Ortalama Bir Amerikalı vs Ortalama Bir Meksikalı - İnsan Karşılaştırması: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.295 kelime 192 kel/dk

Video özeti: Video ABD ile Meksika'yı nüfus, kültür, gelir, çalışma ve mutluluk açısından karşılaştırır; sonunda olumsuz haberleri topluluk yaşamıyla karşılaştırır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “You might think” / “but that's not exactly the case.” — Söylem, anlatı ve retorik: sezgisel bir beklenti kurup düzelterek dengeli bir karşılaştırma oluşturun. 2. “takes into account” — Deyimsel fiiller: bir sıralamanın birden çok etkeni dikkate aldığını araştırma ve raporlarda ifade edin. 3. “joie de vivre.” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: İngilizcede kullanılan bu Fransızca ifadeyi, gündelik yaşamdan canlı biçimde zevk almayı kültürel bir tonla anlatan söz olarak tanıyın.

Bu derste

The nearly 2,000 mi United States border with Mexico

0:00

Amerika Birleşik Devletleri'nin Meksika ile olan yaklaşık 2.000 millik sınırı

is the most frequently crossed border in the world.

0:03

dünyada en sık geçilen sınırdır.

According to the BBC,

0:05

BBC'ye göre,

the border between Tijuana and San Diego is the busiest land border crossing anywhere.

0:06

Tijuana ve San Diego arasındaki sınır, dünyadaki en işlek kara sınırı geçişidir.

You might think this close proximity and the fact that people are continually moving between the countries Anlatım akışı

0:11

Bu yakınlığın ve insanların iki ülke arasında sürekli hareket halinde olmasının

should mean the two nations have a lot in common, Kalıp ifadeler

0:15

iki ulusun pek çok ortak noktaya sahip olduğu anlamına gelmesi gerektiğini düşünebilirsiniz,

Kalıp ifadeler

have a lot in common: birçok ortak özelliğe sahip olmak

have a lot in common, “birçok özellik, ilgi alanı, deneyim veya başka niteliği paylaşmak” anlamına gelir. Bu cümlede iki ülke karşılaştırılır ve a lot, paylaşmaları beklenen çok sayıdaki özelliği ifade eder. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı A and B + have + a lot/something/nothing + in common şeklindedir. in common bu yapının sonunda kalır; “ortak” anlamındadır, “kamusal bir yerde” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi “birçok özelliği paylaşmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Although Mia and her new roommate grew up in different places, they ____.

Cevabı göster

have a lot in common

but that's not exactly the case.

0:17

ancak durum pek de öyle değil.

Anlatım akışı

You might think ... but that's not exactly the case: beklenti ve düzeltme

You might think, dinleyicinin az önce verilen bilgilerden çıkarabileceği makul bir sonucu öne sürer. Buradaki temel işlevi, birinin böyle düşünme olasılığını sormak değil, dinleyicinin bekleyebileceği görüşü geçici olarak onun adına dile getirmektir. but that's not exactly the case bir dönüşü bildirir ve bu beklentiyi nazikçe düzeltir. İki bölüm birlikte bir “beklenti—düzeltme” düzeni oluşturur: önce açık görünen çıkarım sunulur, ardından gerçek durumun daha karmaşık olduğu gösterilir.

Alıştırma

Hangi cümle önce makul bir beklenti sunup ardından bunu nazikçe düzeltiyor?

  1. The train is cheaper, and it is also much slower.
  2. Because the train is cheaper, everyone knows it must be slower.
  3. You might think the cheaper train is slower, but that's not exactly the case.
Cevabı göster

You might think the cheaper train is slower, but that's not exactly the case.

The US probably has more in common with the UK,

0:19

ABD'nin muhtemelen İngiltere ile daha çok ortak noktası vardır,

a country that lies over 4,000 mi across the ocean.

0:21

ki o okyanusun ötesinde 4.000 milden fazla uzaklıkta olan bir ülkedir.

Mexico's many indigenous civilizations were colonized by the Spanish in the 16th century,

0:24

Meksika'nın birçok yerli uygarlığı 16. yüzyılda İspanyollar tarafından sömürgeleştirilmişken,

while the USA was a colony of Great Britain.

0:29

ABD, Büyük Britanya'nın bir kolonisiydi.

This made all the difference, Deyimler

0:31

Tüm farkı yaratan da buydu,

Deyimler

made all the difference: belirleyici oldu

Burada made all the difference, “sonuç üzerinde belirleyici bir etkisi oldu” demektir. This, iki ülkenin farklı sömürge geçmişlerine gönderme yapar: bu etken, yalnızca küçük bir fark yaratmakla kalmayıp sonraki gelişmeleri güçlü biçimde şekillendirmiştir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp make/made all the difference şeklindedir. Özne en önemli etkeni belirtir ve bu ifade, o etken olmasaydı sonucun belirgin biçimde farklı olacağını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle bir etkenin yalnızca bir miktar etkisi olduğunu değil, belirleyici bir etkisi olduğunu en açık biçimde söyler?

  1. The extra hour showed a difference.
  2. The extra hour made a difference.
  3. The extra hour made all the difference.
Cevabı göster

The extra hour made all the difference.

and today we will discuss these many differences in this episode of The Infographics Show,

0:32

ve bugün The Infographics Show'un bu bölümünde bu birçok farkı tartışacağız,

The Average American versus The Average Mexican.

0:36

Ortalama Bir Amerikalı ile Ortalama Bir Meksikalı Karşı Karşıya.

Don't forget to subscribe and click the bell button

0:39

Abone olmayı ve zil düğmesine tıklamayı unutmayın

so that you can be part of our notifications squad.

0:40

böylece bildirim ekibimizin bir parçası olabilirsiniz.

First of all, let's have a quick look at the two countries our citizens call home. Anlatım akışı

0:42

Öncelikle vatandaşlarımızın ev dedikleri bu iki ülkeye hızlıca bir göz atalım.

Anlatım akışı

First of all: ilk adımı gösteren sıralama ifadesi

Burada First of all, düzenli bir açıklamanın ilk adımını bildiren bir yönlendirme ifadesi, yani söylem belirtecidir. Genel konudan iki ülkenin ilk karşılaştırmasına geçiş yapar ve dinleyenleri sonraki maddelere hazırlar. Cümlenin başında ve ardından virgül gelecek şekilde kullanıldığında, bir olayın ne zaman olduğunu anlatmak yerine bilgileri düzenler. Başka bağlamlarda en önemli nedeni de tanıtabilir, ancak burada görevi sıralama yapmaktır.

Alıştırma

Birkaç kontrol içeren bir sunuma başlıyorsunuz. Hangi cümle ilk adımı doğal biçimde tanıtır?

