

Bir görevli, müşteriye çorbanın neredeyse hazır olduğunu söylüyor. Cümleyi dersteki restoran ifadesiyle tamamlayın: Your soup ____.

Cevabı göster

will be right out

Our new chef is just getting it.

2:39

Yeni şefimiz şimdi onu alıyor.

Bonjour, pavlova.

2:42

Bonjour, pavlova.

Hey, this isn't pavlova.

2:44

Hey, bu pavlova değil.

Yeah, this isn't pavlova.

2:46

Evet, bu pavlova değil.

Je suis le chien. Kültür

2:48

Je suis le chien.

Kültür

Je suis le chien: komik etki yaratan ilgisiz bir Fransızca cümle

Je suis le chien. Fransızcadır ve “Ben o köpeğim” anlamına gelir. İngilizce değildir ve sipariş vermek için yararlı bir bilgi sağlamaz. Bu sahnede konuşan kişi Fransız bir şef gibi davranırken restoran göreviyle uyuşmayan bir Fransızca cümle söyler. Rol ile ilgisiz içerik arasındaki uyumsuzluk komik etkiyi oluşturur.

Alıştırma

Bu sahnede Je suis le chien. cümlesinin temel etkisi nedir?

  1. Fransızca cümle restoran göreviyle ilgisiz olduğu için komik bir uyumsuzluk yaratır.
  2. Müşteriye pavlovanın hazır olduğunu söyler.
  3. Sipariş vermek için önemli bir talimat verir.
Cevabı göster

Fransızca cümle restoran göreviyle ilgisiz olduğu için komik bir uyumsuzluk yaratır.

These are edma-damee beans.

2:50

Bunlar edma-damee fasulyesi.

Ah, oui.

2:52

Ah, oui.

Edna-damee beans.

2:53

Edna-damee fasulyesi.

Où est la discothèque? Kültür

2:55

Où est la discothèque?

Kültür

Où est la discothèque? bağlama uymayan bir Fransızca soru olarak

Où est la discothèque? Fransızca “Diskotek nerede?” demektir. Bir yerin nerede olduğunu sorarken kullanılabilecek normal bir sorudur. Ancak burada karakterler restoranda sipariş verme oyunu oynuyor ve kimse gerçekten bir diskotek aramıyor. Baba siparişe cevap vermek yerine rastgele bir Fransızca soru söylüyor; tekrarlanan şaka, gerçekten diskotek aramalarından değil, sözün durumla ilgisiz olmasından doğuyor.

Alıştırma

Bu sahnede Où est la discothèque? cümlesinin temel işlevi nedir?

  1. Şakayı sürdürmek için durumla ilgisiz bir Fransızca soru kullanıyor.
  2. Müşteriye tatlıyı nereden sipariş edeceğini söylüyor.
  3. Bir diskoteğe nasıl gidileceğini ciddi biçimde soruyor.
Cevabı göster

Şakayı sürdürmek için durumla ilgisiz bir Fransızca soru kullanıyor.

I was pointing this.

2:57

Bunu işaret ediyordum.

See?

2:59

Gördün mü?

Pavlova.

2:59

Pavlova.

Ah, Carte Nord! pavlova?

3:01

Ah, Carte Nord! pavlova?

Yes.

3:03

Evet.

Beans.

3:04

Fasulye.

Yes, that's beans.

3:05

Evet, bunlar fasulye.

But we don't want beans. Anlatım akışı

3:07

Ama biz fasulye istemiyoruz.

We want pavlova, okay?

3:08

Biz pavlova istiyoruz, tamam mı?

Anlatım akışı

We don't want X. We want Y, okay?: bir seçeneği reddedip doğrusunu belirtmek

We don't want X. We want Y. kalıbı düzeltmeyi iki adımda düzenler: olumsuz cümle yanlış seçeneği reddeder, olumlu cümle de onun yerine hemen istenen seçeneği koyar. want sözcüğünün tekrarlanması karşıtlığı açık ve gözden kaçması zor hâle getirir. Sondaki okay? karşı tarafın anladığını onaylamasını ister, ancak burada baskı da ekler: konuşan kişi karşısındakinin anlamasını ve aynı hatayı tekrar yapmamasını istiyordur.

Alıştırma

Hangi yanıt önce yanlış nesneyi reddedip ardından istenen nesneyi açıkça belirtir?

  1. We want markers and crayons.
  2. Do we want markers or crayons?
  3. We don't want markers. We want crayons.
Cevabı göster

We don't want markers. We want crayons.

C'est bon.

3:10

C'est bon.

So sorry, customer.

3:15

Çok özür dileriz, müşteri.

He's new.

3:16

Kendisi yeni de.

That's okay.

3:17

Önemli değil.

C'est combien pavlova?

3:19

C'est combien pavlova?

Where's the pavlova?

3:22

Pavlova nerede?

Ecoutez!

3:23

Ecoutez!

Pavlova.

3:25

Pavlova.

That's a crumb.

3:26

O bir kırıntı.

It's too small. Dilbilgisi

3:29

Çok küçük.

