Apple AirPods Pro'nuzu Hiç Çıkarmazsanız Ne Olur?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
983 kelime 192 kel/dk

Video özeti: Bu mizahi deney, AirPods hiç çıkarılmazsa uzun kullanımın işitme, nem, bakteri ve enfeksiyonla nasıl bağlantılı olacağını ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “what would happen if” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: would ile bir if yan cümlesi kullanarak gerçek dışı durum kurmayı ve geçmişi anlatmak yerine sonucunu sormayı öğrenin. 2. “big name much,” — Konuşma edimbilimi ve tutum: aşırı uzun kurum adıyla alay eden iğneleyici X much? kalıbını tanıyın ve resmi ortamlarda kullanmayın. 3. “shoot off emails” — Phrasal verbler: bu gündelik ifadeyi fiziksel olarak ateş etmek değil, e-postaları çok hızlı ve rahatça göndermek olarak yorumlayın.

Bu derste

Walk anywhere today and you'll see Apple AirPods dangling out of people's ears.

0:00

Bugün nereye gidersen git, insanların kulaklarından sarkan Apple AirPods'ları görürsün.

These cordless earbuds have become a status symbol. Kelime

0:04

Bu kablosuz kulaklıklar artık bir statü sembolüne dönüştü.

Kelime

Status symbol: sosyal konumu gösteren bir nesne

Status symbol ifadesindeki status, bir uygulamanın veya hesabın durumu değil, sosyal konum ya da saygınlık anlamına gelir. Status symbol; insanların zenginlik, başarı, rütbe veya arzu edilen bir gruba üyelik göstergesi olarak yorumladığı bir eşya, marka ya da görünür özelliktir. Burada kulaklıkların status symbol olarak adlandırılması, pratik işlevlerinin ötesinde sosyal anlam taşıdıklarını belirtir. Bu bağlamdaki iddia resmî bir sınıflandırma değil, mizahi bir abartıdır.

Alıştırma

Cümleyi sosyal konumu gösteren bir nesne anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: For some collectors, a rare pair of sneakers is a ____, not just something to wear.

Cevabı göster

status symbol

I mean, who needs to actually learn to code

0:07

Yani, gerçekten kodlama öğrenmeye kimin ihtiyacı var ki

when you can just pop in two earbuds and bam, Notlar

0:09

iki kulaklığı kulağına takıp, bam,

Öbek fiiller

Pop in: bir şeyi hızlı ve kolay biçimde içine koymak

Burada pop in, iki kulaklığı hızlı ve fazla çaba harcamadan kulağa takmak anlamına gelir. Pop eyleme hafif, gündelik ve neredeyse anlık bir hava katarken in, nesnenin içeriye veya yerine doğru hareket ettiğini gösterir. Yerleştirme anlamında bir isim tüm öbek fiilden sonra gelebilir (pop in two earbuds) ya da iki parçanın arasına girebilir (pop two earbuds in). Nesne zamiri kullanıldığında zamiri ortaya koyun: pop them in. Bağlam ve nesne, burada ifadenin ayrı bir anlamı olan kısa süreli ziyareti anlatmadığını gösterir.

Alıştırma

Gündelik talimatı, dersteki 'hızlı ve kolay biçimde içine koymak' anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Before the game starts, ____ the batteries, then press the power button.

Cevabı göster

pop in

you now work in tech.

0:11

bir anda teknoloji sektöründe çalışan biri oluyorsun.

Anlatım akışı

"and bam,": anlık bir sonuca doğrudan geçiş

Bu cümlede "and bam," kulaklıkları takma eyleminden "you now work in tech." şeklindeki abartılı iddiaya doğrudan geçiren sözlü bir geçiştir. Sonucu dikkatli bir neden-sonuç zinciriyle değil, anında ve zahmetsizce gerçekleşmiş gibi sunar. Bam ani bir çarpma sesini taklit edebilir; ancak burada hikâyeyi düzenler ve esprinin hızlı, dramatik biçimde gelmesini sağlar. Bu keskin geçiş komik etkiyi güçlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede and bam ne işe yarıyor?

  1. Kulaklıkların nasıl çalıştığına dair ayrıntılı bir teknik açıklama başlatır.
  2. Kulaklıkların bir şeye çarpma sesini bildirir.
  3. Abartılı ve sözde anında gerçekleşen bir sonuca hızla geçer.
Cevabı göster

Abartılı ve sözde anında gerçekleşen bir sonuca hızla geçer.

Although these earbuds currently need to be taken out to charge, Dilbilgisi

0:12

Gerçi şu anda bu kulaklıkları şarj etmek için çıkarmak gerekiyor,

Dilbilgisi

need to be taken out to charge: edilgen need yapısı ve amaç

Need to be taken out, need + to be + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Özne olan these earbuds eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır: birinin onları çıkarması gerekir. Bu edilgen biçim, eylemi yapan kişiye değil, kulaklıklara ne yapılması gerektiğine odaklanır. Sondaki to charge amaç bildiren bir mastardır. Kulaklıkların neden çıkarılması gerektiğini açıklar: şarj edilebilmeleri için. Bu nedenle iki to bölümü farklı görevler taşır: to be taken out gerekli eylemi, to charge ise bu eylemin amacını ifade eder.

Alıştırma

Take out ifadesini edilgen need yapısında kullanın, ardından amaç belirtecini ekleyin: These earbuds need ____ of the case ____ charge.

Cevabı göster

to be taken out · to

Apple is accelerating wireless charging.

0:15

ama Apple kablosuz şarj çalışmalarına hız veriyor.

So, what would happen if you never took off your AirPods? Dilbilgisi

0:17

Peki AirPods'larını hiç çıkarmazsan ne olur?

Dilbilgisi

What would happen if ...?: varsayımsal bir sonucu sormak

“What would happen if ...?” dinleyiciden bir durumu hayal etmesini ve sonuçları üzerine düşünmesini ister. Bu cümlede ana sorudaki would ile if yan cümlesindeki geçmiş biçim took, durumun varsayımsal olduğunu gösterir; took olayı geçmiş zamana yerleştirmez. Yeniden kullanılabilen kalıp What would happen if + özne + fiilin geçmiş biçimi...? şeklindedir. Bu kalıbı, zaten olmuş bir şeyi anlatmak için değil; olası bir kararın, riskin veya değişikliğin sonucunu incelemek için kullanın.

Alıştırma

Varsayımsal bir sonucu soran cümleyi tamamlayın: “____ you stopped using social media for a month?”

Cevabı göster

What would happen if

First, you'd need to figure out a way to make them stick in your ears. Kalıp ifadeler

0:21

Önce onları kulaklarına sabitlemenin bir yolunu bulman gerekir.

Kalıp ifadeler

Figure out a way to: bir şeyi yapmanın yolunu bulmak

Figure out a way to + fiil, bir sorunu düşünüp çözerek bir şeyi yapmanın yöntemini tasarlamak veya bulmak demektir. figure out ifadesinin problem çözme anlamını, amaçlanan eylemi başlatan a way to ile birleştirir. Bu cümlede gereken yöntem, AirPods'un kulakta sabit kalmasını sağlamalıdır. Yeniden kullanılabilen kalıp figure out a way to + fiilin yalın hâli şeklindedir; figure out a way to reduce costs buna bir örnektir.