  1. First of all, let's check the dates.
  2. First time, let's check the dates.
  3. At first, the dates looked correct.
Cevabı göster

First of all, let's check the dates.

The USA is the third, some sources say fourth,

0:46

ABD, bazı kaynaklara göre dünyanın en büyük dördüncü,

largest country in the world with a land mass of 3,796,742 sq mi.

0:48

ve 3.796.742 mil karelik bir yüzölçümüne sahip üçüncü büyük ülkesidir.

Today, it has a population of 325,365,189 people,

0:54

Bugün, 325.365.189 kişilik bir nüfusa sahiptir,

making it the third most populated country on the planet. Dilbilgisi

1:00

bu da onu gezegendeki en kalabalık üçüncü ülke yapmaktadır.

Dilbilgisi

..., making it the third most populated country: ortaçla sonuç belirtme

Burada making, önceki yan cümlede verilen nüfus bilgisinin sonucunu getirir. “Ve bunun sonucunda onu ... yapar” anlamındadır; birinin gerçekten bir ülke ürettiği anlamına gelmez. it zamiri ABD'yi belirtir. Kısa kalıp “tam yan cümle + virgül + making + nesne + tümleç” şeklindedir. making it the third most populated country ifadesinde it nesnedir ve sıralamayı belirten ifade onun tümlecidir. Böylece bilgi ile sonucu yeni bir cümle başlatmadan bağlayabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi make ve it zamiriyle kurulan sonuç yapısını kullanarak tamamlayın: The city gained 500,000 residents, ____ the largest in the region.

Cevabı göster

making it

Mexico has a land mass of 761,610 sq mi,

1:03

Meksika'nın 761.610 mil karelik bir yüzölçümü vardır,

making it the 13th largest country in the world.

1:08

bu da onu dünyanın en büyük 13. ülkesi yapar.

The population is 129,669,477 people,

1:10

Nüfusu 129.669.477 kişidir,

making it the 10th most populated country in the world.

1:15

bu da onu dünyanın en kalabalık 10. ülkesi yapmaktadır.

So, who are these people?

1:18

Peki kim bu insanlar?

The USA is said to be 72.4% white. Dilbilgisi

1:19

ABD'nin %72,4'ünün beyaz olduğu söylenmektedir.

Dilbilgisi

is said to be: kaynağı belirtilmeyen bir bilgiyi aktarma

The USA is said to be 72.4% white cümlesinde is said to be, “özne + be + said + to be + tanım” biçiminde edilgen bir aktarım yapısıdır. Belirli bir kaynak adı vermeden insanların veya kaynakların bu oranı bildirdiğini ifade eder. Bu ifade, konuşan kişiyle iddia arasına mesafe koyar. Yüzdeyi konuşanın bizzat doğruladığı bir bilgi olarak değil, başkalarının bildirdiği bir tahmin olarak sunar.

Alıştırma

Bir yazar, belirtilmemiş kişilerin söylediklerini aktarmak istiyor; bunu bilinen bir gerçek veya hesaplanmış bir tahmin olarak sunmak istemiyor. Hangi cümle uygun yapıyı kullanır?

  1. The island is said to be home to 20,000 people.
  2. The island is estimated to be home to about 20,000 people.
  3. The island is known to be home to 20,000 people.
Cevabı göster

The island is said to be home to 20,000 people.

Other sources have put this estimate as high as 77%.

1:22

Diğer kaynaklar bu tahmini %77'ye kadar çıkarmaktadır.

What we do know is that most of these white Americans identify as having ancestry Kalıp ifadeler

1:25

Kesin olarak bildiğimiz şey, bu beyaz Amerikalıların çoğunun soylarını

from England, Scotland, Ireland, Germany,

1:29

İngiltere, İskoçya, İrlanda, Almanya,

France, Italy, Poland, and the Netherlands

1:31

Fransa, İtalya, Polonya ve Hollanda'nın yanı sıra

among many other European countries.

1:33

diğer birçok Avrupa ülkesine dayandırdığıdır.

Kalıp ifadeler

identify as having ancestry from: kişinin beyan ettiği aile kökleri

Bu cümlede identify as having ancestry from, “kendisini belirli bir yerde aile kökleri olan biri olarak tanımlamak” anlamına gelir. Kalıp identify as + having ancestry from + yer şeklindedir. Bu ifade, soyu kişinin kendi tanımlaması olarak sunar. Kişinin o yerde doğduğunu, yaşadığını veya o yerin vatandaşı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıp identify as having ancestry from ile tamamlayın: In the survey, many respondents ____ Poland.

Cevabı göster

identify as having ancestry from

The US Census Bureau states that the next largest ethnic group is Hispanic or Latino

1:35

ABD Nüfus Sayım Bürosu, bir sonraki en büyük etnik grubun İspanyol veya Latin olduğunu

at around 17.6% of the population,

1:40

ve nüfusun yaklaşık %17,6'sını oluşturduğunu belirtiyor;

followed by black, 13.3%, Dilbilgisi

1:42

bunu %13,3 ile siyahiler,

Asian, 5.6%, and Native American, 1.2%.

1:45

%5,6 ile Asyalılar ve %1,2 ile Amerikan Yerlileri takip etmektedir.

Dilbilgisi

followed by: sıralamadaki sonraki ögeyi gösterme

Burada followed by, sıralamada daha sonra gelen ögeyi tanıtır. Dizinin bu bölümünde önce Hispanik veya Latinler, ardından siyahlar, Asyalılar ve Amerika Yerlileri listelenir. Dil bilgisi açısından followed, kısaltılmış bir edilgen yapıdaki geçmiş zaman ortacıdır: X, followed by Y, X, which is followed by Y anlamına gelir. Bu yapı, bir raporun tam bir fiili tekrar etmeden listeye devam etmesini sağlar.

Alıştırma

Sıralamayı hedef ifadeyle tamamlayın: Canada ranked third, ____ Spain in fourth place.

Cevabı göster

followed by

Multiracial, meaning people that identify as having mixed ancestry,

1:49

Çok ırklı, yani melez soylara sahip olduğunu belirten kişiler ise

is around 2.6%.

1:53

yaklaşık %2,6 civarındadır.

US Census Bureau data also stated in 2016 that 5.6 million Mexican nationals

1:54

ABD Nüfus Sayım Bürosu verileri ayrıca 2016 yılında 5,6 milyon Meksika vatandaşının

were residing in the US without authorization. Kelime

1:59

ABD'de izinsiz ikamet ettiğini belirtmiştir.