Dilbilgisi

too small: kabul edilebilirden daha küçük

Bu cümlede too small, kabul edilebilir ya da işe yarar olandan daha küçük demektir. Boyut kabul edilebilir sınırın dışında kaldığı için sorun yaratır. too + adjective yapısı aşırı bir dereceyi belirtir: too hot, too loud ve too slow yalnızca yüksek bir dereceyi değil, durumun izin verdiğinden fazlasını anlatır.

Alıştırma

Hangi ifade özellikle kabul edilebilir ya da gerekli olandan daha küçük anlamına gelir?

  1. very small
  2. small enough
  3. too small
Cevabı göster

too small

Où est mon passeport?

3:30

Où est mon passeport?

Go back and get a piece that's this big. Dilbilgisi

3:31

Geri dön ve bu büyüklükte bir parça getir.

Dilbilgisi

piece that's this big: bir referansla gösterilen boyut

a piece that's this big ifadesinde that's this big, piece sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Konuşanın gösterdiği boyuta göre hangi parçanın istendiğini belirtir. Burada this, bu dereceye kadar anlamındadır; dolayısıyla this big, el hareketinin ya da görünen örneğin gösterdiği kadar büyük demektir. Sabit bir ölçü belirtmez; kesin boyut ortak görsel bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

I need a box that's this big cümlesinde, dinleyene istenen boyutu genellikle ne gösterir?

  1. Görülebilen bir el hareketi veya ortak görsel referans
  2. Tek başına box sözcüğü
  3. Sözlüğün this big için belirlediği sabit bir ölçü
Cevabı göster

Görülebilen bir el hareketi veya ortak görsel referans

See?

3:34

Gördün mü?

This big.

3:35

Bu büyüklükte.

Oh, bonjour.

3:37

Oh, bonjour.

Please bear with me. Ton ve niyet

3:39

Lütfen kusuruna bakmayın.

Ton ve niyet

Please bear with me: sabırla beklemeyi nazikçe rica etme

Please bear with me, “Ben bununla ilgilenirken lütfen sabırlı olun” anlamına gelen nazik bir ricadır. Genellikle karşı taraftan kısa bir süre beklemesini veya geçici bir sorunu anlayışla karşılamasını istemek için kullanılır. Bear with me kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki bear, “tahammül etmek veya birine karşı sabırlı olmak” anlamındadır; hayvan olan ayıyı ya da birini fiziksel olarak taşımayı ifade etmez.

Alıştırma

“Lütfen sabırla bekleyin” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle nazik ricayı tamamlayın: ____ while I check your reservation.

Cevabı göster

Please bear with me

That's okay.

3:41

Sorun değil.

Bonjour, pavlova.

3:42

Bonjour, pavlova.

Où est la discothèque?

3:45

Où est la discothèque?

Yes.

3:46

Evet.

Thank you.

3:47

Teşekkür ederim.

It's a good size. Kalıp ifadeler

3:48

Boyutu gayet iyi.

Kalıp ifadeler

a good size: ihtiyaca uygun boyut

It's a good size cümlesindeki a good size, boyutun mevcut ihtiyaca uygun olduğu anlamına gelir. Bir nesneyi, odayı, porsiyonu veya grubu tanımlayabilir; mutlaka büyük olduğu anlamına gelmez. Size burada tekil ve sayılabilen bir isimdir, bu nedenle a good size kalıbı kullanılır. Good, ahlaki iyiliği değil, boyutun amaca ne kadar uygun olduğunu değerlendirir.

Alıştırma

It's a good size en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Çok büyüktür.
  2. Boyutu mevcut ihtiyaca uygundur.
  3. Ahlaki açıdan iyidir.
Cevabı göster

Boyutu mevcut ihtiyaca uygundur.

Bonjour.

3:50

Bonjour.

Thank you.

3:51

Teşekkürler.

What are you doing? Ton ve niyet

3:56

Ne yapıyorsun sen?

Ton ve niyet

What are you doing? ile şaşkınlık ve durma talebi

Bu sahnede What are you doing? tarafsız bir bilgi isteme sorusu değildir. Yapılan hareket zaten görülmektedir ve açıkça uygunsuz görünür; bu yüzden soru şaşkınlık ifade eder, kişiye hesap sorar ve durmasını ister. Aynı şimdiki zaman sorusu gerçek anlamda bir soru da eleştiri de olabilir. Bağlam ve söyleyiş biçimi, sorunun “Ne yaptığını söyle” mi yoksa daha güçlü biçimde “Bunu neden yapıyorsun? Dur” mu ifade ettiğini belirler.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: Birisi dizüstü bilgisayarın üzerine su dökmek üzereyken acil bir tonla söylenen What are you doing?, yalnızca bilgi istemek yerine durması için bir uyarı işlevi görebilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Je veux la fenetre!

3:57

Je veux la fenetre!

You don't put tomato sauce on pavlova. Kalıp ifadeler

3:59

Pavlovanın üzerine ketçap sıkamazsın.