Alıştırma

Cümleyi “düşünüp bir şeyi yapmanın yöntemini tasarlamak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: “The printer keeps jamming. We need to ____ stop it from happening again.”

Cevabı göster

figure out a way to

This is because a man named Ben Hsu recently fell asleep with his AirPods in Kalıp ifadeler

0:25

Çünkü kısa süre önce Ben Hsu adında bir adam AirPods'ları kulağındayken uyuyakaldı

and woke up with one beeping from his stomach. Dilbilgisi

0:29

ve uyandığında midesinden bir AirPod'un bip sesi geliyordu.

Kalıp ifadeler

fell asleep with his AirPods in: AirPods'ları kulağındayken uyuyakaldı

Fell asleep, uyku durumuna geçti anlamına gelir. With his AirPods in, o anda hâlâ geçerli olan bir durumu anlatır: Uykuya daldığında AirPods'lar kulaklarındaydı. Yeniden kullanılabilen kalıp fall asleep with + isim + durum tümlecidir. Tümleç, uyku başladığı sırada hangi durumun devam ettiğini belirtir. Buradaki in, AirPods'ların konumunu anlatır; ardından eksik bırakılmış bir nesne yoktur.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın kontakt lensleri hâlâ gözlerindeyken uykuya daldığı anlamına gelir?

  1. Maya fell asleep and then put her contact lenses in.
  2. Maya fell asleep with her contact lenses in.
  3. Maya felt sleepy with her contact lenses in.
Cevabı göster

Maya fell asleep with her contact lenses in.

Dilbilgisi

with one beeping from his stomach: biri midesinden bip sesi çıkarırken

With one beeping, with + isim veya zamir + -ing yapısında bir yan ögedir. Ana olay woke up ile birlikte bulunan bir durumu ekler: O uyandığında AirPod'lardan biri tekrarlanan bir ses çıkarıyordu. One, AirPods'lardan birini ifade eder. Beeping bir şimdiki zaman ortacıdır; başka bir ana fiil değildir. Buradaki with de «kullanarak» anlamına gelmez. main clause + with + noun + -ing kalıbı, eşlik eden bir eylemi arka plan bilgisi olarak sunmayı sağlar.

Alıştırma

İki düşünceyi with + isim + -ing kullanarak birleştirin: "I opened the door. The alarm was beeping at the same time." I opened the door ____.

Cevabı göster

with the alarm beeping

He'd actually swallowed it in his sleep.

0:31

Meğer onu uykusunda gerçekten yutmuş.

I mean, this is anecdotal evidence that amazingly AirPods can withstand stomach acid, Kelime

0:33

Yani bu olay, AirPods'ların şaşırtıcı biçimde mide asidine dayanabildiğine dair anekdot niteliğinde bir kanıt,

Kelime

anecdotal evidence: anekdota dayalı kanıt

Burada anecdotal evidence, bir kişinin deneyimine veya birkaç münferit hikâyeye dayanan kanıt anlamına gelir. Tekil vaka gerçek ve dikkat çekici olabilir, ancak genellikle ne olduğunu göstermez. Konuşmacı bu ifadeyi kullanarak iddianın gücünü bilinçli olarak sınırlar: Vaka, AirPods'un mide asidine dayanabileceğini düşündürür ama sistematik bir test veya genel bir sonuç değildir.

Alıştırma

Konuşmacı AirPods vakasına anecdotal evidence diyerek neyi belirtir?

  1. Bu, tek başına genel bir sonuç oluşturmaya yetmeyen münferit bir vakadır.
  2. Bu eğlenceli bir hikâyedir, dolayısıyla gerçeklere uygun olup olmaması önemli değildir.
  3. Bu, AirPods'un mide asidine her zaman dayandığını kanıtlayan kontrollü bir deneydir.
Cevabı göster

Bu, tek başına genel bir sonuç oluşturmaya yetmeyen münferit bir vakadır.

which has a mighty pH of 1.7.

0:38

üstelik mide asidinin pH değeri tam 1,7.

He ran to the doctor who told him to just wait. Dilbilgisi

0:40

Hemen doktora koştu, doktor da ona sadece beklemesini söyledi.

Dilbilgisi

tell someone to do something: told him to just wait

told him to just wait yapısında told sözcüğünden sonra yönergenin alıcısı olan him, ardından da to'lu mastar to wait gelir. Yeniden kullanılabilir yapı tell + someone + to + fiilin yalın hâlidir ve konuşanın sözlerini aynen aktarmak yerine bir yönergeyi, isteği veya tavsiyeyi bildirir. Just, wait fiilini niteler ve “yalnızca” ya da “sadece” anlamına gelir: Hemen yapılması gereken başka bir şey yoktu. Yönergeyi basit gösterebilir, ancak dil bilgisi için gereken to yine de kullanılmalıdır.

Alıştırma

Doktor başka bir işlem gerekmediğini söyledi. Yönergeyi tell + person + to-infinitive ve anlamı yumuşatan just ile tamamlayın: The doctor told him ____.

Cevabı göster

to just wait

The AirPod made its way through his intestines, colon, Kalıp ifadeler

0:43

AirPod bağırsaklarından ve kolonundan geçerek

Kalıp ifadeler

made its way through: bir güzergâh boyunca ilerlemek

Bu cümlede made its way through, bir şeyin belirli bir güzergâh boyunca ilerleyip oradan geçtiğini anlatır. Its, The AirPod’a gönderme yapar; through ise geçtiği sindirim sistemi bölümlerini tanıtır. Burada made tek başına “üretti” anlamına gelmez; hareket anlamını bütün ifade verir. make + iyelik sözcüğü + way through kalıbı, fiziksel yolculuğu veya mecazi ilerlemeyi anlatabilir. Yalnızca go through demeye göre güzergâha ya da aşamalı harekete daha fazla vurgu yapar.

Alıştırma

Cümleyi make one's way through ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The hikers slowly ____ the narrow canyon.

Cevabı göster

made their way through

and finally out his anus.

0:46

sonunda anüsünden çıktı.

In fact, the digestive system was so effective in differentiating the AirPod from actual nutrients Dilbilgisi

0:48

Hatta sindirim sistemi AirPod'u gerçek besinlerden ayırmakta o kadar başarılıydı ki

that the headphone came out fully intact and continued to work. Kalıp ifadeler

0:54

kulaklık sapasağlam çıktı ve çalışmaya devam etti.

Dilbilgisi

so effective ... that: dereceyi sonuca bağlamak

Burada so, effective sıfatını niteler ve yüksek bir dereceyi belirtir. That ise bu derecenin sonucunu tanıtır: Sindirim sistemi AirPod’u besinlerden, sağlam çıkıp çalışmayı sürdürebileceği kadar etkili biçimde ayırmıştır. in differentiating the AirPod from actual nutrients bölümü, hangi konuda etkili olduğunu açıklar; sonuç cümleciği değildir. Aktarılabilir kalıp so + sıfat/zarf + that + sonuç cümleciğidir. Dereceyi sonuca bağlar ve çoğu zaman sonucun dikkat çekici ya da beklenmedik olduğunu vurgular. Buradaki that, so ile eşleşen bir sonuç işaretleyicisidir; aktarılan bir düşünceyi tanıtan sözcük değildir.