Kelime

Hukuki statü haberlerinde without authorization

Bu cümlede without authorization, Amerika Birleşik Devletleri'nde ikamet etmek için yasal izne sahip olmamak anlamına gelir. Bir yasa veya kurumun izin verip vermediğini anlatan resmî ve idari bir ifadedir. Bu ifade, izin bulunmaması durumunu nispeten tarafsız kurumsal terimlerle aktarır. Kişinin niyetine veya karakterine değil, iznin bulunup bulunmadığına odaklanır.

Alıştırma

Amerika Birleşik Devletleri'nde ikamet etmeyle ilgili cümlede without authorization en doğru olarak ne anlama gelir?

  1. Herhangi bir kimlik belgesi taşımadan
  2. Bir arkadaşından onay istemeden
  3. Orada ikamet etmek için yasal izin olmadan
  4. Yerel gelenekleri bilmeden
Cevabı göster

Orada ikamet etmek için yasal izin olmadan

As for Mexico, the largest ethnic group there identify as mestizo.

2:02

Meksika'ya gelince, oradaki en büyük etnik grup kendini melez (mestizo) olarak tanımlamaktadır.

Mestizo is a group, around 62% of the country, Kültür

2:05

Melezler, ülke nüfusunun yaklaşık %62'sini oluşturan,

that are of mixed ethnicity between the indigenous people of a country and the Europeans.

2:08

bir ülkenin yerli halkı ile Avrupalılar arasında karışık etnik kökene sahip bir gruptur.

Kültür

Latin Amerika'ya özgü tarihsel ve toplumsal bir kategori olarak Mestizo

Bu cümlede Mestizo, hem Yerli hem de Avrupalı kökenlere sahip kişiler için birçok Latin Amerika tarihsel ve toplumsal bağlamında kullanılan bir nüfus kategorisini ifade eder. Terim sömürge dönemi sınıflandırma sistemleri içinde gelişmiş, daha sonra ulusal kimlik ve nüfus sayımı verileriyle ilgili tartışmalarda yer almıştır. Kapsamı her yerde aynı değildir: ülke, tarihsel dönem ve kişisel kimlik, terimin nasıl anlaşıldığını değiştirebilir. Bireylere otomatik olarak uygulanacak evrensel bir biyolojik kategori değil, bağlama bağlı toplumsal ve tarihsel bir etikettir.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: Mestizo, bölge veya kişinin kendi kimlik tanımı ne olursa olsun karma kökenli herhangi biri için evrensel bir biyolojik etiket olarak kullanılabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

The next largest group at 27% of the population are Amerindians,

2:12

Nüfusun %27'si ile bir sonraki en büyük grup, Amerikan Yerlilerine

which can draw comparisons to Native American Indians. Kalıp ifadeler

2:17

benzetilebilecek Amerindiyenlerdir.

Kalıp ifadeler

draw comparisons to: karşılaştırmaya yol açmak

Bu cümlede draw comparisons to, “insanların bir şeyle olan benzerlikleri fark etmesine yol açmak” anlamına gelir. İlgi zamiri which, daha önce sözü edilen Amerindians ifadesine gönderme yapar; yani onların Native American Indians ile karşılaştırılabileceği anlatılır. Burada draw, resim çizmek anlamına gelmez. X draws comparisons to Y kalıbında X, karşılaştırmayı ortaya çıkaran şeydir; karşılaştırmayı yapan kişinin adı belirtilmeyebilir.

Alıştırma

Cümleyi “insanların onu bir şeyle karşılaştırmasına yol açmak” anlamındaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın. Its rounded shape may ____ classic cars from the 1960s.

Cevabı göster

draw comparisons to

Think of the Mayas from the Yucatan or Chiapas

2:19

Yucatan veya Chiapas'taki Mayaları

or the Nahuas, descendants of the Aztecs.

2:22

veya Azteklerin soyundan gelen Nahuaları düşünün.

White or European Mexicans make up 9% of the population, Öbek fiiller

2:24

Beyaz veya Avrupalı Meksikalılar nüfusun %9'unu oluştururken,

Öbek fiiller

make up: bir parçanın bütündeki yüzdesini belirtmek

Burada make up, “oluşturmak” veya “bir bütünün parçasını meydana getirmek” anlamına gelir. White or European Mexicans parçayı, 9% oranı, the population ise bütünü gösterir. Başka cümlelerde de kullanılabilen kalıp A makes/make up X% of B şeklindedir. A tekilse makes up, çoğulsa make up kullanın.

Alıştırma

Cümleyi “oluşturmak” anlamındaki iki kelimelik İngilizce öbek fiille tamamlayın. In this survey, electric cars ____ 12% of all vehicles counted.

Cevabı göster

make up

while black Mexicans and Arab Mexicans are thought to make up about 1% each of the population.

2:28

Siyahi Meksikalılar ile Arap Meksikalıların her birinin nüfusun yaklaşık %1'ini oluşturduğu düşünülmektedir.

With mixed ethnicity comes mixed religions, Dilbilgisi

2:33

Karışık etnik yapı beraberinde karışık dinleri de getirir,

Dilbilgisi

With X comes Y: bir durumu beraberinde gelen sonuçla ilişkilendirmek

With X comes Y, X var olduğunda veya geliştiğinde Y'nin ona eşlik ettiği ya da onun sonucu olarak ortaya çıktığı anlamına gelir. Cümle önce X'i çerçeve olarak verir, ardından Y'yi önemli yeni bilgi olarak sunar. Bu bir devrik yapıdır. Daha sıradan sözcük dizilişi Y comes with X şeklindedir. Özenli standart İngilizcede fiil, kendisinden sonra gelen özneyle uyum gösterir; bu yüzden çoğul mixed religions normalde come alır: With mixed ethnicity come mixed religions.

Alıştırma

Devrik With X comes Y yapısında doğru fiili kullanarak cümleyi tamamlayın: With greater freedom ____ greater responsibility.

Cevabı göster

comes

and the USA has quite a few on the go. Deyimler

2:35

ve ABD'de bunlardan oldukça fazla var.

Deyimler

have ... on the go: birkaç şeyi aynı anda faal tutmak

On the go çoğu zaman meşgul veya sürekli hareketli bir kişiyi anlatır. Ancak have something on the go yapısında bir şeyin sürmekte, işlemekte ya da faal olduğunu belirtir. Burada quite a few, önceki cümledeki quite a few religions ifadesinin yerini tutar. ABD'de birçok dinin aynı anda faal olduğunu bu şekilde söylemek hafif ve esprili bir ton yaratır; dinlerin seyahat ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede on the go ne anlama gelir: The studio has several new shows on the go?

  1. Programlar başka bir yere seyahat ediyor.
  2. Stüdyo programları kalıcı olarak iptal etti.
  3. Stüdyonun yapım aşamasında birkaç yeni programı var.
Cevabı göster

Stüdyonun yapım aşamasında birkaç yeni programı var.