Kalıp ifadeler

put tomato sauce on pavlova: put X on Y kalıbı

put tomato sauce on pavlova, put X on Y kalıbını izler. X eklenen veya yerleştirilen şeydir; Y ise onu alan yiyecek ya da yüzeydir. Burada on, yüzeyin üzerine doğru hareketi veya yerleştirmeyi belirtir. Yalnızca sosun zaten nerede bulunduğunu anlatmaz, eylem kalıbının bir parçasıdır. Aynı kalıp üst malzemelerinde ve başka yüzeylere konan nesnelerde de kullanılır.

Alıştırma

put X on Y kalıbını tamamlayın: Please put the sliced strawberries ____ the cake.

Cevabı göster

on

Je veux la fenetra.

4:02

Je veux la fenetra.

That's it. Ton ve niyet

4:04

Yeter.

Ton ve niyet

That's it. ile “Yeter, artık olmaz” demek

Burada That's it., “Yeter, sabrım tükendi” anlamına gelir. Konuşan kişi davranışı daha fazla kabul etmeyeceğini ve harekete geçeceğini belirtir. Aynı sözler doğru şeyi göstermek veya başka bir şey kalmadığını söylemek gibi tarafsız anlamlarda da kullanılabilir. Burada kararlı ton ve giderek gerilen durum, ifadeye sınır koyma anlamı verir.

Alıştırma

Konuşan kişi sabrını kaybetmiş ve birinin davranışını durdurmak üzereyse That's it. büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Yeter. Bu şimdi bitiyor.
  2. Listede başka hiçbir şey yok.
  3. Doğru nesne bu.
Cevabı göster

Yeter. Bu şimdi bitiyor.

You're out of here. Deyimler

4:06

Buradan kovuldun.

Deyimler

out of here: ayrılmaya zorlanmak

You're out of here cümlesinde out of here yalnızca birinin konumunu anlatmaz. Kalıbın tamamı, dinleyenin ayrılması gerektiğini veya konuşan kişinin onu uzaklaştırdığını belirtir. Uzaklaştırma bir yerden, maçtan, takımdan, rolden veya etkinlikten olabilir. Bu, kişinin zaten dışarıda olduğunu tarafsızca bildirmek değil, bir karar veya kovma ifadesidir.

Alıştırma

Hakemin sert uzaklaştırma sözünü dersteki ifadeyle tamamlayın: You ignored the final warning. You're ____.

Cevabı göster

out of here

Oh, bonjour.

4:07

Oh, bonjour.

Out.

4:08

Dışarı.

Oh, bonjour.

4:09

Oh, bonjour.

Un champ pour deux poissons!

4:10

Un champ pour deux poissons!

I know exactly what he was trying to do. Dilbilgisi

4:12

Ne yapmaya çalıştığını çok iyi biliyorum.

Dilbilgisi

what he was trying to do: gömülü wh yan cümleciğinde sözcük dizilişi

Bu cümlede what he was trying to do, know fiilinin nesnesi olan bir wh yan cümleciğidir; konuşanın bildiği içeriği belirtir. Bu yan cümlecik doğrudan soru olarak sorulmayıp bir bildirme cümlesinin içine yerleştirildiği için düz cümle dizilişini kullanır: what + he + was trying to do. Doğrudan soru olan What was he trying to do? cümlesindeki gibi özne ile was’ın yerini değiştirmeyin.

Alıştırma

Hangi cümlede gömülü wh yan cümleciğinin sözcük dizilişi doğrudur?

  1. Can you tell me is where the library?
  2. Can you tell me where the library is?
  3. Can you tell me where is the library?
Cevabı göster

Can you tell me where the library is?

He was trying to stop you from eating pavlova. Dilbilgisi

4:15

Pavlova yemeni engellemeye çalışıyordu.

Dilbilgisi

was trying to stop you from eating: stop someone from doing kalıbı

Was trying to, onun o sırada çaba gösterdiğini anlatır; başarılı olup olmadığını belirtmez. Yapmaya çalıştığı eylem stop you from eating ifadesidir. Yeniden kullanılabilen kalıp stop + someone + from + -ing şeklindedir ve birinin bir eylemi yapmasını engellemek anlamına gelir. Burada you engellenen kişiyi, eating ise engellenen eylemi gösterir. from bir edat olduğu için ardından fiilin yalın biçimi eat değil, -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Engelin genel işlevini anlatmak için stop / children / touch ipucunu kullanarak cümleyi tamamlayın: The glass barrier ____ the painting.

Cevabı göster

stops children from touching

I like his funny talk. Kelime

4:19

Bu komik konuşma tarzını sevdim.

Kelime

funny talk: alışılmadık ve eğlenceli konuşma

Burada funny talk, kulağa alışılmadık ve eğlenceli gelen bir konuşma biçimi demektir. Bu şakacı bağlamda funny iki düşünceyi de taşır: konuşma tuhaftır ve bu tuhaflık eğlencelidir. Talk, onun söylediği şeyleri veya konuşma tarzını belirtir. Burada resmî bir görüşme ya da toplantı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede funny talk ne anlama geliyor?