Alıştırma

Derece-sonuç kalıbını eksik iki sözcükle tamamlayın: The backpack was ____ heavy ____ Mia could not lift it.

Cevabı göster

so · that

Kalıp ifadeler

fully intact: tamamen hasarsız

Bu cümlede fully intact, bir şeyin hiç zarar görmeden bütünlüğünü koruduğu anlamına gelir. Fully, intact sözcüğünü güçlendirerek hiçbir parçanın kırılmadığını, kaybolmadığını veya değişmediğini vurgular. Intact, çalışma durumunu değil fiziksel durumu veya bütünlüğü anlatır. Continued to work ise kulaklığın işlevini de sürdürdüğünü ayrıca belirtir.

Alıştırma

“Tamamen hasarsız” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: After the package fell off the truck, the glass inside was still ____.

Cevabı göster

fully intact

So, next time you see someone with AirPods on the street,

0:57

Yani bir dahaki sefere sokakta AirPods takan birini gördüğünde,

just remember they could have come out of their butt.

0:59

o kulaklıkların o kişinin poposundan çıkmış olabileceğini unutma.

Many people think that leaving AirPods in would cause a buildup of earwax, Kalıp ifadeler

1:01

Pek çok kişi AirPods'ları sürekli takmanın kulak kiri birikmesine yol açacağını düşünür,

but this is actually not true.

1:05

ama aslında bu doğru değil.

Kalıp ifadeler

cause a buildup of + isim

Cause a buildup of, zamanla biriken bir sonucu belirtir. Yapı cause + a buildup + of + biriken madde biçimindedir; bu cümlede söz konusu madde earwax sözcüğüdür. Buildup bitişik yazılan bir isimdir. Sonraki this is actually not true bölümü, AirPods hakkındaki bu belirli iddiayı reddeder; ancak neden ve birikme bildiren kalıbın kendisi geçerliliğini korur.

Alıştırma

“Bir şeyin zamanla birikmesine yol açmak” anlamındaki dört sözcüklü kalıpla İngilizce cümleyi tamamlayın: Not cleaning the filter can ____ dust inside the machine.

Cevabı göster

cause a buildup of

Earwax is produced when objects are put in and out of your ear,

1:07

Kulak kiri, kulağına bir şeyler sokup çıkardığında üretilir,

like a Q-tip.

1:10

mesela kulak çubuğu.

Actually, here's a hot Q-tip. Deyimler

1:12

Aslında sana kulak çubuğuyla ilgili bomba bir tüyo vereyim.

Deyimler

hot tip üzerine kurulan hot Q-tip sözcük oyunu

Hot tip, yararlı veya tam zamanında verilen bir tavsiye demektir. Konuşmacı, vereceği tavsiye temizlikte kullanılan pamuklu çubuklar olan Q-tiplerle ilgili olduğu için bu bilinen ifadeyi hot Q-tip biçimine dönüştürüyor. Şaka bir sözcük değiştirmeye dayanır: tip yerine Q-tip getirilirken hot korunur ve böylece hot tip ifadesi tanınabilir kalır. Hot burada çubuğun sıcaklığını anlatmaz; değiştirilmiş ifade, Q-tip kullanımıyla ilgili bir uyarıyı mizahi biçimde başlatır.

Alıştırma

Bu bağlamda “here's a hot Q-tip” sözünü şaka yapan nedir?

  1. Bilinen hot tip ifadesindeki tip yerine Q-tip getirerek pamuklu çubuklarla ilgili bir tavsiye başlatır.
  2. Pamuklu çubuğun gerçekten ısıtıldığını söyler.
  3. Q-tip sözcüğünü her türlü tavsiyenin sıradan adı olarak kullanır.
Cevabı göster

Bilinen hot tip ifadesindeki tip yerine Q-tip getirerek pamuklu çubuklarla ilgili bir tavsiye başlatır.

Don't use Q-tips.

1:14

Kulak çubuğu kullanma.

They cause earwax.

1:15

Kulak kiri oluşmasına neden olurlar.

In this hypothet situash,

1:17

Bu varsayımsal senaryoda,

you would be leaving the AirPods in your ear

1:19

AirPods'ları kulağında tutuyor

and never taking them out.

1:21

ve hiç çıkarmıyor olurdun.

So, a buildup of earwax would not be an issue.

1:23

Bu yüzden kulak kiri birikmesi sorun olmazdı.

But, what would be an issue is your hearing. Dilbilgisi

1:25

Ama asıl sorun işitme duyun olurdu.

Dilbilgisi

What would be an issue is your hearing pseudo-cleft yapısı

Buradaki what would be an issue bir soru değildir. “Sorun olacak şey” anlamına gelen kaynaşmış bir ilgi yan tümcesidir ve yan tümcenin tamamı is fiilinin öznesi olarak görev yapar. What ... is X kalıbı bir pseudo-cleft yapısıdır: X ögesini geciktirir ve odağı onun üzerine yerleştirir. Konuşmacı olası bir endişeyi reddettikten sonra asıl endişenin your hearing olduğunu belirtmek için bu yapıyı kullanır. Bu kalıp düzeltme ve karşıtlıklar için kullanışlıdır: What matters is X; What we need is Y.

Alıştırma

Hangi cümlede what, gerçek endişeyi belirten bir bildirme cümlesinin parçası olarak kullanılmıştır?

  1. What would be an issue is the deadline.
  2. What issue would you discuss?
  3. What would be an issue?
Cevabı göster

What would be an issue is the deadline.

We spend most of our lives in air,

1:28

Hayatımızın büyük bölümünü havanın içinde geçiriyoruz,

which is a sound-transmitting medium. Kelime

1:30

hava da sesi ileten bir ortamdır.

Kelime

sound-transmitting medium: sesi taşıyan bir ortam

Bu bilimsel bağlamda sound-transmitting medium, ses enerjisinin içinden geçebildiği bir madde veya fiziksel ortamdır. Bu cümlede ifade, havanın böyle bir ortam olduğunu belirtir. Burada medium; hava, su veya katı bir madde gibi dalgayı taşıyan malzeme anlamına gelir; “orta büyüklükte” ya da bir haber kuruluşu anlamına gelmez. Sound-transmitting, medium sözcüğünden önce gelen ve kısa çizgiyle bağlanan birleşik bir niteleyicidir. “That transmits sound” ifadesini tek bir betimleyici birime sıkıştırır; dolayısıyla bütün ifade “sesi ileten bir ortam” anlamına gelir.

Alıştırma

“Air is a sound-transmitting medium.” cümlesinde medium ne anlama gelir?

  1. Ruhlarla iletişim kurduğunu iddia eden bir kişi
  2. Sesin içinden geçebildiği bir madde veya fiziksel ortam
  3. Orta büyüklükte bir şey
  4. Bir gazete, televizyon kanalı veya çevrim içi haber kuruluşu
Cevabı göster

Sesin içinden geçebildiği bir madde veya fiziksel ortam

Because of this,

1:33

Bu nedenle

our ears evolved into something we now call a transducer. Dilbilgisi

1:33

kulaklarımız, bugün dönüştürücü dediğimiz bir yapıya evrildi.