Nonetheless, the USA is said to be the world's biggest Christian population,

2:37

Bununla birlikte, ABD'nin dünyanın en büyük Hıristiyan nüfusu olduğu söylenir

many of whom are still quite devout compared to their European counterparts.

2:41

ve bunların çoğu Avrupalı meslektaşlarına kıyasla hala oldukça dindardır.

More than 70% of Americans say they are Christian,

2:44

Amerikalıların %70'inden fazlası Hıristiyan olduklarını söylerken,

and the next largest group at around 23% aren't really anything at all.

2:47

yaklaşık %23'lük ikinci en büyük grup hiçbir inanca sahip değildir.

Much smaller groups of people are Muslim, Jewish, Hindu, and Buddhist.

2:51

Çok daha küçük gruplar ise Müslüman, Yahudi, Hindu ve Budistlerden oluşur.

Mexico is quite similar in this respect, with 93% of the population identifying as Christian. Kalıp ifadeler

2:54

Meksika da bu açıdan oldukça benzerdir ve nüfusun %93'ü Hıristiyan olduğunu belirtir.

Kalıp ifadeler

in this respect: karşılaştırmayı tek bir yönle sınırlamak

In this respect, “bu belirli açıdan” anlamına gelir. Burada quite similar ifadesinin kapsamını konuşulan dinî yapıyla sınırlar. Meksika ile Amerika Birleşik Devletleri’nin her açıdan benzer olduğunu söylemez. Bu ifade, bağlamdan zaten belli olan bir yöne gönderme yapar. Bir karşılaştırmanın veya iddianın tam olarak hangi açıdan geçerli olduğunu sınırlamak istediğinizde kullanılır.

Alıştırma

Hangi seçenek, karşılaştırmayı daha önce belirtilmiş tek bir yönle sınırlamak için in this respect ifadesini kullanıyor?

  1. The phones are alike in every respect.
  2. With respect to the phones, both batteries last two days.
  3. Both batteries last two days, and in this respect the phones are alike.
Cevabı göster

Both batteries last two days, and in this respect the phones are alike.

The only difference is that 82.7% say they are Catholic,

2:59

Tek fark, %82,7'sinin Katolik olduğunu söylemesi,

while other Christian denominations make up around 12%.

3:02

diğer Hıristiyan mezheplerinin ise yaklaşık %12'yi oluşturmasıdır.

It's thought that only 20.8% of Americans are Catholics.

3:05

Amerikalıların yalnızca %20,8'inin Katolik olduğu düşünülmektedir.

About 4.7% of Mexicans have taken the don't believe or don't know what to think route, Deyimler

3:09

Meksikalıların yaklaşık %4,7'si inanmama ya da ne düşüneceğini bilmeme yolunu seçmişken,

Deyimler

take the ... route: bir yaklaşım seçmek

Take the ... route, “… seçeneğini veya yaklaşımını seçmek ya da izlemek” anlamına gelir. Buradaki route gerçek bir yol değil, mecazdır. Route sözcüğünden önceki uzun ifade, inanmama veya ne düşüneceğini bilmeme tutumu için alıntı benzeri bir etiket görevi görür. Bu mecaz, bir seçeneği birkaç yoldan biri gibi sunar. Have taken yapısındaki present perfect, bunu grubun şu anda anlatılan duruma kadar izlediği yol olarak gösterir.

Alıştırma

Hangi seçenek, hassas bir kimliği gelişigüzel etiketlemeden, seçilmiş bir yaklaşımı anlatmak için take the ... route ifadesini doğal biçimde kullanıyor?

  1. Our team took the low-cost route and repaired the equipment.
  2. The bus took the don't believe route through downtown.
  3. The official form calls every unsure person the 'don't know route.'
Cevabı göster

Our team took the low-cost route and repaired the equipment.

while Judaism, Islam, Buddhism, and native religions make up a very small percentage.

3:14

Yahudilik, İslam, Budizm ve yerel dinler çok küçük bir yüzdeyi oluşturur.

Mexicans predominantly speak Spanish, but some people are bilingual or even trilingual,

3:18

Meksikalılar ağırlıklı olarak İspanyolca konuşur, ancak bazı insanlar iki veya üç dil bilir;

speaking also English and or a native language.

3:22

ayrıca İngilizce ve/veya yerel bir dil de konuşurlar.

The vast majority of Americans are English speakers,

3:25

Amerikalıların büyük çoğunluğu İngilizce konuşur,

although almost 40 million people say their mother tongue is Spanish. Kalıp ifadeler

3:27

ancak yaklaşık 40 milyon kişi anadillerinin İspanyolca olduğunu söyler.

Kalıp ifadeler

Mother tongue: ana dil

Mother tongue, bir kişinin çocukken ilk öğrendiği ve kullandığı dili anlatan kalıplaşmış bir isim öbeğidir. Burada ankete katılanların kendi ilk dilleri olarak bildirdiği dili belirtir; kişinin annesinin konuştuğu dil anlamına gelmez. Gerçek anketlerde kategorinin kesin tanımı değişebilir. Çok dilli bir kişinin birden fazla ana dili olabilir ve şu anda evde kullandığı dil farklı olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede mother tongue amaçlanan anlamda kullanılmıştır?

  1. Spanish is Elena's mother tongue because only her mother speaks it.
  2. Spanish is Elena's home language, so it must have been the first language she learned.
  3. Spanish is Elena's mother tongue; she learned it from early childhood.
Cevabı göster

Spanish is Elena's mother tongue; she learned it from early childhood.

Smaller groups state that they are Chinese, French, Tagalog,

3:31

Daha küçük gruplar, kişi sayısı açısından sırasıyla

Vietnamese, Korean, and German speakers

3:33

Çince, Fransızca, Tagalogca,

in that order in terms of numbers. Kalıp ifadeler

3:35

Vietnamca, Korece ve Almanca konuştuklarını belirtir.

Kalıp ifadeler

In that order in terms of numbers: sıra ve sayı ölçütü

Bu ifadenin iki görevi vardır. In that order, az önce belirtilen ögelere geri döner ve sıralamanın aynı dizilişi izlediğini söyler. In terms of numbers, bu sıralamanın dayanağını, yani her gruptaki kişi sayısını belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp in that order in terms of + ölçüt biçimindedir ve hem sırayı hem de ölçütü bildirir.

Alıştırma

Cümleyi in that order in terms of + measure kalıbıyla tamamlayın. Ölçüt olarak passenger numbers kullanın: The Red, Blue, and Green lines rank first, second, and third, ____.