  1. Onun alışılmadık ve eğlenceli konuşma tarzı.
  2. Ciddi ve resmî bir görüşme.
  3. Komedi hakkında bir konuşma.
Cevabı göster

Onun alışılmadık ve eğlenceli konuşma tarzı.

Well, he can funny-talk somewhere else. Kelime

4:20

Pekâlâ, gidip başka yerde komik komik konuşabilir.

Kelime

can funny-talk: şakacı ve geçici bir fiil

Funny-talk, önceki isim öbeği funny talk kullanılarak o anda oluşturulmuş, şakacı ve geçici bir fiildir. O alışılmadık ve eğlenceli biçimde konuşmak anlamına gelir. İngilizcede can kiplik fiilinden sonra fiilin yalın hâli kullanılır. Bu nedenle can funny-talk yapısında funny-talk fiil konumundadır. Bağlam, uydurulan fiilin anlaşılmasını sağlar; bu, sözlükte yer alan standart bir fiil değildir.

Alıştırma

Bu cümlede can sözcüğünden sonra gelen funny-talk ne görev yapıyor?

  1. Şakacı bir yalın fiil olarak görev yapıyor.
  2. Resmî bir görüşmenin adını veriyor.
  3. Somewhere sözcüğünü niteliyor.
Cevabı göster

Şakacı bir yalın fiil olarak görev yapıyor.

I've got a café to run. Dilbilgisi

4:23

Benim işletmem gereken bir kafe var.

Dilbilgisi

I've got a café to run: işletilecek bir kafesi olmak

Bu cümlede I've got, “sahibim, var” anlamına gelir; a café to run ise konuşanın işletmekle sorumlu olduğu bir kafeyi anlatır. Buradaki run, “koşmak” değil, “bir işletmeyi yönetmek veya işletmek” demektir. have got + isim + to-infinitive yapısı, ismi bir görev veya sorumluluk olarak sunar: I've got + a café + to run. Mastar isimden sonra gelir ve o isimle ilgili ne yapılması gerektiğini açıklar.

Alıştırma

Sorumluluk yapısını run kullanarak tamamlayın: I've got a café ____.

Cevabı göster

to run

Now, let me sort out that pavlova. Öbek fiiller

4:25

Şimdi, şu pavlovayı halledeyim.

Öbek fiiller

sort out: ele almak veya çözmek

Burada sort out, bir konuyu üstlenip onu tatmin edici şekilde çözmek veya düzene koymak anlamına gelir. Konuşan kişi pavlovayla ilgili meseleyi üstleniyor; tatlıyı gerçekten kategorilere ayırmıyor. Sort out ayrılabilen bir deyimsel fiildir. Nesne bir isimse sort out the booking veya sort the booking out denebilir. Nesne bir zamirse sort it out denir; sort out it denmez.

Alıştırma

'We need to sort out the booking today,' cümlesinde sort out ne anlama gelir?

  1. Rezervasyonu ele almak veya ayarlamak
  2. Rezervasyonu kategorilere ayırmak
  3. Rezervasyonu iptal etmek
Cevabı göster

Rezervasyonu ele almak veya ayarlamak

Bonjour.

4:29

Bonjour.

Bluey.

4:31

Bluey.

Yeah?

4:32

Efendim?

Où est la discothèque?

4:35

Où est la discothèque?

Hey, you can't open a café right next to mine. Kalıp ifadeler

4:37

Hey, kafemin tam yanına kafe açamazsın.

Kalıp ifadeler

right next to mine: benimkinin hemen yanında

Bu cümlede right next to mine, “kafemin hemen yanında” demektir. Burada right, next to ifadesini güçlendirir; “sağ tarafında” anlamına gelmez. Mine, my café yerine geçen bir iyelik zamiridir. right next to + iyelik zamiri kalıbı, ismi tekrarlamadan iki şeyin konumunu karşılaştırmayı sağlar.

Alıştırma

“Masamın hemen yanında” anlamına gelen tam ifadeyle cümleyi tamamlayın; vurgu için right, desk sözcüğünü tekrarlamamak için mine kullanın: Your desk is ____.

Cevabı göster

right next to mine

A-bonjour!

4:40

A-bonjour!

Where are you going?

4:43

Nereye gidiyorsun?

I just want to see the menu.

4:44

Sadece menüye bakmak istiyorum.

Well, don't be long. Kalıp ifadeler

4:46

Eh, çok uzun sürmesin.

Kalıp ifadeler

Don't be long: fazla oyalanma

Don't be long, birine fazla zaman harcamamasını söylemenin doğal ve konuşma diline özgü bir yoludur. Genellikle kişinin kısa sürede dönmesini beklediğiniz için kullanılır. Burada long, fiziksel uzunluğu değil, süreyi anlatır. Bir emir cümlesi olduğu için hatırlatma ya da hafif bir emir gibi duyulabilir; ne kadar sert algılandığı ses tonuna ve kişiler arasındaki ilişkiye bağlıdır.

Alıştırma

Erkek kardeşiniz akşam yemeğinden hemen önce kısa süreliğine dışarı çıkıyor. Bu derste öğrendiğiniz “fazla zaman harcama” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: ____.

Cevabı göster

Don't be long

Your pavlova is coming.