A transducer is anything that changes energy from one form to another. Kalıp ifadeler

1:37

Dönüştürücü, enerjiyi bir biçimden başka bir biçime çeviren her şeydir.

Dilbilgisi

something we now call a transducer: düşürülen that ve call A B yapısı

Something we now call a transducer ifadesinde something, we now call a transducer ilgi cümleciği tarafından nitelenir. Nesne konumundaki that ilgi zamiri düşürülmüştür; tam biçim something that we now call a transducer şeklindedir. Bu düşürme standarttır çünkü that, call fiilinin öznesi değil nesnesi olurdu. Cümlecik call A B yapısını kullanır: we call [something] [a transducer]. A adlandırılan şey, B ise ona verilen ad veya kategoridir. Now, günümüzde kullanılan adı vurgular. Bu yapı, konuşanın henüz adı söylenmemiş bir şeyden önce bahsedip ardından onun için kullanılan terimi tanıtmasını sağlar.

Alıştırma

“Bugün bunun için bu adı kullanıyoruz” anlamındaki üç sözcüklük ifadeyi eksiksiz yazın: “Over time, the practice developed into something ____ peer review.”

Cevabı göster

we now call

Kalıp ifadeler

from one form to another: bir biçimden başka bir biçime

Burada from one form to another, bir değişimin iki tarafını da belirtir: başlangıç biçimini ve ortaya çıkan farklı biçimi. Bu cümlede form, elektrik veya mekanik enerji gibi enerjinin var olma biçimi demektir; doldurulan bir form anlamına gelmez. from one X to another kalıbı, bir şey aynı genel kategorinin üyeleri arasında hareket ettiğinde veya değiştiğinde yeniden kullanılabilir. Another, o kategorinin farklı bir üyesini belirtir; yalnızca iki biçim bulunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi yukarıda öğretilen kaynak-sonuç kalıbıyla tamamlayın: Energy can change ____.

Cevabı göster

from one form to another

Vibrating objects produce energy in the form of sound waves.

1:43

Titreşen nesneler, ses dalgaları biçiminde enerji üretir.

When a sound wave reaches your ear,

1:46

Bir ses dalgası kulağına ulaştığında,

it now causes your eardrum to physically vibrate. Dilbilgisi

1:48

kulak zarının fiziksel olarak titreşmesine neden olur.

Dilbilgisi

causes ... to physically vibrate içindeki cause + nesne + to-infinitive

causes your eardrum to physically vibrate ifadesinde causes, eylemin nedenini belirtir. Your eardrum etkilenen nesnedir; to physically vibrate ise ortaya çıkan eylemi ifade eder. Yapı cause + nesne + to-infinitive biçimindedir: bir şeyin gerçekleşmesine neden olmak. Bir mekanizmayı veya açık bir neden-sonuç zincirini açıklamak için kullanışlıdır. Burada physically, vibrate fiilinin mecazi kullanımından ziyade gerçek bir bedensel hareketi vurgular.

Alıştırma

cause + nesne + to-infinitive yapısını tamamlayın: A loose cable caused the screen ____ flicker.

Cevabı göster

to

This physical vibration moves hairs in your ear,

1:51

Bu fiziksel titreşim kulağındaki tüyleri hareket ettirir,

which result in neural electrical signals

1:54

bunun sonucunda sinirsel elektrik sinyalleri oluşur

that are translated to your brain.

1:57

ve beynin de bu sinyalleri anlamlandırır.

This is how you hear anything, Anlatım akışı

1:58

Herhangi bir şeyi böyle duyarsın,

Anlatım akışı

This is how: önceki sürece gönderme yapmak

“This is how” ifadesinde “This”, az önce açıklanan süreci özetler; “how” ise “you hear anything” sonucunu ortaya çıkaran yöntemi veya mekanizmayı belirtir. Bu yapı, önceki açıklamayı sonucuna bağlayan bir bildirme cümlesidir; soru değildir. “This is how + yan cümle” yapısını, önceki adımların sonucu nasıl açıkladığını göstererek bir süreci bitirmek veya özetlemek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Bir rehber mekanizmayı az önce gösterdi. Sürece geri gönderme yapan tam İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the lock works.

Cevabı göster

This is how

including whatever is coming out of your AirPods, Dilbilgisi

2:01

AirPods'larından gelen her şey de buna dahil,

Dilbilgisi

whatever is coming out of your AirPods: belirsiz içerik bildiren serbest ilgi yan cümleciği

“Whatever is coming out of your AirPods” ifadesinde “whatever”, “anything that” anlamına gelir. Bir serbest ilgi yan cümleciği başlattığı için yan cümleciğin tamamı soru sormak yerine belirtilmemiş bir sesi veya ses içeriğini ifade eder. Yan cümleciğin tamamı “including” sözcüğünün nesnesidir. “Coming out of”, AirPods'un çıkardığı sesi anlatır; bir kişinin veya nesnenin fiziksel olarak içinden çıkmasını anlatmaz.

Alıştırma

Sesin tam olarak ne olduğu bilinmiyor ve önemli değil. İngilizce cümleyi “anything that” anlamına gelen tek bir sözcükle tamamlayın: I will record ____ is coming through the radio.

Cevabı göster

whatever

such as music or season one of our podcast SIDENOTE,

2:03

örneğin müzik ya da SIDENOTE adlı podcastimizin ilk sezonu,

streaming wherever you get your podcasts.

2:07

podcastlerini nereden dinliyorsan orada yayında.

In total, this process involves your external ear, middle ear,

2:09

Bu sürece toplamda dış kulak, orta kulak,

inner ear, brainstem, and brain.

2:12

iç kulak, beyin sapı ve beyin dahil olur.

But, when looking at the type of damage caused by leaving any type of headphone on forever,

2:15

Ama herhangi bir kulaklığı sonsuza dek takmanın yol açacağı hasara bakarken,

we need to focus on your inner ear.

2:19

iç kulağa odaklanmamız gerekir.

Noise-induced hearing loss is something everyone who wears headphones should be thinking about. Kelime

2:21

Gürültüye bağlı işitme kaybı, kulaklık kullanan herkesin düşünmesi gereken bir konudur.

Kelime

Noise-induced hearing loss: neden + induced

Noise-induced hearing loss ifadesinde noise-induced, gürültünün neden olduğu anlamına gelir. Neden -induced öğesinden önce gelir ve hearing loss sonuçtur; ifade, işitme kaybının gürültü oluşturduğu anlamına gelmez. Neden + induced + sonuç kalıbı sağlık ve araştırma dilinde yaygındır. Stress-induced headaches ve drug-induced sleepiness ifadelerinde de önce neden belirtilir.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen neden-sonuç bileşiğiyle tamamlayın: After years of working beside loud machines, he developed ____ hearing loss.

Cevabı göster

noise-induced

It is one of the most common forms of acquired hearing impairment.

2:25

Edinilmiş işitme bozukluklarının en yaygın türlerinden biridir.

Children, teenagers, and adults

2:29

Çocuklar, gençler ve yetişkinler arasında

who listen to headphones for long durations of time

2:31

uzun süre kulaklıkla bir şeyler dinleyenler

are at a significant risk of hearing loss. Kalıp ifadeler

2:33

ciddi işitme kaybı riski altındadır.