Cevabı göster

in that order in terms of passenger numbers

What about the demographics of these people?

3:37

Peki ya bu insanların demografik yapıları?

Well, the median age in the USA is currently 37.8 years old.

3:39

Şu anda ABD'de ortanca yaş 37,8'dir.

Life expectancy in the US is currently 79.8 for both sexes,

3:43

ABD'de yaşam beklentisi her iki cinsiyet için de şu anda 79,8 olup,

which is the 42nd highest in the world.

3:47

bu oran dünyadaki en yüksek 42. orandır.

The highest is Monaco at the ripe old age of 89.5. Deyimler

3:49

En yüksek oran 89,5 gibi olgun bir yaşla Monako'ya aittir.

Deyimler

at the ripe old age of: ileri yaşı esprili biçimde vurgulama

At the ripe old age of + bir yaş, birinin etkileyici derecede ileri bir yaşa ulaştığını esprili biçimde anlatır. Ripe burada mecazidir: meyvenin yenmeye hazır olması değil, tamamen olgunlaşma fikrini taşır. Anlatıcı burada genellikle insanlar için kullanılan bu ifadeyi Monako'nun ortalama yaşam süresine uyguluyor. Bu kişileştirme istatistiği hem esprili hem de etkileyici gösterir; Monako ülkesinin kendisinin 89,5 yaşında olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Ripe sözcüğünü kullanarak etkileyici derecede ileri bir yaşı vurgulayan tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: My laptop finally retired ____ twelve.

Cevabı göster

at the ripe old age of

Average life expectancy in Mexico is 75.9,

3:53

Meksika'da ortalama yaşam beklentisi 75,9 ile

the 93rd highest in the world.

3:55

dünyadaki en yüksek 93. orandır.

The median age in Mexico is 27.9 years old.

3:57

Meksika'da ortanca yaş 27,9'dur.

As for what we look like, the average American man is 5 ft 9 or 9 and 1/2 in.

4:00

Görünüşümüze gelince, ortalama bir Amerikan erkeği 5 fit 9 veya 9 buçuk inç boyundadır.

He weighs 195.5 lb according to the Center for Disease Control.

4:05

Hastalık Kontrol Merkezi'ne göre 195,5 lb ağırlığındadır.

The average American woman, according to the same source, is 5 ft 4 in,

4:09

Aynı kaynağa göre ortalama bir Amerikan kadını 5 fit 4 inç boyunda

and she weighs on average 168.5 lb.

4:12

ve ortalama 168,5 lb ağırlığındadır.

The average Mexican man stands at 5 ft 5 and 1/2 in

4:15

Ortalama bir Meksikalı erkeğin boyu 5 fit 5 buçuk inç

and weighs around 165 lb.

4:18

ve ağırlığı 165 lb civarındadır.

We must point out here that sources are all over the place on this average. Deyimler

4:20

Burada kaynakların bu ortalama konusunda oldukça tutarsız olduğunu belirtmeliyiz.

Deyimler

all over the place: büyük ölçüde tutarsız sonuçlar

All over the place, nesnelerin etrafa dağılmış veya düzensiz olduğunu anlatabilir. Kaynaklar, tahminler, rakamlar ya da görüşlerle kullanıldığında genellikle bunların birbirinden çok farklı ve tutarlı bir düzenden yoksun olduğunu belirtir. Bu cümlede kaynaklar ortalama için çok farklı değerler veriyor. İfade, kaynakların fiziksel olarak nerede bulunduğunu değil, verilerdeki uyuşmazlığı anlatıyor.

Alıştırma

The estimates are all over the place cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?

  1. Birçok farklı fiziksel yerde saklanırlar.
  2. Birbirlerinden büyük ölçüde farklıdırlar.
  3. Hepsi tamamen aynıdır.
Cevabı göster

Birbirlerinden büyük ölçüde farklıdırlar.

The average Mexican woman stands at around 5 ft 2 in

4:24

Ortalama bir Meksikalı kadın yaklaşık 5 fit 2 inç boyunda

and weighs 151 lb.

4:27

ve 151 lb ağırlığındadır.

Both countries are considered fat.

4:29

Her iki ülkenin de şişman olduğu kabul edilmektedir.

According to the World Health Organization in 2017, 33% of American adults were obese,

4:30

2017 yılında Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, Amerikalı yetişkinlerin %33'ü,

and in Mexico, 32.1% of adults were obese.

4:35

Meksika'da ise yetişkinlerin %32,1'i obezdi.

It seems one thing these nations have in common is a love of overeating.

4:38

Görünüşe göre bu ülkelerin ortak özelliklerinden biri aşırı yeme tutkusu.

As for how we live, we know that the USA is a far richer country,

4:41

Nasıl yaşadığımıza gelince, ABD'nin çok daha zengin bir ülke olduğunu biliyoruz,

and we know from all our other shows on the topic that the USA has the most billionaires in the world.

4:45

ve konuyla ilgili diğer tüm programlarımızdan ABD'nin dünyadaki en çok milyardere sahip olduğunu biliyoruz.

But what about the average Joe? Deyimler

4:49

Peki ya sıradan insanlar?

Deyimler

average Joe: sıradan bir insan

Burada average Joe, sıradan bir insanı veya halkın tipik bir üyesini ifade eder. Joe belirli bir erkeğin adı değildir. Soru, bu ifadeyi kullanarak odağı çok zengin insanlardan sıradan insanların deneyimlerine çevirir.

Alıştırma

"But what about the average Joe?" cümlesinde average Joe kimi ifade eder?

  1. Joe adlı belirli bir erkek
  2. Halktan sıradan biri
  3. Hukukî bir davadaki kimliği belirsiz bir erkek
Cevabı göster

Halktan sıradan biri

The median annual individual income in the US

4:50

ABD'de ortalama yıllık bireysel gelir

with both men and women taken into account for a 40-hour work week Dilbilgisi

4:52

40 saatlik bir çalışma haftası için kadın ve erkekler hesaba katıldığında

is $44,148 per year,

4:55

2017 Çalışma İstatistikleri Bürosu raporuna göre

according to a 2017 Bureau of Labor Statistics report.

4:59

yılda 44.148 dolardır.

Dilbilgisi

with ... taken into account: edilgen bir with öbeği

Bu ifade with + isim öbeği + geçmiş zaman ortacı kalıbını izler: with both men and women taken into account. Both men and women eylemden etkilenen ögedir; bu nedenle taken into account, iki grubun da hesaplamaya dâhil edildiği anlamına gelir. Bu with öbeği ana cümleye dönüşmeden gelir rakamını anlamak için bir koşul ekler. Ana fiil is'tir; taken ise eklenen öbeğin içindeki geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

"The final estimate, with all fees taken into account, is $500," cümlesinde with öbeği ne yapar?