4:47

Pavlovan geliyor.

Au revoir.

4:49

Au revoir.

Can I see a menu, please? Ton ve niyet

4:50

Lütfen bir menü görebilir miyim?

Ton ve niyet

Can I see a menu, please? ile nazik bir istekte bulunmak

Can I see a menu, please?, bir restoran veya kafede görevlinin size menüyü getirmesini ya da göstermesini istemenin doğal bir yoludur. Burada see, görme yetisini değil, “bir şeyin gösterilmesi ve ona bakılması” anlamını taşır. İstek Can I + fiilin yalın hâli + nesne yapısını izler. Please isteği daha nazik yapar. Bir şeyi görmek istediğinizde Can I see + nesne + please kalıbını yeniden kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Restorandaki isteği “bakmak üzere bir şeyin verilmesi” anlamındaki hedef fiille tamamlayın: Can I ____ a menu, please?

Cevabı göster

see

Mercredi.

4:52

Mercredi.

What's it got on it? Kelime

4:55

İçinde neler var?

Kelime

What's it got on it? ile yüzeydeki malzemeleri sormak

Burada What's, What has ifadesinin kısaltmasıdır: What has it got on it?. Have got yapısı “sahip olmak, üzerinde bulunmak” anlamına gelir; bu nedenle got burada bir şeyi teslim alma veya elde etme anlamı taşımaz. On it, soruyu nesnenin yüzeyinde bulunan şeylerle sınırlar. Yiyecek söz konusu olduğunda bu genellikle üst malzeme, sos veya süs anlamına gelir. İki it de daha önce sözü edilen aynı nesneyi temsil eder.

Alıştırma

Soruyu yüzeydeki malzemeleri belirten hedef ifadeyle tamamlayın: What's the pizza got ____?

Cevabı göster

on it

It's only got endabolly beans.

4:57

İçinde sadece endabolly fasulyesi var.

Ha.

4:59

Ha.

Well, she doesn't want them.

5:00

Eee, o bunlardan istemiyor ki.

She wants pavlova.

5:02

O pavlova istiyor.

Oh-ho! No-ho-ho!

5:03

Oh-ho! No-ho-ho!

Ha ha.

5:04

Ha ha.

Hmm.

5:05

Hmm.

Ha ha.

5:05

Ha ha.

Oh, oui.

5:06

Oh, oui.

Ah, I think he's saying he puts some lovely things on them Ton ve niyet

5:07

Ah, sanırım tatları güzel olsun diye

to make them taste nice. Dilbilgisi

5:11

üzerlerine harika şeyler koyduğunu söylüyor.

Ton ve niyet

Temkinli bir yorum için I think he's saying ...

I think he's saying ... konuşanın başka bir kişinin sözlerini veya hareketlerini nasıl yorumladığını belirtir. I think bu yorumun tamamen kesin olmayabileceğini gösterir; he's saying ise konuşanın karşı tarafça iletildiğini düşündüğü anlamı başlatır. Birinin ne demek istediğini açıklarken yorumunu kesin bir gerçek gibi sunmak istemiyorsan I think + özne + be saying + yan cümle kalıbını kullan.

Alıştırma

Bir adamın ne demek istediğinden tam olarak emin değilsin. Hangi cümle yorumunu temkinli biçimde aktarır?

  1. He's definitely saying we need to wait outside.
  2. I think he said us to wait outside.
  3. I think he's saying we need to wait outside.
Cevabı göster

I think he's saying we need to wait outside.

Dilbilgisi

to make them taste nice: make + nesne + fiil ile amaç

To make them taste nice amaç bildiren bir mastar öbeğidir: güzel malzemeler, yiyeceğin tadı güzel olsun diye eklenir. Burada make, yaratmak değil bir şeye belirli bir durum kazandırmak anlamındadır. Kalıp make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: make + them + taste. Nice, bağlayıcı fiil taste'den sonra gelen ve tadı anlatan bir sıfattır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan amaç yapısıyla tamamla. Şu ipucu sözcüklerini kullan: make / it / taste / better. Add a little salt ____.

Cevabı göster

to make it taste better

A-bonjour!

5:12

A-bonjour!

Um, it's just that Ton ve niyet

5:13

Umm, sadece

I really think I want pavlova.

5:16

galiba ben gerçekten pavlova istiyorum.

Ton ve niyet

it's just that I ...: bir açıklamayı yumuşatmak

“It's just that ...”, doğrudan söylemesi zor olabilecek bir nedeni, kaygıyı, tercihi veya karşıt görüşü yumuşak bir biçimde dile getirir. Bu cümlede “it's just that I”, konuşanın gerçek tercihini aniden söylemek yerine dinleyiciyi buna hazırlar. Buradaki “just”, konuşma tonunu yumuşatan bir sözcüktür. Nedenin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Ardından genellikle “It's just that I need more time.” örneğindeki gibi tam bir yan cümle gelir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki yumuşatıcı girişle tamamlayın: ____ need a little more time.

Cevabı göster

It's just that I

Ah, très bon.

5:18

Ah, très bon.