Kalıp ifadeler

At a significant risk of hearing loss: önemli işitme kaybı riski

At a significant risk of hearing loss olmak, işitme kaybının dikkate alınacak kadar önemli bir olasılık olduğu anlamına gelir. Bu ifade bir tanıyı değil, olasılığı anlatır: söz konusu kişilerde şu anda işitme kaybı olmayabilir. Bu kullanımda be at a + sıfat + risk of yapısından sonra gerçekleşebilecek olumsuz sonuç gelir. Significant, risk sözcüğünü güçlendirir; of ise bu sonuç olan hearing loss ifadesini getirir. Sıfat kullanılmadığında yaygın biçim be at risk of şeklindedir.

Alıştırma

Ciddi bir olasılık bulunduğunu, ancak kesinlik olmadığını anlatan ifadeyi seçin: Because they listen at maximum volume for hours, they are ___ hearing damage.

  1. protected from
  2. certain to experience
  3. at a significant risk of
Cevabı göster

at a significant risk of

One study found listening to your AirPods for as little as 7 hours a week Dilbilgisi

2:36

Bir araştırma, AirPods'ları haftada yalnızca 7 saat kullanmanın bile

can cause hearing loss.

2:40

işitme kaybına yol açabileceğini ortaya koydu.

Dilbilgisi

as little as 7 hours a week: haftada yalnızca 7 saat

Burada as little as, haftada yedi saatin sözü edilen etkinin görülebilmesi için şaşırtıcı derecede düşük bir süre olduğunu vurgular. Yedi saati yaklaşık bir sayı olarak değil, olası düşük bir eşik olarak sunar. as little as + miktar kalıbı zaman, para, mesafe, yüzdeler ve miktar olarak ele alınan başka değerlerle kullanılır. Bu cümlede a week, haftada anlamına gelir.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede kısa bir olası süreyi vurgulayan as ... as ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The express wash can take ____ ten minutes.

Cevabı göster

as little as

This is super intense as I listen for way longer than that. Kelime

2:42

Bu çok sarsıcı, çünkü ben bundan çok daha uzun süre dinliyorum.

Kelime

way longer than that: way + karşılaştırma biçimi

Burada way, karşılaştırma biçimi longer'ı güçlendiren gündelik bir derece zarfıdır. Way longer, much longer yani çok daha uzun demektir; konuşan kişi dinleme süresinin az önce sözü edilen miktarı büyük ölçüde aştığını söylüyor. Bu kalıpta way, karşılaştırma biçiminden önce gelir: way bigger, way more expensive, way less often. Buradaki anlamı yol ya da yöntem değildir. That, önceki miktara gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi way + long sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: The bus ride was ____ than we expected.

Cevabı göster

way longer

I'm obsessed with music. Kalıp ifadeler

2:45

Müziğe resmen takıntılıyım.

Kalıp ifadeler

be obsessed with music: müziğe takıntılı olmak

Be obsessed with + bir isim veya -ing biçimi, bir şeyi tekrar tekrar düşünmek ya da ona son derece güçlü bir ilgi duymak demektir. Burada obsessed with music, like music ifadesinden çok daha güçlüdür: müzik, konuşanın dikkatinin büyük bir bölümünü kaplar. Obsessed kelimesinden sonra kullanılan sabit edat with'tir. Kalıp be obsessed with something veya be obsessed with doing something şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: “Maya talks about astronomy every day—she's ____ it.”

Cevabı göster

obsessed with

But, there are some other studies that had less drastic results.

2:47

Ama sonuçları bu kadar çarpıcı olmayan başka araştırmalar da var.

The US National Institute for Occupational Safety and Health,

2:50

ABD Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü,

okay, big name much, Ton ve niyet

2:53

tamam, isim biraz fazla uzun,

Ton ve niyet

Takılmacı kalıp big name much?

Big name much?, konuşmada ve internette kullanılan şakacı X much? kalıbına dayanır. Much'tan önceki sözler, konuşanın abartılı veya aşırı bulduğu bir özelliği belirtir. “Could that name be any bigger or longer?”, yani “Bu isim daha da büyük veya uzun olabilir miydi?” gibi alaycı bir soru işlevi görür. Buradaki big, kurumun ününü değil, tam adının boyutunu ve kullanışsız uzunluğunu anlatır. İfade, adın ne kadar hantal duyulduğuyla dalga geçer.

Alıştırma

Bu bağlamda “big name much?” ne anlama geliyor?

  1. Kurumun ünlü olduğuna dair ciddi bir iddia.
  2. Kurumun adının çok uzun olduğuna dair takılmacı bir yorum.
  3. Kurumun adını tekrarlamaya yönelik kibar bir rica.
Cevabı göster

Kurumun adının çok uzun olduğuna dair takılmacı bir yorum.

say the maximum exposure our ears can take without risk

2:55

kulaklarımızın risk olmadan dayanabileceği azami maruziyetin

is 8 hours a day of sound at 85 A-weighted decibels.

2:59

günde 8 saat boyunca A ağırlıklı 85 desibel ses olduğunu söylüyor.

A-weighted decibels, Anlatım akışı

3:03

A ağırlıklı desibel,

which from now on we are just going to call decibels,

3:04

ki buna bundan sonra sadece desibel diyeceğiz,

is a measurement of sound pressure in regards to the human ear. Kelime

3:06

insan kulağına göre ses basıncını ölçen bir birimdir.

Anlatım akışı

bundan sonra yalnızca decibels diyeceğimiz ifade

Araya giren ilgi cümleciği önce tam terim olan A-weighted decibels ifadesini verir, ardından açıklamanın geri kalanında daha kısa olan decibels adının kullanılacağını bildirir. Burada call, “telefon etmek” değil, “adlandırmak” anlamındadır. Bu, bilgiyi düzenleme yöntemidir: kesin veya uzun bir terim bir kez tanıtılır, ona daha basit bir ad verilir ve sonraki cümlelerin izlenmesini kolaylaştırmak için bu ad tutarlı biçimde kullanılır.

Alıştırma

Araya giren cümlecik bilgiyi düzenleme bakımından hangi görevi yerine getiriyor?

  1. Artık decibels sözcüğünün kullanılamayacağını söyler.
  2. Bu noktadan itibaren daha kısa ad olarak decibels kullanılacağını bildirir.
  3. A-weighted decibels değerlerinin sıradan decibels değerlerinden daha sessiz olduğunu söyler.
Cevabı göster

Bu noktadan itibaren daha kısa ad olarak decibels kullanılacağını bildirir.

Kelime

in regards to: referans ilişkisi ve kullanım düzeyi

in regards to, “hakkında”, “-e ilişkin” veya “-e göre” anlamına gelir. Bu cümlede insan kulağını ses basıncı ölçümünü yorumlamak için referans noktası yapar; regards burada ayrı bir anlamı olan “selamlar” demek değildir.