  1. Ücretlerin hesaplamayı kendilerinin yaptığını söyler.
  2. taken sözcüğünü cümlenin ana fiili yapar.
  3. Bütün ücretlerin dâhil olduğunu söyleyerek bir koşul ekler.
Cevabı göster

Bütün ücretlerin dâhil olduğunu söyleyerek bir koşul ekler.

Mexico's median income was closer to $12,000 per year.

5:02

Meksika'nın ortalama geliri ise yılda 12.000 dolara daha yakındır.

Mexico may have 15 billionaires, some sources say 16,

5:05

Meksika'da 15, bazı kaynaklara göre 16 milyarder olabilir,

but the country has widespread poverty.

5:08

ancak ülkede yaygın bir yoksulluk vardır.

A 2015 report stated that 20% of Mexicans are worth no more than $80

5:10

2015 yılındaki bir raporda Meksikalıların %20'sinin servetinin 80 dolardan fazla olmadığı,

with half of the population living in poverty.

5:15

nüfusun yarısının ise yoksulluk içinde yaşadığı belirtilmiştir.

That 20%, it was reported, don't have the money to eat three meals a day.

5:17

Bu %20'lik kesimin günde üç öğün yemek yiyecek parasının olmadığı bildirilmiştir.

The same report stated that from 34 member countries of the Organization of Economic Cooperation and Development,

5:21

Aynı rapor, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün 34 üye ülkesi arasında,

the gap between wages and hours worked is larger in Mexico than in any other member country.

5:26

Meksika'da ücretler ve çalışılan saatler arasındaki uçurumun diğer tüm üye ülkelerden daha büyük olduğunu belirtmiştir.

To rub salt in the wounds, according to OECD, Deyimler

5:31

Yaraya tuz basmak gerekirse, OECD'ye göre,

that year Mexicans worked on average 2,327 hours,

5:34

o yıl Meksikalılar ortalama 2.327 saat çalışırken,

while Americans worked 1,796 hours.

5:38

Amerikalılar 1.796 saat çalışmıştır.

Deyimler

To rub salt in the wounds: kötü bir durumu daha da ağırlaştırmak

To rub salt in the wounds, zaten acı verici veya zor olan bir duruma yeni bir sorun ya da üzücü bir gerçek ekleyerek durumu daha da kötü hissettirmek anlamına gelir. Burada daha uzun çalışma saatleri, daha önce anlatılan ekonomik dezavantajın üzerine eklenen başka bir kötü haber olarak sunuluyor. Cümlenin başında kullanıldığında bu deyim, dinleyiciye yeni bilgiyi önceki sorunla bağlantılı düşünmesi gerektiğini gösterir. Gerçek tuzdan veya fiziksel yaralardan söz etmeyen mecazi bir ifadedir. Tekil biçimi rub salt in the wound da çok yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede rub salt in the wound doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. After Mia missed the bus, it started raining, which rubbed salt in the wound.
  2. Before anything went wrong, the sunny weather rubbed salt in the wound.
  3. Mia rubbed salt in the wound because the cut needed cleaning.
Cevabı göster

After Mia missed the bus, it started raining, which rubbed salt in the wound.

The United States is seen as a very hardworking country

5:42

ABD de çalışılan saatler ve yapılan tatiller açısından

too in terms of hours worked and holidays taken.

5:44

çok çalışkan bir ülke olarak görülmektedir.

According to the Center for Poverty Research in 2015,

5:46

2015 Yoksulluk Araştırma Merkezi'ne göre,

the official poverty rate in the US was 13.5%.

5:49

ABD'deki resmi yoksulluk oranı %13,5'ti.

Financially, Mexicans seem to have it much harder, Deyimler

5:52

Mali açıdan Meksikalıların işi çok daha zor gibi görünmektedir,

Deyimler

have it much harder: çok daha zor koşullarda olmak

have it much harder ifadesindeki have it hard, zor koşullar altında yaşamak veya hayatını sürdürmek anlamına gelir. it zamiri belirli bir nesneyi göstermez; have it + sıfat kalıbının bir parçasıdır. Burada financially, zorluğu ekonomik koşullarla sınırlar. Harder bu koşulları başka birinin koşullarıyla karşılaştırır, much ise karşılaştırmayı güçlendirir. Dolayısıyla ifade, Meksikalıların önemli ölçüde daha zor ekonomik koşullarla karşı karşıya göründüğünü anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle Leo’nun genel mali koşullarının kız kardeşininkinden daha zor olduğunu anlatır?

  1. Leo finds it hard to understand the tax form.
  2. Leo has a hard time saving enough money each month.
  3. Financially, Leo has it much harder than his sister.
Cevabı göster

Financially, Leo has it much harder than his sister.

but what about happiness levels?

5:54

peki ya mutluluk seviyeleri?

According to the World Happiness Index in 2016,

5:56

Para, iş, yaşam tarzı, güvenlik, özgürlük vb. faktörleri dikkate alan

which takes into account money, work, lifestyle, safety, freedom, etc., Öbek fiiller

5:58

2016 Dünya Mutluluk Endeksi'ne göre,

Öbek fiiller

takes into account: ilgili etkenleri hesaba katmak

“Takes into account”, bir yargıya varırken, hesaplama yaparken veya karar verirken belirli olgu ya da etkenleri değerlendirmeye katmak demektir. Burada mutluluk ölçümü yalnızca tek bir etkene dayanmak yerine para, iş, yaşam tarzı, güvenlik, özgürlük ve başka etkenleri içerir. Yapı take + factors + into account şeklinde olabilir. Buradaki gibi etkenler ifadeden sonra geldiğinde take into account + factors kullanılır: “take into account cost and time”.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Before choosing a campsite, we should ____ the weather and the distance from home.

Cevabı göster

take into account

Denmark is the place to be. Deyimler

6:02

Danimarka yaşanacak en iyi yerdir.

Deyimler

the place to be: en cazip yer

“The place to be”, belirli bir amaç veya zaman için en iyi, en heyecan verici, en moda ya da en çok arzu edilen yer demektir. Burada Danimarka, mutluluk sıralaması ölçütüne göre ideal yer olarak sunuluyor; ifade, kişinin fiziksel olarak orada kalmak zorunda olduğu anlamına gelmiyor. Belirli tanımlık the, bir yeri diğer seçenekler arasında öne çıkarır. Bu değerlendirme konuşanın amacına veya o anki duruma bağlıdır; dolayısıyla kelimesi kelimesine bir talimat değil, coşkulu bir değerlendirmedir.