Well, you can make me some endamommy beans

5:21

Peki, eğer istersen

if you want. Ton ve niyet

5:25

bana biraz endamommy fasulyesi yapabilirsin.

Ton ve niyet

Cümle sonunda if you want: seçimi dinleyiciye bırakmak

Bir önerinin, teklifin veya iznin sonunda kullanılan “if you want”, “bunu yapmak istiyorsan” anlamına gelir. “Want” sözcüğünden sonraki eylem, cümlenin önceki bölümünden anlaşılır. Burada ifade, karşı tarafa seçme alanı tanır ve baskıyı azaltır. Dilbilgisi açısından bir koşuldur; ancak konuşmadaki temel görevi katı bir şart koymak değil, eylemin isteğe bağlı olduğunu göstermektir.

Alıştırma

Kararı dinleyiciye bırakan, derste öğrendiğiniz ifadeyi ekleyin: You can borrow my umbrella ____.

Cevabı göster

if you want

Très Milan!

5:26

Très Milan!

But, I get to choose Ton ve niyet

5:27

Ama bunları mı yoksa pavlova mı

if I want to eat them or the pavlova.

5:29

yiyeceğimi ben seçerim.

Ton ve niyet

I get to choose: seçim bana ait

I get to choose, “seçim bana ait” veya “karar vermeme izin var” demektir. Burada get to + fiilin yalın hâli, seçmeyi bir fırsat, izin veya sıra olarak gösterir; bir yere gitme anlamı taşımaz. Konuşan kişi, yiyip yemeyeceğini ve ne yiyeceğini kendisi kontrol edebildiği sürece durumu kabul eder. Bu yapı, birine karar verme fırsatı veya hakkı verildiğinde kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, karar verme sırasının veya hakkının konuşan kişide olduğunu anlatan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Today, I ____ the game.

Cevabı göster

get to choose

Hmm.

5:32

Hmm.

It's just I don't like it Dilbilgisi

5:33

Sadece bana zorla bir şeyler

when you make me eat something. Dilbilgisi

5:35

yedirmenizden hoşlanmıyorum.

Dilbilgisi

I don't like it when + yan cümle

I don't like it when + yan cümle, bir durumun veya davranışın sizi rahatsız ettiğini anlatır. It, like fiilinden sonra yer tutucu nesne görevi görür; when ile başlayan yan cümle ise hoşlanmadığınız durumu belirtir. Örnekte hoşlanılmayan şey, yemek veya karşıdaki kişinin kendisi değil, zorla yemek yedirilmesidir. when sözcüğünden sonra I don't like it when people interrupt me. örneğindeki gibi tam bir yan cümle kullanın.

Alıştırma

Cümleyi tam I don't like it when kalıbıyla tamamlayın: ____ people borrow my headphones without asking.

Cevabı göster

I don't like it when

Dilbilgisi

you make me: ettirgen make + kişi + fiilin yalın hâli

you make me eat ifadesinde make ettirgen anlamdadır: ‘yememi sağlamak’ veya ‘beni yemeye zorlamak’ demektir; burada ‘yapmak, üretmek’ anlamında değildir. You eyleme neden olan kişiyi, me ise eylemi yapmak zorunda kalan kişiyi gösterir. Kalıp make + kişi + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada eat yalın hâlde kalır ve önüne to gelmez. Konuşan kişi I don't like it dediği için make bu cümlede istenmeyen bir zorlamayı anlatır.

Alıştırma

‘Beni güldürdü’ anlamını vermek için cümleyi make + person + base verb yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: That joke ____.

Cevabı göster

made me laugh

Mon petit choux à la crème. Kültür

5:38

Mon petit choux à la crème.

Kültür

Mon petit choux à la crème: eğlenceli, Fransızca tarzı sevecen bir hitap

Mon petit choux à la crème burada kremalı bir hamur işi imgesi üzerine kurulmuş, Fransızca tarzı sevecen bir hitaptır. Bu İngilizce konuşmada önemli olan işlevdir: konuşan kişi sevecen görünmek ve Fransız kafe çalışanı ya da aşçı rolü oynamak için Fransızcaya geçer. Yiyecek imgesi hitabı hem sevecen hem de komik kılar. Bunu kopyalanacak bir İngilizce ifade veya dil bilgisi kalıbı olarak değil, rol yapma ve mizah işareti olarak anlayın.

Alıştırma

Konuşan kişi İngilizce diyalogda neden Mon petit choux à la crème ifadesini kullanıyor?

  1. İngilizce resmî bir talimat vermek
  2. Eğlenceli bir Fransız kafe çalışanı veya aşçı karakteri oluşturmak
  3. Sıradan bir İngilizce dil bilgisi kalıbını adlandırmak
Cevabı göster

Eğlenceli bir Fransız kafe çalışanı veya aşçı karakteri oluşturmak

It's a café competition.

5:40

Bu bir kafe rekabeti.

I'm going to get the sprinkles.

5:42

Ben gidip şekerlemeleri getireyim.

Hey.

5:47

Hey.

Oh, bonjour. Ton ve niyet

5:48

Oh, bonjour.