Alıştırma

Yargı: Dikkatle düzenlenmiş bilimsel bir raporda in regards to genellikle in regard to ifadesinden daha güvenlidir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

8 hours seems like a lot of time Dilbilgisi

3:09

8 saat,

to be wearing headphones daily,

3:11

her gün kulaklık takmak için çok uzun bir süre gibi görünüyor,

Dilbilgisi

“8 hours seems like ... to be wearing headphones” kalıbı

Burada 8 hours, tek bir toplam zaman dilimi olarak görülen ölçülmüş bir süredir; bu yüzden tekil fiil seems kullanılır. Seems like konuşanın değerlendirmesini belirtir: Bu süre matematiksel olarak belirlenmiş bir sınır değildir, konuşana fazla uzun gelmektedir. to be wearing headphones mastar grubu, bu zaman dilimini hangi etkinliğin doldurduğunu açıklar. Geleceğe yönelik bir plan anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp “zaman miktarı + seems like + değerlendirme + to be doing something” şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle sekiz saati ayrı saatler olarak değil, tek bir toplam süre olarak ele alır?

  1. The hours seem to pass slowly.
  2. Each hour seems longer than the last.
  3. Eight hours seems like a long time to wait.
Cevabı göster

Eight hours seems like a long time to wait.

but a survey found that 17 to 25% of people actually felt they listened to their headphones

3:13

ama bir anket, insanların %17 ila %25'inin kulaklıkla

for longer than 8 hours a day.

3:18

günde 8 saatten uzun süre bir şeyler dinlediğini düşündüğünü gösterdi.

And when randomly stopping people at a train station in Sweden,

3:20

Ayrıca İsveç'teki bir tren istasyonunda rastgele insanları durduran

another study found that 46% of participants

3:23

başka bir araştırma, katılımcıların %46'sının

were exceeding 85 decibels of sound from their headphones.

3:26

kulaklıkla 85 desibelin üzerinde ses dinlediğini ortaya koydu.

This meant their ears were at risk.

3:30

Bu da kulaklarının risk altında olduğu anlamına geliyordu.

AirPods can reach as high as 101 decibels to 139 decibels,

3:31

AirPods'lar 101 ila 139 desibel gibi yüksek seviyelere çıkabilir,

depending on which lab was doing the testing. Dilbilgisi

3:36

bu, testi hangi laboratuvarın yaptığına göre değişir.

Dilbilgisi

“depending on which lab was doing the testing” niteleyicisi

Depending on, bildirilen sonucun değişmesine neden olan etkeni belirtir. which lab was doing the testing yan cümlesi, farklı laboratuvarların farklı ölçümler elde ettiğini ifade eder. Virgülden sonra gelen bu ifade yalnızca 139 decibels bölümünü değil, önceki desibel aralığının tamamını sınırlar. Başka durumlarda kullanılabilecek yapı “sonuç veya aralık, depending on + etken ya da soru yan cümlesi” şeklindedir ve değişken bir sonucun her durumda sabitmiş gibi anlaşılmasını önler.

Alıştırma

Fiyatın seçilen plana göre değiştiğini gösteren iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The monthly fee ranges from $10 to $30, ____ which plan you choose.”

Cevabı göster

depending on

So, it's important that no matter how long you're wearing your AirPods, Dilbilgisi

3:38

Bu yüzden AirPods'larını ne kadar uzun süre takarsan tak,

you keep the volume lower than 75%.

3:41

ses seviyesini %75'in altında tutman önemli.

Dilbilgisi

no matter how long + özne + fiil kalıbı

no matter how long you're wearing your AirPods bölümü, koşulsuz ödünleme bildiren bir yan cümledir. How long süreyi sorarken no matter olası bütün süreleri kapsar. Bu yan cümle, ana öneriyi süreden bağımsız hâle getirir: AirPods kısa süreliğine de birkaç saatliğine de takılsa ses seviyesini %75'in altında tutma önerisi geçerlidir. Aktarılabilir kalıp no matter how long + özne + fiil şeklindedir; ardından her süre için geçerli olan bir sonuç, kural veya öneri gelir.

Alıştırma

Öneriyi tamamlamak için no matter how long ve you use the screen ifadelerini kullanın: ____, keep the brightness at a comfortable level.

Cevabı göster

No matter how long you use the screen

Leaving your AirPods in for any extended period of time can cause an overexposure to sound, Kelime

3:44

AirPods'ları uzun süre kulağında bırakmak, sese aşırı maruz kalmana yol açabilir;

Kelime

overexposure to sound ifadesi

an overexposure to sound ifadesinde over- ön eki güvenli veya uygun düzeyin ötesinde anlamına gelir; exposure ise bir şeye maruz kalmayı belirtir. Birlikte overexposure, çoğu zaman sesin yüksek, uzun süreli veya tekrarlı olması nedeniyle sesle aşırı temas anlamına gelir. To edatı kişinin neye maruz kaldığını gösterir: sound. Burada exposure, tanınmışlık veya medyada görünürlük değil, duyusal temastır. İfade yalnızca tek ve kısa süreli yüksek bir sesi belirtmek zorunda değildir.

Alıştırma

Sağlık uyarısını overexposure ve doğru edatla tamamlayın: Long shifts near loud machinery can lead to ____ noise.

Cevabı göster

overexposure to

which damages the cochlea, the outer hair cells,

3:48

bu da kokleaya, dış tüylü hücrelere

and the stria vascularis of the inner ear.

3:51

ve iç kulaktaki stria vaskülarise zarar verir.

This is why many new studies conclude

3:53

İşte bu yüzden pek çok yeni araştırma,

the more you listen to any type of headphone, Dilbilgisi

3:55

herhangi bir kulaklıkla ne kadar çok şey dinlersen

the more likely you are to have permanent hearing loss.

3:58

kalıcı işitme kaybı yaşama olasılığının o kadar arttığı sonucuna varıyor.

Dilbilgisi

the more ..., the more likely ...: ne kadar çok..., o kadar olası...

the more X, the more Y biçimindeki bağlantılı karşılaştırma yapısı, değişen iki değişkeni birbirine bağlar. Bu cümlede kulaklık kullanımının artması, kalıcı işitme kaybı olasılığının yükselmesiyle ilişkilendirilir. İkinci yan cümlede more, likely sözcüğünü niteler; dolayısıyla anlamı işitme kaybının miktarının daha fazla olması değil, giderek daha olası olmasıdır. Yapı, bir ilişkinin değişim yönünü belirtir; dil bilgisi tek başına sonucun her birey için kaçınılmaz olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Her iki bölümde de more kullanarak standart bağlantılı karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ you practise, ____ confident you become.

Cevabı göster

The more · the more

But, even worse than all of this Anlatım akışı

4:02

Ama tüm bunlardan daha kötüsü,

is that after a week of not removing your AirPods,

4:03

AirPods'larını bir hafta boyunca hiç çıkarmazsan

you would have an infection.

4:06

kulağında enfeksiyon oluşmasıdır.

Anlatım akışı

even worse than all of this is that: tüm bunlardan daha da kötüsü

Cümle, even worse than all of this ifadesini is that ... bölümünden önce öne çıkarır. Konuşmacı enfeksiyonu tarafsız biçimde tanıtmak yerine önce onu daha önce ele alınan sorunlardan daha ciddi olarak değerlendirir, ardından yeni sonucu that yan cümlesinde açıklar. All of this, önceki noktaları tek bir gönderimde toplar; even ise karşılaştırma biçimi worse sözcüğünü güçlendirir. Bu kalıp, açıkça bir ciddiyet artışına işaret ederek ve dikkati sonrasında gelen bilgiye yönelterek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Sıradaki sorunun daha önce sözü edilen tüm sorunlardan daha ciddi olduğunu en açık biçimde hangi başlangıç belirtir?