Alıştırma

“The night market is the place to be on Friday,” cümlesinde “the place to be” ne anlama gelir?

  1. Bir kişinin görev için gitmek zorunda olduğu yerdir.
  2. Özel bir öneri olmadan, yalnızca olası yerlerden biridir.
  3. O durumda en çekici veya en popüler yerdir.
Cevabı göster

O durumda en çekici veya en popüler yerdir.

The USA came 13th on the list, Kelime

6:04

ABD listede 13.,

Kelime

came 13th on the list: listede 13. sırada yer almak

Burada came 13th, öznenin yarışı ya da sıralamayı on üçüncü bitirdiği veya on üçüncü sırada yer aldığı anlamına gelir. Come + sıra sayısı; yarış, müsabaka, anket veya sıralama sonucunu bildirebilir. Bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. On the list, sonucun bulunduğu listeyi veya sıralamayı belirtir. Aynı kalıp came first in the race veya came tenth in the survey gibi ifadelerde de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, come + ordinal şeklindeki iki sözcüklü geçmiş zaman kalıbıyla tamamlayın: In the final race, Leo ____.

Cevabı göster

came second

and Mexico came 21st on the list.

6:06

Meksika ise listede 21. sırada yer aldı.

That isn't bad considering that Mexico ranked higher than the UK.

6:08

Meksika'nın Birleşik Krallık'tan daha üst sıralarda yer aldığı düşünülürse bu hiç de fena sayılmaz.

In 2017, though, Mexico and the UK basically changed places, Kalıp ifadeler

6:11

Ancak 2017'de Meksika ve Birleşik Krallık temelde yer değiştirdi

Kalıp ifadeler

changed places: karşılıklı olarak yer değiştirmek

Bu sıralama bağlamında changed places, Meksika ile Birleşik Krallık'ın listedeki konumlarını karşılıklı olarak değiştirdiği anlamına gelir: daha yukarıda olan aşağı inerken diğeri yukarı çıkmıştır. Ülkelerin coğrafi olarak yer değiştirdiği anlamına gelmez. Bu ifade, iki kişinin koltuklarını veya rollerini değiştirmesini de anlatabilir. Buradaki gibi çoğul bir özne kullanın ya da change places with ile diğer kişiyi belirtin: Ava changed places with Ben.

Alıştırma

İki takım yeni sıralamada birbirinin tersi konumlara geçti. Hangi cümle sıralarını karşılıklı olarak değiştirdiklerini açıkça söyler?

  1. The two teams changed the list.
  2. The two teams changed direction.
  3. The two teams changed places.
Cevabı göster

The two teams changed places.

and United States dropped one place.

6:15

ve ABD bir sıra geriledi.

In spite of low wages in some parts of Mexico being notoriously dangerous,

6:17

Meksika'nın bazı bölgelerinde düşük ücretlerin kötü şöhretli bir şekilde tehlikeli olmasına rağmen,

it does seem that subjective well-being is pretty good.

6:21

öznel refahın oldukça iyi olduğu görülüyor.

And that's what counts, right? Deyimler

6:24

Ve asıl önemli olan da bu, değil mi?

Deyimler

that's what counts, ...: Gerçekten önemli olan

Bu cümlede what counts, “gerçekten önemli olan” veya “sonucu belirleyen şey” anlamına gelir. Sayıları saymakla ilgili değildir. That's what counts, az önce söylenen düşünceye gönderme yapar ve onu durumu değerlendirmedeki temel ölçüt olarak sunar. Sondaki right? ifadesi, cümleyi yumuşak bir onay arayışına dönüştürür. Konuşan kişi karşısındakinin aynı sonucu kabul etmesini bekler; kelimenin gerçek anlamıyla sayma hakkında bir cevap istemez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve “gerçekten önemli olan şey” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: In a friendship, honesty is ____.

Cevabı göster

what counts

In fact, in 2014, a Pew Research study found that Mexicans were the happiest people of the 43 participating countries,

6:25

Nitekim 2014 yılında Pew Research tarafından yapılan bir araştırmada Meksikalıların, aralarında Almanya, Fransa, Güney Kore, Japonya, ABD ve Birleşik Krallık'ın da bulunduğu

which included Germany, France, South Korea, Japan, the US, and the UK.

6:31

katılımcı 43 ülke arasında en mutlu insanlar olduğu ortaya çıkmıştır.

One Mexican news media outlet wrote a story with the headline,

6:35

Bir Meksika haber medyası kuruluşu şu manşetle bir haber yazdı:

"Mexicans: fat and happy, hardworking."

6:37

"Meksikalılar: şişman ve mutlu, çalışkan."

People have actually addressed this phenomenon and said one factor is that Mexicans have much stronger family ties, Anlatım akışı

6:40

İnsanlar aslında bu olguyu ele almış ve bir faktörün Meksikalıların aile bağlarının çok daha güçlü olması,

Anlatım akışı

one factor is that: Katkıda bulunan bir etkeni sunmak

One factor is that, bir sonuçla ilgili birden fazla açıklama arasından katkıda bulunan etkenlerden birini sunar. That'ten sonraki yan cümle etkenin ne olduğunu belirtir; bu cümlede söz konusu etken daha güçlü aile bağlarıdır. Ancak bunun sonucun tek nedeni olduğu söylenmez. Bu yapı dikkatli bir açıklama kurmaya yardımcı olur: one factor + is that + tam bir cümle. Karmaşık bir sonucun birden fazla nedeni olabileceği durumlarda iddianın kapsamını açık tutar.

Alıştırma

Birden fazla neden arasından katkıda bulunan bir etkeni sunan ifadeyi seçin: ______ family ties are strong.

  1. This proves that
  2. One factor is that
  3. The reason is that
Cevabı göster

One factor is that

but also live a more active public life.

6:45

aynı zamanda daha aktif bir kamusal yaşam sürmeleri olduğunu söylemişlerdir.

While we hear a lot of negative news about Mexico, Anlatım akışı

6:47

Meksika ile ilgili birçok olumsuz haber duysak da,

we don't generally hear about the warm climate, community spirit, rich history, beautiful beaches,

6:49

sıcak iklimi, topluluk ruhu, zengin tarihi, güzel plajları,

the streets often full of music and celebration,

6:54

genellikle müzik ve kutlamalarla dolu sokakları,

the general daily joie de vivre. Kültür

6:56

ve genel günlük yaşama sevincini pek duymayız.