Can I help?

5:49

Yardım edebilir miyim?

Ton ve niyet

Etkin bir yardım teklifi olarak Can I help?

Vurgulanan bölümün sonundaki Can, Can I help? sorusunu başlatır. Bu, yardım teklif etmenin kısa bir yoludur. Konuşan kişi yalnızca bir sorun olup olmadığını sormaz; işe katılıp yardım etmeyi teklif eder. Yapılacak iş durumdan anlaşıldığı için help fiilinden sonra nesne gerekmez. Can I help you? ve Can I help with that? daha ayrıntılı biçimlerdir; Can I help? de tek başına eksiksiz ve doğaldır.

Alıştırma

Birkaç kutu taşıyan bir iş arkadaşınızı görüyorsunuz. can ve help kullanarak üç kelimelik teklifi tamamlayın: “____?”

Cevabı göster

Can I help

Je suis désolé.

5:50

Je suis désolé.

Saint-Tropez!

5:55

Saint-Tropez!

Ready.

6:01

Hazır.

Bonjour.

6:03

Bonjour.

Okay, I've decided.

6:15

Tamam, kararımı verdim.

Pavlova.

6:18

Pavlova.

Sa croissant, s'il vous plaît. Kültür

6:19

Sa croissant, s'il vous plaît.

Kültür

Fransızca kibarlık işareti olarak s'il vous plaît

s'il vous plaît Fransızcada “lütfen” anlamına gelir. Çevresindeki konuşmalar çoğunlukla İngilizce olsa bile İngilizce konuşan izleyiciler bu ifadeyi sıklıkla tanır. Burada yalnızca isteği kibar hâle getirmez; kafe çalışanı veya şef rolü yapan kişinin bilerek Fransız gibi duyulmasına da yardımcı olur. Bunu İngilizcedeki please sözcüğünün sıradan bir karşılığı olarak değil, karakterin tarzını gösteren bir ipucu olarak anlayın.

Alıştırma

Çoğunlukla İngilizce olan bu sahnede s'il vous plaît ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. İngilizcede özür dilemenin sıradan yoludur.
  2. “Lütfen” anlamına gelir ve bilerek Fransız tarzı katar.
  3. Sipariş edilen hamur işinin adını belirtir.
Cevabı göster

“Lütfen” anlamına gelir ve bilerek Fransız tarzı katar.

So, I can eat this? Ton ve niyet

6:22

Yani, bunu yiyebilir miyim?

Ton ve niyet

So, I can eat this? ile çıkarılan bir izni doğrulama

Bu soruda So, az önce yaşananlardan çıkarılan bir sonucu dile getirir: “Buna göre bunu yiyebileceğimi anlıyorum; doğru mu?” Konuşan kişi yalnızca bir sonuç bildirmiyor, izin verilip verilmediğini kontrol ediyor. I can eat this bölümü düz cümle söz dizimini korur. Günlük konuşmada bu söz dizimi, soru tonlamasıyla birleşince geçici bir sonucu doğrulama sorusuna dönüştürebilir. Tarafsız ve doğrudan soru So, can I eat this? olurdu.

Alıştırma

Ev sahibi boş bir sandalyeyi gösterip oranın boş olduğunu söylüyor. Oraya oturma izniniz olduğu sonucunu doğal biçimde hangi cümleyle doğrularsınız?

  1. I can sit here.
  2. So, I can sit here?
  3. Can I sit somewhere?
Cevabı göster

So, I can sit here?

Bonjour.

6:25

Bonjour.

Tu es une morve.

6:29

Tu es une morve.

Thank you.

6:30

Teşekkürler.

You know, he just called you a booger. Dilbilgisi

6:31

Biliyorsun, az önce sana sümük dedi.

Dilbilgisi

called you a booger içindeki call + kişi + adlandırma yapısı

Called you a booger, call + kişi + ad veya etiket yapısını kullanır. Bu, onun sizi tanımlamak için booger sözcüğünü kullandığı anlamına gelir. Buradaki called, “telefon etti” değil, “adlandırdı veya tanımladı” demektir. Sondaki isim bir ad, takma ad, iltifat veya hakaret olabilir. Bu cümlede booger, günlük dilde kullanılan, çocukça ve biraz kaba bir hakarettir.

Alıştırma

“Maya called Leo a hero” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Maya, Leo'dan bir kahramanı telefonla aramasını istedi.
  2. Maya, Leo'yu bir kahraman olarak tanımladı.
  3. Maya, Leo için bir kahramanı telefonla aradı.
Cevabı göster

Maya, Leo'yu bir kahraman olarak tanımladı.

What?

6:33

Ne?

How dare you? Ton ve niyet

6:34

Bu ne cüret?

Ton ve niyet

How dare you?: öfkeli ve sert bir çıkış

How dare you?, konuşan kişinin karşı tarafın davranışını sarsıcı, saygısız veya kabul edilemez bulduğunda kullandığı kalıplaşmış ve sert bir çıkıştır. Burada “Bunu yapmaya hakkın yoktu!” anlamına gelir; kişinin cesareti nasıl bulduğunu sormaz. Söz konusu davranış zaten biliniyorsa cümle tek başına kullanılabilir. Davranışı belirtmek için How dare you + fiilin yalın hâli yapısını kullanın: How dare you call me that?