  1. At the same time, the backup was never tested.
  2. Even worse than all of this is that the backup was never tested.
  3. For example, the backup was never tested.
Cevabı göster

Even worse than all of this is that the backup was never tested.

At the point when you pop those earbuds in for eternity,

4:07

O kulaklıkları sonsuza dek takmak üzere kulağına yerleştirdiğin anda,

any dirt or moisture in your ear canal would get stuck.

4:10

kulak kanalındaki her türlü kir ve nem içeride hapsolur.

Moisture and dirt makes bacteria feel good.

4:13

Nem ve kir, bakterilerin keyfini yerine getirir.

Therefore, they will proliferate. Kelime

4:16

Bu yüzden hızla çoğalırlar.

Kelime

proliferate: sayıca hızlı artış

Bu cümlede proliferate, üreme yoluyla sayıca hızla artmak anlamına gelir. They zamiri bakterileri gösterir; dolayısıyla bu resmî fiil, nemli ve kirli ortamın biyolojik sonucunu belirtir. Fiil, bakterilerin sayıca artmasına odaklanır. Burada geçişsizdir: bakterilerin kendileri proliferate eder ve fiil doğrudan nesne almaz.

Alıştırma

Üreme yoluyla sayıca hızla artmak anlamına gelen fiille bilimsel cümleyi tamamlayın: In warm, nutrient-rich water, bacteria can ____ quickly.

Cevabı göster

proliferate

A buildup of bacteria in your ear causes inflammation and infection.

4:18

Kulağında bakteri birikmesi iltihaplanmaya ve enfeksiyona yol açar.

The AirPods blocking airflow in and out of your ear Dilbilgisi

4:22

AirPods'ların kulağına giren ve çıkan hava akışını engellemesi,

means more humidity and increased temperatures.

4:25

nemin ve sıcaklığın artması demektir.

Dilbilgisi

The AirPods blocking ... means ...: özne olarak bir olay

The AirPods blocking airflow in and out of your ear ifadesinin tamamı öznedir. Blocking biçimindeki -ing eki, durumu cümlenin üzerinde konuşabileceği bir olaya dönüştürür; blocking eylemini yapan ise The AirPods'tur. Öznenin tamamı tek bir durumu adlandırdığı için çekimli ana fiil tekil means olur. Buradaki blocking, şimdiki zamanın süreklilik biçimindeki ana fiil değildir; böyle bir yapı are blocking örneğindeki gibi bir yardımcı fiil gerektirir.

Alıştırma

Cümleyi mean fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The computers staying on overnight ____ higher energy use for the office.

Cevabı göster

means

This makes the bacteria feel even happier Dilbilgisi

4:28

Bu da bakterileri daha da mutlu eder

and the infection even worse.

4:30

ve enfeksiyonu daha da kötüleştirir.

Dilbilgisi

even happier ... even worse: even + karşılaştırma biçimleri

Even + karşılaştırma biçimi, var olan ya da beklenen bir düzeyin daha da ötesine geçildiğini anlatır. Burada even happier, koşulların bakterilere eskisinden daha fazla yaradığını; even worse ise enfeksiyonun öncekinden daha kötü hâle geldiğini belirtir. Happier, koşulların bakterilerin çoğalmasına yardımcı olduğunu esprili biçimde kişileştirir. Even, iki sonucun aynı derecede olduğu anlamına gelmez. Cümlede makes sonrasında iki sonuç paralel biçimde bağlanır. Tam paralel yapı makes the bacteria feel even happier ve makes the infection even worse olurdu; ancak ikinci makes anlamdan çıkarılabildiği için atılmış ve kısa bir paralel yapı oluşturulmuştur.

Alıştırma

Cümlede even happier ve even worse içindeki even ne işe yarar?

  1. Her durumun önceki veya beklenen düzeyin ötesinde daha ileri bir dereceye taşındığını vurgular.
  2. Her iki karşılaştırma biçimini de üstünlük derecesine dönüştürür.
  3. Bakterilerin ve enfeksiyonun tam olarak aynı derecede olduğunu söyler.
Cevabı göster

Her durumun önceki veya beklenen düzeyin ötesinde daha ileri bir dereceye taşındığını vurgular.

Within 2 weeks of leaving your AirPods in,

4:32

AirPods'larını iki hafta boyunca çıkarmadığında,

you would likely have a granuloma

4:34

büyük olasılıkla granülom oluşur

and potentially burst your eardrum.

4:36

ve hatta kulak zarın patlayabilir.

So, even though AirPods make it so you can absolutely demolish more meetings, Notlar

4:38

Yani AirPods'lar daha fazla toplantıyı ezip geçmeni,

Deyimler

absolutely demolish more meetings ifadesinin mizahi abartı olarak kullanımı

Burada demolish, fiziksel olarak yok etmek anlamına gelmez. Çok sayıda toplantıyı etkileyici bir hız ve verimlilikle tamamlamayı anlatan eğlenceli bir abartıdır. Meetings ile kurulan alışılmadık birleşim şakayı yaratır: sıradan bir iş görevi güçlü bir zafer gibi anlatılır. Bunu standart bir iş İngilizcesi kalıbı ya da toplantı yönetmek anlamında değil, yaratıcı ve gündelik bir kullanım olarak düşünün.

Alıştırma

Bu cümlede absolutely demolish more meetings büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Çok daha fazla toplantıyı son derece verimli biçimde tamamlamak
  2. Takvimdeki bütün toplantıları iptal etmek
  3. Birkaç toplantı odasını fiziksel olarak yıkmak
Cevabı göster

Çok daha fazla toplantıyı son derece verimli biçimde tamamlamak

shoot off emails super fast, Öbek fiiller

4:41

e-postaları ışık hızında göndermeni

Öbek fiiller

shoot off emails ile e-postaları hızlıca göndermek

Shoot off emails ifadesinde shoot off, hızlıca göndermek anlamına gelir. Bir şeyin hızla hareket etmesi görüntüsü ifadeye güçlü bir hız duygusu katar; silahla ateş etmekten söz edilmez. Super fast bu hızı ayrıca vurgular, ancak ifadenin kendi parçası değildir. Tek bir mesaj için shoot off an email, birden fazla mesaj için shoot off a few emails denebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede birkaç e-postayı hızlıca göndermek anlamına gelen gündelik bir ifade vardır?

  1. I'll sort through a few emails before lunch.
  2. I'll print out a few emails before lunch.
  3. I'll shoot off a few emails before lunch.
Cevabı göster

I'll shoot off a few emails before lunch.

and appear rich,

4:43

ve zengin görünmeni sağlasa da

it is important to take them out daily,

4:44

onları her gün çıkarmak,

Dilbilgisi

even though ... it is important to: tavsiyeden önce ödün verme

Even though + yan cümle, ardından gelen tavsiyeyi daha az beklenir hâle getirebilecek bir gerçeği veya bakış açısını sunar. Burada konuşmacı önce komik bir abartıyla AirPods kullanmanın çekici yanlarını kabul eder, ardından ana cümlede asıl tavsiyeyi verir. It is important to + fiilin yalın biçimi, bir eylemin önemini kişisiz biçimde değerlendirir. Bu iki yapı birleştiğinde, kabul edilen avantaja rağmen sonraki eylemin hâlâ önemli olduğu anlamı ortaya çıkar. Böylece konuşmacı dikkati ana noktaya çevirmeden önce dengeli bir yaklaşım sergileyebilir.