Anlatım akışı

Bilgi karşıtlığı kalıbı olarak While we hear ... we don't generally hear about

Burada while bir zaman ilişkisi değil, karşıtlık kurar. İlk yan cümle sık duyulan bilgiyi belirtir; ana cümle ise dikkati daha az ilgi gören bilgiye çevirir. Bu kalıp, konuşanın ilk noktanın yanlış olduğunu söylemeden onu kabul etmesini ve ardından gözden kaçan bir yön ekleyerek tartışmayı yeniden dengelemesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle yaygın olarak aktarılan bir bilgiyi kabul edip ardından gözden kaçan bir yönü tanıtan kalıbı kullanır?

  1. We don't hear about the school's test scores or its arts programs.
  2. While we heard the announcement, the bell rang.
  3. While we hear a lot about the school's test scores, we don't generally hear about its arts programs.
Cevabı göster

While we hear a lot about the school's test scores, we don't generally hear about its arts programs.

Kültür

joie de vivre: canlı bir yaşama sevinci

Joie de vivre, İngilizcede bir bütün olarak isim öbeği şeklinde kullanılan Fransızca bir ifadedir. Hayattan canlı ve enerjik biçimde keyif almayı anlatır. Bu cümlede daha önce anlatılan müziği, kutlamaları ve sıcaklığı özetler. Yalnızca kısa bir mutluluk anını değil, yaşamaya duyulan sürekli bir coşkuyu ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi, hayattan enerjik biçimde keyif alma anlamına gelen Fransızca kökenli İngilizce ifadeyle tamamlayın: Maya's laughter and curiosity showed her ____.

Cevabı göster

joie de vivre

Speaking of living the good life, Anlatım akışı

6:59

İyi bir yaşam sürmekten bahsetmişken,

Anlatım akışı

Speaking of: eski bir konudan bağlantılı yeni bir konuya geçmek

Speaking of, konu değiştirmeye yarayan bir bağlantı ifadesidir. Az önce sözü edilen bir şeyi yeniden ele alır ve ilgili bir noktaya geçmek için köprü olarak kullanır; burada living the good life, ardından gelen içerikle bağlantıyı kurar. Speaking of ifadesinden sonra bir isim grubu, zamir veya -ing biçimi gelir. Yalnızca konuşma eylemini anlatmaz; yeni düşüncenin neden akla geldiğini dinleyiciye gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız az önce Seul gezisinden söz etti. Hangi yanıt bu konuyu bağlantılı bir düşünceye geçmek için köprü olarak kullanıyor?

  1. By the way, my pencil needs sharpening.
  2. Speaking of have you tried, the new Korean restaurant is nearby.
  3. Speaking of Seoul, have you tried the new Korean restaurant nearby?
Cevabı göster

Speaking of Seoul, have you tried the new Korean restaurant nearby?

be sure to check out and subscribe to our new YouTube channel called Fuzzy and Nuts.

7:00

Fuzzy and Nuts adlı yeni YouTube kanalımıza göz atmayı ve abone olmayı unutmayın.

This week, Fuzzy wins the lottery, and as you might expect,

7:04

Bu hafta Fuzzy piyangoyu kazanıyor ve tahmin edebileceğiniz gibi,

his arch nemesis Nuts laughs and looks on as chaos ensues. Öbek fiiller

7:06

ezeli düşmanı Nuts gülerek kaosun ortaya çıkışını izliyor.

Öbek fiiller

looks on: katılmadan kenardan izlemek

Looks on, bir şey olurken kenardan izlemek, katılmamak veya müdahale etmemek demektir. Bu cümlede Nuts, karmaşaya katılmak yerine onu izler. Bu anlamda look on doğrudan nesne almaz. Olay çoğu zaman as veya while ile başlayan bir yan cümlede gelir: someone looks on as/while something happens. Bu yapı, anlatıcının gözlemciyi olaya karışan kişilerden ayırmasını sağlar.

Alıştırma

‘Katılmadan izledi’ anlamını vermek için look on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: As the volunteers repaired the fence, Maya ____ from the porch.

Cevabı göster

looked on

Give it a watch and learn a thing or two, Deyimler

7:10

Bir izleyin ve bir iki şey öğrenin,

Deyimler

learn a thing or two: birkaç yararlı şey öğrenmek

Bu cümlede learn a thing or two, “yararlı veya ilginç birkaç şey öğrenmek” anlamına gelir. Thing or two kesin bir sayı belirtmez; miktarı rahat ve alçakgönüllü bir şekilde ifade eder. Bu kalıp genellikle bir öneriyi samimi göstermek için kullanılır: içerik eğlencelidir ve izledikten sonra biraz daha bilgili olabilirsiniz.

Alıştırma

“Give it a watch and learn a thing or two,” cümlesindeki vurgulanan ifade neyi ima eder?

  1. Programın bir şey öğrenilemeyecek kadar zor olduğunu söyler.
  2. Yararlı bazı bilgiler edinebileceğinizi ima eder.
  3. Kesin olarak bir veya iki bilgi öğreneceğinizi vadeder.
Cevabı göster

Yararlı bazı bilgiler edinebileceğinizi ima eder.

'cause we think you're going to love the show just as much as we love making it. Notlar

7:12

çünkü programı bizim yapmayı sevdiğimiz kadar sizin de seveceğinizi düşünüyoruz.

Kelime

'cause: because sözcüğünün gayriresmî biçimi

Burada 'cause, because anlamına gelir ve önerinin nedenini açıklar. Baştaki kesme işareti, because sözcüğünün başındaki be- bölümünün atıldığını gösterir. Bu, günlük konuşmayı yansıtan gayriresmî bir yazımdır; cümlenin neden bildirme işlevini değiştirmez.

Alıştırma

Hangi cümlede 'cause, because anlamına gelen gayriresmî bir bağlaç olarak kullanılmıştır?

  1. We left early 'cause the road was closing.
  2. Heavy rain can cause delays.
  3. The cause of the delay was traffic.
Cevabı göster

We left early 'cause the road was closing.

Dilbilgisi

Eşit dereceleri karşılaştırmak için just as much as

Bu cümlede just as much as iki duygunun derecesini karşılaştırır: izleyicinin programa duyması beklenen sevgi ile yapımcıların onu yapmaya duyduğu sevgi. İki sevgi düzeyinin eşit olmasının beklendiğini anlatır. just bu eşitliği vurgular. Kalıp fiil + just as much as + cümlecik şeklindedir. Karşılaştırılan kişiler veya eylemler farklıysa ikinci as'ten sonra we love making it örneğindeki gibi tam bir cümlecik gelebilir. Burada much, sayılabilen nesnelerin sayısını değil, dereceyi belirtir.

Alıştırma

Eşit keyif derecelerini karşılaştıran dört sözcüklü just ... as kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Nina enjoys solving puzzles ____ Omar enjoys building models.

Cevabı göster

just as much as

See you next time.

7:15

Bir sonraki sefer görüşmek üzere.