Alıştırma

“Bunu yapmaya hakkın yoktu” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle öfkeli ve sert çıkışı tamamlayın: ____ read my private messages?

Cevabı göster

How dare you

Dad said I could. Dilbilgisi

6:38

Baba yiyebileceğimi söyledi.

Dilbilgisi

said I could: eylemi düşürerek izni aktarma

Dad said I could cümlesinde said, babanın verdiği izni aktaran yapıyı kurar. Daha önce söylenen sözün You can do that gibi olduğu anlaşılır; bu nedenle could burada geçmişteki bir yeteneği değil, “izin verilmiş olmayı” anlatır. could sonrasındaki fiil öbeği, eylem bağlamdan zaten belli olduğu için düşürülür. Kip yardımcı fiili, bağlamdan anlaşılan fiil öbeğini tek başına taşıyabilir: Can I borrow this? — Mum said I could.

Alıştırma

Bir arkadaşınız Are you allowed to stay up late? diye soruyor. İzni aktaracak şekilde cevabı tamamlayın. stay up late ifadesini tekrarlamayın: Mum ____.

Cevabı göster

said I could

I know.

6:40

Biliyorum.

I guess I have to trust he knows what he's doing. Notlar

6:41

Sanırım ne yaptığını bildiğine güvenmek zorundayım.

Ton ve niyet

I guess: belirsizlikle bir yargıyı yumuşatmak

Buradaki I guess, “bilinmeyen bir cevabı tahmin etmeye çalışıyorum” değil, “sanırım” ya da “galiba” anlamına gelir. Konuşanın tamamen emin olmadığını gösterir. Cümlenin başında, ardından gelen yargıyı yumuşatır ve isteksiz bir kabulleniş de hissettirebilir: konuşan hâlâ kuşkuludur ama ona güvenmenin eldeki seçenek olduğunu kabul eder. I guess + yan cümle yapısı, çekince içeren bir görüş belirtir.

Alıştırma

“I guess we should leave now,” cümlesinde I guess ne anlatır?

  1. Konuşan bazı çekinceler taşıyan geçici bir görüş belirtir.
  2. Konuşan bir bilmeceyi çözmeye çalışır.
  3. Konuşan tamamen emindir.
Cevabı göster

Konuşan bazı çekinceler taşıyan geçici bir görüş belirtir.

Deyimler

he knows what he's doing: birinin yetkinliğine güvenmek

Bu cümlede he knows what he's doing, onun yetkin olduğu ve durumu yönetmek için yeterli beceriye ya da muhakemeye sahip olduğu anlamına gelir. Asıl anlam, o anda yaptığı hareketlerin farkında olması değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp someone knows what they are doing şeklindedir. Bu kalıp, kişinin bir planı olduğuna, işi anladığına ve ne yaptığını bilmeden hareket etmediğine duyulan güveni ifade eder.

Alıştırma

Lena'nın görevi yapabilecek yetkinlikte olduğunu belirterek bir arkadaşınızı en doğal şekilde hangi cümle rahatlatır?

  1. Don't worry. Lena knows what the task is.
  2. Don't worry. Lena knows that the task is difficult.
  3. Don't worry. Lena knows what she's doing.
Cevabı göster

Don't worry. Lena knows what she's doing.

Oh, je suis un chien.

6:43

Oh, je suis un chien.

How dare you call me a booger.

6:45

Bana sümük demeye nasıl cüret edersin.

Yum.

6:47

Yum.

Hey, Mum,

6:48

Hey, Anne,

Look at this.

6:49

Şuna bak.

Whoa!

6:50

Whoa!

Good shot.

6:52

İyi atış.

Come on. Ton ve niyet

6:53

Hadi gel.

Let's find your dad.

6:54

Babanı bulalım.

Ton ve niyet

Birini harekete geçmeye yönlendiren Come on.

Bu cümlede Come on., dinleyiciyi hareket etmeye veya konuşan kişiyle birlikte bir şey yapmaya yönlendirir. "Hadi gidelim" ya da "benimle gel" anlamına gelir; inanmama veya karşı çıkma bildirmez. Ardından gelen Let's find your dad. cümlesi birlikte yapılacak eylemi açıklar. Sonrasında bir eylem önerisi gelmesi, come on ifadesinin konuşmayı eyleme geçirdiğini gösteren bir ipucudur.

Alıştırma

"Come on. Let's find your dad." cümlesinde Come on. ne işe yarar?

  1. Dinleyiciyi ortak bir eyleme başlamaya yönlendirir.
  2. Konuşan kişinin bir iddiaya inanmadığını gösterir.
  3. Yeni bir planı resmî biçimde tanıtır.
Cevabı göster

Dinleyiciyi ortak bir eyleme başlamaya yönlendirir.

It's his turn.

6:55

Sıra onda.

Okay, Mama.

6:56

Tamam, Anne.

Hmm.

7:03

Hmm.