Alıştırma

Cümleyi even though ... it is important to kalıbıyla tamamlayın: ____ online banking is convenient, ____ check the recipient's name before sending money.

Cevabı göster

Even though · it is important to

listen to them at an appropriate volume,

4:46

onları uygun bir ses seviyesinde dinlemek

and don't sleep with them in,

4:48

ve onlarla uyumamak önemlidir;

unless, of course,

4:49

tabii, şu durum hariç:

you are looking for a little late-night snack. Deyimler

4:50

gece yarısı küçük bir atıştırmalık arıyorsan.

Deyimler

looking for a little late-night snack ifadesinin ironik anlamı

Kelimesi kelimesine looking for a little late-night snack, gece küçük bir şeyler yemek istemek anlamına gelir. Burada snack, birinin uyurken yanlışlıkla yutabileceği AirPod'u şakayla yiyecekmiş gibi gösterir. Konuşmacı AirPods yemeyi önermiyor. unless yan cümlesi, istenmeyen kazayı dinleyicinin seçebileceği bir şeymiş gibi göstererek ciddi bir uyarıyı kara mizaha dönüştürüyor. Şakayı anlamak için sıradan yiyecek ifadesini daha önceki AirPod yutma hikâyesiyle ilişkilendirin.

Alıştırma

Birinin uyurken yanlışlıkla kulaklık yuttuğunu anlattıktan sonra konuşmacı şöyle diyor: "Don't sleep with them in unless, of course, you are looking for a little late-night snack." Konuşmacı gerçekte ne yapıyor?

  1. AirPods'u aç birine yiyecek olarak önermek.
  2. Müziğin gece yiyecek bulmaya yardımcı olduğunu söylemek.
  3. Uyku sırasında bir kulaklığın yutulabileceği konusunda şakayla uyarmak.
  4. AirPods'un gece boyunca şarj edilmesi gerektiğini açıklamak.
Cevabı göster

Uyku sırasında bir kulaklığın yutulabileceği konusunda şakayla uyarmak.

Now that you know to keep your AirPods low Dilbilgisi

4:53

Artık AirPods'larının sesini düşük tutman gerektiğini

and you take them out to charge,

4:55

ve şarj etmek için onları çıkarman gerektiğini bildiğine göre,

they're safe to use.

4:56

güvenle kullanabilirsin.

Dilbilgisi

Now that: yeni oluşmuş bir neden

Now that, artık gerçek olan veya şimdi anlaşılmış bir durumu tanıtır. Bu cümlede dinleyici artık güvenlik adımlarını biliyor ve bu yeni arka plan AirPods'un güvenle kullanılabileceği sonucunu destekliyor. Yapı Now that + yan cümle, ana cümle şeklindedir. Genellikle zaman ve neden anlamını birleştirir: “bu artık doğru, dolayısıyla...”. Yalnızca now, yani “şimdi” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Bu artık gerçek olduğu için” anlamındaki iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: ____ you have the key, you can open the door.

Cevabı göster

Now that

Would you ever use AirPods?

4:57

Hiç AirPods kullanır mıydın?

No.

4:58

Hayır.

Because I'm Android for life. Kalıp ifadeler

4:59

Çünkü ben ömür boyu Android'çiyim.

Kalıp ifadeler

X for life: ömür boyu Android

Sloganı andıran X for life kalıbında X bir marka, takım, hobi ya da grubu adlandırır; for life ise çok güçlü ve uzun süreli bağlılık bildirir. Burada X, Android olduğu için konuşmacı Android'i yalnızca şu anki telefon tercihi değil, kalıcı bir kimlik gibi sunuyor. Bu ifade çoğu zaman şakacı veya abartılıdır. Kelimesi kelimesine değiştirilemez bir ömür boyu sözden çok, “Kesinlikle bu taraftayım ve değiştirmeyi düşünmüyorum” şeklinde anlaşılmalıdır.

Alıştırma

“Hayatımın geri kalanı boyunca” anlamına gelen ifadeyle bu şakacı bağlılık bildirimini tamamlayın: No other team for me—Falcons ____.

Cevabı göster

for life

Okay, awkward.

5:01

Tamam, tuhaf oldu.

Greg, those aren't even AirPods.

5:03

Greg, onlar AirPods bile değil.

They are now.

5:06

Artık AirPods oldular.

Thanks for watching.

5:07

İzlediğin için teşekkürler.

If you're interested in more ear stuff,

5:07

Kulaklarla ilgili daha fazla şey ilgini çekiyorsa,

we actually have a really popular ear test video

5:10

aslında oldukça popüler bir kulak testi videomuz var;

to figure out how old your ears are.

5:12

kulaklarının kaç yaşında olduğunu öğrenebilirsin.

They even documented on Modern Family back in the day. Deyimler

5:13

Hatta zamanında Modern Family'de bile buna yer vermişlerdi.

Deyimler

Back in the day: belirtilmemiş eski bir dönem

Back in the day, “geçmişteki daha eski bir dönemde” anlamına gelen gündelik bir zaman ifadesidir. Tarihi bilerek belirsiz bırakır ve anıya çoğu zaman nostaljik ya da eski zamanları çağrıştıran bir hava katar. Bu cümlede Modern Family göndermesini daha eski bir döneme yerleştirir; bugün daha erken bir saati veya belirli bir günü anlatmaz.

Alıştırma

Dersteki gündelik ve nostaljik ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: We rented movies from a video store ____.

Cevabı göster

back in the day

Is that show still on? Kelime

5:16

O dizi hâlâ devam ediyor mu?

Kelime

Bir TV programının yayınının sürüp sürmediğini sormak için still on kullanımı

Bu medya bağlamında still on, programın devam eden bir dizi veya program olarak hâlâ yayında olup olmadığını sorar. still önceki bir zamandan beri sürmeyi, on ise güncel yayın akışında yer almaya devam etmeyi ifade eder. Konuşan kişi, bir bölümün tam o anda ekranda oynayıp oynamadığını sormaz. Soru çoğu zaman “Bu programın yeni bölümleri hâlâ yapılıyor veya yayımlanıyor mu?” anlamını ima eder; ancak daha genel olarak programın yayınının sürüp sürmediğini de sorabilir.

Alıştırma

Bir televizyon dizisinin belirli bir bölümünün şu anda oynayıp oynamadığını değil, dizinin yayın hayatının sürüp sürmediğini sormak istiyorsunuz. En uygun soru hangisidir?

  1. Is that series on now?
  2. Is that series still on?
  3. Is that series turned on?
Cevabı göster

Is that series still on?

Make sure you like and subscribe,

5:17

Beğenmeyi ve abone olmayı unutma,

and we'll see you next week.

5:18

gelecek hafta görüşürüz.